![]() |
Kardeştir Alem Biline
1/: Bilir misin kardeştir? Güneşle gece, Siyahla beyaz, Erkekle dişi... *** Bilir misin kıştır baharı emziren ana? O hüzün saçan karanlıklar olmasa, Olmasa kanımızda dolanan gece, Anlamı yırtılır ihtiyar ayın, Güneş ise sarışın bir toptur göz çapaklarımızda, Parmaklarımızda döndürdüğümüz aşkın dönencesidir. 2/: Köpürür sodalı derya kıyısında sabunu bu âlemin, Ya da yeller ardınca savrulur varlık harmanı, Bilenen tek tırnak çizgidir, Törpülenen dişse çentik dağlara, Bilir misin komşudur? Karanlık zulmet ile güvercin gözlü adalet, Terkisindedir ve taşınır göklerde uçan atların, Apansız parlayan asabi afet, Ve nisanın elleriyle saçlarımızı okşayan rahmet. *** Bilir misin doğurgan dişi? Ay doğanda mavi yaylalara usulca, Koynuna girmededir ölümcül erkeğinin, Ölümü bile bile ama isteyerek... Dün böyleydi, Böyledir bugün, Yarın yanıltmayacaktır hiçbir ikilemi, Paradoks yanımızda duracaktır ilelebed... Ahmet Yozgat |
Kendimi Öğütürüm Un Diye
1/: Panikte bir yaralı karaca gibidir Yunus, Mevlana bir yanı yıkık değirmenin, Asırlardır süregelen kozmik dönüşünde... Bense karaca sever bir değirmenciyim, Kendimi öğütürüm un diye, Yüreğimdeki Karaca'yı beslerim... 2/: Panikte bir yaralı karaca gibidir ya Yunus, Bir Taptuk’a gebeyim ben belki de, Saklıyorum belki de alemden bildiklerimi. Ve eflatun bir sır gibi son saltanattan kalan içrek tarihi. Çünkü ben karaca sever bir değirmenciyim, Kendimi öğütürüm un diye efendiler, Yüreğimdeki karacayı beslerim... 3/: Ve ben ilk kez yalnız kırgınlığıma ağlayan, İki çift göz gördüm, Son düşümün ücra bir adresinde. Diktim iki çiçek gibi ellerimi gökyüzünün altında, Mevlana’dan arta kalan bir saksıya. Çünkü ben karaca sever bir değirmenciyim, Kendimi öğütürüm un diye, Yüreğimdeki karacayı beslerim... 4/: Son yaprağı düşerken semanın, Şebi aruz için yaktığım buhurdanın bulutlarına, Beklenmedik bir gün çavar, Bakarsın fizik biyolojiye aşık olur. Aşkın içinden kopar şahdamarı alemin, Kıl heybesi himmet dolu bir Yunus doğrulur. Çünkü ben karaca sever bir değirmenciyim, Kendimi öğütürüm un diye efendiler, Yüreğimdeki karacayı beslerim... 5/: Benim sıvasız akşamlarıma bakıp bakıp yukardan, Yalnız yoldaşına sarılıyorken hüzündaşım yıldızlar, Aşk ve ışk’a dair ne varsa terekede, Işık yapıp atarlar bir fenomen yay ile, Şiirimin çıkmaz sokaklarına... Çünkü ben karaca sever bir değirmenciyim, Kendimi öğütürüm un diye efendiler, Yüreğimdeki karacayı beslerim... 6/: O son masaldaki sihirli orman mı? Endişeye mahal yok efendiler. Mecnuna yoldaş olan marallar yine oradalar, Hünkarın aslanı yine kral, Sevgilerini kitap yapıp açarlar karacalar. Yapraklar süzülür sonbaharın gelişine yanarak, Bulutların ötesinde bir yerde yeni bir iklim işbaşı yapar, Ve ben kozmik değirmene bir Ahmetyozgat daha atarım, Biraz daha türkü dolsun diye Yunus’un hurcu... Çünkü ben karaca sever bir değirmenciyim, Kendimi öğütürüm un diye efendiler, Yüreğimdeki mahlukatı beslerim... Ahmet Yozgat |
Kırık Telin Bozlak Havası
1/: Ey abdallar ağası, En uzun havası “Çiçek dağı” diyarının, Yüreğimin Muharremertaş babası... “Telim kırık yiyenim,” deme bana boşuna, Çünkü ben ırahmatlık babamdan da bilirim ki, Kırık teller de çalar bozlak havası... *** Mevsimlerden son bozlaktayım, Bu yüzden boz alaca yağmur ağlarım tükü ayında, Ve sevda üstüne kozalaklar döker iğne yapraklı kalbim. İçindeki “Aydooos! ” tandırına yansın diye, Eminim, kız gögüslü bıldırcınlar da benimle aynı düşüncede. 1/: Ey başı al valalı abdal türkmen ağası, En uzun havası “Kırık Soku” diyarının, Unuttuğum aşklarımın Muharremertaş babası... “Tezenem kırık yiyenim,” deme bana boşuna, Çünkü ben ırahmatlık babamdan da bilirim ki, Kırık tezeneler de çalar bozlak havası... *** Mevsimlerden son uzun havadayım, Uğrunu uğrunu dolanır bağlamanın yaylalarında, Ve sırf aşksız bir bayıra konar çayır kuşlarım. Zamanlardan en kötü olanı göçmektedir üzerimizden, Issız şakaklarda baykuşlar, bu sebeple iç geçirir, Ve saatler telek döker yüreğinin bununa daldırarak. Baba sen de bilirsin ki tüm stepler çıtlık otu yurdudur, Onun için süprülür aşka dair yüreklerde ne varsa... Kalırsa geride altımızdaki küheylan, sevdanın koşusunda, Hırsını alır çelik de olsa kantarmasından. Ya çal son koşudan tekne kazıntılarını Muharrem baba, Ya da... Hırsımı almayım elindeki plastik kantarmadan... 1/: Ey ağzı kenger sakızlı abdal türkmenlerin en son ağası, Yalın ayağımızın türabı, Issız gönüllerimizin itirazsız “hızmatkarı” Unuttuğumuz aşklarımızın Neşetertaş babası... “Tezenem kırık yiyenim, telim kopuk” deme bize boşuna, Çünkü biz ırahmatlık babandan da biliriz ki, Kırık tezeneler de ağlar gibi çalar bozlak havası... Ahmet Yozgat |
Kısa Pantolon Giyerdim Yaz Kış
ben de bir beyoğluydum, yoksul diyarların birinde kendi başıma. tam kırk batman tuz yetmezdi bir günde, sürekteki avcım ile kafesteki kuşuma... *** aslanlar da suya inerdi, yelelerini savurarak kem kaderin kuyularına. ketendi benim anılarım suyu görünce çekerdi, bu yüzden kısa pantolon giyerdim yaz kış. başlığım turna telliydi sıradan zamanlarda, turaçlar arasında saygıyla okunurdu esamem, bıldırcınlar diyarında bir şahmarandım. demem o ki ağalar, çok iyi tanırdı beni şu dağlar... *** ben de bir garip şairdim, kendi hüzünlü şiirimde. tam kırk batman imge yetmez idi tek günde, acılı beyitlerim ile elemli dizelerimde... *** sevdalıysan eğer yüreğim, derdim her sabah, güneş daha çavmadan eş’arın fidelikleri üstüne... kendi şiirini yazmalısın kulak arkanana, ve bir boynu bükük karanfil gibi kurban olmalısın. yok, karaevdalıysan eğer ey yüreğim, kendi mezarını kazmalısın ayak ucuna. uzak düşmek sevgiliye, dağda kurtlara da zulümdür, kabirde solucanlara da... bilmez misin ki ey yüreğim? sevdalı adamı parçalamaz dağın kurtları, solucanlar kemiremez seven yüreği, şiiri ise, bin yıllık savaşlarda bile kesemez zalimanın ala kanlı kılıçları... *** ben de bir garip feylesoftum, kendi yoksul beynimde. tam kırk batman sav üretirdim bir günde, öksüz ekolüm ve yetim düşüncelerimde... *** ey kafası estikçe fikir üreten aristoteles, olabilirsin sen de bir günahsızın kalbine kurşun sıkan, boş kemerini göstermen iki de bir, göstermez alet taşımadığını, çünkü günahsızı ya yuvarlak gözler vurur, ya da sivri sözler... çünkü unutmadı insanlık henüz, zatınızın iskender’e kılavuzluk yaptığını kafiristan’da... Ahmet Yozgat |
Kısrakların Toynağındayım Zilaka
1/: Kısrakların toynağında okudum… *** Kız Zilaka, Yazgımda virgül Hüznümde bir güldün maviye çalan... Hamdı dünya daha. Tropik meyveler inadına hamdı Ne İblis inmişti Cebeli Rahme’nin temeline Ne de bizim komşu Salih amca aşkın özüne Volkanlar sevişirken kıyamette sol gözümde Ölüler zifafında kan düştü saçlarıma Ellerin kınalandı senin mağma gülleri ile Topraklar utandı... Söylemedi sırrını. Kısrakların toynağında okudum Ben yandım damağımdaki tandırdan Kahrından gizemli gözlerin yandı Zilaka! Kız Zilaka, gözleri gül Zilaka... Yazgımda virgül Zilaka... Hüznümde bir gülsün maviye çalan... 2/: Kısrakların toynağında okudum… *** Kız Zilaka, Yazgımda virgül Elemimde bir güldün sarıya çalan... Uzak diyarlardan gelmiş leylalar Dolunaylar gibi dökülmüşler yollara Tuzbuz olmuş kahrilen bir öğlen üstü Soruları cevaplayamayan tozlu aynalar Şairler oturup tarihin kından kanadına Çöle özlem dolu yalancı name yazarlar Divitleri cana batar Zilaka Hayalleri gerilir ufuklara... Ben direnirim 318’inci ortamda yeniçerileyin Hatta direnirim tüm dinginliğime inat Kantarmalı kısraklar son savaşta şaha kalkar Kutsal davet uçuşur hamasi türkülerimde Hatırıma tropikal nem düşer, Sıcak sevdalarıma gölgeli kasvet… Kız Zilaka, Yazgımda virgül Gözlerimde bir güldün elaya çalan... Kısrakların toynağında okudum bir ak şafakta... Gözkapaklarıma basıp yazdılar geçen en son atlılar Tarih zafer zafer boşandı vadilere... Ben yandım Uhrevi çığlıkların yandı Zilaka! Ahmet Yozgat |
Kız Enerat eneraT
1/: Bir su içerim ben eneraT... Yalnız ve yağmur ormanı gözlerinden Avuçlarında uyurum cennet kuşu mırıltısıyla. EneraT… Ah eneraT! ... Bir cıgara yapıp beş köşeli, kulak arkama Yaslanırım tiryaki yıldızlara... Uyurum suların anne damağı şırıltısıyla... *** Bir su eneraT... Bir su içerim yalnız gözlerinden. şakağında ter devesi olurum. EneraT… Ah eneraT! ... Derinden... Ve kaygulu bir arslan gibi Dolanırım değirmen direkleriyle dururum Çıkamam yüreğimin kafesinden, Nefesimden bile korkarım sensizken... *** Bir su içerim ben eneraT... Bir de asabi ellerinle kırdığın Aniden bir perşembenin sokulganlığını... EneraT… Ah eneraT! ... Tırnak aralarında arama beni Sor albümdeki en son kareye Dur eneraT! Söyle nereye böyle yayanyapıldaşk? Yalnız ve çaresiz bırakıp beni böyle geriye? Ahmet Yozgat |
Kızlardan Vaz Geçilir
1/: Atlardan vaz geçilmez, Kızlardan vaz geçildiği gibi... *** Atlar, sahibini kızlara taşıyan, İlk ve tek vasıtasıdır şair adamın. Yani allı güllü mersiyenin damarıdır atlar, Atılan Dadaloğlu şeşberidir koçaklamanın. 2/: Atlardan vaz geçilmez, Kızlardan vaz geçildiği gibi... *** Bundandır Kör Yusuf’un oğlunun, Çamlıbel’den türkülere kanat takıp, Yürek cihetine uçurması... *** Sordum Firengistan’da deli danalar gibi dolanan, Yüreği ak, yüzü karaca bir oğlana, Salladı şakaklarından sarkan ebruli püsküllerini: Dedi ki: “Atlardan vaz geçilmez, Kızlardan vaz geçildiği gibi...” Ahmet Yozgat |
Kiri ve İhaneti Süpürür Ağıtçılar
1/: Dayanamam artık ben de bu deli rüzgara… Vurgunluğumuzun çalar bitim saati, Say ki sevdalıyız ve bilmeliyiz aynımıza düşen bulanık sisi, Çağıl çağıl türküler söylemeliyiz yol çatlarında. Atlılarla halleşerek yorgun düşer sevdalı işaretler… Şakaklarımızdan akansa ne terdir, Ne de gelincik renkli kandır terkilerinde günlerin… Sevdalardan arta kalan yangındır belki, Bir nevbahar seliyiz dedik ya, Şimdi biz öksüz derelerde, Bu şiir ol nedenle hissimizi etmez ifade, Bitmez daha bir bin yıl o yarım türkü… 2/: Dayanamam artık ben de bu deli rüzgara… Buralarda bir zamandı cönk bereketi, Kim bilir şimdi nerededir yaslı sayfalar? Bu ben miyim aynaya düşen ciğer paresi? Ya da kimdir kırık kalemiyle halleşen mecnun? Nedendir narın kızarması temmuz ortası? Ve bu kadar mı dardır yeri oynak atların, Ve yok mudur bunun bir hal çaresi? *** Çılgınlık da bir neden taşır dağarcığında. Oysa çıldırmışlığım mazereti bulunmaz çölde ve kum arasında, Böyle gazellerde olur ne olursa hançerelere, Dehşetengiz zamanlarda doğranmak sevdalara. Ve vurgunluğumuzun çalar bitim saati, Durur kalbimizin devinimi ansızın, Mecnuna yakın bir gelincik bölgesinde, Yani donar kan zalim bir buz denizinde… 3/: Dayanamam artık ben de bu deli rüzgara… Derdimize derman aranır bir bilge çadır beyi, Ancak hiçbir ilaç kâr etmez yarsız aşka, Yetişkin bir erak ağacında dal dal olur, Kiri ve ihaneti süpüren ağıtçılar… Bilinmez ki ne olur zamanın mavi kıstağında, Ayaz içip esriyen dağ *******inde… Ebabil sürüsü vurgun uçuşunu son kez uzatır, Ve üstümüzde ak şafak vakti bir kızılca gün doğar, Durur aşkımızın devinimi ansızın, İhanete yakın bir kızılcık tarlasında… 4/: Dayanamam artık ben de bu deli rüzgara… Kına gecesi olur ne olursa gelin eline, Uçuşunca ağustosta gizem kuşu, tel düşer ve çöle iz olur, Bilemeyiz ne olur cinayetten sonrası, Yetişkin bir sevda vilayetinde yol yol olur, Kiri ve ihaneti süpüren karlı doruklar, Aşk biter, Taze mezarlar dümdüz olur, Yedi yolun çatında… Ahmet Yozgat |
Kirvem, Ben ve Son İstasyon
1/a... Zamanıdır artık sar bagajı, Bu istasyon son istasyon be kirvem... *** Kırmızı aydınlığa üşüşen tren kesik ve sabırsız solumada, Hüznü yedi kat muşambalara sarıp, En ücra kompartımanındaki safra heybesine komada. Kemerinden kavrayıp bir düdük ötümlük anı, Şu yanı dündür rayların anılar tespihinde, Bu yanı ise yalbırışık güneştir. Sar bagajı be kirve, Bu tren hizasız acılara eştir. 1/b... Zamanıdır artık sar rüyalarını çiçekli yorganını, Bu istasyon son istasyon be kirvem... *** Yıllarınla paralel yonttuğun hayallerini sırtlan, Bize bakan şu akasya fidanları caydırmasın yolundan seni. Haberdarıdır son kampananın son soluklanması lokomotifin. Canları safra heybesine dolduransa milattan kalan, Yarısı yalan diğer yarısı gerçek olan garın şefinin. Bu tren son… Sar bagajı be kirvem... Şu yanı ölümdür paralellerin cesetlere basarak, Bu yanıysa salkım saçak yalbır güneştir. Yırt bileti be kirve, Bu istasyon cinayetlere eştir... Ahmet Yozgat |
Kudurgandır Bilirim Ergenlik Sevdaları
1/: Kudurgandır biliriz ergenlik sevdaları. Ki o sevdaların kından kanadına ilişerek sen, Kıskıvrak bir tenhada yakalıyorsun ya yüreğimizi, Belki de yorgun beynimizde şekilleniyor her şey, Köy köpekleri ürüyor yeddiğimiz kervan geçerken macerayı yürekten, Ve sığırcıklar ötüyor iz çukurlarımızda kaynayan suyu içerken. 2/: Kudurgandır biliriz ergenlik sevdaları. Sererek son mektubun otuz beşinci sayfasını dudaklarımıza, “Sevmek” üstüne yazdığımız sözcüklerin sayılarını anımsamayız, Satır aralarında avlarız sisli suretine dair kalıntıları, Yani kudurgandır biliriz ergenlik sevdaları... Ve vurgun, En çok bu saatlerde yenir aşkehlince, Biz gafil bir uykuya dalıp doğrunun doğru yolunu bilemesek de, Belki de yorgun beynimizde şekilleniyor her şey... Avuç içinde her daim kan pıhtıları taşırmış yitiğini arayan aşık, Her ne kadar dar olsa da galeriler koca gövdelere “sığma” demezmiş, Sahraları bilirsiniz: Sapsarı kum ve güneş... Kardeş duygular da kılıç kılıca Latino uğraşlarında, Yani savaşları da bilirsiniz: Kıpkızıl toprak ve solgun can... 3/: Kudurgandır biliriz ergenlik sevdaları. Aşktır, geninde ayrılık taşır, Yar yoksa yaşamın ince çizgisi kalınlaşır, Bilinmez bir mekandır *******in ve memnu duyumsamaların, Karanlık koynunda barındırdığı halaydar çayırlıklarımız, Boncuk boncuk olmuş çiğdem kökleri ise, Ancak kendini yiye yiye sarışın çiçekler açar, Belki de yorgun beynimizde şekilleniyor her şey, Siperlerdeki alnımızda terimiz bundan benzer sarı zülüflü kız gözlerine, Ancak kalın pazılı duygularla aşık olunmaz hiçbir diyarda, Zalimler de sever ama sevilir mi bilemeyiz, Çünkü sevdaların dövüldüğü örslerde kan izi kalır. 4/: Kudurgandır biliriz ergenlik sevdaları. Kimi hançer sivriliğinde duygudur ki, Karşılıksız sevilmişliğimizin veledizinaları sayılır... Yani bozgunları da bilirsiniz: kara toprak ve eyvah... Ahmet Yozgat |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 10:08 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.