www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   karışık Şiirler. (https://www.cakal.net/showthread.php?t=72283)

Spy_MasteR 06-24-2007 04:06 PM

YAKARIŞ İLAHİSİ

hayatı ve kalbimizi geri istiyoruz
hergün yaşadığımıza
ve bebenimizi eskittiğimize
takvim yaprakları işaret düşüyor.
yer gök sarsılıyor,
ve sımsıkı sarıdığımız hayatlarımıza,
ölüm doğuyor her sabah.
şimdi; bu girift zamanın yetim çocukları bizler,
göç edip giden turnaları geri çağırıyoruz.
çünkü biz sert rüzgarlara değil,
narin yellere yol veren yiğit adamlarız.
zindanlarda sahici gülen,
doludizgin bir tufana taylarımızı sürenleriz.
her gülüşümüzde yağmurlar getiririz uzak iklimlerden.
çıra renkli kor kalplerimizle severiz güzelleri.
şehre ileniriz, şehir ki; gözlerimizi ağrıtır baktıkça.
soğuk kaldırımlarda gülümseyen kelebeklere
türkü yakarız.
biz hayatı, kalbimizi ve aşklarımızı geri istiyoruz.
duy bizi ey kalblerin sahibi...

Spy_MasteR 06-24-2007 04:06 PM

YARALI CEYLAN ŞARKISI

her karanlık seni hatırlatır bana,
hüznünden koparılmış,
kahkaha gibi oluverirsin karanlıkta,
yaşamın bize bakan yanından,
kafilerle serüven peşinde koşanlarına,
adını söyletirsin bize.
her gülüşüne bin tahtı terkettirişin gelir ,
içli bir resmin aynaya yansıyan siluetine.
aynada gördüğümüzün,
hep kendimiz olduğunu sanır da,
bir tebessüm bırakıveririz peşinden.
sonra da bize gönderdiğin badem gözlerinin ateşi kalır,
bir dağın yamacına serdiğimiz yorgunluğumuza.
mirasın kıymetini bilmezler gibi oluruz,
ve sana yaklaşırız.
ne karanlıklar gördük bilemeyiz aşka nasıl susanır.
nasıl bir kılıcın gölgesinde,
kehkeşanlarla ateş dansı yapılır.
nasıl bir şarkının en içli yerinde,
keloğlan masalı anımsanır.
bilemeyiz, bilemeyiz ama bir yağmurun,
gözyaşıyla birlikte bir güle nasıl döndüğünü görürüz.

her karanlıktan korkmasakta,
kuşkunun ilacını koyarız heybemize.
hiç bitmeyecek gibi gözükse de,
bir yoldayız o da yeter bize.
her ressam seni oyar soğuk taşlara.
her güftenin ilk notası sen olursun.
ve her şiir usandırır bizi, bilsek de cefanın kıymetini.
her noktada saklanan da sen olursun.
her rengin parlaklığı da sendendir.
sen bizim içimizde büyüttüğümüz yar,
gecenin karanlığında neden kaybolursun.
her kazmada bir aşığın feryadı gizlidir.
yani ferhat'ların... her çölde bir kokun.
yani mecnunların...
fırat'ın kanlı sularında da yitirdiğimiz sensin.
nil'in altın şarısı sularında da.
şimdi ne Süraka'lar koşarda ardımızdan,
atımızı kumdan kurtaranlayız.
alaca bir siyahı vardır her atın,
hep alaca yüreklerde gezer.
işte bizim karanlıktan korkumuz,
bu ata hasretimizdendir.
işte ey gözleri yalnızlık bakan ceylan,
her ırmakta aradığımız senin ağzının kokusudur.
seni asırlardır soranlara,
boyun büküklüğümüz cevap verdi.
seni bir karanfilde koklayanları rüzgarın hışırtısı kaçırttı.
seni bir okyanus yatağından kaldırıp,
aşıklara pervane edecektik.

viran memleketlerin yetimleri seni bizden uzaklaştırdı.
şimdi yaralarımıza sürdüğümüz kokulardan belli,
seni ceninken öldürdük kahkahalarımızla.
seni öldürdük yar,
hiç isyan etmeyen mantar ruhlar ve yüreklerle..
şimdi kapındayız.
şimdi avuçlarımızdaki damlacıklarla,
ve heybemizdeki sümbül kokulu dualarla yürüyoruz.
kaf dağı'nın arkalarına bile düşse yolumuz,
hiçbir hazineye seni değişmeyeceğiz.
ve her şarkıya senin de bir mısranı ekleyeceğiz..
içimizde büyüttüğümüz yaralı ceylan, yiğitlen artık...
“ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı
insanı ağlatan yağmurlar yağdı
yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin var.”

Spy_MasteR 06-24-2007 04:06 PM

Yüzondört

Vera çiçekleri ektim
ölüm ve dirimin elleriyle
çağırdım uzun saçlı yağmuru
aşkımı taşıdığım o kutsal çöle
sorulunca bu ne diye, dedim
avuçlarım bin bahara gebe
ve benim sinem ıssız bir mahzen gibidir
gülersem kan gelir gözlerimden
dolar kaygısız çağa
ve her bayram
sadaka dağıtır martılarım
yoksul limanlara
ve kurular buzların terini

sorarım size
kafi midir bu yüzbin fidan yeşertmeye
ve yürütmeye yüz ondört kemiği

belirsiz bir zaman aralığında
bulutların annesi oldum
ve mum diktim yaralı alınlara
arzumun duasını güllere adayınca
ılık bir düş vakti
but tuttu kalbimin sarhoş buğusu
ve umudu gizleyecek bir cep bulmak için
yollara düştüm
tenimde bakire sümbül kokusu.

Spy_MasteR 06-24-2007 04:07 PM

Ölünün Kavalı

Cambazına çelme takan ip
bir idamlığa söyler sırrını
ve denizin yelelerini yalayan ölü
ne çok arar
adını söyleyecek bir mezartaşı

ve rüzgardır ölünün
mezarlıkta kavalı.

Spy_MasteR 06-24-2007 04:07 PM

KAMELYAM

Kamelyam
Serin kavak yelleri esiyordu başımda
Ümit ekmiştim nadasa bıraktığım tüm tarlalara
Alnımdaki teri kurutsam diye
Bağrımı açtığım rüzgarlar
Tutam tutam
Saçlarımı götürdüler
Nasıl anlatsam
Kurşun sıktılar hayallerimin
En umulmaz yerinden

Kamelyam
Akşamüstleri horozlar ötmezmiş
Köy sokaklarında alımlı gezmezmiş köy kızları
Ay tutulmayadursun
Tüfeği dayarlar
Uğursuz sayarlar
'Hele dur! Destursuz girme', dediler bu kapılardan
Yıllar yılı acıyla bağladılar ellerimi
Yasak koydular gözlerime
Seven göze yasak olur mu demediler
Oturmadılar sofralarıma, yemediler
Ateşle korkuttular
Zaten yanmışım buram buram
Ezikliği yüreğimde tüm sevgilerin

Kamelyam
Senin için bastığım adımlara mayın döşediler
Eşkiyalar kesti yollarımı
Sana gelmek için rüyalarımda uçtum *******i
Uykularımı böldüm en kuytusunda karanlığın
Kadermiş, değişmezmiş!
Yılar yılı boşuna aldandım
Med yapmışlar ikimizi ayırıyorlar, oynuyorlar

Kamelyam
Gitti de beni, gitti de...
Tanınmaz insanların balosuna gitti de
Bıkmışlığın ezgisi yalnızlıktan
Bir sükutun nabzı damarlarımda
Düğüm düğüm içimde
Başka dünyaların çoçuğuyuz biz
Başka dünyaların çoçuğu...

Kamelyam
Çok şeyleri elde etmeye yetmiyor sevgimiz
Oraya yaz mektuplarını
Ararsan Simeranya'ya
Allah'a ısmarladık
Kamelyam
Kamelyam...

Spy_MasteR 06-24-2007 04:07 PM

Artık Git

Şu senin eşsiz sessizliğin

kabaran yerlerinden duyulabilir pekâlâ

mesela kolunun dirsek içine dokununca

göğsüne başını dayadığında herhangi biri

ellerin tutulduğunda bir kedi karşıdan karşıya geçirilirken

kokunu içime derin bir solumayla çektiğim zaman

şiir okurken gözlerinde beliren gözlerden

öyle ki hepsi başka başka

bir kovan bal gibi bakarsın arıya

kusursuz yaratılmaktan duyulan hoşnutluk gibi mavi

dalgalanan dağlar gibi mordan da öte

gönlümde yer eder

çünkü onlar bütün kış kar sularıyla oğuşturulan

bir kıyının dinlendiği yerdir ki

yine pek dingin bir ekim akşamında

oturmuştuk karşılıklı

umutla



Tuhaf şey diyesi geliyor insanın

tuhaf şey!

her şeyin böyle baştan sona değişmesi

doğa tüzüğünün ilk sayfasında yazılıysa da

her şeyin böyle baştan sona

bir uğultu ormanı gibi sessizliğe gömülmesi

hüzünden de ağır bir hüzün veriyor insana

azala çoğala

ağaçların ağır ağır açtığı yolda

yürürken mahşeri çağrıştıran sessiz kalabalıkta

yoksunluğumu

yoksulluğumu demiyorum, yoksunluğumu

gideren düşüncelerin ard arda sararıp dökülmesi

kimin kabahati diye sormuyorum

küsmene bakılırsa…



Nerde bir yalnızlık görse

konuna almaya yetinen Edip

her şeye gecikilir demişti ya

hiçbir şeye yetişilmez

kimbilir, belki de ziyade ciddiye aldım şairi

hayata geciktim, ölüme yetişemedim

istesem kusurumu sırtına yükleyebilirdim

ama ben güneşi seçtim

çünkü okumayı en iyi o biliyor

vurunca alnıma

atamın apamın kazıdığı kargacık burgacığı

tomruk kılıp kanımı

damar duvarlarıma saldırtan yazıyı

okuyanı ağlatan yazıyı

beni bikes bırakan o antik vesikayı



Söz, rakıya verilmişse tutulmayabilir kaldı ki

işim birde mi bitecek demişim

o halde iki gibi çiçekli kitapçının önünde

cebimde şiir taslağı mektup

aklımda kahverengi denizler

bal rengi

mavi

ve siyah

gözlerin neden böyle kararsız derken

birden aklıma geldi

ankara’da doğup büyüyen her kadın

nedense alaca düşünür ve düşündürür kendini

gülümseme salonundan öfke mutfağına geçilen hol

öylesine kısa ve dardır ki

basık mı basık bir gökyüzüyle

kabarık sarı bir plato arasında

bırakıp terk eder sevdiğini

üstünü toprakla örtmek için

döner yalnızca



Diyecektim ki hazırım

vazgeçtim birden

yüzümün hayata yakışmadığı doğru, ölsem de

yakışmayacak

üstelik diyorum kendi kendime

eksik değil ki dağlara koşar gibi aşka isteğim

gücüm dersen yerinde

ve Ferhad’ın külüngüne eş becerikli

sonuna kadar sabırla ve dirençle

ne kadar uzakta olsam da en yakın kalp sarayından

ne kadar da yokluğunla yaralı, yorgun

ne kadar da bu şiir böyle

umudunu bile korku tığıyla işlese de suyun üstüne

aklı gidip gidip gelse de çocuğumun

seni hatırlayınca kendimi unutup

kızgın bir kaya gibi yağmurun altında

için için eririm



Artık git

ben ardından toprak olur gelirim

Spy_MasteR 06-24-2007 04:07 PM

BİN YIL DAHA ÜLKESİZ

Nereye
O uysal saçlarınla nereye, hem sen nereye
Nereye ey gözleri gurbet
Sınadım kendimi bir başka biçimlerle
Her iklimde dondum, her aynada hiç
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Can aynam paramparça...

Nereye
O atlarla nereye, hem sen nereye
Nereye hiç dönmeyecekmiş gibi böyle
Ardından kanım akıtır kendini gittiğin yere
Çeviremem önünü kırılmış ellerimle
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Düğüm at damarıma...

Gidersen
Bin yıl daha ülkesiz bir çocuk kalır
Yıldızsız, pusulasız, mülteci, kanamalı
Gidersen fırtınada en ince söğüt dalı
O sabah kırılırım toprağıma düşemem
Yüzünü dön
Yüzünü dön
Gülümse baharıma...

Spy_MasteR 06-24-2007 04:07 PM

Büyük Taarruz

Sevgilim karakol menekşesi
bıçkın İsmetpaşaya dik dik bakan
joplu sopalı
Anafartalar pervazında

Görülsün diye içim dışım
yalın giyineceğime dair
ona söz verdiğimi unutur muyum hiç
gerçeküstü olan ben değilim ama, inanın
benim bile akıl erdiremediğim bir Dadaizm var
menekşemin işinde uğraşında

Orda ne mi yapıyor; çocuklara bakıyor
belinde parabellum
bir sürü kaba saba numara
ve buz gibi kodun arasından

Çocuklar otoparkta
sonradan anlaşılmış, babaları unutmuş
görsen demişti, nasıl nasıl güzeller
biri kız biri oğlan

Beni de böyle bulmuştu dikdörtgen bir bahçede
lakin ruhu yamuk bir masada unutulmuşken
o gün daha kimler vardı, unuttum
sen söyle şükranım
sen söyle Emel Abla

Sevgilim karakol menekşesi
hayta İsmetpaşaya dik dik bakan
joplu sopalı
Anafartalar pervazında
iyi de nerden çıktı şimdi bu parodi
gözünü sevdiğim hey gidinin
nerde Mustafa Kemal

Hakkımız yok ama yine de helal edin
az kaldı Büyük Taarruz'a...
Büyük Taarruz

Sevgilim karakol menekşesi
bıçkın İsmetpaşaya dik dik bakan
joplu sopalı
Anafartalar pervazında

Görülsün diye içim dışım
yalın giyineceğime dair
ona söz verdiğimi unutur muyum hiç
gerçeküstü olan ben değilim ama, inanın
benim bile akıl erdiremediğim bir Dadaizm var
menekşemin işinde uğraşında

Orda ne mi yapıyor; çocuklara bakıyor
belinde parabellum
bir sürü kaba saba numara
ve buz gibi kodun arasından

Çocuklar otoparkta
sonradan anlaşılmış, babaları unutmuş
görsen demişti, nasıl nasıl güzeller
biri kız biri oğlan

Beni de böyle bulmuştu dikdörtgen bir bahçede
lakin ruhu yamuk bir masada unutulmuşken
o gün daha kimler vardı, unuttum
sen söyle şükranım
sen söyle Emel Abla

Sevgilim karakol menekşesi
hayta İsmetpaşaya dik dik bakan
joplu sopalı
Anafartalar pervazında
iyi de nerden çıktı şimdi bu parodi
gözünü sevdiğim hey gidinin
nerde Mustafa Kemal

Hakkımız yok ama yine de helal edin
az kaldı Büyük Taarruz'a...

Spy_MasteR 06-24-2007 04:08 PM

DOĞU BALADI

derinlik olmayı sürdüreceğim bu sığ denizde
bir halkım ben, dünyanın kalbinde paslı bir hançer
kabuk bağlayan yaranın altında kaynayan irin
yurdumda konuk, içimde tutsak, uğraksız göçer

bir derinlik hepsi bu, başka hiçbir şey
saklı bir yanardağ olmanın kendisiyim ben
doğuda, ellerinizden çok uzaklarda
binyıllık bir uykuyu ölerek silkeleyen

halkın derinlik olduğunu kim söylemişti
söyleyin nerde seceresi yitik soyum, nerede derinliğim
siliniyor ölü ceylanın derisindeki mürekkep
avcı burda ey bilici ya ben nerdeyim

yurdumun olmayan denizlere taşınan toprağım
parçalanan kayayım bin parça eşkiyadan
çoğalan bir korkuyum, bin parça yoksulluk
ve kan... denizlere akan, denizlere, yurdumun olmayan

uyruksuz mu denir limanı olmayan gemilere
limanım yok, tutulduğum bu çağdaş fırtınada
ışığım yok, dört yönüm karanlık bir pusula
uyruğum yok, sığmıyor kavmim koca dünyaya

umudum uygarlığım, ey bayrak, ey bayraktar
ovalara bir dağ mağrurluğuyla inerken yeşil
vuruldukça güzelleşen alnın ki, gül rengi
güneşi ince kanadında sürükleyen esenlik rüzgar

n'olur ölme artık, ölüp ölüp terketme beni
ey ölür gibi yaşayan bir halkın derinliği...

Spy_MasteR 06-24-2007 04:08 PM

Eksikti ******* ve Bazı Günler 2



Her şeyi inkâr et ama bak bunu edemezsin

ben seni unutmak sarayında uyurken buldum

çaldım kalbinin zillerini iki anlamda, uyardım seni

kaldırdım uykunu, soydum bir güzel

yudum yıkadım can yunağımda



Tenimle kuruladım gölgeni sözlerimle giydirdim

gülüşler geliştirdim gülüşünden

üzdüm,üzüncüm oldun

kırdım, öptüm onardım

her kim unuttuysa ben hatırladım



Gün yirmi dört saat, hatıran bin yıl

başucumda sönmeyen kandil yüzün

ey acıların ardından gelen mutluluk

eşsiz fısıldayışı dünyanın

aklımı fikrimi sürükleyen su



Selanik türküsünü senin için söylüyorum

aman ölüm zalım ölüm üç gün ara ver

alıp götürsün beni bu azap

ölsün bu rebib

mademki görüp göreceği sevinç bu


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:19 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.