Tam Sürümü Görüntüle : Fıkralar
DAREDEVİL
05-04-2007, 04:57 PM
DOĞRU SÖYLEDİĞİN İÇİN
Bektaşinin biri, boynunu bükerek bir zenginin yanına yak*laşır. Sadaka ister.
Zengin adam:
— Utanmıyor
musun dilenmeğe ya*
hu... Baksana güçlü -
kuvvetli bir adamsın.
Sormayın... bir derdim var ki çalışmama mani
oluyor.
Neymiş o dert?
Ne olacak tembellik!
Bu cevap zenginin hoşuna gider ve cebinin köşesin*deki kuruşu Bektaşi'ye uzatır:
— Al şu kuruşu bakalım... der. Bu parayı sana acıdı*
ğımdan değil, doğru söylediğin için veriyorum
ÖĞRENCİ ŞİİRİ
Tembel bir öğrenci, yazılı kağı* dına şu satırları yazmış:
— Yürü boş kağıt, yürü... Öğretmenin yüzünü gör de gel.
Üç zayıfım vardı, dört oldu mu sor da gel...
APTALCA DÜŞÜNMEK
Federal Almanya vatandaşı dış yolculuktan döndü.
Getirdiği papağanla kendi gümrüğüne girdi.
Muayene memuru işin gereğini anlattı:
Canlı papağana, yüz mark gümrük ödeyeceksiniz.
Cansız içi doldurulmuş papağan olsaydı gümrüksüzdü.
Adamın bir anlık tereddütü üzerine papağan söze karıştı:
— Bana bak Hans! Öyle aptalca şeyler düşünme!
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:10 PM
YAŞLILIK
Bir adam, arkadaşına hastalığından dert yanıyordu:
— Hele şu sağ bacağımdaki romatiz
manın verdiği acıya hiç dayanamıyo
rum, dedi.
Nedeni nedir, acaba?
— Neden olacak, dedi öteki. Yaşlılıktan.
Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri.
Adam:
— Saçma, diye yanıt verdi. Sol bacağım da sağ ba cağım ile aynı yaşta. O neden ağrımıyor?
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:11 PM
EŞEK BAŞI
İstanbul'a yeni gelen köylü, ku yumcu dükkânının vitrinini merakla inceliyordu.
Kuyumcunun çırağı, onunla alay etmek için:
Hemşerim, dedi, ne bakıyor
sun öyle?
Hiç... Bu dükkânda ne satılır
diye merak ettim de...
Çocuk güldü:
Eşek kafası satılır.
Allah versin... Alışverişiniz yolunda olmalı...
Nereden bildin, dayı?
Baksana, koca dükkânda seninkinden başka kal
mamış!
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:11 PM
SINAV SORUSU
Biyoloji dersinden yapılacak sınav için sınıftaki herkes acayip çalışmış, notlar fotokopiler havada uçuşmuş. Daha sonra sınavın yapılacağı gün gitmişler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok sadece sıra sıra mikroskoplar. Hocada başlarında bekliyorken demiş ki, "Bu mikroskoplarda lam'da bir böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği tanımak" Tabi hemen itirazlar, ama fayda etmemiş, hoca dediği dedik. Öğrenciler mikroskopların başına geçmiş. Ama bir şey yapamıyorlar. En sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış. Hoca arkasından seslenmiş :
''Kimsin ulan sen, kapıyı çarpıp çıkıyorsun?" Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış :
"Tanısana hadi, tanısana kim olduğumu
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:12 PM
Karne
Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir:
-"Getir bakayım şu karneyi!"
-"Al baba..."
Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.
-"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!"
-"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:12 PM
ZEKA
Temel ve Dursun trenle yolculuk yaparken,bir sığır çiftliğinin önünden hızla geçiyormuş.Temel tahmin etmiş
-Dursun burada tam 397 sığır var..
-Ula Temel,nasıl saydın?Vızz diye geçtuk daa..
-Kolaydur..Ayaklarını sayıp dörde bölüyorum.
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:12 PM
HABER
Adam hanımına dert yandı;
-İflas ettikten sonra arkadaşlarımın yarısı beni terketti.
-Peki öbür yarısı?.
-Onların daha haberi yok..
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:13 PM
IŞIĞI GÖREN GELİYOR
Adamın karısı hamileymiş.Bir gece yarısı sancılanmış.Çağırılan ebe tam doğuma başlarken elektrikler kesilmiş.Adamcağız mecburen fener tutarak doğuma yardımcı oluyormuş.
Nihayet bebek sağlıkla doğmuş.Ancak ebe bakmış bir bebek daha geliyor.Onu da doğurtmuş.
Bitmemiş ardından bir tane daha..
Adam derhal feneri söndürmüş.Ebe;
-Ne yaptın,yak şu feneri!..
-Olmaz ebe hanım,baksana ışığı gören geliyor!..
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:13 PM
KUMAR
Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi: "İyi ama ben çok az bir parasına oynuyordum" diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş: "Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:14 PM
PARMAK
Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon Bonapart'ı
bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
-Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye başlayınca,
Napolyon:
-Evet demiş, onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:14 PM
YAMYAMLAR
Bir bankada 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler. Müdürleri onlara hitaben:
- "Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek icin bankanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız" der. Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. hafta sonra müdürleri gelir:
- "Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız katınızdaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. Yamyamlarin hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner:
- "Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?" diye sorar. En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir:
- "Ben yedim" Bunun üzerine şef söyle cevap verir.
- "Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yiyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, nasıl olsa onların bir işe yaradıkları yok senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!"
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:14 PM
SOBADAKİ HİKMET
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet
bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen
yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler
ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır.
Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir.
Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.
Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece
daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek
konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş";
jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir
deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin
olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik
merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış";
antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif
biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada
ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini
sorarlar.,
Adam cevap verir:
- "Boru yetmedi."
DAREDEVİL
05-04-2007, 05:14 PM
BİZ DE YAKLAŞIYORUZ
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla :
"300 bin kişilik düţman ordusu bize Doğru yaklaşıyor" der.
Alparslan hiç önemsemeyerek söyle der :
"Biz de onlara yaklaşıyoruz.”
DAREDEVİL
05-06-2007, 09:59 AM
Banu Alkan, eski arabasini satisa çikarmis. Araba piyasasi zaten durgun. 250 bin kilometredeki külüstüre tek talip bile çikmamis..Savas Ay'a yalvarmis yakarmis, "Bana yardim et, ne olur" diye
Dayananamis Savas, "Sanayide su adrese git. Orda Ahmet ustaya benim selamimi söyle.. O bu isleri bilir. Kilometre saatini 10 bin kilometreye ayarlar."
Banu gitmis Sanayi Çarsisi'na.. Ahmet Usta'yi bulmus. Al takke ver külah, anlasmislar. Ahmet Usta, saati 10 bine ayarlamis. Aradan bir hafta geçmis.. Savas Ay, rastlamis Banu'ya Akmerkez otoparkinda.. Bakmis ayni külüstürden iniyor. "Ne o hala satamadin mi?" diye sormus. "Deli misin sen?" diye cevap vermis Banu..
"Daha 10 bin kilometredeki arabami satar miyim ben?."
DAREDEVİL
05-06-2007, 10:00 AM
Temel'in on ikinci oglunu da askere cagirmislar, ondan onceki on bir tanesi askerde öldügü icin Temel itiraz etmis,
- Soyleyin padisahiniza penum seyime guvenip saga sola savas acmasun
DAREDEVİL
05-06-2007, 10:00 AM
Uc bayan ve uc erkek is icabi trenle bir seyahate cikmalari gerekir. Tren garina giderler. Uc bayan 3 bilet aldigi halde erkekler
tek bilet alir. Bayanlar bunun sebebini sorduklarinda erkekler "bekleyin ve gorun" derler.
Trene binerler ve tren hareket ettikten bir sure sonra uc erkek kalkip hep beraber trenin tuvaletine girerler. Biraz sonra konduktor
gelir ve uc bayandan uc bileti alir. Tuvaletin onunden gecerken kapiyi tiklatip,
"bilet lutfen," der. Kapi acilir ve bir el bileti uzatir. Bayanlar bunu gorurler. Taktigi kapmislardir. Donus yolculugu icin yine gara
giderler. Bayanlar bu sefer tek bilet almislardir. Erkekler ise hic bilet almaz. Bayanlar yine sasirip sebebini sorduklarinda Erkekler
yine bekleyip gormelerini soylerler. Bir sure sonra yolculuk baslar. Once bayanlar kalkip tuvalete girer. Ardindan da erkekler
karsisindaki tuvalete. Konduktorun gelmesine yakin bir erkek cikip karsi kapiyi tiklar ve
"bilet lutfen," der.
Acilan kapidan bir el bileti uzatir. Bileti alan erkek diger tuvalete geri girer!..
DAREDEVİL
05-06-2007, 10:01 AM
New York`tan Los Angeles`e giden ucakta cingoz bir avukat ile sarisin aptal gorunuslu bir hanim yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanimla yakinlasmak hem de hosca vakit gecirmek icin bir oyun teklif ediyor. Kabul gorunce oyunu anlatiyor:
-Size bir soru soracagim, cevabi bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksiniz bilemezsem ben size 50 dolar verecegim.
Ve ilk soruyu soruyor:
-Ay ile dunya arasindaki uzaklik ne kadardir?
Kadin tek soz soylemeden cantasindan 5 dolar cikarip adama uzatmis.
Soru sorma sirasi sarisina gelmis:
-Tepeye 3 ayakla tirmanip 4 ayakla asagi inen sey nedir?
Adam dakikalarca dusunmus... Yaniti bulamamis... Cuzdanindan 50 dolar cikarip kadina uzatmis. Kadin parayi kibarca alip cantasina koyarken avukat merakla sormus:
-Cevap ne?
Kadin tek kelime etmeden cantasini acmis ve 5 dolar cikarip adama uzatmis...
DAREDEVİL
05-06-2007, 10:02 AM
GERÇEKLER ACIDIR...
Günün birinde üç adam ormanda yürürlerken karşılarına büyük ve vahşi bir
nehir çıktı. Ama nehrin karşı kıyısına mutlaka geçmeleri gerekiyordu.
Peki bunu nasıl başaracaklardı? Birinci adam, dizlerinin üstüne çöktü ve
Tanrıya dua etti: "Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için
bana güç ver!"
Pppppfffffuuuuuffffff....
Tanrı ona uzun kollar ve güçlü bacaklar verdi. Böylece nehrin karşı
kıyısına geçebildi. Ancak bunun için 2 saat boyunca dalgalarla boğuştu ve
neredeyse 3-4 kez boğulma tehlikesi geçirdi. Ama başarmıştı!!!!
Bunu gören ikinci adam da Tanrıya dua etti: "Tanrım lütfen nehrin karşı
kıyısına geçebilmem için bana güç ve gerekli aracı ver!"
Pppppfffffuuuufffff.......
Tanrı ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi başardı,
ancak birkaç kez teknenin alabora olma tehlikesiyle karşılaştı... Tüm bu
olan bitenleri izleyen üçüncü adam, dizlerinin üstüne çöktü ve Tanrıya
yalvardı: "Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç,
araç ve zekayı ver!"
Ppppppfffffuuuuffff.....
Tanrı adamı bir kadına dönüştürdü... Kadın haritaya baktı.... Nehrin biraz
yukarısına doğru yürüdü ve köprüden karşıya geçti....
DAREDEVİL
05-06-2007, 10:02 AM
Temel Nato'da havacı olarak askerliğini yapıyormuş. Komutan askerlere
paraşütten nasıl atlanacağını öğretmiş.
- "Uçaktan atlayınca birinci ipi çekeceksiniz. Paraşüt açılmaz ise
ikinci ipi çekeceksiniz. Yine açılmadı, o zaman Meryem Ana'ya dua
edeceksiniz."
Temel uçaktan atlar. Birinci ipi çeker paraşüt açılmaz,
ikinci ipi çeker yine açılmaz. O sırada yere yavaş yavaş süzülen
komutanının yanından geçerken sorar:
- "Komutanım, komutanım.. o karının adı neydi ?"
DAREDEVİL
05-06-2007, 10:02 AM
Bir adam ucagiyla Afrika'nin uzerinde gezerken birden ucagi arizalanir ve ormanlik bir alana duser.Adam ne yapayim ne yapayim
diye dusunurken birden bir Afrika kabilesinin ona dogru yaklastigini gorur.Adam icinden "Iste simdi boku yedik" der.O anda
dusuncesinde Nur yuzlu dedenin sesini duyar.- Hayir evladim boku yemedin.- Peki ne yapmam gerek.- Suradaki mizragi goruyor
musun?- Evet.- Al onu ondeki renkli giysili adamin tam kalbine batir.Adam mizragi alir ve adamin tam kalbine batirir.- Evladim iste
simdi boku yedin.
DAREDEVİL
05-06-2007, 10:03 AM
İdam cezalarında mahkum istediği ölüm tarzını seçebiliyormuş. Temel, AIDS ile ölmek istediğini belirtmiş. Şırıngayla HIV virüsü zerkedip sonra salıvermişler. Temel sevinç icindeymiş.
-Aldattum onları, diyormuş. Kurtuldum sayılır. Şırınga yapılırken prezervatif kullandum.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:33 AM
Kaykay
Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleği birincisine sorar, "Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?" Adam yanıtlar; "Evet, asla bir başka kadına bakmadım." Sorgu meleği, "Şuradaki Rolls-Royce'u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin.." Sorgu meleği ikinci adama da aynı soruyu sorar ve şu cevabı alır; "Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık." Bunun üzerine sorgu meleği, "Şuradaki Mercedes'i görüyor musun? Cennetteyken onu kullanacaksın.." der ve üçüncü adama da sorar, "Karını hiç aldattın mı?" Adam yutkunur ve şöyle der; "itiraf edeyim ki; bulduğum her kıza asıldım ve her fırsatta onlarla yattım, birçoğu ile beraber oldum. Üzgünüm." Sorgu meleği; "Ehh" der, "Ama temelde iyi bir adamsın. Şuradaki eski vosvos'u görüyor musun? Cennette onu kullanacaksın." Bunun üzerine üç adam vedalaşır, arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce'unu görürler. Bara girdiklerinde adamın perişan bir halde, etrafındaki boş şişelerin arasında salya sümük oturduğunu görürler ve şaşırırlar. "Heyy! ne oldu sana?" der ikinci adam, "Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, hersey mükemmel ama sen niye bu haldesin?" "Bugün karımı gördüm!" der birinci adam. Diğerleri; "Aaaa! ne kadar güzel, peki derdin nedir?" diye sorarlar. Adam içini çekerek konuşur, "Kaykay'la dolaşıyordu..."
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:34 AM
BİLGİSİZLİĞİN SONU
Gençliğinde din bilgisi alamamış, cahil fakat iyi ni yetli bir kişi, hayli yaşlan dıktan sonra, durumundan pişman olarak din dersi almaya başlamış. Bir caminin
imamı ona din dersi vermeyi kabul etmiş. Adam 40 ya şından sonra başlamış sıfırdan öğrenmeye.
Ama daha ilk günlerde Subaşı'nın dikkatini çekmiş. Subaşı şehrin emniyet ve huzurundan sorumlu ya... Osmanlı Devleti zamanında bunlar sokakları kontrol eder, şüpheli gördükleri insanları sorguya çekerler. Köyden yeni gelmiş, henüz şehre alışamamış bu garip adam da dikkati çekmiş ve yakalanmış... Subaşı'nın hu zuruna çıkınca da büsbütün şaşırıp abuk sabuk konuşmaya ba,şlamış. Subaşı hiddetle çıkışmış adama:
— Sen Müslüman mısın?
Adam şaşkınlık ve korku içinde, biraz da bu işin so nunu düşünerek aklı dağınık bir halde cevap vermiş:
Müslümamm.
Müslümamm olur mu? Müslümamm elhamdülil
lah, diyeceksin be adam... Müslüman olduğundan dola
yı Allah'a şükretmek yok mu? diyerek daha bir kızmış
ve biraz fazlaca da şüphelenmeye başlamış. Adam bu
kadar basit bir şeyi bilmiyor, var bunda bir bit yeniği
demiş...
Madem Müslümamm diyorsun. Söyle bakalım İs
lâm'ın şartı kaçtır?
Adam, herhalde dinlediği hikâyelerin ve masalların da etkisiyle şaşırarak:
— Kırktır efendim, demiş.
Subaşı'nın hiddeti son haddine çıkmış ve demiş ki:
— Bu adam galiba bizi aldatıyor. Müslümamm dedi
ama, daha onun şartının kaç olduğunu bile bilmiyor.
Yatırın falakaya...
Adamı falakaya yatırmışlar. Tabanının altına ver et mişler sopayı. Kalktığında ayaklarının üzerine basacak hali yokmuş. Şiddetli bir acıyla kıvranarak ve topallaya rak, iki gözü iki çeşme ders almaya başladığı camiyi bulmuş.. Hoca onu bu perişan vaziyette görünce:
Bu ne hâl? diye sormuş.
Adam başına gelenleri anlatmış,
Ah hocam, demiş. İslâm'ın şartını sordular. ,
Hoca atılmış birden:
Beştir deseydin keşke...
Aman hocam, demiş adam. Hiç beş der miyim?
Ben 40 dediğim halde bu kadar dövdüler. Bir de Allah
korusun, beş deseydim, öldürürlerdi herhalde...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:34 AM
KİMDEN YANAŞIN?
Temel ile Cemal, kahvede oturmuş sohbet ediyorlardı. Temel birden sordu:
— Ula Cemal,
tenhada pi domuza
rastlasan ne edersun
de pakayum?
Tüfeğimle ateş ederum oğa!
Ya tüfeğin yoğsa?
Kafasına sopayla vururum daa...
Peçi ya sopan da yoğsa?
Pıçağumla öldirurum oni.
De pakayum yanında pıçağın da yoğsa?
Ula Temel de pakayum bağa. Sen penden yana
musun, yoksa domizdan yana mu?
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:34 AM
HERİFİN ADI
Hitler Almanya'da Başbakan olduğun da, yıl 1933'ü gösteriyordu. Kısa bir sü re sonra, öyle "iyi günler" falan gibi se lamları kaldırıp, Alman selamı işte bu dur deyip, "Heil Hitler (yaşasın Hitler)" diye bağırtmaya başladılar Almanları. Metazori. Başka selamlar vatan hainliği sayıldı.
Ünlü komedyen Karl Valentin akşam vakti her zaman uğradığı meyhanesinde yedi—içti.. Borcunu ödedi. Kalktı, gidecek. Herkes me rak içindeydi, nasıl veda edecek diye. Valentin kapıya yaklaşıp herkese doğru dönerek elini kaldırdı ve bağır dı: "Heil..." Sonrası yok. Herkes bakıyor ve düşünüyor. Bir daha bağırdı: "Heil..." yine o kadar.. Düşünüyor. So nunda dayanamadı ve dedi ki:
— Yahu, herifin ismini unuttum!
GEMİYİ DURDURAMAZLAR
Amerika'da, Robert Fulton'un Clarment adındaki ilk buharlı gemisi, Hudson Nehrinde ilk seferine hazırlanı yordu.
Nehrin 2 yakasında, bu tarihi hadiseyi görmek için, onbinlerce insan toplanmıştı.
Seyircilerden biri kötümser yaşlı bir çiftçiydi.
— Gemiyi yürütmeyi asla başaramıyacaklar, diyordu.
Fakat, neticede gemi çalıştı, sür'ati de gittikçe arttı. Hızı arttıkça, geminin bacasından çıkan duman koyu- laştı.
Nehrin 2 sahilindeki halk bu büyük başarıyı çılgınca alkışladılar.
Kötümser yaşlı çiftçi ise gördüklerine inanmazcası- na başım 2 yana sallıyarak:
— Ama, gemiyi asla durduramazlar, diyordu.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:34 AM
KORKUTMA BEDELİ
Dişçi, müşterisine:
Bu diş çekimi için siz
den iki misli ücret almak zo
rundayım hanımefendi.
Neden doktor bey?
O kadar yaygara yaptınız ki, bekleme odasındaki
müşterilerimden ikisi çığlıklarınızı duyunca hemen kal
kıp gittiler.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:34 AM
BABA MESLEĞİ
İngiliz yazarlarından Bernard Shaw, bir akşam, İn giltere kraliçesinin bir ziyafetinde bulunuyordu.
Bir aralık kendini beğenmiş genç bir Lord, ona:
— Babanız küçük bir terzi idi, değil mi? diye küçüm ser bir tavırla sordu.
Shaw:
Evet, diye cevap verdi. Lord:
O halde siz de ne diye terzi olmadınız? diye soru
sunu yeniledi.
' Shaw gülümseyerek Lord'a:
Babanız herhalde centilmen bir adamdı, değil mi?
dedi.
Ona ne şüphe, cevabını alınca sözlerine şöyle de
vam etti:
O halde, siz de neden centilmen bir adam olma
dınız?
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:34 AM
HEPSİ BİRDEN
Bektaşi'nin biri cömertli ği ile meşhur bir zengin ile tanıştı, ahbap oldu. Bektaşinin fakirliğini öğrenen zengin:
— Sana para mı vere yim, bir at mı hediye edeyim, bir tarla mı ba ğışlayayım, beğen be ğendiğini... diye sordu.
Bektaşi:
— Parayı cebime yerleştirir, atıma biner, tarlama gi derim, dedi.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:34 AM
TANIMIYORMUŞ
Temel ile Cemal çok samimi arkadaştılar. İçtik leri su dahi ayrı gitmeyen bu iki arkadaş bir gün para yüzünden birbirleriyle mahkemelik olurlar.
Yargıç mahkeme salonunda karşısında Temel ile
Cemal olduğu halde durumu açıklar. Temel'in arkada şından 6orç para aldığı halde geri vermediğini söyler. İddianame okunur, şahitler birbiri ardınca dinlenir ve söz Temel'e gelince:
— Ha pen pu uşaktan borç para almadum. der.
Cemal bir arkadaşına, bir de yargıca baktıktan son ra:
— Ha sen penden para almadin mi?der.
Temel anlamsız gözlerle baktıktan sonra:
Hacim peğ, pen pu adami tanımayrum çi, ondan
para alayum... der.
Ha sen penu tanimay misun?
Tanimayrum tabii...
Cemâl, "Allah kahretsin!" gibilerden sağ elini yuka rıdan aşağıya salladıktan sonra:
— Peçi öyleyse, pen de senu heç tanimayrum... der.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:35 AM
NEDEN YEMEZSİN?
Nasreddin Hoca Akşehir'e yeni geldiği sıralar parasız kalmış. Karnı da aç... Sokak larda dolaşırken bir fırın görmüş. Yeni çıkan ekmeklerin kokusuna dayanamayıp fırına girmiş, tezgâhın başın daki adama sormuş:
— Bu ekmeklerin hepsi senin mi?
— Benim.
— Be adam, madem ki bu kadar mis gibi kokan ek
meğin var, ne diye oturup da yemezsin!
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:35 AM
İPTAL
İş adamı sekreterine:
Hafta sonundaki bütün randevularım iptal edildi
mi kızım? dedi.
Ettim, beyefendi. En çok da Leman Hanım üzül
dü. Cumartesi günü onunla evlenecektiniz ya...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:35 AM
BOŞUNA MI?
Temel ölüm döşeğindedir. Karısı Fadime'yi yanına çağırır:
Fadime, hizmetçi kızla aldatiyordum seni, beni
affet. Hakkım helal et.
Bileyirum, boşina mi zehirledum seni sanaysun?
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:35 AM
TEMEL VE FADİME
Temel, karısı Fadime ile dargındır. Ayrı odalarda yat maktadırlar. Konuşmak zorun da oldukları şeyleri yazılı ola rak birbirlerine anlatmaya çalışıyorlardı. Bir akşam Fadime yatağına yatacağı zaman dola bının yanında küçük bir pusula bulur. Pusulayı Temel yazmıştır. Şöyle demektedir:
— Sabah penu saat peşte uyandurasın...
Ertesi sabah saat sekizde uyandığı zaman Temel ya nındaki masanın üzerinde şu pusulayı görür:
— Temel, haydi kalk saat peşe celeyi...
NİÇİN BALIK TUTAMIYORMUŞ?
Bir Batılı Alman ile bir komünist Rus, sınırın iki yanında balık avlıyordu.
Alman birbiri ardınca balık tutarken, Rus'un oltasına bir tek balık bile gelmiyordu.
Nihayet Rus nehrin karşı yakasındaki Alman'a ses lendi:
— Sen balık tutarken aynı nehirden, ben neden hiç
bir balık tutamıyorum?
Alman biraz düşündükten sonra cevap verdi:
— Belki senin tarafında, balıklar ağızlarım açmaktan
korkuyorlardır.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:35 AM
ÇOK YAŞA
Diktatörün biri, nutuk vermek üzere halkı kentin stadyumu na çağırmıştı. Tam mikrofon başına gelmişti ki, ön sıralar dan birindeki dinleyici aksırdı.
— Kim hap sırdı? diye sordu.
Cevap alamayınca, muhafız kıtasına emir verdi:
— Ön sıra!
İlk sıradakiler yaylım ateşine tutuldular. Diktatör yine sordu:
— Kim hapşırdı?
Yine cevap yok. Yine yaylım ateş...
İlk on beş sıradakilerin hepsi öldü. Aynı soruyu on altıncı sıradakilere sorunca, çelimsiz bir adam yerinden kalkıp korka çekine:
— Ben hapşırdım Sayın Başkanım, dedi.
Diktatör, aradığını bulmanın rahatlığı içinde:
— Çok yaşa! dedi. Ben de "çok yaşa" demek için
sormuştum zaten.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:35 AM
MUAYENE..
Temel tedavi için İstanbul'a gelir ve dok tora gider.
Muayenehanede doktor Temel'e soyun masını söyler. Temel soyunur ancak uzun sü redir yıkanmadığı için ter kokmaktadır.
Doktor sinirlenir:
Arada bir yıkansanız fena olmaz.
Bileyrum doktor, memleçetteki doktor da öyle
söyledi, ama pen cene eyi bir doktora cöruneyum diye
celdum.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:35 AM
TAM İSABET!
İçtihad dergisini yayımlayan Abdullah Cevdet'in bir şiirindeki:
Ben bu vatanın öksüzüyüm
dizesi, dizgi yanlışı sonucu:
Ben bu vatanın öküzüyüm
biçiminde çıktı.
Abdullah Cevdet buna pek öfkelenmişti. Önüne ge lene dert yanıyordu. Babıâli yokuşundan inerken Süley-
man Nazif e rastladı. Uzun uzun yakındıktan sonra sor du:
Ne dersin bu işe?
Süleyman Nazif cevabı yapıştırdı:
Tam isabet, tam isabet!..
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:36 AM
SAYI
Akıl hastanesini gezmekte olan gazeteci, bir koğuşta rastladığı hastaya sordu:
— Burada kaç kişisiniz?
Karşısındaki, elini "boş ver" anlamında salladıktan sonra:
— Asıl, dedi, siz dışarda kaç kişisiniz?
NEREDEN KARDE Şİ OLUYORMU Ş ?
Adamın biri Hükümdarın kapıcısına gelir ve ona:
— Anne-baba bir kardeşin geldi, demesini söyler.
Hükümdar, içeri girmesine izin verir. Aralarında şu konuşma geçer:
Nereden kardeşim oluyorsun sen?
Adem ile Havva'dan.
Ona bir dirhem verin.
Anne-baba bir kardeşine bir tek dirhem mi veri
yorsun?
Adem ile Havva'dan olan her kardeşime bir dir
hem verecek olsaydım, sana bu kadarı bile düşmezdi...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:36 AM
KUŞ SANMIŞ!
Saf köylü, şehre iş için gel miş. Bir evin penceresinde gördüğü papağanın renk renk tüylerine hayran oluyor.
— Allattım... Ne güzel ya
ratıkların var... diyor.
Tam o sırada papağan konuşmaya başlıyor:
— Ne bakıyorsun?
Köylü, neye uğradığını şaşırıyor:
— Kusura bakma hemşerim. Seni kuş sandım da...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:36 AM
NİÇİN ALKIŞLIYORLAR?
Bir gün Einstein'la, meşhur komedyen Charlie Chaplin otomobille Hollywood'dan geçiyorlardı. Gören herkes onları alkışlıyorlardı.
Charlie, Einstein'a dönerek:
— Bakınız, dedi, ikimizi de alkışlıyorlar.
Sizi anlamadıkları için, beni de anladıkları için alkış lıyorlar.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:36 AM
ZEKA
Cemal İstanbul'a yeni gelmiştir. Şe hirde bir kilisenin çanını vakitli vakit siz çalarken görür. Temel'i bulur ve sorar:
— Ulaa Temel, ha pu kilisenin çanu niye çalayuuu...
Temel düşünür ve:
— Görmeyi misun Çemaal, birisu ip unu çekeyu da
ondan çalayuuu... der.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:36 AM
DÖVE DÖVE ZINDIK ETMEK REVA MI?
Harun Reşid'in huzuruna, zındık olduğu söylenen bir adam getirirler.
Harun:
— Sen zındık imişsin, doğru mu? diye sorar.
Adam inkar eder. Harun:
Hayır, sen zındıksın! dedikten sonra, ikrar edince
ye kadar dövülmesini emreder. Adam:
Sultanım! Bir putperest huzurunuzda müslüman
olsa, kaftan giydirerek iltifat ettiğiniz halde; bir müslü-
manı döve döve zındık etmek haktan reva mıdır? der.
Bu söz, Sultan'ın hoşuna gider, adamı affederek serbest
bırakır.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:37 AM
YANIYOR
Temel, pencereden kom şusu Cemal'e seslenir:
— Ula uşak, ineklerunun
arasunda pipo, nargile içeni
var midur?
Ula öyle şey olur mi?
Öyleysa ahirun yanayi!
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:37 AM
ZOR GÖREV
Bütün parasını ortaya süren adam, pokerde kaybetti. Kaybedince kalp krizi geçirip oluverdi. Masadakiler, haberi ölenin karısına kimin vereceğini tartıştılar. Görev, içlerinden birinin üzerine kaldı.
O da ölenin karısını buldu, anlatmaya başladı:
Kocanız pokerde...
Kadın atıldı:
Bütün parasını ortaya koydu, değil mi?
Koydu ve...
Hepsini de kaybetti, öyle mi?
Kaybetti, hanımefendi.
Allah canını alsın o herifin!
Aldı, hanımefendi.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:37 AM
MISIR UNU
Temel reis, deniz kazasından sonra tek başına, terk edilmiş bir adaya düşer.
Aradan yıllar geçer ve yine kaza sonucu genç ve güzel bir kız yüzerek adaya çıkar. Genç kız, kendisini karşıla yan Temel reise anlamlı an lamlı güler;
Herhalde yıllardır hasretini çektiğin şeye kavuşa
caksın şimdi.
Uyy, yoksa mısır un imi ceturdun yanında?
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:37 AM
NİÇİN FENER TAŞIYORMUŞ?
Adamın biri, bir gece, elinde fener, omuzunda kova ile bir âmâya rast gelir. Âmâ yakınlardaki bir ırmağa varıp kovayı doldurmuş geri dönmektedir.
Kendisine:
— Sen âmâ (gözleri görmeyen) bir adamsın. Gece ile
gündüz senin için birdir. Niçin fener taşıyorsun?
Âmânın cevabı ibretli olur:
— Ey boş kafalı adam! Feneri senin gibi kalbi âmâ
(kör) olanların karanlıkta bana çarpıp ta su kabımı kır
mamaları için taşıyorum...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:37 AM
KAYSERİLİ
Okuma-yazma bilmediğini önce den söyleyenlerden birinin, bilenler tarafına geçtiğini gören kumandan bağırır:
— Sen neden o tarafa geçiyorsun
oğlum?
Acemi er gayet ciddi bir ağızla:
— Kumandanım, der. Okumam
yazmam yok ama Kayseriliyim!...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:37 AM
BANA SOR
Bir adamın gayet huysuz bir hanımı varmış. Kadın bir gün Cenazesini kaldıracakları vakit imam, âdet gereği:
— Ey cemaat! Şu hatunu nasıl bilirsiniz? deyince, adam imama:
Be hocaefendi! Cemaat ne bilsin, onu bana sor!
demiş.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:37 AM
SİZDEN AVANAK KİMSE YOK
Napolyon Bonapart, ki Avusturya İmparatorunun damadı idi, bir gün o taraftan fena bir haber alır. Kayın pederine öfkesinden hanımı Maria'ya:
— Baban çok avanaktır, der. İmparatoriçe, fransız-
çayı iyi bilmediğinden, "avanak" manasına olan fransız- ca kelimeyi anlayamaz, hazır bulunan başbakandan bu kelimenin manasını sorar. O, iki tarafı da gücendirme mek için:
— Dirayetli demektir, der.
Bir kaç gün sonra, imparatoriçenin başkanlığı altında hususi bir meclis kurulur. Mühim bir madde müza kere olunduğu sırada kraliçe başbakana:
— Bu işin düzeltilmesi himmetinize bağlıdır, çünkü
içimizde sizden avanak kimse yoktur! der.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:38 AM
FOTOĞRAF
Temel, ahırda ineklerin arasında fotoğrafım çektirir ve yirmi yıldır gurbette olan dayısına yollar. Resmin arkasına da şöyle yaz mıştır:
— Ortada, işaretleduğum penum!
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:38 AM
KIRKAYAK
Lüks bir Mersedes Temel'e çarpar. Temel'in bacağı kırılır. Hastanede mersedesin sahibi hem özür diler hem de uzlaşma önerir.
Temel:
— Olur efendu, der. Bağa bir beşyüzmilyon pango-
not verursen vazgeçerum davadan.
Yahu ne yapıyorsun ben milyarder miyim?
Ha sen milyarder değilsun da ben kırkayak mi-
yum?
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:38 AM
TİCARETE DÖKMENİN ANLAMI YOK
Köyden şehire göçmüş cahilin biri, camiye pek gitmediği gibi, zaman zaman din adamları aleyhinde de lâflar edermiş. Bir ğün, ondan alacaklı ve bakkal dükkânı sahibi olan hoca bunu sıkıştırmış:
Ula Memo! Sen müslüman
değil misin?
Elhamdülillah müslümanım.
Niye öyleyse, namaz kılmı
yorsun?
Kılacağım.
Oruç?
Tutacağım.
Karma iyi davranacak mısın?
Davranacağım.
Komşularla da iyi geçinecek misin?
Geçineceğim.
— Borçlarını da ödeyecek misin?
Sözün buraya gelmesine fena halde sinirlenen Memo:
— Hoca efendi, hoca efendi! demiş. îşi ticarete dök
menin âlemi yok.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:38 AM
KAZA
Polise bir ihbar gelir. Te mel ile Dursun kaza yapmıştır. Polis olay yerine geldiğinde görür ki, ara balar sapasağlam, Temel ile Dursun'un ağzı burnu dağılmış. Polis sorar:
— Anlat Temel. Olay na sıl oldu?
— Komserum... Hava sisli olduğundan kafamı pencereden çıkarmış öyle gideyirdum. Meğersem Tur sun da karşidan öyle geleyirmuş...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:38 AM
ATINI ALSIN
Temel komşusunun atını almış, uzak bir Karadeniz köyüne gitmiş. Atı uygun bir yere bağlayarak düğün evine çıkmış. Kendisi gibi uzaktan gelen diğer davetli ler de atlarım Temel'in atının yanına bağlamışlar. Ak şam üzeri düğün dağıldığında, Temel atım alıp geri dö necek amma acaba hangi at kendisinin, bir türlü karar verememektedir. Bu arada diğer atların sahipleri de
orda toplanıp dönüş hazırlıkları içindedirler. Temel'in işi acele olduğu için bir an evvel gidecek, fakat atını ta- nıyamıyor. Bir an düşünür ve tabancasını çeker:
— Uyy uşaklar ha puriye pakın, herkes atinu alsun, pen penum atimu vuracağum daa...
Bunun üzerine oradakiler hemen atlarına binerek uzaklaşırlar. Temel'e de kendi atı kalır ve bir yanlışlık yapmaktan kurtarır kendini
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:38 AM
AT
Küçük Temel dert yanıyordu:
Babacığım, bizim
öğretmen atları tanımıyor!
Nasıl olur, bir öğ
retmen atı bilmez olur
mu?
Bir at resmi çizip gösterdim. Bana, "Bu da ne
yin nesi?" diye sordu.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:38 AM
BÜYÜKANNE
Kendisini çok genç zanneden, zannettiğinden daha genç görünmeğe çalışan bir kadının oğlu, anasından gizli evlenir. Bir kaç sene sonra karısı vefat eder. İki ço cuğu geride kalır. Adam çocuklarını alıp anasına getirir ve elini öperek:
Anneciğim! Nasılsa cahilliğime uyup bir halttır
ettim. Rica ederim, bu çocukların hatırı için kabahatimi
affet! diye yalvardığı sırada, çocuklar da:
Büyükanne! diyerek kadının boynuna sarılırlar.
Kadın, oğluna der ki:
Haydi senin kabahatini affedeyim, lakin çocukla
rın bana "büyükanne" demelerini affedemem!
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:39 AM
AL BU KIZU
Ula Cemal, al pu kizu. Biluyrum
cüzel değil ama çok zengindur. Cüzel-
liktan sağa ne? Sabah işe cit, akşam
karanluğu dön. Gece yüzinu da cör-
mezsun. Hafta sonu da seyahata çik.
Eyi çok eyi uşah, ha nüfus sayimi
olduğu cun ne edeceğim?
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:39 AM
PALAVRA
Temel kahvede palavraları bir biri peşisıra sırala maktadır.
— Pizum sülale Yusuf Peygambere kadar dayanır.
Dinleyenlerden Cemal'in sabrı taşar:
Ola çok ataysun. Seni biraz daha dinlesek sülale
min Nuh'un gemisine bindiğunu söyleyeceksun.
Yok demem oyla pişey, çünki pizum gendi taka-
muz varimiş. Tufanda pinmuşuk.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:39 AM
ZAMANE
Yaşlı dede torunu nu çocuk parkına götürürken, önlerinden çok güzel bir araba geçti.
Dede:
— Bak düt düt ge
çiyor, diye çocuğa ara-.
bayı gösterdi.
Çocuk:
— Dede, dedi, o senin düt düt dediğin sekiz silin
dirli, otomatik vitesli seksen model bir Mercedestir.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:39 AM
YARIŞ ATI
Kocasının ceplerini karış tırırken bir kağıt parçası buldu kadın. Üzerinde "Leyla" yazıyordu, bir de telefon numarası vardı. Akşam, kağıdı göstererek sordu Kadın kocasına:
— Bu kimin numarası?
— Aaa, bilmiyor musun, ünlü yarış atı bu. Bu hafta
ona oynadım.
On gün sonra koca işten eve dönünce, karısı:
— O ünlü yarış atı Leyla var ya, dedi. İşte o aradı se
ni bugün.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:39 AM
DÜNYAYA GELMEK
Çocuklar aralarında bebekle rin nasıl dünyaya geldiğini ko nuşuyorlarmış.
* Biri; "Bizim ailede çocukları leylekler getirir," demiş.
Diğeri, "Bizde lahana tarlasında bulurlar. Onur, mahzun mahzun konuşmuş;
— Bizim maddi durumumuz iyi değil, o yüzden be bekleri annem kendisi yapıyor
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:39 AM
AMORTİ
Karadeniz ilkokullarından birinde tarih dersi yapılı yordu. Öğretmen dersi anlattıktan sonra öğrencileri te ker teker sözlüye kaldırmaya başladı. Sıra Temel'e geldiğinde sordu:
Bil bakalım. İstanbul'un fethi hangi tarihte oldu?
1553...
Öğretmen büyük kızgınlık içinde bağırır.
— Bilemedin, 1453. Otur...
Temel bu cevap üzerine öğretmenin gözünün içine baka baka büyük bir hayret ifadesiyle şöyle der:
— Olir mi öğretmenum. Son içi rakamu pildum.
Amorti yok midur?..
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:40 AM
İNANMAK
Temel doktora gidip midesinin ağrıdığını söylemiş.
— Doktor muayene etmek için
"soyun" demiş Temel'e...
Temel şaşırmış, kızmış:
— Bana inanmıyor musunuz
doktor bey?!.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:41 AM
KAN TER İÇİNDE
Temel'in üstü başı kan içinde kahveye girdiğini gö ren arkadaşları hayretle sordular:
Hayrola Temel, nedir bu halin?
Hiç ya bizim kaynatayı gömdük de...
Yaa, başın sağolsun. İyi de bu kanlar ne oluyor?
Ha onu sormayın... Gömerken bayağı direndi de...
DOSTLARIMIN ELİNDEN BENİ KURTAR
Dostlarının olur olmaz zamanda yaptığı ziyaretlerden illallah getiren bir Bektaşi, Allah'a şöyle yalvarmış:
— Allahım, sen beni dostlarınım elinden kurtar, düşmanlarımla nasıl olsa ben başa çıkarım!
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:41 AM
MALİYETİNE
Hırsız, çaldığı elbiseyi satmak için gittiği pazarda, elindekini bir başkasına çaldırmış. Akşam eve döndüğünde hanımı sormuş:
— Elbiseyi kaça sattın? Hırsız gülümseyerek:
— Maliyetine, demiş.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:41 AM
İMZA
Adamın biri, kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine kadar gider. Fakat, evde bulamaz. Öfkesinden kapıya büyük harflerde "EŞ- ŞEK" yazıp geri döner.
Birkaç gün sonra o kişiden şöyle bir yazı alır:
— Bize gelmişsin. Kapıya attığın imzadan anladım!..
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:41 AM
UCUZ ELBİSE
Temel lüks bir mağazaya girmişti. Tezgâhtar kıza,
— Bana bu dükkândaki en ucuz el
biseyi gösterin lütfen! dedi.
Cevap şöyleydi:
— Üzerinizdeki efendim!
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:41 AM
ZENCİ
Pazarlı, köye gi derken yolda bir zenci ye rastlar ve sorar:
— Hemşerum,
Pazarli misin?
Yok,
Hemşinli?
Yok..
Rizeli?
Yok..
Anladum onun için boylesun...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:41 AM
İLANIN SONU
Gazetede çıkan ilan şöyleymiş:
— Bir müdür aranıyor. Yüksek tahsilli, İngilizce ve
Fransızca bilir, askerliğini yapmış, 35 yaşından küçük,
boyu 1.85'den yukarı ve bekâr olması gerekir.
Bir adam başvurmuş:
Ben, yüksek tahsil şöyle dursun, ortayı bile yarıda
bıraktım. İngilizce de bilmem, Fransızca da... Askerliği
mi yapmadım. Yaşım, 45'den yukarı... Boyum da 1.65
ancak... demiş.
Eee, demişler, ne demek istiyorsunuz?
Yani bu ilan verdiğiniz müdürlük işi var ya... Bu
iş için bana güvenmeyin demeye geldim.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:41 AM
EHLİYET
Temel ehliyetsiz araba kullanmaktadır. Birgün trafik polisi Temel'i durdurur ve ehliyetini ister. Temel ehliyet almak için daha önceden çok uğraşmış, bir türlü alamamıştır. Ehliyetsiz çalışmak zorunda kalmıştır. Temel bu uğraşılarını da ima ederek şöyle der:
— Uyy memur pey, siz bağa ehliyet vermeduzçi, is-
teyisunuz?..
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:41 AM
HÜSNİYE TEYZE
Hüsniye teyze evin önünde oy namakta olan 5 yaşındaki Os man'ı görünce:
— Oğlum anan evde midir?
— Hee, benim yatağımda
uyuyor.
Niye kendi yatağında değil de senin yatağında?
Aslında beni uyutuyor.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:42 AM
ÖĞRENCİ TEMEL
Öğretmeni, geç kalan öğrenci Temel'e çıkışmış:
Sabah sekizde sınıfta olmalıydun?
Uyy.. pen yokken önemli pi şey mi oldi, hocam?!.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:42 AM
DİREĞİN SONU
Deliler, akıl hastanesinin yük sek bayrak direğine, birer birer tırmanıyorlar. Her çıkan deli, te pedeki bir noktaya bakıp kahka halarla gülüyor ve aşağı iniyor.
Asistan doktor da sonunda merak etmiş, tırmanmış ve dire ğin tepesine yapıştırılmış bir kâ ğıt üzerine yazılı şu 2 kelimeyi okumuş:
— Direğin sonu.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:42 AM
T" HARFİ
Temel, arkadaşı Cemal'e sorar:
Baş harfi "P" ile başlayan bir yemek adı söyler
misun?
Pırasa.
Pilemedun.
Pirzola.
Değul.
Piliç.
O hiç değul.
Tamam buldum, Pilav.
Hayır o da değul.
Pilemeyeceğim, sen söyle pakayım.
Pamya...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:42 AM
YANINDAN GEÇER GİDERİZ
Temel, İngiltere'den, Trabzon'a gelen konuğa şehri gezdiriyor- muş. İngiliz misafir, çevreyi ge zerken birkaç Türkçe sözcük öğrenmeye çalışıyormuş. Bir ağacın yanından geçerken Temel'e sormuş:
— Biz İngilizce buna "tree" de riz, siz ne dersiniz?
Temel hemen cevabı yapıştırmış:
— Biz birşey demeyiz, yanından geçer gideriz.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:43 AM
KÖYÜN YABANCISI OLUNCA...
Nasreddin Hoca daha önce hiç uğramadığı bir köyden geçiyormuş. Bir köylü yanma yaklaşmış:
— Efendi, bugün gün lerden ne?
Hoca, yorgunluğun et kisiyle hangi gün olduğunu bir türlü çıkaramayınca:
-— Bu köyün yabancısıyım, demiş. Buranın günlerini bilmem.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:43 AM
BİR ALTIN BORÇ
Tenasuha, yani ruhun insan öldükten sonra bir hay vanın veya başka bir insanın bedenine girip tekrar dün yaya döndüğüne inanan Arap şairlerinden biri arkada şına şaka olarak:
— Bana bir altın ver, dünyaya öbür gelişimde sana
yüz altın vereyim, demiş.
Arkadaşı, ona, inancına uygun şu karşılığı vermiş:
— Önce sen, öbür gelişte insan geleceğine dair bana
bir kefil göster, ben de bir altını sana vereyim. Ya köpek
veya maymun olarak dünyaya gelirsen, 100 altını ben
kimden alırım...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:43 AM
SEÇİM YASAĞI
Rusya'da seçim yapılıyordu.
Adamın biri eline verilen zarfı açmak isteyince, görevli sandık başı memuru atıldı:
— Hey, ne yapıyorsun?
— Bir şey yaptığım yok. Sadece kimi seçtiğimi bilmek istedim de...
Memur gülerek başını salladı:
— Olmaz öyle şey. Seçimin gizli olduğunu bilmiyor
musun?
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:43 AM
MİLLİ MARŞ
Trabzon'da 95-96 sezonunun şampiyonluk maçı yapılmak tadır. Stat tıklım tıklım. Büyük heyecan ve stres var. Trab- zon'luluk ruhu kabarmış, fut bolcular seremoniye çıkmışlar ve Milli marşı herkes olanca gücüyle okurken Oflu Ömer yanında Tellioğlu Fuat'ın du daklarını kıpırdatma zahmetinde bile bulunmadığını görünce bozulur, dirseğiyle dürterek uyarır:
Ula Fuat, niye söylemiysun millu marşimuzi?
Fuat fısıldayarak cevap verir:
Ula penum sesum küzel teğildur da ondan, der.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:43 AM
HA BU YAŞTAN SONRA...
Temel ile Fadime hayli zamandan beri birlikte yaşıyorlarmış. Fadime ev lenmek istiyor, fakat Temel buna pek yanaşmıyormuş. Yıllar böyle sürüp gitmiş.
Bir gün Fadime, Temel'e açılmış:
— Temel artık evlenek derim, ne
dersin?
Temel umutsuz başını sallamış:
— Ha bu yaştan sonra bizu çim alur Fadime?
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:43 AM
KEDİ
İki deli, akıl hastanesinin duvarını sessizce aşıp, hendeğe gizlendiler.
Hışırtıyı duyan bekçi ba ğırdı:
— Kim var orada?
Delilerin biri çok akıllıca bir kedi taklidi yaptı: "Miyaaaauuv..."
Bekçi uzaklaştı, deliler sürünerek uzaklaşmaya çalış tı, ama yine hışırtılar duyuldu.
Bekçi tekrar gelip bağırdı:
Kim var orada?
Cevap ikinci deliden geldi:
Bir kedi daha.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:43 AM
KISA DONEM
Temel askerlik görevini denizaltında yapıyordu. Fakat kısa bir süre sonra köyüne döndü. Yakınları Temel'e böyle erken dönmesinin sebebini sordular.
Temel şöyle cevap verdi.
— Beni daha fazla alıkoymak istemediler. Çünkü *******i yatarken pencereleri ardına kadar açıyordum.
DOĞRU SÖZE NE DENİR?
Kadının kocası hastaymış. Birdenbire durumu ağırlaşmış. Telâ şa kapılan kadın hemen bir doktor çağırmış.
Doktor hastayı inceden inceye muayene ettikten sonra dışarı çıkmış. Kadın hemen yanına ko şup sormuş:
Durumu nasıl doktor? Çok mu kötü? Can mı çe
kişiyor yoksa?
Telaşlanmayın hanfendi. Üzülecek bir şey yok,
maşallah turp gibi.
İyi ama, öyleyse nesi var doktor bey?
Nesi mi var?.. Ha bakın, doğrusunu isterseniz onu
ben de anlayamadım. Ama merak etmeyin, otopside an
larız!..
ÖLÜMDEN KAÇILMAZ
Saf bir adam, koşa koşa Hazret-i Süleyman'ın sarayına gelir. Yüzü sararmıştır. Hazret-i Süleyman sorar:
Efendi ne oldu?
Adil hükümdar... Bugün Azrail bana öyle hışımla
baktı ki... Rüzgara emret. Beni alıp Hindistan'a götür
sün. Belki oraya gidersem canımı alamaz...
Hazret-i Süleyman, rüzgara emretti. Rüzgar, hemen adamı alıp Hindistan'a götürdü. Biraz sonra da, Azrail'e sordu:
— O zavallı adama ne sebeple hışımla baktın? Bana
anlat...
Azrail:
— Ey Allahın elçisi, dedi. Ben ona hışımla bakma
dım. Onu yol uğrağında görünce, şaşırdım. Çünkü Allah
bana, "Bugün git, onun canını Hindistan'da al", buyur
muştu. Halbuki onun yüz kanadı olsaydı, bugün Hindis
tan'a gidemezdi, dedi...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:43 AM
DALKAVUK
Paşa hazretleri, kona ğında yemek yerken patlı can musakkayı çok be ğenmiş:
— Yahu, demiş... Şu
patlıcan üzerine yemek
yoktur... Nesi olsa yenilir.
Yanındaki dalkavuk he
men atılmış:
— Evet, Paşa hazretleri, patlıcan gibi sebze yoktur.
Nesi olsa yenilir...
Bir kaç gün sonra, sofraya patlıcan kaynıyarık gelin ce Paşa kızmış:
— Yahu, demiş. Şu patlıcan da bir şeye benzese,
yenilecek şey değil...
Dalkavuk hemen söze atılmış:
— Haklısınız Paşa hazretleri, berbat bir şeydir. Şunu
nasıl yerler anlamam...
Paşa, kaşlarını çatmış:
— Ulan, iki gün önce patlıcanı övüyordun. Şimdi ise
yerin dibine sokuyorsun!..
Dalkavuk, yerlere kadar eğilerek:
— Aman Paşa hazretleri, ben patlıcanın değil, zatı-
alinizin dalkavuğuyum...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:44 AM
TİLKİ
Tilki, bir gün başını alır, gezmeye çı kar. Köyün mey danına varır. Bir duvara çıkar, çev reyi seyre dalar. Oradan geçen köy muhtarı şaşırır:
— Aaa, bir tilki!..
Köyün hocası camiye giderken duvardaki tilkiyi gö-
rür:
— Aaa, tilkiye bak!..
Bakkal da oradan geçerken bağırır:
— Hay Allah bir tilki!..
Kahvedekiler merak edip dışarı çıkarlar. Onlar da tilkiyi görünce şaşırırlar:
Tilkiyi gördünüz mü?
Vallahi bir tilki bu!..
Kalabalık çoğalıp sesler uğultuya dönüşünce tilki or mana kaçar. Dişi tilkiye:
— Bugün öğle vakti köye indim. Orada herkes beni
tanıyor, ben hiçbirini tanımıyorum...
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:44 AM
ŞAKA
Laz'ın biri, takasının içinde oturmuş, Allah'a yal varmaktadır:
— Allahum, bu cün tut
tuğum ilk paluğu pi fakire
vereceğum, der.
Ve lâz oltasını atarak beklemeye başlar. Neden sonra oltayı çeker. Bakar ki bir de ne görsün? Ucunda koskocaman bir balık!
— Haçan hiç pu da fakire verulur mu daa!
Birden balık bir çırpınışta oltadan kurtulur ve denize atlar. Lâz üzgün ve şaşkın:
— Allahum, ben şakacıktan demuştum daa... der.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:44 AM
TAMAMDIR
Temel, veznedardan bir demet pa ra almış ve saymaya başlamış. Ye- diyüz bin liraya kadar saymış:
— Buraya kadar tamam çıktı, bundan sonrası da tamamdur... diyerek yürümüş gitmiş...
ÇOK ŞÜKÜR
Sarhoş bir Karadenizli, bir ayağı yolda, bir ayağı kaldırımda aksaya aksaya yürüyordu. Duru mu gören polis yaklaşıp sordu:
— HemşerimL Bu kadar sar
hoş olmak için ne kadar içtin?
— Ne münasebet memur
bey... Sen penum sarhoş oldu
ğumdan emin misun?
— Kaldırımda nasıl yürüyordun? Bir ayağın sette,
diğeri yerde... Ancak sarhoş böyle yürür!
Karadenizli sevinçle ellerini yüzüne götürdü:
— Sağolun memur bey! Penu o kadar rahatlattınız
ki... Doğrusu kendimi topal zannedeydum...
HEY GİDİ GENÇLİK HEY
Hoca bir gün ata binmek ister, bir türlü binemez.
Hey gidi genç
lik hey, diye ah çeker.
Sonra etrafına bakı-
mp kimse olmadığını
görünce de;
Hadi hadi... ben senin gençliğini de bilirim, der.
DAREDEVİL
05-06-2007, 11:44 AM
NİYE GİRMEMİŞ?
Doktor, beş akıl hastasını, boş banyonun önüne götürdü ve emretti:
— Haydi, girin suya ve başla yın yüzmeye!
Biri hariç, hepsi doktorun em rine uydular, boş banyonun içine doldular, kulaç atmaya başladılar...
Doktor, banyoya girmeyen delinin yanma yaklaştı. Gülümseyerek:
— Galiba sen iyileştin Ahmet, niye yüzmedin?
Deli boynunu büktü:
— Belki kızacaksınız ama doktor bey, yüzme bilmi
yorum ben de, ondan.
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:21 PM
6 kağıt
Bir gün nasrettin hoca ayakkabı satarken `6kağıt`6 kağıt`diye bağırıyormuş.Bir adam gelmiş ayakkabıyı almış. Sonra yağmur yağmış adam ayakkabının su gecirdigini görünce hocaya gider hoca bu ayakkabı su geciriyor der.Hoca: -Zaten diyomya 6 kagıt
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:21 PM
9 akçemi 10 akçemi
nasreddin hoca bir gün rüyasında bir adam görmüş.adam 9 akçe 9 akçe diye sayıklıyormuş.nasreddin hocada 10 akçe diyormuş.uyandığında elin de hiç akçe yokmuş.sonra tekrar uyuyup tamam 9 akçe olsun olsun demiş..
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:22 PM
aaa ve beee
bir gün nasrettin hoca çacuklara ders verir çocuklara bir türlü aa yı ögretemiyormuş ne yapsam ne yapsam diye düşünmüş ve çareyi bulmuş çocuklara plan kurmuş sıralara görünmez çivi çakmış ve sabah olmuş çocuklar sıraya oturmuş ve hepsi birden aaaaaaaa popomuz acıdı diye bagırmış bu sırada nasrettin hocada aferin çocuklar yarın gelinde beee yi ögreteyim demiş...
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:22 PM
acaip komik
Nasrettin Hoca bir gün eşeğine binmiş.Alımlı, çalımlı dolaşıyormuş.Tam bir köylüsünün yanından geçiyormuş ki, dengesini kaybedip düşmüş.Bunu gören adam başlamış gülmeye.Çalımı bozulan Hoca fena öfkelenmiş.
- Ne gülersin be adam
diye bağırmış.Düşmesemde inecektim zaten...
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:22 PM
adını bilmeyenlere
nasrettin hoca evinde oturuyormuş.kapı çalınmış içeri komuşusu girmiş.konuşmuşlar sonra söz yiyeceklerden açılmış hocanın komuşusu demişki sahi hoca senin hanımın adı ne idi.hoca da demişki
bilmem kendisine sor.komuşusu çok şaşırmış yahu hoca insan hiç karısının adını bilmezmi?demiş hocada hiç karımla konuşmadımki demiş.
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:22 PM
adını sen koy
nasrettin hoca bir gün toplulukta oturuyormuş.yanındaki adam arkadan osurmuş.
adam iskemlede otururken altıyla gıcırdatmış.
hoca:hadi sesini benzettin kokusunu nasıl benzetecen.
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:23 PM
azrail.
nasrettin hoca birgün hastaymış.karısına demişki:bugün üstün başın temiz olsun demiş.karısıda:sen hastasın senin yanında ayıp olmazmı demiş.yok demiş .tamamda heerif benim anlamadığım birşey var sen niye diyosun:temiz giyin diye:nasrattin hocada:azrail,gelincebenim değil senin çanını alır demiş
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:23 PM
Baklava
Hoca aksamleyin eve dogru yururken, baklava seven bir koyluyle karsilasir.
-Hoca, kisa bir sure once bir adam buyuk bir tepsi baklava goturuyordu...
-Beni ilgilendirmez!
-Fakat adam tepsiyi sizin eve goturuyordu.
-O zaman seni ilgilendirmez!
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:24 PM
BAŞ AĞIRISI
bir adamın bası agrıyomuş nasretin hocaya gitmiş benim başım agırıyomuş demiş nasretin hoça demiş benim dişim ağırıyodu ben cektirdim sende cektir kurtur demiş
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:24 PM
ben Uyuyorum
Bİr GÜn Nasreddİn Hoca Şehre Gİdİp Bİr
ArkadaŞiyla Hnda KalmiŞ.gece Yarisi
ArkadaŞi SormuŞ:
-hocam,uyudunuzmu?
Hoca:
-buyrun Bİr Şey Mİ Var?
ArkadaŞi:
-bİraz BorÇ Para İstetecektİm...
Nasreddİn Hoca Derhal Horlamya BaŞlamiŞ
Ve:
Ben Uyuyorum!demİŞ.
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:24 PM
buda Sorumu
Bİr Adam Abtes Alİyomus Tam O Sİrada Hoca GelİyomuŞ Adam Sormus Hocam Abtes Alinirken Hangİ YÖne Bakcam Hocam Nasrettİn Hoca Tabİkİde Gİysİlerİn Oldu Yone OlduĞu Yone Demİs
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:25 PM
erkek Adam SÖzÜnden DÖnermİ?
Bİr GÜn Nasrettİn Hocaya YaŞini SormuŞlar.oda 42 YaŞindayim DemİŞ YÜzyil Sonra Gene SormuŞlar Hocaya Hoca Sen KaÇyaŞindasin Dİye Hoca DemİŞ 42 YaŞindayim DemİŞ Ama Hocam Sen 100 Yil Önce 42 YaŞindaydin Şİmdİ İse 142 YaŞinda Olman Gerek DemİŞler Hacada Erkek Adam HİÇ SÖzÜnden DÖner Mİ DemİŞŞŞ
DAREDEVİL
05-08-2007, 07:25 PM
Kavuk
Bir gün bir adam, elinde mektup
Der ki, Hoca'yı tutup :
"Hocam, zahmet ya sana,
Şu mektubu bana bir okusana."
Mektup baştan sona kadar Arapça
Şöyle bir iki evirir çevirir:
Sökemez; çaresiz, geri verir.
Der ki: "Başkasına okut bunu sen."
Adam şaşırır : "Niçin ?"
"Türkçe değil bu mektup okuyamam."
Yine anlayamaz adam.
Hocanın okuması yok zanneder:
"Ayıp Hoca, ayıp!"der.
"Benden utanmıyorsan şundan utan!
Şu başındaki koca kavuğundan."
Hoca kavuğu çıkartıp uzatır.
Sonra: "-Mademki"der, "iş kavuktadır;
Haydi giy de şunu,
Kendin oku bakalım mektubunu."
vBulletin® v3.8.11, Copyright ©2000-2026, vBulletin Solutions Inc.