Tam Sürümü Görüntüle : Turgay Fisekci
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:42 PM
90. YAŞGÜNÜNDE NÂZIM HİKMET'E
Hayatı senden öğrendim
Bir gelinciğin taç yapraklarının nasıl sevileceğini
Dünya'nın nasıl "müthiş" bir meyva olduğunu
İnsan bundan henüz habersizken
Senden öğrendim.
Hayatı senden öğrendim
Kıskanarak kazanamayacağımı kimseyi
Sevince ölçüyü bir yana bırakmayı
Senden.
Dövüşmek zorunda kalmaktan hep ürktüm
Büyüdüğüm bağlarda yoktu en küçük bir çelişki bile
Nurtopu gibi bir oğlandım ilk aşkımda
"Saman Sarısı"na sardım
Sevgilimin kazağından çaldığım saç tellerini.
Hayatı senden öğrendim.
Şiirle nasıl değişebileceğini insanın
Şiirin odun kesebileceğini
Bilinmedik kumaşlar dokuyabileceğini
Can eriğin suyu olabileceğini
Senden.
75. yaşgününde de kalabalıklara okudum şiirlerini
Hepsi çok seviyordu seni.
Mektuplarını okusam
Yüzüne bakmazdı hiçbiri
Bütün sevgilerden sıcaktı satırların
Her sözcüğünde çatlayan karpuz sesi
Anadille dinmeyen bir kavuşma isteği.
Sen ne Anadolu'da bir köy mezarındasın
Ne de Moskova'da
--Mezarda olma düşüncesi yakışmıyor sana-
Sen Türkçe'desin.
Türkçe'ye gömüldü
Kalemin
Parmakların
Kolun
Beynin.
Halkına sunduğun kırmızı elman
Yeryüzüne.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:42 PM
ANSIZIN BİR UMUT
Odeon Alanı'na çıkan
Rue Ecole de Medicine'de
1993 haziranının sonlarında
Bir Perşembe günü
Bana nasıl park bileti alınacağını
anlatan insan,
Ah, böylesine aydınlık
Başkalarına da anlatsan,
Bu dünya nasıl sevilir
İnsanlar nasıl,
Sömürü nasıl biter
Çevre nedir?
Bir bardak nar şurubu gibi yüzünde
Boncuk boncuk yaşam sevinci,
Sonra bir daha anlatsan...
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:42 PM
ASMALARIN DANSI
1.
Bir Akdeniz Haziran’ında
Öğleye doğru.
Yalnızca kavaklar altında öten cırcırların sesi
---Sıcaktan kaçın diyen sirenler---
Taş sofada
Güneşin yaktığı otların ve toprağın soluk kesen buğusu
Sırtları serin duvarlarda
Köşede yirmi taş oynayanlar :
Kız ergen gibi , oğlan daha kısa pantolonlu.
Kızın taşları süpüren eli
Oğlanın paçasından yavaşça süzülüyor içeri.
Birazdan yüklük odasında
Her günkü oyunlar.
2.
Yağmurlu günlerde seviş benimle
Kuşlar çinko damı gagalarken
Tenimin kokusunu değiştiren yağmurlarda
Sıcak öğlesonlarında seviş benimle
Buhurlar tüterken tenimden
Yanan toprağın buğusu soluğumken
Bahar günleri dereboylarında seviş benimle
Kestane saçlarında kelebekler asılıyken
Yaz *******i kurumuş dere yataklarında
Sıcak kumlar yatağımız , söğütler çatımız , duvarımızken
Ne olursa olsun sabahları seviş benimle
Dinlenmişliğin gücü kaslarında
İçinde ne varsa dökmenin hazzıyla saran
Sonra ilk kez görür gibi algılaman için
Her sabah öylece bırakayım seni dünyaya
3.
Kol kıvrımımdan öp beni
Tüylerimin arasında yollar açan dudaklarınla
Mavi damarlarımdan
Bileklerimden öp beni
Nabzımın tıpırtısı tavşan dudağını titretsin
Öpüşten bilezikler kollarımda
Parmaklarımın ucundan öp beni
Soyulmuş yumurta beyazlığındaki etimden
Öpüşlerin yanıp geçen bir ışık değil
Uzun yazların güneşi gibi kalsın tenimde
4.
Asma bahçelerde gezerken omzuna değen elim
kristal taneler gibi döküverir seni toprağa
Basma entarinin çıplak altı ter ter istek
Altımda canlı , bulunmaz bir yumuşaklık
sırtımı göğe dayayıp beni ezen
Memelerini emerken , bacaklarını kıstığında
solumaların volkanik lavlar
Sen bitersin başlar asmalar
açıp kollarını dans etmeye
Neyimi beğenir bilmem
bırakmaz beni
Yeşil , filiz dudakları
Geniş yapraktan elleri
dönerken çevremde
sürünür boynuma
göğsüme
Sallar memelerini salkım sal
-kım
Hangisi tatlı , bir de bundan em bakalım!
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:42 PM
BİR AŞKI AÇIKLAMAK
Bir aşkı açıklayacak sözcükler kaldı mı
Tüm sözcükleri yitirmedim mi tek tek insan yüzlerinde
Gözyaşı damlalarıydı her biri
Gözlerim kuruduğunda konuşmayı unuttum
Uzun savaşlar sonrası tükenmiş bir dünyada
Karşılaştığım insanlara ne söyleyebilirim
Her sözcük söylemek istediğimden başka bir şeyken
--- Aşkı tanıdın mı
Aşkı tanıdın mı
Onu oturduğumuz bir masada bulmadık mı
Yüreklerimizi harmanlayıp yeniden paylaşırken
Bir bahar günü daha çiçeğimi aradım dallar arasında
Bir hayatın bir aşk için olduğunu düşünerek
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:43 PM
BİR SABAH ŞARKISI
Açıyorum gözümü
Karşımda sen
Toprağın kokusu üzerinde
Geldiğin yolları sormuyorum
Mavi bir sabah
Kuş cıvıltılarından bir taç alnında
Oturuyorsun yatağımın kıyısında
Yüzün yumuşak
Bekler gibi bir öpüşü.
Sessiz bir sabah
Gözlerinin pınarından çekip alıyorum sözcükleri
Yüreğinde bir sitem var söndüremediğim
Yaksın istiyorum beni o ateş
Tek sen üzülme.
Ellerin sabah mahmurluğunda
Bir insan yüreğinde olabilecek tüm duygularla
Şafağın ilk ışıkları gibi beyaz
Dokunuyor yanaklarıma
O anda dünyada
Sevgiden başka bir gerçek..
Bugün ağlamayacağım
Yaşadığımı düşünerek.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:43 PM
BİR SOLUKLU ŞİİR
Baharın bu ilk gülüşünde
Bugün, şu an nerdesin
Aklıma düştün
Mum ışığı yalnızlığımın içinde
Yeşil kınalı ördeklerin yüzdüğü gözlerin
Çocuk ezgileriyle uçuşan eteklerin
Dokunmak istiyorum boynuna şu an
Terini emen bir mendil gibi
Dokunmak istiyorum alnına
Toprağa bir gizimi döker gibi
Sürmesini istiyorum şu hüzün anının
Ne zamandır böylesine özlemedim seni
Hayatımız adanmış, durmak pas ve kir
Nöbette bir sigara içimi
Şu hüzünlü dakikalar, şu özlem, şu şiir
Yanıbaşımdan akıp gidecek biraz sonra
Hayatın denizi yutacak bu hüznü
Kanla dolu o deniz
Bahar da olsa yaz da
Tükenmeyen acıların denizi
Anacığım dudaklarım titrer
Sıralasam isimlerini
Tüm güzelliklerimizi akıttık o denize
Bu ülkede tek şey güzel
O denizin rengi şimdi
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:43 PM
DOKUMACI KÖLENİN TÜRKÜSÜ
Umut taşımak yasak bana
Yasak bir tomurcuk gülün elinden tutmak
Yaşamım mekik atmak tezgâhta
Ve ağrıyan kaslarla uyanmak sabahları
Güneş parlar durur yıllardır
Karşılıksız bir sevgiyle her sabah başucumda
Güneşe karşı vücudumu
Çırılçıplak verip toprağa
Gökleri saracakmışım gibi
Arzuyla kollarımı açmak
Yasak bana.
Saçlarımı çözemedim güneşe
Aya gösterdim *******i
Umutlarımı okşayacak bir el bulurum diye
Spartaküs zincirlerini kıramadı ya
Yine de sardı beni.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:43 PM
EV ÖDEVLERİ
Herkesin görevleri olurmuş evde
Kısacık ev hayatları olanların bile.
Bulaşık Piraye'ninmiş, kurulama Nâzım'ın
Behçet, elinde filesi, hep alışverişte
Kurallar koymak bile bir anlaşmazlığı gösterir evde
Ben inanmam kurallı hayata
Ev, herşeyiyle herkesindir.
Bıraksalar hayat boyu yapabilirim yemekleri
Fena değildir elimin ayarı, doyurur herkesi
Bir evi doldururum tek başıma da.
Fatoş el sürdüğünde sanata dönüşür sıradan her şey
Öyle doldurmuşuz ki hayatlarımızı
Çekildiğinde birimiz, boşluk kalmaz geride
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:44 PM
EVDEN İŞE
Bakın nasıl olmalı
Biliyor musunuz dünya?
İnsan yürürken sabahları
Çevresi sessiz olmalı
Yani sudan gelen hafif bir rüzgâr
Traş losyonlarında bulamadığımız
İnsan yürürken sabahları
Çevresinde ağaçlar olmalı
Fazla sık olmayan
Ne serbestçe yürümeyi engellesin
Ne gölgesi eksik olsun üstümüzden
Biz güneşli bir ülkeyiz
Toprak hep nemli olmalı
Tadı ve kokusu unutulmasın
İnsan yürürken sabahları
Her an oturabileceği sıralar bulabilmeli
Çay , kahve içebileceği
Diz kadar bir sehpada
Kendi hayatına egemen bir insan olarak
Gününü planladığı
Sabahları böyle bir yürüyüşle gelmeli işe.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:44 PM
Güz Bahçesi
Güz Bahçesi
Altın sarı yapraklarda
Hayatın son kez yansıyan ışığı
Solarken yüzümde
Şiir
Kirlenen bir su gibi çıkıp gidiyor hayatımızdan.
Üzerinde unutulan meyvaları şarabî nar ağacı
Çiçeklerini anımsayan kim kaldı
Altmış yıllık çam, nasıl
Bu denli kıyıda kalabildiğine şaşkın
Orman oynamaz mı yerinden
Portakallar birer güneş olup yükselmez mi güz bahçesinden?
Ilık toprakta taze güz çimeni
Soluğuyla nemleniyor yüzüm
Asmada kalmış bir salkım
Son kırlangıcın şırası
Hüzün, güz bahçesinde kızkardeşim
Kameriyedeki ıslak sırada
Çocukluğum tarlalarda
Leylek peşinde
Uzakta, göğün ve denizin griliği içinde alevler
Arıtımevi bacalarında parlayan bayraklar
Ayva dallarıyla karışan fındığın dibinde
Henüz çürümemiş bir tane
Sincabım nerde, ben nerde!
Bu güz bahçesi sonu hayatın
Baharı bir daha görmek
Uzun, uzun bir gecede beklenen leylek
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:44 PM
HERŞEY YIKILIRKEN ŞİİRİ AYAKTA
Kıskanılacaksa büyük şair
Hayatıyla kıskanılmalı.
Şiir, hayata göre kolay bir eylem.
Bir gün uğraşılarak güzel bir şiir yazılabilir:
Mavi bir göğü pembeye boyayan
Birkaç erguvan ağacını,
Bir çınar gölgesindeki
Serin bir su sesini,
Bir yakınlığı düşleyerek.
Hayatın zor biçimlenen gereçleri ise
Hep zorlar şiiri.
Bir insandan
Bir kentten
Bir kitaptan
Şiire ulaşmaya çalışırken
Böyle bir duyguyla kıskandım işte Weimar'ı
Goethe'nin elinden çıkmış bir parkı olduğu için.
O parktaki ağaçlar şairin diktiği gibi
Yolları, alanları onun düzeniyle
Ilm ırmağı şairin dönemindeki gibi pırıl pırıl.
Uzun kışlarına Kuzey'in
O sonsuz yeşil yağmurların içinde
Beyaz bir fulya olan Roma evi
Şairden bir armağan.
Şairlerin kurdukları birer okulları olsa kentlerin
Şairlerin düzenledikleri hayat alanları
Dünyaya beklenilmeyen güzellikler sunan.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:44 PM
HÜSEYİN ERDEM
Gözlerim açıldığında
İlk gördüğüm insandın
Bütün insanları senin gibi sandım
Bingöl suları bir masaldı anlattığın
Avucuna alıp, yüzünü gömünce
Sıçrayan damlacıklarda nisan kuzucukları.
Al kilimli atlar, çağıldayan sulardan geçerdi
Suyun ötesinde hep bir bekleyen vardır
Her masaldan her gerçeğe giden yolda
Alnımı serinleten küçük odamdı elin.
Çocuktum, âşıktım
Güneş vuran bir üzüm tanesinin içindeki ışıktım
Bir sözünle yüzme öğrendim :
--Kendini suya veremeyen hiçbir şeye veremez.
Dünyaya baharlık elbiseler biçer ellerin
Bir gün nasıl olsa alıp giyecektir
Yufkalar açar, muska börekleri yutturur
Zehir zemberek insanı muma döndüren.
Sırtını ovar dünyanın ellerin
Yıkımlar içinde yığılmışken dizleri üzerine.
Sesin, yeni bir günün ışığıdır, aranır
odalarda, sofalarda
balkonlardan sarkıp komşulara taşar
Rum, Ermeni komşulara
bir fincan pirinç
bir bardak zeytinyağı gibi.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:44 PM
KARA KIŞ
Asma bahçelerde hurma rakıları yok
Ne bir çiçek taraçalarda
Ne bir yudum su
--Uydu fotoğraflarında ağlayan insanlar görülür mü?
Yanık kokuları köreltmiş burunlarını
Dilleri kurumuş mart kedilerinin.
Şafakla gelen ölüm kuşları
Bırakıyor toprağa tohumlarını.
--Radarlar görür mü yanan badem ağaçlarını?
Can Yücel alkolle yüreğini bombalar her gece
Güler yoksa sütsüz kalır şiir yavruları.
Binlerce kez yakılan kentler
Her kuşakta örselenen kişilikler
Yıkılmamayı öğrenirler bir gün.
Bombalar altında da gelir bahar
Kara yağmurun çiçekleri de kara açar.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:44 PM
KUVÖZ
Heyecanla kalkıyor başım yastıktan.
Bugün de doğdum.
Bahçede çan çiçeklerinin çınıltıları
Camda kül kedi, gözleri Kütahya çinisi.
Senin dünyandayım.
Kuzu kestanesi kokuyor yüzün
Her şey iki insan arasında olması gerektiği gibi.
Küstümotuna kimse dokunmuyor
Küpeçiçeği başucuma sarkıyor.
Bir iç sıkıntısı
Odamızı genişletir Trakya'ya doğru
Klarnet sesleri çoğaltır hayatın anlamını
Köyevleri siler gözyaşımı.
Hiç çıkmak istemem bu kuvözden
Yatağımız, birlikte yaptığımız salımız
Oradan seyrediyoruz
Tufan'ına doğru uzaklaşan dünyayı.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:45 PM
KUŞKULUYUM YAŞADIĞIMDAN
Günler boyu sana giydireceğim renkleri aradım fırçalarımla
Beyaz bir denizdin
Göklerinde süs kirazları uçuşan
Bir erguvanın dudak izleri kulaklarında
Kuşkuluyum yaşadığımdan
Göztaşları gözlerinden fışkırırdı asmalara
Parlak balta vücudun bölünce suları
Saplandığın mavi ben olayım istedim
Yalımlı sırtından doğan ışık gözümü aldı
Damlacıklar yedi renkli dereler olurdu saçlarında
Mavi sular , akvaryumumuz , kara zehir denizi
Gel yüzelim sevdiğim bir çift yunus gibi
Saçımdan öpme! Zivt bulaşır dudağına
Denize girip saçını kesti keseli
Artık dudaklarımız büyük bir makinanın iki dişlisi
Sırası gelince birbirine geçen
Kuşkuluyum öptüğümden
Bugün sosyal bir insanım sevgilim , nörofren aldım
Yine de dünya topuğu düşmüş bir pabuç gibi aksıyor ayağımda
Beyaz bir lekeyim seni seyretmek için yerleşmiş tuvaline
Orman geniş olsa da korku saçılır av yollarından
Yaşasam da bugün kuşkuluyum yaşadığımdan
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:45 PM
KUŞSUZLUK
Sait Faik'in anısına
Kuşlara yer kalmadı artık
Geçen yaz bıraktığı köyü bulamıyor leylekler
Asit yağmurları örttü üzerlerini
Kırlangıçlara ne çatı altları kaldı yuva yapacak
Ne ıslatıp biçimlendirecekleri toprak
Şıra içemezler artık
Asma kütükleri kahverengi birer haç
Petrol denizlerinde renkleri değişti martıların
Yalıçapkınları bilirler mi
Avları metal ölüsü bir balık.
Kuşlar için evler yapardık oysa
Penceremizde, saçağımızda, bahçemizde
Sesleri alıştığımız bir şeydi
Ne oldu da uzaklaştık kuşlardan
Kuşsuz dünya, biraz da insansızlık değil mi?
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:45 PM
Mektup
Mektup
Nefret ediyorum kendimden
Erken yattığım akşamlar
Günün kurşun yorgunluğuna yenilip
Bir patates çuvalı gibi devrilince yatağa
Yaşadığımız hayat başkalarının da
Bizim için ölenlerin
Bizim için yaşayanların
Gün gün, dakika dakika
Tüm hayatlara borçlu yaşıyoruz
Belki bundan ter içinde fırlamak yataktan geceyarıları
Sarılmak bir kitaba
Sarılır gibi susuz *******de yare
Başımdan aşağı döktüğüm soğuk suların
Vücudumda cazlaması bundan
Belki O beni uyutmayan
Çelik ışıklı insan gözleriyle
Bir hayata nelerin sığabileceğini anlatan
Akan terler
Kimsenin geçmediği
Bembeyaz yollar açıyor yüreklerde
Tüm bilim, yaşam ve sanat
Geçmeli bu yollardan
Yürürken sevdiğime.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:45 PM
NİŞANLI KIZIN AĞIDI
Göğsün papatya tarlası
Ah, sarardın beni
Sevgilim, sevgilim
Kolların nerde şimdi
Kirpiklerinin ucuna
Asmıştım yüreğimi
Mavisinde yittiğim
Gözlerin nerde şimdi
Bilgeceydi dostluğun
Sevgiydi sunduğun
Yıldız gözlüm, gündüzüm
Işığın nerde şimdi
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:45 PM
OLGUNLUK
Güneşin altında
Kara toprağın üzerinde
Olgun bir domates gibiyim.
Güneş kokuyor bedenim
Çıplak ayaklarım toprakta
Hep burdaymışlar gibi yerleşik.
Güneş ve toprakla beslenir yıllardır
En güzel meyvesine hazırlanan dilim
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:45 PM
ON YIL ÖNCE
Mevsimlerin dışımızda değiştiği zamanlardı
Hep korunarak geçen günler
Kalkık yakalar , düşük omuzlar
Her an belki bir…
Erguvanların görülmediği bir Nisan’dı
Süs kirazlarının bilinmediği
“Bugun kim?” diye açılan sabahlar
Erguvansız , gri bir Nisan’dı
Ölmemek
Bir insanın sevdiklerine verebileceği tek armağan.
Server Hoca’nın resmiyle açıldı gün
On yıl öncesinin bir Nisan sabahı
Ak çarşaflar içindeydi
Papatya tarlasında uyur gibi.
Ne sevinç , vurulup ölmemek!
Yitse de bedenin bir parçası.
Hocam değildi , derslerine girerdim
Shakespeare tragedyasında bir oyuncu
En çok sesi ve elleriyle oynayan.
Ona en yakışan söz :
“…Ve yükseliyordu proleterya!”
O an kürsünün altından çıkıp
Parmak uçlarında yükselen
Koca yumruğu başının yanında bir ikinci yüz
Yeniden doğar gibi söylenen o söz…
XVIII. yüzyılın sonları
Aydınlanma. Aydınlandık.
Bahçesinde erguvanlar açmıştı okulun
Bir kızla öpüşmek kadar güzeldi dalında oturmak
Kiraz çiçekleri , rüzgârda dağılıveren ilkgençlik
Sesi kulağımda Server Hoca’nın
“Ve yükseliyordu proleterya!”
Bir gün ziyaretine gitmiştim
Yaşayan , yani çalışan ve üretendi
Maddenin en canlısı yürekti
Bu dizemi söyledi bana ve başkalarına.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:46 PM
SANA YARAŞAN
Sana yaraşan şiiri nerden bulmalı
Gülersin
Mum çiçeklerinin pembe kokusu yayılır dünyaya
Günebakanlardan bilinir yerin
Ezan çiçekleri akşamı beklemez , açar
Güçsüzleşir kalemim
Sana yaraşan şiiri nerden bulmalı
Ağlarsın
Gözyaşların uğur taşı olur çocukların göğsüne
Kötülük utanır kendinden
Anneyle baba barışırlar
Ben , sulugözlü ben
Bilemem ne yapacağımı
Yürüsen şiirler kaçışır
Sanki incecik bileğinden dökülürler
Beyaz , ipek çorabın sardığı
İçimde aşkım akan mavi damarların geçtiği
İncecik bileğinden
Başka türlü mutlu olamam
Sana yaraşan şiiri nerden bulmalı
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:46 PM
SON DÜNYA SAVAŞI
Sığınaklara indirelim kuşları
Ne ciğerlerinin dayanabileceği gökyüzü
Ne içebilecekleri bir yudum su kaldı
Sığınaklara indirelim balıkları
Kurşuni gövdeleri kurşunlaşmadan
Sığınaklara indirelim ağaçları
Cevizleri, çınarları, servileri
üzerindeki sincaplara dokunmadan
Arı bakışını çocukluğun
indirmeliyiz sığınağa
kirli bir kâğıt para gibi buruşmadan
elinde hayatın
Ucu işlemeli mendili, kavun kokusunu
Yumuşaklığını bir dere yatağının
Penceredeki hanımelini
Zor günlerde alnımıza konan o eli
Sığınağa indirelim Dünyayı
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:46 PM
SORMA BANA
Sorma bana kimim
Nerden geldim buraya
Gözlerimdeki kırmızı bulutlar
Hangi günlerden sorma.
Elbet olmuştur geçmişte
Açıklanamaz şeyler
Bağlardan çaldığım üzümleri
Yemişimdir yaslanıp mavi göğün göğsüne
Sorma bana kimim
Yaşım kaç , işim ne?
Bana “seviyor musun?” de.
Başka bir şey sorma.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:46 PM
SU ISIT SEVGİLİM
Su ısıt sevgilim yıkanayım
Üzerimde dünyanın tüm kirleri
Onlardan arınmadan sana sarılma’yım
Su ısıt sevgilim yıkanayım
Şimdi dışardan geldim
Yalanlar söyledim , iftira ettim
Onurum yitti , para kazandım derken
Su dökmeden ekmeğe el sürme’yim
Alın terim bugün de soğuk , kuşkulu aktı
Gömleğim ıslandı ama tenim soğuktu
Tedirgin bu hayatın sınırlarından
Bekledim soluklanmaya akşamı
Sevgilim , kırlarda bir gece senin kokun
Beyaz yüzün , sarı gözlerin
İnsan yürekleri yetiştirdiğin toprak
Ben sana su , ekmek getiren
Sen böyle olmasan , böyle beyaz
Gözlerin böyle sarı bakmasalar
Hep ilk kez sarılıverecekmiş gibi
Ben başkası olurdum o zaman
Su ısıt sevgilim yıkanayım
Üzerimde dünyanın tüm kirleri
Bir sen varsın kalbimi koruyan.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:46 PM
UYGARLIK
Temelinde toplugömütler
İnsan derisinden abajurların aydınlattığı odalar olan
Aç çocuk gözlerinin
Çan sesleri gibi rüzgârlarda dağılıp unutulduğu
Bir uygarlık bizimki
Bu yüzden
Kuşku duymadan sevemez kimse kimseyi
Sevinç sınırsız
Mutluluk karşılıksız
Refah, karın ve göz tokluğundan öte bir şey olamaz.
Işıklı vitrinler hiç değil
Ne de dakik işleyen hızlı trenler
Tertemiz caddelerin altı genç kemiklerle örülü
Uygarlık bize daha çok uzak
İlk insandan bu yana
Acı çektirdiğimiz kadar insanı
Mutlu kılmadıkça
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:46 PM
İLK GÜNÜN ARDINDAN
Mutluyum
Oturduğun semti
Ev arkadaşını öğrenmekten
Yaşını
İşlerini
Okulunu
Zamanı nasıl geçirdiğini
Hepsi düşündüğüm gibi çıktı
Uzaktan güzel bir çiçektin
Yanına geldim
Çiçekten bir insan gördüm
Yüzündeki beyazlık
Bahar sabahlarının ıslakçiği
Doğduğun kentin dağlarındaydı o saflık
Çamların dibinde açmış fulyaların yüzünde
Bir de sende gördüm
Gözlerinin derin göller gibi durduğu
Temiz
Beyaz
O insan yüzünde
Mutluyum
Bir saat karşında durup
Yüzüne bakabildiğime
Hayatta tek isteğim buydu
Mutluyum seni sevdiğime.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:47 PM
İNSANLIK
Çok kadınlı olmak gibi çok kentli olmak da
Varsıl bir duygunun yükselip
Rüzgârda bir bayrak heyecanı
Toprak veriminin insan mutluluğuna dönüşmesi
--Fısıltılar Köprüsü
Özlenen bir içkinin adıdır.
Çok insanı sevmek gibi çok kenti sevmek de
Sokağa çıkarken 20 Nisan 1949'muş gibi
Pleyel Salonu'na Barış Kongresi'ne gider gibi
Bir insanda bir kenti sevmek
--"İnsanlık"
Özlenen bir sokağın adıdır.
Bir ulusu sevmek gibi bütün ulusları sevmek de
Hepsiyle konuşulur, gülünür, oynanır
En sevdiğim arkadaşım, Hüseyin
İstanbul'da komşularından öğrenmiş
Çok güzel Rumca konuşan bir Kürttür
--Dünya
Özlenen bir yemeğin adıdır.
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:47 PM
YİTİK BAHAR
Hayat , kar altında kalan bahar
Çiçekleri üzerinde ölüyor en bereketli ağaçlar
Üretkenlik dört duvar arasında
Kar yağıyor bahar dallarına
Üç bin yıllık hayatın bilgesi
Sevene acı veren , bedeni bal ülke
Işıklarının ardından solup gidiyor insanlar
Kar yağıyor güneşli kirpiklerine
Yalnız sevda ve kocalma hüznünü yakıştıran ozan
Karşında bir sigara içip ölebilirdik
İlk sen mi soldun böyle uzak toprağından
Karadeniz’de yatanlar , adları yitik
Boyna dolanan kent , Magosa Kalesi
Hepsi sayılsa tüm bir tarih mi
Hayat , kar altında kalan bahar çiçekleri
Yazın tek tük meyva dallarda
Kim doyacak , kim doyuracak
F.S.Mehmet1453
08-18-2007, 11:47 PM
YÜZYILIN SONU
Bu bürümcük elbise
onu dokuyanın güzelliğini kattı
asma bir gül gibi
balkon demirine yaslanan bedenine.
Sana uzanınca
çatıdan düşen mor bir çavlana bulandım
begonvil yumağında uyuyup kaldım.
Sayılar geçti sıra sıra
Ülkeler yarıştılar kömürde, çelikte
--Herkesin ne çok silahı!
Hiç kimse yarışmadı
Kimin daha çok gülü diye.
Kim daha çok sever akasyaları
Kim bekler portakalların çiçeklenmesini
Yalnızca altında bir soluk için.
Elim seni içeri çekmeye çalışıyordu
--Tekstilde Avrupa'yı giydiriyoruz
Onlarca elbise dikerim her gün
Ne bir elbisem var, bir erkeği çekecek
Ne asma güllü bir balkonum.
Kameralar hızla dolaştı kentlerin sokaklarında
Yapılardan başka bir şey göremedi
Her şey alınıp satılıyordu
Gül bahçeleri bulunamadı.
Döneklikten döndü Kautsky
"Demokrasiden neden korkalım" dedik
Yüzyılın sonunda, yine başa döndük
Yıllar sonra ilk sevgiliye döner gibi
Duygularımız pek değişmedi ama
Sevgilimiz Dünya, çok hırpalandı bu arada.
Gözlerimi açtım
Salonun ortasında koca bir çınardın
Hayatım dallarının altında gölgeleniyordu
Bir kedi yavrusunu sevmek için
eğildin.
vBulletin® v3.8.11, Copyright ©2000-2026, vBulletin Solutions Inc.