parlayan güneş
06-13-2007, 11:37 AM
“M. Kemal Gelse, Bu Kemalistleri Sopayla Kovalar...”
Mehmet Şevket Eygi
milli gazete
NEŞE Düzel her hafta Radikal’de nefis röportajlar yayınlıyor, 4 Haziran 2007 tarihli röportaj Prof. Baskın Oran ile yapılmış. Başlığı: “M. Kemal Gelse, Bu Kemalistleri Sopayla Kovalar...”
“Sizce Şeriat tehlikesi var mı?” sorusuna Profesör Oran şu cevabı vermiş:
“Hayır, Şeriat tehlikesi yok. Çünkü bu adamlar artık Şeriatçı değiller. Bu adamlar artık küçük burjuva. Şu anki kavganın dinle ilgisi yok. Bu kavga, küçük burjuvaların kavgası... Bu kavga, bir zamanlar ‘Anadolu Sermayesi’ denilen kasaba eşrafının artık küçük burjuvalaşarak, 1930’lardan beri ülkeyi yöneten yerleşik ve eski seçkinlerin karşısına ‘Yeni bir elit’ olarak ortaya çıkması sonucunda meydana geldi. (.....) Bugüne kadar aydın kanat iktidara hâkimdi. Şimdi esnaf gelip iktidara ortak olmak isteyince korkuluyor. Çünkü esnaf kasabanın ortamını, ‘İslam’ı ve muhafazakârlığı’ sırtında taşıyor. Hâlbuki o İslam artık ehlileşti. Çünkü burjuvaziye katıldığında esnafın artık tek kuralı, kârını maksimize etmektir...”
Baskın Oran, Şeriat tehlikesi yok diyor. Doğrudur, bugün hepsi için geçerli olmasa bile İslâmcıların büyük kısmının derdi din ve Şeriat değildir. Paradır, zenginliktir, kârını ve servetini arttırmaktır, lükstür, konfordur, zevkli ve keyifli bir hayat sürmektir.
1950’li, 60’lı yıllarda dini kesimde samimiyet vardı, aşk ve şevk vardı, temiz heyecanlar vardı. Bunlar mâzide kaldı.
Dini imanı para olan birtakım adamlar rant yemek için “ehlî” bir İslâm türettiler.
Türkiye’deki din ve laiklik kavgası aslında bir rant kavgasından ibarettir.
Kendilerine “Beyaz Türkler” diyebileceğimiz bir sınıf Türkiye’nin rantlarının aslan payını yiyordu. Bankacılık, finans, büyük sanayi, ithalat, ihracat, dağıtım... Büyük halk yığınları, esnaf, taşralılar, muhafazakâr Müslümanlar bunlarla rekabet edemezdi. Şimdi bu denge iyice bozuldu. Beyaz Türkler çok direndiler, çok haykırıp feryat ettiler, dehşetli engellemeler yaptılar fakat “Yeşil Sermayenin”, “Anadolu Kaplanlarının” ilerlemesine, gelişmesine mâni olamadılar. Rantları tehlikede... “Rantlarımızı yedirmeyiz!..” diye bağıracak ve ağlayacak halleri yok... Ne diye bağırıyorlar, “Laiklik elden gidiyor... Kemalizm tehlikede... falan filan...”
Beyaz Türkler genellikle pek temiz çalışmıyorlardı... Yeşillerin de hepsinin tertemiz olduğu iddia edilemez. Türkiye bir Akdeniz-Latin kültürüne sahiptir. Böyle ortamlarda, şimal ülkelerinde görülen berraklık ve şeffaflık görülmez.
Başta Kayseri olmak üzere Anadolu, akıl almaz iktisadî, ticarî, sınaî başarılar sergiliyor,
30’lu yılların sonuna doğru bütün Türkiye’de lise sayısı (Akşam Kız Sanat Okulları dahil) 40’ı geçmiyordu. Şimdi öyle mi? Kaliteleri yetersiz de olsa her taraf lise ve üniversite dolu. Müslümanlar da artık okuyor, köy çocukları üniversite tahsili yapıyor. Gerçi Beyaz Türkler, servetleri sayesinde bir kısım çocuklarını dünyanın parlak üniversitelerinde okutuyorlar. Lakin Anadolu çocuklarıyla baş etmeleri artık çok zor.
Rantlarını kaptırmamak için Beyazlar, şeytanı bile şaşırtacak senaryolar hazırlıyorlar. Önümüzdeki seçimleri yaptırmama, ülkede Kemalist bir diktatörlük kurma gibi çılgınca hayalleri var. Savaştan bile medet umuyorlar.
Bunları başarabilirler mi? İşleri gerçekten çok zor.
Müslüman çoğunluğun, taşralıların okuması, yüksek tahsil yapması, zenginleşmesi, ülke idaresinde söz hakkı istemesi sancısız olmuyor.
Beyazların temel prensiplerinden biri şudur: Onlara benzeme, onları benzet...
Bu benzetme işinde pek başarılı olamıyorlar.
Milli Eğitim okullarında Tevhid-i Tedrisat ilkesi ışığında beyinleri yıkamak istiyorlar, yıkayamıyorlar.
YÖK vasıtasıyla üniversiteleri ideolojik bir fidelik haline getirmek istiyorlar, yine başarılı olamıyorlar.
İpin ucunu ellerinden kaçırmışlar.
Gürültü bombaları attırıyorlar... Vatandaşlar ölüyor... Bir sürü yaralı, yine yeterli olmuyor.
Bakalım ileride ne olacak?
Bu kavganın ardında 100 milyarlarca dolarlık bir rant kavgası yatıyor.
Öyle Beyazlar var ki, ayda 100 bin YTL maaş alıyor.
Saray gibi villalar, köşkler... Akıl almaz derecede lüks ve güzel yazlıklar... Lüks arabalar, yatlar, özel uçaklar, helikopterler... Faiz gelirleri... Yakın geçmişte bir gecede devalüasyon ile vurulan milyarlarca dolar...
Onlar ölseler bu rantları terk etmezler.
Müslümanların bir kısmını para sevgisinde, zenginlik hırsında, lüks ve konfor iptilasında kendilerine iyice benzettiler. “Benzeme benzet” derken, o Müslüman sınıfı başlarına belâ ettiler.
Artık namazdan bile son derece tedirgin oluyor, işkilleniyorlar. Aslında köylülerin, küçük esnafın, işçilerin, emeklilerin, fakir fukaranın namaz kılması onlar için hiç tehlikeli değil. Lakin okuyanlar, zenginleşenler, güçlenenler, memleket idaresinde söz hakkı isteyenler namaz kılarlarsa felâket olur, Beyazlık büyük yara yer.
Beyazlarla Yeşiller arasındaki bu kavga, bu çekişme nasıl sonuçlanacak? Birkaç ihtimal var. Rant kavgası derken, Türkiye bölünüp parçalanabilir, korkunç facialar yaşanabilir.
Beyazlarda paylaşım zihniyeti ve ahlâkı yoktur. Biz bu memleketi sokakta bulmadık diyorlar. Bu ülke bize atalarımızın mirasıdır diyorlar. Bu topraklarda bizim ideolojimiz, bizim düzenimiz, bizim ilkelerimiz ebediyete kadar hüküm sürecektir diyorlar. Yeşilleri büyük bir tehdit ve tehlike olarak görüyorlar. Onlara düşman olarak bakıyorlar.
Atatürk’ü kullanıyorlar, Profesör Baskın Oran’ın dediği gibi “M. Kemal gelse, bu Kemalistleri sopayla kovalar...”
Mehmet Şevket Eygi
milli gazete
NEŞE Düzel her hafta Radikal’de nefis röportajlar yayınlıyor, 4 Haziran 2007 tarihli röportaj Prof. Baskın Oran ile yapılmış. Başlığı: “M. Kemal Gelse, Bu Kemalistleri Sopayla Kovalar...”
“Sizce Şeriat tehlikesi var mı?” sorusuna Profesör Oran şu cevabı vermiş:
“Hayır, Şeriat tehlikesi yok. Çünkü bu adamlar artık Şeriatçı değiller. Bu adamlar artık küçük burjuva. Şu anki kavganın dinle ilgisi yok. Bu kavga, küçük burjuvaların kavgası... Bu kavga, bir zamanlar ‘Anadolu Sermayesi’ denilen kasaba eşrafının artık küçük burjuvalaşarak, 1930’lardan beri ülkeyi yöneten yerleşik ve eski seçkinlerin karşısına ‘Yeni bir elit’ olarak ortaya çıkması sonucunda meydana geldi. (.....) Bugüne kadar aydın kanat iktidara hâkimdi. Şimdi esnaf gelip iktidara ortak olmak isteyince korkuluyor. Çünkü esnaf kasabanın ortamını, ‘İslam’ı ve muhafazakârlığı’ sırtında taşıyor. Hâlbuki o İslam artık ehlileşti. Çünkü burjuvaziye katıldığında esnafın artık tek kuralı, kârını maksimize etmektir...”
Baskın Oran, Şeriat tehlikesi yok diyor. Doğrudur, bugün hepsi için geçerli olmasa bile İslâmcıların büyük kısmının derdi din ve Şeriat değildir. Paradır, zenginliktir, kârını ve servetini arttırmaktır, lükstür, konfordur, zevkli ve keyifli bir hayat sürmektir.
1950’li, 60’lı yıllarda dini kesimde samimiyet vardı, aşk ve şevk vardı, temiz heyecanlar vardı. Bunlar mâzide kaldı.
Dini imanı para olan birtakım adamlar rant yemek için “ehlî” bir İslâm türettiler.
Türkiye’deki din ve laiklik kavgası aslında bir rant kavgasından ibarettir.
Kendilerine “Beyaz Türkler” diyebileceğimiz bir sınıf Türkiye’nin rantlarının aslan payını yiyordu. Bankacılık, finans, büyük sanayi, ithalat, ihracat, dağıtım... Büyük halk yığınları, esnaf, taşralılar, muhafazakâr Müslümanlar bunlarla rekabet edemezdi. Şimdi bu denge iyice bozuldu. Beyaz Türkler çok direndiler, çok haykırıp feryat ettiler, dehşetli engellemeler yaptılar fakat “Yeşil Sermayenin”, “Anadolu Kaplanlarının” ilerlemesine, gelişmesine mâni olamadılar. Rantları tehlikede... “Rantlarımızı yedirmeyiz!..” diye bağıracak ve ağlayacak halleri yok... Ne diye bağırıyorlar, “Laiklik elden gidiyor... Kemalizm tehlikede... falan filan...”
Beyaz Türkler genellikle pek temiz çalışmıyorlardı... Yeşillerin de hepsinin tertemiz olduğu iddia edilemez. Türkiye bir Akdeniz-Latin kültürüne sahiptir. Böyle ortamlarda, şimal ülkelerinde görülen berraklık ve şeffaflık görülmez.
Başta Kayseri olmak üzere Anadolu, akıl almaz iktisadî, ticarî, sınaî başarılar sergiliyor,
30’lu yılların sonuna doğru bütün Türkiye’de lise sayısı (Akşam Kız Sanat Okulları dahil) 40’ı geçmiyordu. Şimdi öyle mi? Kaliteleri yetersiz de olsa her taraf lise ve üniversite dolu. Müslümanlar da artık okuyor, köy çocukları üniversite tahsili yapıyor. Gerçi Beyaz Türkler, servetleri sayesinde bir kısım çocuklarını dünyanın parlak üniversitelerinde okutuyorlar. Lakin Anadolu çocuklarıyla baş etmeleri artık çok zor.
Rantlarını kaptırmamak için Beyazlar, şeytanı bile şaşırtacak senaryolar hazırlıyorlar. Önümüzdeki seçimleri yaptırmama, ülkede Kemalist bir diktatörlük kurma gibi çılgınca hayalleri var. Savaştan bile medet umuyorlar.
Bunları başarabilirler mi? İşleri gerçekten çok zor.
Müslüman çoğunluğun, taşralıların okuması, yüksek tahsil yapması, zenginleşmesi, ülke idaresinde söz hakkı istemesi sancısız olmuyor.
Beyazların temel prensiplerinden biri şudur: Onlara benzeme, onları benzet...
Bu benzetme işinde pek başarılı olamıyorlar.
Milli Eğitim okullarında Tevhid-i Tedrisat ilkesi ışığında beyinleri yıkamak istiyorlar, yıkayamıyorlar.
YÖK vasıtasıyla üniversiteleri ideolojik bir fidelik haline getirmek istiyorlar, yine başarılı olamıyorlar.
İpin ucunu ellerinden kaçırmışlar.
Gürültü bombaları attırıyorlar... Vatandaşlar ölüyor... Bir sürü yaralı, yine yeterli olmuyor.
Bakalım ileride ne olacak?
Bu kavganın ardında 100 milyarlarca dolarlık bir rant kavgası yatıyor.
Öyle Beyazlar var ki, ayda 100 bin YTL maaş alıyor.
Saray gibi villalar, köşkler... Akıl almaz derecede lüks ve güzel yazlıklar... Lüks arabalar, yatlar, özel uçaklar, helikopterler... Faiz gelirleri... Yakın geçmişte bir gecede devalüasyon ile vurulan milyarlarca dolar...
Onlar ölseler bu rantları terk etmezler.
Müslümanların bir kısmını para sevgisinde, zenginlik hırsında, lüks ve konfor iptilasında kendilerine iyice benzettiler. “Benzeme benzet” derken, o Müslüman sınıfı başlarına belâ ettiler.
Artık namazdan bile son derece tedirgin oluyor, işkilleniyorlar. Aslında köylülerin, küçük esnafın, işçilerin, emeklilerin, fakir fukaranın namaz kılması onlar için hiç tehlikeli değil. Lakin okuyanlar, zenginleşenler, güçlenenler, memleket idaresinde söz hakkı isteyenler namaz kılarlarsa felâket olur, Beyazlık büyük yara yer.
Beyazlarla Yeşiller arasındaki bu kavga, bu çekişme nasıl sonuçlanacak? Birkaç ihtimal var. Rant kavgası derken, Türkiye bölünüp parçalanabilir, korkunç facialar yaşanabilir.
Beyazlarda paylaşım zihniyeti ve ahlâkı yoktur. Biz bu memleketi sokakta bulmadık diyorlar. Bu ülke bize atalarımızın mirasıdır diyorlar. Bu topraklarda bizim ideolojimiz, bizim düzenimiz, bizim ilkelerimiz ebediyete kadar hüküm sürecektir diyorlar. Yeşilleri büyük bir tehdit ve tehlike olarak görüyorlar. Onlara düşman olarak bakıyorlar.
Atatürk’ü kullanıyorlar, Profesör Baskın Oran’ın dediği gibi “M. Kemal gelse, bu Kemalistleri sopayla kovalar...”