Stinq
09-25-2006, 05:07 PM
http://www.iskenderiye.com/kadin/fotograf%5Cshopaholic1.jpg
Alışveriş hastalığının ilacı
Şöyle bir hava almaya çıkmışken, eve elinde hafiflemiş bir cüzdan ve poşetler dolusu ıvır zıvırla eve dönenlerden misiniz? O torbaları açtığınızda "Ne? Bunu ben mi almışım!" dediğiniz oluyor mu? Dolabınızın bir köşesine tıktığınız etiketi bile sökülmemiş kaç kıyafetiniz var?
Stanford Üniversitesi'ndeki doktorlar milyonlarca kadının bir derdini hafifletmek amacıyla bir ilaç üzerinde çalışıyorlar. Ancak hedefleri göğüs kanseri, osteoporoz ya da benzer bilinen bir rahatsızlık değil. Asıl hedef: Alışveriş hastalığı.
Araştırma lideri Dr. Lorrin Koran'a göre alışveriş bireyi karşı koyamayacağı bir şekilde güdülendirerek onun için zararlı sonuçlar doğuruyor. Üstelik bir zaman sonra da bu durum kronikleşiyor. Alışveriş hastası kişiler çoğunlukla kıyafet, ayakkabı, makyaj malzemesi ve mücevher satın alıyor, ardından da suçluluk duyuyor. Bu sonuç, başka bir alışveriş merkezi ziyaretini beraberinde getiriyor ve çark böylece dönmeye devam ediyor.
Kökeninde neler yatıyor?
Stanford araştırmacılarından bir diğeri olan Michael Elliott genelde kadınların alışveriş rolüne alışmış olmalarını bu olayda etkin bir faktör olarak gösteriyor. Kimi uzman psikologlar ise şu görüş etrafında birleşiyor: Reklamcılar, alışverişin yaşamın nedeni olduğunu düşünmemizi isitiyor! Gerçekten de reklamların alışveriş tutkusunu körüklediği son derece doğru. Çünkü reklam ve kampanyalar, markete ya da alışveriş merkezine gitmeden bile kataloglar, evlere servis, TV'den ve Internet'ten alışveriş hizmeti ile alışverişi her koşulda mümkün kılıyor.
Yoksa araştırma da bir oyun mu?
Öyle görünüyor ki ecza şirketlerinin alışveriş çılgınlığını tedavi etme araştırmaları, akıllıca örülmüş bir başka pazarlama planı. Zira diğer birçok araştırmalar gibi Stanford Üniversitesi araştırması da bir ecza şirketi tarafından finanse ediliyor.
Neden bir ecza şirketi en çok satan ilaçlarından birini marjinal bir rahatsızlık olan alışveriş hastalığı için isim vermeden para harcasın?
Cevabın büyük kısmını kâr oluşturuyor. Gizemli şirket belli ki zihinsel rahatsızlık pastasından bir parça alıp onu zaten hazır olan bir tedavi ile birlikte pazarlamayı umuyor. Tabii ki bütün bunlar ecza firmaları için tamamıyla yeni bir strateji değil.
Psikiyatrist Dr. Koran tarafından alışveriş hastalığı olarak açıklanan davranışı tanıyıp ciddiye alıyorlar. Yine de bu Amerikan Psikiyatri Birliği'nce geçerli bir hastalık olarak sayılmıyor. Bunun sebebi ise birçok sağlık uzmanının alışveriş hastalığını başlı başına bir hastalık olarak görmeyip depresyon gibi zaten tedavisi ya da terapi imkanı bulunan başka bir hastalığın ardında yatan bir semptom olarak algılamaları.
İşte bu noktada pazarlama yönlendirmesi devreye giriyor. Düşünün ki daha önce alışveriş hastalığı hakkında pek bir şey duymamış olan Bayan X bütün parasını ihtiyacı olmayan bir sürü şeye harcıyor, bundan suçluluk duyuyor, daha fazla harcıyor. Bayan X bir terapi grubuna koşuyor. Bu davranışını depresyona ya da benzeri bir rahatsızlığa bağlayarak bir sağlık uzmanının yardımını arıyor. Ancak eğer Bayan X ve sağlık danışmanı bunların yerine alışveriş hastalığı ile ilgili çok şey biliyor ve duymuş olsalardı ve yeni lisans almış özel bir ilaç olsaydı, Bayan X birden bire baş müşterilerden olacaktı. Bir pazar yaratılmış olacak, reçeteler artacak, ilaç üreticileri de para kazanacaktı.
Eğer Dr. Koran ve diğer Stanford araştırmacılarının çalışmaları etkisiz olursa, alışveriş hastalığının ilacı olsaydı adının ne olacağını asla bilemeyeceğiz. Ancak araştırma başarılı sonuçlanırsa alışveriş hastalığı ile ilgili daha epeyce şey duyacağız
Alışveriş hastalığının ilacı
Şöyle bir hava almaya çıkmışken, eve elinde hafiflemiş bir cüzdan ve poşetler dolusu ıvır zıvırla eve dönenlerden misiniz? O torbaları açtığınızda "Ne? Bunu ben mi almışım!" dediğiniz oluyor mu? Dolabınızın bir köşesine tıktığınız etiketi bile sökülmemiş kaç kıyafetiniz var?
Stanford Üniversitesi'ndeki doktorlar milyonlarca kadının bir derdini hafifletmek amacıyla bir ilaç üzerinde çalışıyorlar. Ancak hedefleri göğüs kanseri, osteoporoz ya da benzer bilinen bir rahatsızlık değil. Asıl hedef: Alışveriş hastalığı.
Araştırma lideri Dr. Lorrin Koran'a göre alışveriş bireyi karşı koyamayacağı bir şekilde güdülendirerek onun için zararlı sonuçlar doğuruyor. Üstelik bir zaman sonra da bu durum kronikleşiyor. Alışveriş hastası kişiler çoğunlukla kıyafet, ayakkabı, makyaj malzemesi ve mücevher satın alıyor, ardından da suçluluk duyuyor. Bu sonuç, başka bir alışveriş merkezi ziyaretini beraberinde getiriyor ve çark böylece dönmeye devam ediyor.
Kökeninde neler yatıyor?
Stanford araştırmacılarından bir diğeri olan Michael Elliott genelde kadınların alışveriş rolüne alışmış olmalarını bu olayda etkin bir faktör olarak gösteriyor. Kimi uzman psikologlar ise şu görüş etrafında birleşiyor: Reklamcılar, alışverişin yaşamın nedeni olduğunu düşünmemizi isitiyor! Gerçekten de reklamların alışveriş tutkusunu körüklediği son derece doğru. Çünkü reklam ve kampanyalar, markete ya da alışveriş merkezine gitmeden bile kataloglar, evlere servis, TV'den ve Internet'ten alışveriş hizmeti ile alışverişi her koşulda mümkün kılıyor.
Yoksa araştırma da bir oyun mu?
Öyle görünüyor ki ecza şirketlerinin alışveriş çılgınlığını tedavi etme araştırmaları, akıllıca örülmüş bir başka pazarlama planı. Zira diğer birçok araştırmalar gibi Stanford Üniversitesi araştırması da bir ecza şirketi tarafından finanse ediliyor.
Neden bir ecza şirketi en çok satan ilaçlarından birini marjinal bir rahatsızlık olan alışveriş hastalığı için isim vermeden para harcasın?
Cevabın büyük kısmını kâr oluşturuyor. Gizemli şirket belli ki zihinsel rahatsızlık pastasından bir parça alıp onu zaten hazır olan bir tedavi ile birlikte pazarlamayı umuyor. Tabii ki bütün bunlar ecza firmaları için tamamıyla yeni bir strateji değil.
Psikiyatrist Dr. Koran tarafından alışveriş hastalığı olarak açıklanan davranışı tanıyıp ciddiye alıyorlar. Yine de bu Amerikan Psikiyatri Birliği'nce geçerli bir hastalık olarak sayılmıyor. Bunun sebebi ise birçok sağlık uzmanının alışveriş hastalığını başlı başına bir hastalık olarak görmeyip depresyon gibi zaten tedavisi ya da terapi imkanı bulunan başka bir hastalığın ardında yatan bir semptom olarak algılamaları.
İşte bu noktada pazarlama yönlendirmesi devreye giriyor. Düşünün ki daha önce alışveriş hastalığı hakkında pek bir şey duymamış olan Bayan X bütün parasını ihtiyacı olmayan bir sürü şeye harcıyor, bundan suçluluk duyuyor, daha fazla harcıyor. Bayan X bir terapi grubuna koşuyor. Bu davranışını depresyona ya da benzeri bir rahatsızlığa bağlayarak bir sağlık uzmanının yardımını arıyor. Ancak eğer Bayan X ve sağlık danışmanı bunların yerine alışveriş hastalığı ile ilgili çok şey biliyor ve duymuş olsalardı ve yeni lisans almış özel bir ilaç olsaydı, Bayan X birden bire baş müşterilerden olacaktı. Bir pazar yaratılmış olacak, reçeteler artacak, ilaç üreticileri de para kazanacaktı.
Eğer Dr. Koran ve diğer Stanford araştırmacılarının çalışmaları etkisiz olursa, alışveriş hastalığının ilacı olsaydı adının ne olacağını asla bilemeyeceğiz. Ancak araştırma başarılı sonuçlanırsa alışveriş hastalığı ile ilgili daha epeyce şey duyacağız