PDA

Tam Sürümü Görüntüle : Arzu Altınçiçek


Sayfa : [1] 2

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:19 AM
-Yıkık Ağustos-
I

Üzerine düşen
- iri ela gözlerin gölgesinde
Bir avuç su
-küçük kasede-
içinde birkaç yasemin

bayılırdı bu kokuya küçük kız
Kaybettiği ablasını hatırlatırdı


II

Karşısında daha da iri bakışlarla
Güçlü duruşunun altında
Bitmiş bir kadın...pencerede

Çeşme’nin sert rüzgarında
Beyaz beyaz yuvarlanıyor
Şiir yazdığı kağıtlar
Yelkenliyle süzülüyor hayalleri

Anılarda kurumuş Ege’nin tuzu
Kurağında acı
Umutları boğuluyor mavisinde

III

Elleri değiyor
-mum kokulu bedenine-
Gözlerindeki dikenli tellerden
Süzülüyor kuduz yalnızlığın salyaları

Arsızca boy gösteriyor saçlarında
Kaç kabuslu gecenin mezarcısı -yıllar-


IV

Küçük kız seyrediyor
Her zamanki gibi sessizce

-Anne
Hadi deniz kıyısına inelim
Dalgalara bırakmak istiyorum
Küçük kırmızı sandalımı – diyecek ama

Boğazında düğümleniyor her seferinde
Boyu ile aynı tekerlekli sandalyeyi itmeye
Gücü yok

Annesinin kalkmaya gücü olsa keşke.

V

Zorlanarak attığı birkaç adımdan sonra
Ellerini tutuyor annesinin
Gözlerine bakmıyor-bakamıyor-
Biliyor çünkü
Altı yıldır aynı yaşlar düşer yüreğine
Ve altı yıldır aynı sessizlik

VI

Dalıp gidiyor annesinin kilitlendiği pencereden
Martılar nasıl da dans ediyor
Kıskansa da yüzünde küçük güller açıyor


VII

-Anne,
Ablamla, babam da görüyor mudur kuşları?
Bu deniz gidiyor ya taa uzaklara
Bak hani orda bulutlarla birleşiyor
Oraya kadar gitsem
Yaseminleri toplayıp bahçeden
Görür müyüm onları?

Babam denizi, ablam yaseminleri severdi

Ben Ağustos’u sevmiyorum artık anne
Keşke gitmeseydik İstanbul’a
O zaman hala yanımızda olurlardı değil mi?

VIII

Gözlerini yumar küçük kız
Siyahında kanlı bir film seyreder

Çatlak duvarlar
Yıkık binadan çıkartılan çocuklar
Gözü yaşlı, şaşkın bakışlar

Durduğu yerde sallanır
Korkar ve basar çığlığı

-Anneeee deprem oluyor –
sarılır annesinin dizlerine

IX

Sıcak ve titrek elleri okşar saçını
Korkma kızım, sadece kalbin hızlı atıyor
Çatımız yerinde duruyor, aç gözlerini bak.

X

Bir küçük kız
Bir de büyük kadın

Sesleri hala çatlak
Soluklarında yıkık duvarların tozu
Anılarında yıkık bir Ağustos

XI

Sahi sizler nasıl unuttunuz?

____

Bugün doğum günün.. ben yıkık anılar altında ezik de olsa gülüşüm yine de söndüreceğim mumlarını can dostum....ela gözlerin ve gülüşüne toz değdirmedim ama çok özledim...rahat uyu.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:19 AM
Zaman Uyuyor
Issız, dört duvar arasında ki karanlık
Sessizlikte bir çığlık
Zehirini akıtıyor akrep yelkovana
Tik taklarla susuyor şarkılar
Suskunluk ninnisini söylüyor
Uyuyor yaşam.

Kendi varlığını bile unutmuş zil
Çalsa da sesini tanımaz
Bam teli...gam teli olmuş
Çoktandır kapı çalınmaz

Birikmiş eski gazetelerde
Hayat katlı duruyor
Örümcek ağı tutmuş pencereden
Uğurlanacak can görünmüyor.

Gözetliyor koca şehri
Gecenin bekçisi uykusuzluk
Şafak bekliyor
Yıldızların ıslığını susturun
Güneşin göğsünde, zaman uyuyor.
14/5/o4


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:19 AM
(ya) Saklı Kent
Kendimi bildim bileli, aralar güneş siyah perdemi ve kapatırken, takılır yorgun kanatlarına serçelerin bulutlar. Ardı sıra bakarım sarı saçlarının.
Kâh yıldızları toplarım, kâh sularıma çekerim…çekilirim.

Akşamdayım...

Boğazımda sular. Kesiklerim olur kör bıçaklar sonrası…kudurur içimde isyan, köpürürüm beyaz beyaz.

Kuş bakışı düşer caddelere karanlık. Boş kalmış banklara bakar durur ay; ben gibi. Kaç özgürlük yarası varsa uğruma dikilen bayrakların ve saramamış kaç kadın varsa tenine, aynasında kanar geçmişim yarına hep yüzüm ak.

Sınırlarımı bilmem, kaç millet vardı kapımdan giren. Kaç dilde yaşadım sevdaları, acıları. Kaç renkte aktı gözyaşım ve kaç yaşındaydı açlıktan uzanan eller? Kaç mezar taşsız kaldı toprağımda ya da kaç ölü, mezarsız savaşlarım sonrası. Kaç çeşitti ölüm?

Hepsi, hepsi ben içindi de, ne oldu? Neydi uğruma dökülen kanlar, arzulu bir beden için miydi? onca kırmızı! ...

Bir semt pazarının bitişi gibi içimdeki ruhum. Çürük, kokmuş ama yine de üşüşmüştür üzerime eller… avuç avuç koparırlar bedenimi. Bir denizin mavisi hop oturur hop kalkardı, bir de ben.

Ayaza teslim morarmış bedenlere göz açar kuytu köşelerim. Sokak kadınları acıtır canımı, utanırım heybetimden. Çöplük karıştırır yaşlı adam, derin çizgili elleriyle bir kadın küflü ekmeği koparmaya çalışır ve paylaşır nefesi gibi kokan uyuz köpekle.

Kendime küfürler savurduğum rüzgârı sustururum …susarım.


Gecedeyim…

Tek tabanca saatlerin gümüş kurşunu vurur yalnızlığı. Uzarken daralan sokakta büyür bir sokak kedisinin gölgesi ve ırzındadır sessizliğin zarında ayağı aksak bekçinin düdüğü.

Uzaklardan, ta karşı kıyılardan görünür ışıklarım. Kale taşlarımın yıkıntısında kalmış anılar. Sesim yok, sıcağım da! neden hala bana açılır kapılar, neden yastığa düşen düşlerde bana uzanır yollar.

Bir kez gelmeden, bir kez olsun göğsüne çekmeden nefesimi, rengarenk duvar örerler düş kentleri sınırlarına.
Her taşında beni çıkarlar, her pencerede bana bakarlar ve yol bitimi mavi bir tabelada ismime ses olur bakışlar.

Gölgeler uzar, caddeler uzar, gece uzar…

Harita üzerinde kırmızı bir çarpıda, ya da mavi bir dairedeyimdir.
Belki sandalye üzerindeki pantolon cebinde katlı bir otobüs biletiyim ya da kapı ağzında tıka basa dolmuş bir bavulun kilidindeyim.

Bakışlarının en son noktasındayım ya da kara tahtada bitmiş bir tebeşirin beyazındaki hayaliyim köy öğrencisinin. Ağaya başlık parası ödemek için ekmek kapısıyım bıyığı terleyenlerin. Yüksek bina görmeyen, okuma yazma bilmeyen, elleri toprak kokan ırgatın avucundaki duayım,
ya yavrusu bendedir ya eri, ya namusu...

Karanlığı yırtan deniz fenerlerini kıskanır ezanlarım. Minareden düşer ses, bir kilisede yakılır mumum.

Yorgun düşlerin ardında aralanan gözlerde gerinir eski ağaçlarımın dalları.
Sabahında çığlık çığlığadır güneş…gurbet türküsüyümdür yaprağa sarılan tütünde…Ağlarım… ağlatırım çiçekleri

Sabahtayım…

Dökülür soğuk terleri yolculuğun. Serinliğinde titrer yürekler, dudaklar ama içinde gümbür gümbürdür ayak sesleri. Tahta bir kapı gıcırdar, bir el uğurlar, su dökülür ayak izlerine…. İşte bilmediğim bir yerden daha gelir Ayşe, Fatma, Ahmet Mehmet, güneşi sırtlanmış, sıcak hayalleriyle.

Ben şimdiden yanarım, yakacağımı bildiğimden belki de...

Bilseler o kadar kolay değil bu kentte yaşam.

Kaç hükümdarlık yıkıldı, kaç sultanın parmağında değişti kaderi. Kaç devrim battı, kaç parti oynadı. Depremler vurdu, terör vurdu, kardeş kardeşi vurdu çıkarlar uğruna.Her devrimde yenilendi yüzüm. Her başkanda yollarımdan söküldü parkeler, asfaltlandı utançlar sözüm ona. Kiralarım arttı, arabalarım çoğaldı. Sadece havlıyorlar diye katledildi sokak köpekleri. Her yanımda onca el… kaç parmak izi var bilmiyorum darağacımdaki ipte. Yükseldikçe yükseldi binalarım, insanlarım küçüldü, insanlıksa şimdi sadece gölge…

Şimdi anılardaki yolculuğunuzda keşkeyim, belki de pişmanlığınız…

Belki de çocukluğunuzda mavi çizgili defterinizden kopan kağıtta, altı sütunlu oyunun en zoruyum…

İsim – şehir – bitki –hayvan – not-artist

Söyleyin acaba ben neresiyim?

Kudsiyyetin neresindeyim?




*Korza tematik çalışmasına yazılmıştır.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:19 AM
Zamansız Yalnızlık
Ellerin titrer dudakların gibi
Gözlerin tedirgin, kirpiklerin nemli
Sözlerin şüpheci, tavrın ürkek
Yıkık bir sevdadan çıkmışsın besbelli
Parçalanan bir yürek var bedeninde
Bedenin kırmızı..
Yüreğinde kan.
İhanetin parçaları kanından damlayan
Gözyaşı değil,
Yitirdiğin sevdandır yanağından akan.
Boğazına takılan hıçkırık
Tükenen sabır
Yine zamansızdır yalnızlık.
Zamansızdır akşamları hüznün
Kederin, isyanın, haykırışın
Zamansızdır zamana teslimin.
Gözlerin boşluktadır
Belkide asılı kalan bir çerçevede
Hıçkırığındır kulağına gelen
Yansıtmıştır dört duvar üstüne.
Yalnızlığın, dalgınlığın, isyanların
Yitip giden yıkık sevdanla birlikte
Zamansız yalnızlığın düşmüş üstüne.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:19 AM
Zevk noktası
sus...
duymasın
Kıskanır
boynu bükük virgüller

Şiirlerde

Ünlem sen
G/noktasında
ben

sonra
üst üste
iki nokta
kulaktan kulağa

Aç parantez tenim
Kapa parantez tenin

Üç nokta koy yan yana
orgazm olsun şiirin

Ellerini yıka!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:19 AM
Yezit aşk
Küllerin arasında
Alev alev ayak izlerim
Oysa koca bir mevsim geçti
Yangınından

Aşk; tutuşturup geceyi, kan ter içinde uykusuzlukla kavgaya düşürür gözlerimi. Yatağın yarısı soğuk duvar, yarısı depremde. Saç diplerimden boncuk boncuk düşer yalnızlık ve dizilir penceremde siyah ipe. Sabır mı çeker boncuklar, zincirleşir de boynuma mı dolanır sensizlik, çözülmez!

Sessizliğin ıslığı vurur altı duvara. Sokak lambasının ışığına yakalanır küçük saksıdaki fesleğen, kokusu çoktandır avucumda uykuda, o bilmiyor!

Tenimde karıncalar dolanıyor, bir yanım uyuşuk. Ellerimi sürüyorum dudaklarıma...dudaklarım çatlak! Boynuma dokunuyorum, nefesini düşünüp, izlerinde diken diken anılar.

Her ayrılıkta ölüp, yeni bir seste, yeni isimlerle doğmak güzel. Hele ki yeni dokunuşlar tende, baharı bulan kelebekler gibi, özgürce... Aslında, mevsimlerde tutuklu o kadar çok büyüyen yanım var ki... Nisan sancıları sonrası, inadına her bahar yeniden doğar içimdeki çocuk. Bedensiz, cinsiyetsiz, hatta isimsiz.

Herkes bir isim takar nasılsa! ! ! Önemi var mı? – yok. Çocuk işte, bahar çocuğu....Anası yaz, babası kış.

Karanlıklarda uzar gölgem, kısalır ellerim, ayaklarım – ki boyum zaten kısa. Yirmi dördünde bir nokta koyar kara kalemi günün. Bir noktada daha bırakırım bir günlük büyümüşlüğü. Dün bugünden gençtim deyince eğilir ünlemlerim!

Tütüne sararlar da efkarları, peki ya ben? Hiç başlayamadığım sigara dumanına şekiller yüklemek isterim, her defasında ateşini çalar küçük böcekler... Bahçendeki ateş böceklerine kanma, hepsi hırsız. Kaç kıvılcımımı çaldılar karanlığı yakmak için.

Bardaklar sıralanır masamda ve şişelerdir kavalyelerim. Güzel bir tangodur sarhoşluğum. Her kirpiğime mum diker duvardaki gölgem, mum kokar altı duvarım. Kırmızı kostümüyle dudaklarım çıkar ortaya, titrer sesimde şarkısı aşkın...sahi duyuyor musun?

Kimsesiz saatlerdeki kalabalıklar iyi tanır beni. Hep onların arasından süzülürüm rıhtımsız kıyılara. Dalgalar sokulur, kayalar fısıldar – işte yine geldi- (m)
Gece ıslanır, zamansa boğulur bu sularda... bir ben yangındayım, bir ben...


Oysa kaç dalgada yıkandı
Düş kumsalların

Denizlerde esen masalmış aşk. Lacivert çarşaf altında oynaşan gizli ayıplar belki de. Açıldıkça üstü, bekaretini bırakmış. Şimdi yüreksiz bedenlerde, çatısız duvarlar arasında işini yapan, süslü kaldırım kadını gibi –bin bir surat! Bir çırpınış ki sorma gitsin. Serilip, sevdirip, süzülsün gitsin....en iyi yaptığı da bu değil mi zaten.

Yaşlı bir martının sesinde, akşamın bitmeyen şarkısı. Yorgun keman sesi kadar hüzünlü. Yükseldikçe çığlığı, tam şurama batar yalnızlığın mührü ve damgalanır tenimde yokluğun. Bağırır martı, bağırır kadın ve inadına susar ıslahsız yalnlızlık.

Ezanla başlar şehirde sabah. Bilir misin, her sabah ezanında ağladığımı? Sanki Tanrı’nın dizi dibindeyim de, hissederim saçlarımı okşadığını. Günahlarımdan arınırım.

Cennetten çaldığım yağmurla, dudağımdasın işte....Tuana.

Katık ederim güneşi, zifiri ve zemheri akşamlar için. Kumlarda silinen kalpler gelir gözümün önüne, bir de sözde aşkların baş harfleri. Deniz kestanelerinden noktalar kalır, isimler silinir, kalpler silinir... aşk mı? ihanetleri kusar denize.

Bir sandala yükler huzuru, kürek çekerim doğan güne. Oysa hep tersine akar, gün yerine ayadır kulaçlarım. Sular çekilir, gün çekilir ve gerilir hüzün bulutlarım rüzgarda. Yelkenlerimdir hazan gülleri, savurur taaa uzaklara, sanma ki ulaşılmazdır adresim, gözlerini yum bak, tam o karanlıkta demirlerim. Ne kadar yakınmış değil mi?

Bir olta ucunda lokmadır hayatla ölüm. Ya kapar kaçar yaşar balıklar, ya da kapılır eşlik eder masamda. Bense her halde yaşayan ölü...

Bu suları seviyorum biliyor musun, o kadar çok yıldız var ki bir ayağı kırık... Kör topal gittiğim çıkmaz yollarda yoldaşlarım. Hani benim için toplayacaktın ya sağlamlarını, bırak kalsın! Işığım olsun sana...

Bu sahiller iyi tanır beni. Kaç taşta, kaç kez sektirirdim küfürlerimi. Kaç şeytan minaresine ağlardım masumca, onlar bile bıraktı şeytanlığı.

Küçük bir rüzgar çıkardı dalların arasından, büyüyerek gelir dalgalarda. Tenimde esendir mevsim, terimde eserdir gidişin...Hangi bulut sürükler bizi... Bir ben miyim esen, bir ben mi? Oysa yüreğim yangın yeri, isidir alnıma çalınan...

Bir hiçmiş AŞK...
Ne yangında büyür
Ne denizde çoğalır
Ne rüzgarda dolaşır

Aşk var ya aşk
Tam şuramda
Tende mühür
Terde şavk

Bir hiçmiş Aşk
İstediğinde doğar
İstediğinde batar
Bitkin canıma

Aşk var ya aşk
Haydi kop da gel
Bekliyor seni
Tam şuramda...

Hoş aşka inanmam da
Hani derler ya
-ya tutarsa!


Hayaller ülkesi, 2005


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:19 AM
Yorgun ve küçük adımlarıyla
Köşesine çekildi
Bildim bileli konuşmaz

Çentikler arasına sinmiş gözlerinden
Şimdiden düşmeye başladı
Birkaç damla

Saatler ilerledikçe
Göğsündeki kafese
Küt küt çarpar
Beyaz güvercinlerin kanatları
-bilmez ama duyarım-

Titremeye başladı elleri
Yarına çıkınca
Açılacak genç kızlığından
Hercailer işlenmiş
Çeyiz sandığı
-yeni gelin heyecanında, anlarım-

Sararmış mendilde
Uğurlarken yarısını,
Kestiği bir tutam saç
Hala barut kokar

Rengi akmış
Nerdeyse silinmiş resimler
Rutubetle yapışmış
Yıllardır gire çıka
Maziyi gömdüğü
Karanlığa
-özlemler canını yakar, sezerim-

Derin bir nefes çekiyor işte
Duvardaki resme baktıkça
Hele ki radyoda
Çalıyor ya böyle günlerde
Kahramanlık türküleri
Yanık-yanık
-içinden de olsa mırıldanışı, duyarım-

Dizlerine başımı koydum
Yıldız yağmurlarında
Ruhlara açtığın ellerini
Dolaştır saçlarımda

Hayallere sarılırken
Tütsülediğin
Al yazmanı çıkar göğsünden
Ser AYYILDIZın gölgesine
Kanı kurusun şehidinin

Döksen de koca bir ömrü
Takvim yapraklarıyla
Her yıl bir kez daha ölürsün
18 MART’ta
-SAKLAMAM...

sen gibi ağlarım NİNEM...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:19 AM
Yıkık Sevdalar/II
Tüketilen sevdaları yetiştirmeye çalışıyorum
Kırılan umutlarımı yapıştırmak
Akıttığım yaşları boşalan pınarıma doldurmak
Bulutlara takılan gözlerini
Rüzgarın sürüklemesini istiyorum.
Camdaki buğuda adının kaybolması gibi
İzi gitsin istiyorum açtığın yaranın.
Senin için fal tuttuğum papatyaları
Tekrar ekmek istiyorum kırlara
Saçıma taktığın gelinciği dalına kondurmak
Defterimde kuruyan kelebeğe can vermek istiyorum
Görüyormusun sevgi yaşarken neleri tüketiyor
Doğayı...canlıyı...ruhu
Ya kazanılan ne var elde
Ardında kalan ne var *******i kurulan hayallerin
Ayaz akşamlarda yalnızlık
Kuruyan onlarca gül
Katettiğim yollarda
Fırlattığım gövdeler papatyaların
Beyaz yaprakları gölgelerde
Aşkım için kırdığım kalpler
İsyanlarım, başkaldırışım seni kabul etmeyenlere
Dilek tuttuğum bilmem kaçtane yıldız
Yeni umut dediğim penceremdeki güneş
Gözlerin kadar soğuk oysa
Yalnızlığımla titriyorum dokunamıyor bana
Tükenen kalemler beyaz kağıtlarda üretilen şiirler
Mısralarla dokunuyorum yıkık sevdalara.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
*Böyley(d) im
-Ben böyleyim
ara ara kaybolurum kendime bile-

Kırılan her sevdanın
Taşlarını toplar
Duvarlar örer
Geçerim arkasına

-Ben böyleyim
yana yana özlesem de susarım-

Canımı kim acıtırsa
Daha çok bağlanır
Son umutla saldırır
Üstüne haykırırım


-Ben böyleyim
koşa koşa giderim peşisıra-

Aşk lazım derim
Sol yanıma
Şiir, şarkı gerek
Bir kadehte yudumlamaya

-Ben böyleydim-

Sen geldin de karşıma
Duvarlarım yıkık
Tenimde bahar
Adımlarım rüzgarla yarışta

Kalemim aşk sarhoşu.
Bir şişe -kırmızı - devrildi sol yanıma...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
Yıkık Sevdalar
Dağın arkasında doğar gözlerin
Güneş ardında kalmış saçlarının
Bir su birikintisine düşmüş dudakların
Dalgalarda tebesümün
Bulutlarda sevdan.
Dün baktım da gökyüzüne
Göç etmeye başlamış leylekler
Hüznü düştü gözlerime
Bu yaz da yoktun her yazdaki yokluğun kadar.
Kollarım, gözlerim, sevdam
Kuşların bulutlara bıraktığı iz kadar.
Bak, güneş seni bekler doğmak için
Sular durgun,
Heyacanını arar sahiller
Sen gelki coşsun dalgalar
Sensizliğin sessizliğini dağıtsın martılar
Sen gelki avuçlarımda yüreğim, bekletme beni
Düşürme umutlarımı bir sonraki yaza kadar
Hatta yarın doğacak güneşe kadar
Gel al yüreğimi ellerime ağır geliyor yıkık sevdalar.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
*Mevsimsizim


Karanlık sularda uzuyordu
Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyordu şehir….


Sokak lambasına yaslanmış, balıkçıları izliyorum. Islak ağları hazırlıyor nasırlı elleri, umutlarını katlıyorlar yığıntılarda. Ay yorulmaya başladığında dökülecekler mavi yollara.

Ürkütücü sessizliği…mevsimin bu aylarında başıboş bırakılmış küçük bir kasaba burası. Hani yaz tatillerinde dolup taşar ya, her bankın önünde çekirdek kabuklarının olduğu, renkli ışıkların altında uzatılan külahlarda küçük mutlulukların tadıldığı, yeni “merhaba”ların, hatta gönülde yeni kıpırdanışların başlandığı…ve hep bildik vedaları olanlardan.

Ne zaman yalnız kalmak istesem, terkedilmiş sahillere vururum kendimi. Boş caddelere baka baka, ayak izlerinin ardı sıra hayaller kurarım gidenlere. Yitik sesleri olur ıslığım ve derin bir nefeste soluklarım yalnızlığı.

Sahil boyu uzanır kale duvarları. Sur diplerinde sabaha sızacak ayyaşlar, sönmüş ateşin etrafında şarap şişelerinde yansıyacak güneş.

Gece kim bilir neleri saklar kendinde, kaç küfür savrulur yıldızlara ve kaç taşta sektirilir isyanlar dalgalı sularda, bilinmez.

Oysa bildik acılardır insanı kahreden ve hep bildik çaresizlik. Hele ki kör bıçaksa aşk...kesikleri kapanmaz, kanar…acır…acıtır.

Yalnız adımlamak buraları ve dolaşmak anılarda gözü yaşlı. Keşkelerim dökülür yağmurla yanaklarımdan ve suskunluğum… ve yorgunluğum… ve yokluğun daha ne kadar acıtır canımı! neden acıtır!

Mum ışığında küçük bir masada beş kişiydik, türküler dolduruyordu geceyi ve şiirler… Kağıt bir peçeteden beyaz gül bırakmıştın avucuma. Gözlerimde susmuştun hani, gözlerinde susmuştum.

Sigara dumanında şekil şekil yükselirdi yüreğindeki yangınlar. Peş peşe sarardın özlemleri hazan yaprağına. Efkarları sen çekerdin, karanlığında ben tüterdim. Anason kokardı şarkılar, ince belli bardakta demli bir çayda yudumlardın sarhoşluğu.

Buralar deniz kokar, ayaklarıma serilir laciverte çalınan mavi. Martılar kanat açar, ben uçarım gözlerinde. Gümüş balıklar geçer kurşun misali, tuzunu bırakır dalgalar, mavi yarama.

Ay yükselir, sular çekilir, birkaç deniz yıldızı kalır baş başa ölümle. Bir de ben sensizlikle.

Kaç kırışmış şiirimsin! Ne ölçüsünü buldum, ne sesini. Sil baştan kaçıncıya başladığım yazısın belki de ve anlamını bulamamış karalamalarsın. Bir rüzgarda savrulan isyanımsın “sen benimsin” diyemediğim.

Sonu bildik öyküdeyiz aslında. Adamı sen, kadını ben. Aşksa satır aralarında kalır, hep anlatılan “ bir varmış, bir yokmuşta”. Renkler düşer uykulara alaca bulaca. Rüyalar bile yorgun.

Olmadık anlarda düşersin yastığında yokuş aşağı ve irkilirsin ya, işte senin yanında sensizliği yaşamak öyle.Göğsüne yaslı saçlarımda dolaşırdı parmakların ve bakardık bu sahilde uzaklara.

Şimdi daha da uzağa bakıyorum yer gök dipsiz kuyu, sınırı yok.

Adaların ışıklarını sayardık…Karanlıktayım şimdi.Karşı kıyılarda rengarenk ışıklar düşüyor sulara, tepe taklak adalar. Aşk tepe taklak.

Avucumu kanatıyor kağıttan beyaz gül, karanlık sulara bırakacağım birazdan. Birazdan geceyi bölecek ve dağılacak sularda, kaybolacak sen gibi.

Bir mayıs akşamıydı baharı taşıyan gelişin.

Ama gitmem gerek bir tanem, belki bu yüzden mevsimsizliğim.

Saçlarımda hazan, tenimde temmuz, gözlerimde ağustos kıvılcımları, sevda bir adımı eksik, topal şubat. Sesimde nisan ve yüreğimde hep aşk “aralık”…dedim ya mevsimsizim.

Karanlık sularda uzuyor
Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyor şehir gözlerimde.

Hele ki bir de aşk yoksa doğan günde, yaşanır mı be! ! !



Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyor şehir gözlerimde. 'Yoksun' şiirimden alıntı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
Yıldız yıldız
Kaçıncı sabahına düştüm gözlerinin
Arzuların hangisine dokundu sıcaklığım
Mutluluğa hasret,dediğin sevdan
Kaçıncı tomurcuğunu açtı yüreğinde
Bak ilkbahardasın...
Bodrum’un kıyısında
Dalgaları gönderiyorum ayağına
Çalkantılı Marmara sularımı...
kat Akdeniz’in tuzuna.
Vazona küçük kır çiçekleri koy
Odanda bahar kokusu
Gecene gözlerimi ser
Koruyucun olsun dolunay
Yıldız yıldız bakayım sana.
sen uyu...mavilik gibi


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
“Eylül Tufan anısına “
'Ne zaman yaz geçse aklımdan, bir yanım deprem, bir yanım sen'



Hikayesi aynı aşklar yaşadım
Sonunda ne üç elma düştü gökten
Ne beyaz atlı prens buldu beni
Kaf dağının ardında
Kör mağaraya kapandım

Komşu komşuya bir olup
Yakamadık karabasanları

Kurtlara yem olmamak için
Gerek yok ormanlardan kaçmaya
Herkes aç...

Sağır sultan duydu aşkın yalanını
Kötü kalpli cadılar acıdı sevenlere
Pinokyo parmak çocuğa dönüştü
La fontén vazgeçti masalllardan
Kahramandan saydım ağlatanları

Omzumdaki melekler yoruldu
Ben akıllanmadım.

Hayat hep güzeldir diyenler
Ne kadar yalancı.

Bir ben sanırdım çürük duyguların sahibi
Besteler, dudağımın çatlağında hüzzam kesilirdi
Piyano gibi ağlatırdı hayat
Göz yaşlarımın birisi kara, birisi ak.

Bıçak kesiğindeyim.
Kırmızıyı sağar güneş kirpiklerimden
Yangınıma sağanak gidişin
Zamansız çöktü mevsim

Ağıtlar biriktiriyorum
Kaç şiirim boynu bükük ardında
Aşkımın kaç sancısı sesin bekler
Soluğumda kaç boğum -öldü deyişleri

Vedalar tuz buz toprağında

Kaç yürek atışında ağustos “Eylül” ağlar


Bilir misin?
bir peri kızı geçti buralardan
yedi cüceler uzadı gölgesinde
Sihirli elmalar soldu
Dört yapraklı yoncaları yuttu yedi karanfil.
Ceviz ağacında karga gakladı
Tilki ecel aldı kaçtı beyaz yüreğini.

- bir müddet yokum derken, bilemedik gidişin müeebet.

M e k a n ı n c e n n e t, t ü m ş i i r l e r y o l d a ş ı n o l s u n.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
Yine akşam oldu
Yine akşam oldu
Bir gün daha geçti sensiz
Birazdan çıkacağım işimden
Yola vuracağım kendimi
Yorgun beden eşliğinde
Evim bugün de sensiz.
Yine bir sofra kuracağım
Katığımda sevdam olacak
İştahımı tıkayan sensizliğim
Bardağımda biriktirdiğim yaşlar

Bir gece daha çökecek üzerime
Göğsüme yıldızların düşecek saçların gibi
Ay takılacak gözlerine bilirim
Dolunay benim ayım
Vazgeçmem bilirsin
Senden ve dolunaydan.
Ellerin uzanır da ay ışığına
Gururundan uzanmaz bana
Ay ışını tutar
Sıcaklığını yumarsın avuçlarına
Göğsüne bastırırsın sevdamı.
... uzaktır sıcaklıklar
Tenim tenine yangın her akşam olduğu kadar.
Bilirsin bu gece de bizsiz söndürecek karanlığını
Yerini güneşe teslim edecek dolunay.
Yine sensiz doğacak sabahım.
Senli günlere hasret yüreğim
Ha bugün ha yarın deyip seni beklerken
Bir gecenin gölgesinde verecek son nefesini
Yaşarken de ölürken de yine sensiz
Yine bensiz.................
....../ Yitip gidecek dolunayda deli sevdalar.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
Acı haber...nereye kadar!
Bir ağıt düştü akşamüstüne;

Bir tabut içinde dört bebek parça parça.
Poşetten sızarken kan
Bedenin yarısı kayıp
On yaşında gözü akmış bir kız.
Elinde oyuncak silahıyla
Kınalı saçlı bir çocuk.

Bir yangın düştü akşamüstüne;

Ay hançer şimdiden
Yıldızlar dikenli tel
Ana çığlığı
Çocuk feryadı
Baba çaresizliği gözlerde
Ciğerleri barut dolu
Bedenleri kapkara.

İnsanlığım düştü gözler önünde;

Suratımda dondu kahkaha
Şarkılar sustu
Gökkuşağı attı renkleri
Utancında kıpkırmızı
Mavi kesildi denizlerde
Dalgalar alevli
Sular bulanık.

Ve düştü zeytin dalıyla ak güvercin
Kopuk kafa
Kırık kanat
Tek bacak
Küçük yüreği dışarıda

Ölümün ne adı ne rengi kaldı.
Her yer karanlık
İnsanlık toprakaltı.

Tüm küfürler dilimde
Bir “ben” düştü suskuma

Y a ş a m a k s a …ş a n s e s e r i.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
Yine aşka teslimim
Her aşk sonrası çıkmaz sokaklara dalmışım...
Duvarlarda parmak izlerim,
Tırnak aralarımda mavi boyalı kireç tozları.
Yılların dilsiz suç ortağı bu kaldırım taşları
Şehir de, en az sen kadar yalancı.

Ahşap bir kapıyı öperken yakalıyorum tokmağı
sessizlik istiyorum
Bir top peşinde özlediğim çocukluğum...
Son durak olmuş tramvaya
Güneşe tırmandığım çitlembik ağacı

Her aşk sonrası bir şiir demlemişim...
Kadınları ince belli görmem bu yüzden
Öncesi yuvarlanmıştır şişeler
Beyoğlu’ nun ayyaşlığı bu yüzden
Sonu hiç gelmez eski tünelin.

Perde arkasında gözler var, biliyorum
Tüllere takılmış kelimelerin sesleri bu uğultular...
Bir sokak bana akar, bir cadde, bir şehir
Renklerini çoktan kaybetmiş sardunyalar
Ama biliyorum;
kaçacak başka bir çıkmaz sokak kalmadı bu şehirde.

Y i n e
a ş k a
t e s l i m i m.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
Açın yolları
 AÇIN YOLLARI


Mavi ışığın ses telinde, hayatın tınısı.
Yollar var uzun, yollar var kapalı.
Klaksonlar çalar, şehir aciz
Küfürler tanımaz kırmızıyı
Kayar hayat!

Karşılıklı iki cadde.
Göğsü delen iki siren.
Birinin telaşı var ölüme,
Diğeri dünya bilmez
Bir ses yankılanır gürültüde:
…ilerleyin!
Yollar var uzun, yollar var kapalı.
Açın kardeşim !

Bir serum taksak her şeye
Aksa damara hayat
Ölüm tutsak kalsa
Arka pencerede.
Bir soluk…pamuk ipliğinde
Dört teker üzerinde
Dörde katlı telaş

Açın yolları
Ölüme geç kalsın...

Açın yolları
Hayata çabuk varsın...

Klaksonlar çalar, şehir aciz

Çapraz kalmış iki araç,
İki beyaz... Kırılır birbirinde mavi

Sen büyüdükçe İstanbul
Acizleşirim daha çok

Lanet okurum yedi tepene
Hey siz de… açın yolları

Sussun sirenler
Dönsün mavi sessizce



** İki ambulans vardı
Biri dikiz aynamda
Biri karşıda

ve ben
duruyordum
Şehir gibi

Elim kolum bağlı
Kördüğüm caddeler gibi...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
Yine yeni yeniden
Köprü altı çizgide kalmış
Cansız küçük bedeni

Aç ya da ayaz yemiş
Hastalandığını bilmedi belki

Ayın on dördünde
Bir yıldız daha kaydı
Gördünüz mü?

Ne parladığını bildik
Ne yalnızlığını
Ne adını

Kim di
Kimin di
Kimiydik
Bilen var mı?

Yanakları solgun
Dudakları mor
Tiner kokusu sinmiş tenine
Toz duman rengi

Yaşam için saldırdığı
Onca pislik tırnaklarında

Bir torba içinde
Ölümü soluklarken
Nefesim acıtırdı canımı

Korkularından uzak
Korkuttuklarından da...
Kendi kendine kaldın
Tinerci

İlk kez dokunuyor biri
Saçlarına, yalnızlığına
Bahtından daha siyah torbada
İçime akıttığım yaşlarla
Arındırdım seni

Meleklerle oyun zamanın
Dokunamadığın yıldızlarda
Yaşayamadığın çocukluğunla
Kal

Yarın nasılsa
Gelir yerine
ve biz yine uğurlarız
Ahlarla vahlarla
Şimdiki gibi


Gözlerimde arınırken
-Kara bahtlı kör talihli-
Yine canım acıyacak


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:20 AM
Yine dellendik
Bir fırça geçmiş şehrin üstünden
Rengarenk sokaklar, evler, ağaçlar
Güneş vurmuş uykulu gözlere
Sevdalı bu sabah bütün bakışlar

Gülüşlerde bahar, seslerde müzik
Şarkılar cümbüş, hüzünler ezik
Bir dem vurmuş acımasız kalplere
Yeşillenen sevdada, aşklar gelincik

Bahar geldi gönül yine dellendi
Uçan kuşlar ardımızda söylendi
Biz geçtikçe kırgın dallar dirildi
Üşüyen tene yaz güneşi giydirdik


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:21 AM
Adın ne!
Sabah telaşı içinde
Bir karga kadar olamadım
Çalım sata sata dolaşamadım şehrin göbeğinde
Kuş bakışında düşüremedim alaylı duruşu
Küçük cüssemde kocaman baş taşıyamadım;
Korkak ama gururlu!

Oysa;

Nereye gitsem ben kokabilmeli şehir
Üzerimden geçerse bulutlar
Yağmurlar beni yağdırmalı

Hangi denize girsem
Dalgaları saçım sarısı
Kıyıları tenim tınısı olabilmeli

Her neye uzatsam elimi
Koparmalı ve basmalıyım göğsüme
En güzel şiiri ben yazdım demeliyim

Evet, evet şair olmalıyım
Sazın çıplak akordunda aşık da olabilirim
Aslında her şey olabilmeliyim

Takvimlerde gülüşüm
Saatlerde öpüşüm olabilmeli
Sevdiğimin odasında

Hatta odamda olabilmeli sevdiğim
Başucu kitabımın arasında
Küfür yazdığım notları saklayabilmeliyim

Nereye yanaşsam
Ben kadar uzaklaşmalı kötülükler
Acılar yıkanabilmeli gözyaşımda

En güzel aşk benim gönlümde
En sıcak seviş benim bedenimde olabilmeli
Ama dindirmeli de yumruğum savaşları

Her rengi saklayabilmeli gülüşüm
Gözyaşımda yaşam kara bağlamalı
Ve tek sözümde çözülmeli kördüğüm

Tüm yollar istediğim yere gitmeli
Ve güneş her gün bana doğmalı
Haftanın yedi günü ‘ben’

Ve akşamlar...
Tüm düşleri benden çalmalı
Yıldızlar sönük kalmalı yanımda

Dönüyorsa dünya eteğimde
Birikiyorsa mevsim saçlarımda
Ve susuyorsa aç bir çocuğun çığlığı

Çantama yapıştırdığım kağıdı
Ulu orta açıp okumalıyım
-Ya Sabır! ! !

.....

Sabah telaşı içinde
Çalım satan karga kadar olamadım belki
Ama;

karganın da olamayacağı kadar
Z a v a l l ı y ı m
A d ı m
İ N S A N.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:21 AM
Adında olmayan harfleri seçtim
Dudağımda AŞKtın
Yokluğunun ateşli saatlerinde
Dilimi nasıl ısırdıysam öfkeyle
Suskum oldu kanlı harfler
Nasıl söylesem ki
Boğazıma takıldı teki
Dudağımdan A...K tın


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:21 AM
Yine yeni yeniden derler ya hani!


Merhaba şiir dostları;

Yıllardır internet üzerinde paylaştığımız duygularımız, kurgularımız, yaşadıklarımı ya da yaşananlara şahit olduğumuz dizelerimizle, bir duruşla ortadayız bu sanal pencerede.

Kimi yazılanlara bakar, kimi yazanların neler yaptığına.

Biliyoruz ki; hiçbir site ya da portal yönetimi ortalığın karışmasını, gereksiz kavgaların, iftiraların, polemiklerin yaşanması için bu hizmeti bize vermiyor.

Alıp verilemeyen nedir bilinmez… sanılır ama ya kimi olmak istediği gibi görünür, kimi olduğunu saklar, kimi de şeffaftır. Bu durumlarda dahi herkes istese de istemese de bir şekilde sıçrayan çamurlardan nasibini alıyor.

Paparaziler, sahte isimlerle yazılan- gerçek isimleri- deklare eden mesajlar vs.

Bu ortamda en güzel şey de insanların hala bir şeyler üretiyor olması, yılmadan, kulak asmadan.

Türkiye’nin ilk şiir radyosu Radyomedcezir olarak yüreklerinizin sesi olduğumuz dönem süresince bizler de çok darbe aldık, almaya hala da devam ediyoruz.

Paylaşılamayanın ne olduğunu biz bilmiyoruz açıkçası. Çünkü bu ortamlar ticari kâr amacı güden yerler değil sadece şiirlerinize ses olabilmek için yönetim fedakarlığıyla hizmet veren ortamlar.

Oysa şu an baktığımızda acı bir tablo ki, bölündükçe bölünür oldu radyolar, programlar, programcılar. El birliğiyle çok güzel bir ekip kurup mesela _TRT_ gibi tekel üzerinden şiir radyosu kurulsa açıkçası şiir adına daha çok sevinirdik.

Yine de belirttiğimiz gibi, burası ticarethane olmadığı için, rakip, rekabet, kırgınlık ya da kızgınlık söz konusu değil bizim açımızdan.

O kadar spekülasyonlar, asparagas haberler var ki şart oldu diye açıklamak zorunda hissediyoruz olanları.

Sanal radyolarda herkes gönüllü program yapar, o nedenle isteyen istediği zaman, istediği radyoda olabilir. Bu gittiği yerle kavgalı, düşman olmasını gerektirmez. Tabii ki bazı isimlerle bunlar da yaşanmıştır ama yaşanan yaşandığı yerde kalmıştır.

Radyomedcezir olarak, şiir sitesinden ziyade bir portala dönüştük. Daha eklenecek bazı bölümlerimiz var ama yavaş yavaş emin adımlarla ilerlemek istiyoruz sadece. Ana sayfamıza girdiğinizde bir radyo sayfasıyla karşılaşmayacaksınız. Yayın akış sayfası kısa sürede faaliyete geçecek. Daha sonra şu anki mevcut site başka bir isimle hizmetinizde olacak, radyomedcezir.com sadece radyo programcıları ve istek panelinden oluşacaktır.

Kendimizce güzel bir şeyler yapmaya çalıştık, fakat bazı problemlerle, sahte isimlerle yaşanacak sorunlara baştan müdahele edebilmek adına, sitemize üye ve şairlik başvurusu yapanların, istenilen bilgilerin –gerçek ve eksiksiz- olması, hatta ve hatta üyeliklerimizde özellikle referanslı başvuruları kabul etmekteyiz. Ayrıca bazı özel hizmetler için VİP üyeliğimiz mevcut.

Hastalığım süresince 5000 den fazla üyesiyle hacklenen, programcıları elinden geldiğince yürütmeye çalışsa da dağılan, tedavim süresinde sessiz ve başıboş kalan ..:: RadyoMedcezir ::.. Kültür Sanat Edebiyat yaklaşık yirmi gündür sessizce üyelikerine ve yayınına devam etmektedir.

Çoğu bölümü bittiği için artık karşınıza çıkma zamanı geldi diyerek bu mesajı yazma gereğini gördüm.

Şimdiye kadar radyomuzda emeği geçen;
Sebahattin Abi,
Ayhan Zembilci,
Manolyam
Hikmet Yakışır
Ege Güral
Dj Yağmur
Dj Külkedisi
Deminay
Metin Eser
Nazdeniz
Bahar Özkan
DJ Gürkan
Rüzgar
Gülay Yıldız
Barış Aluk
Nuray Alper
Yelda Karataş
Sezer Nişancı
Yusuf Ziya Leblebici
Erkan Çamurlu
Harun Yiğit
Levent Saral
Malcan Ajans yayıncılarına
Ve editörlerimiz Hanedan, Kristalsenfonisi, Siir_Gibi’ye

Destekleri ve emekleri için teşekkür ederiz.




Şiir tadında kalın.
..:: RadyoMedcezir ::.. Kültür Sanat Edebiyat
Yönetim adına
Arzu Altınçiçek

Not:Sesli şiirlerini göndermek, yayın linkini sitelerine koymak isteyen, reklam vermek isteyenler msn: [email protected] adresinden site yöneticilerimizle irtibata geçebilirler.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:21 AM
Ağır yağıyorum
Gürültüyle açıldı
nur avuçlar

on fideye karıldı
memleket

mezar başında
maviye ağladı
kınalı eller

kayan yıldız,
sır verdi
sağır sultana

pusularından
bin pişman dağlar

kardelenleri kırdı
boş miğfer
biri
biri
biri daha

şubat kızıl kıyamet
saçıldı kar-buz yollara

düştü
bir çocuk
babaydı gözleri

'oğuldu'
bir karış toprak

dize gelmez
başa gelir derler ölüm

'bayrak'
solmayasın diye
ağır yağıyorum


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:21 AM
Yok itirazım
Sonu geldi yolun
Durdu dünya

İndim
Ölümün başında


Sessiz
İnce çizgisinde günahla sevabın

Yavaş yavaş karın güneşi
Korkarım karanlıktan

Sessizim
Gözüm arkada

Ölüm
Dört duvarım yıkık
Dört yol ağzında
Dört kolla sardın ya

/

Sonu geldi
İndim
Sessiz
Yavaş yavaş karın güneşi
Sessizim

/

Ölüm

/

estin
geldin
yok
itirazım da

/
Hani şu yaz da bir geçse!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:21 AM
Ah bu oyun yok mu
Sessizliğin kadar
Acıtmaz canımı hiçbir şey

Beklediğim tüm sözler
Kilitli dudağında

Bir ben mi yakınım bana
düşlerim mi? yoksa

Umarsız mı sevdan
Bensizlik kadar

Oyunun kuralları
hep bana...hep bana

Çentikleri ismimde
Dili bıçak olanların

Bir beni mi buldular
Bu aşkta taşlayacak

Sol elindeki mühür
Boynumda yağlı ilmek

Ayıbı günahı bana
İster ol, ister olma

Diyeceğim de
Nereye kadar taşınır bu yük
Nereye kadar akar su bilmem

Bu aşkta tek gücüm ‘sen’
Benim kıyılarım kuru
Omuzum çökük

Adam gibi sevdim dedin
Adam gibi ol yanımda
Mızıkçı olsun aşk
Blöfünü çek istersen


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:22 AM
Ah Yar
Yine bir sevdanın başındasın yar
Bu kaçıncı yara yüreğin kanar
Gözlerinde dünün izleri
Yüreğinde deli yangınlar var.
Ah yar,
İçin yanar, dilin susar
Bilmez misin yüreğinde
Mesken tutmuş külleri
İse bulanmış, sayısız sevdalar
Ay batar,
Karanlığında batar yüreğine
soramadığın hesaplar
Bu kaçıncı ‘yarın’ der direnen umutlar
Bu kaçıncı hazanıdır gönlün
Ah yar….
Karanlığın ötesinde arzular.
Karanlık semalarda yarınlar
Gök yıldıza acıkmış…
Yıldızlar güneşe tutsak
Sevdanın izleri gözlerde
Gözlerde ağlayan bulutlar
Sevdayı anlatır yağmurlar
Dört nala taşır geceyi yakamozlu dalgalar
Sunar ellerine sevdanın serinliğini
Islatır kabuk bağlamaya çalışan yüreğini
Ah yar,
Bulutlar getirdikçe ağlayan gözleri
Kabuk tutmazki kanayan aşklar
Hep ıslaktır asla kurumaz anılar.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:22 AM
Ah!
Ben seni özledim
Sen bilme
Hani görünce yüzünü
Merhabam var ya
Nasıl alev alev çıkar boğazımdan
Aklıma düştükçe
Nasıl basar yüreğime sensizlik
Ah!

Ben seni sevdim
Sen bilme
Hani sesini duyunca
Kanatlanır ya göğsümdeki kuşlar
Taşar gider dingin sularım
Nasıl soğuktur sensiz yarım
Ah!

Ben senden vazgeçtim
Sen bilme
Hani imkansızdır ya
Temmuzda karın yağması
Beyazlanan sadece yıllardır aslında
Nasıl kızmam sensiz geçen zamana
Ah! Ah!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:22 AM
Yokluğun
Yokluğunun beyazı örtüyor yıllarımı
Gençliğim dökülen yapraklar altında
Yüzümde bir çizgi daha sensiz sabahlarda
Penceremin önünde beyaz örtüsü
İstanbul titriyor soğukluğumdan
Dumanlar bulutlara karışmış
Yer beyaz, gök gri
Ufukta uçuşmakta kar taneleri
Bilmem kaçıncısı düşmekte saçlarıma
Ellerimde çatlaklar
Sırtımda geceden kalma ayaz
Göğsümde soğuğun sızlattığı
Harlı teninden kalma
İsi mesken tutmuş kömürleşen sevdalar


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:22 AM
Aheste aheste...
-Dua yağmurlarına- tutulmak istedim bu gece.
Ölüm beni çağırır sanki yavaş yavaş
Yastığım taş… yokluğun yoldaş
Hadi böl dolunayı, usulca yaklaş.

Gözlerinde geçmiş kendinden yeşil
Su beni çağırır sanki yavaş yavaş
Yarama döş…uykumda düş…gecede süs
Hadi yırt mavileri, aheste yaklaş.

Sana doymak istedim bu gece kana kana
Sakın sorma -bu nasıl bir susamak! -
Gözümde bulut, damlamda umut
Islatıp gönülleri, gel yavaş yavaş

Bana bir sevi diledim Huda’dan yana
Gözlerine sığdırdım çölleri yavaş yavaş
Kum gözlüm, ürperdim dokundukça tenine
Doyamadığım tenini, ser yavaş yavaş.

Şehrimde gün söndü işte, tam bu saatte! !
Gidenler beni çağırır sanki yavaş yavaş
Yarın düşmüş günüme,dün gömülmüş bu güne
Ecel bana gelir sanki…bir telaş bir telaş.

************************************************** ******************
Dua yağmurlarında ıslatın beni bu gece! ! !
Su beni çağırır sanki yavaş yavaş
Bana bir sevi diledim Huda’dan yana
Ecel bana gelir sanki…bi® telaş bi® telaş.

Bitti(m) dediğimde başlar yolculuğun ötesi
Ardım sıra açılınca el, olmasın gözde yaş
Ey ölüm, aheste çek kayığımın küreğini
Çocukluğumdan -fış fış kayıkçı (m) - gelir yavaş yavaş

Doğdum...yaşadım...öldüm ama hep çocuktum
Koşsan da güneşe, emeklesen de geceye
D o ğ u m ağlar, güler ö l ü m hep aheste a h e s t e.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:22 AM
Akşamdan kalma
Yorgundum...Bir o kadar da kıpır kıpırdı içimdeki kelebekler. Nedendi bu telaş, bil-m-iyorum
Soru işaretlerimle çıktım yola. Ayaklarım mı koşturuyordu, yoksa yüreğim mi? bil-m-iyorum

Öylesi tedirgindim ki
Sözlerini duymadığım
Müziği aklımda kalmayan
Güzel bir melodiydi kulağımda
Akşamdan kalan

Kalabalıktı-k, gülen gözler, şarkı söyleyen dillerin arasında
Yalnızdı-k-, yalnızlık kadar, suskundu-k-

Bir anda
Söndü tüm ışıklar
Müzik sustu
Kaybolmuştu kalabalık
Kırık bir resim düştü duvardan
Belirsizliklerin içinde

-Gözleri- -Gözlerindeki yüreği- düştü
Elindeki kadeh kadar buğuluydu

Dumanından tütsüleniyordu karmaşaları. O, onda değildi. Bu ilk de değildi ki onun için aslında.

Kopuk kopuk kelimelerde, yine bir şiirin içindeydi ve bir şehrin içindeydi yıkık dökük.
Anason kıyılarına çekilmişti...Firari bakışları - çekmişti işte

Göğsüne doldurduğu sisli umutları nasıl da çığlık çığlığa yuvarlanıyordu soluğunda: Bu kadar sessiz kalmamalıydı kaçırdığın gözleri. Diline gelmeyenleri, çoktan –çokça- gördüm onlarda.

Bahardın. Her ne kadar dikenli olsa da yolların, sadece sen kanardın. Canımı yakmak istemediğini biliyorum bu nedenle dallarındayım, tutmuyorsun beni. Kendini acıtman daha çok yakıyor içimi. Kapanışın zamana, yalnızlığa sarılışın daha çok ağlatıyor. Her şeysin aslında, içinde tüm hiçleri barındıran. –Sen de öyle- diye titreyen sesinde
Suskunluğusun sevdanın ya da adı(n) her neyse...

Kopuk kopuk kelimelerde, yine bir şiirde ve bir şehrin içindeydin yaşamın belkide son kırıntılarıyla. Oysa ekmek kokusu kadar gerçek –hayat-, hani bir melodiye birlikte koştuğumuz tuttuğun elim kadar gerçeksin bende.

Silkelen
Bahara renk veren can
Gözlerindeki perdeyi açma güneşe
Bırak uçurtmalar süzülsün baktığın yerde
Bırak dalgalar dinlensin kavgalarının ötesinde
Seslen
En sağır yürekler duysun
Şiirin lacivertinden sök siyahı
Umut damlat gözlerin gibi...

Silkelen
Nefesindeki seni çıkar ortaya
Bak ne kadar güçlüsün istersen
Daha da güçlü oluruz iki bedende tek yürek olduktan sonra...

Hatırla, kollarındayken tıka basa boğazıma doldurdum şarkıyı -Seninle bir dakika, mutlandırıyor beni....-

Bir adam-dı- köşesine çekilmiş, kalabalık içinde yalnızlığı daha kalabalık. Suskunluğunda fırtına olmak isterdim.Saçlarımı dağıtıp, rüzgarıma kapılman için..

İki kişilik soluklanmak, uyanmak için, kır artık şu zincirlerini can..korkusuzca gel.

Seninle bir dakika, mutlandırıyor beni.. bir dakika siliyor canım yılların özlemini..

Kadehin sende, senin bende sızdığın gibi.. hala akşamdan kalmayım

Aşk tanrıçası uyandırsana bizi...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:22 AM
Alkışlar sana
Düğümlendikçe kayganlaşan
İpleri dolaşıyor elime
Küçük kuklaların
Rengi kaçmış maskeler bir de

Roller ve sufleler
Fısıltılardan silik
Şahsiyetli kostümler
Alkışlardan belirgin

Seyirciyim
Oyuncuyum
Yönetmenim
Oyuncağım bazı bazı

Her durumda gülseler de
Gülerim gülenlere
Soytarıyım
Soytarılığının dizi dibinde

Alt üst olmuş sevdalarda
Demlenen anıların
Masal kahramanlarını
Atıyorum sahnemden

Seni mi? !
Alkışlıyoruz
Yıldızın sönmesin diye
Bak!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:22 AM
Yoksun


Karanlık sularda uzuyordu
Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyordu şehir.

Haliç kıyısında
Geceye saklanıyordu
Balat, Feneryolu.
Arabalar geçiyordu,
İnsanlar geçiyordu,
Üzerinden gün geçiyordu.
Ben duruyordum bıraktığın yerde.

Köhne sokaklarına dalasım geldi bir anda
Her arnavut taşını söküp
Tek tek fırlatmak
Ve tek tek koparmak yıldızları.
Arabaların önüne atılmak
Sokak köpeklerine katılmak
Ve dolaşmak berduş gibi...

Benim küfürlerimdi boşaltan,
Sur dibinde ucuz şarap şişelerini.

Virane binalardaki idrar kokularında
İçimi yakmamalıydı aç çocuklar.
Bir yumruk sıkımı tinerde
Soluklanmamalıydı mutluluk.
Köşe başında
Kirli ve küçük bir el açılmamalıydı
Ya da uzanmamalıydı kemikleri sayılı
Sokak kedisi dizlerime.
Dikenli tellerden ve kırık şişelerden
Kesikti elleri yaşlı adamın.

Ben gibi fakirmiş bu şehir de.

Oysa tarihin tüm altınları saklıydı
Eski kitaplarımda.
Ve yırtık saman sarısı resimlerde
Saçları maşayla kıvrılmıştı tüm kadınların
Dağılmışlığıma inat.

Hani peçesini mi çıkartsam diyorum
Bir katibe kur yapan pembelinin.
Ya da yere atılan oyalı bir mendille mi silsem
Bunca çirkin makyajını şehrin.

Bir at arabasını salıversem ya da
Boynuzlarını taksam
Eski bir tramwayın
Çeker mi bugüne geçmişi.

Ahşap cumbaya çıkmış betonlar.
Döker mi gerçekleri...

Her bir taşı ağlıyor sessizce
Duyan yok...
Ve çatlıyor taştan yüreği şehrin
Yıkılıyor pervazları
Bakma bayrağın dalgalandığına...

Deniz istediği kadar mavi olsun sabah
Kuşlar uçabildiğince özgür
Ve arabalar
İstedikleri kadar geçsin
Fakirin düşlerinden
Ezsin
Kim duyar....

Üç kuruş paraya
Sıralanıyorsa yaşlılar
Sabahın köründe.
Ve duruyorsa kalbi
Ya da kapıp kaçıyorlarsa elinden
Bir aylık yemeğini.
Bir işten diğerine koşuyorsa dul bir kadın
Ve filesini doldurmak için
Borç yazdırıyorsa baba bakkala
Bir çocuk aç kalmamak için,
Bırakıyorsa beyaz yakasını
Yastığının altına...
Ve geleceğe
“adam olmasın” diye
kapanıyorsa üniversite kapısı
Bir magandanın maç sonrası kurşununda
Yıkılıyorsa ocaklar
Ve kırılıyorsa belediye çukurunda bacak
Ve kesiliyorsa bilezik için kol
Ve nefsi için bir sapığın
Kirletiliyorsa küçük bedenler
Katık ediliyorsa mutluluklar
Bir kilo ete ziyafet çekiyorsa yurdum insanı
Yaşanır mı ulan bu şehirde....

Karanlık sularda uzuyor
Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyor şehir gözlerimde.

Hele ki bir de s e n y o k s u n....


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:22 AM
Ama nerdeee
Her kelime tek mana taşısa keşke
İma denileni hiç bilmesek

Her insan tek ruh olsa keşke
Fesatlığı düşünmesek

Baktınmı dünya düz
Uzandınmı yıldızlar ellinde
İçtiğinde artmalı deniz
Yangın sönse üfledinmi ormanda

Her kalp tek sevda taşısa keşke
Her beden bir aşk

Her kurşun gül götürse gittiği yere
Bir lokma bile doyursa açları

Yaşamın bize sunulduğu gibi
Her şey bir kerelik olsa keşke

Ama nerdeeeee

not: öylesine yazılmıştır....


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:23 AM
Yoldaşım sessizliğine
En kuytusundaydım yalnızlığın.Katranına buladığım uykumu böldü sesin. Ürpertti geceyi uzaktan yanık türkü tadında gelen ıslığın. Öyle çok düştüm ki sevdana,boşlukta ki dokunuşlarım sen oldun. Senin adına kızıl sevişlere boyadım düşlerimi. Kollarımı doladığımda kendime, kendimi 'sen' sanırdım. Farketmediğim kadar bütünleşmişim hayalinle.

Kıvrılarak yaklaştı sevdan, sinsice. O yüzden sensizliğe katlanamayışlarım. Zehirini kattın tenime aşkın birkere. Titreyişlerim, susuzluğum, kanayan ******* bu yüzdendir. Yaz akşamlarını süsleyen o kıvılcımlar, ağustos böcekleri değil, tenimin tutuşmasıdır sensizliğe.

Uykular bazan seni unutur rüyalarımd****oca gün düş mü? gerçek mi? ayırt edemediğim gözlerine dalar dururum. Mavi rüzgarlar kokunu nasıl unuttuysa güllerde, sevgi bahçem halâ sen kokar. Gecenin bir yarısı uyandığımda, dört duvara kilitlenir bakışım...çizerim gülüşünü. Odam ‘SEN’ dolar...Anılarda kalışın bu yüzdendir siyah beyaz karelerde.... unutulamaman bu yüzdendir.

Koca şehir gömüldüğünde karanlığa, seni bekler varlığım, sadece bir kaç saatte olsa seni soluklarım.. Sesini, nefesini... Adımı diline aldığında göğsümdeki parmaklıklardan binlerce kuş salarım İstanbul üstüne. Özgürlüğüne yoldaş olsunlar diye.

Kendimce bir yol tutturdum yalnızlık tünelinde. Hüzünden asfalt döktüm, kırılganlıklarımı birleştirip duvarlar ördüm. Başbaşa kaldığımız günlerden bir takvim oluşturup, gülüşüne gündüz, gözlerine gece adını verdim. Sadece biz olan bir dünya yarattım. Bilinmeyen...hatta senin bile bilmediğin.

Sende yorgunsun aslında. Koca dünyanın içinde güçlü ama yılmış bir adam. Anason kokusu sinmiş akşam üstlerinde, elinde kadehin, yıldız gibi yanıp sönen İstanbul’u seyredersin.

Tüm gizemiyle İstanbul gözlerinde....sen benim düşlerimde....

Adını söyleyemediğim sevgili, bil ki; YOLDAŞIM SESSİZLİĞİNE...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:23 AM
Anlasana
Şiirler yazdım sana
Mısra mısra aşk kokan
Şarkılar besteledim
Notasından sen damlayan
Destanlar yazdım, resimler yaptım
Anlasana

Sevgimi yazdım bulutlara
Aşkımla ıslanasın diye
Yağmur oldum saçlarında..
Hergün ilk dokunanın olayım diye
Çiğ olup tenine düştüm
Herşey senin için
Anlasana

*******i yazdım günışığına
Gün batsın, yıldızlarda göreyim gözlerini
Yatağıma yatıp düşleyeyim seni
Şafak bekledim tan zamanı
Güneş üstüne doğmadan
Son kez sarılayım diye
Anlasana

Elimden gelen herşeyi yaptım aşkın uğruna
Anlasana...anlasana


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:23 AM
Yollar
Kara kalem geçmiş şehrin üstünden
Yollar tozlu, ağaçlar ıslak
Pencereler kapalı sızsa da loş ışıklar
Yağmura ev sahibi gözlerin…küçülmüş
İsyandasın biliyorum
Katlarken bavula eşyanı
Sesin de titrekdir şimdi
Tam göğsünün ortasında
Yumruk gibidir yazılmamış şiirler
Birikmeye başlamıştır özlemlerin…eminim
Ah bu yollar…yollar
-Kaçıncı gidişim dedin
Tüttürdün sigaranda yarım kalan sevdaları
…dur dese neye yarar paçana yapışan anılar
Rüyalardan uyanmaman için
Yıldızlar çevirse dört yanını
Neye yarar arzular
Yollar her defasında çalacak bir yanını
Bilmediğin eller uzansa da
Yalnız kalacak sol yanın
Şu toz toprağı silsen de ayaklarından
Yine düşeceksin karanlıklara
...Ah sevmeye vaktin olsa!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:23 AM
Yosunlarda Sen
Yosun gözlerin vardı bir zamanlar gözlerime düşen...
Şimdi sensizliğin sardığı yosunlar var hayatımda. Kimi yeri katrana bulanmış hasretinden Kimisi taze yeşili. Kaçamak bakışlarımda, küçük bir pencereydin dışa açılan.

Okyanuslar, dingin sular, mavi-yeşile çalan bulutlar, hep sana susatır tenimi Sana acıktırır eylül kızılı yapraklar. Bahar seni çalar yanağıma. Kiraz gülüşlerimi yalnızca sen bilirsin. Huzurumdu varlığın.

Dokunamadığında saçlarıma, rüzgarlara taratırdım. Sen hep hissedilen, gözle görülmeyen sevdamdın ve ben.. denizlere bakıp ağlarken: Bilirdim derin karanlıkların yosun gözlerini sakladığını...Sessizce...dalgalara bıraktığım yarım sevdamdın.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:23 AM
Yorumsuz-um / hüznümdür sadece
Pişmanlığım ölümden ağır gelecek o gün...

Sesim çığlık çığlığa ki; ben bunu istemiyorum.
Kilit vurmak istiyorum dudaklarıma ve kanatmak dişlerimi.
Cam bardak tuz buz dilimde, ondan kanatır sözlerim.
Acın çok biliyorum, acım da çok
En az pişmanlıklarım kadar.
Öfkemi dindiremiyorum, acılarını da.

Yüzünden düştü güneş ki;
Sen dört mevsim ağustos sıcağımdın
Bedenin hep kıvraktı, rüzgara teslim başak boylarıyla
Ve ellerin yuvaydı nilüferlere
Sesinde hiç bilmediğim şarkılar vardı
Ama hepsi ninni tadında.

Can veremiyorum sana kendime kızgınlığım bundan
Bu kadar teslim etmezdin kendini / ki; yıllardır
Güçlüydün. Dokuz ay, dokuz boğum nefesimde.
Gönül almak için bahçeler sermesem de önüne
Tek gülümsememde affedersin biliyorum
Ama ben affedemiyorum kendimi.

Her dokunduğumda yarana
O pişmanlıklarım kıvranır her saç telimde
Başım dolanır, dualarım düşer içime
Dikenli tellere sararım yüreğimi
İçim nasıl acır.

Tüm öfkem
Hayata tutunmayışına / ki; bunlar geçecek derdin bana
Şimdi kolum kalınlığında bacakların
Bedenin, yarım kadar
Dokuz ay bu kadar mı bitirir insanı / ki; sen değil miydin
Dokuz ayda beni ben yapan / ben neden güçsüzüm karşında

Benden akan her gözyaşını helal et anne
Ama bağırışlarım elimde değil
Dedim ya tüm öfkem...
Cam bedeninle seni tutamayışıma.

Pişmanlığım ölümden ağır gelecek o gün. / diyorum da;
Bağırıp bağırıp da gözlerindeki yaşlarda sustuğumda
Defalarca ölüyorum.

Affet annem....


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:23 AM
Yudumla
Tenime damlayan terin gölgesinde gece
Saçlarım serili semalarında yeditepenin
Sen mi İstanbul'sun, İstanbul, 'SEN'mi çözemediğim

Kırmızılığın mayhoş tadında kadehler
Yudumlarken sevdayı
Kayan yıldızlara fırlattık suskunluğu

Çıplaklığımıza şahit martılar
ve
Işıl ışıl İstanbul

Sen, ismini söyleyemediğim
Gözümü bile değdiremediğim gözlerine
Gülüşündeki huzura ismini veremediğim
Bağrının serinliğine
Sar beni Marmara'yla
Sensizliğe titrediğim karanlık sularda
Nefesimi yudumla, yeditepenin kuytularında.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:23 AM
Yum
Kaybolan dünlerin peşinde yarınlar
Eriyor duvarda zaman
Ha durdu ha duracak
Yirmidörtlük nabız

Yum güneşi
Gün öldü!

Mevsimden Eylül geçecek
Düşecek bir tel saça
Zamansız açan çiçekte
Solacak bahar

Yum güneşi
Bahar soldu

Şişşttt...
Geldim
Dar vakitlerine

Dakikan
Günün
Mevsimin
Ömrün olmaya

Gönlündeki cennetimde
Mabedimsin ya.
Vakit sevişme vaktidir...
Sus...

Yum güneşi
Yansın karanlık


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:24 AM
Yüreğim Ellerimde
Su üstünde belirir kuş kanadında gözlerin
Hava durgun, deniz durgun
Fırtınalar yüreğimde
Yüreğim ellerimde
Dağlardan rüzgar çığlığında kokun gelir burnuma
Kokun hasret, kokun aşk
Tozlu küme küme bulutlarda sevdan
Doludizgin savrulur dolunayın ışığına
Bir türkü düşürür dillere
'Ay'ın şavkı vurur yüzün üstüne...'
Ay bekler gelmeni
Güneşe inat takılmıştır yıldızlara
Durgun denizin son anlarıdır artık, içi kıpır kıpır
Gelsen ne tufanlar koparacak kumsallarda.
Baranlarla sevdan düşecek avuçlarıma
Yüreğim kanlı
Yüreğim yorgun
Sevda masalı çiğ olup düşmüş kumlara
Kumlar serin
Kumlar ay'ın gölgesinde
Arzu'nun gözü yolda
Kulağı seste.
Nefesini yutkunmakta bu yürek
Beklerken, yanarken hasretinle
Dilim isyanda 'Bende seni seviyorum' dercesine
gözlerim ıslak, gözlerine kavuşmak istercesine
Bir kanat mesafesi kadar yakındın bana
Kuşlar göçtü.......artık unut dercesine.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:24 AM
Anlasınlar
Mısralara sıkıştırmak istemiyorum duyguları
Okuyan anlasın sana olduğunu
Kendine pay çıkarmasın diğer aşıklar
Seni yaşasın...beni anlasınlar
Aşkımı çizerken yastığımda
Siyah tuale damlattığım gözlerinle
Bilsinler, bana yeşili veren baharın sen olduğunu
Yudumladığın kırmızıda
Kora dönen sevdam kavursun dudağını
Şarabın lezzetinden değil
Sarhoşluğun teninden geldiğini anlasınlar
Yağmur herkese yağsın
Ama biz başka ıslanalım sokakta
Nisan yağmurunun bizim olduğunu
Anlasınlar...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:24 AM
Yüzleşme
Sandık lekesi anılar
Kenarı kıvrık
Rengi atmış

Naftalin kokusunda
Biriken özlemler
Gözlere vurmuş rutubet

Ağ tutmuş
Tavan arasında
Kırılgan gün ışığı

Yıllardır açılmamış kilit
Pervazına kaynamış kapı
Hapsedili geçmiş

-Gözlerde nem,


Nefesinde naftalin



Ellerinde koca bir hayat –


Umuda gülen gençliğiyle


Umutları bitmiş kadının



Yüzleşme zamanı şimdi.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Anlat/ma
Bahar gözlerinle durma karşımda selvi boylum… Biliyorum, kırmadan birşeyler anlatmak istiyor bakışların…. Duymak istemediklerimi dizmişsin sanki yorgun sevda yumağına. Dolunayın uzun siyah saçlarına, yıldızlarla ilmek atıp işlediğin, gece şalını mı dolayacaksın boynuma.

Kurumuş kalemime mi dolduracaksın şarap rengi mürekkebi? Boş kağıdıma imkansızlıkları mı dökeceksin tüm öfekeli kelimelerle? Sessizliği tırmalayan kalp atışlarımda, kendime vuruşlarımı mı durduracak öpüşlerin?

Sen yalnızlığı nerden bileceksin! Sensiz kalmanın ne olduğunu kaç şişeyle devirdim, kaç şarkıyla kustum gidişlerini. Sana her bakışımı katık ederdim oysa özlemime sermek için. Sesini, kokunu son damlasına kadar doldururdum nefsime. Uzaklıklarını hiçe sayardım, gözlerimdeki gülüşünle kalakaldığımda.

Özlemi sen mi anlatacaksın bana? Ciğerinin bir ucu isleşirken titrek mum ışığında, yutkunan sen miydin aşk şarkılarında! Derdiğim ayrılık çiçeklerini, umut tohumu yapan sen miydin? Hazan yapraklarını kızıla boyayan senin tenin miydi? akça pakça ayaz yemiş.

Kaç gölge tüketti kendi kendini, kaç…kaç şiir yarım kaldı masamda. Feryatlarımı boğdukça yastığımda, kaçıncı darbeyi aldı kırılganlıklarım.

Ufalandı bulutlarım. Mavi mavi serpildiğine bakma üzerime, ölümü seriyor aslında düş tarlamdaki pamuk çiçekleri, sensizliğin toprağını örtüyor.

Güneşin ışığında bile zifiri duran penceremin önünde, bana hayatı mı anlatacaksın? Selvi duruşunun gölgesinde kalan yaşam mı yakın bana? Buğulu bakışlarında, mart gülüşünde ki umut mu yarınlar? Yanında olurken dokunamamak mı ukte sevda?

Nasıl anlatılır ki bu aşk! İçinde fırtınlar koparken, dingin su gibi serilmek yok mu yamacına! Öpmek, dokunmak isterken uzaktan seyretmek yok mu? Herkes bilse ne olur ‘seviyorum’ derken, sesimi kısmak, hatta içimden bile geçirmemek ne kadar batıyor… nasıl anlatılır ki bu can acısı,

Varlığında yokluğun nasıl bastırılır bebek yüzlüm.

Ezikliğini yaşıyorum biriktirdiğim yıllarımın. Sebebi neydi acele gelişimin sensiz dünyaya.

Bir mucize olsun isterdim, mesafeleri kapamak için. Gözlerine ve tenine düşmek için büyütmek isterdim yüreğimi.

Şimdi çaresizce seyrediyorum seni, uzaktan soluyorum nefesini. Bakışında eriyen sızımı, sol yanımda biriktiriyorum. Cesaret edemiyorum kulağına fısıldamaya ‘seni sevdiğimi’. Susuyorum. Canımı yakan dikenleri topluyorum kan çiçeklerinin. Yalancı baharlara aldanmamak için mevsimsizce geçirmeliyim ömrümü. Biliyorum ama olmuyor mart gülüşlüm.. Bahar gözlerinden akıyor yüreğime. Canım yansa da, sevdam senden vazgeçmiyor.

O nedenle ya git, ya eksik yanımı tamamla. Sadece dudağından çıkacak tek kelime hayat... Hadi bana şimdi aşk'ı anlat, koca bedeninin gölgesinde.

(Bahar gözlüm'e)


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Anlatsam sana
Kuruyan dallarda tomurcuk olsan
Hercai baharı anlatsam sana
Yağmura ağlayan bülbülü sorsan
Susadığı aşkı anlatsam sana

Bir avuç toprağın almış ahını
Rüzgara kapılmış gül yaprakları
Sus pus olmuş deniz yasta dalgası
Durgun sevişleri anlatsam sana

Çağlıyor gözlerim, susuyor şarkım
Baharımda yağmur, tenimde yangın
Yokluğun zemheri, gelişin zârım
Yasaklı sevgimi anlatsam sana


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Yalnızlık
Sessizce geldi hafta sonu
Pususu gözlerimde
Gri İstanbul sensiz
Binbir telaşe içinde geçiyor günler
Sabah kalk yola düş
Trafik,iş,insanlar,telefonlar,gürültü
Bir suskunluk... mesai bitimi
Akşam çık yola düş.
Stres küpü olmuş halde
Sensizliğe başlıyor dönüşüm
Boş evimin sıcaklığı neye yarar
Gülüşün olmadıktan sonra
Neye yarar umutlar
Kurulan ve yıkılan hayaller
Sessizliğin avucundayım
Yalnızlığımın koynunda
Dört duvar mengeneye almış yüreğimi
Ağır geliyor hayat.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Anma / Bingöl Depremi
Karanlığa gömüldü yarınlar
Üzerine toz toprak çöktü
Yanı başımda yatan küçük yürek
Bir dolap altında verdi son nefesini
Saksıda baharı karşılayan tomurcuktu oysa gözleri
Şimdi...
Haberi bile yok üzerine çöken tonlarca betondan
Toz içinde beyaz bir bedende
Kırmızı yarınları sızmakta
Kucağında oyuncak ayısı
Ve kendi gibi kaç beden
Kaç ruh...
Gecenin üçünde verdi canları.

01/05/03 Bingöl'de depremde kaybettiğimiz canlara Allah'tan Rahmet diliyorum.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Anne
Kaç gündür çakmak çakmak gözlerle karşıladım sabahı
Gece daha uzun geldi gündüzden
Bildiğim tüm dualar dilimde
Avuçlarım yüz sermişti gökyüzüne
Kulaklarımda uğultular
Zannederdim ki rüzgar
Gözlerimin önünde gri bulutlar
Sislerin ardında nice ruhlar
Gelip gittiler başına biliyorum
Seni koparmak için bir bir
Işık gösterdiler
Çiçekli yollar
Yitirdiğin sevdiklerin el uzattı
İnce köprü üzerinden
Ana yüreğin dondu kaldı
Dünya dönmedi o an
Rüzgar durdu
Nehirler kalakaldı
Ve sen uzaklarda
Haykırışlarımızı, gözyaşlarımızı
Bilmediğin insanların dualarını
Duymadın
Kulağına fısıldadığım sevgimi
Tuttuğum soğuk elini
Okşadığım yanağını düşünüyorum da
Birşeyler eksik gibiydi
Sanki yapacak çok işlerin vardı
Ana yüreğin elvermedi bırakıp gitmelere
Aralık gözlerinde gördüm yarınları
Pamuk ellerini bastırdım göğsüme
Umutbahçemde açtı tomurcuklar
Bırakmadın....direndin
Sen galip geldin
Sevginin gücünü gösterdi dudakların
Kımıldadığında yer yerinden oynadı
Fırtınalar koptu
Okyanuslar yükseldi
Kurak topraklar yeşerdi
Biliyorum bir gün herşey ardında kalacak
O gün, bugün değil ama
Gün yaşama zamanı
Dört harf anlatır dünyayı
ANNE dünyanın anlamı
İyi ki varsın.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Yanılt beni
Anlayamadım
Ayak seslerindeki gidişleri
Görünmeyen yanında
Başka isim
Tutturmadığın ellerinde
Başka ten
Neden ?

Söyleyemedim
Kendimi aptal zannedişimi
Masumca bekleyişimde
Takvimden düşen her yaprak
Ekilen yeni umut yarına
Hesapsız!

Duyamadım
Beni istemediğini
-Özledim deyişin
Git! demekmiş
Sarılmansa sadece teselli
Neden ?

Bilemedim
Sadece mevsimlikmiş sevgi
Denizi sürmekmiş dudaklara
Sahilde yürümekmiş
Ve yıldızlara asmakmış yaşananları
Kayıtsız!

Sevdim! ! !
Umarsız
Çıkarsız
Yalansız
‘ SEN gibi ’ diyesim geliyor da

Dilim varmıyor …

Yanılt beni ! ! !


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Annem'e / II
Bir can verdin bana
Nice canlara can
Bahara renk kattın
Bahar çiçeğindim elinde
Sevdanla suladın saçlarımı
Şimdiyse yorgun, halsiz
Acılardan hırpalanan
Bedenin kollarımda
Sevgim yetmez diye
Gözyaşlarımla sulamaktayım hayatını
Verebilsem nefesimi göğsüne
Kanım damarında akabilse
Ömrümün kalan kısmını yazabilsem kaderine
Bana verdiğin canı katabilsem ruhuna
Sensiz dünya ağır gelir omuzlarıma
Sensizlikse dünyadan ağır anne!
Bizi terketmen için çok erken
Ölümü bizim kadar sevme!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Yansıma
Hazan rengi yüzüm
Ve düşen bir yaprağın
Acısında dudaklarım

Güneş, kızıl maskeli ecel
Ölüm soğukluğunda

Suskun acımın çığlığı martılarda

Mevsim hüzün
Can dökümü
…..aşk dökümü

Saçımda bulut kırıkları

Hazan rengi yüzüm
Ve düşen bir yaprağın
Yansıması yokoluşum

Ay, dokunuşlarının gölgesinde
Tenimde titreme

Yanağımda can kırıkları

Hazan yaprağı hışırtısında
Şiirlere sardım yalnızlığımı

Düşüyor yapraklar..

Ten can dökümünde
Gözlerim aşk…

Gidişin...ölümün yansımasıdır mevsime


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Annem'e / Ölüme kafa tutan dünyam.
Hüzün geçti mutluluğun önüne
Günlerdir
Umutsuzluk serpilmişti yüreklere
Güneş hiç doğmadı ay vardı her saatte
O kadar uzak kaldı ki sabahın
Bir o kadar çaresiz
Bir o kadar ürkek
O kadar yorgundu ki bedenin.
Duymadın haykırışlarımı
Sen hissederdin
Yanağımdan süzülmeyen yaşımı
Göğsüme ağır gelen acıları
Bilirdin sana doğmayan güneş
Isıtmazdı dünyayı
Sesini duymadan
Cıvıldamazdı kuşlar
Yüzüne düşmeyen su
Arındırmazdı ayazı
Sensiz dünya neye yarar..
Hoşgeldin aramıza
Yeniden belirdi dağın ardında rüzgar
Sonbaharın tomurcukları açtı gözlerimde
Yüreğimde nice fırtınalar
Dualarla aramızdasın biliyorum
Kardeşlerimin yalnızlığına
Bizi sensizliğe terketmedi
Ana yüreğin
Hoşgeldin canözüm
Seni seviyorum


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
AR(ındı) & GÜL(ler)





Tırnaklarım geçerken avucuma
İnleyen bir serçenin gözyaşıydı
Şakağımdam süzülen damlalar.
Düştüğünde toprağa
Toprak ağardı yeryüzünde
Beyazın da, baharın da rengi kaçtı.

Bildiğim bir sessiz tını gibi şimdi gün
Ve dilsiz rüzgara teslim olmuş şimdiden yarınlarım.
Son barutumu serptim güne,
Yıldızlarla kaplayacak yanık kokusu düşlerimi
Ve tenimin sızısında koklayacaksın tüm evreni
Ve tüm evrende bırakacaksın izini, dokunacaksın.

Dokunduğunca ağlayacaksın
Ve ağlatacaksın kör bakışları
Sonra gidip hiç bilmediğin bir kör yazgıya vurulacaksın.
Ölmeyeceksin ama defalarca öldüreceksin
Akıttığın her bir damlaya isyan edercesine.
Tenindeki boncuk boncuk terlere dizeceksin kabusları.

Bilmediğin, yalnızlığım,
Arındığım yarınım
İsmimle çatlayacak dudaklarında
Çakıllara gömülmüş bir sevdayım

Aralık Sonu, Gece Yarısı, 2005
Gülay Yıldız & Arzu Altınçiçek ortak çalışmasıdır.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Yanılgı
I

Ben seni ağlıyorum gün bitiminde
Akşam sefalarında ihanet kokuyorsun
İsmin bıçak kesiği, bitkin martı soluğum
Kırmızı öpüşlerinde hercaim oluyorsun

Zaman bana yaralı gül bitiminde
Parmak izlerinde dikenim oluyorsun
Yalancı gölgeler üstü intiharda saçlarım
Mavileri dağıtan bileğim sanıyorsun

Şehir utancına yanmış bu akşam
Kapıda kalanlara kör kilit vuruyorsun
Aşk sana tutunmuş can yitiminde
Adını yasakların başına taşıyorsun

II

Ben seni ağlıyorum müptela sevişlerde
Sen başka yataklarda depremler çiziyorsun
İsmin günaha kesik, ismim adınla çentik
Sıvanmış dizlerimde, yakarış oluyorsun

Zaman sen kadar şeytan, aşk ben kadar çıplak
Parmak diplerimde pişmanlık oluyorsun
Yalancı gülüşler üstü iftiharda yaşlarım
Beyazımda lekeyi utancım sanıyorsun

Nehir sancısıyla kıvranır bu akşam
Kıyıda dalgalara ten duvar oluyorsun
Aşk sana tutulmuş an bitiminde
Suskumda alevli bağırışım oluyorsun

III

Sen beni boğuyorsun bu şehrin boğazında
Ben sularında hap sana doğuyorum
Yalancı maskelerde her rengim yüz karası
Kırmızıda namusu kayıptan sayıyorsun

Zaman yağlı ilmek, boğazım gelincik dalı
Parmak uçlarında yarınım bilmiyorsun
İsmin esmer akşamların buselik makamı
Adınla adımı yalandan şakıyorsun.

Zehir gözlerimde arınır bu akşam
Başaklar gölgesinde gürgenim oluyorsun
Gül sızısında leylak düşlerim
Aşkına kızgınım, ölüme salıyorsun.

___

Sen yağmurlarımın efendisi, şiirin mürekkebi
Ben kirpiğine zincirler vuruyorum
Yalancı tenlerde bitir şu ihaneti
Aşk aşk diye toprağı soluyorum.

Ben seni ağlıyorum gün bitiminde
Kıyıda dalgalara ten duvar oluyorsun
Aşk sana tutunmuş can yitiminde
Kırmızı öpüşlerinde morlarım oluyorsun.

Zaman sen kadar şeytan, aşk ben kadar çıplak
Parmak izlerinde dikenim oluyorsun
Şehir utancına yanmış bu akşam
Sıvanmış dizlerimde, yakarış oluyorsun


İhanet akrep gibi ateşe sönüyor
Aşkı tene salalım güller soluyor
Biz bize yanalım ömür geçiyor
Ne sabah, ne şiir bizsiz olmuyor


İhanet dikenlerinde gül açsa ellerin
Çiy olur yangınım sende dinerim
Gül sızısında leylak düşlerim
Ne aşk, ne ölüm sensiz olmuyor.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:25 AM
Ardından
Gittin gideli hala güz kokar yastığım
Hazan sabahlarla başbaşayım
Hayalinle kaldığım gibi..
Kasım gülleri açar *******imde
Katmer katmer yalnızlık kokar

Gittin gideli hasret rüzgarı eser kapımda
Ne gelen dosttur, ne giden tad bırakır
Uğurlardığım sevdalar gelir aklıma
Katmer katmer bulutlar dolar gözlerime
Kurur yağdıramadığım yağmurlar

Gittin gideli sevda bir başka görünür odamdan
Daha soğuk ve kasvetli yeditepe
Ruhu yok neonlu caddelerin
Gün bile kararmış ufukta

Oysa gökyüzüne güneşi boyadım
Gece gündüz ışığımı bul diye
Şehir ‘sen’ bakar
Güneş ‘sen’ yakar
Kasım gülleri ‘sen’ açar.. deniz bakışlım
Ay tenine yangın bu canda
GÜZ, ‘SEN’ kokar


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:26 AM
Yar
Gecem kalem, günüm kağıt olsa
Yirmi dört saat seni yazarım yar
Suyum yağmur, yaşım şarap olsa
Tüketmemek için, kururum yar.

Yokluğun ömür, aşkın ölüm olsa
Senden gelen ecele razıyım yar
Gölgen, kokun tenimde olsa
Hayaline kanar, doyarım yar.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:26 AM
Yaramazdım bu gün
Siyah çarşafını çıkarırıken şehir
Işıl ışıl deniz
Sabah ezanında uluyan köpek kayıp
Kaldırım kenarında tinerci
Hayalleri doldurmuş torbasına

İçimde mayıs
Kıpır kıpır


Sahte sevişler sonrası
İniltiler kalmış yorgan altında
Düş yastıkları düşmüş
Çarşafta yalnız ruhların resmi

Seni çiziyorum
Gökkuşağında
Başak boylarında

İçimde nehir
Kıvrım kıvrım

Gidişler sonrası gelişler
Gülüşler sonrası yaşlar
Yosun tutar kirpiğimde
Çürür / çürütür

Küf kokar
Şehir koca gün

Makyajlar
kostümler aynı tonda
insancıkların

Akşam sefaları
İnadına
renk vermeye başlar pencerede


bir güne daha saklar
ustalıkla
kahpeliğini
yedi tepe
açar avuçlarını
Kara lekesini güne sıvazlar

Ama ben
Yaramazdım bu gün
Bir parça çaldım güneşten
Eledim kirpiklerimde

Şişşşttt sakın beni şikayet etme...

Kararınca şehir
Eleğim tavanda
Gece kimse yokken bak
Kırpıntıları savuracağım
Aydınlansın yalnızlar

......

İçimde sen
gözlerinde ben
Işıl ışıl...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:26 AM
Artık/lar vaktindeyim
I

akşam sofrası kurulurken
yorgunluğunu atar yaseminlerde gün

çatısız odalar
küçük kilimlere sarılır

uğur böceklerine ısmarlanır
kırmızı bisikletler

şaşkın gülüşlerimiz
ateş böceklerine


II

Şehrin yok olan sokaklarında
ip atlayan çocukluğum gibi
sihrini kaybetmiş midir
avuçlarımda salyangoz yaldızları

Aşırdığımız kirazlar
boy vermiş midir
asma gölgesinde


bana umarsız
çocukluğumdan kalma
böğürtlen lekeli mevsimler

ağaç gövdesine yumsam gözlerimi
mendil kapmaca oynayan
küçük ellerden kapıversem sevinçleri


göz kıyılarımın dikenli tellerinde
mavi çizgili defter kağıdı uçurtmam

bundandır
düşlerimin kesikliği

III


ve yıllar
parmaklarımdan da çok

ruhuma sığmaz yorgunluğum

(a r t ı k)


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:26 AM
Arzu
Ne oldu Arzu sana
Neden suratın asık
Neden gözlerin hep dolu dolu
Neden keder denizinde yüzüyorsun
Kurtulmaya çaba sarfetmiyorsun
Neden Arzu böyle yapıyorsun
Biliyormusun sen çok değiştin
Bunu kimse farketmeyebilir
Ama ben herşeyin farkındayım
Sen böyle değildin bir zamanlar
Hep gülerdin..
Dert nedir…tasa nedir bilmezdin
Hiç gözyaşı dökmezdin
*******i uykusuz geçirmezdin
Boşluktaki izlere takılmazdın
Cıvıl cıvıldın Arzu, hayat doluydun,neşeliydin
Bir de şimdi!
Bak aynaya da gör halini
Göz gözlerindeki feri giden umut ve neşe izlerini
Morarmaya yüz tutmuş halkalarını
Ve teker teker say
Genç yaşta aklaşmaya başlamış saçlarını
O gül dudaklarına bak nasılda titriyor
Gözlerin yuvalarından fırlamış sanki zayıflıktan
Yanağımdan ardarda yaşlar nasıl da süzülüyor
Yüreğin küt küt atıyor
Söylesene neyin var Arzu
Hiç kimse seni benim kadar tanımaz
Benim kadar kimse anlamaz
Oysa farkındayım sendeki değişikliğin
Susma, söyle nedir değişme sebebin
Sen umutlarını yitirmezdin bir zamanlar
İnsanlara güvenirdin
Severdin onları
Fakat şimdi hepsinden kaçıyorsun
Herşeyden korkuyorsun
Tüm dünyadan elini ayağını çekmiş halin var Arzu
Neyin var
Bir ses ver
Bir ümit ver
Susma! konuş
Yalvarırım konuş Arzu.
Sevmiyorum
Sevmiyorlar bu halini
Eski haline dönmek bu kadar zormu Arzu
Bir kere iste, dene
Kimbilir tekrar açar umut çiçeklerin
Başarabilirsin yeniden sevmeleri
Kimbilir….
Şu an yüzündeki tebessüm
Yalnızca bir maske seni perde arkasına saklayan
At o maskeyi suratından
At düşüncelerini
Kederi, tasayı, suskunluğu at!
Biliyormusun herkes soruyor birbirine sana ne olduğunu
Herkes düşünüyor seni
Biraz anlayış göster onlara
Kırma kalplerini
Yıkma güzelim ümitlerini
Bilki onlar senin iyiliğini düşünüyor
Eski seni istiyorlar
Ve bende istiyorum o halini
Çokmu canını sıktım Arzu
Öyle düşünüyorsan tanımamışsın beni
Ben…
Şu an aynanın karşısında oturmuş
Gözlerinin içine bakarak konuşan
Baktığın ama göremediğin senim
Benliğini bulamayan yüzün
Ben senim
Eski ve yeni Arzu
Ve şuan benliğimi bulma hevesindeyim.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:26 AM
Arzu Altınçiçek hakkında / vekaleten gönderimdir
Merhabalar,

Öncelikle Arzu'dan önce kendi adıma gönderilen tüm geçmiş olsun ve şifa temennileriniz için teşekkür ederim. Okumak saygısızlık olur diye okuyamadım ama başlıklarından yeterince belli. Eminim Arzum bile bu kadar sevildiğini bilmiyordur. Varlığınız, maillerinizdeki temennileriniz için sonsuz teşekkürler.

Arzu'ya internet hepten yasaklandı ve ameliyat tarihlerinde de değişiklik olduğu için bu maili size yazmamı rica etti. Ayrıca mail sonunda iki de ricası var. Arzu bu huylu huyundan vazgeçmiyor.

Sizlerle yıllardır beraber olduğunuz için size gönderdiği gözyaşlarım hellalik olsun şiiri siz de takdir edersiniz ki, psikolojik çöküntü sonrası yazılan bir şiir. Oysa Arzuyu şimdi görseniz inanılmaz pozitif ve umutlu. O nedenle size borcunu bir şiiriyle selamlarıyla ve öpücükleriyle, büyüklerine saygıyla göndermemi istedi.

Çarşamba günü olacak ameliyat 7 Nisan sabah 08'de olacaktır. 5-6 saat gibi sürecekmiş tahmini olarak. Reelden tanıştıkları dostları belki ziyaretine gitmek ya da çiçek göndermek isterse ki o ayıcıklar istemişti....insan ne kadar büyürse büyüsün içindeki çocuğu yaşatabilmeli- der hep. seni seviyorum çatlak meleğim.

Medical Park Hastanesi
Saraçhane Parkı Yanı
Fatih-İstanbul
(Beyin Cerrahi)


Allah hepinizden razı olsun.


Borcum var aydınlığa

Aydınlığa gömüyorum kendimi
Çiçeklerin renklendiği,
Kozalarında kımıldayan kelebeklerin,
Kıyısında kumların üzerinden kalkan,
Mevsimlerin bitimindeyim.

Yüce dağların eteklerine inen soğuk
Beyazlarında çırpınan son kar çiçekleri
Gülüşümdeki gamzeler belki de.
Semasında bir kibrit çakımında
Isınan güneşin doğuşundaki ipte boğazım


Bir avuç toprak ellerinde
Ya karanlık düşürecek saçlarıma
Ya savrulunca ellerde
Güneş doğuracak beni

Bir nisan damlası olacağım gözlerde
Bahar kokacak gülüşümde
Biliyorum!
Gidişimin dönüşü olmak zorunda
Bunca açık ellere borcum var benim.

düşeceğim maviye cemreden önce....
Düşlere dalacağım beyaz martılarla
ve uyandığımda
kaldığım yerden
Yeniden başlayacağım hayata,
Her sabah doğan güneşin peşi sıra takılan
GÜN GİBİ

Arzu Altınçiçek

1) van bölgesinde 7 oku projesinde ortalama 650 çocuk için iç çamaşırı, defter ve kalem gerekmektedir.Kitap, ikinci el giysi vs.
2) 7 ecza dolabı temin edildi fakat içindeki malzemelerimiz eksik
3) Harita ve Atatürk resmi
4) 60 fakir aile için kumanya ve hijyen malzemeleri

Bunların teminlerinde destek olmak isteyen arkadaşların

Penta Ajans-Arzu Altınçiçek
Fatih Sultan Mehmet caddesi
No.240 Okmeydanı-İstanbul

adresinde Ajans tarafından Arzu'ya tahsis edilen ofisinde muhafaza edilecektir. 15-18 nisan arası en son gönderim tarihidir. Şirket olarak bağışta bulunacaklara Kamu yararına ayniyat makbuzu kesilmektedir.

İrtibatlar: 0532 233 60 21 Arzu, 0552 233 60 21 Mediha, 05322709980

5) 19 Nisan 2006 da time Out da Bowling turnuvası olacaktır. tek oyun-cola Finalli 15 YTL'dir. Katılımlar bireysel olacaktır. Bununla ilgili daha sonra tekrar geniş bilgi verilecektir.


Küçük ellere uzanan büyük yürekli Arzum 'a acil şifalar dilerim.

Saygılarımla
Simlâ Giray


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:26 AM
Yasak meyvelerin serinliğinde sıcak Aşk.
Göğsündeyken
Uzasın istedim yollar.
Yol boyu tabelalarda
Silinseydi İstanbul
&nbspkaybolsaydık

İsimsiz şehrin
Yasak aşklarından biriydik sadece.
İsimsizdik.
Sessizdik...


Sen dolu zamanların
Zehrini yudumluyorum
Bir avuç çakıldan çaldığım maviden
Suskun yüreğinin rüzgarı
Tenimde hala esmekte

Gözkapaklarımdasın.
Uykular sızıyor kirpiklerimden,
Hayallerim bölünüyor,
Akdeniz gibi süzülüyorsun yüzümden.

Her dönüş
Ayrılığa gebe bu şehirde
Hani dedin ya
Tut ellerimi!

Elim hala sende...

Kandırmasın sahte tebessümlerim
Gülüşlerim ıslak
Akıtamadığım yaşlarda
Duy...
Seni seviyorum y a s a k l ı m.

Yasak meyvelerin serinliğinde
inadına sıcaksın aşk...a ş k ı m


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:26 AM
Yasaklıyım sevişlere
Ay sessizliğinde aktın göz kıyılarıma...

Sarı Gelin’e ağıtlar yakıyordu
kırmızı duvarın önündeki kadın

Uzundu saçları
Yüreğim kadar yanıktı

Ve şakağımda elim...
Loşluğu boğuyordu tütün dumanı
Dumanı boğuyordu heybetin.

Ellerin büyüyordu
Sen büyüyordun

Şiir doluyordu kulağıma
Yüreğime sen doluyordun.

Siyahlar içinde doluyordun
eflatun düşlere doluyordun.

Göz kapaklarım asıldı kaldı uzak bir yerlere
Adresini biliyordum da
Sana çıkan tüm yollarda kaybolmam gerekirdi

Tanıdık seslerin canımı acıtan bir yanı vardı
Kollarımı sardım göğsüme...

Sense
Göğüslerin diyordun

Bense gözlerinden çekiliyordum
Gidişimdi çarem.

Bilmiyordun!

Sevdalara çoktan kapandım
Kilit altı aşklara panzehir şiirler

Tenim mühürlü sevişlere
Terim ağul

Teninde büyüyordum
Şiirde fısıldıyordu koca bedenin

Geceye boy veren
“siyah lale” koydum adını

Oysa ben laleleri hiç sevmem
Ne tuhaf ben şiiri de hiç sevmem

Dedim ya
Sevmelere kapalıyım

Aşklar hep köpük helva tadında
Sevişim bu yüzdendir acı kahveyi.

Sevişlere yasaklı, aşklara oruçluyum.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:26 AM
Aslında
Yıldızlar ne kadar yakınmış aslında.
Gece… gece hiç de karanlık değil.
Korkmak değilmiş kalabalık içinde yalnız kalmak
Ürperten, ölmek kadar, yalnızlıktan da yalnız olmak

Denizler hiç uzak değilmiş.
Suya mürekkep damlatınca
Okyanusları sığdırdığınızı düşündünüz mü?
Elinizdeki bardağa.

Ne ağaçlar kalabalık,
Ne yollar karmaşık.
Ne de çocukları masum yetiştiriyoruz aslında.
Hayat ne sunduysa, onu katık ediyoruz
Açlığımız sunamadıklarına.

İsyan ne kadar basit aslında.
Bir çığlık dolusu küfürler
Bir yumruk sıkımı izler duvarlarda,
Ya da bir kurşun hızında bitişler.

Konuşmak ne kadar kolay
Bildik harfler yan yana,
İsterse noktasız olsun cümlenin sonu
Anlayan anlar nasılsa.

Sevişmek de kolay değil mi
İki ten olduğunda.
Zamane içinde ister kadın kadına
İster adam kadınla
Adam adamaysa, yine de aldırmaz oldu dünya.

Her türlü kahpelik kolaylaştı
Dünya ağırlaştıkça.
Kalabalıklaştıkça yabancı oldu insanlar
Ne anlamı kaldı arkadaşlığın
Ne derinliği şerefin, namusun
Gurursa zaten ayak altında.



Yükseklerde dalgalanır oldu
Yalancı ülkelerin alaca bulaca bayrakları
Yeşil parkede sızarken bilmediğin kan grubu
Bir şehit ağacı daha dikildi dört duvarın ortasına

Vergiler ödedi asgari ücretli
Midesine indirdi kara para aklayanlar
Madencinin elinde beyaz güldü ekmek
Alkışlarsa, gülleri sahnelere atanlara.

Önüne gelen şarkıcı,
Önüne gelen sanatçı olmuş yurdumda
Önüne gelen şair, entel dantel ayakları
Kravatı takan beyefendi,
Kırıtıyorsa mini etekli olmuş hanım efendi.

Sahi kimin umurunda?

Sınırları değişiyorken yurdun
Çalınıyorsa çocuklar anıt mezarda
Satılıyorsa organlar
Bulunuyorsa kalbi, gözü olmayan cesetler
Kayıplar listesine ait
Kimin parmağı kıpırtıda?

Yarışırcasına hazırlanıyorsa çocuklar yarınlara
Ve bilmiyorlarsa köpük dondurmanın tadını
Bir misket bile yuvarlamamışsa uzanıp toprağa
Beyaz yakası kirlenmemişse iki örgülü saçlarının altında
Duyulmazsa teneffüs zilindeki küçük çan
Megafonik son şarkılar yerine.
Büyükler mi yaşamıştır çoculuğu,
Şimdikiler daha şanslı denilen çocuklar mı?

Hanginizin burnunda tütmez ki
Sokak kavgası sonrası
Eve dönüşteki ter kokusu!
Minik kilimleri toplayan eller yerine
Klavyede yazışır küçük parmaklar.

Kırılan oyuncak sepetinde
Bekler kolsuz bebek
Tekerleksiz araba
İpi kayıp topaç
Kuyruksuz kağıt uçurtma


Komşular gelse gece oturmasına
İlk ortaya çıkandır o sepet
Aman sussun çocuklar diye.
Sonra tavlada aranır dübeşler, yekler
Danteller örülür, çeneler nakış işlerken

Kulağımda hala çınlayan ezgisiyle
Radyo başında yapılırdı kahvaltı
Yeniyi bulmak kolay aslında
Eskiyi yaşayabiliyor muyuz? eski tadında! ! !

Üç mahalle aşağıda ölüm olsa
Yas tutardı simasını bilenler bile.
Şimdi aynı apartmanda,
Bulunmaz komşunun ölüsü, kokusu yayılmasa.

Sahi kapılar neden eskisi gibi çalınmaz?

Arap sabunu kokusunu özleyen kaç kişi var?
Ya da mabel cikletindeki zenci kadının küpesini hatırlayan?
Leblebi tozlarını yerken tıkanmaya razıyım
Her şeyi bol şimdiki zamanda
Ama hiç birinde yok anneannemin kahve değirmenindeki
Çekirdeğini öğüttüğüm kırk yıllık dostluğun tozları.

Çizgili pijamalarda kaynamış suyun kokusu
Bayrama birkaç gün kala hazırlanan bayram yerleri
Hadi geç oldu sabah okul var diyen annelerin sesleri
Bakkal önü mahalle yaşlılarının sohbetini
Üzerinde İş bankası amblemli çelik kumbarasındaki
Büyük hayallerin küçük paralarını
Hiç özleyen yok mu?

Yıldızlar ne kadar yakın.
Uzak olan yaşadığımız günlerimiz
Ölüm bile başucumda beklerken
Gönülde kalmak ne kadar zor
A s l ı n d a....

yaşamak mı zor
ölmek mi
farkına vardığımızda
geç kalmamış olsak
y a ş a n m a m ı ş l ı k l a r a


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Dün gece,
Adını suya verdim
Kimse görmeden
Damla damla içtim
İçim kuruduğunda

Karanlığın o kilitli köşelerinde
Gözlerine yıldızlar yağdırdım
Bakışın gizlensin diye

Marmara ile dertleştim
Bir kadeh şarabın sarhoşluğu
İhanetlerin yüküyle
Boğuldum kalabalıkta
Sense başka masada
Başka gözlerdeydin
Ve başka seste

Bir yara vardı hani dudağımda
Kanlı kelimeler
Alnımda iz vardı geceden sürülen
Oysa delik deşik ettim arzularımı
Susmak ne ağır geldi bilsen

Başımı göğe her kaldırdığımda
Nefesini hissettim
Ve
Sonsuzlukta kısa kısa dokunuşlarını

An geldi
Aynı şiirler doldu kulağımıza
Aynı sular geçti düşüncelerden
Üç adımda bitti
Peri kızına benzer hikayem
Marmara yalpalarken ayaklarımızda
Aynı korkuydu paylaştığımız
Yutkunduğumuz da belki
Aynı sevdaydı…belki de isyan

Esirim sensizliğe
Saçlarımı ördüm demir parmaklıklara
Pencere yaptığım gözlerindi duvarımda
Ellerin kelepçe
Şiirlerin katlı cebimde
Hece hece döküldüğün geceden
Arzulu bakışların sadece bende saklı

Yirmidört saatime gizlesemde seni
Saatler seni çarpar yüzüme

Yasaksın sevgili
Bir o kadarda helalim

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Aşk adamı
Kendimden eminim
Sana ait..
Varlığınla yokluğun
Kalmanla gitmelerin
bitirmez bende ki seni

Senden emin değilim
Sen yine sana ait
Yokluğum
Gitmelerim
daha da büyütüyor seni
bilirim

Sen bende büyüdükçe
Ben bende eriyorum
Sen/se
kimbilir
hangi çıplak yüreğe açtın
Gönül yatağını..

Beni uyuttuğun gibi uyut/maların
Bende kaldığın gibi kal/maların

Bahar geliyor
Nasılsa sıçrayacaksın
Başka papatyalara

Sen yalancı baharın
aşk adamısın.

Gelinciklerine dokunma
Yüreği yananların
Bırak/ta onlar masumiyetiyle kalsın..


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Aşk adına
Bir saatlik gözlerimi
Bir tutumluk ellerimi
Bir tadımlık dudaklarımı
Sana gönderiyorum
Hani yeterse

Bir duyumluk şiir okuyorum
Bir yudumluk nefesimi
Bir tutamlık saçlarımı
Sana gönderiyorum
Hani yeterse

Bir kadehlik keyif
Bir şarkılık nota
Bir resimlik boya
Sana gönderiyorum
Hani yeterse

Bir anlık gözyaşı
Bir anlık kahkaha
Bir merhaba, bir elveda
Sana gönderiyorum
Hani yeterse

Bir kavgalık öfke
Bir sevişlik sevda
Bir bedenlik ruh
Sana gönderiyorum
Hani yeterse

Bir açık mavi
Bir sıcak sarı
Bir kaderlik beyaz
Sana gönderiyorum
Hani yeterse aşk adına

Bir ‘sen’ gönderiyorum sana
Bir ‘beni’ alıyorum senden
Sana sonsuzluğu...
Olur mu!

Bir pencerelik özgürlük
Aşk adına yeter bana

tav.kuy.pay.örd.sıp


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Yaşama tutunmak / Son kez
Açılmamış pencere ardında
dört duvar üstüne, kilidi vurulmuş bir kapı
Karanlık

Buğulu pencere gölgesinde
……………………bir kadın
Suskunluğunda boğum boğum çığlık
Kirpiklere tutsak bir bakış

Nereden tırmanmaya çalışsa
ucu kanlı dikenli tel
Kuduz köpeklerin uluyuşunda
Bekleyişte

Ya geceye sürmüş ya yüzüne
Kanayan umut elleri

Derin tekbaşınalığa mahkum
Belki de kurban bataklık çiçeği

Doğruluyor bedeni büyüyen gölgesinde
-Son kez, diyor ….– son kez, titreyen dudağı
Eziyor çiçeği

Ve vaftiz edilen bir sevdanın gücüyle
Önce pencere açılıyor
Sonra kilidi kapının
Küçük adımlar düşüyor gün ışığına
Acı bir tebessüm ses veriyor… -hayat beni bekliyor!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Aşk en çok adınla güzel
'Kaldıysa içinde zerre kadar ben
Bırak kendimi yaratayım küllerimden ' dedin ya!
Sustum...

Bir an; seni ilk gördüğüm merdivenler dizildi gözlerime
Mayısın ikisiydi, saat yine yalnızlığımın üstündeydi.
Çapraz düştüğünde ellerimiz, avucumuzdaydı mevsim çiçeği.
İsmin bile hatırımda değildi elini elimden ayırırken.
Zaman aktı geçti...

Bir deniz kenarında bekliyordun beni.
Maviye düşen portakal çiçeğiydi duruşun
ve gülüşün...gülüşün şu an bile aynı sıcaklık içimde.
İsmi bile hatırımda değil o günün, mayısın ikisiydi...
Zaman aktı geçti...

İstanbul'a deniz ötesi bakıyorduk.
Sokak kedilerinin gölgesine şahitti yıldızlar...
Piyanonun başında bir adam, şarkısı hatırımda değil.
Tenimin tenine ilk düştüğü andı şiirlerin tutuşması...

Duymadığımız bir aşk şarkısı çalıyordu bir yerlerde
Biliyorduk... bize gelene kadar bir bir sulara düşmüştü notalar
Martılar çalıyordu...gülüyorduk.
Aşkın çığlığı kilitli kaldı dudağımızda.

Dönüşe doğdu güneş...
Islak otobana vurdu sarısı.
Üzerinde leyleklerin uçuşları
ve içimdeki çocuğun kahkahaları...

Ne kadar da yakınmış İstanbul!

Her yıl bir taş daha koydu bu şehir önümüze
ve her akşam iki ayrı yakada, yine de tek bedende besledik aşkı.
Her şiirimizde biraz sen vardın, biraz ben
Ama en çok aşk vardı.

Mevsimi bilmem, yılı da!
Hani şiirleri kuma gömdükleri gece
Yumruk içindeydi ya öfken,
cadde üstü düşmüştük kavgaya.
Kollarımdan tutup da, ayaklarımı kesip yerden
Ya sahip çık bana, ya çek git dedin ya!
O an tutuştu mevsim, o an kavruldu akdeniz.
Sustum...

Taa ki;
Eski sevgilin diğer yanımda
Bir yanımda sen... o gece,
O gece öyle yandım ki
Aşk ne zor şeymiş.
Dokunduğunda gözyaşıma
Sahip çık aşkına dedin ya!
Bu sahne bildikti aslında...
güçsüz olan benmişim.


Gamzene dayalıyken düşlerim
Bir kez daha tazeledin içimde sevişleri
Parmağımda özgürlük, içimde tutsak olan aşk.
Sol elinden çaldığım anları helal et bana.

'Az kaldı, döneceğim sana,
Kaldıysa içinde zerre kadar ben
Bırak kendimi yaratayım küllerimden ' dedin de;

Bil ki; hep yangın yerisin içimde.
Ne zaman sönerse ateşin, solar portakal çiçeklerim.
Küllerinde düş kırıklarım...aşktan bizi silme.
Aşk en çok adınla güzel.

-Gamzen aşk kadar güzel-

21 ocak 2007


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Aşk erişilmeyen olmalı
Aşkta baharı yakalamalıyım
Mevsimsiz şarkılarda yaz'ı
Umut hep olmalı sevdada
Hayaller gerçeğe taşınmalı.
Küçük yürekte destanlar yaşatmalı duygular
Avucumda sakladığım yıldızları savurduğumda
Samanyolu çizmeli lacivert gökyüzü
Denize yoldaş olmalı.

Aşkta coşkuyu yakalamalıyım
Hani göğsümde çit çektiğim deli taylar var ya
Yalamalı dağı taşı dörtnala
Ben eteğime toplamalıyım baharı.

Kelebekler konmalı ormanın saçlarına
Meltemi okşamalı en bakir dallarını
Yedi kat altına kadar gökyüzü kurşunlamalı toprağı
Aşk erişilmeyen olmalı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Aşk filizi(m)
Aşk filizi(m)

Ne kadar da soğuk ellerin
Böyle bırakmamıştım seni

Gözlerin gülerdi beni görünce
Yüzünün ateşi vururdu ellerine

Ne kadar da yorgun adımların
Seni kovalarken dursaydı ya böyle

Her uzanışımda uzar giderdin
Bilmediğim kadınlar tadardı tenini

Ne kadar da durgun sesin
Bağrışların geldi aklıma

‘sıkıldım’ çığlıklarında öfkeli dudakların
Öpüşlerini çaldı bulutlar

…-Şimdi pişmanlıklar dökülüyor-
şimşeklerin ardından…

Yıldırım(sa) zaten vurdu bir kere!

Yağmurun ardındaki toprak kokusunda
Seni düşlüyorum, elimde aşk filizim


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Aşk perisi
Şahin yuvasında
Kuru bir dalım
Kırık
Güçsüz
Ölü

Bir gün ışığı düşse
Bir buse kondursa yaşam
Filizlenirim

Sevda verir tomurcuğum
En güzelini açar rengim
Aşkın kokusunu üfler rüzgarım

Dipsiz kuyularda
Yosuna dolaşmış taşım
Karanlıkta
Çıkmazlarda
Bağlı

Bir gün ışığı vursa
Bir el dokunsa
Parlarım
Rengarenk ışık saçar damarlarım.

Gördüğün ya da görmediğin her yerde
Varım aslında
Duyarsın adımı
Bazan bir şarkı anlatır beni
Bazan dolan gözlerde ki suskunluk

Ezik yüreğin kaleminde ağlar şiirler
Bir demet gülüşte dirilir sevinçler

Gün gelir
Tırmansanda ulaşamadığın dağ
An gelir
Elinde ufalanan toprak
Benim

Sen yeter ki sevmek iste
Sevilmeyi beklemeden
İçinde belirse o heyecan
Seslenmesen de duyarım
Ben aşk perisiyim


Şiir Peri 'sine hediyemdir... Yüreği ve gülüşü 'şiir' insan


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:27 AM
Yaşamın sesleri
Gecenin nabzını ölçüyor
Duvarda camı kırık saat
Tik-tak

Ve bir çatlak yürüyor
Kapının pervazından
İnce ince sızıyor
Harabelik
Çatır-çutur

Ayak izlerimin ardından
Ses veriyor
-ne olduğunu- unutan
Tahta döşeme
Garç-gurç

Ve sessizlik içinde
Yankılanıyor göz yaşımın düşüşü
Tıp-tıp

Küçük bir serçe
Sığınmış pencereme
Yağmurdan
Tir-tir

Solmuş tülün ardında
Belki de kiri camımdan
Pis bir sokak
Toz-duman

Kulağımda onca ağır aksak ritm
Yaşam şarkısını söylüyor
Gece..uzun hava
Oy-oy

Ve nefessiz kalan yıldızlar
Sönüyor
Tek-tek

Yüreğim içli
Yağmurlar mı damlayan
Eriyen hayalin mi
Ah-aaahhh

Tik-takların ritminde
Çatırdayan bir duvar
Gacırdayan geçmişe
Yaşlarım..kuru kalabalık
Titrerken küçük şahidim
Toz duman oluşuma
Ahhhlarla- ooyylarla
Veriyorum nefesimi.

Ve son bir ses mezar taşımda
El-fatiha..

Ekim-2004-İzmir


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:28 AM
Aşk ruleti
Sabahın kaçıydı bilmem nöbet bitti
Tüm gece bekledim yalnız ruhumu
Öylesine tutundum ki hiçbir yıldız kaymadı
Dolunay hala güneşe inat tepede

İlk ekmek kokusu doluyor sıcak sıcak
Ufak ufak adımlar siliyor sessizliği
Yalnızlık biraz daha kalabalıklaşıyor
Durdurduğum dünya elimden kayıyor yavaş yavaş

Bu kaçıncı çiy düşen dizelere
Ayaza çalan kaçıncı tutuşmuş kalmış gecem
İhanetlerin bestesi dilimde
Savaş açıyorum her seferinde gönlüme

Oysa hep yorgun
Son savaşında bu kalem
Namlu ağzında
Sekmeden vuruyor
Yaralıyor
Rulet hala dönüyor
Son mermi ‘AŞK’
Candan can alıyor
Öldürmüyor.
13/4


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:28 AM
Yaşasaydım
Yaşım yedi olacaktı anne
Bu yaz sünnet de olacaktım
Kardeşimle el ele
Okula başlayacaktım

Siyah önlük almayacaktın
Sözün vardı bana
Kararmasın diye içim
Mavi giyecektim, umut olacaktım

Büyüyecektim
Asker olacaktım
Baba olacaktım
Yurdum toprağına, yarın olacaktım

Yaşım yedi olacaktı anne
Dağıttıklarımı toplayacaktım
Hafta sonları babamla gidip
Para kazanacaktım

Olmadı anne!
İki dünya arasında kaldım
Burası da kalabalık ama
Sıkılıyorum işte

Özledim sizi
Hem de çok özledim anne
Ayaklarım altında, hayal denizi
Balık yerine kuşlar geçiyor anne

Bakıyorum,
Elimi uzatsam dağılıyor bulut dalgaları
En derinde siz varsınız da
Kalkıp gelemiyorum anne

Üzerimde hala yıkıntılar
Gözlerimde hala odamın tozları
Ayaklarım yok anne
Sol gözüm yok

Oğlun yarım anne!
Sol göğsünden kopardılar beni
Sütün son damlası boğazımda
Bebeğin, canınım hala değil mi anne

Ben yüreğinde büyüyorum
Sen gözlerimde
Ağlama sakın ardımdan
Benim için de dua etsin babam
Duvarlara teslim ettim diye oğlunu
Yakmasın sigarasını

Yalnız değilim
O kadar baba var ki
O kadar ana var ki
O kadar çocuk var ki......

Burada insan çok da
Orada insanlık ölmüş anne
Biz ağlıyoruz ardınızdan
Siz avuçlarınızı açın anne...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:28 AM
Yaşlı çitlembik
Çitlembiğin yaşlı gölgesinde kambur anılarım
kan ter içinde misketlerim...kiremit tozu ellerim
Parmak ucumda seksek çemberim
tek ayak üstünde oyunum, bir yanıp hep yorgun

Aksak, huysuz mısırcının kazanında haylazlığım
Kokusunda köşe kapmaca oynar göz yaşlarım.
Bir çatapat sesinde hükmederim bayramlara
Bir top patlağında bombalanır şehirlerim.

Renkli kibrit kutularını basarım kaldırıma
Beş taşın hep siyahı ben
Bir uçurtma gülüşünde asılır baharlarım
Kuyruğunda dağılan kelebekler ben

Koluma sildiğim ağlayışlarım aklımda
Kumbaramda salkım söğüt dut lekeleri
Mendil kaparken döküldü, ağız dolusu nisan taneleri
Yüksek bahçe duvarlarında masum küfürlerim

Bir çitlembik gölgesine yaslı kırgın kadınlığım
Daralan sokakta ip atlar kısa etekli hayalim
Bir tokmak öperken dilsiz kapıyı, elleri uzanır dedemin
Bir file bayram uzatır, yaldızlı kâğıtta bir parça sevinç

Sabundan balonlar salarım Afrika çocuklarına
Kırmızı etekliğimden gelincikler dikerim
Yiter gider ellerimden hayat, çekip gider küçük adımlarım
Çocuk ellerim siler güne solan yüzümü

Bir çitlembik dalına asılır komşu çocuğu
Yeni yetme bir son bahar kapıyı vurur
Bir yaz daha katlanır sandık arası
Ruj izimde büyür bez bebeklerim.

Bir çitlembik ağacı devrilir
Çilli bir tane düşer avucuma
Gölgesinde kalır kanatsız kelebeğim.

- Ne zaman bir çitlembik ağacına kaldırsan başını
Tuz buz ederim güneşi bakışlarına ki; gölgesinde uzun durursun

2007 21 08 / Kumbaramdaki harfler


..:: RadyoMedcezir ::.. Kültür Sanat Edebiyat & Webkure Hosting Yönlendiriliyor Lütfen Bekleyin.. & www.siirinebi.com


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:28 AM
Yaşlılığın Sonu
Gözlerinde gördüğüm dipsiz kuyuydu
Ne karası vardı bakışların
Ne mavisi
Ne yeşili
Perdesi vardı önünde buğulu
Ardı koyu gri *******
Donuk
Beliren çizgiler
Öylesine içiçe
Hangisi önce çizilmiş
Belli değil en sonu
Yıllar çökmüş üzerine
Kimi pamuk tarlası saçları
Kimi tekir kedim gibi alacalı
Onu bile kaybedenler vardı
Başında yemenisi teyzeler
Ya da kasketi konduran dedeler
Dökük dişleriyle konuşurken
Utangaç halleri
Eliyle ağzını kapatmaya kalkan
Yıllara meydan okuyan nice çehre
Aralık dudaklarda
Yılların götürdüklerinden kalan boşluklar
Sır dolu tebessümleri
Elleri çatlak toprak sertliğinde
Bir deri bir kemik
Ama sımsıcak, içten
Sohbete susamış kulakları
Neler yaşadılar
Kaç yürek hoplattılar zamanında
Geçmişin delikanlıları, genç kızları
Bilirlermiydi bir gün burada olacaklarını
Hasret kalacaklarını sevdiklerine
Unutulacaklarını
Hayırsızlığı görmek için mi büyüttüler çocuklarını
Sefalet içinmi çalıştılar, didindiler
Ödedikleri hangi suçun cezası
Yaşlılığın sonu
Yalnızlığa müebbet mi olmalı


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:28 AM
Yaz Aşkım
“ Başlarım, biteceğini bile bile
bu aşka başlarım…
Hem seni, hem de kendimi
Ateşe atarım…
Sokul bana yaz aşkım”

Gidişinin üzerinden dört gün geçti
Dört duvar sanki şehir
Bir köşede dörde katlı sevişmeler
Biraz rutubet var üzerinde
Ve yokluğuna
Hazandan düşen sarı lekeler

Çürümüş duyguların kokusu sarmış
*******ine ördüğüm saçlarımı

Sana kilitlediğim dudaklarım
Rengini atmış teslim oldukça hasretine

Bir ah! kalmış
Boynu bükük yaseminlerden

Bıraktığımız kıyıda ıssız ayak izlerimiz
Direniyomuş dolunayın gölgesinde

Islak da olsa
Gözlerimde titriyor gülüşün

Gidişinin üzerinden dört gün geçti
Dört kapı açtım umutlara
Sensiz karanlığa dört mum yaktım
Kırmızı lekeler var üzerinde
Ve kanayan suskunluğumda
Ağustos’dan kalma sıcaklığın

Gidişinin üzerinden dört gün geçti…
Bıraktığınsa özlemin …ve gözlerin


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:28 AM
Yazık olmaz mı?
Ölüme bir adım daha kaldı
Gözlerde buğu
Nefesimde darlık
Ya omuzlarımda görmediğim
Onca ağırlık

Yaşam mı zor geliyor bana
Yoksa ben mi fazlayım hayata

Yalnız denizlere bir kulaç daha
Tenimde ayaz
Batan binlerce çakıl ayaklarıma
Ya kanatmadığı halde çektiğim
Bunca acı

Sevmek mi zor geliyor bana
Yoksa ben mi fazlayım aşk a

Sensizliğe bir sabah daha
Hala uyku yok gözlerimde
Az önce yıkıldığım andı sesinle
Her şey bir nefeslik sanki
Onca biriken özlem

Ölmek mi zor geliyor bana
Yoksa sensiz yüreği taşımak mı

Ah olmasan bu yürekde
Çoktan... çoktan ölmüştüm ya

Ölümden korkmam da
Ya bir sabah uyandığında
Yenilirse içindeki öfke
AŞKım kazanır...da
Ben olmazsam hayatta

Yazık olmaz mı?

Not: Süresini bilemiyorum ama bir müddet aranızda olamayacağım. Şimdiden tüm paylaşımlarınız ve yazdıklarımı okuduğunuz için teşekkürler. Kendinizi sevmeyi ihmal etmeyin!
hoşçakalın.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:28 AM
Yeni adın
Soğuk bir toprağa bıraktık ılık bedenini
Bilmediğim bir karartıydı üstüne örtülen
Sonsuz bir yalnızlıktı dört duvarın
Ölü-ydü yeni adın.

Serilemediğin çimleri serptik üzerine
Kürek kürek savurarak
Kardık toprağına hayatını
Kefendi sana sarılan kol.
Ölü-ydü yeni adın.

Seni bırakıp dönmek zor olan
Özlesem,duyacağım ölümün sessizliği
Dokunmak istesem, bir avuç toprak
Buram buram hasret kokan

Ninnilerin olacak dualar
Gece yorganın
Küçük küçük böcekler dokunacak sana
sakın korkma
Karanlıkta kalacaksın,
Yalnızım diye sakın ağlama
Ne yaşayan ölüler var hayatımızda
Sen, ölüyken yaşayacaksın.


Dün toprağa bıraktığımız Aslan amcaya armağanımdır.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:29 AM
Yeter mi?
Yanında olmak vardı.

Teninde
Tutuşmak,
Gözlerinde
Erimek.

Sevişmek utançsızca.
Susuyorum
Sesine
Öpüşüne
oldum olası açım

Seni seviyorum
Yeter mi sevmene.

Yanında olmak vardı.

Dilinde
Aşk
Bedeninde
Aşk

Sevişmek utançsızca
Düşünüyorum
Dokunuşlarını
Dokunuşlarıma katıp

Seni istiyorum
Yeter mi istemene


Olduğum yerde yaşamak kaldı
Sen yoksulu gerçeğimde

Seni çok özledim desem
Yeter mi gelmene

‘Denizleri aş da gel...kurbanın olam
Kurtar beni buralardan, ne olur ’


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:29 AM
Yerdelen
Gidiyorum işte!
Huzura bırakıyorum seni.
Özlediğin bir sabah pencerende.
Her yer kar…her yer beyaz ve sessiz.

Dağları düşlersin şimdi…
dağları,
ağaç üstüne düşen kar sesinde
yuvarlanır memleket türkülerin.

Karanlık bir çizgi çekersin doruklardan doğru…
Kayar gider ay düşümünde kırık düşlerin,
her mesafende yüzüne yaklaşır güneş
ve belirir göz çizgilerin.

Soluksuz kaldığında
göğsüne saplanır özgürlük…

Bir yanın acır belki,
belki üşür,
belki de hissiz.

Sıcak *******den sevişleri düşle o an.
Seni beklediğimi,
kollarım açık.

Maviyle birleşene kadar dağlar,
beyazında yazmadığım bir mektup gelsin diline.
Rüzgarında, çiy gürültüsünde
dolsun sessizliğine
“seni seviyorum”larım.

Gör ki, beyazın altında yeşilim.
Gülüşüne hasret!
Ayağının kalktığı her yerde
-yerdelenim-
Peşin sıra gelmek isteyip de,
unuttuğun yerde bekleyenim.

Geçecek bu mevsim
ve yalnızlığım sökülecek…
parça parça düşeceğim,
damla damla,
dalga dalga ve
soğuk soğuk yalayacağım ayaklarını.
Gözlerinde akacak üşümelerim.
Esintimde renk verecek sen yanım,
yüzün al al!

Ne beyaz düşler isterim,
ne doruklardan söküp getirmek mevsimi.
Teninde erimek için “kar” olmak istemem,
her tanen, her zerren olmalıyım bu sevdamla.
Can olmalıyım,
soluk olmalıyım…
ötesi sen olmalıyım -sende-

Karanlık perdende sarı kurdelede heyecanım.
Çakraları çalışan dinginlikte en yoğun renginim belki de.

Titriyor yıldızlar ay serinliğinde.
Üşüyen yastık altı düşlerinde avuçla yüzümün bir yanını.
Sen diye baktığım duvarda, sırtımı vermişim öfkelere.

Kapı aralığında süzülüp gelse nefesin,
enseme yapışsa haylaz çocukluğum
ve sarsan bilinmeyen yanımı,
Kucaklasan.
Keşkelerimi,
Korkaklığımı,
Kayıp yanımı
hatta ve hatta kimsesiz çığlıklarımı gömsem bedenine,

Titrek yıldızlar gölgesinde
kızıl bir mevsime bulanık saçlarım

Bu kadar doldurmuşken seni yüreğime.
Yum gözlerini, ben yumdum.

Her şey suskun artık…
Yerdelenim
Yersizim senden öte.

Her şey suskun!

..:: RadyoMedcezir ::.. Kültür Sanat Edebiyat


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:29 AM
Yetmedi
Bir deniz olduğumu düşündüm, sensiz bir pazar günü.
Sevda dolu nice sandallar gezdirdim sularımda.
Binlerce balıklar oynadı derinliklerimde.
Martılar haykırdı, coşkuyla sevdaları.
Sularım köpük köpüktü ve beyaz.
Hayatımda olduğun günden beri,
İçimdeki duyguları anlatıyordu yakamozlar.
Yosunlarım gözlerinden çalmıştı yeşilini.
Seni kumlardaki deniz yıldızına benzettim.
Seyrettiğimiz mehtaplı *******den düşmüştü besbelli.
Sular geçtikçe üzerinden yansıtırdı sevdamızı.
Ya çakıl taşlarına ne demeli?
Bütün gizemi, güzellikleri saklayan
Ya da derin sularımda ki karanlıklar?
Birden okyanus olmak istedim,
Yetmedi denizler sevdamıza.
Sahil kısa geldi günlerimize.
Çakıl taşları azdı sevgi sözcüklerine.
Ya dalgalara ne demeli?
Heyecanımın dalgaları hırçın, heybetli
Deniz bunları dile getirmesi.
Deniz bile sevdamı anlatmaya yetmedi.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:29 AM
Usul usul
Yıkılıyor, bir duvar, çığlığında.
Adımlarım örümcek misali
Arkamda karman çorman izler.

Çöküyorum dizlerimin üstüne
İşte! nefesimin son doluşu göğsüme

Ve

Siyah beyaz başlıyor hayat

Ve git gide
Alaca bulaca renklere boyanıyor
Yaşam denilen şamata.

Ve git gide uzaklaşıyor masumiyet
Süzülüyor asma yapraklarında.

Yıkılan duvarın parçalarında
Yüzler görüyorum kabartılı
En az göğsüm kadar.
Ürküyorum.

Bir kedinin bakışları kesiyor korkaklığı
Soluklanıyorum.

Ey hayat! ya verseydim seni
Geri almamacasına…
Ruhsuz bedenden başka
Geriye ne’m kalırdı!

Bereket
Şiir gibi soluksuz
Şarkılarım gibi söz-süz
Gidiyorsun sendelesen de, düşsen de
Tutunuyorsun daha kuyruğu takılmamış uçurtmaya

Her şeyi sende gizlediğim bir gecede
Susuyorsun.

Deliliğe vurmak varmış yaşananları
Ya da yaşananları düşünüp delirmek.

Gülmek bile zor bu denklemde
Oysa hayat tek solukluk kadar basit
Tek soru – tek cevap kadar belki
Ölüm nedir?
O’ nsuz kalmak…
aynanın diğer yanında ölümün panzehiri.


İşte minareler vuruyor, ışıltılı, karanlık Marmara’ya
İşte İstanbul yine sularda, tepe taklak

Sessiz titreyişlerinde
Kaç beden düşer yorgun
Kaç beden düşer cansız
Kaç bedene can olur saatler
Bilir misin?

Ben bilmem…nerden bileyim ki;
İstanbul’un bilmediğini.

Gözlerini kapatmış yosma şehrim
Bacakların yorgun iki yaka uğruna

Göğsünde yedi kitle, kanserli!
Ölürken öldüren şehrim.

Ben acı çekerim de
Sen neden umarsızca bakarsın hala

Ben ağlarım da
Utanmadan nasıl güler *******in rengarenk

Ben giderim de
Neden kapanmaz sur kapıların

Ben ölürüm de
Neden açarsın önüme çıkmaz sokakları

İşte dört yol ağzında durmuşum

Birine giriş yok
Birine sağdan
Diğerine soldan dönüş - Yasak!
Karşımda tek yön tabelası

Sen olsan gider misin? bilmediğin bir yöne
Üstelik dönüşü yok.

İstanbul, kes önümü!

An’lar kalsın yaşandığı yerde
Ağaçlar gibi…
Baktıkça görülsün
Yeşersin, her biri farklı.

Bir kız olsun şiir, adı deniz
Bir oğlan olsun gece, adı toprak
Ne deniz kaybolur gecede
Ne de toprak olur şiir.

Kartallar yuva kurarken
Zirvede soluksuz kalırmış insan
Ben artık yüksekten korkar oldum
Suçlusu sen!
Derinlerde kayboldum
Sebebi aşk!

Yıkılıyor, bir duvar, çığlığımda.
Adımlarım örümcek misali
Arkamda karman çorman izler.
Çöküyorum dizlerimin üstüne

İşte! nefesimin son doluşu göğsüme
Bak, yükseklerden düşerken veriyorum.
Toprakta topladığın her parçamda
Bir şiir gizli, baş harfi s e n olan.

İ s t a n b u l, sessiz kal
Ölümüme baktığın gibi.

O'na gidiyorum usuldan usuldan


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:29 AM
Utandı şiir
Utandı şiir...

Altmış iki yıl önce...

Toprak kokardı dizlerim
Ellerim çamur

Koştuğum top kadardı dünya
Yorgunluğum, oyunlarım kadar.

Mızıkçılığı, köşe kapmacada öğrendim
İlk göz yaşım tele dolanan uçurtmada

En uzaklar, yorgun adımlar sonrası
Babamın omzunda biterdi

En yakın sevgi, kardeşimin avuçlarında
Anamın göğsü.

Ben boylarda dokuz kişiydik
Aynı gün batışında kulağı çekilen

Saklambaç oynasaydık
Bulunur muydu sokak suçlarımız;

Sadece bir cam kırmıştık....
Bağrış sonrası sustu kahkahalar

Bir saksı sardunyaya çarpmıştı körebe
Neden onca yaygaralar

Başka sokağın çocuklarıyla yedik dutları
Bahçeleri yıkmadık, ağaçları da çalmadık

Sanki hiç onlar çocuk olmadı.

Ağustos altı
Yıl bin dokuz yüz kırk beş
Sabah sekiz on üç

Annem çamaşırları sererken güneşe
Gerdanı akça pakçaydı

Babam taşocağı yolunda
Sırıtırdı mavi gözleri kuşlara

Sütten bıyıklarım saklamazdı buruşuk yüzümü
Kardeşim kundağında, rüyalardan habersiz.

Gök patladı...


Sonrası
Onca ağırlık kirpiklerimde
Karanlığımda çığlık üstü çığlık
Herkes kayıp, sol yanım dahil

Yıl iki bin yedi
Parçalarımız birleşti mi çocuk gülüşlerinde?

Burası mı çok derin
Sesiniz mi kısık?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:29 AM
Aşk saklı


Mayıs saklı
Güneşin eflatun kuşağında
Denizin deli dalgalarında
Gülüşün saklı

S e n b e n d e s a k l ı
A ş k ı y a s a k l ı

Şiir saklı
Şişedeki kırmızı tortuda
Gecenin kısa soluğunda
Nefesin saklı

S e n b e n d e s a k l ı
A ş k ı y a s a k l ı

Adı saklı
Güne gömülen yıldızlarda
Asma salıncağımda
Ellerin saklı

S e n b e n d e s a k l ı
A ş k ı y a s a k l ı

Elinde fermanım
Fermanında idamım
Ölümümde idamın saklı

Sen
Ben
Bize
Yasaklı

Aşk
Sessizce
Bizde kaldı

K a p ı n ı y a l n ı z l ı k ç a l m a d ı m ı


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:30 AM
Utanıyorum



Ordasın biliyorum...

Yaşın kaç
Tenin ne renk
Kız mısın, erkek mi?
Farketmez!

Ama oradasın biliyorum.

Gözünde dehşet
Kulağında bomba sesleri
Titreyen bedenin büzülmüş bir duvar kenarına
Yanağında barut sonrası binaların karası

Göz kapaklarına çivilenmiş
Ölümün kareleri
Mevsim beyazında
Utanç lekesi -kırmızı-

Kaç cansız beden gördün bu sabah?
Kaç kişi yaşıyor mu? diye dipçiklendi yattığı yerde !
Kaç kol, kaç bacak gövdesizdi!
Kaç bebek anasız babasız kaldı!

Ahh çocuk!

Benim gözlerimden bak, isterdim
Şehrimdeki güneşe.
Lekesiz maviye bırak umutlarını
Çırpsın yüreğindeki beyaz güvercin kanatları.

Kan kokan ellerinle
Avuçla isterdim
Uçuşan kar tanelerini.
Çıplak ayaklarla yere basıp –titriyor- derdim
Çok korkmuş! demek yerine

Ordasın biliyorum,
Kaç kişi seni düşünür
Kaç kişinin içi yanar, bilmesen de
Sana ağlayanlar var, biliyorum...

Ve utanıyorum gözlerine bakarken
Büyük olmaktan!


II

Ordasın biliyorum...

Kaç aylıktı karnındaki ikizin
Kaç gece dokunarak yattın, bilmediğin tenine
Mavi patikleri ördün
Görmeden ölümü

Saçlarında yazmada kalmış
Gelincikler
Gel gör ki; oyalarından damlar kırmızısı.
Kınalı ellerin bağlanmış göbeğinde
Ama hangi kurşun kalır ki etten duvarda! ! !

Ahhh ana...!

Benim toprağımda doğur isterdim bebelerini
Duam kadar beyaz aksın isterdim sütün
Aklar düşene kadar saçlarına
Türkülerini söyleseydin, tencere başında
Tabak tabak koysaydın
Ve çalakaşık yeseydiniz “sevgiyi”

Öldüren çocukları doğuran kadınlar yüzünden
Kadın olmaktan utanıyorum!

III

Islığında hangi şarkı vardı
Giderken evine?
Ya da hangi sıkıntın
Çektiğin offf sesinde?
Kimse bilmedi!

Ayaklarının dibinde
Saçılmış filenden ekmekler
Bir çikolata kağıdı kalmış
Mermi sıcağında erimiş
Ve kanlı portakallar...içi de dışı da bir

Sol kolun nerde?
Başın düşerken yere,
Kim duydu dudağındaki son sesleri ?
Yalnız gittin ölüme
Binlerce insan gibi

Ahhh baba!

Benim dört duvarımda çalsaydın
Eve dönüş zilini
Bacaklarına sarılsaydı çocuklar
Ve nasırlaşan parmakların kaybolsaydı saçlarında

Kaç çocuğu babasız, kaç kadını kocasız bırakan
Babalardan utanıyorum!


IV

Ve Gecenin gölgesi vuruyorsa “kan gölüne”
Ve güneş kurutmuyorsa yaraları
Ve çiçekler açmıyorsa ölüm düşen topraklarda
Ve güz yaprağı gibi saçılmışsa caddelere cansız insanlar
Ve bir ağaç dibinde
Başı kopmuş yatıyorsa
BARIŞ GÜVERCİNİ
İNSAN OLMAKTAN UTANIYORUM.

Benim ülkemde olsaydınız diyorum da!
Sadece göz kapaklarımın karasında toprağı...
Sığdıramam ki hepinizi! ! !

Yoksa, benim olduğum yerde de açar “kan çiçekleri.”

Öldükçe insanlık,
Yaşamaktan utanıyorum! ! ! !


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:30 AM
Aşkısı
Uzun zamandır sorunlarla, iyi niyetimden dolayı başıma gelen haksızlıklarla uğraşmaktaydım.. Günler hep kasvetli doğuyordu ve ben sıkıntılarla uyanıyordum, hatta uyurgezer gibi dolaşıyordum her yerde.

Özel hayat diye birşey yoktu, hatta özel biride. Dağılmış bir puzzle gibiydi ruhum.

Kalabalığın ortasında yalnız kalırız ya zaman zaman ben bunu yıllardır yaşıyordum zaten. Hep arka plana attım kimsesizliğimi. İş, aile, çevre derken unuttuğum 'BEN' vardı, ertelediğim bir gelecek. Bakıpta görmediklerim vardı etrafımda. Uzanan eli geri çevirmek sanki daha güçlü kılıyordu beni. Başkalarına ait sorunlarla uğraşırken kendi sıkıntılarımı unutuyordum. Kendimi ancak onların mutluluğuyla avutuyordum. Hele ki özel birisinin olması kadar eziyet gelen bir sorumluluk!

Kırılan sevdaları, yıkılan güvenimi tekrar tamir etmek sorun değildi ama her defasında yıkılmak yok mu? Acısını paylaşmak sessiz sedasız ağlayışlarda. Hayatıma birini alacak cesareti bulamadım. Kimse inanmıyordu gerçi yalnızlığıma. Birisi hatta birilerinin olduğunu düşünenlerle konuştukça hayret ediyorlardı, -senin gibi birinin nasıl sevgilisi olmaz! diye. Laf olsun, biri olsun hayatımda diye aşk yaşayanlardan olamadım ki ben.

Sevgili olmak ne kadar küçük bir olay aslında, hatta evlilikte öyle. Ya üzerinize binen onca sorumluluk, yapmanız gereken fedakarlıklar, göğüslemeniz gereken zorluklar.
Hele ki bunları, hayatınızın bilmediğiniz bir döneminde gelip ve ne kadar kalacağını kestiremediğiniz bir kişi için yapmak ne kadar mantık ya da nasıl bir duygu yoğunluğu gerektirir.

Doğru insan, gecenin bir yarısında yalnızlığınızı kalabalığa dönüştürdüğü duyguları yaşatır. Eksik kalan diğer yarınız, düştüğünüzde uzatılan bir el'dir çoğu zaman.

Sevgi kutsal bir duygu ama ben sevmeyi hiç beceremedim. Hele ki aşk! imkansız bir tarifti benim için. Ateşten gömlekte buzdan bir bedenin direnmesi gibiymiş oysa sevda.

Kendimi sıradan hissettirdi bana yaşadıklarım. Nefes alıp vermek gibi, yolda yürümek gibi basitti hayat. Mevsimler bile hep normal geçerdi hayatımdan. Güz bir başka oysa şimdi. Yağmurlar, mürekkebi olmuştu katran *******imin. En büyük çığlığımsa, gözlerimden yankılanıyordu boş duvarlara.

Ne değiştirdi şimdi beni? Ben hep aynı bensem, hayat aynıysa yenileyen ne oldu yarınlarımı?

Bir ses böldü önce yalnızlığımı... ılık meltemler gibi doldurdum sabahlara. Bilmediğim birşeydi göğsümdeki kıpırtılar. Sürü sürü nal sesleri vardı çit çektiğim göğsümde, her an duracakmış gibiydi yaşam. Sonra gözleri doğdu sessiz kumsalıma, aktı coşkun nehirler. Gürül gürül çağlamak istedim. Çakılların arasında kıvrılırken, huzuru öğrendim yüreğinde.

Özlemeyi, sabretmeyi, büyümeyi öğretti bana. Küçük yüreğimde büyük sevdayı, büyük yüreğinde küçük dünyamı anlamamı sağladı.

Herşeyden önce sevgi için ağlamayı, mutluluğun nasıl durdurulamadığını öğrendim yanaklarda, bu yaştan sonra. Aşka inanmayan ben masal kahramanı gibi gördüm kendimi.
Kül kedisimiyim yoksa temiz bir buseyle hayatta dönen pamuk prenses mi?

Özel biri olduğumu hissettirdi. Güvenmeyi, beklentisizce sevmeyi ve bu kadar yaşadıklarımdan sonra ilk defa 'AŞIK' olmayı öğretti bana..

Daha geçenlerde seslenmiştim O'na! 'Hoşgeldin sevdam' derken bu kadar çabuk hayatımı değiştireceğini bilemezdim bile. Herşey rüya gibi, mavi düşler, pembe hayaller peşinde değilim. Sadece bize ait olanı yaşamak istiyorum. Acıyı, kavgayı, hoşgörüyü ama hepsi gözlerinin içinde kendimi gördüğüm, nefesini yüzümde hissettiğim an olmalı.

Bak şimdi sadece sen varsın hayatımda, suların ardında doğan güneş gibi arınmaya çalışıyorum karanlıklardan. İkimizin olduğu bir dünya çiziyorum, ay tenine kırmızıyı damlatıyorum kalbimden. Sakın uzaklarda kalma, bana sadece sen lazımsın.

Seni seviyorum diyorum, nasılsa sen kim olduğunu biliyorsun. Yeditepe'de bilsin istiyorum aslında ama korkuyorum göze gelecek diye bu sevda, bilmediğim sokaklar yutar diye adını bile haykıramıyorum, yutkunuyorum...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:31 AM
Ateş altında çaresizlik
Bir bebek ağlıyor düşümde
Gözlerinden sıçrıyor adını bilmediği acısı
Çığlığında saplı bir kurşun
Kundağında kalacak ten kokusu
Büyümeyecek ama
Büyüyecek göğsümde yangını.

Sesimde tükenecek, kurşuna isyanım
Ölecek bebek, yarını karanlık
Dört duvarı olacak toprak.
Toprak karanlık.

Bir bebek ağlıyor düşümde
Anasının memesinde
Ana bedeni soğuk
Gözleri açık, ruh yok.
Eteklerinden sızıyor kırmızı
Bacağı dizden yok

Tükenecek kopan bedenlere yumruk
Düşecek kolum halsiz,
Dört duvara gerilecek
Uykusuzluk denilen dikenli tel
Ve takılı üzerinde savaşın acı fotoğrafları

Sesim son tizde küfürde
Çınlıyor namluda hedef olan bedene
Kaç! lanet olası duymuyor…niye?
Bir kurşun daha saplanıyor
İsmini bilmeden hem de.

Gözlerimden doluyor güneş
Kan lekesi üstünde
Şimdi hatırladım
Bir bebek ağlıyordu düşümde.

Acaba hangi ülkedendi! ! !


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:31 AM
Uyuma anne
Gittin ya
Ardın sıra baktım
Ağır ağır ilerlerken sen
Ağır ağır başladı yaşlarım

Her gidişinde daha yorgun.../duk

Dönmeyeceğini düşündükçe
Sıkışırdı göğsüme ölüm
Her el sallayışında biraz daha
Soluklarım kesik
Bakışlarım donuk
Asardım sevinçlerimi

İlk bahar sanırdım
Yanağımda öpüşünü
Kirpiklerimdeki damlayı
İlk çiy sanırdın / çiçeğindim ya hani

Baharı toplayıp gittin

Dört duvarı pembe odanda
Solmuş resimlerinde
Sakladığın hazanı buldum bu sabah
-hayatı ne kadar severdin


Bir tutam saç daha vardı yastığında
Kokladım,
Yağmur kokusunu severdin
Bir avuç saçını ıslattım
Bakışlarımı kuruturcasına.

Her gün daha zoruma gidiyor
Kaybettiğin gülüşün.

Acılarını bölüştüğün
Deliş deşik uykuların ertesinde
Birikmiş isyanlarına yüz sürdüğün beyazlar
- beyazlar ki ıslak ve kırışmış

Zor geliyor sana
Yaşamdan uzaklaşmak
Bana koyuyor
Elim kolum bağlı
Günden güne küçüldüğüne bakmak.
Çaresizim...

O sabah,
O sabah omuzlarına çöktü
Bir adım atmanın zorluğu
-Gördüm

Elimi uzattım yürümen için
-Gözlerinde kırıldı güneş

Gölgesine bir baston dayadım
Tut anne.
Üzülmeden tut.

Sen yürüdükçe dönecek dünyam
Nefesinde soluklanacak hayat
ve sen güldükçe
Şafak çekilecek gözlerinde

Sabahlar sende anne...
Uyuma!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:31 AM
Uzağında
Dalları yorgun ağacın gölgesinde
Ezilir çökük omuzların duruşu
Titrer ayakları, elleri, sesi
Gözlerinde titrer şehir, hafif puslu

Uslu değil çapkın rüzgar saçlarında
Dudakları çatlak, arzuları kuru
Yarım kalan şiirler ağlar kağıtta
Mürekkebin gözyaşın kadar duru

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:31 AM
Üç damla düştü
Damlalar arasında kaldı şiirler

Bulutlar kayarken pencereden
Saçlarından düştü mavi notalar
Islak ıslak

Akşamları içten içten tutuştu
Titrek gölgede
Küçük bedenden düşen büyük görüntü
Eriyen isli mum kokusunda

Ve aşkı çağıran dudaklar ıslandı
Yalnızlığın isyanında
Can kırıkları düşünce
Damla damla


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:31 AM
-Sen istedin diye yağmur vardı İstiklal’de-

I

Birikmiş şımarıklıklarıyla
Saklandıkları odadan çıkmış
Üç kız çocuğu vardı masada

Yaşanmışlıkları kaldırıp
Çocuk oldular...
birkaç saat

Gözlerinde yaşlarıyla
En son ne zamandı bu kahkahalar
Çıt-kırıldım konuşmalardan uzak
Ne zamandı
Alabildiğince hovarda konuşmaları

Konuştular
Güldüler
Gül-düler
Çakıllı yıllarda
Dört mevsim açan

Yağmurlu saatlerde
Cadde üstü bir mekanda
Mavi bilyelerini yuvarladılar
Rengi yitik yarınlara

Üç kadın
Üç çocuk
Üç taştılar
Hayat oyununda

II

Kırık umutlarıyla
Saklandıkları odadan çıkmış
Üç kız çocuğu vardı masada

Gece on iki olduğunda
Yıldız yağmurlarında
Sönecekti pembe bulutları

Büyümek değil
Zor olan çocuk olmaktı

III

Basit olmalıydı soluklanmak
Halbuki
Anlamını yitirirdi
-yaşam-
büyük düşününce

Çar-çamur içinde gelip
Ellerini yıkarsın ya hani
Öyle temizlenmeliydi yaralar

Büyüdükçe
Küçülen yanlarımız vardı
Sevgi, merhamet gibi

Yaşlandıkça
Yaslandığımız bahanelerimiz arttı
Hayatı ertelemek için

Sahi biz olmasaydık
Güneş doğmaz mıydı?
Dalgalanmaz mıydı denizler?
Kuşlar göçüp gitmez miydi?
Durur muydu mevsimler?

IV

Birikmiş şımarıklıklarıyla
Saklandıkları odadan çıkmış
Üç kız çocuğu vardı masada

Yaşanmışlıkları kaldırıp
Çocuk oldular...
birkaç saat

yemek bittiğinde

Biri kahkahaları topladı
Kızının küçük kırmızı çantasına
İkincisinin kahve telvesinde kaldı aklı
Üçüncüsü zaten alışıktı
Büyüse de çocuk sayılmaya
-boyu kısaydı-

hayat da kısaydı ya

V

büyümek zorunda kalan
üç kadındı
üç ayrı renk
üç ayrı tad
Üç taştılar
Hayatta

oysa
taşlar da ufalanırdı
__

eha! ! !


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:31 AM
Üzülme Sevdam
Artık biliyorum yalnızlığı.Sürpriz değildi bu ayrılık. Pembe bulutlara asılı kalamazdım daha fazla. Hayallerimi de çekemezdi zaten, göğe kurduğum sarmaşık merdivenler. Düşlerle gerçekler arasında gel-gitlerdeyken, sabun köpüğünden bakabildim hayata. İnan, canımı acıtmadı gitmelerin.Sen özgür *******in adamısın, bensiz sabahların. Göğsünde ki deli taylar gibi, dört nala yaşarsın aşkları. Gecenin kucağında, kızıl sevişlerde, kimbilir kaç çeşni bedenden düşmüştür terler tenine.

İnan, paylaşmaktan korkmadım seni.Benim olmayacağını biliyordum zaten. Sadece büyümeyi öğretmeni istedim. Yıldız gözlerinde dolunay gibi olgunlaşmayı. Küçük yüreğimdeki büyük ateşten, bir kıvılcım sıçratabilsem gözlerine yeterdi..Yine yangınında kaldı pembe düşlerim, isine bulandı ayrılığın.Yine koru elimde kaldı sevdanın.Sen bilmezsin, külleri bile acıtmakta canımı ya...neyse!

Sakın üzülme sevdam...küçüğün buna da güler geçer..

Sen mutlu ol, bu bana yeter.

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:31 AM
V a k i t...
vakit; seni gördüğümdür...
çeker alır silik gamzen kirpiğinden renkleri

her sabah umuda gebeyken
ölü doğar çocuklarım

gün seni solur
yokluğunda ******* tık nefes

hazin bir şarkıda öksürür aşk
oysa; ıhlamur sıcağımsın...


Ayaz *******e ter damlatır sevişlerin,
dilinin ucunda intiharı beklerim leyli yarısı...
Atıp tutmayla, kesip biçmekle, yırtıp dökmekle yaşanmaz aşk.

Gün esrarlı duvarda,
bir o kadar dipsizlikte sorular...yankısı cevapsız.
Kaç kadının kokusu sinmiş günahlarına!
Yarının dünden muamma.

Hecelere mühürlesen ismimi sanır mısın ki şiirin olurum?
Neyzen olsan, nefesinde mi ağlarım?
Ellerim olsan, göğsüm olsan sana mı sarılırım?



Vakit; seni gördüğümdür...
Söker alır kızgınlıklarım hınzır gülüşleri

Her sabah sil baştan etmişken
Açarım bir yaprağım daha kopuk

Rengim seni solar
Yokluğunda siyahlar da hercai

Hazin bir şarkıda küstürür aşk
Oysa; arsız çığlığımsın...



Çırılçıplak güne, kan ter içinde uyanmaktır seni sevmek...
yastık altında kırışmış hayallerim.
Sandık lekeleri bulaşmış yüzüme,
yüzüm eylül.

Baş parmağımdan fırlayan misketlerde masumiyet.
Elinden kurtulan balon gibi kaçarcasına adımlarım...
İp ip söküldün tenimden, mevsim mevsim geçtin.

Deniz düşünceliyken kırılır aklımdan geçsen
Tuz beyazı yalnızlığım
...tutsaklığım bu yüzden,
hırslarıma kilitliyim.
Sanma ki çıkışı yok bu dar sokağın.


Kapılar aralanır,
silik ışıklar keser arnavut kaldırımlarını.
Şehir ayaklanır sensiz!
Diker kum kalelerini çalınan çocukluğum

Yitik ülkelerin bayraklarını çeker uykularım
Sınırları küçültürüm sen dışta kal diye

Mavilere geçer tırnaklarım
Rüzgarımda özgürlük marşları


leyli yarısı seni gördüğümdür vakit...
Ö l ü m; dönüp g i t t i ğ i m.

2007-12-14

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:31 AM
Vakit ne vaktidir
En derin sessizlikte
Yankılanmaya başladı
Sensizliğin çanları

Güneşi kesen
hilal saptan
yansıyor korkularım

Karanlıkta binlerce göz
Saklıyor kendini
Ya da ayağı kayıyor
Uzanıp bakan yıldızların

Tek başıma saatlerde
Kıyametler koparken
Sus pus oluyor şehir
Zamanla yarıştan yorgun
Bedenimde soluklayan hayat

Vakit ne vaktidir
Bilinmez

Bilinmez ne zamandır ölüm
Ne de zamanıdır ölümün

Rüyalarıma kardığım saçların
Karanlık ve ıslak
Bedeninde gün esmer

Açılmaz saçların
Açılmaz gece
Açılmaz tenin
Islaksa hala gözlerim

Sensizliğin çanları
Yankılanmaya başladı
En derin sessizlikte

Uyuyan suya tutunmuş yıldızlar
Yosunlar serilmiş altına
Salkım saçak

Vakit ne vaktidir
Bilinmez

Bilinmez ne zamandır aşk
Ne de zamanıdır aşkın

Ben gibi dalgın gece denize
Ben gibi aşık deniz tenine
Sen gibi uzak kıyılarım
Sen gibi...

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Ay düşümündeyim
Bir kenarda birikmiş kirli sular
Gözlerimde yaşlar birikmiş
Ve toplanmış şehrin üstüne bulutlar
Hadi akın artık!

Lekesi kalksın koca şehrin.
Sokakları yıkansın.
Ve gözlerimde arınsın
Doğma büyüme soluduğum buralar.
Hadi aklanın artık!

Kapana sıkışmış güneş
Ellerim kenetli
Sınır kapıları kapalı.

Ne gelen var ne giden, gecenin bu vakti…

Uykusuzluğumun sebebi
Yazılmamış bir şiir rahatsızlığı.

Kelimeler yaka paça savruk
Hiç biri dizilmez
İmlası bozuk mu bozuk.

Ne di’ li var, ne de yarını
Üç nokta kol kola
O bana bakar, ben onlara

Ötesi…yine yazılmaz şiir.

İlerler gece
Uykusuzluk cam batığı
Çakmak çakmak gözlerde.
Gözlerde kan!
Günden kalma belki de,
Belki de, dünden güne akmakta:

Ne –dur! diyen var, ne –git! diyen…
Herkes ölümü seyretmekte
Savaşa buyur etmede
Yere düşen boş kovanlar

Ve kol gezmede kör medeniyet
Barut kokan şehirlerde

Ve el açmakta masumiyet
Mezarsız şehitlere
Ne adı var, ne başı


Bir bebek namlunun ucunda belki de
Bense balkonda sarmaş dolaş geceyle
Kelle koltuk savaşı.

Lime lime düşlerim.
İçimi bir şeyler kesmekte

-Hangi yüzün aydınlık
Ben karanlığım da!
Bir ay düşümündeyim

Hangi yönde kalır barış
Savaşın ortasındayım.

Ne şiir yazılır oldu
Ne lokma yutulur.

Bir yumruk tıkar
Bir kurşun sıkar

Bir beden düşer
Ne kavgası kalır, ne sevdası
Yarası kanar kanar durur ölümün…

Ya benim günahım ne?

Her gün aynı fotoğraflar
Kan kusar haberler

Her gün bomba sesleri
Dört duvarımda yankısı

Benim günahım ne…
Bestelesem barış şarkılarını
Kuşlara ezberletsem
Ve sürü sürü geçseler
Özgürlük marşları sesinde

Bir kurşun vurmadan düşer mi?
Patlatmadan söner mi fitil?

Yaz kıvılcımlarını bırakırlar mı ateş böceklerine!

İçimde,
İçimde rahatsız ediyor
Savaşa hayır! şiirleri
Gel gelelim yazılmıyor
Oysa herkesin dilinde

Kelimeler mi kanlı?
Kalemim mi bitik?
Yoksa kırmızıda sızarken yarınlar
Canlar mı anlamsız
Savaştaki an’lar mı…

Aklan artık dünya

İşte oluk oluk kan
İşte oluk oluk yaş
İşte siyah ve beyaz
İşte gece ve gündüz
İşte kan ve can
Savaş ve barış
Emanet kimden sahi?

Renk kalmadı
Tad kalmadı

Gündüzleri yorgun barış! !
*******i savaş-ma, seviş! !
Bebek teninde kaldı
Deli şairin kokusu

Bulutlar dağılın artık
Bir ay düşümündeyim.

Aklan artık dünya
Bir düşün peşindeyim.
Uzaktan –kan- görmüşüm
Gelincikler içindeyim.
Yazamadığım beyaz kağıt
Kenetli ellerimde,
Güvercin kanadısın artık…

İşte ay düşmek üzere şimdi…
Sabah baş ucunda bulacaksın
Tek kelimelik şiiri.

…..

Şiirim Ö Z G Ü R - L Ü K.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Ayşe(m)
Bahardan yeşil çalmış gözlerin
Geceden karayı çalmış sözlerin
Kaç yıldız öpmüş yüzünde çillerin
İbrahim kızı çiçeğimsin Ayşem

Otuz bohçaya sardım yaşını
Dokuz düğüm attım kara bahtını
Dilsiz kalmış bülbül duymuş adını
Umman kızı çiçeğimsin be Ayşem

Hazan yaprağında ördüm saçını
Benimden çaldım kaşına karayı
Ak elinde aktım kanlı yaşımı
İbrahim kızı meleğimsin Ayşem

Yüreğime açmış gonca gülümsün
Mürekkebim can adına sürünsün
Dün geldin yarenliğin ömür sürsün
Umman canı cananımsın be Ayşem

Dünya ahret hep varımsın kız Ayşem

*** Can abim İbrahim Etem Bingül kızı kardeşim Ayşe'ye ithafen...

çilli çitlembiğime sevgilerle.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Vakitsizim
“Ne ******* ne gündüzler gördüm
En vazgeçilmez yeminlerden döndüm
Görmedim senin gibi, sevmedim hiç kimseyi
Yapayalnızım şimdi, unuttum gülmeyi
Sen vaktinden çok sonra gelen
Sevdalı bir yağmur gibisin çisil çisil gözlerimde...”


Aynada yansıyan gerçek neden kesiyor bakışlarımı?
Neden sızıyor gözlerimden hayaller?
Yalnışlar neden doğrum oldu şimdi?
Geceyi arındırırken avucumdaki suda bakan kim eğreti gülüşüme?


Parmaklarımdan akanlara karışsa hatalarım, acılarım.
Sıvasam bir parça güneşle yüzümü.
Gülüşüm, bakışım, her sözüm ısıtsa üşüyenleri,
Isınsam gülüşlerinde.

Kendi kıyılarıma vurdu gönül teknem.
Doğru bildiklerimin inkarındayım aslında.
‘Asla’ dediklerim vazgeçilmezim,
Değerlerim yitik.

Dört duvarımda kirpiklerimden fırlattığım keşkeler,
Sessizliğinde birikmiş feryatlarım ve karanlıklarda yürek yangınlarım.
İse bulanmış gönül tuğlalarım.
Ölüyor zaman, ölüyorum da bir ben görmüyorum
...biliyorum oysa!

Ne yeminler vardı
Çıkmaz sokakların, kapalı kapıların önünde.
Her yıldıza savurduğum küfürlü *******im vardı benim.
Kırık düşlerim, dokunamadığım umutlarım
ve her defasında dört kolla saran yalnızlıklarım.

Deniz kenarında bıraktığım çocukluğuma götürdü beni, avucumdaki birkaç çakıl....
Mandolinin titreyen sesine bırakıyorum iç geçişlerimi.
En hüzünlü notasından düşüyor özlemlerim,
Gam düşüyor şarkılarda, bitiyor sesler.

Deniz fenerini görmeyen kör bir balıkçı geçiyor karanlık sularda.
Küçük bir tabureye serilmiş gazete üzerinde rakı ve mezesi.
Sabah toplanan ağdaki süzülmüş mavi dünyayı çiziyorlar ona arkadaşları.
Özlemine tuz basarcasına, nasırlı ellerini birbirine kavuştururcasına...
...dinliyor, rüzgarın yönünde biliyor aslında her şeyi,
Denizin kokusundan, dalganın ritminden...
Biliyor büyük sevdayı.

Yüzündeki çizgilerde gördüğüm kesikleri taşıyor yüreğim.
Aynı sevda belki de!
İçinde olup da dokunamamak mı asıl aşk?

Ahhh bu medcezirler...

Küçük bir balıkçı köyünde isimsizim, bilinmezim.
Ne ağlayışımı gören var, ne seni bilen.
Sırtımda şehir,
Bir tahtası kırık nemli bir bankta
Bilmediğim tepeye karşı uzatmışım bacaklarımı.

Gemiler geçiyor önümden, martılar üzerinde.
Binlerce yorgun adımlar altında deniz.
Deniz kadar yorgun vapur,
Ben şehir kadar yorgun.


Siyah kostümleri düşüyor yollara ağaçların,
İzliyor dilsiz hilal.
Kağıdımda lâl, şişemde lâl bekliyor
Dönüş yolunda nöbette kalemim

Adımlarım bağlı be aşkım... yollarım kapalı.

Bu yüzden seviyorum karanlıkları.
Ne yana baksam -boş-.
Güneş hiç düşmese şehrime,
Gözlerimde caddeler, kalabalıklar
Yalnızlığın tokadını vurmasa
Aşıkların birleşmiş elleri
Öpüşleri kor düşürmese göğsüme

Ben gibi kimsesiz
Küçük bir balıkçı köyündeyim
Deyimi yerindeyse
Terkedilmişiz. in cin sessizliğine

Düşüyor yollara esrar sarısı mevsim
Avucumda hazan saçlarım
Bahardan kalma nisan bulutu sıkışmıştı gözlerimde
B ı r a k t ı m !

Sen kokan tenim, haziran küllerinde
Her busende açıyor kan güllerim

S e n!
B e n g i b i, en sisli *******im!

“Sen vaktinden çok sonra gelen
Sevdalı bir yağmur gibisin çisil çisil gözlerimde...”


Aynada yansıyan gerçek neden kesiyor bakışlarımı?
Parmaklarımdan akanlara karışsa hatalarım, acılarım.
Kendi kıyılarıma vurdu gönül teknem.
Dört duvarımda kirpiklerimden fırlattığım keşkeler,
Ne yeminler vardı

Deniz kenarında bıraktığım çocukluğuma götürdü beni, avucumdaki birkaç çakıl....
Deniz fenerini görmeyen kör bir balıkçı geçiyor karanlık sularda.
Yüzündeki çizgilerde gördüğüm kesikleri taşıyor yüreğim.
Ahhh bu medcezirler...
Küçük bir balıkçı köyünde isimsizim, bilinmezim.

Bir tahtası kırık nemli bir bankta
Gemiler geçiyor önümden, martılar üzerinde.
Siyah kostümleri düşüyor yollara ağaçların,
Adımlarım bağlı be aşkım... yollarım kapalı.

Bu yüzden seviyorum karanlıkları.
Ben gibi kimsesiz
Düşüyor yollara esrar sarısı mevsim
Sen kokan tenim, haziran küllerinde

Sen!
Sen vaktinden çok sonra gelenim....

V a k i t s i z i m...

Olsun varsın...
Saatleri bozdum
Takvimleri yoldum
Doğru bildiğim çok şeyi erteledim
Sadece A Ş K için...
Ötesi kime ne!




Not: “Ne ******* ne gündüzler gördüm
En vazgeçilmez yeminlerden döndüm
Görmedim senin gibi, sevmedim hiç kimseyi
Yapayalnızım şimdi, unuttum gülmeyi
Sen vaktinden çok sonra gelen
Sevdalı bir yağmur gibisin çisil çisil gözlerimde...”Gökhan Kırdar albümünden

* Haziran külleri / İbrahim Ethem Bingül'ün şiir kitabının ismi.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Var mısın? ?
Sanal Dünya'nın perdesini aralayıp gerçek bir buluşmaya ne dersiniz?


Üyesi olduğunuz yahoo gruplardan, yazılarınızı takip ettiğiniz,
Sitelerden forum köşelerinden mesajlaştığınız,
Eski organizasyonlarımızda bir araya geldiğimiz
Tüm yahoo grup ve internet siteleri üyelerimizle,
yeni arkadaşlarla tanışarak eğlenmek ve eğlenirken
Van'da adını bile bilmediğiniz öğrencilerimiz için!

15 Mart 2006 tarihinde -saat 19.30 itibariyle
Profilo Alış Veriş Merkezi _ Mecidiyeköy - Time Out Bowling Salonunda izlerle olmanızı arzuluyoruz. Katılım ücreti 2 Oyun Bedeli olarak 10 YTL'dir



Takım ve Bireysel olarak katılacakların
Takımlar 6’şar kişilik olacaktır
Takım isimleri & Katılımcı isimleri
Gsm numaraları ve mail adresleri

Bireysel katılımcıların, Kaç kişi geleceklerse,
Gsm Numaraları ve mail adreslerini bildirmeleri gerekmektedir. Verilen numara ve adresler gizli tutulacaktır!

Dileyen dostlar
Bir zarf içinde, Defter-kurşun kalem-silgi-cetvel- hikaye kitabı
ve mektuplaşmanız için adres ve onlarla paylaşmak istediğiniz duygularınızı yazabilir, o akşam görevli arkadaşlarımıza teslim edebilirsiniz.

Ev ve iş yerlerinden kullanılmış giysi, oyuncak, kitap vb.Malzemeyi doğrudan okullara gönderecek arkadaşlar bana telefonla ulaşabilirler.


Van Bölgesi'nde iki okula pc, kırtasiye, giysi ve muhtelif eksikleri için
ulaşabildirdiğiniz kadar bu mail arkadaşlarınızla paylaşın.

Grup birinciliği, Bay ve Bayan ferdi ödüllerimiz olacaktır.
Tüm katılımcılara Dost Kalpler ve Yardım edilen okullar adına
'Teşekkür Belgesi' verilecektir.






Konu: 23 Nisan Çocuk Bayramı

- Van - Okul turnuvası



Merhaba sevgili Dostlar;

Ulkemizde yardimlarin akibetlerinin genelde belli olmamasindan dolayi bir cok insan ihtiyaci olanlara yardim etmekten doğudu. Fakat, gitgide kotulesen ekonomik kosullar altinda milyonlarca ezilen insan, dolan yetimhaneler,copten yemek cikarmaya calisanlarin her zamandan cok bize ihtiyaci olduguda gozle gorunen bir gercek. Amacimiz yardımları toplamaktan çok, insanlari yetimhanelere, engelli cocuklara, yasli bakim evlerine,kor okullarina,sokak cocuklarina yani yardima ihtiyaci olan her yere bizzat yardım edecek kişilerin gitmesine vesile olmak. Bu yardim da bir oda boyama,oradakilerle oturup sohbet etme,korlere kitap okuma,evimizdeki kitaplardan kutuphane olusturma… yani buyuk capli olmasa bile onlarin yaninda olmak. Araya ne bir dernek, ne bir araci koymak, varlığımızla ihtiyaci olanlara uzanmak ve onlarin elini tutup onlarla arkadas olmak. Eger bir seylere uzulup kafa cevirmek yerine bizlere katilirsaniz bir seyler degistirebilecegimiz kesin.. her yaş - branş - kültür - vizyon - meslek, parantezleri içindeki 'bir kişi' bile yaşadığımız sürece gereksinim görülebilecek değerlerdir. Haydi puzzle ın parçalarını yapıştırmaya başlayalım

Gün gelecek
Ellerin boş
Dizlerin titrek
Gözlerine düşecek puslu bakışlar

An gelecek
Sarılması için bir kol
Dinlemesi için bir dost
Paylaşması için
Sıcacık bir yürek gerekecek
işte o zaman
BİZ BURADAYIZ

Dost Kalpler

İZ BIRAKMAK İSTEYENLERİN ADRESİ



Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Az önce buradaydılar
kirpiklerimle çaldım
şehrin yağmurlarını
gözlerimi yumdum
karanlığa çakıldılar

lanetli sınırların
duvarları ardında
birbirine sokulup
toplu intihardalar


…a n ı l a r


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Bahar
Yar göğsü gibi ak pak İstanbul.
Bekleyin karlar eriyecek.

O zaman da sıcak olacak buralar.
Saçımızda bahar meltemleri...

Çimenlerde açacak papatyalar,
Nisan yüklü bulutlar...

Güneş ısıtırken sabahları
Savaşsız uyansın yarınlar.

Dünyanın neresinde olursa olsun
Baharı yaşasın çocuklar!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Bahar!
Önce sesin geldi, kıvrılan nehir gürültüsüyle.
Sadece, seni dinledim.
Sonra bir endam...
Yükselen başak sarılarında saçların,
Toprak kokusunda bereket.

Dokunuşunu hissetti çiçekler,
Ben serinledim.
Gözlerinden izler var çimenlerde,
Yüksek dağlarda kokun,
Sadece seni çektim içime.

Meltemi peşine taktın,
Kelebekler olup uçtun,
Ben ardın sıra baktım..
ve adını 'bahar' koydum.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Veda
Artık biliyorum yalnızlığı. Süpriz değildi bu ayrılık. Pembe bulutlara asılı kalamazdım daha fazla. Hayallerimi de çekemezdi zaten,göğe kurduğum sarmaşık merdivenler. Düşlerle gerçekler arasında gel-gitlerdeyken, sabun köpüğünden bakabildim hayata. İnan, canımı acıtmadı gitmelerin. Sen özgür *******in adamısın,bensiz sabahların. Göğsünde ki deli taylar gibi, dört nala yaşarsın aşkları. Gecenin kucağında, kızıl sevişlerde, kimbilir kaç çeşni bedenden düşmüştür terler tenine. İnan, paylaşmaktan korkmadım seni. Benim olmayacağını biliyordum zaten. Sadece büyümeyi öğretmeni istedim. Yıldız gözlerinde dolunay gibi olgunlaşmayı. Küçük yüreğimdeki büyük ateşten, bir kıvılcım sıçratabilsem gözlerine yeterdi.. Yine yangınında kaldı pembe düşlerim, isine bulandı ayrılığın. Yine koru elimde kaldı sevdanın. Sen bilmezsin, külleri bile acıtmakta canımı ya... neyse!


Sakın üzülme sevdam... küçüğün buna da güler geçer..

Sen mutlu ol, bu bana yeter.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:32 AM
Baharın Son Akşamları
Bugün tüm miskinliğini üstüme sermiş bahar. Bu sıcakta yataktan beni kaldıracak tek güç denizden gelen serin bir dalga olabilir.Şöyle beyaz beyaz köpükleriyle beni kavrayacak, tuzu hüznüme merhem olacak. Hele biraz da güneş düştüyse içine... deniz, huzur olacak. Evvelden tek huzurum gece gözlerin olurdu. Şimdi istediğim tek şey, hatırlamamak seni, gece olmamalı,yirmidört saat güneş kalmalı gökyüzünde ama nerdeeee? Belki de yazı bu nedenle seviyorum. Geç akşam oluyor ya, kış gibi zifiri karanlıkta olmuyor yıldızlar altında sokaklar...Penceremde dalıp gidiyorum lacivert temmuza. Bir de tenini unutabilsem, gün sıcaklığında ki esmer sevdanı.

Ömrümün kaçıncı yalnızlığına kucak açtığını bilmiyorum ilkbaharın. Kayan yıldızlarla tuttuğum dileklerin kaçının olduğunu. Belki de bir başkasının yıldızıdır hep ucuna takıldığım.Bu yüzdendir arzularımın tükenişi. Kendime bile sıralayamadığım özlemler kaç gecedir tutuşturmuştur kızıl şafakları. Bir kadeh şarap, slow bir şarkı ve tabloyu tamamlayan gözyaşı. Yine yatağımdayım anlayacağın. Güçsüzlüğüme şahit dört duvar. Yaşlarıma avuç açan yastığım ve beni koynuna alan sensizliğim. Susuyorum güneş ve kuşlar gibi, gün gibi uyuyorum.

Gözümü açıyorum ter içinde yatağım. Sabah güneşi mi, sensizlik kabusu mu sebebini bilmiyorum. Sabahımda, akşamımda,dört mevsim senin adın. Aşk senle bütünleşir gibi geliyordu ama biliyorum ki sensizlikmiş sevdanın güzeli. Ne kadar yakınsam da sensiz daha mutluyum inan gece gözlüm. Kızgınlığımın sınırları yok artık. Özlemlerimin çatısı çoktan çatladı. Gözpınarlarım da kurumak üzere. Hayırsız ismini anmamak için mühürledim dudaklarımı.

Sana ait bir tek ben varım. Böyle giderse onu da tüketir bu kara sevda Temmuz serilince üzerine. Yaza teslim olmak için çırpınıyor hüzünlerim. Yeni sevdalara yelken açacağım, yüreğime söz verdim. Yakamozlar düşüreceğim karanlık sulara, denizi boyayacağım lacivertlere dolunay altında. Asla siyah olmayacak hayatımda. Seni ve gece gözlerini serptim bulutlara.. Gün gelir yağarsın belki başka kurak savdalara.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:33 AM
Bakma öyle
Bakma öyle!
Böylesi sabahlardır bende yansıyan
Bulutlardır gülüşümde renk
Tenimde sıcak güneştir
Denizdir bazen ilimde umut
Dikenli tellerde çocuk yanımdır suskunluğum

Durma öyle!
Gülünce sen
Aralanır şehrin üstünde sis
Güneş düşer yedi yamaçtan
Süngerleşir göğsüm, tenim çeker
Ellerimde izmarit
Dumanında hayalin
Tütsülenir dudakların, canım çeker...susarım


Bakma öyle!
Sandık arasından çıkarıp anıları
Fırlatırım kağıt uçağımla
Ha gözlerimden düşmüş kağıda
Ha kağıt çakılmış toprağa
Aynı batar sancısı uzağında

Yasaklı yolların yedivereni
Yaprağında kelebekti aşk
Hangi mevsimindeyim söyle


Durma öyle!
Göğsünde yedi mevsim dikenim belki de
Her battığımda sevda açar kırmızı
Yorgun yıllar yara bere sözler içinde
Kadınım...
Tek sensin sığındığım

O zaman!
Çık da gel gözlerimdeki karanlıktan
Çatlak duvarların ardında
Toz duman anılardan
Çık da gel!
Sessiz çığlığımdan
Bir tını düşsün lal yemiş düşlerime
Üşüyen ellerimi tut sadece...
Gerisi bana yeter.

Sevgili NEG''e (N.Ege.Güral''a seslendirme için teşekkür ederim.)


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:33 AM
Balıkçı-m-






Sensiz ama sen dolu bir sabah daha yayılıyor şehire.

Nerdesin hiç bilmedim, ne teninde battı, ne gözlerinde doğdu güneş. Oysa hep göğsünün sıcaklığı vardı yanağımda. Ellerimi hiç başı boş bırakmadın. Yalnızlığıma ortak oldun saatlerce, bilmedin.
Benim, seni bilmediğim gibi! Kimdin? ?

Kalabalık ve şarap kokusunda, tokuşan kahkahalara şimşek gibi çaktın – bir andı – tok sesinin bir yumrukla boğazıma dayanması. Şaşkındım...hem de çok, ismin nasıl estiyse kulağıma, o gün bu gündür hala üşür yüzüme bıraktığın alevler, göğsümdeki kıvılcımlar hala uçuşur. Hiç gelmedi mi soluğuna seni sardığım tütün kokusu?
Dumanımda kimimdin?

Sensiz ama sen dolu bir sabah daha yayılıyor şehirde.

Adımlar dökülürken caddelere, seni kovaladığım düşlerim çekiliyor ayak izlerinde. Hangi kıyıda sus pussun şimdi?
Hangi balıkların izinde, yıldızlarla kalaylarsın yakamozları?

Deniz kenarından ne zaman geçsem, dalar giderim sebepsizce. Kıvrımlarında derinleşir ya rengi, yutar ya şehri tepe taklak... boğulur sanki yalnızlığım. Sen denizleri seversin, ben küçük balıkları. Ne ben balık oldum oltanda, ne sen deniz, ayaklarımda.... yok yok yine de sen denizsin, tenine kulaç attığım.

Dün gece... söylemeden kimseye bir şey yaptım. Lacivert ipin ucunu çektim hilalden ve mavi atlası kurtardım misinandaki iğneden. Bu sabah ağına dolaşmışsa güneşin etekleri, livarından çıkarsa birkaç yorgun martı şaşırma, baş aşağı getirdim maviyi.


Dün gece...dün gece sarhoştum ama ayık bir sevdaydı yüreğimde. Zik zaklar vardı saman yolunda, yıldızlar da sarhoşmuş ben gibi. İzlerini sürdüm, sana geldi balıkçı...ellerindeki pullar... bu pullar oltana takılan yıldızlardan mı?
Ben de bekler dururum o zaman dilek yıldızlarımı.

Bunun içinmiş, umudumdaki kırmızı lekeler.

Oysa, titrese de bitik mumun gölgesi dudağımda, söylemem gerekirdi seni sevdiğimi, söyledim, iyi de ettim. Daha ne kadar saklardım ki üç noktaların ardına arzularımı, yüzünü bilmeden hayalini nasıl çizerdim yastığımdayken. ******* hep göğsündü, başımı yasladığım. Düşlere düşerdim siyah saçlarında, öpüşen balıkları kıskanır, küçük buseler kondururdum sinene. Sen bilmezdin, deniz şahitti ellerimle sevişmeme.
Az saklamadım ki seni, az yazmadım, az çizmedim ki...azlarla, azar azar çoğalttım seni, şimdilerde sen çoğaldın, ben azaldım bende.


Sensiz ama sen dolu bir şehir, nerdesin hiç bilmedim. Kalabalık ve şarap kokusu sonrasında adımlar dökülürdü caddelere ve deniz kenarında buldum kendimi. Kimseye söylemeden bir şey yaptım. Sarhoş ve tir tir titreyişlerimde, sevdiğin bir renge buladım aşkı. Ne kırmızıydı, ne beyaz. Aşk lacivertti sende. Bana gelmen için boşuna toplamadım akşamdan mavileri...


Bu kez de benim için çık sulara balıkçı. Benim için çevir misinayı başın üstünde, hayallerimi sana bıraktım, nasılsa dönüştürürsün gerçeğe.

Bir gün ama bir gün teninde uyaracağım denizi.

Haydi şimdi rast gele.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:33 AM
Y o k
karelerde
yırtık mektuplarda
mor ısırıklarda isim

cismimde
parmak izleri
şimdilerde yüzü silik

tenim öksüz
tenim ıslak
tenim küs

giden hiç olmadım
kalanlar
kalıntılardı kader

keder;
ser açıp
sır emdiğim

ter döküp
ten biçtiğimdi
aşk denilen

dudağında
alaza sarar
adım

aşırdığım
bir avuç bulutta
özgürlük

sarhoş kentin
köprü ayağında
ezilmiş tütünde
söndük güneşle

kül rengi anlar
hırsızı hercailerin

gözlerim yankesici
kirpiklerim
emanet dikenli tellere

aynada
darağacında ruhum

düşleri ördüğün
saçlarım dökük

iki yakayı tutan ellerim
bu kördüğüm

ayaklarım asfalt
çıkmazlara

kendime dolanırım
bundandır
gölgemin sekmesi

duvarlarda
çatlak durur gece

bir bulvardan
akar denize kent

Esrarlı ölümlerdir
Sessizliğim

k i m l i ğ i m
y o k


08.01.08


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:33 AM
Eteklerimde bahar derdim….

Eteklerim yırtılmış şehre döndüğümde.
Yanaklarımda salkım söğüt dallarının çizikleri.
Parmak izlerin, ellerimde bir kor,
Sallanır çivisi paslı gönlümün dar ağacı.

Mülteciyim aşk diyarından…

Diz çöktüğümde önüne,
Bana da avuç aç ya Mevlam!
Bahardan kalma
Kan lekelerini silsin, ya da toz toprağımı
Tek dal üzerinde dans eden beyaz çiçeklerin.
Aşkı sende bulmak varmış,
Huzuru sende…

Bir ney sesine değişmişim
Bir kudüme, tambura
Yapmacık alkışları
İlahine değişmişim
Dans ederken söylenen şarkıları

Beni de kaldır ya Mevla’m
Çar çamur topraklardan
Arındırıp sun diğer elinde
Savurdukça bırak
Yorgunum inandıklarımdan
Sığındım sessizliğine

Bak ellerim iki göğsümde çapraz
Eteklerim yırtık da olsa
Başım eğik karşında
El et de yavaş yavaş açılsın
Saçlarımdaki kara yazma
El et de açıldıkça uçuşsun
Döndüğümde etrafında
Göğsümde saklı kelebekler
Yara bere de olsa

İki yumruğumun içinde
Vurdum pişmanlıkları başıma
Parmak aralarımda saçlarım
Sahte güllerin dikeni batık ayaklarımda.
Kabuk tutmuş dudaklarımda
Dua ettiğim isimler…
Yolmak için güç ver bana.



Çift kişilik uykuların
Çıplak düşlerinden uyanmam için
El ver Mevla’m bana
“Hamdım, piştim yandım”
Geldim bedensiz ruhumla kapına…
Mülteciyim aşk diyarından.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:33 AM
Balıkçının mezesi
Bu kaçıncı dökülen satırlarım pazar sabahlarına
Hep yeni umutlar belirir gözlerimde
Pazar olunca hiçbirinden eser yok
Yalnızlığımdan mı bu sessizliğim..
Bu sabahta güneş ıslanmıştı yağmurlardan
Kirpiklerime takılmıştı geceden arta kalanlar
Yarım sevdaların koynunda lacivert akşamlar
Yüreğim Marmara denizinin sularında
Kıvrım kıvrım deniz anaları etrafımda
Sevdayı, hayalleri taşırken maviliğinde süzülüşüm
Balıklarla oynaşmakta şimdi
Belki takılırım bir balıkçının oltasına
Sofrasını süslerim akşamında
Birde buzlu bir rakı yanına
Taş plaktan kalma nağmeler varsa anason kokusunda
Değmeyin keyfimize balıkçıyla
Belki kıyamaz yüreğimi katletmeğe
Belki sönük gözlerimden tanır bakışımı
Belki derdini döker sıktığı limonlu meze tabağına
Belki susar ve dalar rakının beyazına
Beyazında yüzüm
Anasonu sinmiş saçlarıma
Belki farkeder ürkek dudaklarımı
Oltasının yüreğime saplandığını
Açtığı yarayı belki görür
Üzerime damlatır sihirli yaşlarını
Kimbilir destanlar gerçekleşir sevdanın gizeminde
Deniz kızı olurum ellerinde
Bir yıldız takılmıştır saçlarıma
Saçlarım bukle bukle parmaklarını saklar arasında
Sunar şefkatini
Belki süslerim hayallerini
İşte bir pazar daha...
ama ben gene yalnızım
Sensizlik odamda
Ben bir balıkçının oltasında
Takasında
Hayalleriyle dönüş yolunda
Süslerim anason kokan gecesini
unutma ama
hep kaçan balık büyük olurmuş
Sen kaçırdığının farkındamısın
Deniz tadında sevgimi...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:33 AM
Bir ıhlamur çiçeği düştü saçlarıma
Ellerinin kokusunu hatırlattı
Ve şefkatini

Fransız sokağından geçerken
Pencerelerde hercailer
Gülüşünü hatırlattı
Çakmak çakmak sırıttı arnavut taşları

İtalyan yokuşundan şöyle boğaza karşı
Nargilesi tüttü yaşlı şairin
Susan yanımı çağırdı

O kadar renkliydi ki yaşam
Ve herşey yerli yerindeydi ki
Düşünmek gerekmezdi yazmak için
Çiçeği, denizi,sevgiyi, ölümü
Sunulmuş kaleme noktalar, virgüller
Yeşildi bahar
Şarkılar güzeldi
Aşklarsa hep tadımlık
Saatler hep tek başımalık

Siyah beyaz olmalıydı fotoğraflar
Sabahı istediğim renkle dolmalıydı
Taş plaklar bestelenmeyeni çalmalıydı
Sadece benim için anlatılmalıydı masallar

Kum saatinden kelimeler akmalıydı
Birikmeliydi şiirler

Kırılan aynanın parçalarında
Büyüdükçe çoğalan sevgiler yeşermeliydi
Çoğaldıkça büyüyen...

Bir ıhlamur çiçeği düştü yağmurda saçlarıma
Yağmurlar ‘sen’ kokardı, ıhlamur çiçeği ‘hasretin’

Şimdi güneşin altında elimde kuru bir dal
Göğe doğru bakıp, bekliyorum bulutları
Yağmurla geldiği gibi giden
Can yarımın kokusunu arıyorum

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:33 AM
Yalan
Aşk!
Süslü giysilerin altında
Kuru bir tende
Kalpsiz bir bedende
Kuruyan iskeletin
Ufalanan parçaları...

Aşk!
Kıvılcım değil
Küle döndüren
Yüzündeki bulutların
Yağmur damlası.

Ben,
Giysisiz
Yangınsız
Şatafatsız
Bataklık Çiçeği...

Yalan güllerin sevda sözleri...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:33 AM
Balkız dan mektup
Delinin biri yazmış dersin ya
Bir diyeceğim var yine de...

Ker*** duvar arasında
Açtım gözümü dünyaya
Dokuz çocuk
Üç öküz, dört inek
Yirmi de koyunu vardı babamın

Anama hasret büyüdüm
Koca gün tarlada ırgat
Akşam babama kadın
Dedemle, nineme gelin
...Eli hiç değmedi saçıma
Ya çamaşır leğeninde
Ya da sarı kızın memesinde

Elleri nasır, Topukları çatlak
Bildim bileli al basmalı bir entari üstünde
Bir de kiraz oyalı yazması
Kınalı saçlarını soluklayana kadar
Kokusunu toprak bildim yıllarca

Hasan’mış ilk oğlu babamın
Okul yolunda
Dayanamamış soğuğa
Kar düşmüş üzerine
Kırmızı yanakları
Cam gibiymiş
Buzdan heykelmiş bedeni bulduklarında

En büyüğümüz Ayşe ablam
Onüçünde vermişler muhtar oğluna
Onbeşinde bir oğlu vardı dizinde
Bir de kızı karnında

Ne yoklukla okuttu babam
Mehmet abimi
Kasabaya gönderdi
Öğretmen çıkacaktı
Köy çocuklarını okutacaktı
Sarhoş bir şöförün tekeri
Kestirdi ayaklarını

Ali, yağız delikanlı
Keskin nişancı
Ağanın çiftliğinde
Dayımın adını vermiş dedem ona

Deli Osman dedikleri ortancamızdır
Traktörden düştü sünnet düğününde
Tezek toplar, balya yapar
Öyle mutludur ki dolarsa o gün çuvalı

Bağdagül
Mayıs ayında açmış gözlerini
Gül kokulusu ninemin
Yanağında gamzesi
Yüzü nur, sesi billur

Topraktan iyi anlıyor kardeşim Umut
Adı gibi ekiyor tarlamızı
Elleri bereketli
Yüreği kadar verimli hasad zamanı


Yaşar okudu, adam oldu
Şimdi mahkeme salonlarında
Üç kuruş maaşla
Kürsüde adalet için direniyor
Düzeni bozuk ülkemde

Aydın’la dört yaş var aramızda
Çoban oldu komşu köyde
Dağlarını gezer sabahtan akşama
Kaval yerine saz vardır elinde
Yanık yanık türkülerinde
Buram buram tüter Anadolu

Ben en şanslısıymışım bizim evin
Balkız demiş rahmetli babam
Daha doğmadan adıma

...

Hepimiz bir bahçedeydik bir zamanlar
Sabah çilli horozun sesiyle uyanır
Bir siniye onüç kaşık dalardık
Sarı kızın sütünü içerken
Ciğerlerimize dolardı Ilgaz

İlk papatyayı hep babam söylerdi
Baharı da gördük bu yıl diye
Ama bu kez sondu baharı
Başakların arasında
Saplanmıştı sol göğsüne
Kan davalı kör bir kurşun

Anamın ciğerleri kanamaya başlamış
Son bir kaç gündür
Sağlık ocağında, yeni yetme bir hekim
Demiş ki -Şehirde kolay tedavisi
Yola çıkacak bu hafta
Mehmet abimin yanına
Yengem bakarmış elbet
İnanmam ya...neyse
...
Şehir bozuyor adamı
Kim gitse gelirim diye
Dönmedi

Bir kaç evlat gitti komşularda
Para yolladı bir kaç ay
Sonra sırra kadem bastı

Okumaya gidenler
Unuttu köy yolunu
Çelik çomak oynadıkları
Okulun bahçesinde
Yeni derslik yaptıracaklardı
Zengin olunca

Şimdi televizyonda
Çok meşguller belli de
Kırmızı koltuklarda
Gülüşüyle saklıyor
Manasını unuttuğu utanmazlığı
...
Bense bir yatakhanede
Daraldığım gecede yazıyorum bu satırları
Düşlerim kadar çıplak uykularım
Köyümün ekmeği kokar bu satırlar
...
Memleket koca şehirler değil ki sadece
Adı olmayan köyler var
İsimsiz gömülen bebeler
Öğretmeni olmayan okullar
Ya da öğrencisi olmayan sıralar

Siz renklerini beğenmezsiniz kalemlerin
Bizim avucumuzda kaybolur kurşun kalem
Etiketi olmayan kazağı giymezsiniz
Büyüse de abi, ablamız
Bize kalsa deriz giysileri,
Altında bir deliği olan ayakkabı bayram bekler

Soğukta kızarır burnumuz, ellerimiz buz
Sıcak suyun kokusunu
Bahçede, tezek ateşinde
Çamaşır kazanında biliriz
Bir leğende on maşrapa sudur banyomuz
Yemeğimiz tek tencerede
Siz tadını bilmezsiniz
Biz lezzetine doymayız yayıktaki ayranın

Hangimiz şanslı bilinmez...
Siz daha zenginsiniz dünya malında
Biz daha doymuşuz çocukluğa

Adım köy çocuğu aranızda
Oysa Balkızıyım köyümün
Uğramazsa göğsüme
Bir şehir magandasının
Maç sonrası kurşunu

Yarının öğretmeniyim
Memleketin bir ucunda
...
Bir kaç satır karaladım uyksuz saatimde
Sen deli saçması de

Yolunu bilmediğiniz
Köyümü özledim sadece.

Şule Döğer(Aydemir) 'e hediyemdir.. köy kokusunda özlemlerine sevgiyle

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:34 AM
Tarif
aşk emek ister en çok
zamanı askıya alır
yürek için
biriken sıcaklık olur öyle ki

sevdiğini her gördüğünde
deprem yaşatır –olsun,yakarmış
yıkarmış kime ne? -
aşk değil mi?

başı düştüğünde yastığa
ağlar ne kadar olsa da
yine de
kurumaz gözyaşı pınarı hiç

aşk zaman ister en çok
öyle ki geceyle yıkar güneşi yıldızlar
mevsimsizliktir teninde şiir kokar
ter düşer zemheri ortasında
soğuk alevlerdir
boşlukta gezinir hayaller

aşk sabır ister en çok
özlem yazılır
-hokka susar divit ağlar-
değişir elbet suyun yönü

aşk aşığa gelir kalır
aşık aşkına koşar gider

...aşk en çok?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:34 AM
Bana mutluluk al





misketlerim çar çamur ellerimde
Ayakkabımda bir başka ayak izi
İtilmişim hayatın bazı köşelerinde
Sepet içinde rengarenk gülleri çingenenin
Gülüşünde altın dişi parlıyor önce
Dişini göstermek için mi güler
Renkli güllere mi..... bilmem
ama mutlu ya
bir tek gülde de olsa
bana mutluluk al

taze kesilmiş çimen kokusu
söküp al çocukluğumdan
ve kim fasulye, oyunun en önemli sorusu
kim tutar düşünce kolundan
ağladığında eliyle silen burnunu
ve güldüğüne gülüşüne kurban
işte sana vereceğim bunu
minibüste ücreti uzatan
iki kişilik bir sevdanın adı bu
ama mutluluk ya
bir tek gülle de olsa
alacağım sana mutluluğu

İki kişilik taş sektirdiğimiz kaya dibinden
Seçtiğin çakıl taşları cebimde
Beş taş oynamak istersem
“Dante gibi ortasında”iken ömrün
uzanacağım taze kesilmiş çimenlere
Gözlerimden çim kokulu yağmurlarla
Uzatacağım fasulyeden sarmaşıkları
Kayarsam bir yıldızın ucunda
Tutacaksın ellerimden
Dolunay yüzünde gülüşünle
Kaybolurken dipsiz karanlıkta
Kahkahalarını serp çocukların samanyoluna
Mutluluğu göster bana

Yürüdüğümüz yollar tek yumurta ikizi
Yıldızlara bakıp tarif ettiğimiz hüznü
bu yollara ekerek büyüttük yüreğimizi
sahip olmadığımı veremem sana
başkasından çalarsam
getirip koynuna saklarsam
ele verir misin beni?
Dolmabahçe yoluna tohum yağar
Hüzünden ektiklerimiz bu ağaçlar
Ve bu yol bizim gizli yolumuz
Ömrün ortasında veya sonunda
Kaybolduğuna inandığın en çingene anında
Yatıp çimlerin ortasına, açıp ellerini yıldızlara
Öp beni hırsız çocukluğumdan
Mutluluğu göstereceğim sana.

Arzu Altınçiçek _ İbrahim Tolga Özsoy


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:34 AM
Tanık




Ağladım sabah, sahilinde
Hava puslu, yüzler asık
Kanadım kırık güvertede
Deniz puslu, mavi yanık

Yürekte yar buz beyazı
Güneşte, kar sen sonrası
Tenine kar, sus sonrası
Sustu dilim, sesim yanık

Ağladım sabah, güllerine
Bahar suçlu, dallar kırık
Kanadım çiy tanelerinde
Yaprak suçlu, rüzgar tanık


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:34 AM
Bana özel...sin
Sevgili ben;

Kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım. Yıldızlı *******de bile yönümü bulamazdım, çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık.

Oysa; sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de.
Akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi.
Kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim,
an gelir öfkem olurdu,
yeri gelir en büyük çığlığım...
her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi...
her şey susardı sanki, her şey donardı.

Renkler silinirdi, bilinirdi sebebi...
Siyah beyaz resimler, keşkeli cümlelerle süslenirdi.
Ne kadar saklasam da, ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini.

Uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme, bilirdim ama yapacak bir şey yok.

Erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı ve mavilerin buz kesikleri. Ne bedenim, ne ellerim...yüreğim titrerdi, yüreğim tir tir.

Herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?
Tek korkum y a l n ı z l ı k...

Kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum.
Sıcak, sadece bana özel Ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için. Gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama gelişler önemliymiş asıl, biliyorum.

Turuncuların içinden kırmızıları çektim, mevsim sapsarı...
Tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe.
Temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun.
Batak gülleri süslerken yaz düşleri, lacivertler hep kıskançsa, kime n e!

Aşk; kaç yıldır suskunluğumsun, bir ben biliyorum bunu.
Sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa
benim suçum değil bakıp da görmeyişleri.


Aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde...renklerime sırdaş.

Oysa ne kadar da net ortada duruşum, ne kadar da kollarım savruk
hangi yana çekseler giderim zannedenler, ne kadar da haksız.
Kilitleri vurmuşum bir kez,
ne öncesi ne sonrası; hep o andayım...
sana tutsağım a ş k, sana niyetli...
ama sen y o k s u n.

Aşk;
Tütsülü *******in kokusunda terli şiirsin sabaha.
Rengin kırmızı...
utanmak mı gerekir ki koynunda uyurken
Ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri.

Dar sokaklarda düşer yasaklı adın
Ya ihanettir gölgen,
Ya da gölgende ihanetler.
Her türlü yapış yapışsın.
Ama her türlü kapış kapış.

Sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum.
Ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin, git gide yamacıma geliyor ayrılık...
Ötesinde zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım.
Bir ben yakınım kendime, sonra...
Yine ben, yine ben.

En çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
Bu sabah yabancı olsam aynaya, hiçbir kıyafet olmasa üzerime, adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri.

Çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle,
günleri harcıyorum elim açık.
Avucumca o kadar çok bozuk günler var ki
Var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
Üstü sizde kalsın, nasılsa aşk herkese lazım

Yalnızlıktan başka korkum yok...
Aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.

Sevgiler
Sen.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:34 AM
Tarifsiz
Gezintiye çıktım düş kırıklarında
Savaş sonrası yıkık
Terkedilmiş köydü anılar
Yağmurlu sokaklar üstünde
Kaç gözyaşım, ıslak
Kaç öpüşme sonrası dudaklarım, kuru


Kararmış gümüş gibi deniz
Sevişler sonrası
Kumlara serilmiş gölgeler, çıplak
Kurak topraklar üstünde
Kaç şarkım yarım
Kaç şiir sonrası kalemim kırık


Sararmış mevsimdi saçlarım
Nefesin sonrası
Her telime arzularını işlerdi
Mekik misali parmakların
Kaç suskum yarım
Kaç çığlık sonrası ismin öfkem

Gezintiye çıktım düş kırıklarında
Sen sonrası yitik
Sensizlikte ölüm
Ölüm de sensizlik
Kaç soluğum kesik
Kaç dokunuşun batmakta canıma, tarifsiz


Kaç öpüşme sonrası dudaklarım, kuru
Kaç şiir sonrası kalemim kırık
Kaç çığlık sonrası ismin öfkem
Kaç dokunuşun batmakta canıma
T a r i f s i z

B i z s i z ‘A Ş K’
İ s i m s i z
S e b e p s i z

T a r i f s i z


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:34 AM
Tecavüzdeyim, yaşım bir buçuk
Bir emzik gülüşüne karıştı çığlığım
Koşmaya daha yeni başlamıştı adımlarım
Düştüm,
Bebeğim bir yana
Gülüşlerim bir yana

Anneme baktım,
Yoktu!
Başımda yabancı bir adam
Küçücük göğsümde kocaman elleri
Sakalları deldi geçti pespembe tenimi

Anne, anneeeeeeee.......

Bir oyun sandım
Elleri kara kara “öcü” amcalarmış
Bir emzik düşümünde yarıldı bedenim
Altımı ıslattım sandım
Kan kaybında insanlık

Bebektim
Çocuk olacaktım
Abla olacaktım
...altımdaki bez çıkmadan.
Kadın oldum bir buçuk yaşında

ADAM OLDUMU o amca bedenimde? ? ?

Öğretin bana; kendi suyumu kendim alamazken
Nasıl sulayacağım bedenimde ölen çiçeği ! ! ! ! ! ! ! !
Ben kadın olmak istemedim
... ben dünyaya da gelmek istememiştim ki!

-anneeeee... babaaaaa.
Işığı açın!
Uzanamıyorum
Ayşegül bebek karanlıktan korkuyor
Benim gibi öcü amcalar onu da kucağına almasın
Canı çok yanar sonra
Benim hala acıyor! hala canım acıyor.!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:34 AM
Başka bir duygu
Öylece kalakaldım yatağımın ortasında.
Sabah kadar sessizdi uyanışım
Güneş ne kadar ısıtsa da
........içim titrerdi usul usul

Gözlerin düştü aklıma
Su gibi can veren bakışların
sonra
Kirpiklerinden damlayan
.......sessiz kahkahaların

Candan öte dediklerimiz vardır ya hani
O kadar ben gibisin ki hayatımda

Dağları bir yumrukta ayaklara serecek kadar güçlü kadın

yüreğinin en kuytularında dokunuşlarımı hisset canın acıdığında.
Kendini yalnız hissettiğinde, kırgınlıklarıma uzattığın elinin yüceliğini hatırla.
Karanlıklarımın güneşi olduğunda ısıttığın soğuk uykularımı düşün.
Uçurumun ucundan köprü olduğunda karşı kıyıya, cesaretini gör.

Dipsiz kuyulardan sızan 'ışığım' olan bakışlarını iyi sakla.

İmkansız gördüğüm, kaybettiğim sevgiye, aşka sarılmamı öğrettin.
Yoluna baş koyduğum, can koyduğum, hep ilkleri yaşadığım,
dört elle sarıldığım sevdamda ‘CANINDAN OLANI’ benimle paylaştığın için ne desem az gelir sana.

Ama bu seslenişim bunun ötesinde.
Hani elinle ektiğin tohumun çiçek açması
yakaladığın küçük balığı mavi sonsuzluğa salmak gibi birşey hayatı paylaşmak, sevgiyi, şefkati sunmak.


Bilinmeyen bir sestin oysa ilk karşıma çıktığında. Kibar, çekingen, mahçub. Birşeyler var açıklanamayan, adı konmayan. Kader mi? Şans mı? Tesadüf mü? bilmiyorum Aslında bilmekte istemiyorum. O kadar mutlu ve güçlüyüm ki ‘SİZ’li dünyamda.

İyi ki varsınız, SİZ' i seviyorum.

ve biliyorum duygularımın çıkarsızlığını bildiğini, içimden geldiği gibi olduğumu,bildiğini biliyorum.Bu nedenle rahatım, itimadın ve varlığın için teşekkürler güzel insan.

Not: Aklınız karışmasın kime yazıldı diye,‘O’nlar kendini bilir...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:35 AM
Tek Vucud!
Daha kaç gece bekleyeceksin geceye tutsaklığımı
Beni kucaklayan yalnızlığın kızıl sevişlerinde
Ne kadar kalacaksın uzaklarda
Sabredecek mi içindeki arzular

Yıldızların üzerime serilmesini
Kendime dokunuşlarım acıtmayacakmı canını
Boş yatağımın yarısı
Tenine yangın
Terine susamış bedenimde
Alev alev karanlık
Ben sonsuzluğu gözlerin bilirdim
Dokunuşların... düş bulutlarım
Senle uyumamak...sensiz uyanmamak gel-gitlerinde
Tüket denizleri aradan
İki yüreği tek vücudda karalım
Hadi bekleme...
Bekletme artık...

11/07/03

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:35 AM
Tel Örgüler
Küçükken
Annemin haroşa örgüleri arasında kaybolurdum
Saçlarım kısaydı
Çocuk oldum
Saçlarımı ördüm tel tel
Örgüden kurtulamadım
Büyüdüm
Kader, örmeye başladı kötü ağlarını üzerime
Hapsoldum ilmek ilmek
ve şimdi
Özgürlüğümü ilmek ilmek işliyorum tel örgülere

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:35 AM
Başsağlığı
EKS

Öldüğümüzde
dolunaydır muhtemelen
ve ışıkları söndüren kim diye
sızlanan efkarlı bir
kalabalığı karışıp
çekip gitmişizdir

doğrusu
bunu beklemiyor kimse
elsiz kolsuz çoğu
körler gibi birbirine tutunmuş
isimler çağırıyorlar
umutsuz
ağlıyor hepsi
yanıtsız bir hortum burada her soru
dağılıp toplanıp ah! diyorlar
öldük mü yoksa?

ayrı duruyor intihar edenler!

Emin Akdamar / Rehgüzar kitabının son sayfasındaki şiiri.

Nur içinde yat. Her daim bıraktığın yerdesin ve gözlerimde kalacak gülüşlerinin izlereri.

Beni bıraktığın eller hep saçımda, sağol emanetin için...

Rahat uyu, seni seviyorum can abim.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:35 AM
Temmuz güneşim
-Gizli kapaklı bıraktın elime sıcağını-


Uluorta
Bir o kadar da
Gizli kapaklıydık

Sessizliğimizde
Bir yanımız hep gürültülü

Kahkahamızda
Bir yanımız hep hüzünlü

Bakarken güneşe uyurduk
Ayı uyuturduk yıldızların sesiyle

Ne oldu can!
Gizli kapaklı
Bir o kadar da uluorta
Seslenişlerin

İnanır mısın gidişinle
Her şeyin bittiğine

Bunca öfkenin gölgesinde
Hala saklanır mı sanırsın

Sessiz kalıyorum deyince
Susar mı aşk

Kanarsın
Kandırdığını sandıkça


Onca yıldız tütsülendi
Geceyi yakışında


Yaşanan gitse de inkara
Bilir yıldızlar
Bizi mavi şehre götüren
Dilsiz hep aynı numaralı koltuklar

Bilir yol boyunca
Yıkık yel değirmenleri
Ördüğümüz duvarları

Bilirim yağmurlardan kurtulamazsın sen
Yine de -mevsimlerden sen-i koparacağım

Belki yine
kurutur çatlatır
sıvanan çamurları
Temmuz güneşim

maskeler erken düşer...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:35 AM
Başucumda sen
resmin bakıyor bana
rüzgar savuruyor duymadığım kelimeleri
çiçekler soluyor nefesini
sevda ne yandaysa tutamadım
solmuş renkleri
aşkı kırmızıya boyayamadım
aşk gri bir gömlek geçirmiş üstüne
siyah beyaz karelerden bir bakış kapı aralığında
merdivenlerden aşağı yuvarlanıyor hayaller
bulutlar düşürüyor mavilikleri üzerine
düşle gerçek karışıyor tenimde

resmin bakıyor başucumda
Gece sesini fısıldıyor
Bir baykuş gibi çöktü yalnızlık
yorganı çekiyorum serin yatağıma
bir köşeye çekilmiş izliyorum
şiirlerin dolunaydan düşmesini
depremler oluyor denizin derinliklerinde
yakamozlar yalpalıyor
ve gözlerin
dalga dalga
boşver
diyorum,

ama resmin baktıkça
şiir gibi kokunca özlem
boşveremiyorum..
Çok özlüyorum...çoooooook.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:35 AM
Teninde kalmıştı
Birbirine geçmiş
Kirpiklerim
Kör bir kilit üzerinde

Ne açanı oldu
Ne göreni
Üç mevsimdir

Alaca bulaşa
Gözlerimde gökkuşağı
Kör düğüm

Üç mevsimdir
Ne açanı oldu
Ne fark edeni


Sahi teninde kalmıştı
dördüncü mevsim
Bıraktığım gibi
Nefes nefese mi hala yaz?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:35 AM
Teselli istemedim
Teselli istemedim senden
Sadece sar istedim yalnızlığımı
*******ime dokun gizeminle
Öpüşünle söndür yangınları

Ne gel dedim yağmur gibi üzerime
Ne git dedim biten mevsimler misali
Bakışınla tüket ömür denen yılları.
Bir ‘ben’ ol istedim sende kayboluşumda
Tüm yarım kalanları sil istedim
Yeniden başlat hayatı.
Sadece ol istedim dualarımda
Birlikte doğmak için sabahlara
Tek tek toplayalım yıldızları

Teselli istemedim senden
Kirpiklerime hapsettiğim
‘suskun yaşım’ ol istedim
ve gizli sevdamın adı
Sev istedim beni umarsızca
Kimse bilmesin istedim
Karanlıktaki güneşimi..
Bir sen duy yeter sesimi
Sen adam gibi adam
Ben aydınlıktaki kara deli…

Teselli istemedim senden…
Sadece ol istedim yarınlarımda
Uzaktan da olsa sev istedim...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:36 AM
Teslim Olsam
Günlerdir aşka hasret mısralarım
Hecesinde ruhu yok sevdaların
İçim buruk
Yarına karamsar doğacak güneş
Yağmur sesinde hüzzam düşer dudağıma
Şarkılar hasret kokar
Ben yine yalnız
Tek başıma
Günlerdir tenimde açlık var
Gönlümde isi yanık sevdaların
Ufkumdaki kara bulutlar
Gözleri taşır gözlerime
Müjganımda yağmurlar
Aşksız bir mevsim daha geçti ömrümde
Oysa ki ne kadar zaman geçmiş sevdalanmayalı
Bağrıma kor düşmeyeli
Göğsümde pırpır seslerini duymayalı
Ne kadar zaman geçmiş
Yar elini tutmayalı
Kollarında yatmayalı
Günler değil yıllar olmuş
Selamını almayalı
Sesim düşse kulaklarına bir akşam
Sabahımla doğsa yatağıma
Günaydınım olsa gözleri
Gülüşü aydınlığıma dolsa
Teri göğsümden süzülse
Ellerimde sıcaklığı
Titrese yer gök bedenimde
Ay güneşe teslim olsa
Yıldızlardan vazgeçip
Zincirlensem dudağına
Dünyadan elimi çekip
Ben teslim olsam aşka


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:36 AM
Teşekkürler / muhatabına
Şiirin değil
Ses çarkının dönüşüdür
Bu nokta

O dedi
Bu yaptı
Kim ki-ler / Kimdiler

Doğrunun duruşudur
Duyduğum
Muhatabıma
TEŞEKKÜRLER

Hakkın değildi belki
Ama hakkım da değildi
Bu söylentiler

Keşke ama keşke
SUSMAYI BİLSELER
KONUŞMAYI BİLMEYENLER...

Gerisi üç maymunun hikayesi

Senden duymak yetti...


bunu da iletin...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:36 AM
Batak Şehir
Boğum boğum özlemleri yutkunuyorum
Susuyorum
Tüm şarkılar onu hatırlatıyor
Her sabah gözümü açınca
Ezan sesleriyle yakarıyorum Tanrı'ya adını
Uzaktan yaşıyorum
Göğsümde bir ürperti aklıma düştüğünde
Canım nasıl yanıyor bilmiyor


Cadde-i Kebir de dolanıyorum
Hani olurda belki kokusu kalmıştır
Taksim üstünde martılar
Hasretimi haykırıyor
Tramvay geçiyor...ve aklıma geliyor
İçinden tramvay geçen şarkı!
Ezilen yüreğimi
Çalınan aşkı düşünüyorum

Batak şehir
Kayıp ruhlar geliyor aklıma
Dileniyorum hayattan
Benden çaldığı aşkımı

Bekliyorum.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:36 AM
Teşekkürler sana
Kayboldukça güneş
Eflatun bulutlardı
Sıralanan

Denizse
Kınından çıkmamış öfkesinde
Dingin

Piyano başında bir adam
Uzun saçlı, kendi halinde
Ne o dinliyordu masadakileri
Ne de masadakiler farkındaydı
Her notanın hüznüne

Vurdukça ah’layan
Ah ladıkça ağlayan
Hangi yanımızdı
...sustuk

İlk kez dans ettim böylesi
Özgürce...
Yıldızların altında
Sarmaş dolaş

Kadehim bile yarım kaldı
Kırılgan yanlarım gibi

İki kedi gölgesinde
Asıllarını ararken
Şiirleri düşürdün karanlığa
Müzik sustu
Devam ediyordu dans
Mırıldanışımızda

Dudaklarının arasında
Hangi çiçekti
Öptükçe açan

Her şey sussun istedim
Derinine indikçe gece
Kat kat soyundu
Ellerinde korkularım

Çıplaktı yüzleşmem
Boşuna zaman kaybıymış oysa
Anılara takıntım

Dünü bugüne taşıma dedin
Mutlu olmak için...
...haklıydın

Karanlığa yaktığın
Kırmızı mumlarda
Işıldadı gözlerin

Aşk bakıyordu bana
Bense hala sarhoş
Sense hala gerçeğim...
Beklemeden verdiğin sevgine
Teşekkürler

Baharda yazı getiren güneşim....

Şimdi
İstanbul uzak sahilim
Birazdan düşeceğiz yoluna
ama bu kez korkmuyorum senden
Benden kopardıkların zaten küf kokusunda...

Bu kez ben galibim
Sen bitik

Aşk mı
O göğsümde uykuda
Dokunma!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:36 AM
Toprağım
Ben toprağım beklerim yağmur bulutlarını
Güneş kurutur...
Çiçeklerim solar..
Çatlaklarımdan sızar acılarım
Bulutlar kaysın isterim üzerimden
Yağmur bulutlarım

Gökkuşağı takılsın ardına
Grileşen sabahlar renklensin
Uyansın çiçeklerim
Gelincik tarlasına düşsün damlaları
Düşsün gelinciklerim dudağına...

Ben toprağım beklerim yağmur bulutlarını
Gün gelirde bir çiçek açarsa üzerimde
Damlası düşsün bereketin
Kokusunu sersin çatlaklarıma
Serinlesin tabiat ana
Uyansın...
Sarsın insanoğlunun açtığı yaralarımı
Dur desin bu katliama

Ben toğrağım beklerim yağmur bulutlarını
Uzanmış hayale dalmış genç kız düşlerinde
Savrulurken saçlarıyla duağı
Fal tuttuğu papatyanın son yaprağıyla
Göz yaşı düşmekte göğsüme
Beklediğim yağmurlar yerine


Küçük bir saksıda umut ekersin içime
Nice can biriktiririm koynumda
Sonsuzluktan gelen canlar
Bana bırakır bedenini son yolculuğunda
Ben isyandayken hasretlere
Baranların susuzluğunda
Unuturum bana açları
Külleri uçuşan sevdamla
Kuruyan bir avuç toprağım bahçende


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:36 AM
Tut ki
Tut ki geceyim
Şehrin üstünde
Fısıldıyor güneşin karıncaları
Yorgun düşlere inat
Büyüdükçe yalnızlık
Gözlerinde ay doluyor

Tut ki rüzgarım
Şehrin üstünde
Sökülen bulutların ipleri
Düşüyor pencerene –çizik çizik-
Teğelliyor bakışını eteklerime
Hasretin tenime işleniyor

Tut ki şiirim
Şehrin üstünde
Anason kokusuna sinmiş
Dolaşıyorum eski şarkılarda
Son dizeme yaz
-Seni seviyorum-u..
Koy noktamı.

Yoksa ne şiir biter
Ne sabah olur
Dize çöken şehirde


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:42 AM
Bebeğim
Bu son seslenişim sana
Kaç gündür yokluğunla başbaşa gözlerim
Kaç saattir ellerim hayaline dokunmakta
*******im belki yarına diyen dualarla
Binlerce yıldızlar kaysa
Ben hep seni dilesem
Ve sen güneşle doğsan odama
Gamzeni sunsa deniz avucuma
Gece gözlüm bu son haykırışım sana
Ben bıraktığın yerdeyim
Saçlarımda kokusu var nefesinin
Yanağımda dokunuşunun sıcaklığı
Vücudumda dolaşmakta karanlıklar
Ben teninde sevdalı
Sesim çıkmıyor artık
Kelimeler yetmiyor
Gözlerim kavuşmuyor kirpiklerine
Ben düşemiyorum gözlerine
Rüzgar dağıtıyor sesimi
Hasretim uzağından geçmekte
Ben deli divane esmer tenine
Marmara seni vuruyor sahillere
Sarmaş dolaş yürümeliyiz
Yağmur o günü yaşatmalı
Çisildemeli üstümüze
Sözlerin dökülmeli..
Birtanem…canım…bebeğim (bebişim)
Tenin düşmeli tenime.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:42 AM
Tutku
karanlık gölgelerde
dokunuşların var
usul ve ağır rüya sevişmelerinde
böyle
kırmızı bir şehvetsin tenimde
sensizim bu hayal öpüşlerinle
dudaklarım ıssız
ellerin olsun çıplak arzularımda
içimdeyse ıslak mavi nefesin
yıldızların aksi düşsün
tutuşsun,tutuşup kalmış olayım
seninle ve sensiz sevişmelerde
gitme düşlerimden
gidersen
gün sızar gözlerime
tenim ağlar
gitme
sabahı görsün tenimde hayalin
yoksa
sabahlar ağlar


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:42 AM
Bebek kokusunda kalan iki gönüle
Ayrı iki şehrin insanıydı onlar
ama bildik isimlerdi
Bir kadın ve bir erkek
Yabancı...
ama bildik öykülerdendi

Hiç görmedi adam kadını,
Kadınsa zaten habersizdi
Bilindiğinden.
Uzaktılar
ama bilmedikleri kadar yakınlardı.

Altıyol'da gri bir dikiz aynasında
Kavuştu gözleri
Sözler düştü bir anda
Saçılmış iğneler misali
Laf yarışıydı

Bir kadın ve bir erkek, iki deli
Büyümemiş iki çocuk misali
Sürtüştüler yol boyu
İki kıta arasında asma köprüde
Unuttular büyüdüklerini

Yollar uzun
Yollar kapalı
Ufuk açık
Yürekler açık
Bir de sessiz şahit vardı ki...şaşkın!

Tozlu rampanın şık pastanesinde
Limonatanın serinliğinde soluklandı kadın
Önde iki adam, hesap ödeme savaşında
Küçük yanları ne kadar saklı kalmış aslında...
Kim almış, kim götürmüş, kim yemiş sahi çikolatalı pastayı

Ihlamurların altına bırakıldı araba
Merdivenler çıkıldı
Kapı açıldı
Gözlerinde baharı saklayan bir kadın açtı kapıyı
Çekilen dalgalar gibi gülümsedi, pırıl pırıl ve dingin

Kadınla adam hala yabancı
Ordan burdan isimler dolandı dile
Küçüklü büyüklü kahkahalar
Masa üstünde çizildi çizgiler
İnce bardaktaki çay yudumlanırken

Sonra beyazlar içinde
Unutulan bir koku getirdi bahar gözlü kadın
Ellerinde kavradığı küçücük bir beden
Bebek şaşkın
Çocuğu kapma telaşıyla kalktı adamla kadın

Hasretti, hayaldi...
Unuttu her şeyi.
Bütün kiri pası gitti dünyanın
Bebeğin saçlarını soluklayana kadar
Kim kimle ne konuşuyordu, kim kime bakıyordu, umursamadan!

Sonra adam geldi,
Belli ki o da çok hayalleri sıkıştırmış göğsünde
Usulca aldı kadının kollarından
Hasretlerini çekti,
Boğazında kaldı bir kaç solukluk kokusu, buruklukla sustu.

Uzaktan seyretti
Derinlere daldı resmetti
Bir ninni söyledi içinden
Doğmamış çocuklara ya da doğuramadığı çocuğuna
Bezden bebeği geldi aklına, annelik yaptığı

Bebek gülüşte
Bebek adamın ellerinde.
Dayanamadı kadın,
Alıp yatırdı koltuğun üstüne
Küçük gözlerinde, iki büyük surat şaşkınlığı

Gıdıkladı bebeği kadın
Adam güldürmeye çalıştı
Minik ayaklarını öptü,parmaklarıyla oynadı
Adam da dokundu ince tenine
İki yabancı küçük bedenin avuçlarında dokundu birbirine

Kimdi yabancı?
İsimler mi? şehirler miydi bilmedik?
Oysa bir bebeği ortak sevip,
Hayallerine saracak kadar tanıdıktı ikisi de
Kim kimin yüreğinde soluklandı bilmedi

Geri çekildiler
Bebek ortada tekme tekme
Cinsiyeti önemsizdi o an
Hayallerdekiydi ya yaşanan
Renkleri dökülmemiş resimdi

Belki bir daha söylenmeyecek türküler çalındı
Uyudu bebek
Yumdu gözlerini kadın, kolları boş
Bebeğin başı hala göğsünde sanki, kokusunda sarhoş
Konuşuyordu bahar gözlü, sessiz şahit ve yabancı

Akşam yemeğinde geçti zamanın yarısı
Leziz gecenin sonunda çaldı veda çanları
Telefon telefon üstüne
Gitmeliydi kadın
Aklı kalacaktı, akılda kalacacaktı belki de.

Gecenin koyu kahvesini yudumlarken
Tüm yaşananları çekiyordu kokusunda
Bir fincan kahve bitimi kadardı süresi
Kalktı, kalktılar...bebek uykuda
Hayaller dört duvarda kaldı.

Üç kişiydiler arabada
Ama üç yabancı değillerdi artık
Ne olduğuna şaşkın bir kadın
Ne olduğunun bilincinde bir adam
Dile geldi, dilsiz şahit.

Kadın uğurlamak için, indiler centilmence
Öylesine yoğundu ki gece,
Yabancı kolllar sarılırken ay öylesi parlaktı ki
Bir umut daha astı ince elleriyle geceye
Başı hala omuzundaydı adamın.

işte böyle başladı hikaye...
Sonu mu! ! !
Yollar aldı adamı
Kadını buruk hayaller
Ama bir bebek avucunda kaldı iki gönül

Dedim ya bildik öykülerdendi
Sonu yazılmamış...
ama adam dedi
Kızım olsun istiyorum...başka hiç bir şey değil.

Kadının dilinde sabah sessizliğinde bir şarkı
'Ağlarsan kıyamam kıyamam ki küçüğüm
Gözlerine bakıp da sana yalan diyemem
Söylesene diyorsun söylemek zor küçüğüm
Başkası var gönlümde sana yalan diyemem
Deyip de çektin gittin'

Şarkının finalinde belki de adam hala yollarda...
'Unutmak kolay mı kolay mı küçüğüm
Ayrılık ölümden beter be küçügüm
Kızımız olacaktı gittin küçüğüm
Kızımsız yollardayım'

Doğmamış kızın D e r i n adına
Günün kutlu olsun yabancı(m)

Ayrı iki şehrin insanıydı onlar
Hiç görmedi adam kadını,
Altıyol'da gri bir dikiz aynasında
Bir kadın ve bir erkek, iki deli
Yollar uzun...
Tozlu rampanın şık pastanesinde
Ihlamurların altına bırakıldı araba.
Kadınla adam hala yabancı
Sonra beyazlar içinde
Hasretti, hayaldi...
Sonra adam geldi,
Uzaktan seyretti
Bebek gülüşte
Gıdıkladı bebeği kadın
Kimdi yabancı?
Geri çekildiler...
Belki bir daha söylenmeyecek türküler çalındı
Akşam yemeğinde geçti zamanın yarısı
Gecenin koyu kahvesini yudumlarken
Üç kişiydiler arabada
Kadın uğurlamak için, indiler centilmence
işte böyle başladı hikaye...
Dedim ya bildik öykülerdendi.
Kadının dilinde sabah sessizliğinde bir şarkı
Şarkının finalinde belki de adam hala yollarda...

Sahi olabilir miydi k ı z l a r ı! ! !


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:43 AM
Ben İstanbul'um
Ben İstanbul'um
Penceremden doğar güneş maviye
Çamlıcada saçlarım ılgıt ılgıt
Ortaköy tüm albenimle
Cıvıl Cıvıl Sultanahmet
Benliğim Beyoğlu'nda salınır
Mihrabad bekler gecemi
Ben İstanbul'um
Yıldızlar üzerimde şimdi.
Karanlıkmı beni yutar
Ben mi karanlığı bilemem
Surlarım bekler fısıltıları
Taşı toprağı altın derler ya
Ben İstanbul'um
İstanbul 'Sen fakiri'


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:43 AM
Ben izsiz şiirler kalır geriye
Kokusuna yüklü hasretler taşır
Her teli karışır gümüş sırçalara
Kah duman olur vapur üstünde
Kah martı, duman üstünde.
Aşiyan’dan yuvarlanır rüzgar
Savrulur Tevfik Fikret şiirleri
Mevsimler kalır dudak kenarında
Yıkar Marmara gece-i sevişleri
Kurutur Üsküdar’da bir mendil
Şahittir Kızkulesi sessiz duruşuma
Yıldızlar toplanır,
Masalardan iskambil
Biter kumar, yiter gece

Siz bilmezsiniz
Anason çoktan sinmiştir çiy damlasına
Güller sarhoş, mevsim alkolik.
Bir şarkı yalpalanır güneş kızın sesinde
Serilir güne saçları
Saçları kadar savruk İstanbul.
Kirpik örgüsünde giyinirim şehre
Şehir bana çıplak
Doğumlar düşer sancılarıma
Ölümler sarılı, doğumlar çıplak
Saçları örülür
Boynunda nefesim
Biter kadınlığı şehrin, yiter gece

Bekaretinde tükenir sanırsınız kelimeler
Siz duymazsınız
İstiflenir ıslığa yalnızlıklar
Şiirler birikir
Öfkeler dizilir berduşların başında
Çelimsiz gövdelerin gölgesinde
Çapraz adımlarla dolaşır caddeleri
Adressiz rüzgarlar.
Zaman, gümüş kurşun hızında
Gel gör ki;
Yaprak düşümü sessizliği.
Mevsimler dökülür, çizgiler düşer
Mısrası saklım
Biter ömür, yitip gider şair.

Ben izsiz şiirler kalır geriye.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:43 AM
Umarsızca
Köşe başında bir gölge
Çelimsiz bedenin ritminde
-titreyen dudaklar ve eller-

Elleri kara…
Toz bulutu saçları
Gözleri mavi..
Kirpiklerine hapsetmiş
Hani şu uçsuz bucaksız denizi.

Yırtık ve kısa bir pantolon,
…………………düğmesiz.
Bir ip bağlı kemerine
Belki de belini kesmiş.


Rengi kaçmış bir tişört
Yaka paça savruk
Kollarını sürdükçe yüzüne
Parlar hasta yanının yaldızları

Öyle güler umarsızca

Patlamış bir top ayağının ucunda
Ayakkabısı yırtık
Biri bağlı
Biri açık
Bir de konuşsa kopuk dili

Beden yorgun
Ayaklar yorgun
Bakışlar deli dolu

Boş bir cola kutusu
Damlasında tadıyor lezzeti
Ekmeği hep bayat
Katığı hep yokluk

Öyle yaşıyor umarsızca

Karanlık çöktükçe
Yastık oluyor elleri
Sarıldığı düşlerine

Ayazı sinmiş kahpe şehrin
Soğuk ve yalnız uykusu
Yıldızlar yıkıyor sabahını
Suratını ise bir avuç güneş

Ana yok-baba yok
Sevgi alıp- verdiği
Dört ayak üstünde candaşı
Kuyruğu kesik sokak köpeği
Ekmeğini, korkusunu paylaştığı

Öyle büyür umarsızca
Köpeğin gözlerinde ‘çocuk’
Çocuğun gözlerinde ‘şehir’

Bilmez oysa;
‘O’ sokakta büyüdükçe
Küçülür ‘insanoğlu’

03/11/2004


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:43 AM
Ben Senle
Ben senle yarınlara koştum
Sabah yüzüne vurduğun su
Gözlerine vuran ilk ışığıydım güneşin
En son söndürdüğün yıldızdım pencerende
Avuçlarınla düzelttiğin saçlarındım
Kahvaltında katık ettim gözlerini
Sensiz geçecek günde acıkırım sana diye
Ben senle koştum geleceğe
Ne kadar silmek istediğin iz varsa geçmişte
Silmene yardımcı olurum sandım gülüşümle
Oysaki ayrı gitmekteymiş adımlarımız
Ben sana koşarken
Sen hep koşmuşsun bensizliğe


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:43 AM
Unut
Sessiz kal
Gözlerimde
..öylece

Anason kokusunda
Sorular...duman duman

Soluklan
Sessizliğinde
...öylece

Sigara dumanında
Türküler... buram buram

Yüzün avuçlarımda
Kimse yokken ağla

Kimse yokken savur
Küfürlerini rüzgara

Unut kimliğini
Kimse yokken

...öylece
Gözlerimde
Sessiz kal

Kim olduğunu unut
Unuttur.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:43 AM
Ben Toprağım
Ben toprağım beklerim yağmur bulutlarını
Güneş kurutur...
Çiçeklerim solar..
Çatlaklarımdan sızar acılarım
Bulutlar kaysın isterim üzerimden
Yağmur bulutlarım
Gökkuşağı takılsın ardına
Grileşen sabahlar renklensin
Uyansın çiçeklerim
Gelincik tarlasına düşsün damlaları
Düşsün gelinciklerim dudağına...

Ben toprağım beklerim yağmur bulutlarını
Gün gelirde bir çiçek açarsa üzerimde
Damlası düşsün bereketin
Kokusunu sersin çatlaklarıma
Serinlesin tabiat ana
Uyansın...
Sarsın insanoğlunun açtığı yaralarımı
Dur desin bu katliama

Ben toğrağım beklerim yağmur bulutlarını
Uzanmış hayale dalmış genç kız düşlerinde
Savrulurken saçlarıyla duağı
Fal tuttuğu papatyanın son yaprağıyla
Göz yaşı düşmekte göğsüme
Beklediğim yağmurlar yerine


Küçük bir saksıda umut ekersin içime
Nice can biriktiririm koynumda
Sonsuzluktan gelen canlar
Bana bırakır bedenini son yolculuğunda
Ben isyandayken hasretlere
Baranların susuzluğunda
Unuturum bana açları
Külleri uçuşan sevdamla
Kuruyan bir avuç toprağım bahçende


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:43 AM
Ben ve bana
Ben ve bana...

Ne zaman savunmasız kalsa aşk bende, başlar avuçlarıma çocukça ağlamaya.

Oyuncağı elinden alınan örgülü saçlı küçük kız bağırır:

-anneee! şu çocuğa bak oyuncağımı alıyor... Bir kaç tel saçı dökülmüştür bebeğinin, ya da serdiği küçük kilimin üzerine çamurlu ayakkabılarıyla basmıştır çocuk. O zamandır ayak izlerini taşır küçük sarı saçlı kız. Alışkındır kirlenmeye ve kirletilmesine.

Oysa, küçük bir kilim serer düşlerine. Üzerine duvarsız çatılar çıkar, kilitsiz kapılar, perdesiz pencereler. Bir kilim vardır elinde, bir de bebeği kucağında ama o koca bir eve sahiptir. İki kişi de olsa kalabalıktır yuvasında. İşten dönmeyeceği babası vardır kucağındaki mavi elbiseli bebeğinin. Akmayan sütünü içirir, beyaz hayallerinden sağdığı. Rengarenk çiçekler açar gönül bahçesinde, salıncağını kuramadığı gölge ağaçların yapraklarında dinler ve mırıldanır ninnileri.

Bebeğini uyutur, ellerinde büyütmek için. O büyüdükçe büyür yüreği, elleri, ayakları – anne olur – sarı saçlı kız çocuğu, yatırdığında ağladığı bebek hiç dillenmese de, konuşur da konuşur ona. Kızar, doyurur, gezdirir hayalleriyle kolkola.

Taaa ki akşam annesi seslenip eve çağırana kadar annedir o!

Günün tozu serpilmiş düşlerini toplar kaldırımdan. Bebeğinin son kez düzeltir saçlarını; - haydi bak annenanne çağırıyor, akşam olmuş. Geç saatte sokakta kalan çocukları kaçırıp dilenci yaparlarmış... deyip küçük adımlarıyla uzaklaşır büyük dünyasından.

Eve girer, kilimini uzatır annesine; benim çamaşır makinamın pili bitti, sen bunu yıkar mısın? ve odasına doğru ilerler, karanlık dolabını açar, oyuncak sepetini çıkarır ve koyar bebeğini. Kapanır dolap.

İçinde bir sepet dolusu bebek, bir sepet dolusu saf çocukluğu kalır karanlıkta.

Hala o bebeklerim saklıdır, annem de başımda. Kilimim hangi eskicide çocukluğumla ayak altı bilmem. Hala ayak izleri var sokağımın tozlu kaldırımında, duvarlarını örmeye başlıyorum çatı altına bir rüzgara bile yenik düşüyor taşları, penceresiz diye perdelerim savruluyor saçlarımla ve kapısı hala açık yüreğimin, kilidi yok. Çocuk yanım hiç gitmedi benden. Eteklerim uzayıp, topukları yükselse de ayakkabıların, hep çocukçadır adımlarım. Çantam ağırlaştıkça boşalmaz ki düşlerim! Onlar hep göz kapaklarımın karanlığında saklı. Her kırılganlıkta bağırsa da büyüyen yanım, çocukça zırlar -niye insanlar böyle? diye.

Susarım, cevabım yok!

Anne, büyümek için niye bu acele?
Çocuk kalmak istiyorum ben, hem biliyor musun, seviyorum dedikçe, sevilmeyi unuttum anne. Gözlerindeki yaşları silmek için sevdiklerimin ellerini uzat derdin ya!
Uzattım ama uzattıkça ben daha çok ağladım anne, ellerim daha çok kırıldı, canı yananlara üzüldükçe, daha da içim acıdı. Keşke insanlığı öğretmeseydin anne.
Oyuncaklarımla oynamayı öğrendim, insanlarla oynamak nasıl bir şey anne?

İşten yeni geldim,! ! ! Yüzümden temizlemeliyim renkli yorgunluğu...

ve odama sakın gelme, ben bebeklerimle konuşmak istiyorum, olur mu anne?

Çocukluğumla, çocuk yanımla kalmak istiyorum...
Sesimi duysan da – ahhh ahh bu kız her şeyi kafasına takmasa! deyip de kendini sakın üzme!

Her acıda daha çok büyüyor çocuk yüreğim, insanlık gözlerimde öldükçe daha çok anlarım oyuncakların kıymetini.

Hazır olduğumda büyümeye, odamdan çıkarım annem... bekle

Bırak, beyaz düşlerin sağanağına tutulsun gözlerim! ! ! olur mu?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Soyunurken
Güneş düşer omzumdaki askıyla
Sıyrılır tozum, telaşım.

Bir fermuar çizgisinde
Açılır hayal tüneline demir yolları.

Ölüm kadar çıplak kalır beden
Gölgesine bile savunmasız.

Beyaz mendilde, çıkar kırmızı ruj
Bir su akımıdır yorgunluk.

Yüzümde onca iz bakışlardan
Sesim bile yabancı yankısında

Gözlerimde yanıp söner yeşil
Saçlarım gün karmaşası

İğne iğne işlenen
Sağ omzumdaki çiçek bitkin

Topuk seslerinde saklı
Kadınlığın -dayanılmaz ağırlığı-(1)

Şehir ayak altı koca gün
Ben, gezgin adımları

Önünde dilencileriyle
Vitrinler neyin aynası?

Bir su akımıdır yorgunluk…
Derindir ve uzundur gece

Yastıkta bekler düşler
Tavanda onca kabus

Düşer pencereden duvara
Bir çam ağacının dalı

Dikenlerinde tararım saçlarımı
İnce askılı gecelik yatak üstü



“Ölümler çıplak gelir” (2)

Bu gece de
Bekleyeceğim çırılçıplak ölümü

Şu fermuar bir açılsa
Ve döşense rayları sonsuzluğa…

Hayat kadar yorgun kadınlığım.


'var olmanın dayanılmaz hafifliği'nden esinlenme
Ölümler çıplak gelir / Bulutsuzluk özlemine ait şarkı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Bence
Güneşin dünyaya sunumu sıcaklığını
Yeşilin kendini vermesi bahara
Dalganın kucaklaşması sahille
Bence 'Sevgidir'.

Güneşin batması acı veriyorsa
Bahar yalnız hissettiriyorsa kendimi
Sahilde ki izlerde hep anıyorsam ismini
Bence 'Aşktır'.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Söyle
Sarkıtlar vardı kirpiğimde
İki ateş arasında

Kadehten mi
Bu kırmızı kalemimde

Tenimde ayaz akşamdan mı
Yokluğundan mı

Kızıl kıyamet kopsa
Suskun yüreğinde

Kim duyar
Kim bilir
Kim anlar

Söyle....

Duymak istediklerimi söyle
Sesinde düşlediğim sözleri söyle

Sahte gülüşlerim batar canına
Her dokunuşu diken açar yüreğinde

Harfleri kırık sevdaların
Rengine buladım kağıdı

Bir kesik var elimde
Bıçak bıçak vurduğum *******den


Kanayan ne
Kanatan ne
Kanan kim

Söyle!
Durma söyle
İki kelimede
Ya ömür ver
Ya ölümü ver
Yüreğime

Her suskun bakışın
Kurşun yarası

Üşüdüğün kadar üşüyorum...


İki ateş arasında
Bu kırmızı kalemimde
Yokluğundan mı
Suskun yüreğinde
Kim anlar
Sesinde düşlediğim sözleri söyle
Her dokunuşu diken açar yüreğinde
Rengine buladım kağıdı
Bıçak bıçak vurduğum *******den
Kanan kim
Söyle!
Yüreğime
Kurşun yarası
sustuğun kadar ölüyorum


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Bence Aşk
Sanki hala anlatılmamış fırtınam
Fotoğraflarda kalan gizemli bir gülüş 'aşk'
Hüznü, mutluluğu barındıran şarkı
Dudaktan düşmeyen isim 'bahar bakışlı'

Sanki hala söylenmemiş sevdam
Küçük yüreğimde kopan büyük gürültü
Hiç duyulmamış çırpınan denizlerde
Papatyalar yetmemiş tutulan fallara

Sanki hiç boyanmamış aşk
Gözlerini görmemiş gökkuşağı
Gülüşünden bihaber güneş
Sıcağı hiç tatmamış/ ısıtmamış

Sanki hiç bulunmamış 'SEN'
Tüm kimsesiz kıyılarda ayak izi silinmiş
Nefesini saklamış dağlar
Orman yutmuş gözlerini
ve gece
Serpmiş yıldızlara bakışını
Kaydıkça tutulmaz olmuş 'aşk'
Ardından yazılır olmuş şiir
Kimse 'sen' gibi okunmamış.
............. sanki hala kelimeler yetmiyor..
****
Aşk; kor halinde içli içli yanarken, külleri sermektir gülüşe.... is kokusunda

Tüm cesaretinle 'seviyorum'diye haykırmak isterken, boğazında düğümdür

Aşk; Sabah umuttur derken, geceye sarılmaktır hayaliyle başbaşa kalmak için

Aşk; Çığlık çığlığa susmaktır... ben bu kadar tarif edebildim...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Söyleyebilsem
Gitmeni istemiyor İstanbul
Sonu yaklaşmakta sonbaharın
Hazan sabahlara gebe uykusuz saatler
Üstüme üstüme geliyor aydınlık
Eritiyor ay tenini

Ben gizli karartılarlayım
Ellerin o kadar uzak ki
Boşlukta düşen kuş tüyü gibi tenin
Süzülen bir köpük hayalin
Sadece uzaktan seyrediyorum
Dokunmadan

Gitmeni istemiyor şehir
Kuşlar ötmüyor gece gözlüm
Tüm caddeler suskun
Marmara çalkalanmıyor

Burda kal diye hakırıyor gözlerim
Duymuyorsun
Sokulmuyorsun

Sadece uzaktasın
ve beni mecburiyetlerle başbaşa kılıyorsun

Bildiğim gerçekleri sıralıyorum
Bahaneler çekiyorum
Elimde ki boncuklara dizi dizi
Seviyorum..seviyorum

Aslında sevmek istemiyor gözlerim
Gidersen akıtacak yaşı kalmadığından
Aşk istemiyor yüreğim
Çırpınacak canı kalmadı bedende
İstemek yetmiyor
Dilemek yetmiyor ukte sevdaları
Fallarda görmek istedikçe
Daha da sertleşiyor gerçekler

Gitgide adın sardıkça sevdamı
Yalnız kalmaman için dualarında sarılayım diye
Ellerim büyüsün istiyorum
Kollarım uzasın
Yüreğim çoğalsın
Uzaklardayken
Bende yaşattığın sevdanı
Sıcak tutayım diye
Yangınını saklıyorum bedenimde

Avucuma çizdiğin hayali 'S'
Yakacak canımı biliyorum
ve hep orada olacak
Işıltılı, soğuk şehir sokaklarında yürürken
Avucumu kapatıp, elimi cebime koyacağım
ve baş harfin hep orada kalacak
Sıcak..

Olmuyor dağ bakışlım
Heybetinin ardındaki duyguların o kadar içli ki
Biliyorum
Hep eteklerinde dolaştım
Tüm gücünü verdin ardımsıra
Ben sadece sana yaslandım

Bilemedim ürkek bakışlarını
İncitmekten korktuğunu göremedim
Ben can diye sana ağlarken
Canını acıttığımı bilemedim

İşte şimdi görüyorum gerçekleri
Sen uzaktan sevmeyi öğrettin
Güvenmeyi, sabretmeyi
Özlemeyi öğrettin
Sevdanın en yalnız olduğu saatlerde
Üç-beş nöbetlerinde düşünülmenin
Güzelliğini doldurdun küskünlüğüme

itiraf sırası geldi belki de
seni seviyorum
belki en başta söylemem gerekirdi
belki hep susmam
ama biliyorum ki
dudaklarımdan sen dökülürken
İstanbul can çekişiyor gidişinden

İstanbul mu gitmeni istemiyor?
Yoksa ben mi?
İşte bunu bir diyebilsem UKTE SEVDAM.
Söyleyebilsem.
5/12


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Bende de var
Seni özlemek kora döndü avucumda
Yüreğinde biriken sarhoşluğun
Bende de var
Uzaktan yaşamayı öğrettin bana
Sevdayı bağrıma hapsetmeyi
Hasretle
Hayalinle sevişmeyi
Gözlerine şiirler yazmayı
Arzulamayı öğrettin bana
Çiğ damlası düşmüş gül kokusunda
Kirpiklerini görmeyi
Bayram şenliklerinde
Yalnızlığı öğrendim
Şuurum açık olsa da
Görmek istemediklerim karşısında
Gözlerimi yummayı öğrendim
Sensizliğe katlanmayı öğret bana
Sabahıma doğan gün sıcaklığını hissettrimeli
Akşam yatağıma girdiğimde
Yıldızlar örtmeli üstümü
Sessizlik kolların gibi kucaklamalı uykumu
Arzularımda erimeyi anlat bana
Teri düşmeli yastığa rüyamızın
Bir iç çekmede ki sevişmenin
Büyüsünü öğret bana
Uyandığımda öğreneceğim birşey kalmamalı
Gece gibi terketmelisin gün doğarken umutlarımı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Sözüm vardı!





Sana bir şiir sözüm vardı
…kaldı!
Yanmadan aşkın haziran gülleri,
Külleri karıştı mevsim beyazına.
Avucumda sadece dikenler
Seni düşündükçe
Tek yumrukta batırırım canıma.
Veririm cezasını
Sorumsuz bedenimin.
Kanar şiirlerim.
Bir gölge uzanır
ve yayılır gece, saatler kısalır.
Tek yumrukta iner soğuk duruşun
Saçlarını toplarım düşlerimin aynada
…sensiz uyumaktan da korkarım.
Sesimde suskunluğun kadar,
dilsizleşir arzularım
Ve o kanayan güllerde
alev alev dudaklarım.
Susar…bırakırım düş bulutlarını
Yıldızların çiy tanesinde sularım
gözlerimin, çatlak toprak rengini
hapsederim kirpiklerime gölgeni
yoksa …
hiç benim olamazsın sen!
saklanır kalemimin arkasına
şapkasız gölgende gizli şiirlerin.
Sessizliğinde de olsa
“Nasıl sevdiğini”
Sadece ben bilirim
Şiirlerindeki dokunuşlarını,
Mühürlerim kör, sağır, dilsiz gönlüme.

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Söz
‘Ağlamam artık gidenlere
Ağlamam artık bitenlere
Ağlamam artık üzenlere’

yine de ve hala da ağlarım....

Bir temmuz sonuydu gelişin. Avuçlarım nasıl terlemişti yanındayım diye. Soluksuz gitmiştim onca kalabalığı yutan, şarap ve anasonun tütsülendiği Nevizade’ye. Dizlerim, ellerim, yüreğim, hatta dudaklarım nasıl da titremişti. Acımasızdın, bakmıyordun bile yüzüme. İnsanların arasına karıştıkça, gücümün tükendiğini hissetmiş olmalısın ki elimi tuttun. Sürükledim ayaklarımı, çeksen elini yığılıp kalacaktım arnavut taşlarında Balık pazarının. Nereye, kimlerin karşısına getiriyordun beni! Neden di suskunluğun! Ne senaryolar geçti gözlerimden. Soğuk terler attıkça nasıl da al basıyordu göğsümü.

Beyaz örtülü bir masaya oturduk. – bak, iki kişilik, başka kimse yok – dedin. Bir soluk çıktı ki göğsümden tarifsiz. Ne yemek gördü gözüm, ne başka bir şey. Oysa –gözlerime bakıp nasıl da ekmeği bandırıyordun güveç tabağına- demiştin gölbaşında. Şimdi bile gülümsüyorum. Işığımı takip et çalıyordu...karanlıklarda bırakacağını bilmedim. Yemeğimiz geldi, içkilerimiz ve öyle bir andı ki sanki sadece biz vardık.. Onca kalabalığın gürültüsü nereye gitmişti bilmiyorum. Taa ki yan masada arkadaşlarını görene kadar... Nasıl da dalga geçtiler bizle, -saatlerdir sizi seyrettik, görmediniz... dediler. Utanmıştım ama bir o kadar da sende kaybolmanın güzelliğiydi yansıyan utangaç gülüşümde.

Elele yudumladığımız kadeh sarhoş etmişti binlerce korkuyu, Beyoğlu’nun maskeli caddesi ardında.

Ardında, bir şehirdi yutan bizi. Kaybolduk ki, için(m) de yeni varoluş.

Sessizliği bozarken içten içe kopan çığlıklarda bastırıldık.

Bastırıldık, nedensiz öfkelerle. Kimseye düşmezdi ne sen, ne de ben. Biz seçmiştik birbirimizi.
Ne kadar kanlı bastırılışlar olsa da yaşatılanlar, bilirdin içimdekini. Senin olmadığın yerde, her –senden- bahsedilişte akan yaşlarımı, üşüyen ellerimi bilirdin. Egede küçük bir kasabada, yaşlılarla oturduğumuz çay bahçesinde nasıl da yaşlanırdı gözlerim. Ellerin değerdi yanağıma, ve saçlarıma öpüşün düşerdi –KORKMA-
derdin. O şehir yok etmeyecek bizi.

İstanbul dan nefret edişim bu yüzden canısı...yalancı çıkardı seni, belki de ilk yalanındı bu!

Bildik, bilmedik her şey konuşuldu. Dar ağacı kuruldu gözlerinin önünde. Boynuma geçirildi gözlerinin karasından daha koyu bir ip. Bir duvarın arkasına geçtin ve bekledin öldürülüşünü bu sevdanın. Oysa
Temmuz gecesiydi içimde yeni bir tohum oldu(n) . Yaşamdı(n) , hayattı(n) ,dünyamdın.

Sensizken de büyüttüğüm sevdam çiçek açtı..

Dokuz sekizlik bir küfüre savurdum bize ait şarkıları yıldızlara ve dokuz ay, sekiz günlük bir doğumu kutladım senden habersiz ve senden habersiz kutlayacağım kendimi de. Bir şarkı var ya hani ‘doğum günüm bana geldin gündür ‘ Keşke doğumum olsan gelip de. Yine, yeniden çocuk olsam ellerinde...

Ve büyüttüğüm sensiz sevda tomurcuğu... İkimiz de nisan çocuğuyuz, neden Eylül doğdu düşlerimizde. Karanlıkta da bıraksan bir damlayken sevda, koca bir dolunay birikti sen düşen tenimde-senden sonra kimsenin düşmediği.

Bakma sahte mutluluk oyunlarıma... hepsi yalan... Yanağındaki ben düşerse ve susarsa şiirler yüreğinde o zaman bil ki vazgeçmiş olurum senden... Sıcağını serdiğin tenim, gölbaşında huzuru verdiğin ellerim hala üşüyor...

Oysa, sabaha sesinde doğardı güneş uykudan uyanışlarında, ay da sendin... şimdi karanlıklardayım.

Gittiğin gibi gel usulca... soru yok, sorgu yok...söz!

not: sensiz de kutlasam...senin için bir yıldız söndürdüm penceremde...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:44 AM
Bende kalsın
-Canından gelirmiş
Acının tarifsizi-

Sevgini biriktirirsin bazen
Özlersin
Kızarsın
İzlersin

Ama uzaktan!

Dilinin ucuna gelir isyanın
Susarsın
Dolarsın
Kalırsın

Ama uzaktan!

Elini uzatırsın
Boş
Göğsünü açarsın
Boş
İnsanlık beklersin
Boş

Kim
Kimin
Peşinde

Kim
Neyin
Derdinde

Bakarsın
Sorarsın
Cayarsın

Ama içine
Kurşunlar yağar
Yanağında sağnak
Yüreğinde göçük

Kanarsın
Taşarsın
Çökersin

Canından gelirmiş
Afetler

Ne siper alırsın
Ne set çekersin
Canındır ya
Canı çıksın derken dilin
Çoktan sesi gelir yüreğinden
Tövbe tövbe.

Bırak insanlık yine bende kalsın.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:45 AM
Beni bilirsin!
Arkandan çekip gitmesinler diye
Defter arası ettim yaşananları.

Beyaz kağıtlara döktüm
Geçmiş yazın yastık altı heyecanlarını.

Aynı bu gece gibiydi…uzun…
Yakan temmuz dizeleri.

Gönlümde yara izi,
Yaramda, Ege mavisi.


Arkandan söylenmesinler diye
Boğazıma düğümledim ismindeki harfleri.

Sakladığım şiirlerden çıkarmak istedim seni
Ya şiir yoktu, ya sen.

Aynı bu gece gibiydi…kısa…
Saçlarımda dolanan parmakların.

Göğsümde yaseminler
Yaseminlerde tenin.


Arkandan duyulmasın diye
Sustu ‘seni seviyorum’larım

Şarkılarda tuttuğum fallarda aradım
Sigaranda kaybolan gözlerini

Aynı bu yalnızlığımdı…canımı acıtan…
Ağustosun gelişiyle gitmesiydi.

Başka isimlere yükledin öfkeyi de, aşkı da
İsimsizdim!
Seni uyurken seyredişlerde yabancı mıydım?
Ya da bir duş sonrası dinlettiğin şarkılar kadar tanıdık mıydım!

Hep bu mevsimlerde acır bir yanım
Hep bu mevsimlerde soğuk olur güneş
Ve defteri aralarım
Aynı sarhoşluğum, gece keşmekeş


Karanlığında nasıl da ağlıyor mevsim
Duyuyor musun? sanma ki ateş böcekleri

Arkamızdan bir daha okunmasınlar diye
Ağustosla tutuşturuyorum şiirleri

Güneş küllerin arasından doğacak
Mevsim buz beyaz… beni bilirsin...


Defter arası ettim yaşananları.
Geçmiş yazın yastık altı heyecanlarını.
Yakan temmuz dizeleri, yaramda, Ege mavisi.

Boğazıma düğümledim ismindeki harfleri.
Ya şiir yoktu, ya sen.
Saçlarımda dolanan parmakların, yaseminlerde tenin.


Sustu ‘seni seviyorum’larım
Sigaranda kaybolan gözlerin
Ağustosun gelişiyle gitmesiydi.

Başka isimlere yükledin öfkeyi de, aşkı da
Hep bu mevsimlerde acır bir yanım
Duyuyor musun? sanma ki ateş böcekleri

Arkamızdan bir daha okunmasınlar diye
Ağustosla tutuşturuyorum şiirleri
Beni bilirsin.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:45 AM
Sus
Penceremde
Delik deşik
Güneşe yamalanmış siyah

Söküğünde ay
Dikilecek yeri
Dikecek eli
Kalmamış

Tavana dikili gözlerimde
Kaç ilmekti gece
İdam sehpasında
-Kördüğüm

Simli bir şerit
Teğelli derinlikte
-Düşlere yol

Sonu aydınlık mı
Daha mı karanlık
Bilmediğim

Umut ki
Kozasında
Son gününde kelebek
belki de

Şeffaf duvarını
Yırtmış bir balık
Doğumu

İlk tomurcuğu açmış
Bir dal
Boynu eğik

Umut ki
Son damlası kalemin
Fırça darbesinde
Son renk

Kurudu kuruyacak
Küçük yıldızın
Son adımı denize

Aç martıya
Fırlatılan
Can simidi
Belki de

Umutsuzluk ki
Acı
Ağır
Uzun

Karanlık

Siyaha
Acıkmış

Aşk ki
Çölde
Kum tanesi
Serapta boğulmuş.
Aşar seni

Uzanmaya kalkma
Darağacı hilalin ucunda
Halkası geçmeden boynuna
Sus be güzelimmmm

Sus.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:45 AM
Benim
Her gün yelken açarsın
Gözüm mavisinde
Gölgesinde martının
Süzülürsün ya hani
Güzellik benim!


Yaralı bir kuşu
Sarmalarsın ya göğsünde
Ağındaki küçük balığa
Parlar içinde hüzün yakamozları
Yansımasında sevgi benim!


Ters dönen yengecin
Kururken hayatı
Bir dalga yükselir aniden
Yakalar tekrar yaşamı
Yan yan gülüşünde mutluluk benim !

Bırakırken yaprağını toprağa
Yaşlı ağaç
Köklerinde salar son mevsimi
Kuşlar kalkar dallarından ya hani
Ardı sıra akıttığı yaştaki ayrılık benim !

Çatlayan kabuğundan
Çıkarken minik serçe
Bir karga gagasına
Takılır ya boynu
O çizgide
Hayat da benim
Ölüm de!

Her şey tesadüf mü sanırsın!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:45 AM
Suskunluğum
Suskunluğum yorgunluğumdandır
Bakışlarım korkak diye gizliliği
Gülüşümde tecrübelerim vardır
Sözlerimde acılarımın pası kiri.
Elimin çizgilerinde derler geleceğim
Kimse bilmez geleceleceğim senin elin
Senin varlığın sesim...yokluğun dilsizliğim.
Bedenim durur bir köşede...
Ruhum seni izler sessizce
Ayaklarım yürümez senli kaldırımları
Yağmurlarım yağmaz ayak izlerine
Gece göstermez hilalini ay
Gösterir kendini, hilal kaşlarında.
Damlayan su oldun yüreğime
Köpük köpüktü dalgalarım vururken sahiline
Tenim yangın, sevdam yalnız tüttürür dumanını
Dumanı çökmüş gözlerine..
Sahilin soğuk...yüreğin soğuk..bedenin soğuk.
Ürpermem soğukluğundandır teninin
Bakışlarımın boşluğu farkedememen sevgimi
Sessiz çığlığımın nefesi hiç gelmez kulaklarına
Yüreğim düşmeden sevdana
Sesim düşmeden yanına
Sessiz aşkımı bırakıyorum usulca avuçlarına.
Sensizlik herzaman benimle yanyana.

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:45 AM
Bense
Ay serilmiş olmalı üstüne
Hava serin..
Yağmurlar vuruyor pencereme
Saat sabahın beşi.
Sen bilmem kaçıncı uykundasın
Rüyanda varmıyım bilemem
Bu saate kadar uykusuzluğumsun oysa
Gece sessizliği yoldaşım.
Kuğuran kelebeği oldum kışın
Yağmurun rakibi
Sensizlğin düşmanı yıldızlar
Sen hayatımın son sevdası.
Deli taylara çit olmuş göğsüme
Binlerce kuş tutsak
Bense gece gözlerine


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:45 AM
Bensiz kalacak bu şehir
Bensiz kalacak bu şehir sana geldigimde
Bulutlarında gözlerim olmayacak sabahları
Güneş yansıtmayacak gülüşümü
Vapur bacasında tütmeyecek hasretlerim
Ben sende doğacağım maviye
Gözlerime dolacak gözlerin
Kollarının sıcağında, sevdaların buğusu
Tenimin tenine yangını
Soğuk olacak bu şehir
Biz ateşin bagrindayken
Biz sevdamızla kavrulurken sarmaşdolaş...
İstanbul ayaza tutsak
Kızılımıza düşecek kar
Beyazı şahit olacak
Şehir gebe kalacak aşkımıza


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:45 AM
Sussun ölüm
Silahların sustuğu sabah
Kuşlar inecek toprağa
Alıp başını gidecek ölüm

Çürümüş et kokusunda
insan yanım

Şehrin duvarlarında
Bir çocuk çığlığı

Yumruk yumruk isyan
Saçlarımda mezar tozları

Barutu çamur
çamuru oyuncak yapmaya
bir el gerek!

/


Silahların sustuğu akşam
Sevinci yırtacak bebek
Sütü cennet yağmuru

Gün sürülmemiş teninde
Utancın kızıl kesikleri

Bedenini sarmaya
Annem gerek!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Sustum
Sana ait tüm mavileri
Bir yumruk sıkımında
Döktüm gözlerimden...
Mavi siyah yıldızları bir de.
Yastık altı düşlerin
Kırıkları kesti uykuyu, sus!
...sustum.

Ürkek bir rüzgarın
Gölgesi sendeledi,
Dağıldı zaman
Yayıldı karanlık
Belirsiz şekillerde.
Kirpiğimde kıvılcım,
Penceremde şehir tutuştu
Boğulurken gözlerimde sen, sus!
...sustum


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Beşinci mevsim
Bensizdin
Sensizdim
Bu akşam da

Öylesi doluydun ki gözlerimde
Yarım ay varmış-
Görmedim

Yıldızlar bir bir kaymış sulara
Fark etmedim

Sular ki karanlık
Sular ki balçıkmış
Sıvanırken arınmış
Gölgemde
Bana ne


Sensizdim
Bensizdin
Bu sabah da

Öylesi sıcaktın ki göğsümde
Güneş yakıcıymış
Hissetmedim

Anılar bir bir yanmış kurudukça
Fark etmedim

Ateş ki sararmış
Ateş ki sıçramış
Yaktıkça yanarmış
Gölgemde
Bana ne

Dünya umurumda mı sanırlar
O kadar soytarı içinde
Yanan yansın

Nasılsa yine çöker karanlık
Yansır aynalılar

Perdeleri çek
Temmuz güneşim...

İyi ki geldin
- Beşinci mevsimde açtı
Günah çiçeklerim –


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Susuyorum ama
Senli yarınlar ne kadar da uzak
Yalan mı her şey
Gözlerim
Gülüşün...
Öpüşün..
Ellerimi sana uzattım diye mi ellerimde
Sana tutuşmuşum diye mi
Sıcakmış bedenin

Nefesin kadar yakındı gerçekler
Anlamadım suskun kalışlarını
Seni sana bıraktığımda
Sadece yorgundun Ağustos’dan
Yanıldım mı?

Bu şehir sevemedi ikimizi
Gidelim buralardan
Başka gülüşler
Başka bedenler
Çabuk unutturur sevişmemizi

Üşüyor artık ellerim
Pembe düşlerime avuç açan yastığım
Damla damla biriktiriyor acılarımı

Hadi çık gel
Bir Temmuz akşamı yaptığın gibi
Apansız
‘Özledim’ de...

Susuyorum ama özlüyorum da ay yüzlüm


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Beyaz
Geldiğim yerde sevdalar beyaz
Buz kesmiş yanlızlıktan güneş
Ay şavkını vurmuş toprağa
Toprak beyaz.
Bahara damlamış Eylül sarısı
Ekim ondan sarı
Belki tenine yansır dedim güneş
Tenin beyaz.
Bulutlara gözlerini çizdi gurbet kuşları
Leylekler beyaz...
Çizgiler beyaz.
Renklerin en temiziyse beyaz,
Beyazımda neden matem var!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Sürtük Bahar
Leylak buketlerini dermiş saçları
Kokusu duyuluyor
Rengaren bir kelebek tutunmuş perçemine
Çıkarmış ceylan gözleri

Beyaz bahçemi süpüren etekler
Saklıyor başak boyu bacaklarını

Kiraz gülüşlerini takınmış
Gelincik dudakları

Serildikçe pencereme
Devşiriyor çimenler

Kar yağmış bakışlarıma
Güneş doluyor usul usul

Bak
şarkısını söylüyor
Tüm civelekliğiyle
Kışkırtıcı dizeler açıyor papatyalar
Gölgesi beliriyor kırılası kalemin
Biraz burukta olsa
Meltemler dolaşıyor sahipsiz düşlerimde

İç çekiyorum
Daralan nefesimle
Mevsimleri soluyorum

Tutam tutam topladığım hazan yapraklarını
Deviriyorum penceremden
Hüznü döküyorum
yokoluşlara

Hazanımı süpüren etekler
Alıyor aklımı başımdan
Raksediyor

Solgun yüzüme sürüyorum
Elindeki mor sümbülleri
‘O’ kokuyorum..

Mevsim boyunca
Biliyorum

Herşeyi toplayıp eteğine
Esip geçecek...
..... Sürtük Bahar

Sadece Nisan kokacak buralar…


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Beyaz Hayaller!
Bak yine gün battı ufukta,ellerim şakağımda, seni düşünüyorum.Her yer sıcak ama ben üşüyorum. Şimdi burda olup 'Sarsan' diyorum. Kollarımı doladım omuzuma, bekliyorum geceyi. Karanlık gizemlere gebe aslında.
Daha sırdaş geliyor duvarlar,kendime bile söyleyemediklerimi akıtıyor yaşlarım.Sessizliğin düşmanı hıçkırıklarıma mani olmak istesemde boşveriyorum.Şafağın alacası düşmüş sevdama.Alı al, koru kor...Yakıyor içimi. Acıtmasına rağmen canımı 'seviyorum' senide, sensizliğide.

Biliyorum, çok paylaşacağım *******le, kara sevdamı.Ufuklara dalıp gideceğim aylarca.Mevsimler geçecek gözlerimden,
Suskunluklara sığınacağım.Penceremden sızan loş ışığın gölgesinde, hayalini kuracağım....

Uykuya ulaşabilsem, biraz acımı hafifletir rüyalarım. Yasemin kokulu bahçede, asma salıncaktayım. Masmavi gökyüzü, güneş bile daha soğuk senin yanında. Çimenler kıskanıyor gözlerinde ki yeşili ama yine de gözlerin daha güzel geliyor bana. Doğa en güzel yeşilini kaptırmış bakışlarına. Kelebekler etrafımda rengarenk. Bahar senle daha dolu...rüyalarım sadece senle. Gözlerimi açmasam sabahlara.
Bu pembe dünyama başka renk düşmese...

Ya da rüyalarımdan çıkıp gelsen beyaz güllerle...beyaz hayallerle..


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Şiir ve gece
Bir şiir geçti
Lacivert akşamların
Kuytularından

Beyaz tenin
Işıl ışıl arzularını bıraktı
Yakamozlara

Ay sustu
Hece hece dizildi gece
Pencerene

Korkuların ve utançların
Üzerine çöktü karanlık
Albenisiyle

Kelimeler uçuştu
Ateş böcekleriyle
Tutuştu şiir
Kavruldu aşk.

Ve şahit oldu ay-yıldız
Şiirin geceyle sevişine


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Beyazlarım
Hasretlerimi silerek geldim karşına
Yaslanmak için değil dertlerimle
Güneşimle serildim önüne
Tüm sıcağımla
Sevdan kuruttu ıslak kirpiklerimi
Rüzgar kucaklarken seni
Bulut bulut değdin saçlarıma
Beyaz köpükler gibi
Yıllarım tutam tutam dökülüyor avucuma.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:46 AM
Şiir'e
Ben sizi yazıyorum
Bildiğim tüm kelimeleri süsleyip
Gözyaşlarını serpiyorum
Aşk kokasınız diye

Kağıtlara döküyorum yalnızlığın küllerini
Bazan da akşamın sandığına kilitliyorum

Dize dize karanlığın küfürünü aydınlatıp
Işık açıyorum kıta kıta
Size ses veren yalnızlara

Saklı düşlerin çığlığından sessizliği kazıyorum
Körelmiş kalemimle
Ucundan yakalayıp sıkıyorum avucuma
Elimde…
Bir avuç suskunluk

Ben sizi yazıyorum…
Suskun çığlığım diyorum her birinize
Ve bir nar tohumuna gömüyorum…
Nihayetinde…. ŞİİR açıyor dallarım


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Şiirden düşen gün sonuydu.
Şiirden düşen gün sonuydu.

Adımların ezdiği caddede,
sözlerden kurumuş dudaklar
ve gülüşler ıslanıyordu…
Şehir de öyle.

Küçük salaş balıkçı lokantasında
Ayyaş kokusuna çoktan karışmıştı
Sigara kokusu.

Kimi demlenmiş,efkarlı türkülerde
Kimi derdine isim takmanın peşinde.

Hep bir şeylere içer ya insanoğlu.

Kimliklerini kapı önünde bırakan
Dört kişiydi, dört ayaklı masada.

İnce bardaktaki suyun farklılığını tartışıyordu
Ak saçlarında saklı çocukluğuyla
adamlardan biri.

Tatlı kahve bakışlarındaki, yorgun
sevişleriyle gülümsüyordu büyük kadın.

Sesinde kıvılcımlar savuran adam suskun.
Kötü şairmiş ya…susmalıydı sanki

Küçük kadın yakalama çalışıyordu
her birinden, hayatın farklı rengini.

Rakı kokusuna banıp durdu gülüşler
Birbirinden habersiz geçen onca yılın yaprakları
Nasıl da yırtıldı üç beş saatte.

Eşlik ediyordu
Bir tabak kılçık yığınına
Anason kokulu boş şişe
Islak bir şehir
Yalın ayak yaklaşan ay.

Şen kahkahaları
Nemli kirpiklerle zamana mıhlayan
Deniz kokusuna sarılı çöl düşüydü A Ş K
Anlamı yitikti bu masada.

Şiirden düşen gün sonuydu.
Yarına ne gerek vardı?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Bırak
Ne aşkın rengini bilir
Ne ölümün
Parmağıma takılı
Gölgem

Ayaklarımın dibinde
Küçültür bedenimi

Tipiye tutulur
Belki de teslim olur
Bulutların ateşli kızına

Ne yanığın tadını bilir
Ne buz kesiğini

Dilsizdir
Sağırdır
duruşu

Mum alevinde
Tir-tir
Kalbim

Bırak gölgemden ezilenleri


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Şimal (İlk Yeğenime)
Hoşgeldin TOMURCUĞUM, gönül bahçemize.
Güneş, bereket, sevgi eksik olmasın yüzünden.
O tertemiz yüreğin kirlenmesin..
O gözlerinden hüzün yaşları damlamasın.
Gülümseyen gözlerle bak geleceğe,
Annen, baban, sevenlerin, sevdiklerin
Senin için ağlamasın.
Hoşgeldin GÖZBEBEĞİM,
Solmaya yüz tutmuş umut bahçemize..
Boyun eğen çiçeklerimizi yeşert.
Sararan yüzlerimize tebessüm getir,
Kaybolan sevdaları canlandır..
Nice fırtınalar kopar coşkunla yüreğimizde.
Ve sen CANÖZÜM.
Canımdan, kanımdan olan..
Kim bilir yarınlarla gelenleri
Kim bilir ektiğin ümitleri,
Büyüttüğün sevdaları..
Keşke hiç büyümesen,
Karşılaşmasan acı gerçeklerle
Kalleş dünyanın pisliklerini görmesen.
Ama olmaz gözbebeğim
Herşeye rağmen büyümelisin
Zorluklara, acılara karşı göğüs gererken
Öğrenmelisin sevgiyi.
Yaşın ne olursa olsun
Unutma ki; yüreğin ne kadar büyürse,
Sen o kadar büyürsün.
Gerçek dünya sevgidir.
Tıpkı senin varlığın gibi.
Senin sevgi sonucu aramızda olman gibi.
Hoşgeldin dünyamıza..
Hoş geldin ŞİMAL yıldızım
Hoş geldin ay yüzlü aşk çiçeğim
Ne iyi ettin de geldin,
Bilemezsin.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Bırakmayın!
Yabancı, hastalıklı olduğumu düşünerek
....bakma bana
İtelediğiniz geleceğim
Yırtık çoraplar,
Delik ayakkabılarla
Solgun bir tişört var üzerimde
Size uzattığım akça pakça bir paket mendil

Bazı arkadaşlarım var
Koca şehri yutan gürültünün içinde
Birkaç yüze camınıza bularlar
Küçük bir süngerle
Hayatın çamurunu
....Onlar duru su bilmezler

Öfkelenirsiniz göremediğiniz için dışarıyı
Ya camın önündeki siz olsaydınız
Rüyalarınıza nasıl bakardınız?

Dokunsak size korkarsınız
Ölümcül bir hastalığa tutulurcasına
Azıcık üstünüze değse elimiz kolumuz
Gider sürünürsünüz kokuları
Pis kokan düzen(sizlik) değil mi aslında?
Tırnaklarımızın arasındaki
Çilekeşliğin siyahı değil mi?

Kardeşlerim vardır
Avucuma sıkışan (utançla) paralarla
Götüreceğim şekerleri bekleyen
Tüm günün açlığıyla
Sadece gülümseyen ve oynayan
Hayatın sadece bunlar olduğunu düşünen

Bizim suçumuz yok biliyorsunuz
Biz istemedik bu şekilde hayata gelmeyi
Kalabalık aileleri biz seçmedik
Ana-baba cehaletinin kurbanı olmayı
İstemedik

Renkleri hiç düşüremedik umutlarımıza
Şafağımız hep karanlık
Gece gündüz soğuk çıplaklığımız
Şarkılar hep yarım dudağımızda
Kapıları zaten kapalı
Ardını bilemediğimiz mavi düşlerin

Yıldızlardan dilek tutamadık
Zaten onlar sahipliydi
Biz kimsesizdik kalabalıklarda
Aynada bile kendimizi hiç görmedik
Rengarenk vitrinlere dalıp kalmamız bu yüzden

Beyaz bir kağıt koysanız önümüze
Birde renkli kalemler
Pırıl pırıl bir güneş çizeriz tam ortasına
Sıcak bir gülüş vardır üzerinde
Adını bile bilmediğimiz rengarenk çiçekler
Kollarını açmış adamlar yaparız
Küçük kapısı olan kocaman okul yaparız bahçe içinde

Bir defter ve kalem verseniz
Umudu akıtırız dizelere
Sonu başı belli olmayan kelimelerde
Silgiyi kullanmayı bilmeyiz
Ya doğrudur ya yanlış
Örtbas edemeyiz
Dilimiz yavandır
Duygularımız yalın
Ayağımız gibi yarınlarımız çıplak ve muamma

Ben sokak çocuğuyum
Yeri gelir utancınız
Yeri gelir merhametiniz
ama çoğu zaman öfkenizimdir kabulsüzlüklerde

Oysa hayata gelmeyi ben seçmedim

İtelemeyin, kaçmayın ve korkmayın bizden
ama hepsinden önemlisi ACIMAYIN
sadece ışık olun karanlık sabahlarda
Desteğinizle sunalım geleceği
Damla damla biriken yıllarınıza

Ben sokak çocuğuyum
Geleceğin tohumu ellerimde
Sahipsiz bırakmayın


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Şimdi
Sevilen bir şarkının birden bitişinde
Hala mırıldanırsın ya hani
Öyle dudağımda adın

Zamansızdı gidişin
Ölümün çat kapı gelmesi gibi

Güneşli bir öğlen sıcağında
Yıldızların tektek görünmesi gibi
Usul usuldu kaçak adımların

Siyah beyaz bir fotoğrafa
Kesilen parmaktan damlayan kan gibi
Kırmızı bir noktaydın
Öylesine canlı ve sıcak

Zamansız gidişlere inat
Aniden çal kapımı
Şimdi!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Bil ki;
küsme bana
kırma şiirlerimi
eğilmiş saçlarım yoluna
yüzünü dönme
kokun uzaklara kaçmasın göğsümden
bakışlarını çalmasın yokoluşlar
küsme

kızma bana
öfkeni dökme gözlerine
serilmiş kaderim diline
sırtını dönme
elinin sıcaklığı kalmasın uzağımda
sesini götürmesin rüzgar
kızma

sevme beni
istersen adımı bile anma
ben seni sensiz bak nasıl yaşarım
seni sensiz nasıl taşırım yarınlara

bil ki
bu bedende sen olursun benden öte


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Bildiğim
Bildiğim,bilmediğimdir sende ne bulduğumu
Duyduğum,kendime söylenmelerim gecenin bir yarısı
Feryatların kucakladığı uykusuz saatlerde
Yalnızlığımdır elimde kalan.
Neden severim seni,bana ait olmadan
Yanık teninin sıcağına dokunmadan
Neden üşürüm sensiz.
Sevginin gereğimidir bu özlemler
Söylenmesi gereken herşey ya tuvale düşer ya dizeye
Aşk ya giz kokar, ya yasak...
Neden imkansız aşklar bulur beni
Ben mi bilmiyorum yoksa sevmeyi


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Şimdiler de
Yalnızlığın
Akşamdan kalma
Diş izleri yastığımda
Belli ki yine
Düşlerimde ırza geçmiş hayalin

Tüm fotoğrafları dizdim üst üste
Nefesinin zerrelerinde
Sarardı duvarlar
Anılar
Ve
Şimdiler de
Bitti

Yanağımda
tuz buz
Kırılan mutluluk
Tuz buz
Göğsümde
Sevda kırıkları

Yalnızlığın
Akşamdan kalma
Dudak izleri hüzzamlarda
Belli ki yine
Açıldı fallar şarkılara


Tüm dokunuşlarını dizdim üst üste
Öpüşlerinin izinde
Kanadı arzularım
Tenim
Ve
Şimdiler de
Bitti

Ellerimde
tuz buz
Tuttuğum ellerin
Tuz buz
Saçlarımda
Ay kırıkları

Gün kanadı
Işıltısında

Ertelendik

Şimdiler de
B i t t i


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:47 AM
Bilinmeyenime!
En kuytusundaydım yalnızlığın.Katranına buladığım uykumu böldü sesin. Ürpertti geceyi uzaktan yanık türkü tadında gelen ıslığın. Öyle çok düştüm ki sevdana, boşlukta ki dokunuşlarım sen oldun. Senin adına kızıl sevişlere boyadım düşlerimi. Kollarımı doladığımda kendime, kendimi 'sen' sanırdım. Farketmediğim kadar bütünleşmişim hayalinle.

Kıvrılarak yaklaştı sevdan, sinsice. O yüzden sensizliğe katlanamayışlarım. Zehirini kattın tenime aşkın birkere. Titreyişlerim, susuzluğum, kanayan ******* bu yüzdendir. Yaz akşamlarını süsleyen o kıvılcımlar, ağustos böcekleri değil, tenimin tutuşmasıdır sensizliğe.

Uykular bazen seni unutur rüyalarımda. Koca gün düş mü? gerçek mi? ayırt edemediğim gözlerine dalar dururum. Mavi rüzgarlar kokunu nasıl unuttuysa güllerde, sevgi bahçem halâ sen kokar. Gecenin bir yarısı uyandığımda, dört duvara kilitlenir bakışım... çizerim gülüşünü. Odam ‘SEN’ dolar...Anılarda kalışın bu yüzdendir siyah beyaz karelerde.... unutulamaman bu yüzdendir.

Koca şehir gömüldüğünde karanlığa, seni bekler varlığım, sadece bir kaç saatte olsa seni soluklarım.. Sesini, nefesini... Adımı diline aldığında göğsümdeki parmaklıklardan binlerce kuş salarım İstanbul üstüne. Özgürlüğüne yoldaş olsunlar diye.

Kendimce bir yol tutturdum yalnızlık tünelinde. Hüzünden asfalt döktüm, kırılganlıklarımı birleştirip duvarlar ördüm. Başbaşa kaldığımız günlerden bir takvim oluşturup, gülüşüne gündüz, gözlerine gece adını verdim. Sadece biz olan bir dünya yarattım. Bilinmeyen... hatta senin bile bilmediğin.

Sende yorgunsun aslında. Koca dünyanın içinde güçlü ama yılmış bir adam. Anason kokusu sinmiş akşam üstlerinde, elinde kadehin, yıldız gibi yanıp sönen İstanbul’u seyredersin.

Tüm gizemiyle İstanbul gözlerinde.... sen benim düşlerimde....

Adını söyleyemediğim sevgili, bil ki; YOLDAŞIM SESSİZLİĞİNE


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
Bilinmezdir
Bazan herşey ortadadır
Bakarsın görürsün
ama bilmezsin ardını

Herkesin bildiği
an gelir kimsenin bilmediğidir
Bilinmezdir
fakat
bilindiğiyle kalır
Silemezsin

İşte böyle durumda bağlanır elin kolun..
Susar dilin
Gözlerin yerde
Sadece
İçine akar ümitlerin

İşte ben de
Böyle
Biriktiriyorum seni..
damla damla... kuytularda
yıldız yıldız *******de..


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
T e c a v u z d e y i m....
Beşikten mezara ülkemde kadın olmak...


Çok büyüttü beni içinde; mahçub yüzünde kırmızı gülüşüydüm oysa ve bakışlarındaki endişe.
Yorgun ve yaşlı ellerden ilmek ilmek döküldü pembeler, beyaz düşlere yatırdılar onca isimleri.
O isimler...o isimler ben olmamalıydım!

İnce bir çığlıktı gelişim; kocaman gözlerde, saç diplerinde ter, yumruk içinde acıydım.
İnce bir çığlıktı gelişim; soğuk koridorlarda ayak altı edilen heyecandım.
O beklenen... o gelen; ben olmamalıydım!

Hikayesi çoktu ben gibilerin. Ne yazısı değişti, ne varı.
Oysa muhtaçtı insanlar iki bacağımda saklı yeni dünyaya.
Kimi kız dedi, kimi kadın, kimi ana dedi, kimi yar ama hepsi bendim...
Yarının anahtarı 'b e n' d-i-m

Saçları örülü, fırfırlı eteklerinde mevsimleri toplayan, bendim.
Bir bez bebekte kocaman çocuklar yaşattım salıncağımda
Öğretmen oldum, doktor oldum, körebeydim oyun bahçemde
Yorgunluğum uykuya dalardı babamın omuzunda.

Gün; annem yüzüydü, soluğu bendim...B a h a r d ı m.



... evet; hikayesi çoktu ben gibilerin!

Kaçının yüzü güldü bilinmez. Değişkendi öyküleri, dilleri, toprağı, yasası, dili başkaydı
ama en ağır işçisiydi dünyanın, bilinmeyene geçitti çıtaları.


Pembelere doğar, beyazlara açardı. Kırmızıda boğulur, kınaya sarardı.
kadındı; adı alev, teni yangın, yaşı ne olursa olsun cennet ardında kalırdı.

- I -

daha küçükken dillendi acıya... bir utançtı... manşetler ağladı:

Bir emzik gülüşüne karıştı çığlığım
Koşmaya daha yeni başlamıştı adımlarım
Düştüm; bebeğim bir yana...gülüşlerim bir yana
Anneme baktım...
Y o k t u!

Başımda yabancı bir adam
Küçücük göğsümde kocaman elleri
Sakalları deldi geçti pespembe tenimi

Anne, anneeeeeeee.......

Bir oyun sandım

Elleri kara kara 'öcü' amcalardı.
Bir emzik düşümünde yarıldı bedenim
Altımı ıslattım sandım...
Kan kaybında insanlık

B e b e k t i m
Çocuk olacaktım, abla olacaktım
...altımdaki bez çıkmadan.
Kadın oldum bir buçuk yaşında

ADAM mı OLDU o AMCALaR bedenimde?

Öğretin bana; kendi suyumu kendim alamazken
Nasıl sulayacağım bedenimde ölen çiçeği?
Kadın olmak istemedim
... dünyaya da gelmek istememiştim ki!

-anneeeee... babaaaaa.
Işığı açın! Uzanamıyorum.
Ayşegül bebek karanlıktan korkuyor
Benim gibi öcü amcalar onu da kucağına almasın
Canı çok yanar sonra
Benim hala acıyor!
Hala canım acıyor!
(Tecavüzdeyim yaşım birbuçuk -02.11.2006)

Canım hala acıyor ama; içi acıyanların sesi çıkmadı kararan dünyama. ahlar, vahlar ve yaşlarla bakıldı
ve geçildi çoğu şey gibi.
Çünkü kendi çocuğu değildim ben. evet büyüdüm... alnımdaki lekeyle (ki benim suçum değildi)
Sözle gemi yürüten, parmağıyla tankları deviren, çişiyle yangını söndüren... çocuk oyunu değildi bu
ülkede yaşamak
Cahili çoktu; bana dokunmayan yılan yaşasın nerde ve nasıl isterse kime neydi...

-II-

büyüdüm!
karanlık dünyamda hiç açmadı çiçeklerim, yıldızlar uzaktı şehrime, sokaklarım hep çıkmazaydı.
düştüm yollara, yeni bir hikaye, yine kahramanı ben
Gözleriniz bana uzandı:


saklamış sevdayı parmak izlerinden yorulmuş bedeninde
Neonların kırmızısını solumuş gülüşünde
hayallerinin kanamalı hali...

şehri izliyordum penceremden
mini elbiseli kadın arabadan inene kadar.

Hızla uzaklaştı parasıyla hükümdar adam
Bir araba dolusu seviş gitti
Bir kadın taştı sokağa,
Bin araba dolusu utanç.

Çaresiz kimliklerin tenini deliyor topukları
Pişmanlığını yolarcasına çekiştiriyor eteğini
Bacaklarındaki mora karışmış önce dudak sonra parmak izleri
Kasıkları aç sevicilerin dağınık yatağı

tebessümler intiharda gülümsemelerin gölgesinde
Penceremden seni izliyorum.
Sen benden habersiz.

Üstü açık bir utanç yanaşıyor yanına
Belli ki havası kadar yok parası
Gidiyor...
dalıyorsun.
Köşe başında esrar kokulu adam
Ütüsü tek çizgi, yüzü dikiş içinde
Mavi bir ışık yok ediyor erkek duruşu

Sen ordasın – kıpkırmızı -

******ya bak diyordu – şişeyi fırlatırken
Fren sesine karışan gölge
Gülüyorsun, mecburdun.

vesikalı bir hayat yazıyordun.

Lacivert bir kapıya uzanırken
Karanlık geceye uzanırsın
Bir araba dolusu adamlık alır seni

Bir araba dolusu utanç.

Bilmediğin kaçıncı yatakta devrildi ay
Kirpiklerinde çapak kadınlığına dolan döl
Neonlar söner,
Ayaz tutmuş güneş sıyırır çarşafı
Adamlar gider, kokular iz üzerinde

Duvardan düşer zaman
Düne ölen güne gülen
Maske masken üstüne

Hayata meydan okuyuşun bu sevişmeler
Hayata meydan okursun aslında sevişmeden (Fahişe I - Temmuz 2007)


-III-

Ayıplanan yine bendim biliyor musunuz! Hangi şehirde sahip çıkılmış tecavüze uğrayana? Düşene
tekme vurmak adettendir bu topraklarda.
Bırakın canım merhametmiş, duyarlılıkmış, hep 'en...şuyuz, en...buyuz'dur ama bir halt olamayız her
şey lafta. Hep suç başkalarınındır, hep yanlış karşındakindendir.
Hep el uzatan olmuşsunuzdur; oysa o ellerinizdir iteleyen dikenli tellere. Yaraları sarmaktan öte karalar
bağlarsınız sürmeli gözlere. Berdelle yakarsınız ellere kınayı, kuma üstüne kuma verirsiniz başlık
parasına. Lekeliyse temizlemezsiniz geçmişini. Ölümüne dışlarsınız.



Ben olmamalıydım ince bir zarda yük üstüne yük alan.
Kızdı, kadındı diye yırtılmamalıydı hayat önümde
Şehir geçmemeliydi üzerimden;


-Yol kenarında
boylu boyunca yatıyor...

beyaz bluzunda hüzün ilikli
dudaklarında kızıl bir ağustos

sabah çoktan vurmuş saçlarına
oysa gözleri aya takılmış
soluğu hangi yıldız peşindedir şimdi

yanından vızır vızır geçiyor kent
bulut bulut geçiyor mevsim


yol kenarında
zifte karışıyor insanlık
utanç sızıyor
insanlık kanıyor

döpiyesinin içinde
sesinde üstünlük
-belasını bulmuş, diyor bir hanım
alaylı gülüşte

vicdan; asfalt üstü şerit
toz toprak medeniyet

Yol kenarında
boylu boyunca yatıyor

Avucunda bir tutam saç
Bacaklarında yapış yapış adamlık

Sapı kopmuş çantasında
Bir resme dönük yüzü

Gözleri açık...


Bir jandarma erinin gölgesine çarpıyor
Gazeteci çocuğun bağırışı

“yazıyor, yazıyor....

-Koltuk sevdasına şehri satan başkanı
-Yurdundaki kızları peşkeş çeken müdürü
-Müşteri paralarını zimmetine alan memuru

yazıyorr yazıyorrr

Depremde yıkılan okulların ihalesini alan firmayı
Askısı düşen mankeni,
Öğretmeni bıçaklayan tinerciyi... yazıyorrrr....”

-Bir gazete versene ufaklık
Bir ayıbı örtmem(iz) gerek!

Kendi sesinden utanıyor çocuk
Susuyor.

Bin namuslunun hikayesinde
Bir namussuzu örtüyor günün gazetesi (Fahişe II- 2007)

-V-


Bir kızdım şehrin ortasında; bir memleket öldü kadınlığımda
Onca ayıbı varken ülkemin; açıktan saydılar cehaleti
Allah bile şart koşmamışken
Yasa diye soktular
Karıştırıp türbanla kefeni; Kurtardılar memleketi

ama bir ırgat haykırdı

kim duydu?

Güneşin rengi düşer yazmama
Tenim kara, yüzüm derin nicedir
Ayağımda şalvar, bakmayın elimde kazmama
Toprak benim, ben toprağım nicedir

Akşam evde dokuz boğaz bekler de
Adam kahveden eve yol bilmez
Gücü ağır, bilek kalın derler de
Eli kumardan, gözü oynaştan iş bilmez

Adım Anadolu kadını aranızda
Neden yollar hep batıya düşer?
Neden kısa etek peşinde adamlar
deyiverin hele, kadın ne yana düşer?

Yaşım yeni varmış otuza
Görüntüm elli olsa nicedir
Okuma yazma bilmem, adım sorma
- lan bak hele, der erim nicedir.

Kadınmışım, de bakem kadınlık ne haldir
Evlat, avrat, ana hep benimdir.
Ben dakka bulmamışam kendime
Günü bana vermişler ne haldir. (Madalyon-08.Mart.2007)



Arzu Altınçiçek
16 Şubat 2008


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
Bilir misin?
Bulutlar neden ağlar *******i bilir misin?
Kimse görmesin diye güneşin ıslak kirpiklerini

Peki kirpikleri neden ıslaktır güneşin?

Sensiz hep karanlıktayım ya hani
Bir avuç yüreğime gücü yetmediği için...

Kıskanıyor 'Dünyam' dediğim Sen'i.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
Biliyordum
Sisli şehrin üstünde
Çapkınlığıyla boy gösteriyordu hilal
Dengesi bir tutsa
Seyredecekti sevişenleri
Dönmese şu yıldızlar etrafında

Oysa ki daraldıkça bakışları
Kocaman oluyordu yüreği
Bir kurtun ulumasında ağıtı
Kayıp kentin yitik aşıklarına

Sendeliyordu ay gözlerimde
Sızıyordu bir kadın
Biliyordum / ki ben gibi
Su misali karanlığa


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık…
Tek kişilik sabahlara uyandığında,
Hele ki günlerden Pazar
Geceden de demli isen hüzzama
Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık…

Alabildiğine uzuyor güneş, soğuk mu soğuk.
Zaman eylül sarısı da, gün karanlık.
Leş kokusunda düşleri deviren şişeler
Kimi çarpık, kimi kırık.

Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık.
Şarkılar çekilmiş, şiirler suskun
Bir benim sanırdım sevdaya sancılı.
Sevda dokuz doğumda, aşk kısır.

Alabildiğine kalabalık acılarım, ağır mı ağır
Sen yanımda karabasan, ben yanım sana salık
Çalıp gitmiş takvimdeki dünler çoktan bizi
Kimi yırtık, kimi yanık.

Hiçbir şey yetmez insanoğluna
Dertlerden başka!
Senli ya da sensiz…aşk var da…
Bu noktada başlıyor yalnızlık.

Tam da düşümde düşmüşken koynuna
Şubat on dörtmüş…sevmek günü
Ben her gün seni seviyorum
Bu nasıl iş!

Günlerden Pazar olması bahane
Aslında her güne yalnızlığım.

İşte saçma bir şiir daha dizdim geceye
Gene isyan dilimde katlı kaldı
Kadere lanetliği yüklemem…
Amma….sen anlarsın beni.

Her insan yalnızdır derken
Bilmezsin ne kadar KALABALIĞIM olursun bir anda.


Arzu AltınçiçekTam da bu noktada başlıyor yalnızlık…
Tek kişilik sabahlara uyandığında,
Hele ki günlerden Pazar
Geceden de demli isen hüzzama
Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık…

Alabildiğine uzuyor güneş, soğuk mu soğuk.
Zaman eylül sarısı da, gün karanlık.
Leş kokusunda düşleri deviren şişeler
Kimi çarpık, kimi kırık.

Tam da bu noktada başlıyor yalnızlık.
Şarkılar çekilmiş, şiirler suskun
Bir benim sanırdım sevdaya sancılı.
Sevda dokuz doğumda, aşk kısır.

Alabildiğine kalabalık acılarım, ağır mı ağır
Sen yanımda karabasan, ben yanım sana salık
Çalıp gitmiş takvimdeki dünler çoktan bizi
Kimi yırtık, kimi yanık.

Hiçbir şey yetmez insanoğluna
Dertlerden başka!
Senli ya da sensiz…aşk var da…
Bu noktada başlıyor yalnızlık.

Tam da düşümde düşmüşken koynuna
Şubat on dörtmüş…sevmek günü
Ben her gün seni seviyorum
Bu nasıl iş!

Günlerden Pazar olması bahane
Aslında her güne yalnızlığım.

İşte saçma bir şiir daha dizdim geceye
Gene isyan dilimde katlı kaldı
Kadere lanetliği yüklemem…
Amma….sen anlarsın beni.

Her insan yalnızdır derken
Bilmezsin ne kadar KALABALIĞIM olursun bir anda.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
Biliyorsun
Saldırgandı yalnızlık
Göz yaşlarım düşerken avucuma
Tuz-buz dağıldığında
Usulca ağlıyordu şiirler bir köşede

Şahitdi saatin tik takları
İlmek ilmek düğümlenen nefesimde
Terkedilişin o gür suskunluğuna

Şehir girdabında tüketilmiş kırılganlıklar
Ne ağlayışlar duyuluyor
yıldızların fısıltısında
Ne de gülen bir yüz bakıyor
Güneşin yalnız gölgesinden

Bir boşluk var gücüyle sarıyor çıplaklığımı
Tenimde acı kaplı
Soğuk terimdeyse çekilen gözlerin

Yüzündeki beni düşündüm şimdi
Yüreğime kondurduğum kara bir nokta
Teninin beyazını düşündüm
Defterimden kopardığım sayfada
Nefessiz kaldım

Uykusuz gözlerime zımbalanan
bir kaç resim şimdi yaşananlar
Soğuk ve sahipsiz

Sokağın köşesinde
Teslim oluyor karanlığa siyah bir sokak kedisi
Sarhoş yarasalar yalpalıyor
Eylülde düşen yaprakların sesiyle

Küçük bir kadın
Anason kokusunda düzeltiyor saçlarını
Aynanın yıpranmış ışıltısında
Yutkunurken hüznünü
‘Kara gözlüm’ düşüyor dudaklarına

ve küçülürken kadın
gölgesi büyüyor duvarımda
Kırmızı bir mumun titrek alevinde
Kanıyor gülüşü
Yarım kalıyor şarkısı

Benimse sadece boğazıma saplanıyor
Zamansız suskunluğuna
Ağlayamayışımın kör bıçağı

‘Az biraz dur yaaa! ’ derdin ya
Duruyorum

Kağıdımda yarım kalan şiirlerimle
Susuyorum

Kucağımda resimlerinle
Biriktiriyorum özlemini
Gerisini zaten
BİLİYORSUN! .....ss.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
Bilmediğinde
Duymasan da sesimi
Rüzgarım işler saçlarına
Nakış nakış özlemimi

Dokunamasam da
Güneşim serilir sabahına
Sevdamı saklayan

Öpemesem de
Bir şarkı yapışır dudaklarına
Aşkımı anlatan

Bilmesen de
Yanar içli içli bu gönül
Senin için

ve sen
hiç bir şeyi bilmeden
Saçlarını tararsın güne başlarken
Mırıldanırsın sabahları
Bir boşluk düşer yüreğine
Bilinmeyeni ararsın


İşte o zaman

Yüzüne basan al
Kulağında yankı
Göğsünde ki baskı
İçinde ki boşluk BENİM.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
Bilmedim
Ben avucundaki yağmur damlası
Sen dudağımdaki yıldız
Bir ben ağlar sanırdım kendimi
Bir de bulutlar
Bilmedim
Yağmurların gözünden geldiğini..


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:48 AM
Bilmiyorsun
Biliyorum,
Ben uykumla sarmaş dolaşken
Sen kendini arayacaksın mısralarımda
Gözlerin düşecek dizelere
Aşkı mı ulacaksın? Sevdana gözkırpan yıldızlarda

Sen asla bilmeyeceksin yangınımı
Sesim düşmeden kulağına
Şarkıları söyleyecek kuşlar
Sevda şarkılarını...
Bahçende açan limon çiçeğinin
Kokusunu bilmediğim gibi
Hasretimle kavurduğum
Sabah güneşinin
Sıcaklığını benden aldığını bilmeyeceksin.
Çok aşka dair kıtalarda
Başka gözler,
Başka tenler,
Başka eller olsa da
..Herkesin bilmediği gibi
Sende bilmeyeceksin
Kimin için kalemimi ağlattığımı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:49 AM
Bir'e bin
Bir kalemde kırılır da hayat
Bin satırda yazılmaz yalnızlığın sancısı

Bir dudaktan çıkar da ses
Bin yürekten çıkmaz hasret çığlığı

Bir bakışta kalır da ilk an
Bin bakışta bulunmaz heyecanı

Bir elde tutulur da sevgi
Bin kolla sarılmaz aşk yarası.

Bir nefeste verilir de can
Bin nefeste unutulmaz can yarısı


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:49 AM
Bir Anda
Duygum ay'ın iki yüzü gibi..
Bir tarafı korkar güneşten süt beyazı
Diğer tarafı heybetli
Yıldızlardan büyük edası..
Neşem de hüznümde içimdeki ben gibi
Kah çocuktur elinde misketleri
Kah silah gibidir kalemi
Sevinç te anlıktır hüzünde
Yaşam ve ölüm gibi herşey BİR ANDA


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:49 AM
Sevişiyordu
I

Deniz en çıplak halinde, düşlerim de...
Aya açılan yengeçler suya saldı kendini
Kırılırken karanlık, şehir hala uykuda.

Aynası geceye yaslı balıkçıya
Yıldıza bulanmış balıklar misafir.

Haylazca makaya takılan güneşin
Kızıl maskesini yırttı ördekler.

II

Uzak koyda kürekleri düştü yadigar kayığın
Nasırlı ayakları suya daldı / su ayaz
Güneşe döndü kayık / adam kayığa

Sırtı güneşte, yaşlı balıkçıya
Koynunu açtı mavi saçlı yosma

Kaypakça öpüşleri kaldı kıyıda
Yeşil sürmesini çekti tepeler.

III

Bulutlar arasında esnedi dağlar...
Nefesi sıyırdı dudaklarımı
Usulca sevişti kürekle deniz
Tuzu gözümde saklı...

IV

Deniz en çıplak halinde
Aya açılan yengeçler suya saldı kendini
Usulca sevişti kürekle deniz
Kırılırken karanlık, şehir hala uykuda.
Nefesi sıyırdı dudaklarımı
Aynası geceye yaslı balıkçıya
Bulutlar arasında esnedi dağlar...
Yıldıza bulanmış balıklar misafir.

Yeşil sürmesini çekti tepeler.
Haylazca makaya takılmış güneşin
Kaypakça öpüşleri kaldı kıyıda
Kızıl maskesini yırttı ördekler.
Koynunu açtı mavi saçlı yosma
Uzak koyda kürekleri düştü yadigar kayığın
Nasırlı ayakları suya daldı / su ayaz
Güneşe döndü kayık / adam kayığa

V

Bu zamansız yağmurda
Penceremde yıkandı şehir
Göremediğim balıkçı köyünde
Uyandı gözlerim.
__________



Cinsiyeti yok mavi saçlarının
herkese sarılıyor
ve herkese ellettiriyor kendini
ulu orta sevişiyor
ihtiraslı
adı m a v i m...
soyadı deniz.
Düşten öte değil hiçbir şey


Arzu AltınçiçekSevişiyordu
I

Deniz en çıplak halinde, düşlerim de...
Aya açılan yengeçler suya saldı kendini
Kırılırken karanlık, şehir hala uykuda.

Aynası geceye yaslı balıkçıya
Yıldıza bulanmış balıklar misafir.

Haylazca makaya takılan güneşin
Kızıl maskesini yırttı ördekler.

II

Uzak koyda kürekleri düştü yadigar kayığın
Nasırlı ayakları suya daldı / su ayaz
Güneşe döndü kayık / adam kayığa

Sırtı güneşte, yaşlı balıkçıya
Koynunu açtı mavi saçlı yosma

Kaypakça öpüşleri kaldı kıyıda
Yeşil sürmesini çekti tepeler.

III

Bulutlar arasında esnedi dağlar...
Nefesi sıyırdı dudaklarımı
Usulca sevişti kürekle deniz
Tuzu gözümde saklı...

IV

Deniz en çıplak halinde
Aya açılan yengeçler suya saldı kendini
Usulca sevişti kürekle deniz
Kırılırken karanlık, şehir hala uykuda.
Nefesi sıyırdı dudaklarımı
Aynası geceye yaslı balıkçıya
Bulutlar arasında esnedi dağlar...
Yıldıza bulanmış balıklar misafir.

Yeşil sürmesini çekti tepeler.
Haylazca makaya takılmış güneşin
Kaypakça öpüşleri kaldı kıyıda
Kızıl maskesini yırttı ördekler.
Koynunu açtı mavi saçlı yosma
Uzak koyda kürekleri düştü yadigar kayığın
Nasırlı ayakları suya daldı / su ayaz
Güneşe döndü kayık / adam kayığa

V

Bu zamansız yağmurda
Penceremde yıkandı şehir
Göremediğim balıkçı köyünde
Uyandı gözlerim.
__________



Cinsiyeti yok mavi saçlarının
herkese sarılıyor
ve herkese ellettiriyor kendini
ulu orta sevişiyor
ihtiraslı
adı m a v i m...
soyadı deniz.
Düşten öte değil hiçbir şey


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:49 AM
Bir andı
Bir andı...

Dilimin ucunda
İdamı bekleyen
Vedamın ipten dönmesi

Dört elle sarılmaksa
Ki dört elim yok
Tüm gücümle
Ya da
Tüm gücüyle
Yakaladım tekrar
Hayatı
Sesinden çözülen
Pamuk ipliğiyle

Bir andı...

Sağır eden
Sessizliğin
Irzına geçişi


Sağır sultanmış duyan
Tanıdığım sultan da yok
Sağır da
Tüm sesiyle
Uyandırdı
Ya da
Var gücüyle
Döndürdü ölümden
Tenime düşen
Fısıltısıyla

Bir andı...

Yaşamla ölüm arasındaki
Çizgiyi çekti ayaklarımdan
Bana hayat
Ona ölüm kaldı...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:49 AM
Sevişmek mi!
Susuz ve sessiz sevişiyorlar!
Bedenini olduğu gibi teslim etmiş
Bedeni ki kırmızı!

Düşünür;
Alıp götürse beni gittiği yere
İstediği her an
Dokunsa.

Ne kimse duyar,
Ne anlar ağladığını.
Eğilir sevdasından
Yükü ağır.

Çiy serinliğinde
Arınır karanlıktan.
Çıplak kalır kırmızı,
Bir de öpüşler kalır.

Giden gitmiştir.
O yine boynu bükük,
-Bekleyeceğim, der
Umutsuz sesle

ve bekler

Rüzgar her geldiğinde,
Bedenini serer gül.
Gül düşlerde,
Rüzgar keyifte.


Bilmez ki
Hovarda rüzgar
Her gülde sevişte!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:49 AM
Bir gecem olsa seninle...düş ötesinde
Kabarmış tüylerinde yumulmuştu geceye iki kumru
Pencerede kesikti rüzgarın sesi ama nasıl estiği belliydi ağaçlarda
Sıcaktaydım, kumruları kıskanırcasına da uykusuz.
Sancılıydı gece
…uzundu
ve saatler teke düştükçe, yaklaşan sabah
hep yabancı ederdi beni kendime.

Hayallerimin kırıklarını toplayan yastığa bıraktım saçlarımı
Kanatırdı düşlerimi kesikleri, uykusuzluğuma batardı.
Yanaklarımda mevsim soluğu, gözlerimde yıldız kırıkları
Parlak ve ıslaktı bakışlarım
…kirpiklerim öpüşmüş
ve saçlarımda örülüydü yarına dair umutlarım.

Savrulan dalları izledim saatlerce
Uyanmayan kumruları.
Rüzgarı bekledim, belki gider …ve giderken
saçlarımın altındaki gizli acıları savurur sandım.
…ellerinin akışını düşündüm saçlarımda
ve ellerimde bıraktığın yalnızlığı.
Günebakanların eğilişini getir aklına
Hangi eylül, nisan kokmaz ki?

Şiirler bile daha soğuk bu mevsimde
Güneş daha paslı, mavi daha donuk.
Uzandığımda tutacağımı sandığım - sen –
Oysa hiç olmamışsın bende
…gidişlere alışkınım aslında
sen hep kalmalıydın…
Bilmedim isyanım sensizliğe mi, gidişlere mi?
Hangi hayal gerçek olur ki?
Hele ki adı aşksa ve hele ki imkansızsa.

Üşüdüğüm yatağımda çöl düşümsün
Kan ter içinde karşılarım bu yüzden sabahları

Rüzgar hala penceremde, kumrular uykuda
Kum gözlerini düşündüm
Alkol kokan deniz kıyısından
Bakışlarında sızan kanamayı
…martıların gölgesinde açılsın
esmer teninde bana ait dokunuşlar


Dağılsa şu kızıl bulutlar pencerede
Hani boşalsa yağmur, saklasa yaşlarımı
Kime zarar!
Yedinci mevsimin, yedinci katındayım,
Aşk çiçeğimdi yediverenler…
onlar bile yangında şimdi

…kanıp hazana teslim olan kızıl yapraklardan
Salıncak kuruyorum dolunaya
Kumru kanatlarına ben de yumsam başımı, uyur muyum?
Öfkemi sakladım çöl kaktüslerinde
Özlemlerim kanadıkça açtı dikenlerinde kırmızılarım
-kırmızı- neydi… kim bildi!

Şu rüzgar kapımın önünden süpürse yalnızlığı
Yaprakların çırpınışları dursa
Ve beşik olmasa dallar kuşlara
Uçsalar gündüz gibi,
Gecenin sessizliği bozulur mu sahi?
Korkularım yaklaşır mı duvara vuran gölgelerle
Çıtırtılarda gümbürder mi yüreğim?
Soluğumdan bile ürker miyim…?
Gün yüzüme vurur mu yalnızlığımı geceyi sarmalarken?

Son ateş böceklerini sakladığım kavanoz
Ağustosun küllerini barındırır aslında
Sönüklüğü bu yüzdendir gecenin
Kayboluşum bu yüzdendir.
Ne bir daldan seyir eyleyeceğim mevsim
Ne uykusuzluğumu paylaştığım –sen- varsın

Sarı bir yorgan çekiyorum bahar sevişlerinin üstüne
Yaz zaten sahte sıcak
Tek gerçek, penceremdeki rüzgar
Eşini bulan kumru
Kabarmış tüylerinde huzurlu uyku

Uykusuzluğum neden sence, ben bilmiyorum
Cevap vermiyor saatlerdir fısıldayan yapraklar.

Yedinci mevsimin son tangosu
Ve ilk kez dans ederken ayağım kayıyor
Hangi yıldız taşır beni, dilek yağmurlarına?

Kanat germeye başladı kuşlar
Gün eteğinin altına almaya başladı geceyi
Uyumak istiyorum… sadece uyumak
Kum gözlerinde, yummalıyım gözlerimi
Nasılsa sen beni uyurken seyredersin
Ve alnıma bırakırsın sıcak buseni.

Ç ö l d ü ş ü m
Eylül yağmurlarını aş da g e l...!
-d- üşüyorum


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:49 AM
Seviyorsan susmalıymışın!
Yüreğin yanıp tutuşurken bir avuç sabahla yıkamak gerekirmiş O'nsuz yarınları. Güç katan, hayat veren, canım derken sevdama, el olup gitmek kadar yavanmış, yalanmış aşk.

Yalnızlık daha güçlü kılıyor küçük dünyamda beni. Renkli bir yaşamsa güzel görünen, kendi güvenimin kokusu gerçek hayat. Gerek acı, gerek mutluluk, hepsi kendi bahçemde ektiğim tohumlarda sundu bana büyük yüreğimi.

Şans verirken canımı acıttığını, yüzüme gülerken sevdamı kanattığını bilemeyecek kadar kapamışım gözlerimi. Masallardaki gibi yaşadığımı düşünürken pembe köpükten dünyam damlayarak düştü avucuma dün gece. Hep elimi uzatışlarım geliyor aklıma şimdi. Kendi hayallerime sarılışlarım, umutları bir bir dizişim yıldızlara yastığımla kavuştuğumda.

Ben O'nun omuzundayken bile yalnızlığımlaymışım...

Eylül gözler yok artık hazan mevsimimde.

Hayatımın oyununu, hayatımın blöfüyle oynadım ve hayatımla ödüyorum bedelini... ne için? Hataları üstlenip kendime haklı çıkardım canım dediğimi.. vazgeçmemek, kaybetmemek adına.

OYSA O'nu KAYBETMEKLE KAZANDIM YAŞAMI

Hoşçakal haketmeyenim... Ardında neleri sakladığını bilemediğim gülüşünle hep mutlu kal!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Bir gün daha kal
Haydi, biraz daha kal, gitme!

Gidersen kararır dünyam.

Bak, ben koca gün taşıdım seni kanatlarımda yorulmadan. Oradan oraya gezdin benimle. Borcun var bana, gitme. Sen gidersen gelirsin yarın ama ben gidersem, uyanmayacağım portakal çiçeklerinde.

Küçük gövdemden zarar gelmez hiçbir dala, hiçbir gölge bile hissetmez kanadımdan düşen serinliği. Bir var bir yokum yeşillerde, haydi gel bu gün gitme.

Kördüğümler içinde bulup ipin ucunu, kurdum salıncağı maviye. Öyle heybetliydin ki korktum ışığından. Oysa saçların düştükçe kanatlarıma, ısındım. Sevdim seni be!

Sadece bu gün için geceyi sen aydınlatsan olmaz mı? Ben hilal kaşlı yağıza not bırakırım. Kanatlarıma yazarım, o anlar sebebini. Eteklerini toplar gidersen, yokluğunda siyah tuğlalar örülür özgürlüğüme. Siyah bir tül çekilir arka bahçeye. Sessizlik yükselir sessizliğimde, boğulur renklerim.

Denizleri aşmak istiyorum aslında, en yükseklere kanat açmak ve doyasıya soluklamak baharı. Yaza eremem de bari bir gün fazla yaşasam baharı, ne olur.

Kumru kadar kanadım olsa keşke daha uzağa gidebilmek için. Bahar takılsa kanatlarıma da, ayaz yiyen gönüllere taşısam. Uğur böceğine çarpıp karasını çalsam gözlerime. Ha kapandı ha kapanacak dediğim gelinciğin kirişinde kalsa ayağım, kurtulmak için kırmızısını gıdıklasam.

Bir hamlede uçsam gökyüzünde beyaz duvaklı uçurtmaya. Dinlensem seyrine eşlik edip. Tepeden aksam beni kovalayan o küçük çocuğun coşku dolu bakışına.

Gidersen, gece çökecek, yollarıma dikilecek yıldızlar, olmayacak arkamda beni kovalayan küçük çocuk. Yakasına takılmayacağım yıllanmış ortancaların. Bir daha düşemem papatyalara gökkuşağından.

Solacak renklerim, inecek kanatlarım ve küçük bir iç çekişte vereceğim koca ömrümü...bu gün bana hayat ver, olmaz mı?

Küçük bir mutluluk katalım bahara el ele. Söz, giderken portakal rengini sana bırakacağım kanadımdan, yaz gelince karıştırırsın sarı saçlarına....

Ben ölmek istemiyorum bu gün....istemiyorum, duydun mu güneş abla, duydun mu? ? ?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Seviyorum kendimi
Kendimi çiziyorum avuçlarıma
Islak iki yanağım
Düşsüz gözlerim
Dudaklarım ıssız

En çok ben yakınım bana
En çok ben bilirim yüreğimi
İfadesi bol olsa da sözlerimin
Duymak istemeyen
Beni duymaz ki!

Kendime dokunuşumda
Yabancılaşan bir yanım var
Soğuk bir noktada
Kopuyor her şey
Bitti değinde
Yeniden başlayan ne
Ya da başlatan her şeyi

En çok ben ulaşılmazım bana
En çok ben düşmanıyım gönlümün
İfadesi bol olsa da sevgimin
Sevmek istemeyen
Beni sevmez ki

O zaman
Kim için
Ne için üzeyim kendimi...

Avuçlarımda yüzüm
Anladım ki
Seviyorum kendimi...

Gözlerimdeki mavinin kıyısında
Avuçlarıma konar ı güneş
Yüzümün soluğu vurmuş mevsime
Mevsim hüzün

ben ki hazan gülü
Yazı sevmem
Yaz da beni
Açarsam yiter gölgemde

hüzün solgun yaprakta
Günün kırık ışığı
Güneşse gözlerinde kapalı
Sen gül
Mevsimimde ölmeye razıyım
En çok kendimi sevsem de


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Bir kez daha
Mavisi kaçkın mürekkeple yazıyorum bunları....
Yer yer beyaza çalarsa aldanma.


“Akşam dört ayak üstü şehirde
Şehir ki yer yer demir parmaklı denize
Yamaçları yasak buraların, mavileri tutsak

Kayan kayana yıldızlar
Dilekleri ağır bu aşıkların
Hangi aşk bitmiş kırmızıda

Bir sevdayı daha kanatır ihanet
Bir aşığı daha kandırır bu şarkılar
Kırışmış şiirler birikir, gece kadar berbat

Vapur dolusu heyecanlar çekilir üzerimden
Tenimde dolu dolu yaz, terimde damla damla yar
Yakılmış resimler düşer, kırılganlığım avuçlarında

İçimde hep sana tutsak bir şeyler
Tüm renkler aşka bulanık, tüm aşklar adınla yazılı
Sesi yitik baharsın oysa, bundandır temmuzun sancısı

Mevsim sana dillenmişken
Kaç güneşten seni dilendim
Düşlerim çağla çiçeği, uykularım nasır

Yüreğimi serçelere bıraktım
Sesimi nankör kedilere
Boşuna değil yastığımdaki tırnaklarım

Duvarlardan sarıyı çaldı yüzüm
Eylül demlenir gülüşlerim
Kıvrılır dudağım, dolanır şehir penceremde

Sınırlarını çeker göz yaşlarım
Kibrit çakımında dikilir yalnızlığın bayrağı
Sürgün sevdaların durağı bu şehir.

Ölü aşıklar üzerinde
Sana ibadetteyim
Aşk şeytanı seçti (bir kez daha)

Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Sevmek mi / Sevilmek mi?
Kucak kucak sevdalarda
Yabancı ve yalancı gülüşler
Ne kadar yakın olsa da
Sıcak olsa da dokunuşlar
Hasret git gide büyüse de
Küçülüyor gerçek 'aşk'

Tene yanıyor *******
Caddelerde markalar dolaştırmak
Poşet poşet satın almak/aldırmak sevdayı

Karalıyor bakışları, duyguları
Can acıtmıyor gidişler

Bikaç gün sonra, başka el uzanıyor yalnızlığa
Soğuk yatağa düşüyor mavi hayaller
Çarpık şehrimin makyajlı yüzü
Çeşnisini döküyor geceye,
Şarap kokusunda
Afişte afişte süzülüyor gözler
Samanyolundan bir kaç yıldız düşmüş dudaklar
Işıl ışıl kırmızının büyüsüyle
Döndürüyor
Hep duran birşey var aslında

Bunca telaşe içinde
Kalabalıktan yorgun kelimelerde
Rengarenk olsa da koca gün
Boncuk boncuk terler düşse de *******den
Çığlık çığlığa sürüklese de hayat
Göz önünde olup görülmeyen birşeyler var
Durgun
Toprak renginde soğukluğuyla
Suskun...
Sevgiler çoktan kırılmış dalında
Aşk taşlaşmış kaldığı dünlerde

Bakirliğine sarılmış
İçimizde ki yalnızlık
Sahte canım'lar kandıramamış
Hala şarkısı söylenmemiş
Yolu bulunmamış

Kilidi açılmamış sandıkta birikmiş yazılmayan mektuplar
Dilin ucunda, ölümden vazgeçmiş
en güzel sözler

cankırıklarını yapıştırıp örmüş duvarını

Düş salını bağlamış rıhtımına
Ayak izini silmiş kurutulan güllerin
Sevmekten vazgeçip insanlar
sadece SEVİLMEK istemiş...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Seyrine daldım
Siyaha teslim oluyor ortalık...

Orman saklanırken sislere
Yeşil etekleri sıyrılır ağaçların
Uzar bacakları

Gölge raylar belirir
Hayalet trenin seyre çıktığı
Usulca dizilir vagonlar
Kirpiklerime

Bir şeyler geçer içimden
Bir şeyler gider...

Rüzgarda şarkı söyleyen dalların
Esleri düşer yapraklara
Sus pus olur yeşil
Uyur gün dalıp sulara

Aç kurtların uğultusunda
Seyre dalar yaşlı baykuş
Yarasalar gölgesini bırakır toprağa
Toprak uykuda

Bir şeyler geçer üstünden
Bir şeyler gider

Gümüş pullu
Lacivert bir örtü serilir üstüne uykuların
Kim bilir hangi yorgun kuşun kanadında
Bekler rüyalar

Küçük bir yıldız çalsam gök yüzünden
Saçların için
Delinir mi gece
Boşalır mı üzerimize güneş

Bir şeyler geçer mi gözlerinden
Bir şeyler gider mi..

Uyanır mısın bensiz uykundan?

Gözlerin benden uzaktayken
Karanlıktayım...
Korkum karanlıktan da öte
Yokluğundan

Uyanmasan da boş ver
Gölgesi olup dolunayın
Seyrine daldım
Düşmediğim teninin

Bir şeyler gitmez
Bir şeyler geçmez artık.

Uyuyalım.

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Sipariş aşk
Sipariş aşk var mı sence!
Aşk istiyorum da
Aşık olmak kadar
Aşık olsun istiyorum bana.

Bakışında kaldığımda
İçimde sıcak
Terine düştüğümde
Tenimde rüzgar

Geceyi sıyırırken
Penceremde
Güneşle düşsün
Çiy saatlere

Sipariş aşk var mı sence!
Hani varsa

Aşk istiyorum da

Yalnızlığı düşünmeden
Uykuda bile kalabalık
Kalabalıkta bile
Yalnız bana sahip

Aşk istiyorum

Utançsız sevişlerin koynunda
Irzna geçip ihanetlerin
Arzusu olmak istiyorum
Kızıl saatlerin

Karanlık noktasında
Bilinmeyeni değil
Gerçeği olmalıyım
Delice dokunduğu

Aşk istiyorum ya
Hani içini kıpır kıpır eden
Göğsüne sığmayan nefes gibi
Bende tatsın istiyorum
Yazın meyve serinliğini.

Aşk istiyorum
Hani siparişi varsa
Ekle beni listeye -Ebru-
Olur mu!

-Portakal çiçeğim bilirsin dört mevsimimsin-

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Sır
Birikmiş yalnızlıklar ağırdır
ki daraltır *******i

tek kişilik uykuların
düşleri soğuk
sabahları yorgun

Köşesi yırtık bir akşam
Derin soluklu efkar...
İçinde ben yokum ama olsun!

Üzerinden mevsim geçti
Gün yaza gebe

Bir avuca acıkmış yüzün
...Ellerim yüzüne aç

İsmin dudağımda bakir
İsmin şiirimde aşk
senin haberin yok ama olsun!

Çıkmaz sokaklarına tüneller açsam
Hani uluorta bağırsam adını

Bozulacaksa suskunluğun
Çığlığımda yırtsan
Kızıl saçlı bir kızı

Gel bende ağla...
İstanbul’ dan saklarım seni


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Bir nefeslik
En güzel şarkının üstünde dolaşır
-anason bulutları-
Bir nefeslik suskunlukta saklı isyan
……“ah ulan ahhh! ”

Sabır boncuklarına dizilir
-keşkeler-
Yumruk sıkılır, dudak mühürlü
Suskun gidişlerin ardında
İz peşinde göz yaşları

Rakı masasında meze -anılar-
Tüm şarkıların güftesidir gidene öfke
İçli bir kemandır, sesine ses
Bir çekimlik -ömür-dür
Tütüne sarılı yar teni
Dumanında özlem
İsinde ihanet

-Sevda- bitmeyen şarkı
-Aşk- bir sigara içimlik.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:50 AM
Siyah beyaz istanbul
Siyah beyaz istanbul Çocukluğumu düşündürdü şu Eylül. Siyah beyaz fotoğraflardan kalan solmuş bir tabaka var İstanbul üzerinde. Marmara gri. Tüm kasvetini çiziyor sonbaharın sessizliğiyle Piyer Loti. Haliç üzerinde martıları görüyorum oturduğum yerden. Dingin suların üzerinde yazın yorgunluğunu atıyorlar. Hüzün tarlamın papatyaları onlar. Yapamadığımı yapıyorlar aslında. Çığlık çığlığa kanat açarken, süzülürken gözlerde bir vapurun arkasına takılıp gidiyorlar. Peki nedendir Eylül'ün hüznü? Neden sarıdır hazan? Yalnızlık neden soğuktur, ölüm neden ürpertir insanı? Her nedense, güz mevsiminde başlar göçler. Mevsimsizmidir yoksa yaşam? Renkli hayatlar dediğimiz aslında siyah ya da beyaz değil midir? Hangi sevda kırmızıdır, hangi düş mavidir, hangi sabahlar beyazdır. Ya bakışların hangisi tozpembedir? Ve sonra... bir keder, tasa deriz ki, hayatım karardı. Neler karartır hayatınızı? 24 saatinizi gözünüzün önüne getirin neyin izi kalıyor yüreğinizde? Gülüşlerin çoğu zorla, hatta 'lütfen gül! ' der gibi dökülmüyor mu yüzümüze? Ağlayışlarımız daha içten, gürültümüz değil suskunluğumuz daha katıksız. Neşemiz değil ama acımız daha duru. Bu yapaylık nerden geliyor? Zamana teslim edilen değerlerimiz günden güne değişmekte. Farkında olmadığımız neleri kaybettik ellerimizden, gözlerimizden, anılarımızdan...yarınlara varmadan tükettiklerimizi düşünelim. Geleceğe manevi olarak neleri teslim edebiliyoruz? Eskiden sevdalar anlatılırdı, mahalle arasında yaşanan en masumane komşu aşkları. Sokaklarda yankılanırdı çocukluğun kavgaları. Ağlama sesi duyulurdu bisikletiyle giderken düşen küçük kızın. Misketlerini kaybetti diye suratını asardı veletler. İstop oynarken isimleri bağırırdık akşamüstleri... Şimdi hangimizin sokağında kovalamaç oynarken size çarpıp kaçan çocuklar var? Hanginizin apartmanının önünde küçük bir kilim yayılı.. Küçük oyuncaklarla evcilik oynayanlar takılıyormu gözünüze? Küçük bahçeli evler bile kalmadı eski mahallemde. Hanımeli kokuları yayılmıyor artık Madam teyzenin bahçesinden. Çocuklar çiçeklerini kırar diye bahçeye kaçan topları keserdi bir zamanlar. Gözü gibi koruduğu bahçesi ve o üç katlı kara tahtalı evinin yerinde, altı katlı bina yapılmış. Hep yıkılmalımı şehir? Modernleşmek adına katledilen anılar içinizi burktuğunda su içip rahatlamak kadar basitmidir hayat? Tepeden bakıyorum İstanbul'a. Gözümün alabildiği her yerde sivrilen minareler var. Peki neden Sultanahmet, MihrimahSultan, Fatih, Süleymaniye, Yeni cami gibi ihtişamı yok avluların, kubbelerin? Her yer cami ama ruh yok sanki harcında. Herşeyi yokediyoruz, eriyoruz aynı zamanda. Peki ya bir gün, bir gerçekle karşılaşsanız... Hani ola ki bir şekilde öleceğinizi öğrendiniz kısa bir zaman sonra. Neler yaparsınız? Bu akşam yastığa başınızı koyduğunuzda bunları bir listeleyin bakalım? Ve sabah sorun kendinize.. Bunları yapmak için illa ölümlemi karşılaşmak gerekli? Yaşamın tadını almak için ölmeyi beklememeli.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Birdik
benzer rahimlerde
bir pıhtı kandık

bir tünelin sonunda
gördük aynı ışığı
adlandık

kimimizi hayat
kimimiz hayatı
kanattı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Bitsin
Küçük ellerimde acıların sıkılı
Etlerin buz… etlerin sızım
Ha durdu ha duracak soluğun
İki göğsüme sıkıştırır dalgaları
Gözlerimde deniz
Gözlerin karanlık

İnleyen sesinde
Acının bitmez şarkısı
Tutmayan ellerinde
Atamadığın adımların altında
Ezilir yaşam kavgası
Bir kez daha aç gözlerini
Sesinden düşen tek harfe razıyım

Küçük bedeninde
Ne çok ızdırap
Ne çok ağrı
Kapalı gözlerinin
Karanlık geçitlerinde
Neler geçer
Sessiz yaşlarım
Ne kadar duyurur kendini
İsyanım ne fayda

Ola ki dinecekse acıların
Ola ki rahat vereceksen soluğu
Razıyım gidişine
her şeyimsin de,
yokluğuna hazırım anne
acıların dinsin yeter...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Siyahlı Kadın
Eflatun bir camın ardındaydı gözlerin
Saçların gece gibi uzundu
Üstün bile karanlıktı
Ta ki gülene kadardı gizemin
Siyahlı kadın, ta ki gülene kadar...

Küçük ellerin vardı, küçük ayakların
Sesine sığdırdığın kocaman insanlığın
Şöyleyim, böyleler derken
Sakladığını sanırsın kırılganlıkları
Ta ki gülene kadardı afra tafran
Siyahlı kadın, ta ki gülene kadar

Alev alev çıktı boğazından
-İnsanı oynamak değil, insan olmak istiyorum-

Acıydı 'olduğunu' oynamak
Maskeler ardında saklayarak yitirildi insanlık
İnsanlık rol oldu, kuklalar gerçek
Gerçek acıydı, acıttı, acındırdı

Acıydı, maskelerden insanı gerçek yapmak..

Eflatun bir camın ardındaydı gözlerin
Oysa bakınca gördüğün pembe güneş
Çoktan sıvanmıştı utançla
Siyahları sevmen bu yüzden belki
Perde arkasında bırakmadın yüreğini
İzlenen, alkışlanan sendin
Hüznündü, sevincindi, yüreğindi
yaşamındı...

Eflatun camları lekelerken parmakların
Tüm renkler vardı bakışlarında
İçine düştüğüm düşler kadar sıcak
Hep varmış gibi yaşamımda yakındın.

Ta ki gülüşüne gülene kadardı uzaklığın...
Siyahlı kadın, ta ki gülüşmemize kadar.

Maskeler kilitli bir tiyatronun deposunda
Tozlu perdelerin uçuşan ağları
- kaderin acımasızlığı sanki
Bak ışıklar söndü
Sana bakan kaç göz var bilinmez
Bitince yansımaların
Işıkla birlikte kopacak alkışlar
Etrafında onca insan
Ellerinde tebrik izleri
Sıcak..sıcak.. yakacak
Bir sürü vaatler uçuşacak uğultularda
Kimse bilmeyecek gözlerindeki hüznü
Oysa sen bileceksin
Kapıdan çıkanların
Asılsız olduğunu...

Ne güzel ki
Toplayacağın masken
Sileceğin makyajın yok sahne sonrası
Rolün de yok ki ezberlediğin
Şiirleri koy cebine
Sen güzeldin, insandın, yansıdın
Koltukları boş say
Sen sendin sahnede
Siyahların içinde....

-Madencinin elindeki gül gibi duru....

Yansımandı sevgili Fatma Gül.. gülüşündü gülüşüm.
Sesin gibi duru geçsin hayatın.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Bitti
Ne kadar susar ki insan

Her gün bir yaş tadıyorsa
Ne kadar gülebilir ki

Canımı yaksa da
Boğazıma düğümlense de
Canım! dediklerim

Artık yeter....
Önce ben
Sonra her şey.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Bittim
Fransız sokağında
Ahşap bir çatı üstümde
Altımda eskitilmiş bir masa

Tüm arzuları dudaklarında
Saklamak istedikleri utangaçları
Kahkaha maskelerinin ardında
Şehir kadınları

Ben kırmızı rujlu
Koca şapkalı
Yelpazeli kadın
Takvimin hangi yılından kalmayım
Bilmem

İki kadeh var önümde
İçinde geceyi yutan kırmızı
Derin sessizliği paylaşan
İki yabancı

Bilmediğim şarkılar söylüyor
Örgülü saçlı kız
Hani bilsem ne dediğini
Eşlik edeceğim de

Dedim ya
Ben kırmızı rujlu
Koca şapkalı
Yelpazeli kadın
Takvimin hangi yılından kalmayım
Bilmem

Fransız sokağında
Ahşap bir çatı üstümde
Altımda eskitilmiş bir masa

Kelimeler savuruluyor
Kelebeklerle dokunuyor
Notalar tenime
Belli ki aşk şarkısı

Tüm arzuları
Gözlerinde
Yumuyorlar
Susuyorlar
Yudumluyorlar
Terimdeki şerbeti

Bu gece eşlik ediyorlar bana
Yarın iki yabancı olacaklar belki de
Sarhoşluğa verecekler
Ellerinin birleşmesini
Dudaklarının kavuşmasını


Ben kırmızı rujlu
Koca şapkalı
Yelpazeli kadın
Takvimin hangi yılından kalmayım
Bilmem

Bir şişe üstünde
Resimlenmişim sadece....

Son nefesimi boşaltıyorlar kadehe
Bittim...

-Garson bir şişe şarap
Üstünde şu şapkalı kadın olanından-


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Biz Giderken
Koca şehir sustu biz giderken
Arnavut taşları ağladı
Geceyi yutan gözlerin
Gülümserken kapandı
Sustu aşk
Bir rüzgarın peşine takıldı

Koca şehir sustu biz giderken
Tüm ışıklar söndü
Bulutlar beyaz çiçeklerini bıraktı karanlıklara
Ayaza düştü aşk
Beyaz *******de
Uzak bir köşede kardelen
'Seni seviyorum' diye fısıldadı
Sustu aşk

Şimdi yıldızlar konuşuyor bizi
Tüm ışıklar gülümsüyor
Şehrin gecesi gözlerinde...
Üşüyen yanım, yarım kalan şarkımızı söylüyor.
'o'da özlüyormuş beni birtanem,
Çok üşüyormuş ben olmayınca...böyle yazıyor son mektubunda.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
İçimde hep saklamaya çalıştım
Çocukluktan kalma masum bakışlarımı
Ne kadar büyüsede duygularım
Bir elma şekerine hala gülümserim
Hababam Sınıfı'nı seyrederken
Hep ağlayacak bir yanı vardır benim için
İçli içli çalan bestesinde

Büyümek zor geliyor aslında yüreğime

Gitgide yara almak
Yüze gülerken arkadan konuşanlara
Arkadaş demek
İçimi acıtıyor
Küçük sıralarda ki arkadaşlarımı düşündükçe

Zaman ne kadar da acı
Renkler gitgide daha koyu
Ayrılıklar daha da kor gelir oldu uykusuz saatlerde

Nerde olduğumu bilemez oldum kalabalık sokaklarda
Aynada tanımaz oldum kendimi
Ruhumla görüntüm arasında
Mavi bir ip atıyorum
Eski bayramlığımın ucundan

ve bakıyorum yüzümdeki kırışıklıklara
görüyorum
Hayat çiziyor beni bir kez daha

Çocukluğumu özlüyorum
Hani şu yara bere dizlerimi
Pamukhelva yapışmış suratımı
Evde suç işlediysem
Saklandığım kapı arkasını

oysa çoktan sobeledi hayat

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Biz vardık
Bir sen geldin gözlerime
Sonra bulutlar
Uçurtmalar takıldı
Sonra ihanetler

Aşk maviydi
Maviyse uzak

Bir ben geldim kendime
Sonra aşk
Önce dokundu yıldızlar saçlarıma
Sonra kınından çıktı hilal

Gece kırmızıydı
Kırmızıysa ölüm

Bir sen bir ben vardık
Sandık lekeli resimde
Takvimde aylar öncesi bir gün
Mevsimlerin izi üstünde

Bir biz vardık
Bir de yalnızlık
Karıncalaşmış sevdada
Çekilirken aşk
…….bitmiştik biz.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Soğuk sensizlik
Soğuk odamın kucağındayım
Güneşim olsun diye
Duvarlara gözlerini çizdim
Masama resmini koydum konuşmak için
Şarabım kadehimde
Kırmızısına dudaklarını sürdüm
Üzüm renginde
Kar beyazı düştü tenime
Odam soğuk
Tenim donuk
Hıçkırığım çarpar pencereye
Buharlaşır bakışlarım
İsmin çizer ağlarım
Soğuk duvarlar arasında
Sevdam üşümesin diye
Seni hayaledip ısınmaya çalışırım.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:51 AM
Bodrum Aşkı
Sensizliğimin kaçıncı pazarı bu
Sensiz sabahımın saat bilmem kaçı
Kaç gecedir uykusuzluğum
Kaçıncı gecedir üstüme düşer ayazı.
Sen uzaklarda...gözlerine takılı günışığı
İstanbul karanlıkta şimdi.
Gözlerin Bodrum sabahında
Gözlerinde denizin mavisi
Mavinde aşkın cilvesi
Akdeniz şarkıları söyler kuşlar
Buram buram kokar yosun saçlarında
Saçlarında deniz yıldızları
Sen Eylül'ün Bodrum sevdası
Romantik *******in kuytularında
Bir kadeh şarabın lezzetinde dudakların
Dudaklarında şehvet
Gözlerin Bodrum sabahı
İstanbul karanlık şimdi
Bilmezsin nekadar hasretim gözlerine
Teninin tuzuna yangın dudaklarım
Ellerim sıcaklığına susamış ellerinin
Anılarımda kumsaldaki ilk dokunuşun yüreğime
Güneşin ilk ışıkları saçlarımızda
Soğuk denizdeki hararetim sevdana
Neden hep kısadır yaz aşkları
Kısaysa neden silinmez anılardan
Niye gönül özlemini duyar mehtabın
Dalgalar neden hatırlatır yalnızlığı
Güneş hep gözlerinden doğar
Savrulurken kumlar rüzgarınla
Çarpar adını dudaklarıma
O kadar hasretimki yanımda olmana
İstanbul sensizliği sunar sabahıma
Akşamlarıysa hayalini serer üstüme
Ya Bodrum sabahları nasıl
Kumsalları saklıyormu ayak izlerimizi
Soğuk sulardaki sarıldığımız yer hala sıcakmı
Ya beni ilk öptüğün tepede
Esermi hasret rüzgarları
Ya mavi gözlerini yumarken hala aklındamıyım
Yada gün ışığı vurduğunda yatağına
Parıldarmı yastığına bıraktığım saçlarım..
Bodrum farkındamı senle olmanın güzelliğini
İstanbul öksüz sensiz
Eylülüm garip...
İstanbul sabahımda hazan sarısı güller
Oysa senle uyanırken avuçlarımdaydı
Öperek bıraktığın bengoviller


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Soğuk Sokaklar
Her yer beyaz
Soluk yüzünde gonca dudakların hariç
Pamuk ellerinde gelincik yapraklarında
Teninin düştüğü gibi
Yüreğime serpildi kar taneleri
Yalnızlığından buz kesti gözlerim
Kirpiklerimde sarkıtları var sensizliğin
Ayaz mı düştü sevdama
Yoksa ayazım mı düştü geceye
Anlamadım ya neyse
Öyle de böyle de
Soğuk işte sensiz İstanbul sokakları


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Borcum var aydınlığa
Aydınlığa gömüyorum kendimi
Çiçeklerin renklendiği,
Kozalarında kımıldayan kelebeklerin,
Kıyısında kumların üzerinden kalkan,
Mevsimlerin bitimindeyim.

Yüce dağların eteklerine inen soğuk
Beyazlarında çırpınan son kar çiçekleri
Gülüşümdeki gamzeler belki de.
Semasında bir kibrit çakımında
Isınan güneşin doğuşundaki ipte boğazım


Bir avuç toprak ellerinde
Ya karanlık düşürecek saçlarıma
Ya savrulunca ellerde
Güneş doğuracak beni

Bir nisan damlası olacağım gözlerde
Bahar kokacak gülüşümde
Biliyorum!
Gidişimin dönüşü olmak zorunda
Bunca açık ellere borcum var benim.

düşeceğim maviye cemreden önce....


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Boynuylayım
Hayat;
caddeye düşen kuş yavrusunda çırpınmakta.

...

yeşili çalınmış şehirde
yüksek bina
selamladı ölümü.

al basmış çocukluğum
sızladı gözlerimde

tırtıl gezdirdiğim
avuçlarımın küçüklüğünde
ne kadar da büyüktü dünyam

kollarımı açtığım kadardı en uzak mesafeler
ya da en kocaman sevgilerim

şimdi
ellerimde
bir kuş yavrusu
sıcak
hayat, az önce aktı kanatlarından

mavi sürülmemiş tüyleri
ince boynuylayım

göğüslerimden kan sağdı şehir

...

Hayat!
ölümden soğuk durursun.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Sokak lambası
Hiç farketmediniz yalnızlığımı
Işığımı gördükçe
Karanlıktan korktuğumu anlamadınız

Kiminiz tüm yüküyle yasladı omuzunu
Sokak köpekleri pisledi ayağıma
Sadece baktınız

Gece gündüz şahittim etrafımda olanlara
Ne dilim vardı söylemeye
Ne de mecalim anlatmaya

Öyle ya
Hanginiz duyardı beni

Bazı ******* misafirim olurdu kuşlar
Düşlerime ortak olmalarını ne çok isterdim
Kabuslarda da yalnızdım oysa

Mevsimler geldi geçti üzerimden
Kaçınız büyüdü sokağımda
Uğurladığım kaç beden oldu ağıtlarla
Ağladım, güldüm
Bilmediniz

Bense sadece bir sokak lambası
Ay’ın gölgesinde
Düşer ışığım adımlarınıza

Öyle ya
Belki karanlıktan korkan vardır benim gibi


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Bu gece de
Bu gece de...


O *******den biri daha…

Tek kişilik uyku bekler beni
Oysa tüm şehir sen…
Şehirdeki tüm sesler
Seslerdeki tüm dudaklar,
yine sen

Anlayacağın ana baba günü ortalık.

Düşlerin çıplaklığında
Üşür parmak izlerin
Ben üşürüm…
Arzularım kan ter içinde
ayazım sen.

Anlayacağın, sana titrer gece.

Kirpiğimde intihar eder gülüşler
Gönül kıyılarıma vurur kendini
İhanetinde bir hançer çıkar kınından
Delik deşik aşk
Pişmanlığın ben.

Anlayacağın iç çekişlerimdesin.

Şişe dibi öfkelerim
Sarhoşsa yıldızlar, benim yüzümden
Başımda döner, başım da döner
Birini üflesem sen soluğumla
Karanlığın ben.

Anlayacağın o *******den biri daha

Tek kişilik yağmurların efendisiyim
Gel gör ki gölgene kul köle.
Sensiz, ana baba günü yalnızlığım
Sen kaç kişilik uykudasın?
yine sen...yine...

Anlayacağın bu gece de
Kendimle sevişteyim.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Soluğumuzu kesiyorlar
Çocuk gülüşlerini kaybediyoruz yeşilliğimiz gibi!


Modern binalar, gökdelenler, plazalar, alış veriş merkezleri, projeleri onaylanmadan inşa edilip
kullanılmayan binalar... evet, evet m o d e r n l e ş i y o r u z!


Şehrin dört köşesinde yükselirken medeniyet yok ettiklerimiz var. Görsel anlamda kimine hoş gelebilir,
kimini bunaltır bu kavram, elbette göreceli.


Her eve en az iki araba, sokaklarımız bile parkometreye bağlı, her mevsim bulabiliyoruz istediğimiz
sebze ve meyveleri...Bayramlar sadece tatil planlarıyla geçiyor. Kaç mezar unutuldu kim bilir, kaç el
öpülmeyi bekler, kaç kapı kendi ziline kırgın.

Ve çocuklar büyütüyoruz! bilmem kimin çocuğu falanca kolejde, - derslerini çabuk bitir falanca dersin
öğretmeni gelecek, daha idmanın var... Gelecek sunuyoruz çocukluğunu çalarak. Sokaklarda izi
kalmamış saklambaç, yakar top koşturmalarının, yuvarlanan misket sesi yok artık. Okuldan eve
dönerken beyaz yakası yaramazlıkla kirlenen, mendil kapmaca oynayan, mahalleler arası kavgalar
yapan, burnu akan, düşünce dizleri kanayan. Eve gidince akşamları babasına şikayet edilen, kaçarken
bize çarpmadan düşen terlik sesine gülen çocuklardık biz...

Kartpostallarımız dizilmiyor caddelerde ince telli raflara, heyecanla açılıp okunan arkadaş, ahbap
mektupları yok. Komşuda pişen bize düşmüyor artık.

evet, evet m o d e r n l e ş i y o r u z ama; soluğumuzu kesiyorlar!


Yükseldikçe binalar, ağaçlar kısalıyor hatta yok ediliyor. Çoğu büyük kentte ağaçlık ve yeşilin
kucaklaştığı yerler; mezarlıklar, askeri bölgeler, her ilçede tek tük kalan parklar ya da kendini çağ
atlamanın gerisinde bırakmak için direnen gecekondu kesimleri.


Elbette ki modern yapılar arasında yeşil vadi projeleri mevcut, hatta belediyeler de bu konuda
yaşamanın solgun olmasından kaynaklı rengarenk çiçeklerle donatıyorlar yol kenarlarını.


Trafik stresinden rengarenk çiçeklerle kurtulabiliyor muyuz sahi? Papatya tarlalarında, bulutlara
kavuşan uçurtmalarla koşturan çocukluğunuzun elinden tutabiliyor musunuz kendi çocuğunuzla?
Çimenlere örtü serip oturmayı özleyeniniz yok mu?

İş yeri, ev fark etmez içimizden kaç kişi penceresini açtığından göğsünü gere gere mevsim renklerine
buluyor soluğunu?

Elbette büyüyecek kentlerimiz ama biraz daha korusak yeşilimizi, yeşil alanlarımızı daraltmakla
yerleşim bölgelerini büyütüyoruz ama dengesini bozuyoruz doğanın. Ağaçlandırma projeleri, hatıra
ormanları çoğunlukla otoban kenarlarında, göbeklerde. Yerleşim alanlarından uzak tutulmak zorunda
mı? Çocukluğumdan hatırlıyorum çoğu sokakta dut ağaçları, çitlembikler, incir, erik vs. Unuttuk mu?
modernleşme mi? unutturdu dalından kopardığımız meyve tadını...

Hazır havalar güzelleşirken, erguvan mevsimi yaklaşırken çıkıp seyretmek lazım İstanbul’u. Kim bilir
belki göreceğimiz yeşilliğin ne kadarı kalacak seneye binalar arasında? Ormanlarımız bile “Yasal” adı
altında satılırken, rant uğruna bir kıvılcımla tutuşturulurken; bir sonraki mevsim yerinde olacaklar mı?

Topluk olarak hep birileri bizim için bir şey yapsın diye bekleriz. Oysa biz neler “sağlıklı nefes almak”
için yeşilimize sahip çıkmak adına?

Bir çok belediyeler, özel kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, hatta sanatçıların fan klüpleri Ağaç
Kampanyaları, hatır ormanları, fide ekim şenlikleri düzenlemekte. Bunlara katılmak zor geliyorsa, başta
ÇEKÜL ve TEMA Vakfı size en kolayını sunuyor;

Çekül Vakfı’nın başlattığı 7 Ağaç Kampanyası: Çekül - Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı

** Sevdiklerinize çiçek yerine ağaç gönderin **

Neden 7 ağaç?

Her birimiz günlük yaşamımızda tükettiğimiz kağıt, kalem, mobilya, yakacak gibi çeşitli
gereksinimlerimiz için yılda ortalama “7 Ağaç”ın kesilmesine neden oluyoruz. Bir başka deyişle, her yıl
doğaya, “7 Ağaç” borçlanıyoruz. Bu bilinçle yola çıkan Vakıf, 1993 yılından beri yürütmekte olduğu,
Türkiye’nin en geniş sivil katılımlı ağaçlandırma girişimlerinden biri olan “7 Ağaç Ormanları” projesini
başlattı.

Projeye, her kesimden birey, kolayca destek verebiliyor. Katılımcılar, kendi adlarına ya da sevdiklerine,
doğum günü, yılbaşı, anneler günü, yıldönümü gibi özel nedenlerle '7 Ağaç' armağan edebiliyor,
korular oluşturabiliyorlar.

Fidanların bakımı Bakanlığın ilgili birimlerince gerçekleştiriliyor.

Tema Vakfı; TEMA Vakfı özellikle Gelibolu, Marmaris ve İstanbul yangınlarından sonra, toplumumuzda
gelişen ağaç dikme arzusunu, erozyonla mücadele çalışmaları için önemli bir adım olarak
değerlendirmektedir. Kişi ve kuruluşların her gün artan talepleri doğrultusunda fidan dikimleri
gerçekleştirilmektedir.

TEMA Vakfı bir bölgede, yapılacak olan ağaçlandırmalarda yöreye uygun olan ağaç türlerinin
dikilmesini ve dikilecek olan fidanların da yine aynı yörede yetişen ağaçların orijinlerinden olmasından
yanadır ve ağaçlandırma çalışmalarında bu konuya büyük ölçüde dikkat edilmektedir. Bu nedenle ağaç
dikmek isteyen kişi ve kuruluşlarımızı şiddetli ve çok şiddetli erozyona tabi olan 18.5 milyon hektar
büyüklüğündeki çıplak alanların ağaçlandırılması ve erozyon kontrol çalışmalarında TEMA ile işbirliğine
davet ediyoruz. 1996 - 2005 yılları arasında yapılan ağaçlandırma faaliyetleriyle TEMA Vakfı
öncülüğünde 3, 7 milyon fidan dikilmiştir.

Yeşil görmeyen gözler, renk zevkinden yoksundur.

Burasını öyle bir ağaçlandırın ki, kör bir insan dahi yeşillikler arasında olduğunu anlasın.

K.Atatürk


-Gelecek çocuklara orman yok! -
Arzu Altınçiçek

Nisan 2008


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Bu kadar Kolay mı?
Bu kadar kolay mı sevgi
Bir papatyanın tükenişindemi kaderi yüreğimin
Ya da şarkılardan tutulan fallardamı
Kayan yıldızlardamı ümitler
Gecenin kucağında hayallerle
Yarına kaç var diye takılan gözlerdemi
Hiç tüttüremediğim sigaranın dumanıyla
Boş şişelerdemi
Boşalan kadehlerle artan ihtirastamı
Bu kadar kolay mı sevgi
Aşk istemekle yaşanırmı
Paylaşmak gerekmezmi güneşi
Yeşili mavisi birken dünyanın
Eller birleşmezmi dudaklarla
Ten birleşince çöl kızgınlığında
Biten sevdaların buzulları erimezmi
Yeni bir kor düşürürken müjganı
Bir tebessüm vermezmi sıcaklığını
Herşeyi güzelleştirmek iki yürekteyken
Tüketmek sevdaları bu kadar kolay mı?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Bu kadar kolay mı?
Bu kadar kolay mı sevgi
Bir papatyanın tükenişindemi kaderi yüreğimin
Ya da şarkılardan tutulan fallardamı
Kayan yıldızlardamı ümitler
Gecenin kucağında hayallerle
Yarına kaç var diye takılan gözlerdemi
Hiç tüttüremediğim sigaranın dumanıyla
Boş şişelerdemi
Boşalan kadehlerle artan ihtirastamı
Bu kadar kolay mı sevgi
Aşk istemekle yaşanırmı
Paylaşmak gerekmezmi güneşi
Yeşili mavisi birken dünyanın
Eller birleşmezmi dudaklarla
Ten birleşince çöl kızgınlığında
Biten sevdaların buzulları erimezmi
Yeni bir kor düşürürken müjganı
Bir tebessüm vermezmi sıcaklığını
Herşeyi güzelleştirmek iki yürekteyken
Tüketmek sevdaları bu kadar kolay mı?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:52 AM
Bu mevsim bile
Kaç şiir var kumbaramdaki harflerde
Ve kirpik uçlarımda bekleyen düşlerim
Göğsümde uyansaydın
...bu mevsim bile
Mayıs çiçeklerini sulardım gönül bahçemde
!

Kaç fırtına var suskun rüzgarda
Ve kaç damla yağmur, birleşmiş kirpiklerimde
Göğsümde uyansaydın
...bu mevsim bile
Yakardım çiy düşmüş bütün gülleri

Kaç sarhoş küfür tortulanmış, şişede
Ve bilmediğim tonunda aşk kırmızısı
Göğsümde uyansaydın
...bu mevsim bile
Bulutlardan yedirenk düşerdi dilek yıldızı

Oysa
Mevsimde buz beyazı
Bedenimde her su damlası “s e n”
...bilmezler
gelincik açar tenimde
bu mevsim bile...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:53 AM
Son Düğün
Düğünü başladı siyahın
Çeyizi kara toprak
Döşeği serildi, alay toplandı
Şahitler geldi ışık yolundan
Ahşap sandukaya kondu
Son halayda, eller kalktı
Beşibiryerde’ye dizildi dualar
Uğultuya karıştı ağıt
Son kez katlandı yeşil davetiye
Ve güneş kürek kürek karıldı karanlığa
Zamanlı gelenin zamansız gidişinde


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:53 AM
Bu sabah
Hava kapalı İstanbul'da
Pencereden bakıyorum dışarı
Gri bir sabah, puslu Piyer Loti, suskun Haliç
Göğsümde, isyana yelken açmış sıkıntı
Kır çiçeği istiyorum bir demet, -yaşam kokan
Dağ, bayır dolaşmak istiyorum, kelebeklerin ayak izinde
Yaşadığıma dair kalıntı, yakamda ki güvercin pisliği
Baharı soluyorum, ömür mevsimsiz geçse de.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:53 AM
Son kez...
Birazdan gözlerimi kapatacağım
Ve son kez geçeceksin düşüncemden.
Süzülecek karanlığa ne varsa benden yana.

Ellerimi yumacağım; tuttuğum da kalmadı, diyeceğim
Avuçlarım boş…çekip gidecek anılar başucumdan.
Düşecek kollarım…emanetti zaten.

Ve son kez gideceksin dudaklarımdan
Çekilecek zaman, tükenecek mevsim.
Ne soğuk, ne sıcak…bilmeyeceğim.

Çok da önemi yok, sen gittikten sonra.
Esmer düşlerimi saran temmuz güneşinin
Terimdeki tuzu çalan mavilerin.

Sokakları yuttu sanki caddeler, şehirler caddeleri
Mavi tabelada şehrin de ismi silindi.
Adressiz kaldım, kayıp bir ülkedeyim belki.

Yağmura yakalanmayı isterdim şimdi…
Bedenimde kuruyan her hücre için
Ve bulutlar sararken, sökse yıldızlar öpüşleri.

Tenimden usulca sıyrılırken
Dilsiz şahidin olsa gelincikler
Dedim ya mevsim yitik…zaman şimdi duracak!

ve sen gidiyorsun
Son kez gidiyorsun dudaklarımdan.
Ve ben ilk kez ölüyorum.

Hayat…en çok
mavi akşamlarına acıkacağım.
Gel gör ki; ecel aşıkmış bana…


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:53 AM
Bu yaşlar niye?
Ümitlerimin bittiği yerde sen gelirsin karşıma
Gülüşün yol gösterir adım atmam için
Gözlerin aydınlatır dünyamı
Sevgin yeşertir solan ümitlerimi

Özlemlerimin bittiği yerde sen gelirsin karşıma
Uzatırsın ellerini sana kavuşmam için
Ellerin ısıtır avuçlarımı
Dizine yatırır okşarsın saçlarımı
Sevdiğini anlatırsın bir masal gibi

Umutlarımı kaybettiğim yerde dikilirsin karşıma
Çatarak kaşlarını 'yeter' dersin
Neden bu ümitsizliğin, endişeli halin
Kızarsın...bağırırsın
Döner arkanı çeker gidersin

Sensizliğimleyim gene
Tam yanımda olmana ihtiyacım varken
Terkedelişim vurur yüzüme
Damlar dudaklarıma sessiz isyanım
Hayalinle bile sevişmem yasak oysa
Hiçbir zaman benim olamayacaksan
Arkandan döktüğüm bu yaşlar niye?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:53 AM
Sonunda
Hiçbir şehre bu kadar yakışmaz aşk
Sabahında yağmur kokusuyla
Tek kişilik uykulu gözlerden kayan bulutlara
Böylesi sinmez sevda.

Köşe başı çiçekçilerde mutluluk
Kaç kişi eğilip alır kendine
Hazanda bahar kokusunu
Renklerine kim gömer eylül sarısını

Mavi boyu uzanır binalar
Yeşil parklarda biçili çim duruşu
Soğuk demirinde sallanır tahtası çatlak salıncak
Ve bir başı eğik tahterevalli, ben gibi bekler

Kargalar seker yol boyu,
Ağaçları terk eder kuşlar
Mevsimin serildiği caddeleriyle
Bu şehir kalır bana

Hiçbir şehre bu kadar yakışmaz aşk
Ve yakışmaz hiçbir göze bu yağmur ormanları

Bilirim odanda pas tutmuş gitarında gam teli
Tozdan örtü yokluğun, ayak izlerin bile silik
Gidişinin üstünden kaç zaman geçti bilemem
Zaman, zamansızlığında kayıp

Anahtar deliğinde gözledim anıları
Yatak odasında ölüm sessizliği
Kapı arkasında kaldı oynadığımız oyunlar
Ve keşkeler sızıyor eşikten ayak parmaklarıma

Çıplak ayaklarımın anılardan kaçışları duyuluyor

Hiçbir şehir kaldıramaz bunca gidişleri
Ama hiçbir şehirde de aynı bedene sığmaz onca aşk
Aşk mı sahte,
Şehir mi iki yüzlü bilinmez!

Ve hiçbir şiir ayrılıksız yazılmaz...
bir bunu öğrendim bu şehirde
en sonunda!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:53 AM
Bu yüzden
Ne kadar olabilirdin ki yanımda
Yalnızlığımı göremeyecek kadar kalabalıktın
Yangınımı akıttığın yaşlarlamı söndürecektin
Dokunamadığın *******de tenimin kokusunu
Nefsine nasıl çekecektin Uzak kalmaların yordu beni
Elimi uzattığımda tutamayışın
Yaslanmak için omuz aradığımda
Çok, çok uzaktaydın.
Saat seninle iken hızlı Sensiz iken geçmek bilmedi
Güneş gittiğin yerden battı
Bir daha yüzünü göstermedi
Deniz gözlerin kadar engin ufkumda
Ne sen
Nede yeni bir umut belirmedi
Hep bir özlem, hep bir huzur
Kırmızı *******de
Soğuk duvarlarda
Mavi bakışlarımdın
Derin gözlerinde bu kez göremedim kendimi
Oysa
Sabahlara gebe kalmalıydı sevişlerimiz Hilale asmalıydım umutlarımı senli *******de
Elin derin girdaplardan uzanmalıydı bana
Sen göremedin acizliğimi
Tutsaklığımı sevdana Gidişim bu yüzdendir kalkan sisin ardında


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:53 AM
Soyun da gel
Güneş her renge banmış fırçasını
Rüzgarda haylaz çocukluktan kalma bir ıslık...
Ayaklarımdaki son sızısı kırılgan yolların
gözlerimde özlediğim yağmurlar.

Zaman kül rengi duvarda
Mavi öncesi is kokulu son uykularım.
Bir kaç güne kadar kuşlar dolar şehre,
Tembelliğe çağırır penceremde uçurtmalar.

Senden önce boy verdi düşlerimde laleler
ve gelincikler benimle bekler yolunu...
Hadi tozlu yolları süpürerek gel
Eteklerinde saklansın ayaz yalnızlığım.

Bir yaprak düşümünde beni bekler aşk
Yemyeşil gözlerine inat...
Kirli beyaz elbisenden
Hadi soyun da gel!

(Bahar)

Arzu Altınçiçek


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:54 AM
Bu yüzdendir
Ne kadar olabilirdin ki yanımda
Yalnızlığımı göremeyecek kadar kalabalıktın
Yangınımı akıttığın yaşlarlamı söndürecektin Dokunamadığın *******de tenimin kokusunu
Nefsine nasıl çekecektin
Uzak kalmaların yordu beni
Elimi uzattığımda tutamayışın
Yaslanmak için omuz aradığımda
Çok, çok uzaktaydın.
Saat seninle iken hızlı Sensiz iken geçmek bilmedi
Güneş gittiğin yerden battı
Bir daha yüzünü göstermedi
Deniz gözlerin kadar engin ufkumda
Ne sen
Nede yeni bir umut belirmedi
Hep bir özlem, hep bir huzur
Kırmızı *******de
Soğuk duvarlarda
Mavi bakışlarımdın
Derin gözlerinde bu kez göremedim kendimi
Oysa
Sabahlara gebe kalmalıydı sevişlerimiz
Hilale asmalıydım umutlarımı senli *******de
Elin derin girdaplardan uzanmalıydı bana
Sen göremedin acizliğimi
Tutsaklığımı sevdana Gidişim bu yüzdendir kalkan sisin ardında


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:54 AM
Bu zamanlar
Lale desenli elbisesiyle
Salınıyordu gözlerimizde şehir..

Martılar cankurtaran gibi seyirdeydi
Kale duvarlarında.

Bulutların kurşunları diziliydi
Gri tuvalde sabaha

Yine de suspustu caddeler
Maviler durgundu...

Bir şiir yazılmayı bekliyordu
Bir aşık öperek uyandırılmayı.

Gece kokuyordu tenin
Gece bana bulanık

Sarı papatyaların pasaklılığında
kandırmaya çalışıyor ikimizi nisan

kokuşmuş aşk tohumları ellerinde
sırıtan bir yanı vardı sakladığı yalanların

Güneş rengine bulanmıştı saçların
Bilir misin örgüsü aşk.

Şimdi sökülme zamanı...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:54 AM
Bugün de sallandı(k)
Duydum ki bir yer daha sallanmış bu sabah
Yurdumun bir köşesinde deprem
Bedenimim içinde çatlak ve acı

-Korkuyor Bingöl-

Kanıyor anılarımda
17 Ağustos 1999- Gölcük


Tepesinde sıvası dökük okul
Temelinde demirleri çıkmış hastane
Depremlerde büyüyor çocuklar
Yarık topraklarda
Tepe taklak yarınları

Bir çatlak ki büyüyor
Duruyor küçük yürekler

Düşüyor kanlı bir yaprak
01 Mayıs 2003 Bingöl


Duydum ki bir ev daha çökmüş bu sabah
Can kaybı yok
Mal da yok elde avuçta kalan

Sıvazlayınca kravatlı eller
Sarılır mı sanıyor yaralar

Bir ana feryat figan
Bir kol sarkık iki duvar arasında
Derin bir sessizlik
Tonlarca taş-beton altında

Toz bulutu düşmüş
01 Ekim 1995-Afyon-Dinar

Okullar
Evler
Yollar
Yıkılıyor
İnsanlar üstüne

Her depremde
Biraz daha gömülüyor
İnsanlık...


Her deprem sonrası
Açılıyor ihale

Ve

Her deprem sonrası
Kapanıyor perde

Alkışlar nerde? ? ?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:54 AM
Sensiz üşümeler
Soğuk odamın kucağındayım
Güneşim olsun diye
Duvarlara gözlerini çizdim
Masama resmini koydum konuşmak için
Şarabım kadehimde
Kırmızısına dudaklarını sürdüm
Üzüm renginde
Kar beyazı düştü tenime
Odam soğuk
Tenim donuk
Hıçkırığım çarpar pencereye
Buharlaşır bakışlarım
İsmin çizer ağlarım
Soğuk duvarlar arasında
Sevdam üşümesin diye
Seni hayaledip ısınmaya çalışırım


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:54 AM
Sensizlikte birikenler -III-
Gözlerim
Yorgun ve ıslak
Şiirler doldurmuş geceyi
Sicim gibi yanağımda
Kanayan umudum –mavi-

Sözlerim
Kırgın ve sert
Sevdam ısıtmış güneşi
Boncuk boncuk göğsümde
Yanan hasretim –kırmızı-

Ellerim
Soğuk ve boş
Öptüğün dudak izinde
Diken diken acı
Başı boş avuçlarım –buz beyazı-

Saçlarım
Kuru ve dağınık
Temmuz sonuydu göğsüne serili
Ağustos talanından
Tutam tutam dökülür
Sondaki ışık gözlerin –karası-

ve sen -kızıl sevişlerin efendisi-
Renk çarkını sallandırır
Yokluğunun dar ağacı
Şiirlerine eş
İhanetinin ağır duruşu
Her ne kadar mal etsende bana suskunluğunu
Biliyorum,
Biliyorlar,
Biliyorsun
..................ya / neyse...

O da senin kusurun

Sevmek cesaret ister
Çelimsiz kalbine ağır gelir ‘AŞK’
Zayıflığın seni susturan
....ve hep diğerleri -ne der? - korkusu

sen sus...sus
ama bir gün
susmana sebep olanlara
Gülecek -ağlattığın gözlerim-
Yanağımda aşkın damlası -rengi...su-


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:57 AM
Sensizlikte birikenler -III-
Gözlerim
Yorgun ve ıslak
Şiirler doldurmuş geceyi
Sicim gibi yanağımda
Kanayan umudum –mavi-

Sözlerim
Kırgın ve sert
Sevdam ısıtmış güneşi
Boncuk boncuk göğsümde
Yanan hasretim –kırmızı-

Ellerim
Soğuk ve boş
Öptüğün dudak izinde
Diken diken acı
Başı boş avuçlarım –buz beyazı-

Saçlarım
Kuru ve dağınık
Temmuz sonuydu göğsüne serili
Ağustos talanından
Tutam tutam dökülür
Sondaki ışık gözlerin –karası-

ve sen -kızıl sevişlerin efendisi-
Renk çarkını sallandırır
Yokluğunun dar ağacı
Şiirlerine eş
İhanetinin ağır duruşu
Her ne kadar mal etsende bana suskunluğunu
Biliyorum,
Biliyorlar,
Biliyorsun
..................ya / neyse...

O da senin kusurun

Sevmek cesaret ister
Çelimsiz kalbine ağır gelir ‘AŞK’
Zayıflığın seni susturan
....ve hep diğerleri -ne der? - korkusu

sen sus...sus
ama bir gün
susmana sebep olanlara
Gülecek -ağlattığın gözlerim-
Yanağımda aşkın damlası -rengi...su-


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:57 AM
Bugün o kadar ihtiyacım var ki sana.
Bugün o kadar ihtiyacım var ki sana;
Güneşin yalnızlığı ısıtmadığını anladım.
Artık biliyorum alnımı öpen gecenin
korkularımı sarmadığını.

Şarkıların “ağlamak istediğim anlar”ın dışında,
anlamı olmadığını öğrendim.
Ve kime derdimi anlatsam;
-aman takma, geçer demesinden yoruldum

Gün uykusunda laleler gibi dingin
Kollarının altında kalmalıyım şimdi
Buzul kelepçe bileklerimde
Aklımda kemirgen şu anılar

Günahlardan bir leke daha tenimde
Gözlerimden koyu yarınlar
Er kişi niyetineymiş de aşk
Her kişiyeymiş mavi boncuklar

Bugün o kadar ihtiyacım var ki sana;
Kimsenin sen gibi bakmadığını anladım
Artık biliyorum adımı söyleyenlerin
Sevdalı çağırmadığını.

Şiirlerin “can yanmalarım” dışında
Yazılmadığını öğrendim.
Ve kime aşkı sorsam
Bulmadığı bir şeyi tarifinden yoruldum.

Gün kuytusunda rüzgar gibi dingin
Ellerin saçlarımda olmalı şimdi
Çözül diyor içimdeki yabancı
Aklımda tutsak sevişler

Sevaplardan iz yok tenimde
Gözlerinden uzak yarınlar
Er kişi niyetineymiş de gün
Her kişiyeymiş yıldızlar

Bugün o kadar ihtiyacım var ki sana;
Korkuları kovalayan sesini özledim
Kabusları dağıtan gülüşünü
Dizlerine başımı koyduğum anlar gibi

Mendilimde kelimeler var
Çocukluğuma dair
Hiç biri sen gibi güzel değil
Hiç biri sen gibi kalmamış baba

Bugün o kadar ihtiyacım var ki sana.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:57 AM
Sensizlikte birikenler -V-
Ateşin çıtırtısında dinliyorum
İçli kemana ses veren yağmuru
tütsü kokusunda tılsımını düşünüyorum teninin
tütünle sarıyorum aşkı ay tenine
kafa bulmak için...

yine de ayık yüreğim
ötesinde
isyanda sensiz saniyelere
saatlerse zaten vurdukça vuruyor göğsüme
ve can çekişiyor sen yanım...

ateşin kıvılcımında sıçrıyor anılardan öpüşlerin
kızgınca düşüyor her hücreme
temmuz serili ege'nin tuzu
beyaz beyaz yakıyor canımı
yok olan parmak izlerinde

yine de kurak gözlerim
ötesinde
isyanda sensiz düşlere
uykusuzluk vurdukça vuruyor gözlerime
ve can çekişiyor sen yarım...


Arzu AltınçiçekSensizlikte birikenler -V-
Ateşin çıtırtısında dinliyorum
İçli kemana ses veren yağmuru
tütsü kokusunda tılsımını düşünüyorum teninin
tütünle sarıyorum aşkı ay tenine
kafa bulmak için...

yine de ayık yüreğim
ötesinde
isyanda sensiz saniyelere
saatlerse zaten vurdukça vuruyor göğsüme
ve can çekişiyor sen yanım...

ateşin kıvılcımında sıçrıyor anılardan öpüşlerin
kızgınca düşüyor her hücreme
temmuz serili ege'nin tuzu
beyaz beyaz yakıyor canımı
yok olan parmak izlerinde

yine de kurak gözlerim
ötesinde
isyanda sensiz düşlere
uykusuzluk vurdukça vuruyor gözlerime
ve can çekişiyor sen yarım...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:57 AM
Sensizlik
Hayalin geçti yüreğimin içinden…
sense her kaçışta bir parçanı bıraktın
yalnızlığa çektiğim dikenli tellere.

Başıboş *******in kanamasında
………………kırmızıydı düşlerim

Sensiz uyanışların koynunda
üşüyor artık sol yanım

Terinde denizi yudumlamak
Teninde güneşe dokunmak
ve küçük askerler dizip gökyüzüne
aşkın nöbetini tutmak
prangalara vuruyor sesimi

Susuyorum.

Özlem içinde aynı şehri soluklamak
Cümle arasında kalan
‘Seni Seviyorum’lar yoruyor artık
Git gide dar geliyor caddeler
ve günden güne kalabalığa karışıyor varlığın
‘Sen’ içinde ‘sensizlik’ doluyor gözlerime

Sensiz kavgaların yumruğunda
Ağır geliyor aldığım darbeler
Ellerin diyorum…
Omuzun diyorum…
Nerde?
ve küçük küçük çığlıklar atıyorum
sadece hercai menekşeler duyuyor
-sen- bakışlı
ve bir kardelen gölgesinde
……………………………Ağlıyorum.

Seni yalnızlığımda mı daha çok seviyorum
Seni senle soluklarken mi?

ve biliyorum
Aslında ‘yalnızlıkmış’ tutkularım.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:57 AM
Bundan Sonra
Başka bahara kaldı elimdeki sevda çiçeği tohumları. Mavi düş tarlalarına ekemedim. El attıkça toprağına sertleşti hayat. Müjganlar tırpanladı çiçekleri. Yitik sevdaların yaralı yağmurları damlıyor avucuma, soğuk uçlarından. Ne bir renk kalmış, ne kokusu eski aşkların. Dudaklar rengini çoktan teslim etmiş ayaz düşen yüzlere..

Batan güneş ardında büyüyen gece gibi kucakladı yalnızlk. Yavaş ve sinsice yutan bir karanlıktı, ikinciye düşüşüm gözlerine bu karartılarda. Saat sensizliği vurdukça, dakikalar biraz daha damlatırdı özlemini dingin kıyılarıma.

Nerdeyim? bilmediğim bir zamanda, konduğum kaç gönül dalı vardı kimbilir. Kaçını kırıp ya da açtırdıysam çiçeğini, bilmedim. Sadece kendi bahçemdi, penceremdi, mevsimimdi…. sevdalananı göremedim. Onların ahımı kapatıyor düşlerimi?

Bin yüreğe sevgi dağıtmadım ki oysa. Aşkı yaşamadığım için ardımda bıraktıklarımın yaralarını saramadım. Uzanan elleri hep başkasına sandığım içindi tutmama sebebim. Kimse bilmedi kalabalık içinde yalnızlığımı. Gülen yüzün ardında ağlayışlarıma kimse şahit olmadı. Sessiz çığlığımsa yeri geldi daha suskun kaldı kelebeklerden. Kelimelerimi hapsettim kalp dilimde. Yuttum, yutkundum ukte sevdaları. Göz ucuyla dolaştığımda caddeleri neden boş dedim ellerim? Kimse yokmuydu sevgiye açlığımı dindirecek.

Tekbaşımalığı yakıştırmayan, yalnızım derken hadi canım sende diyen dostlarım can kırıklıklarımı batırıyorlardı göğsümün ortasına, içimi acıtıyorlardı. Bilemezlerdi tabi.

Kalabalığın ortasında olanların neden yalnızlıkları görünmez? Neden ağlayan gözleri hep gülerek bakar? Koşturdukça dört yana, gitgide içini tüketen bir ruhu taşıyan beden yığılınca geç kalınmaz mı anlaşılması? Pişmanlık sardığında sevdiklerimi, neye yarar ben benden gittikten sonra.

Her daim gözümüzün önünde gitgide yok olmazmı başkasını mutlu etmek için kendini unutan insanlar. Kırmak istemedikçe kırılmazlar mı? sevdikçe uzaklaştırmazlar mı kendilerinden? Değer verdikçe umursanmamak değilmi hayatın kuralı. Bu denge ne zaman kurulacak?

‘Ben’ merkezli yaşayamadığımız değil mi zaten hüsranların, hayal kırıklıklarının sebebi. Kendimiz gibi bilmek… severken sevilmeyi umutmuş insanlar. Sevilmek şımartılmakmıdır, hor görmekmidir sevenleri? Ya da iyi niyetinden faydalanmakmıdır? Günden güne teknolojiye teslim ederken kendimizi, daracağına bir ilmek daha atıyoruz duyguların. Gitgide anılarda kalıyor kurutulan çiçekler. Aşkın eski kokusu, eski basit yaşanmışlığı yok.

Oysa köşebaşından döner diye camda beklerdi kızlar delikanlıları. Okul ile ev arasında gidip geliyorlarsa en büyük aşk onlarındı, hele ki birde elini tutabildiyse gülpembeler, karayağızlar deli taylar dolaştırırlardı teninde, alev alev yanardı yanaklar mahçubiyetten. Hep bir korku vardı- ya gören olursa diye.

Şimdi kimin eli kimin cebinde belli değil. Üç taş oynar gibi yer değiştiriyorlar sevgililer arkadaşlar içinde.Biten aşklar tekrar tekrar başlıyor. Laçkalaşmış insanlık gitgide farklı maskeler taktırıyor. Yeni bir ilişkiye başlarken, eskisine ağzına geleni söyleyenler bir anda eskiye dönünce yere göğe sığdıramıyorlar. Bu kadar çabukmu yutulur laflar. Sömürülen duygular bu kadar kolaymı atlatılır. Zaman uzadıkça mı ilişki güzeldir, doğrudur? Kısa süren birliktelikler neden aynı değeri görmez ki? Neden sevilen tarafından sahiplenilmez.

Şimdiye kadar anlamadım, anlayamadım aşkı. Kovalamak, üstüne titremek, aramak, özlemek, sevmek değer kaybettiriyorsa bundan sonra olduğum yerde kalacağım. Dünyanın etrafında koşmaktan yoruldum. İnsanlar üzülmesin, yanlış anlamasın dedikçe kahrolmaktan.

Nankörlükten kahrolmaktansa, kahretmeyi deneyeceğim yeni yılda. Benden bir yaş akıtanın canını acıtacığım birikmiş üzüntülerimle ve insanlara bir şans daha vermemeyi başaracağım, sadece mutluluğu hakettiğim için.

Ve işte son üç günü ikibinüç yılının. Her on yılıma bir yaş dersem, tüm yaşadıklarım üç yaşında ve + üç.

Yeni başlangıçlara, eski tadlarda ki yeni sevdalara merhaba demek üzere hepimize gerçek yüreklerle paylaşılacak nice güzel günler.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:57 AM
Buradayım / E.Akdamar
sonra dağ yok oldu çekildi kendine
sonra aşk terk etti bizi aniden
sonra ağladık içimizden geçti o acı

korkmuyorum artık
-ey ölüm

su dondu
-ey akmıyorum eyyy!

Emin Akdamar / Rehgüzar


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:57 AM
Sensizlikte birikenler -I-
İki göğsüm arasında
Hapsolmuş binlerce kuş kanadında
Kilitlemiştim ellerini karataşın kasabasında

Terini yutmuş tenimin her gözeneği
Tenime sinen kokunu
Yağmurlara yükledim
Düştükçe ‘sen’ kokar dünyam

Bildiğim tüm şarkıların güftesine
Sesini besteledim.
İnce bedeninin gölgesinde
Gözlerinin karasını buladım uykulara.
Sol yanağındaki beni kondurdum
Temmuz akşamında dokunduğun yanağıma.

İlk gördüğüm sen ol diye
Saatimin içine koydum resmini
Ve gecenin bir yanısı uyanırda
Bedenim yanar diye
Yatağımı çevirdim pencereme...
Perdemin aralığında
Yalnızlığıma yoldaş yıldızlar ve ay.
Sen diye çırpınırken uykusuzluğum
Yutkundum ihanetini...sustum

Benden öte olmuş bir 'sen' var ki
Sen, gizlemeyi sevdin sevdamızı
Bense usul usul haykırmayı.

Şimdi yoksun..

Bende yarattığım -seni- gömüp yüreğime
Değişken halindeki -seni-
ve sus dedikçe biriken kırıklarımı
Bıraktım yaprak dökümüne...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:58 AM
Buz kesikleri
Yavaşça çekildi şehrimden...

Titreyen bedenimde
İliklerime kadar işlenen
Soğukluğu gitti önce.
Dudaklarımda morartısından eser yok şimdi

Penceremden buğusu kaybolurken
Belki buluşamazlar diye seneye
Yaşlı ağacın dallarına veda etti.

Ellerimde kızarıklığı ve acısı yok artık...

Ayaklarımda sızısı yok
-en azından - bir müddet
Park köşesinde uyuya kalmış
Çelimsiz bir çocuğun
Katılaşmış vücudunda
boy gösteremeyecek

Yıkık duvarların üzerinde
Çatısı çökük fakirhanede
Korkularını seremeyecek
Açlık kokan nefeslere

Yavaşça çekildi şehrimden...

Renkleri nasıl da soldurdu hasedinden
Bir ressamın fırçasından damlayan beyaz
Güneşi nasıl da söndürdü
Yıldızlar düşmüş sanki
Peri kızının sihirli sopasından
Nasıl da kandırıcı ışıltısı

Oysa beyazı ölüm kusar
Can alır kristal kesikleri
Bir yıl daha göçtü mevsimden
Ömürden bir kış daha geçti

Söndürdüğü ocağın utangaçlığıyla
Topal şubatı bırakıp yarı yolda
Mart gülüşüne dayanamayıp
Yavaşça çekildi güneşin önünden
Nisan düştü
Leylekler yolda

Ahhh bu kışların buz kesiğis
Bu sene de bıraktı izini saçlarımda


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:58 AM
Canısı
Gitmeni istemiyor İstanbul
Sonu yaklaşmakta sonbaharın
Hazan sabahlara gebe uykusuz saatler
Üstüme üstüme geliyor aydınlık
Eritiyor ay tenini

Ben gizli karartılarlayım
Ellerin o kadar uzak ki
Boşlukta asılı bulut gibi tenin
Süzülen bir köpük hayalin
Sadece uzaktan seyrediyorum
Dokunmadan

Gitmeni istemiyor şehir
Kuşlar ötmüyor gece gözlüm
Tüm caddeler suskun
Marmara çalkalanmıyor

Burda kal diye hakırıyor gözlerim
Duymuyorsun
Sokulmuyorsun

Sadece uzaktasın
ve mecburiyetlerle başbaşa kılıyorsun

Bildiğim gerçekleri sıralıyorum
Bahaneler çekiyorum
Elimde ki boncuklara dizi dizi
Seviyorum..seviyorum

Gidersen akıtacak yaşı kalmadığından
sevmek istemiyor gözlerim
Aşk istemiyor yüreğim
Çırpınacak canı kalmadı bedende
İstemek yetmiyor
Dilemek yetmiyor ukte sevdaları

Gitgide adın sardıkça sevdamı
Yalnız kalmaman için dualarında sarılayım diye
Ellerim büyüsün istiyorum
Kollarım uzasın
Yüreğim çoğalsın
Uzaklardayken
Bende yaşattığın sevdanı
Sıcak tutayım diye
Yangınını saklıyorum bedenimde

Olmuyor dağ bakışlım
Heybetinin ardındaki duyguların o kadar içli ki

İncitmekten korktuğunu göremedim
'Canısı' diye sana ağlarken
Canını acıttığımı bilemedim

Sen uzaktan sevmeyi öğrettin
Güvenmeyi, sabretmeyi
Özlemeyi...

Sevdanın en yalnız olduğu saatlerde
Üç-beş nöbetlerinde düşünülmenin
Güzelliğini doldurdun küskünlüğüme

dudaklarımdan sen dökülürken
İstanbul can çekişiyor gidişinden

İstanbul mu gitmeni istemiyor?
Yoksa ben mi?
İşte bunu bir diyebilsem
....ay parçam
Söyleyebilsem.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:58 AM
Cemre
Kırlaşan umutlarıma
Bahar filizleri ektim
Mimozalarla süsledim semaları
Müjganlarında çiğ tanesiydi sevdam
Bahar kokusuydu
Kuğuran kelebekte rengarenk dolaştım
Güneşten kopardığım portakal çiçeğiydi dudakları
Tenin ateşi...terinin tuzu
Gecenin siyahında kızıla boyardı rüyaları
Sahili okşayan beyaz köpükler misali saçları
Meltemlere yansıtır en güzel aşk şarkısını
Düşen son cemre den yüreğim
Kendine düşen payı aldı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:58 AM
Cevabın var mı?

Gördün mü beyaz güvercinin
Gri bir buluta girip de
kirli çıktığını
...ben gördüm

Pusulası şaşmış

Kanadından özgürlüğü
Gagasındaki barışı
Düşürdü
Kanlı topraklara

Kuşbakışında korku

Gördün mü bir çocuğun
Ölü annesinin yanında
-Karnım aç diye ağlamasını
Ellerinde saçları
..ben gördüm

Yüzünde dehşet
Kırık oyuncağına
Süzüldü
Yanağında toz bulut

Gözlerinde çığlık

Duydun mu
Bir ananın ağıdını
Bebesi koynunda
Başı kopmuş
...ben duydum

Canından can vermiş

Ellerinde ölüm
Dilinde isyan
Döküldü
Kurşunlar göğsüne

Göğsü ki bebesiyle durmuş.

Duydun mu
Bir babanın mermi sesinde öfkesini
Çınladı
Yıkık evi, yanmış yaşlı anası babası
...ben duydum

Nasıl da sağır etti kulakları

Ağladın mı
Savaşı izlerken
İnsanların –suçum ne? - dercesine bakışlarına

Lanet ettin mi
Ağlayan çocuğa
Uzanamadığın kollarınla
Güçsüz hissettin mi

Utanç duydun mu
Yaşını doldurmayan bebeğin
Toprağa karışmasında

Utandım, lanetledim, ağladım

Bunu yapan insan mı?
Sordum kendime

Sen buldun mu cevabı?
Ben bulamadım da! ! !

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:58 AM
Öyle bir dünya çizelim ki,
mürekkebinden deniz,
gülüşlerden koca bir güneş
kurşunları çiçekten olsun.

Öyle bir dünya çizelim ki,
kalkan eller hep dost
tutan eller hep şiir
şiir Barış çiçeği olsun.

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:58 AM
Sensizlikte birikenler -IV-
Erirken hayalin damla damla gözlerimde
Sense başka bedende ter-din damlayan
Sarıldıkça özlemle Temmuz *******ine
Serildi güne bakışındaki hazan

Sevişirken dolunayın yatağında yıldız
Yansıttı yalnızlığımı terli güneş
Teninde aşk çiçeği, kokusunda ihanet
Sindi ak göğsüme dudağındaki kan


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:58 AM
Çalıntı zamanlar sonrası
Saatler mi takıldı
Ya da gece mi çok uzun
Yalnızlığım katıksız
Yüzüm üstüne hüzün çöküyor.

Acelesi yok yıldızların
Kelimelerin de öyle
Boğazıma takılı onca şiir
Sesim üstüne hüzün düşüyor.

Ay önünde ağaç dalları
Çatlak bir gece duvar üstünde
Yönü muamma uzar gider…
Adaklar dizilir duvar dibinde

Sensiz yaşarım diye
Nisandan bir gece çaldım başucuma
En fazla birkaç saat daha dayanır
Sonrası yine güneşimde küfür küfür üstüne.

Şarkılar mı takıldı
Ya da öyküsü mü çok uzun başka aşkların
Yalnızlığım katıksız
Tenim üstüne özlem çöküyor

Acelesi yok öpüşlerin
Sevişmelerin de öyle
Bedenime takılı onca keşkeler
Dilim üstüne di’ ler düşüyor.

Ay önünde çıplaklığın gölgesi
Yırtılmış utangaçlık sesimde
Rengi muamma akar gider sevginin
Karalar bağlandı kirpiklerime

Seni sensiz yaşadığım
Çalıntı zamanlardan anılarlayım
Az değil, bir ömür yaşatırım
Sonrası yine ay üstünde sen…dilimde ayy ayy üstüne.

Arzu Altınçiçek
Mayıs-2007

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:58 AM
Serçe yürek
Mavi düş tarlamda açan beyaz çimenlerde gezinirken, siz sadece bakarsınız bana. Küçük bir can çarpar karşınızda ve hep şunu dersiniz kendinize ya da bizi gösterenlere; - merak etme O’nlar üşümez….Bilemezsiniz pencerenizin önünden size bakarken üşüyen bir yanım olduğunu..



Dünyaya sahipmiş gibi gezinirken aslında yaslanacak bir dal ararım yorgun düşlerime. Bakmayın kalabalıklarda süzülüşüme, içinizde ki çocuk gibi kırılgan, ürkek ve yalnızım.

Kış kelebeğiyim, beyazlıklar arasında küçük hayat kırıntılarımı toplarken. Sessizce şarkımı söylerim.. siz neşeden zannedersiniz, oysa ki açlığımı kusarım. Kaç kişi döker ki o bereket kırıntılarını bizi düşünerek beyaz örtüye. Elinizden düşen bir lokma ekmektir bazan yaşam ya da beğenmeyip bir kenara bıraktığınız can’simidimdir.

Tekbaşıma’lık sıksa da canımı, acıtsa da ******* uykusuzluğumu değiştiremeyeceğim kaderdir yalnızlık. Birkaç arkadaş vardır belki etrafımda gezinirken ama tutamazlar, uzanamazlar boş ellerime. En güzel tüylerini, renklerini,seslerini bağışlasalarda, önümde ki tablo hep aynı karartı ve aynı sukunet.

Sizden özgür göründüğümü biliyorum, sizin bilmediğinizse özgürlüğe tutsak olduğum. Çünkü başka şans tanımıyor hayat bana. Sadece uçuyorum ve yaşamak için tesadüfleri birbirine bağlayıp, şans yumağımı sarıyorum. Hani ileride bir yuva kurarsam ucunu bulayım diye geçmişimin..

ve sonra yükseklerde olmak zorunda olduğu için canpazarım uzaklarda bir dal buluyorum. Soğuk ve sert.. yuvamı kuruyorum, yeni canlar getiriyorum sessiz dünyanıza…Aslında onlarıda terkediyorum benim kaderime, size güzel şarkılar gibi geliyor sesleri, doğada bulunmam gerektiği için mi bilmem, pencerenizi, dallarınızı, maviliklerinizi süslemeye devam ediyorum.

İsyan etmeyin halinize… Siz istediğiniz zaman yürür, istediğinizde koşar, yüzer,uçar durursunuz. Bizse sadece uçarız, yoruluncada seker dururuz küçük ayaklarımızla.

Mevsimsizce geçer kısa ömrümüz.

Yükseklerde başlayan hayatım, düşen bir bedende son bulur.

Ve karışır gider toprağa bir avuç bedenim, küçük ve yalnız serçe yüreğim.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:59 AM
Çatı katı hikayesi -1-
Heyyyy... sessiz olun! okumaya devam ediyorum yaa! ! !

(sessizlik kaplar her yanı ve kız alır sandıktan sırası gelen kağıdı. Annesine yakalanmadan okunacak son iki mektup ellerinde, hepsinin yanaklarını al basmış, gözlerinde suçlu bakışlar ve devam eder yarısı tükenmiş kalemin toz ve küfünde, çatı arasından sızan güneşin vurduğu sararmış kağıda ses olmaya, birazdan elindeki kağıt bitecek ve erkek ses girecektir sahneye)

“Güneşle birlikte araladım gözlerimi. Hemen hemen tüm şehir uykuda. Güneş uyanırken, dolunayın lacivert yorganını kaldırıp, masmavi çarşafını düzeltiyordu sanki. Daha şimdiden sıcağı vurdu yüzüme, bir de gözlerime takıldı uzaktaki siluetin.

Küçük balıkların pulları yapışmış eline, güneş vurdukça nasıl parlıyorlar buradan bir bilsen. Topladığın ağlarda küçük istavrit öyküleri aklımda, bilirim ki salıverirsin avucunda kaybolanları. Bilirim ki hepsinin ardından bakar durursun, bilirim ki ben düşerim aklına. Göremesem de, tırnak aralarından dökülüyordur kum taneleri.

Yosunları temizliyorsun...benimse ellerim saçlarımda, sanki senin parmakların dolanır karmaşasında ve onları serdiğim deniz kokan göğsün! deniz kokan göğsünü soluklarım soluklamasına da bilmezsin, tuzu nasıl yakar genzimi ve içimde bir yara nasıl kanamaya başlar. Oysa yarama tuz basmayı öğrettin önceleri, neden şimdi canım yanar bilmem.

Kim bilir hangi şehrin kıyısındasın; belki yabancı bir ülke, belki bildiğim bir kıyı köyünün balıkçı barınağı. Ne mesafeler söktü aldı seni benden, ne de tenimden uçup giden parmak uçlarındaki heyecanlar. Hala deniz kıpırdanır bedenimde, kuytularımda oynaşır dalgalar. Medcezirler yaşarım, fırtınalar...

Ama duruldukça sular, yazılmamış şiirlerim için beklettiğim kağıtlardan gemileri bırakırım, rüzgarı peşine takıp, süzülür gider anılar misali. Yanağımda biter son mavi, dudaklarımda tuzu erir. Gün aydınlanır ve seni resimlediğim o gün doğumunun ince çizgisi silinir siluetinle birlikte.

Rast gele balıkçım...”

.... Dört kafadar bir an çatı arasından düşen güneşe bakar. İnce çizgi halindedir duruşu ve arada ağını örmüş küçük bir örümcek yürür avına doğru, o arada erkek devam eder;

“Gün doğar ve kurdelesini söker güneş karanlığın. Masumiyetin kaybolur saçından çıkardığın sarı kurdelede ve kadınlığın düşer omzundaki ince askıdan. Şehrin ıslak caddelerine inat kuru ve soluk benzini boyarsın düşlerime. Pembe dudakların ışıl ışıldır şimdi ve tenin her zamanki gibi sıcak. Bilirim ki sen siyahları çekersin üstüne, temmuz leylakları. Bendeyse yer gök mavi. Hoş, sen bilirsin beni ya neyse!

Doluyum arzuhalim, her halim. Karanlıkta çıkıyorum şu sulara da, kimse görmüyor kara kara düşünen halimi. Kimse şahit olmuyor, sana susarken göz pınarlarımın boşalışına. Küçük çakıl taşları fısıldıyor arkamdan, biliyorum. Bastığım her kum tanesinde, kum prensesinin canını yakıyor gidişlerim, canın yanıyor biliyorum ama inan sen kadar biçareyim.

Daha yeni geldim ağ çekmeden. Yine bir sürü küçük balıklar takılmış lanet olası iplere. Kızgınlığında astığın suratın geliyor aklıma onları sulara bırakırken. Hadi, biraz da olsa gülümse. Senin için deniz yıldızlarını topluyorum nedense bahtım gibi tek bacağı sektede. Sözüm söz gün gelecek, göğü sereceğim ayaklarına, bulutlar geçecek ince bileklerinden ve düşlerimizde de olsa sarmaş dolaş yaşanacak “yaşanmamış, yaşanamamış sevdamız”, sözüm söz balkız. Az dur, saçlarında yosunlar kalmış...

yosunlar bile sen kokar bu memlekette.

Yolların bitimindeki temmuz güneşim, kumlara uzanacak yorgun bedenim, seril üstüme.”

-Ne kadar çaresiz bir aşk... der, kirpikleri nemli sarışın kız. Uzun boylu esmer delikanlı gülümser. Yok canım sen de, aşk var mı ki çaresi, çaresizliği olsun. İnanmayın aşk masalına, bak işte; “aşk masalı”...aşk sadece masallarda kalır kızlar, akıllı olun. Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem, Arzu ile Kamber, Leyla ile Mecnun dışında günümüzde var mı bildiğiniz aşklar? Yok... demek ki aşk neymiş, masalmış. Bu belki kara sevdadır der öteki. Kız kulesine sürgün edilen prenses gibi, Moni’nin hikayesi gibi. Belli ki bir balıkçı ve şımarık bir şehir kızı.

Esmer kız atılmış, şımarık olsa o kız, neden bu kadar özlemini çeksin ki! Kız milleti değil mi işte, erkekleri parmağınızın ucunda oynatırsınız, ben güvenmem kızlara hadiyin ya dışarı çıkalım güneş tam tepede ve biz bu çatı arasında yuva olacağız, birbirimize işleyecek şu güneşe ağ ören küçük örümcek.

Gıcırdayan tahta merdivenlerden usulca aşağı inerler, annelerine yakalanmadan bahçeden sıvışırlar denize. Aylardan temmuz. Deniz kıpır kıpır, sesleri cıvıl cıvıl olsa da kızların gözlerinde belirgin bir şekilde süzülmekte hüzün. Belki yazılmamış mektupları yazıyordur içinden ya da kendilerini koyup balıkçıyla şehirli kızın nasıl biterdi bu aşk diye düşünüyorlardı.

Annemle babam olabilir mi dedi içlerinden biri, - o mektupları yazan annemle babam olabilir mi sizce? En büyükleri –olamaz, kağıtlar çok eski, hem kesik uçla yazılmıştı balıkçının mektubu. Onlar olsa tükenmez kalemle yazarlardı, bizimkiler o kadar yaşlı değil dedi.

Denizde sohbet ve dalgalarla dans derken vaktin nasıl geçtiği bile anlaşılmazdı tatil zamanı. Yapacak bir şeyleri de olmadığı için, tadını çıkartmaya çalışıyorlardı. Ama deniz suyu yakar oldu en küçüklerin canını. Gözleri dolu, iç çekerek -demek bu deniz ayırdı onları. Küçük elleriyle göğsüne vuran suları ileri itmeye başladı, ya gün gelir onun sevdasını da alıp giderse bu sular, ya sevdalısı takılırsa balıkların peşine.

Akşam olduğunda hepsi duştan çıkmış, yemek hazır diye seslenen annelerini bekliyorlardı. Saat tam sekizi vurduğunda dört kafadar, anne ve babası, bir de sesini bile duymadıkları, gözleri hep yerde ak saçlı dayıları vardı masada. Yemekler yendi, sahilde ateş yaktılar ve annesiyle babasının şarkılarına eşlik etmeye çalışıyorlardı yorgun sesleriyle.

Yaşlı adam yine dalgın dalgın bakıyordu. Gözlerine vuruyordu ateş, oysa gözleri deniz rengiydi. Yangın mı vuruyordu gözlerine, bakışlarından kıvılcımlar mı düşüyordu ateşe? cevaplanamaz bir soruydu.

Siz hiç gördünüz mü alevler içinde maviyi? Ben gördüm. Büyük dayımın gözlerinde yanıyordu deniz, yanıyordu gök yüzü.

Yanına gittim, başımı dizlerine yaslayıp sızmışım kumlar üstünde.

......devam edecek.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:59 AM
Sesim sana
Tutsak kaldığın bedenimde,
Tel kafesin olacak ellerim ve dudaklarım,
bir kuş serinliğinde.

Gölgesinde
Yitip gidecek gönlümün anahtarı
ve gece susacak.

Gün gelecek
İdam sehpasında asılacak şiirlerim
ve bir resim düşecek bulutlardan.

Yedi renge bulanmış olsa da sevişlerim,
en çok kırmızıyı severim adından yana.
“adını kırmızıyla yazınca, kiraz oluyor”

Rüzgar, bir şarkı getirecek peşi sıra,
Sen ağıt sanacaksın oysaki bil;
tutsak kaldığın her gün bir kat daha aşık oluyorum sana.

Bizden haberi yokmuş Asaf'ın...
Aşkı tek O bulmuş sanki.

Halbuki daha yazılmamış şiirlerde ipek tenin.
Ben çoktan besteledim güneşi sen sıcağında.
Kimse duymamış...duymasın da!

Tek sen gör isterim sevişme saatlerinde kapalı gözlerimi.
Tek sen duy terleyen çarşaflarda aşk sesini

Beni sen gibi bil derken, yalan değil hiç bir harf.
Asıldığım bakışlarından kopar kirpiklerimi.

Sesi çoktan kısıldı ihanetlerin
Sen varken...söyle!
Aşk ne yana düşer?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL
08-02-2008, 08:59 AM
Çekil üzerimden
Ayak uçlarımda belirdi gölgen
Öylesi usul, öylesi sessiz.
Delip geçtin acımasızca
Boynu bükük salkım söğüdü.

Kim bilir kaç şehir koynundadır şimdi
Ya da kaç şehirde damla damladır gidişin
Karşımda ne varsa altına almış..
Nemli düş kırıkları.

Zulada kalan hatıralarla saçlarım avucumda
Gözlerimde uykusuzluğun bildik hali
İn cin gürültülerine tıkalı kulağım
Yalnızlığın tokadı yine suratımda

Kızarıklığı, altında üzerimdeki elbisemin
Hatta solgun tenimin
Serildikçe üzerime titrer arzularım
Korkular diken diken olur bedenimde

İnce bileklerimde prangasın şimdi
Kaçışım boşuna
Git gide büyüyorsun üzerimde
Siliniyorum...

Bacaklarımı kavrıyorsun
Ellerimi, göğüslerimi
Saçlarımın ucundan asılıyorsun
Akıtıyorsun sarıyı

Dudaklarıma çarpıyor serinliğin
Kulaklarımdan pasını alıyorsun buruk bestelerin
Dirensem kalkar mısın üzerimden?
Kınalı ellerimi bırakır mısın bana?

Gözlerimde batıyorsun en çocuksu yanıma...
Kara lekeni sürmeden bak yüzüme!
Ben karanlıktan korkarım,
Güneş benle kalsın...

Giderken,
Bakir bir sabah bırak göz düşüme.
Yalnızlık, en çok *******i kor adama
Sahi!
Sen olmasan...
Kim basar ihanetleri koynuna?

Çekil üzerimden;
GECE!
“Acabalar”dan çooook yoruldum.
Bırak, ırzına geçmeden çıplak kalsın gün.
İhanetlerine razıyım
Karanlıkta kalmayayım yeter.

Tüm pisliğini saklasanda eteklerinin altına
Bırak ben dizlerinin üstüne koyayım başak saçlarımı
Ayçiçeğiyim ben,
Güneşsiz nasıl yaşanır hiç bilmedim.


Arzu Altınçiçek