![]() |
Uhuvvet
KARDEŞÇE Keramet arayan zühd ve takvayı bulur Rızk arayan kanaati tam yanında bulur Zalimlere darağacı ta dünyada kurulur İnandığı gibi yaşayana pranga vurulur Sakarya öz yurdunda garip akardı ama Zulümler hep böyle sürüp gider sanma Akışın hızlandı bu kutsal dava uğrunda Ulubatlı hilali dikmişti ya en uç doruğa Yaşamak için yer tüm kendini bilenler Ahir zamanda sünnete ittibaa diyenler Toprak utanıyor tevazudan yanlarında Yıkandı millet miskle şehit kanlarında Vatan yaşar kahraman Türk’ün şanıyla Sahip İslam’ın en küçük sayılan taşına Ruhumuz fedadır Gül’ün ter kokusuna Şefaat eder ümmete Kevser havuzunda Üç günlük âlem yetmezdi hiç mü’mine Elmas kılıç takınarak mücahitler beline Yalan yanlış bulaştırma Ya Rab dilime Kardeşçe sevdir bizi daima birbirimize SAİD TOPRAK |
Üç Yüz Almış Ye(me) di
367 367 şüphesiz ki sadece bir sayısın Ülkemin kaderindeki alın yazısısın Hangi karanlık günlerin ardındasın O istibdatçı, düşüncenin safındasın Anayasayı yazan nakıstır bu kullar Aldıkları adaletli mi nasıl kararlar İdeolojik bakan o dilediğini yapar Büyük mahkeme de hâkime sorar Cumhur’un başkanı kim mi olacak Son noktayı sandığa halk koyacak Dayatma önünde o dimdik duracak Şeytan nasıl bir tuzak daha kuracak Durmayın hepiniz birleşin ehli salib Bakın bakalım kim neyle neye talip Hak Batıl’la ezelden mücadele eder Bu uğurda atılan her bir oksa değer Hayat büyük mücadeleymiş meğer Şehit olmayı arzular mücahid seher Güce boyun eğmeyen er oğlu erlere Köroğlu gibi yiğitti bırakta desinler Veren eli hep üstündür Hak katında Gönüllere taht kurdun yurt sathında Ne yazar bu ülkenin dağında taşında Birliği kardeşliği savunan iş başında Analar bekleşir şehitlerin naşı başını Kutlarız Cumhuriyetimizin 84.yaşını Kim besliyordu terörün çirkin yüzünü Gör! Çanakkale’deki şu kutlu düğünü SAİD TOPRAK |
Ümmül Kitap
ÜMMÜL KİTAP Sen Ümmül Kitab’ı çokça oku Hayatını bir bir hakikatle doku Yesrib’den gelen ne güzel koku Yokluğum sendeyse var et yoku Seyret denizin çağlayıp çoşuşu Değiştir kötü o huyunu suyunu Sonra kazma şu kendi kuyunu Çık hayat denen o kısa yokuşu Ders veriyor değilim aman ha Mahşerde yalan olmaz ki daha Atını sür arz ne geniş bir saha Hakk’a inanıyorsan çok yaşa Yaşıyoruz böyle hesapsızcasına Nereye kadar candan kaça kaça Ecel arslanı peşinde koşuyor ya Ölümsüzlüğe çalış a aklın varsa Yaya kalmışsan şu uzun yolda En emin bir kılavuz gerek ara Yoksa bil yaran deşilir a çokça Günah dolan o kalpler kap kara Tövbeni bozarak böyle ağlama Böyle yürekleri ateşle dağlama Yes’e düşüp sakın yas bağlama Çocuk değilsin ki desem ağlama SAİD TOPRAK |
Vasl
VASL Darda kaldım diyerek üzülme Olur mu çalışmadan a yemek? Sağlık ve afiyet istersen eğer Bu sırra inan cihan bile değer Esmiyorsa her yerde seher yeli Sabır şükür deseler bile zır deli Var özde iyilik ruhuna dön bak Kalk da karanlığa bir mum yak Nur istiyorsan sende eğer apak Bizde saça göre bulunur tarak Islak ve çamursa uzayan yollar Suçlu aramadan sıvanır kollar Aşılmaz görünen şu yüce dağlar Yine inançla azimle kaybolurlar Bu anlatılanlar ütopya hiç değil Kendine güven bir ok gibi geril İlim fidanlığına söz fidesi ektim Yalnız Rabbime kulluğu seçtim Hâsılı diyorum ki Allah Kerim Varsak Hakk’a emanetinde emin SAİD TOPRAK |
Üzülme Bir Bildiğimiz Var Heralde!
HÂYIR! Terk ederken seni benden daha hayırlısına Çıkar mıyız peki hiç bilinmez şu yarınlara Dünyada girmez misin cennet saraylarına Razı olarak kaderle takdir edilmiş payına Hâyır işte bunlar senin için dinlersen eğer İkinci bir kez daha görüşemedik ya seher Üzülme a sen değmez hiç çekmeye keder Bilirim bizim şakirdeler hep çok ince eler Soğuk su içmesem de gülün narin elinden Bir damla Kevser içerim seherin yelinden Çocuğunun ismi Mücahit olsa, daha erken A hayat ummanın da kaptanınla yüzerken Rabbimden hoş bir saliha, rayiha isterken Bi gül bana beş dalını verdi onu severken Rızası için Celvetiye yollarında yürürken Huzur bul bugün sen de dünlere bakarken Dua eder misin gül güzelim her ne istersen Kabul olur eğer dilin ve özünü temizlersen Hep ne derdi ki Allah’ın fakir kulu da sana Azizem nasip derim tüm işlere artık anlasa Sana, ailene mutluluk dilerim bundan sonra Takdir ilahinin hükmü bu bana sakın kızma Hâyırhahıma olmaz ki böylesine darılmaca Dostu olarak bâri kalalım artık hiç olmazsa SAİD TOPRAK |
Vefa
VEFA Vefasızlık eden vefasızlık bulur İnsan hiç olduğu yerde durur mu? Kış gelmeden bak güller kurur mu? Kısacık hayatta daralan ruhun mu? Dallarına bir kuş bile konsa yakın Dikkat etmelisin uçurma onu sakın Sevinme ve üzülme de bak alın yazın Kalemle yazıyorsun geçense hayatın Yaratılan her şeyi Onun için sevmeli Birbirini sevenleri ayıranlara ne demeli Saat bir bir ömrü sayıyor bak ne rahat Gözü doymayana gerek bir avuç toprak SAİD TOPRAK |
Yaş 25
YAŞ YİRMİ BEŞ Bir an-ı seyyale idi otobüsle giderken Saniyeleri gönül kalemiyle şiirleştiren Dolu gözlerle kız bakıyordu, giderken Gitme bekle demiştim daha çok erken Beni dinlemeyen kalbini dinler hemen Cep telefonuna sarıldı gözyaşı akarken Aşkı anlamsız gururu yenmiş yürürken Bir ok yaralar oğlanı, kız ona bakarken Mahzun uzaklara bakan gözleri yaşken Ah bilsem o düşünceleri kalbi kırıkken Aşkın bulmak için sonsuzlukta akarken Engel olunmaz ki kalbe dolup taşarken Mutluluk duymalı her şeyi paylaşırken Kukla olmamalı deniz içinde yüzerken Cennet Güllerini dünyada da koklarken Yetimi sevinir evsiz, başları okşanırken Zorlanır insan ağır kutlu yükü çekerken Sevinilir İsrafil kalk düdüğünü çalarken Dünyaya bakan yüzüm Mecnun olurken Sünneti Seniyye a kördüğümü çözerken Müslümanları tek cemaat gibi görürken Yoklukta varlığı yanarak ruhu bulurken Elindeki bir kap suyu Kevser’e taşırken Sağlık, afiyet onca nimetleri de isterken Kendimi aşkta buldum bende gerçekten SAİD TOPRAK |
Yaşam Pınarı
YAŞAM PINARI Tek bir işaret yeterlidir arif olanlara Hesap yapma olur mu kendi namına Durur gibi olursan o huzuru divanda Cennette sabahlar o dünya yatağında Kader örmüştü ya ikimizin yollarını Neden açıp durursun böyle kollarını Bırak nefsi için yaşasın şirk putlarını Vaat edilenle iktifa eder halis kulları Söylese biri kaç günlük yaşam pınarı Acaba var mı hiç kanarak ona doyanı Müttakiler yanında taşır takva libasını Muhsinler affeder de mi yanlış yapanı Israr etmez onlar çünkü isyan olanda Rabbani lütufların esintisiyle doyana Her gece ve gündüzün Salih olanlara Cennet vacip olur hayırda yarışanlara Yardım eder onlar, hep darda kalana Tevessül etmez ki dili yasaklı yalana İsrafı kelam etmeyen mümin kullara Gönül aynasından nur taşır insanlığa Adil-i Mutlak kıymeti bilir nasıl olsa SAİD TOPRAK |
Yaşama Sevinci
YAŞAMA SEVİNCİ Her şeye rağmen yaşamaya değer İmanla katmalısın kendine değer Tüketirsen dayanağın olan ümidi Nasıl çözeriz biz bu kördüğümü Düşe kalka tövbeye niyet ettik Defalarca nefsimize zulmettik Bakmadan kendi hatalarımıza Takıldık kaldık yolda başkalarına Dört asırdır gaflet içindesin, uyuma Müminler bir gün kalkar kıyama İsterse yaradan değiştirir huyu da Unutursan yapayalnız kalırsın burada Ebedi saadeti anahtarını ister misin? Her işinde hoşnutluğunu gözetir misin? Önde değilsen neredesin sen bu işte de? Nefsine söyle, uğrasın muhasebeye! Bu yaşayışla gidersin meçhule Dikkat et gelmeyesin keleğe İslam’a geç mi kaldım diyorsun Köşe bucak kendinden kaçıyorsun Çalışsan azıcık da, nefsini yensen Ah layıkıyla Rabbine güvensen Dinecektir acıların pek yakın İnan O sana senden daha yakın Eğer yaşayacak hiç tadın kalmadıysa Ümitle geril gelecekten sakın korkma Sana vaat ettiği günler Hakkın Doğacaktır kim bilir hangi yarın? Said Toprak |
Yeryüzü Mirası
YERYÜZÜ MİRASI Karanlık ve cehalet içindeydi bütün bir yarımada Doğumunla nura gark olmuştu yer ve gök dünyada Kainat aşık gördüğü gelmiş geçmiş en güzel simâya Bu asır, Asr-ı Saadet’ti rûya gibi yaşanmıştı hülasa En zor sıkıntılara sabırla katlanmıştın dinin uğruna Örnek olmak için yaşamıştın tüm insanlık yurduna Hani bir seher vakti sarılmıştın ya bu günahkâra da Aslında hiç layık olamamıştım ki ben sevsem de sana Bir damla su verdin ağzı günahla kurumuş kullara Ne çok yol göstermiştin yolda kalmış o sefil ruhlara Cömerttin yardım etmek şiarındı darda kalmışlara Cennet’i vaat etmiştin Allah yolunda da savaşanlara Ahireti hatırlatıyordun gaflete dalıp onu unutanlara Ab-ı Hayat mı serpiyordun bağrı hasretle yananlara Varlığın emniyet ve güven telkin ediyordu inanlara Kim silebilir ki adını nurla yazılmış yedi kat semaya Kutup yıldızları yetiştirerek miras bıraktın ümmete Gülümser misin gönülden bağlılara senin sünnetine Değer verirdin Lailahe illallah diyebilen her sineye Seni arayan aşıklar bulduğunu söylüyor her yerde Hamdolsun Rabbime düşürdü böyle kutsi bir derde Bu derdi kaldırabilecek yiğitler koşmalı yine hicrete Haritaya bile bakmadan bu gidiş peki hangi ülkeye Çünkü gönülden inanmış ve adanmışlardı bu ülküye Hizmet ederek Allah yolunda rızası için seve seve İlahi takdire razı olur bilir ki bu vazife müttakilere Arkasından Dünya bağırır nereye, ona der güle güle Allah’ım senin davan ne mukaddes ve yüce bir çile Ezelden ebede yaşayacaktır ilahi kelam ki o Furkan Her an kalbimizdesin zikr ediyoruz Seni ismi Sübhan Lazım değil ki bize ne makam-mevki, şan ne de han Ayırma Allah’ım inananları iman, ihlas ve ihtidadan Allah ve Rasulü’nün adıdır yeryüzünde miras kalan SAİD TOPRAK Said Toprak |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:09 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.