![]() |
Anlamsız bir bakıştı yüreğimdeki aksin.
Çırpınışlar beyhude, Zaman aceleci, Geçip gittin yanımdan Tanımıştın illa ki, Durup merhaba demek yerine Küçük bir bakış.. Belki yetti senin için.. Sen giderken ben, Yüreğimi avutuyordum, Sessizce gem vuruyordum duygularıma. Dinletemedim, ağladım.. Bittin, karanlık odamda ışığım değildin artık, Küçük bakışına inat değildin. Sen giderken ben, Karanlık odamda, sensizce, sessizce, Ağladım! ... 29.11.2004 |
Ne demekmiş
"Yasak!" İşiniz mi kalmadı Yapacak? Ne diye karışırsınız Saçımıza-başımıza, Bizi oyuncağınız mı sandınız Bakıp yaşımıza? Sebebini anlatamayacağınız Çocukça bir devrin hevesinden Karşınızdaki en güzel portreleri Mahrum ettiniz çerçevesinden! Kim demiş, ki: "Başörtüsüydü o!" Başımızın -renk renk- Süsüydü o! Altında saçlarımız, Arkadan, ne hoş sarkardı; Kimimizde -örgü örgü- sarmaşıklaşır... Kimimizde, su olup akardı! Şu, bu nâmına "Yasak!" demiş Bulundunuz, tezelden; Ne olurdu, anlasaydınız biraz da, Güzellikten, güzelden! Siz, bizden değilsiniz, Tanımıyoruz hiç birinizi, Çekin başımızdan Ellerinizi! Bir gericilik tutturmuşsunuz; Gericilik değil, Türk'ün köy modasıdır bu... Üstelik, ninemizin başımızda Taşıdığımız hatırasıdır bu! Dediniz: "Çıkacak başınızdan Başörtünüz!" Alın -öyleyse- onunla Yüzünüzü örtünüz! |
2003 Nisanında televizyon acı vitrininde gördüm seni,
Gözlerin haykırıyordu dünyaya.. Kandırık demokrasi yağdı göklerden, Özgürlük üstümüzden geçti paket paket.. İnsan hakları namlularından, Yüzü maskeli adamların, Saniyede bilmem kaç bin adet.. Demokrasi bizim kenar mahalledeki eve isabet etti, Bir gün sonra hastanede anladım, Ayaklarımın koptuğunu, giden gitti Ömer, Şortun olacak artık pantolonun, Anlayacaklar savaşın iç yüzünü, Yıllar boyu senin acı hatıranla, Anıt resminden ders alınacak, O an duydum, Babamın vücudundan tam on sekiz adet, İnsan hakları saymışlar, Annem zaten yoktu ben doğarken, İlaç yokluğundan ölmüş, Emperyalist ambargosundan, Siz daha iyi bilirsiniz diyor Basralı Ömer, Televizyon çerçevesinden bakan dünyaya.. Sizce barış bumudur? Hele hele insan hakları, Çocukları yetim ,yanık bedenli ve kopuk bacaklı, Ey dünya...! Gündüz vakti pazara düştü demokrasi, ve zenginlik arsızlığı, Uykusuz bırakıyor gece gündüz, İnsanları ve beşikteki çocukları, Sanki sokak lambalarını gökyüzüne kadar uzatmışlar, Yanıp sönme vicdansızlığına bırakmışlar, İnsan kumandalı ne biçim kuşları, Acaba ne zaman terk edecek, Uykusuz bırakan kuşlar gökyüzünü, Babamın söylediği son dua beynimde, Ayaklarım ve kollarım hastanenin başka başka odasında, Yanık bedenim pusaraklaşmış merhemin beyazlığında, Giymeye kıyamadığım ayakkabılarım elimde kaldı, Al dünya...! Acı dolu çocukluğumu televizyon vitrininize, Bir işe yarasın ki, Kim bilir insanlık baktıkça, Savaş olmadan önce çocukları hatırlasın, |
Ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda
Acılar unutulduktan sonra Dönmeliyim. Ölümlerin karşısında şaşırıyorum Ne desem ki Düşünüyorum. Kalanları ağlıyor gidenin Benim gözlerim kuru Herkes bana bakıyor, biliyorum İçlerinden geçenleri. Başsağlığı dilemek Garibime gidiyor Ölen öldü, sen yaşa Küçültmeye benziyor. Beni böyle kitaplar mı yaptı ne Kağıtlarda gidenlere içlenip ağlayan ben Hayattaki ölümlerde put gibi duruyorum. Ben canavar ruhlu muyum Bir ölü evinde tek söz söylenmeden Put gibi duruyorum kimse anlamaz derdimi Ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda Bir yakınım öldü mü. |
Yükseklerden baka baka
Her gelene attık kafa Gizli gizli iş yaparken Bu senede bastık faka Zehir zemberek aşımız Yalan söylemek tir işimiz Eğik kaldı dik başımız Bu sene de bastık faka Ne söyledik ne de duyduk İnsanları bir bir kırdık Zalimlere köle olduk Bu sefer de bastık faka Gül bahçemiz diken oldu Yaprakları birden soldu Yalanlı söze uyuldu Biz de böyle bastık faka Kanadımız açamadık Kuşlar gibi uçamadık Vefalı dost seçemedik Böylelikle bastık faka Osman der ki hiç üzülme Ateşten gömleği görme Acılarla bitse ömrün Doğruluktan ödün verme |
Ardımda seni bıraktım.
Yüreğimde yalnızlık… O sokağın başlangıcında. Bir akşamüstü zamanında. İkiye bölündüğümüz bir gündü. Bir veda etmeydi belki altı üstü. İlk defa gözlerini benden kaçırmadın. O sonbahar anlarında. Şehir baştan başa sarhoştu. Adımlar attım korkular üzerinden. Geride gözlerinin altın damlaları. Karışmıştı tuzlu tenime. Saçlarının kokusu sinmiş ellerime. Bir rüzgar ki güçlüdür ordusu. Vermedim ne yağmura ne rüzgara kokunu. Ardımda seni bırakmıştım. Yüreğime yalnızlık… Sırılsıklamdım… Hiçbir zaman yokluğuna alışmayacaktım. Günlerce uzak kalmanın,bu esaretin; Tutkunun ve cesaretin, Uzun soluklu amansız beklemenin, Seni nasıl sevdiğimin; Anlamıydı. Her şey gün gibi aklımda. Yaşarsın sevgili tüm anlarımda. Büyür gözlerin o derin karanlıkta. Sana döner,seni anlatır sonsuza… Ardımda seni bırakmadım. Seni yaşattım başucumda… |
Hadi aç gözlerini
uyan o tatlı uykuların hayallerinden gördüklerin hep düş farkına var onlar gerçekleşmeyecek hayaller duy sesimi sana sesleniyorum ne olur aç gözlerini baş uçunda bekliyorum beni yalnız bırakma ne olur bu acıla bir ömür boyu yaşamaya mahkum etme aç gözlerini baş uçunda bekliyorum. |
Sen hiç rüzgarda salınan başakların
denizdeki dalgalara benzeyişini, Yaradanın kudretine hayranlık duyarak seyrettin mi? Peki yağmur sonrası toprağın iştah kabartıcı kokusunu hissettin mi iliklerinde? Kuşların söylediği sevgi dolu türküleri hoş kokulu bir çam ormanının ortasında doyasıya dinledin mi? Yüreği merhamet dolu, elleri topraktan çatlamış bir annenin hazırladığı yemeği, akşamın yorgunluğunda tattın mı hiç? Başında sevdanın sarhoşluğu, Odanda çıra ışığının yaydığı loşluk, Dışarda gecenin uçsuz bucaksız boşluğu, ateşten sıçrayan kıvılcımlar gibi yanan ateşböcekleri, Tertemiz gökyüzünde ışık saçan yıldızlar, Odandaymışçasına yakın pırıltıları, Doya doya paylaştın mı onlarla yalnızlığını? Sonra bir vakit apansız koparıldın mı sevdiklerinden? Koca bir şehrin gürültülü sokaklarına bırakıldın mı hiç? Egzos dumanında boğulduğu oldu mu gözyaşlarının? Süslenmiş yalanlarıyla uzandı mı insanların elleri ellerine? Peki herşeye rağmen aldanmadan çevirebildin mi onları geriye? Bataklıkta açan çiçeğim söyle, Onların yalanları onlara kalsın desem, Ve gel desem sana, Gelir misin benimle? Yalanların ulaşamadığı o kirletilmemiş gökyüzünün olduğu yere, Yoksa memnun musun halinden? Yoksa sende mi kandın? Sahte mutluluklarla sana gülümseyen o yalancı yüzlere... |
Gelişin güneşin doğuşu gibiydi
Dünyam aydınlık Yüreğim sımsıcak… Gelişinle doğdu bu yürek Gelişinle öğrendi hayatın Yaşamaya değer olduğunu Ve gelişinde buldu yaşamın doğru yolunu… Ne kadar acı olsa da Her doğan güneşin bir de batışı var Biliyorum bu güneş de batacak Ve işte o gün Benim ölümüm olacak… |
Her umutsuzluğa kapıldığında güneşin batışını seyret
Çünkü her batan güneş Yeni umutlarla tekrar doğar... |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:15 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.