www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   İsmail Aksoy (https://www.cakal.net/showthread.php?t=136204)

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:20 PM

Topraklarını Alıyorlar Ellerinden

Değil mi ki vadinin ve kuraklığın ardında,
ırmağın ve sararmış yaprakların ardında,
tarla ve hasat için pusuda
bekliyor toprak hırsızı.

Bak bu çınlayan menekşe renkli ağaca,
bak kızaran bayrağına ağacın,
ve ardında sabah ırkının
bekliyor toprak hırsızı.

Dinle kör kayalıkların tuzu gibi
kristal rüzgar ceviz ağaçlarında,
ne ki her günkü mavi ışıkta
cirit atmakta toprak hırsızı.

Gör buğdayın tohum katmanları arasında
altın oklarıyla vurduğunu,
ve ekmekle insan arasında bir maskenin varlığını:
toprak hırsızını.

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:20 PM

Topraklar ve İnsanlar

Korkunç hayvanların
kemikleri gibi, toprağın
kabuğunda yaşlı toprak fareleri,
batıl inançlı mirasçıları
encomienda’nın, karanlık
bir toprağın imparatorları, çevrilmişler
nefret ve dikenli tellerle.

Çitlerin arkasında boğuldu
gelişmesi insanın,
diri diri gömüldü çocuk,
ekmek ve kitaptan mahrum bıraktılar,
damgaladılar köle işçileri olarak
ve ahırlara mahkum ettiler onları.
Zavallı, bahtsız toprak işçisi
dikenler arasında, zincire vurulmuş
varolmayışa, yabanıl
çayırlıkların üzerindeki karanlığa.

Kitapsız korunmasız et gibi oldun
ve sonra da bir ahmağın iskeleti,
bir hayattan bir hayata satılmış,
beyaz kapının önünden kovulmuş
yürek paralayan, hüzünlü bir gitar
ve danstan başka sevda bilmeden,
bir nemli rüzgâr çarpıntısı gibi
aşırı çaba göstererek tutuşmuş.

Fakat sadece taşrada değil
insan yaraları. Daha uzaklarda,
yakınlarda, derinlerde dövülmüş onlar:
şehirde, yakınında sarayın,
ateş etti havaya cüzzamlı kiralık kışla
öldürücü pisliğiyle,
suçlayan kangreniyle.

Talcahuano’nun ekşi,
dolambaçlı sokaklarında, tepelerin
bataklık kül yığınlarında gördüm
yoksulluğun kirlenmiş yaprağının
kaynaştığını, hamuru
aşağılanmış yüreklerin,
bir yeraltı şafağının karanlığındaki
açık çıban,
paçavraların yara izi
ve buruşturulmuş, dövülmüş insanın
yaşlı özü.

En aşağıdaki eve girdim,
fare delikleri gibiydiler, güherçile
ve çürümüş tuzla nemlenmiş,
aç yaratıkların kendilerini sürüdüklerini gördüm,
bu lanetli hava içinden
bana gülümsemeye çalışan
dişsiz gölgeler.

Delik deşik etti beni acıları
halkımın, dikenli teller gibi
sardı ruhumu,
parçaladı yüreğimi:
o zaman çıktım yollara ve haykırdım,
çıktım dışarı ve ağladım, dumanla çevrili,
çaldım kapıları ve yaraladı beni
keskin bıçaklar gibi,
daha önce yıldızlar gibi taptığım
duyarsız yüzlere karşı haykırdım
ve gösterdiler bana ne kadar boş olduklarını.

O zaman dönüştüm bir askere:
sayısı bilinmeyen, tüm bir kıta,
savaşan yumrukların birliği,
hemfikir olmanın sistemi,
sonsuz zamandan bir lif,
silahlanmış bir ağaç, dünyadaki
unutulmaz yolu insanın.

Ve gördüm ne çok olduğumuzu, ne çok
kimse olduğunu benim tarafımda, o ya da bu
kişi değildi, fakat bütün insanlardı,
yüzleri yoktu, halktı bu,
metal ve yollar.
Ve dolaştım dünyayı
ilkbahar adımlarıyla.

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:21 PM

Toprak

O yeşil toprak teslim oldu
sarı olan her şeye, altın ekinlere,
tarıma, yapraklara, taneye,
fakat muazzam sancaklarıyla
ayaklandığında güz,
sensin gördüğüm,
benim için uzun saçlarındır
başakları ayıran.

Bakarım ufalanmış
eski taşlardan anıtlara,
fakat dokunduğumda
taşın yarasına,
yanıtlar beni bedenin,
parmaklarım yeniden tanır
ansızın, titreyerek,
sıcak sızılarını senin.

Toprağın ve tozun madalyasıyla
yenilerde onurlandırılmış
kahramanların arasından yürürüm,
ve onların arkasında durur dilsizin biri
senin küçük adımlarınla,
sen misin o, yoksa sen değil misin?

Dün, görmek için kökleriyle
yukarı kaldırdıklarında
bodur ağacı,
gördüm geldiğini ve bana baktığını
işkence görmüş
ve susamış köklerden.

Yaymak ve ulaştırmak için
beni kendi sessizliğime
ve bastırdığında uyku,
uykumu mahveden
büyük beyaz bir rüzgâr vardır,
ve düşer yapraklar ondan,
düşer bıçaklar gibi
üzerime ve boşaltırlar kanımı.

Ve her bir yaramda
ağzının biçimi vardır.

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:22 PM

Tiranlık

Ey kalpsiz kadın, gökyüzünün kızı,
yardım et bana bu ıssız saatte,
doğrudan, bir silah gibi aldırışsız
unutuşun soğuk hissiyle.

Okyanus gibi büsbütün bir zamanda,
yeni doğmuş gibi şaşkın bir yara
çevreliyor ruhumun inatçı köklerini,
kemiriyor güvenliğimin nüvesini.

Hangi ağır nabız çarpıyor yüreğimde
bütün dalgalardan doğmuş bir dalga gibi,
ve benim umutsuz başım kaldırıyor kendini
düşüşten ve ölümden bir güç çabalamasında.

Uzakta bir şeyler titriyor kesinliğimde,
büyüyerek gözyaşlarının gerçek kaynağında
toparlanmış, kekre yapraklardan
katı ve zalim bir bitki gibi.

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:22 PM

Tırman, Birader, Ayağa Kalk Benimle, Hayata

Tırman, birader, ayağa kalk benimle, hayata.

Uzat elini bana
heryerini kaplayan acıların derininden.
Geri dönecek değilsin uçuruma.
Geri dönecek değilsin yeraltı-çağından.
Törpülenmiş sesin dönmeyecek geri.
Delik deşik olmuş gözlerin dönmeyecek geri.

Yeryüzünün derininden bak bana,
köylü, dokumacı, suskun çoban:
kutsal lamaların seyisi:
serkeş yapıiskelesinin duvarcısı:
And-dağı gözyaşlarının su-taşıyıcısı:
ezik parmaklı saraç:
kendi buğdayında titreyen çiftçi:
kaval-çamuruna karışan çömlek yapımcısı:
bu hayatın yeni kabına doldurun
batmış eski acılarınızı.
Kanınızı ve alınlarınızdaki kırışıklıkları gösterin bana,
ve söyleyin bana: işte burada cezaldırıldım,
çünkü parlamadı elmas ya da zamanında vermedi
toprak taşı ve buğdayı:
ve işaretleyin benim için başınızı çarpttığınız
taşı,
gösterin sizleri çarmıha gerdikleri ağacı,
çakın eski çakmaktaşlarını
yakın eski lambaları, yakın yüzyıllardır
yaralara yapışan kırbaçları
ve parıltılarını kanlı baltaların.

Sizin ağzınızdan konuşmaya geliyorum.

Ey topraktaki bütün suskun ve
patlamış dudaklar, birleşin ve anlatın bana
ta derinden, bütün bu uzun gece boyunca,
sanki sizlerden biriymişimcesine.

Ama anlatın herşeyi, bütün zincirleri,
bütün bağıntıları ve bütün adımları,
bileyin sakladığınız bıçakları
ve yerleştirin göğsüme,
sarı bir şimşek ırmağına benzeyen elime,
gömülmüş kaplanların dalgasına benzeyen elime.
ve bırakın ağlayayım sonra, saatlerce, yıllarca,
kör-çağlarca, yıldız yüzyıllarınca.

Sessizliği, suyu, umudu ver bana.

Kayayı, demiri ve volkanları ver bana.

Yapıştırın bedenleri bana, bir mıknatısmışım gibi.

Damarlarımdan ve ağzımdan gir

Ve konuş sözlerimle kanımın arasından.

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:22 PM

Tıngır Mıngır

Sonsuzca sallıyor deniz
binlerce dalgayı.
Dinliyorum denizlerin sevdasını
ve sallıyorum bebeğimin beşiğini.

Geceleyin avarelik eden mısır
sallanıyor rüzgârda tıngır mıngır.
Rüzgârların sevdasını dinliyorum
ve sallıyorum bebeğimin beşiğini.

Tanrı Baba sallıyor usulca beşiğini
binlerce gezegenin.
Karanlıkta hissediyorum O'nun elini
ve sallıyorum beşiğini bebeğimin

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:24 PM

Tersine Çevrilebilir

Uzayda
ben
kendi içimdeyim
uzay
dışımda benim
uzay
hiç bir yerde
ben
kendi dışımdayım
uzayda
içinde
uzaydır
onun dışı
hiç bir yer
ben
uzaydayım
vesaire

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:24 PM

Terk Edilmiş

Aramadı mı şu ya da öbür gün seni, şafağın dişleriyle
filizlenmiş bir gün, ölümün tıkırtısından doğmuş,
seçilmiş üzümlerden bir gün aramadı mı
zırhını, tenini, anakaranı,
yıkamak için ayaklarını, sağlığını, tamamlanmışlığını?

Sadece senin için doğmamış mıydı,
erkek ya da kadın, kendine yakışan
ilkbahar mavisi dolaşımıyla saat,
dünya çığlığının o muazzam sesi, geminin
sessizliği gecede, yaşayan her şey göz kapaklarıyla örtülmüş
ölmek için ve akıp gitmek için?

Soruyorum sana:
hiç kimse, sen, o sensin, senin duvarın, ve rüzgâr,
ırmağın sularında gördüğün gibi şarkıdan
cömert bir gülü ve berraklık getiriyor sana,
ya da sen insan tellerinin ilk titreyişiyle
saldırılmış o israf edilmiş ilkbaharda mısın,
askerler şakırken yaban kiraz ağaçlarının
gölgesinde sel olup şavkıyan ay ışığı altında,
o zaman görmedin mi senin için ayırtılmış gitarı,
ve seni öpmek isteyen o kör kalçayı?

Bilmiyorum, acı çekiyorum kim olduğunu bilmemekten,
geri almaktan ağzının hecesini,
en yüksek günleri tutup ve gömmek onları
ormanda, o kaba, ıslak yaprakların altında,
ve ara sıra, siklonun altında güvenlikte, sallanmış
o en korkmuş ağaçlarla, o derin
toprağın delik deşik eden memesi, felç olmuş
kuzey rüzgârının en son çivisiyle, devinimdeyim ben,
insan gözlerinin ötesinde, kaplanın pençesinin ötesinde,
benim kollarıma yetişeni kazmak,
dağıtmak için buz gibi günlerin ötesinde.

Seni arıyorum, o gri göğün oluşturduğu ve sonra
terk ettiği madalyalar arasında senin resmini,
kim olduğunu bilmiyorum, fakat çok şey borçluyum sana
ki toprak dolu benim acı hazinemle.
Hangi tuz, hangi coğrafya, hangi taş dikmiyor ki
kendi gizli bayrağını o korunmuş olanda?
Hangi düşen yaprak benim için uzun bir kitap değildi ki
gönderilmiş ve biri tarafından sevilmiş sözcüklerden?
Hangi kasvetli mobilyanın altında saklamadım ki ben
o en tatlı gömülmüş nefesi, kimseye ait olmayan
işareti ve heceleri arayan?

Sensin, sensin belki, erkek ya da kadın
ya da kimsenin göremediği şefkat.
Ya da belki ezmedin sen o karanlık
insansı gök kubbeyi, o titreyen yıldızı, belki
bilmiyordun yolunda giderken, ki seni arayan
adımlardan o alazlı gün, çağıldıyor o kör topraktan.
Fakat bulacağız kendi kendimizi silahsız ve yığılmış olarak,
toprağın en son dilsiz armağanları arasında.

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:24 PM

Tembel

Yıldızların arasındaki metalden bu şey
sürdürecek dolanıp durmayı,
ve vahşilik yapmaya gidecek
bitkin adamlar uysal aya
ve bulacaklar kendi eczanelerini orada.

Üzümlerin kabardığı bu zamanda
hazırlanır şarap doğmaya
denizle sıradağların arasında.

Şimdi Şili’de dans eder kirazlar,
şakır esmer kızlar
ve su gitarlarda parıldar.

Dokunur güneş her bir kapıya
ve buğdaydan mucizeler yaratır.

Pembedir ilk şarabın rengi,
tatlıdır çocukluğun şirinliği gibi,
sağlıklıdır ikinci şarap,
bir gemicinin sesi gibi diridir,
üçüncü şarap bir topazdır,
hem bir gelinciktir hem de bir ateş.

Evimin hem denizi var hem de toprağı,
fındık rengi büyük gözleri
var kadınımın,
gece gelir, beyaz ve yeşil bir giysiyi
bürünür deniz,
ve sonra dalganın köpüğünde düşler ay
deniz yeşili bir kız gibi.

Hiç niyetim yok gezegenimi değiştirmeye.

GooD aNd EvıL 10-31-2008 06:24 PM

Tekmil Beyaz Dişleriyle

Tekmil beyaz dişleriyle
kime gülümser pirinç?

Niçin görünmez mürekkeple
yazılır karanlık zamanlarda?

Caracas’taki o güzel bilir mi
kaç tane eteği vardır gülün?

Niçin ısırıyor beni pireler
ve edebiyat çavuşları?


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:08 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.