![]() |
Türkiye’de Sevdamız...
Şarkışla'da Aşık Veysel’den, Sivas ilinde Pir Sultan Abdal’dan, Çukurova’da Karacaoğlan’dan, Yunus Emre, Mevla’na ruhundan... Nağmenin adı belli, Düğüm, düğüm halıda ilmiği... Sıradağlar, Nemrut, Ağrı, Erciyes, Süphan Ali Veli Haydar Mehmet Mustafa’dan Erenlerden evliyalardan cemden camiden Selam ederim sizi... Kardeşiz dostuz komşuyuz, Şehirliyiz-köylüyüz, sağcıyız-solcuyuz Türkiye’de sevdamız ışığımız yolumuz, Malazgirt'te İstanbul fethinde Çanakkale’de, Kanlarımız ay yıldız, nefesimiz kokar buram buram Anadolu aşkıyla Bakir bozkırlarında... Çadırlarda hala yanık türküler okuruz, Kaçıncı modern asrı yaşarken kültürümüz! Hangi memlekete gidersek gidelim gurbet olur ağdımız, Parasıda batsın, kumaşıda... Ömrümüzü boşa harcarız! Bulgur pilavıma ayran kat, yayık, tereyağı koy bal ile, Yansın tandırım pişmiş ekmeğin tadı yok şehirde, Dört duvara sinmiş yüreğimiz, Fırat'ta akar gibi ağlarız! Sürmeden başka makyaj bilmezdi kadınlarımız, Gözlerini açanlara sütçü imamla feda olurdu kanlarımız, Namus şeref olmazsa olmazdı bikiniye girdi modamız, Minicik bebeklere yaşlı ninelere sıçradı eyvah! Taciz tecavüz hesap sorulmaz, Yapanın yanına kar sazında notamız... Birbirimizi tanıyacağız, Tarihimizi zevkle yaşatacağız, Ön yargı fesine kurşun sıkacağız, Sazın nağmelerinde dost türküler çınlayacak yeniden! Kardeşiz dostuz komşuyuz, Şehirliyiz-köylüyüz, sağcıyız-solcuyuz, Türkiye’de sevdamız ışığımız yolumuz, Malazgirt'te İstanbul fethinde Çanakkale’de, Kanlarımız ay yıldız, nefesimiz kokar buram buram Anadolu aşkıyla Bakir bozkırlarında... Çadırlarda hala yanık türküler okuruz, Kaçıncı modern asrı yaşarken kültürümüz! Safet Kuramaz |
Türkiye’m…
Veysel Karani’nin çoban nefesinde, Yürür ayaklarım yemen çöllerinde, Peygamber hırkasına sinmiş imanı… İmrendirir ruhumu öldüresiye! Necip Fazıl’ın kaleminde incelir, Sezai Karakoç öğütle çırpınır, Mehmet Akif dizelerde yiğitlenir, Acizim şiir’de sadece dinlerim! Yunus Emre sevdasında gezgin âşık, Kul Himmet’in sofrasında bulsam azık, Pir Sultan Aptal gibi yüreğim yanık, Sazımın emiri olsam da dinlesem! Anadolu’mun her yanı aşklar kokar, Dağlarında bin bir çiçekler söylenir, Her narında pınar, şer ateş öldürür, Doğaldır insanı, şiirim tadında… Çerkez’im, Laz’ım, Gürcü’yüm, Türkmen’in… Der, Düşmanı bilmez yüreğinde dost ezgiler, Ermeni, Rum’da olsa misafir eder… Şehit ruhu yaşar ecdat gözlerinde, Aşığı da, toprağı da, mehter dinler! İlk önce Müslüman’ız sonrada Türk’üz, Elhamdülillah! Safet Kuramaz |
Uçuyorum....
Dağ kırlangıcı özüm, Kara kartala inat, uçuyorum... Bir kanadımda ölüm, Diğerinde de hayat, uçuyorum... Hataya yer yok gökte, Bakınca toprakta da. Vurulmak var bir okla, Dünya dert dolu diyet, uçuyorum... Ceylan koşarken hızla, Çiçek kokarken hazla, Kirpi bakarken nazla, Dualarımda sebat, uçuyorum... İyi haber beklerken, Kötü kader teklerken, Ömür bahsi geçerken, Şükür dolu kanaat, uçuyorum... Her halim tespih eder, İlahi hal seyreder, Amelimi kaydeder, Sur’a alınmış bilet, uçuyorum! Tanıyorum aşkımı, Atıyorum kürkümü, İstiyorum köşkümü, Varmış gerçekten cennet, uçuyorum... Nebi Kevser yanında, Her peygamber başında, Miskten çadır altında, Vermek için emanet, uçuyorum.... Safet Kuramaz |
Uğurlar Olun...
Küskünüm Doğru söylersen dinlenmezsin... Yahu milletin keyfi kahyası mısın? Boş yere ruhum sıkılır dişlerim ağrır, Umursama bana ne acı çekermişsin! Küskünüm Yazmalı sanat için benlik ağacına, Üfür tozlarını rahmetlinin keyfi tahtına, Yansın cennetinde cehennem güller gülsün Aldanma hıçkıran ağıtlarına... Küskünüm Kışa erer yeşillik soğuk can yakar, Savurur fırtına karınca dinlenir yatar, Onca yaz öten ağustos böceği dalgayla Boyun büker yalvarır kapılar çalar! Küskünüm Ölsün gururum asla üzülmem, Yanlış yoldaysam tokadı düşünmem, Derviş eylerim gönlümü yalnızlık hicretinde Amazonda ıslanır yıkanırım Akdeniz’de! Küskünüm Ellerim kelepçeli dost zindanlarında, Ne güneş nede ay varmış ışıksız kalmakta, Fikrim zikrimdir anlarsınız terazide haşr’da, Kalp kırılır gönül yorulur uğurlar olun! Safet Kuramaz |
Umut…
Gökyüzünde simsiyah bulutlar, Ana karnında doğdu doğacak çocuk… Esiyor oh dedirten haşin tornado umutlar, Bahar kıvranıyor, kış inadına soğuk... Hayalin yansıyor ey güzel, mazi aynasında Coşkular sarıyor düğün alayı kınasında, Buruk mutluluk, kız gelin gidecek sılasında Erkek evi geliyor asker gibi bölük bölük... 'Hem ağlarım hemde giderim' derken gelin at üstünde, Bir devir kapanıyor taze baharında, bütünde Tomurcuk başını sallıyor yağmurdan sonra gülünde, Değişim heyecanı yüreğe akıyor oluk oluk... Akif’ler, İkbal’ler, Afgani’ler... Torun bekliyor kendine umut faniler, Sünnet beşik Kur'an ninni, beslenir dahiler! 'Oku' ile irkiliyor, Cebel-i Nur doruk... Safet Kuramaz |
Unutma...
Acıyı ararsan biberde de var, Tatlıyı ağzından at, gönlüne sar! Yolun ortasını kendine bil yar... Ne zalim nede uç ol aşklarında! Kelebek gibi bir gün olsun yaşa, Mantıklı ol, öyle yok her gün paşa! Elbiseni yırt at, can verir taşa... Hisseden beden mi ruh köşklerinde? Ne dinlenme nede eğlenme yeri, Meşakkatsizlik kor, söner göz feri! Gençliğim desen de ölüyor deri... Derman bırakmıyor kor meşklerinde! İğneyi öncelikle kendine batır, Ölmüşlerden umut, arama yatır! Aradığın sensin dinleme hatır... Sapını unutma başaklarında... Safet Kuramaz |
Uyumak Yok Bugün…
Kumsalına dokunur serseri duygular, Tenimde coşar hazzın seyreder kumrular, İçimde coşku çılgın müzik kulağımda Düşlerimizi seyreder martılar kuşlar... İyice sokul gir buz dağına dönmüş içime Sarhoşluğun kokusu kalsın çılgınca tenimde Ne içki ne sigara nede şarap keyfinde Her şey doğal kalsın yaz günümüzde… Dağlar aşsın beden aşsın ruhumuz sevişsin Tutsun ellerin güneşimi ayım gözlerinde saçılsın Tek vücut viraneleri unutsun sadece aşk sarsın Cehennem alevlerin olsun sonsuz cennetim… Yağmayan yağmurlar Fırat’ın izlerinde Kurumuş dudaklarım çatlar çöl özleminde Düşünmeyen aklım kaptan aşk seferinde Yangınlar buram buram uyumak yok bugün! Safet Kuramaz |
Uyurum…
Özlem duvarlarına yansıyan ruh dalgalarını bilir misin? Kışı başka acı, yazı başka… Aciz bırakır! Uzaktan yıllanmış tesellinle neyi murat edersin? Toprak bakır, deniz köpük… Yüreğime yağmıyor kar! Donmuş bu kış suyunda aşkınla, Uykuda sensiz Kehf mağarasında! Yetim kâinat efendisinin gözyaşında, Akar fıratın bulanmış sularında… Çaresiz çöller, kervansız kalmış! Susmuş kumlar, rüzgârsız kalmış! At ölmüş, çadırlar toplanmış, insan uğramaz olmuş… Tek anım yaban çiçeği ayakta, oda sahipsiz kalmış! Gökyüzünde yakar özlem güneşin, Yüreğim bulutsuz dudaklarım çatlar! Mecnun toprağımda leyla anım kollarında, Vuslat diye sözlerim inler, kefenim sararır! Hayal bir an umut çölün serabında, Koşar heyecanla görürde seni çok yakında! Yaklaştıkça uzaklaşır ölüm tadında, Kum olurum deve kuşunun başında, Kehf mağarasında sensiz uyurum... Safet Kuramaz |
Üzülme…
İçtenliğimle yazdığım satırlarda saklı hüzün kiremitleri... Şiir yazmaktan öte, bıraktım kendimi ruh aynana sevgili... Kim de özlem yok ki, hem de neleri… Üzülme... Acının içinde öyle bir haz vardır ki, Çelişki bile olsa, Bu simetri, yaratılışın içinde gizli... Ağla, Vur duvarlara, Davula vurur gibi… Her yağmurdan sonra gökkuşağı, Gecesinde dökülür yıldız yağmuru! Ruhum bedenden ayrılır böyle anlarda, Cesedim yaşar bağ bozumu Avuntu kumsalında… Korku veren tsunami dalgaları, Olur, duyulmayan çığlığımın sesi… Değişimle başlayan, çıldırtan doğumun işareti Acının son demi, yoktur aslında kıymeti Aramak anlamsız geçmişten nedenleri, Üzülme, inan! Benim gelen sana sevgi yolcusu… Safet Kuramaz |
Var mı Başka Yol?
Kalu Belâdan beri her ruhun istikbalinde Hangi hatıra vardır ki asırlarca unutulmaz Bir anda ışınlanırcasına insan hayalinde Hangi yolculuk vardır ki her asırda anlaşılmaz Verilmiş Bakara’nın son iki ayeti rahmet kapısında Hangi dua vardır ki okunduğunda huzur bulunmaz Miraca çıkmış can resul Allah yanına... Hangi hedef vardır ki böylesi yolculuktan korkulmaz! Hangimiz düşünüyoruz bu dünya oyuncak Hangi yaşa gelsek de kanıyoruz olmasa da doyulacak Mutlulukmuş, huzurmuş yemek aş uğranaymış korunacak Kardeşim var mı başka miracın Allah'a ulaşacak? Bir elinde kur'an diğerinde sünnet olmadan başka reçete aranacak! Madem reçete belli nedir bu isyan şeytani yarış... Arafat meydanı herkese nasip olmaz tefekküre her yerde alış Madem kefen-oda nasip olur mu bilinmez-hak ölüm son varış Aşksa, varlıksa, duaysa yalnızca Allah için yaşanacak! Safet Kuramaz |
Var mısınız?
Haydi, gelin ip atlayalım Film izleyip, mısır patlatalım Sadece konuşup fıkra anlatalım, Sanal âlem ölsün, var mısınız? Tarladan hormonu atalım, Sofraya çorba-salata katalım, ******* kısa, erken yatalım Mart milat bahar olsun, var mısınız? Küfür yerine nezaket, Türkçe kelime letafet, Ayıp yerine safiyet, Yüreğe dostluk dolsun, varmısınız? Bahçelerde çamur alan, Çocuk ayağında kalan, Beton yığınından bıkan, Gözde çevre kalsın, varmısınız? İşlensin beden işle, Paylaşsın yeten aşla, İyi-kötü günde eşle, Gönül murat alsın, var mısınız? Toprak bizim, ülkemde Sahiplenirim ülkümde… Her şeye layık halkımda, Kader birliği bulsun, var mısınız? Önyargıyı çöpe tıkalım, Çıkar ilişkisini yakalım, Aşk engeli, ayrıntıları yıkalım! Şeytan saçını yolsun, var mısınız? İman ilim seferinde, Cahillik ölür zaferinde, Kulluk bir Allaha neferinde, Herkes cennette gülsün, var mısınız? Safet Kuramaz |
Varmış-Yokmuş…
Bir varmış bir yokmuş, Çözüm çok icraat yokmuş, Yurduma Bermuda Üçgeni çökmüş: Okyanus: Türkiye! Girdabı: Teslim teröre! Üstünden geçen: Er şehit, görev aşkıyla! Sistem yıllarca işlermiş böyle, Göz göre-göre… Aciz yüreklere hep ağıt dökmüş, Üzerine yapılan politikalar kokmuş, Yutulan-vurulan garibi çokmuş… Seksen öncesi sağ-sol, Gençlik terörü… Seksen sonrası dağ-yol, Sözde kürt terörü… Senaryo vatan satma-kurtarma bol-bol, Cebi dolanın vicdanı yokmuş! Yazılan masal gibi ama değil… Şehidin ana-babası sefil, Güçlü ülkeme bu mani-baltadır bil! Yeni nesil geçmişi sil, Kötü uykudan uyanarak, huzura akmış… Safet Kurama |
Vay Anam...
Sahiplendim! Armut ağacından düştüm... Bir daha armut yemeyeceğime söz verdim, En çok armut yediğime üzüldüm! Susmaya söz verdim, Gülmeyi azat ettim, En şiddetli ağrılarımda Dura, dura aczimi seyrettim... Şimdi sağlık akıyor damarlarımda, Sözlerimi Amerika'ya gönderdim... Rahmetli olduğunu işittim Irakta! Şeytan mı, nefis mi peşinde gönül eyledim... Ben akıllanmam ya! Teneşir pakler, kefen nasipse! Şimdi ağustos böceğinin konserine gidiyorum, Vay anam... Vay halime! Safet Kuramaz |
Veba/Veda...
Bizi Haktan koparacak, Sünneti unutturacak... Tatil deyip kudurtacak Bir yola düştük sıcaklarda! Tende cehennem ateşi, Dilden akar şer alevi... Gece eğlence delisi Şeytan güler ruh dinlenmez! Çöplük üstünde fareler, Yakınında tatilciler... Ormanı örter artıklar Gecenin en dem anında! Çadırlarda lamba söner, Ateşin son hali kordadır... Virüs rüzgarı yoldadır Veba yayılır etrafa! Yolcusu hedeften kopmuş, Keyifler bardağa dolmuş, Ölüm çanı seferber olmuş, Felaket bilmez akılda... İman dedikleri sözde, Ruhta inkar yansır göze, O gün inanır ölüme... Kıyamet düşünce kalbe! Karantina sarar hepten, Kul delirir amelinden... Gerçekleşir mahşer birden Tanık olur Hak vadine! Safet Kuramaz |
Veda-Ayrılış
I. MEKKE’DEN AYRILIŞ Ruhumun üstüne çöktü hüzün kiremitleri, Ayrılık zor...inerken sabrım direkleri, Kabem penceresinden bakarken tavaf yapanları, Ayaklarım dolaşır her yerinde, Nasıl veda et, git derim şimdi... Düş gibi burada yaşadıklarım, İstemek yetmiyor, gerçekten gitmeli görmeye... Kana, kana zemzem içince, Havasını içime çekince Davet etmiş yaradan evine Unuttum her şeyi, bıraktığım geride! Aldanmayın derlerse “kaybolursunuz, kaçırırlar...” diye Mevla’nın evindesiniz, onun emanetinde... Unutunca geçmişinizi birkaç gün geçince, Gerçek huzur içinizi kaplar, tavafla dönünce! Medine yolundayım şimdi, Kabe çok uzakta kaldı, Sağım solum çöl Her yanımı hüzün, gözyaşı sardı... Var mıydı böyle küs gibi ayrılmak Her yanımda yara var sanki Ruhum acıdı! Hicret yolundayım sanki, Bizi beklemekte Medine halkı... Can resulün burukluğu mirastı, Sevr’de aynı zahmet, Dağlar, çöller der gibi sabret! Ayrılıyorum Mekke’den Geriye bakıyorum bir gün döneceğim der gibi! Mevla nasip ederse görmeyi Mekke fethini... Umuyorum! Mekke uzakta kaldı, Kabe sende, Tavaf yapıyorum hala, Ruhum yemen köşesinde... Hacer’ül Esved’e selam veriyorum “ Bismillahu Allahu Ekber! ” Bilmem hangi şavtın heyecanı başladı dilimde... İki deve ağacın gölgesinde serinliyor, Kim bilir can Muhammed ve Ebu Bekir buralardan geçiyor! Yol uzun geride Kabe’ye hasret, İleride var yüce nebiye vuslat Gönlüm ikisine de özlem dolu, heyhat Mekan benim gibi faniyi şaşırtıyor... Benden uzaklaşıyor gerçek murat, Hüznüm şimdi kat, kat artıyor... Şefaat nasip olursa eğer İnşaallah, bu yolculuk cennete varıyor! II. MEDİNEDEN AYRILIŞ Medine’yi Münevvere sahrasında Dilimde salavatı şerife Seyrediyorum yeşil kubbeyi... Can Muhammed’in kokusu burnumda, Hissediyorum çok yakınımda Güzel cemalini! Güneş yavaş, yavaş veda ediyor gök kubbeye, Akın, akın insanlar geliyor, Mermer avluda gürültüleri! Elinde tespih molla giyimliler, Film setini andıran kameralı çekimler, Sağ yanımda susamış gibi zemzem içinler, İstanbul hatırasını andıran fotoğraf çekenler! Görüyorum... Avluya çekilen bant, akşam ezanına hazır... Oturan kadınlara son uyarı, isteksizce kalkıyorlar! Yandı avlunun onlarca lambası şimdi! Hangi asrı seyrediyorum, kafam karışıyor! Kulağım akşam ezanında, Yankılanıyor Bilal-i Habeş’inin sesiyle... Gözlerim hala yeşil kubbede, Birazdan can resul imam olacak önde, Hissediyorum! Ilık, ılık rüzgar geliyor tenime, Sanki deniz dalgalarıyla, Huzur buluyorum can resulün aşkıyla Özlüyorum sahabenin görmediğim ruhunu, Haram’ın mucizevi akşamında! Sanki tavafta bedenim, Medine’de hazır namaza... Selam veriyorum can Muhammed’e kabri başında Madde bağımlısı gibi burada Görüyorum yangınlık çeker insanlar... Gözler ince deliklerden kabrini arar Sanki ruhsuz demirden onu sorarlar! Gerçekten anlamak lazım, Görüntüden uzaklaşmak lazım, Can Muhammedi yaşatmak için Sünnetine sarılmak lazım! Ah...ah! özledim, yine çok özledim, Ayrılmak zor... dumanlı gözlerim! Kabe’den ayrılmak, Can Muhammet’ten ayrılmak, Onlardan uzakta yaşamak Daha Medine’deyim ama özledim. Hoşça kal, Ey nurla yaşamış peygamber Sahabenden birisi olmak isterdim, sana er... Cemalini görerek yaşayan, yaşlanan Duymak isterdim senden gerçek haber... Nefes aldığın her anda olsaydın bana rehber Olsaydın ruhumu saran kadife her an aklanan! Çökseydi deven evimin önünde, olsaydın misafir Varlığımda, ay nurunla her an parlayan! Ah...Ah! ayrılmak çok zor! Perişanım, gözlerim yaşar bu geceyi uykusuz sabahlayan... Ya gelmeseydim demek teselli şimdi, Gördüm ya yaşadığın yerleri... Elhamdülillah! Ruhum geçmek üzere başka tür yaşama Yanımdasın, gidiyorum seninle Ankara’ya! Sünnetlerini yaşarım umuyorum Gerçek sevgiliye uçuyorum, Allah’a İnşallah! III. ANKARA’DA Bedenim yorgun, Ruhumda hüzün, Sanki her şey yabancı! Yaşadığım mekan, insanlar... sanki edilmiş gibi sürgün! Alışkanlıklarım ölmüş gibi, Televizyon kumandası bana yabancı, Cazip değil seyretmek dünya şampiyonası finalini Unutmuşum sanki alış verişi... Sanki sevgilim, sevdiklerim ölmüş gibi.. Yabacıyım kendi şehrimde yaşıyorum son matemi! Ruhum Kabe’de, Can peygamber şehrinde... Ayrılmak istemiyorum bırakın beni! Bağlamayın zincirlere yeniden ne olur... Sarmasın dünya kabuğu bedenimi Hevesler, karanlıklar, şeytan bırakmışken beni ne olur... Ne olur.... Safet Kuramaz |
Vesselam…
Ahlak çöpe şer uçuk, Yaşarız mutsuz buruk, Toplum ayarı bozuk, Etki-tepki vesselam… Yok, insana saygımız Çok, hayvani yanımız Tok, nefsanî kaygımız Haram tatlı vesselam… Kendimiz düzelmezsek, Yanlışa üzülmezsek, Hemen önlem almazsak, Bela vaki vesselam… İyiliği emretmek, Kötülükten men etmek, Gerisi ihsan-rahmet, Allah razı vesselam… Safet Kuramaz |
Vuslat Döngüsü...
Senelerden bin dokuz yüzler, Atım üzerinde, Darüşşafaka’nın önünden geçerim. Beyaz ipek elbise içinde süzülür, Saçları demet, demet şapkasından uçuşur, Narin güneşine ayım tutulur... Atım şahlanır ben yularını bırakamam. Şaşkınım, şok olmuş gibiyim. Yanına gelemem, Utangaçlığımı affet bir tanem! İstanbul o gün başka yüreğimde, Volkanik lavlarını akıttı ruhumda, Savaşları unuttu acı çeken gözlerim Aşkın sihrine kapıldı, düş havuzunda! İlk kezdi bu başımda kavak yelleri…uçar gibi bulutlarda, Koymadı aklımı başımda Sanki hayallerimdeki efsanem… Ankara’ya gidecekti o, öğrendim, Sakarya’da savaşa dönecektim, Ölmekte var dönmekte... Tüm ayıpları unuttum, aşkımı söyleyecektim, Elektrik direğinin altında! Saatin saniyelerini sayıp seni gözledim Körpe yüreğimde... Yürüyüşünü izledim, ne kadar doğaldın, Başın öne eğik süzülerek geliyordun... Hey diyecek oldum... Sıkıldım, sen sıkıldın! Gözlerimiz buluştu, okyanus sularında, Seviştiler sanki temmuz sıcağında, Mumyalandık firavun mezarında, Heykelimiz dikilecek kadar ayakta kaldık sanki kutuplarda, Neyse ki mendilin düştü yere ve gittin... Bakakaldım, kokusunda burnum El sallayamadım... Bunaldı ruhum! Kim bilir ne zaman bir daha vuslat... Ne zaman! Yaram acıdı inlerken karyolada, Kaç ay geçmişti hatırası soluğumda, Her iniltimde, Dalgaların ittiği sessiz gemide… Kuruyordu dudaklarım özlem acısından! Hayaller, *******i gel git sesleri, yakamozlar… İniltimi duyan yok, binlercesinin yanında! Yalnızlık ve çaresizlik... Birde küllenen aşkından Soluyordum günden güne! Ölmezsem diyordum Ölmezsem! Ayaklarım yere basarsa diyordum Koşarsam! Seni göreceğim cennetinde diyordum Esaret zincirimi çözersem… Her saniye hayalinle, Kesilmiş bacaklarımla, Yaşama, sana... Bağlandım! Sanalına bakıp, bakıp ağladım! Benlik düşmeden yunmuş suyun üzerinde, Göz kamaştırır hala güneşin yüreğimde! Gölgeler aldanır… Güneşler aldanır… Düşler canlanır… Neden kar yağmıyor ki yüreğine? Belki erirdi baharımda, severdi çiğdemini bir mart gününde… Safet Kuramaz |
Vuslatımı Beklerim....
Sevgi gerçek-ilahi aşka uzanan ince yoldur Sevmek dediğimiz her şey hep semboldür Mecnu'nun çölünde Leyla olmuştur Sezar'ın gönlünde Kleopatra doğmuştur... Acıdır, özlemdir, haykırıştır her solukta yeniden yoğrulmadır Balçığın çömleğe-testiye dönüştüğü yumuşaklıktır yürekte! Sabır ister bir temmuz güneşinde yakarken... Titretir bir zemheri ayı ocak hava kararırken Sararır başaklar ikindi güneşiyle kurşini renk alırken Kan damarları dağlanır aşığın ozanın sevdalının bam telinde... Ölüm kavuşmadır Bir mevsim biter başkasına zaman gebedir Yılanlar gibi sevgi gömlek değiştirir Son aşka varana kadar! Bende sevdalıyım, Allah yarim Her gördüğümde o var... Bu yüzden ne görsem sarılırım Rahim Rahman dedikçe hazzın içinde zevkten bayılırım Toprağa sarılırım Vuslatımı beklerim... Safet Kuramaz |
Ya Rabbi, Affet...
İlahi sen çok affedicisin, Affetmeyi seversin... Her kulundan sabırla tövbe beklersin, Benim günahlarımı affet ya Rabbi, affet! Ne desem boş azgın nefisle, Gece tövbe gündüz günah-hevesle... Dolaşırım ruha isyan ten kafesle, Benim günahlarımı affet ya Rabbi, affet! Ağlarım her namazımda, ismin anıldıkça! Kabe’de döner ruhum zikirle kaldıkça, Bana bir haller olur sokağa daldıkça... Benim günahlarımı affet ya Rabbi, affet! Öyle bulanık ki akan su, Bulandırır aktıkça huyu, Dolar sonra günahtan gönlüm kuyusu... Benim günahlarımı affet ya Rabbi, affet! Sana samimi inanan artıkça, Sünneti her adımda attıkça, Hayırda yarıştıkça ibadetçe, Tövbe yerine zikir, ölür gaflet! Safet Kuramaz |
Yaban...
Nizam fevkalade zor denklem Her canda zincir boylam-enlem Sayıda gizli sanatsal kalem Hep tekrar, yaşar her kuşakta... Ay, yıldız, güneş, gündüz-gece, İnsan, hayvan, böcek peş peşe... Olmazsa olmaz bir eksikle, Anne-baba, çocuk kucakta! Zerrede vicdan ten toprakta, Heykelde fidan ruh bakmakta, Ecelle her can bir akmakta, Doğar-ölür an aynasında... Otlak var sürüsünde çoban, Görünse de başıboş yaban, Özgür kim var kollar yaratan, Beşer şaşar, haşr şuracıkta! Safet Kuramaz |
Yağ Yağmur…
Gözlerim yağmur bekler Bulutlara seslendim haykırdım Estikçe rüzgâr haber verir derler Gözlerimi kapadım derin derin nefes aldım… Yaz gelmeden sararmaya başlayan ekine, Suları çekilen barajlara göllere nehirlere, Çöl ateşi yakan güneşin sitemlerine, Boynum bükmüş, üzülüyorum… Yağmur gözlüm yoksa sen mi ilk önce dökecektin damlayı Eğer sen kurursan dünyanın bir anlamı kalır mı? Yozlaşan, Tozlaşan, Horlanan, Henüz din değil ayaklar altında kıyamet habercisi… Heyecanda var içinde yaşanan da, Allah aşkı Kevgirden süzülür nur yüzlüler klonlayan Ak’lara bürünür gül kokulu mehdi müjdesi… İsa(A.S.) bir rivayet iner Şam’da Emevi camisine Anlar huzur nedir ona sokulan! Kirler, On dört asırdır biriken pislikler Din yıkmak adına şerli niyetler Yıkansın yağ ne olur yağmur… Yere insin her yıldıza sarılmış sahabeler! Her yer Medine her yere kardeşlik yağar Ebrehe perişan bir bir ölür güç sembolü filler Tufan ol ruhumuza Nuh’un gemisinde misafir… Rahmetinle ne olur yağ yağmur… Safet Kuramaz |
Yağmıyor...
Kar yağsın istiyorum Ankara'ya, Bizim gibi günahkarların üstüne Lapa, lapa, Uykum bölündü gecenin yarısında, bekliyorum yağmasını pencerenin kenarında, Ama yağmıyor... Uykum gelmiyor bir türlü uzandığım kanapede, Ruhumu saran sıkıntı sürüyor televizyonda açtığım her kanalda, Aldığım kilolara yenisi ekleniyor içtiğim mercimek çorbasında, geçmişim gözümün önünde... çocukluk yıllarında, Yarım metre kar, ellerim üşüyor! Safet Kuramaz |
Yağmurla Gelen Düş...
Sağanak yağmurda, Islandıkça saçlarım ve geçmişim... Acılarımın kiri çıkar Ama inadına iz bırakır... Gözlerim duygu yüklüdür, Adım attıkça acı veren akış hızlanır Biriken sularla... Elim hep soğuk, Yüreğim buruk, Ayaklarım titrer, gelecek ana dönük! Zoraki sürükler değişim Ve cevapsız kalır nedenlerim! Renkler karışır midem gibi! Tatsız tuzsuz yaşamak şu anda... Haber gelse, heyecan sarsa beni bir anda Dillense sevgi, koklasam çiçeğini, Varlığın ölümü olmasa... Yüreğim sarılmasa tabutun soğukluğuna, Toprak dost, içindekiler sevimli gelse, Bu kahpe dünyada Beni kim durdurabilir ki... Bastığım yaprağın kırılmışlığını umursarmıydım, Umursarmıydım, kötülüklerin dehşetli cehennemini! Hele kuralları, Hele hırsla dolu insanları, Hele yarını... Umutlarım aç, ölmek üzere yaşadığım barakada Ne geçmişten gelen var nede ışık geleceğimde! Ruhumun zenginliği yüreğime ayna, Bir tek o kalmış mumun titrediği son masada! Yağmurla gelen düş yıkadıkça, Dayan der gibi ölüme! Benim filmim sona ermek üzere ama Seyircileri, sinemadan çıkmakta... Vermeselerde gene en güzel eğlenceyi, Vermeselerde kulağa hoş gelen geceyi... Bu dünya tatlı, Yaşatsada acıyı! Alışkanlık varya... Direniyorum vedaya! Safet Kuramaz |
Yakma...
Dumanlı, dumanlı Yakma ne olur yine sigara, Başım ağrıyor... Her nefeste nefes aldıkça, Boğazımda boğum, boğum! Öldürecek gibi, Gözümden yaşlar akıtıyor... Nereye baksam bozulmuş sular Ara, ara gelen fırtına, rüzgar Ve zaman çelişki dolu! Gidiyorum yürüyen ben miyim? Ayaklarım ilerliyor... Bilinmeze mi, Yoksa köşedeki süpermarkete mi? Gidecek bilmem nereye kadar... Doğum ile ölüm arasında büyük mücadele, Ne çok düşünsekte, Ne çok kafa yorsakta, Bizleri sürüklüyor yanlışlara azar, azar... Ve hastalık kötülük gibi, Sağlıkla güzellik gibi, Çelişki dolu zaman canavarının elinde! Harun Reşit'in keşfindeki saflığı, Mekanik dünyam saatime baka, baka kararıyor... Aldırmadan delice tsunami gibi, Nefsimizin elinde mahkum, prangalı gibi, Süfyen çocuğa benzer saflıkta, kanıyoruz... Ne yani, var mı başka mükemmel Mevla'nın sanatı gibi? Güler buna sadece düşünmeyen boş insanların evreni! Safet Kuramaz |
Yalnızım…
Haykıran benim deli gibi, Öylesine yalnızım... Bir hayalim sanki, Her gördüğüm yabancı… Bu kafeye neden geldim şimdi anlıyorum, Geçmişim, ekmek gibi dilim dilim, Dekore ediliyor duvarlarında tarihim! Ey nefsim, ey yalancı yakarışım, bu ne surat Anlayan yok seni işte, yersen anlarsın acı tokat Dilek ağacına gitmek için bulsan da ne çok at Bu fırtına sessiz, Bu güverte sensiz, Başımdaki bulanık bulutlar yağmursuz Gönül yolum gelen gidensiz… Hipodrum değil ki haykırsın seyirci, atla şahlansın sanat Ayaklarım izsiz, Perdenin arkası bensiz, Duyan yok çaresiz… Ölmemek için çırpınan gençliğim heyhat Beyazlar saçılmış saçlarıma, tenimde kırışıklar… Bırakır neşesiz! Haydi, ayağa kalk, heyecanla doğrul Kendin için mutlu ol, Kendin için yeniden yoğrul! Her şey terk ediyor, ölüyor… Sahiplensem de Yaşayan benim, yaşlanan da… Bitmez ne söylense söz Kendi otağımı kurdum, ey nefsim umut tahtına kurul! Safet Kuramaz |
Yalnızlık…
Ey şehvani hislerim, neden ama neden hala dertliyim? Dün pişman ettiniz Tevbe ettim, Bugün yine hissettirdiniz! Kaçar benden, bedenimden: ruh çıplak ve aç Fakirleşti iç dünyam, yaşım oldu bilmem kaç Bana neler, neleri kaybettirdiniz... Şarkılar, türlü eğlenceler aradım, yaşadım Bıktım, her tattığım dozunda! Olsada olmasada bir türlü, alışkanlık sonunda... Mantığımı deler kurşun gibi koynunda Sahiplenip aradığım... Yusuf’un kuyusunda, Nisan yağmuruna kefenleyip ağlattırdınız! Hatıralara, paralara, sevdalara ara ara dalmalar Her dönem yeni boşluk, bırakır derin yaralar! Heyecansız, tatsız, tuzsuz ******* ve karanlık odalar, Her tadını başka ölüm kovalar… Ne pir acıymış oysa yalnızlık, Hep Dışarıda aradım, içimde yaşattırdınız... Safet Kuramaz |
Yanımdasın…
Seni hissetmek demek: Kumların inceliğinde Temmuz sıcaklığına gömülmek! Dalgaların sesi sensin, Rüzgârım ben… Öyle sevişiyoruz ki, İkili birliktelik sonsuz karede, Teke düşmüş doğanın tuvalinde! Başımız dönüyor, dönüyor... Neremizde heyecan yok ki? Almasın bizi cennetine hislerin akışı… Cehenneminde aşk yangınları! Hayal değil bu inan ki, Gerçeğin ta kendisi... Tulumbacıların yangından yangına koştuğu İstanbul’da, Tarih tefekkür eder sanki… İki sevgili doyasıya aşkı yaşarız, Kış günlerini temmuzda tadarız! Nefisler bayram eder, Duygular martı çığlığı atar, Sulu Kulede çingeneler göbek atar, Açılır sır aşk definesinin anahtarı, Hediye denir verilir! Sarılır canımın içi koşarak, Kelepçeler ellerimi… O anlarda öyle çılgınlık vardır ki… Roma’yı da yakarım diyen Neron’un çığlığı Avsa adasında duyulur yankısı… Sezar’ın Cleopatra’sı mısırda özlemle inler şimdi… Güneş öğlen gibi dorukta, canlandı... Gecesinde ay dolunaya sarıldı… Eğer gelmezsen İstanbul matemde, Diller makber şarkısını söylenecek, Yakup Kadri bile şaşacak, Kabrinde ağlayacak… Geleceksin değil mi? Yüreğimde ağıt varken canısı, Kırağı yağdı kardan önce… Aklar kapladı toprağı gölgenden böylece… Eğer gelmezsen İstanbul matemde, Makber söylenecek dillerde! Boğazın suları durgunsa, Vapurlarda sessizlik varsa, Gece karanlık Ruhun huzursuzsa, Biliyorum bana koşacaksın... Safet Kuramaz |
Yanma...
Yattım deniz yatağı üzerine, Sallanıyorum enfes ülkesinde... Her dokunuş yakmaya dünden hazır, Işınları okşarken güneşinde! Yanmak demek acının pek alası, Uykusuz gecenin bedbaht sılası! Yoğurtlar sürülür, deriler kavlar... Akılsız başın yakılır kınası! Yılan ruhu ile sıyrılır deri, Yayılır çirkinlik, hür havarisi! Ayna ellerde ne çok iz kazır... Sinir küpünden sokar ağrısı! Neymiş bronzlaşan ten çok faydalı, Ne güzelde görünür pek havalı! Çok kısa sürede gösterir tesir... Zenci mi Arap mı? bakar oralı! Deniz spor, güneş elbet gerekli! Neysen öyle gör tenini sürekli... Uzun ömür doğal alışa yansır, Haddini bilmek yaşatır yürekli! Sonradan görme Edirne’den dönme, Ecnebi gibisin, yanlıştan dönme! Yaşamazsan doğru neylesin nesir? Diz döversin, hele haline yanma... Safet Kuramaz |
Yansıyan Gölgeler...
Bir anne kızına sürtüksün diyor, Nasıl bir intikam, boynu kesiliyor! Ehliyetsiz evlat, alkol alıyor... Araba kullanıp terör salıyor! Sorumsuz çocuklar çete kuruyor... Yokluk maskesinde kin kuduruyor! Devlet öğretmeni sınıfta koyar, Öğrenci kör cahil, sokağa doyar! Sigara içiyor on üçünde kız! Enişte şantajla eder tecavüz... Her gün konuşuruz şiddet cinsellik! Milletim bu yüzden çeker rezillik... Sevgisiz aile, doyumsuz cepler! Ne biter hastalık ne elde haplar... Her mecliste para, en azgın yara! Konuşulur az çok, dökülür salya... Genç geleceğini göremez oldu, Canlı, heyecanlı duygusu öldü… Kızgın demir sokak, sinir oturak! Açılır hep dudak, içi boş konak... Yayla gibi nefes, orman yar-kafes! Saf su damakta hoş, yaksa bu ateş... Fetret devri şu an, sınavı yaman! Kanar akıl hemen, dinlemez aman... Yansıyan gölgeler sanal algılar! Sardıkça ilgiler, artar yanılgılar... Safet Kuramaz |
Yar Ol…
Aşkın acı biberi yeniyor, Kalbim narında yanıyor! Nedir suyu? Ruhum ölüm anı sanıyor… Ne mail ne telefon ne de haber, Feleği fırçalasam desem kader, Yaşatmıyor kurgu! Gerçeğini tuz sanıp banıyor… Ya geleceksin yanıma, Yada girme kanıma! Değiştiremem huyumu, Yar ol sevdamın şanına! Safet Kuramaz |
Yargıç…
Taşla linç edilen insan ve feri, Şeytan taşlar gibi Mina sergisi… Hâkimdir önyargı-bilgiç sofrası, Kim günahkârım der, yoksa aleni… Dört şahit olmazsa recm uygulanmaz, Ölmek için şehvet hiç kurgulanmaz, Hakkıyla günahtır şer kaygılanmaz, Kimin umurunda amel safhası! Kul hakkı biçilmiş yargıç urbası, Doldur boşalt bitmez günah torbası, Kendini kurtarmak değil çabası, Güç silahı, ölmez sanır dehası… Zenginin aşına sakın bakmayın, Günahını görüp hoşmuş sanmayın, Gücüne kanıp ta taklit yapmayın, Kul olmazsan, yüze kezzap safrası… Kul akdi bozarsa, mahkûmdur her an Parayla şahitler, kurulur mizan Eller taşla dolar, sömürür iman Yücelir gözlerde, aklar küfrünü! Safet Kuramaz |
Yargısız İletişim...
İlk defa birbirini gören iki insan Güvenmeli mi güvenmemeli mi? Hayda... Nereden çıktı bu dememeli Gözleri ama birine şu alemi anlatmak gibi! “Ya ne zorum var? ” “Seni tanımak ne kazandırır? ” “Çek git yoluna deli misin ne? ” Böyle bir çok soru ve cevap aranır... Sanki her konuşulan katil, terörist sapık, yankesici... Yada özel yaşamı deşecek paparazi! Zarar verecektir önyargısı hakim İllaki güven tazelenmeli... Eğer ne konuştuğunu biliyorsa, Karşısındakini kendi gibi görebiliyorsa, Aynasından iyilik-içtenlik ışınlıyorsa, İletişimde ne problem yaşanabilir ki? İlk önce biz maskemizi çıkarmalıyız, Söylediklerimizi yaşayabilmeliyiz, İçimizdeki evren duvarını yıkabilmeliyiz, Gerisi inanın kendine güvenmemektir... Toplum eğer hastaysa, Doğasında kuraklık varsa, Her aracında ihanet-ölüm yarsa... İlk önce biz kendimizi aşmalıyız! Safet Kuramaz |
Yaşamak Buna Derim ya…
Görünce cennet dedikleri, Biz erkekler için verilmiş hurileri… Hayalinde yaşadığımız, Kaçamak öbe, Söbeleri… Oyun içinde gerçeklerini Yaşamak var ya! Nefesinin hazzını, Aşkının heyecanını, Bedenime değer sıcacık, Hayal meyal, hissederim azıcık! Etli dudaklarının yaşattığını… Düşer gölgeler ikindi vakti Süslenir hayaller… Gösterir gerçeğine kendini Aç kurt gibi… Sonra filmimiz başlar, Tutkular, fanteziler sıralanır! Yüzümde tebessüm, izlerim seni… Elimde bal, şerbet, çikolata… Yaşamak buna derim ya! Safet Kuramaz |
Yaşatır…
Martılar semaya uydu, Dalgalar güneşi saydı, Aşıklar sevdaya doydu, İzmire kondu düşlerim. Uzaktır bende olsa da, Ben denizim İzmir ada. Sabah akşam her duada İzmir'e gönül işlerim. Amelim o ulu şaha, Gönlümün aşkı Allah'a. Yaratmış ya, yoktur baha, İzmir'edir gözyaşlarım. Safet Kuramaz |
Yaşlı Bilal…
Bilal şofördü. Sınavla memur oldu. Ataması yapıldı Ve üç kişinin oturduğu odaya geldi… Yeni bir işte çalışmak kordu, Elli yaşın üzerinde kabullenmek zordu! Her odaya birer birer gitti, Oturma isteğini kimse kabul etmedi! Sonunda daire başkanı araya girdi, Yeni odasında fena sıkıntılar geçirdi! Radyo-televizyon dinlemesi, Misafirlerinin gelmesi, Her anı ondan şikâyete seferberdi… Hele biri vardı ki, Çok gençti ve edepsizce tepki veriyordu, Her hareketini dayanılmaz eleştiriyordu, Sonunda ona arkasını dönerek oturmaya da başladı… O gün Bilal dayanamadı eziyete, O gence öyle vurdu ki… Kan revan düştü diş derdine! Elinden ısırıldığını anladı gelince kendine… Sonunda ikisinin de dairesi değişti, Olay mahkemeye intikal etti, Bilal suçlu ya… Moral yerine herkes eleştirdi! Hasmının bacanağı milletvekiliydi, Yönetime telefon üstüne telefon ettirdi! Yaşlı Bilal’ın geçim, tek derdiydi… Mahkeme sonunda bir maaş ceza, sürgün yedi! Siz, siz olun sinirlendiyseniz eğer Uzaklaşın böyle meclisten! Abdest alın, temiz hava… Kurtulun sınav kokan anlık habisten! Safet Kuramaz |
Yaşlılıkta...
Zaman aktıkça, Yaşlandıkça İlk önce istenir/sevgi ve para En son amel muhasebesi... Bedenimde olur kangren/yara Ruhumda nöbet-nöbet sara! Sanki hayat mektebinin en son talebesi Düşünür bir eli çenesinde kara-kara! Geride hatıralar teselli, Torunlar sevgi seli, Onca emekle büyütürken/uğruna dökerken para Çocuklar isyankar ne demeli? Her yaşlıya has bir dert bu besbelli Birde yalnızlık kor/çok darda! Yaşlıya/yalnıza Kur'an ilaç, Sünnet başıma taç, Geç gelen/tanıdığım bu yar Ah/kor yüreğimi aç... Safet Kuramaz |
Yaz Bekârı…
Suskunum çöl sıcaklarında, Üzgünün kul tuzaklarında, Yorgunum dul yataklarında, Ankara mahzunum, perişan… Yaz bekârı alışkanlık aslen, Anlar beni yaşarken bilen! Kedi olur kükreyen aslan, Ankara mahzunum, perişan… Safet Kuramaz |
Yaz Ne Olur, Erinme…
Pencerenden dışarıya boynunu uzat, Bak kara yansıyan güneş ışınlarına… Gözüne sevincimi yansıtıyor, şer azat Ruhunla sevişiyor, âşıktır anlarına... Üşüyeceğim diye düşünme, Hastada olmazsın bak üşenme, Çünkü misk gibi eser bağrına... Hem doğa zararda vermez aslında! İçinden akan her şeye, merhaba de Baharın gölgesi düşerken odana! Çığlıklar varsın olsun moda... Korkma bağırmaktan, ayıplanmaktan, özgürlüğünü en azından yaşat odanda! Tek başına olsan da Mutluluk versin rüyandaki ada! Canların toprağın korumasına sığındığı şu mevsimde, Her şeyi at üzerinden kötülük adına tebessümle. Ruhuma sığın, toprağa sığınanların bahtına... Onlar gibi evde bekle, bir gün gelsem de cürümle Ve unut acılarını selamımı alınca! Yüreğini kuşatsın nur, huzur, heyecan Coşkulu çağlayanların kevserimde yunsun... Yüzünde tebessüm, kalp atışlarında heyecan Yaşamın her güzelliğini hisset hazanımda... Yastığa sarılır gibi sarıl ruhuma, Çünkü hep yanındayım, uzak olsan da ufkuma... Güzel haberlerinde heyecanlar yaşıyorum, Kâğıt kalem al eline yaz ne olur, Erinme! Pıtırcık gölgesi düşünce nergis çiçeğine, kar üstünde Dans etmeye başlar ışık armonisi, hazlarla düşünde… Erisin yakan güneş ışıklarında, tene değer gibi Erdemlere karışmakta yarışırcasına özünde! Ne olur düş yüreğime usulca, kansın büyüsüne... Safet Kuramaz |
Yaz...
Yenmeye doyulmayan İzmir üzümü gibisin, Asma dalında olgunlaşır gibi sanalında özelsin, Damak tadım değişti gözlerinin içine düştüm Ruh salıncağından aydan dolunayı seyrettirirsin! Kar üzerinde kayılacak kadar tenimdesin, Dalgaların kumsalı okşaması gibi sarsarsın, Kutuplarda buz dağlarını bir çırpıda eritirsin, Yüreğimde kuraklığın dudaklarımı çatlatırsın! Efelerin sevdalısı topraklarda yürürsün, Aşk acısı bağlamanın telinde süzülürsün, Kainat güzelinden güzelsin düşündürürsün, İzmir'e gitmeliyim konakta çay içmeliyim martılarınla... Şımartılmış ruhuna derviş perhizi yap da yaz bana, Dokunsun sıcak sudan çıkmayan, Yumuşacık ellerin klavyende canlansın, Sevinsin yüzü gülmez içindeki baharın! Safet Kuramaz |
Yaza Özlem...
Muğla bir elimde Hakkâri diğerinde Vatan her parçasında güzel verilmez kimseye Özlerim her yerde özlem başka, deniz, yayla... Belki çadır içinde belki şemsiye atında Karpuzun tadı peynire karışınca Derviş elbisem çıkar denize karışır utancım! Özlem sevilen az görüldüğünden özlemdir Bulunmaz nimettir en zengin ruh köşemdir Ayrılmak hissi tedirginliktir ayakta tutar günlerce Ele gelip kavuşunca ateşi hızlıca sönendir... Marmaris Bodrum Dalyan Turgutreis Fethiye Ölüdeniz İçimde yaşatır yazdan bir damla sıcak temmuz Ayakları kardan çıkmayan, kaymaktan bıkan Özgürlük ateşi yakan yakamozlar yürekte bırakır susuz! Latin kıvraklığı oryantale karışır kumsalda karnaval gibi Her çeşit insan dolaşır tanıdık gibi az buz... Yandı çoktan meşale baharla içimde Gelsinde görün kumsalda yazlık keyfime... Safet Kuramaz |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:37 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.