![]() |
YAKARIŞ İLAHİSİ
hayatı ve kalbimizi geri istiyoruz hergün yaşadığımıza ve bebenimizi eskittiğimize takvim yaprakları işaret düşüyor. yer gök sarsılıyor, ve sımsıkı sarıdığımız hayatlarımıza, ölüm doğuyor her sabah. şimdi; bu girift zamanın yetim çocukları bizler, göç edip giden turnaları geri çağırıyoruz. çünkü biz sert rüzgarlara değil, narin yellere yol veren yiğit adamlarız. zindanlarda sahici gülen, doludizgin bir tufana taylarımızı sürenleriz. her gülüşümüzde yağmurlar getiririz uzak iklimlerden. çıra renkli kor kalplerimizle severiz güzelleri. şehre ileniriz, şehir ki; gözlerimizi ağrıtır baktıkça. soğuk kaldırımlarda gülümseyen kelebeklere türkü yakarız. biz hayatı, kalbimizi ve aşklarımızı geri istiyoruz. duy bizi ey kalblerin sahibi... |
YARALI CEYLAN ŞARKISI
her karanlık seni hatırlatır bana, hüznünden koparılmış, kahkaha gibi oluverirsin karanlıkta, yaşamın bize bakan yanından, kafilerle serüven peşinde koşanlarına, adını söyletirsin bize. her gülüşüne bin tahtı terkettirişin gelir , içli bir resmin aynaya yansıyan siluetine. aynada gördüğümüzün, hep kendimiz olduğunu sanır da, bir tebessüm bırakıveririz peşinden. sonra da bize gönderdiğin badem gözlerinin ateşi kalır, bir dağın yamacına serdiğimiz yorgunluğumuza. mirasın kıymetini bilmezler gibi oluruz, ve sana yaklaşırız. ne karanlıklar gördük bilemeyiz aşka nasıl susanır. nasıl bir kılıcın gölgesinde, kehkeşanlarla ateş dansı yapılır. nasıl bir şarkının en içli yerinde, keloğlan masalı anımsanır. bilemeyiz, bilemeyiz ama bir yağmurun, gözyaşıyla birlikte bir güle nasıl döndüğünü görürüz. her karanlıktan korkmasakta, kuşkunun ilacını koyarız heybemize. hiç bitmeyecek gibi gözükse de, bir yoldayız o da yeter bize. her ressam seni oyar soğuk taşlara. her güftenin ilk notası sen olursun. ve her şiir usandırır bizi, bilsek de cefanın kıymetini. her noktada saklanan da sen olursun. her rengin parlaklığı da sendendir. sen bizim içimizde büyüttüğümüz yar, gecenin karanlığında neden kaybolursun. her kazmada bir aşığın feryadı gizlidir. yani ferhat'ların... her çölde bir kokun. yani mecnunların... fırat'ın kanlı sularında da yitirdiğimiz sensin. nil'in altın şarısı sularında da. şimdi ne Süraka'lar koşarda ardımızdan, atımızı kumdan kurtaranlayız. alaca bir siyahı vardır her atın, hep alaca yüreklerde gezer. işte bizim karanlıktan korkumuz, bu ata hasretimizdendir. işte ey gözleri yalnızlık bakan ceylan, her ırmakta aradığımız senin ağzının kokusudur. seni asırlardır soranlara, boyun büküklüğümüz cevap verdi. seni bir karanfilde koklayanları rüzgarın hışırtısı kaçırttı. seni bir okyanus yatağından kaldırıp, aşıklara pervane edecektik. viran memleketlerin yetimleri seni bizden uzaklaştırdı. şimdi yaralarımıza sürdüğümüz kokulardan belli, seni ceninken öldürdük kahkahalarımızla. seni öldürdük yar, hiç isyan etmeyen mantar ruhlar ve yüreklerle.. şimdi kapındayız. şimdi avuçlarımızdaki damlacıklarla, ve heybemizdeki sümbül kokulu dualarla yürüyoruz. kaf dağı'nın arkalarına bile düşse yolumuz, hiçbir hazineye seni değişmeyeceğiz. ve her şarkıya senin de bir mısranı ekleyeceğiz.. içimizde büyüttüğümüz yaralı ceylan, yiğitlen artık... “ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı insanı ağlatan yağmurlar yağdı yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin var.” |
Yüzondört
Vera çiçekleri ektim ölüm ve dirimin elleriyle çağırdım uzun saçlı yağmuru aşkımı taşıdığım o kutsal çöle sorulunca bu ne diye, dedim avuçlarım bin bahara gebe ve benim sinem ıssız bir mahzen gibidir gülersem kan gelir gözlerimden dolar kaygısız çağa ve her bayram sadaka dağıtır martılarım yoksul limanlara ve kurular buzların terini sorarım size kafi midir bu yüzbin fidan yeşertmeye ve yürütmeye yüz ondört kemiği belirsiz bir zaman aralığında bulutların annesi oldum ve mum diktim yaralı alınlara arzumun duasını güllere adayınca ılık bir düş vakti but tuttu kalbimin sarhoş buğusu ve umudu gizleyecek bir cep bulmak için yollara düştüm tenimde bakire sümbül kokusu. |
Ölünün Kavalı
Cambazına çelme takan ip bir idamlığa söyler sırrını ve denizin yelelerini yalayan ölü ne çok arar adını söyleyecek bir mezartaşı ve rüzgardır ölünün mezarlıkta kavalı. |
KAMELYAM
Kamelyam Serin kavak yelleri esiyordu başımda Ümit ekmiştim nadasa bıraktığım tüm tarlalara Alnımdaki teri kurutsam diye Bağrımı açtığım rüzgarlar Tutam tutam Saçlarımı götürdüler Nasıl anlatsam Kurşun sıktılar hayallerimin En umulmaz yerinden Kamelyam Akşamüstleri horozlar ötmezmiş Köy sokaklarında alımlı gezmezmiş köy kızları Ay tutulmayadursun Tüfeği dayarlar Uğursuz sayarlar 'Hele dur! Destursuz girme', dediler bu kapılardan Yıllar yılı acıyla bağladılar ellerimi Yasak koydular gözlerime Seven göze yasak olur mu demediler Oturmadılar sofralarıma, yemediler Ateşle korkuttular Zaten yanmışım buram buram Ezikliği yüreğimde tüm sevgilerin Kamelyam Senin için bastığım adımlara mayın döşediler Eşkiyalar kesti yollarımı Sana gelmek için rüyalarımda uçtum *******i Uykularımı böldüm en kuytusunda karanlığın Kadermiş, değişmezmiş! Yılar yılı boşuna aldandım Med yapmışlar ikimizi ayırıyorlar, oynuyorlar Kamelyam Gitti de beni, gitti de... Tanınmaz insanların balosuna gitti de Bıkmışlığın ezgisi yalnızlıktan Bir sükutun nabzı damarlarımda Düğüm düğüm içimde Başka dünyaların çoçuğuyuz biz Başka dünyaların çoçuğu... Kamelyam Çok şeyleri elde etmeye yetmiyor sevgimiz Oraya yaz mektuplarını Ararsan Simeranya'ya Allah'a ısmarladık Kamelyam Kamelyam... |
Artık Git
Şu senin eşsiz sessizliğin kabaran yerlerinden duyulabilir pekâlâ mesela kolunun dirsek içine dokununca göğsüne başını dayadığında herhangi biri ellerin tutulduğunda bir kedi karşıdan karşıya geçirilirken kokunu içime derin bir solumayla çektiğim zaman şiir okurken gözlerinde beliren gözlerden öyle ki hepsi başka başka bir kovan bal gibi bakarsın arıya kusursuz yaratılmaktan duyulan hoşnutluk gibi mavi dalgalanan dağlar gibi mordan da öte gönlümde yer eder çünkü onlar bütün kış kar sularıyla oğuşturulan bir kıyının dinlendiği yerdir ki yine pek dingin bir ekim akşamında oturmuştuk karşılıklı umutla Tuhaf şey diyesi geliyor insanın tuhaf şey! her şeyin böyle baştan sona değişmesi doğa tüzüğünün ilk sayfasında yazılıysa da her şeyin böyle baştan sona bir uğultu ormanı gibi sessizliğe gömülmesi hüzünden de ağır bir hüzün veriyor insana azala çoğala ağaçların ağır ağır açtığı yolda yürürken mahşeri çağrıştıran sessiz kalabalıkta yoksunluğumu yoksulluğumu demiyorum, yoksunluğumu gideren düşüncelerin ard arda sararıp dökülmesi kimin kabahati diye sormuyorum küsmene bakılırsa… Nerde bir yalnızlık görse konuna almaya yetinen Edip her şeye gecikilir demişti ya hiçbir şeye yetişilmez kimbilir, belki de ziyade ciddiye aldım şairi hayata geciktim, ölüme yetişemedim istesem kusurumu sırtına yükleyebilirdim ama ben güneşi seçtim çünkü okumayı en iyi o biliyor vurunca alnıma atamın apamın kazıdığı kargacık burgacığı tomruk kılıp kanımı damar duvarlarıma saldırtan yazıyı okuyanı ağlatan yazıyı beni bikes bırakan o antik vesikayı Söz, rakıya verilmişse tutulmayabilir kaldı ki işim birde mi bitecek demişim o halde iki gibi çiçekli kitapçının önünde cebimde şiir taslağı mektup aklımda kahverengi denizler bal rengi mavi ve siyah gözlerin neden böyle kararsız derken birden aklıma geldi ankara’da doğup büyüyen her kadın nedense alaca düşünür ve düşündürür kendini gülümseme salonundan öfke mutfağına geçilen hol öylesine kısa ve dardır ki basık mı basık bir gökyüzüyle kabarık sarı bir plato arasında bırakıp terk eder sevdiğini üstünü toprakla örtmek için döner yalnızca Diyecektim ki hazırım vazgeçtim birden yüzümün hayata yakışmadığı doğru, ölsem de yakışmayacak üstelik diyorum kendi kendime eksik değil ki dağlara koşar gibi aşka isteğim gücüm dersen yerinde ve Ferhad’ın külüngüne eş becerikli sonuna kadar sabırla ve dirençle ne kadar uzakta olsam da en yakın kalp sarayından ne kadar da yokluğunla yaralı, yorgun ne kadar da bu şiir böyle umudunu bile korku tığıyla işlese de suyun üstüne aklı gidip gidip gelse de çocuğumun seni hatırlayınca kendimi unutup kızgın bir kaya gibi yağmurun altında için için eririm Artık git ben ardından toprak olur gelirim |
BİN YIL DAHA ÜLKESİZ
Nereye O uysal saçlarınla nereye, hem sen nereye Nereye ey gözleri gurbet Sınadım kendimi bir başka biçimlerle Her iklimde dondum, her aynada hiç Yüzünü dön Yüzünü dön Can aynam paramparça... Nereye O atlarla nereye, hem sen nereye Nereye hiç dönmeyecekmiş gibi böyle Ardından kanım akıtır kendini gittiğin yere Çeviremem önünü kırılmış ellerimle Yüzünü dön Yüzünü dön Düğüm at damarıma... Gidersen Bin yıl daha ülkesiz bir çocuk kalır Yıldızsız, pusulasız, mülteci, kanamalı Gidersen fırtınada en ince söğüt dalı O sabah kırılırım toprağıma düşemem Yüzünü dön Yüzünü dön Gülümse baharıma... |
Büyük Taarruz
Sevgilim karakol menekşesi bıçkın İsmetpaşaya dik dik bakan joplu sopalı Anafartalar pervazında Görülsün diye içim dışım yalın giyineceğime dair ona söz verdiğimi unutur muyum hiç gerçeküstü olan ben değilim ama, inanın benim bile akıl erdiremediğim bir Dadaizm var menekşemin işinde uğraşında Orda ne mi yapıyor; çocuklara bakıyor belinde parabellum bir sürü kaba saba numara ve buz gibi kodun arasından Çocuklar otoparkta sonradan anlaşılmış, babaları unutmuş görsen demişti, nasıl nasıl güzeller biri kız biri oğlan Beni de böyle bulmuştu dikdörtgen bir bahçede lakin ruhu yamuk bir masada unutulmuşken o gün daha kimler vardı, unuttum sen söyle şükranım sen söyle Emel Abla Sevgilim karakol menekşesi hayta İsmetpaşaya dik dik bakan joplu sopalı Anafartalar pervazında iyi de nerden çıktı şimdi bu parodi gözünü sevdiğim hey gidinin nerde Mustafa Kemal Hakkımız yok ama yine de helal edin az kaldı Büyük Taarruz'a... Büyük Taarruz Sevgilim karakol menekşesi bıçkın İsmetpaşaya dik dik bakan joplu sopalı Anafartalar pervazında Görülsün diye içim dışım yalın giyineceğime dair ona söz verdiğimi unutur muyum hiç gerçeküstü olan ben değilim ama, inanın benim bile akıl erdiremediğim bir Dadaizm var menekşemin işinde uğraşında Orda ne mi yapıyor; çocuklara bakıyor belinde parabellum bir sürü kaba saba numara ve buz gibi kodun arasından Çocuklar otoparkta sonradan anlaşılmış, babaları unutmuş görsen demişti, nasıl nasıl güzeller biri kız biri oğlan Beni de böyle bulmuştu dikdörtgen bir bahçede lakin ruhu yamuk bir masada unutulmuşken o gün daha kimler vardı, unuttum sen söyle şükranım sen söyle Emel Abla Sevgilim karakol menekşesi hayta İsmetpaşaya dik dik bakan joplu sopalı Anafartalar pervazında iyi de nerden çıktı şimdi bu parodi gözünü sevdiğim hey gidinin nerde Mustafa Kemal Hakkımız yok ama yine de helal edin az kaldı Büyük Taarruz'a... |
DOĞU BALADI
derinlik olmayı sürdüreceğim bu sığ denizde bir halkım ben, dünyanın kalbinde paslı bir hançer kabuk bağlayan yaranın altında kaynayan irin yurdumda konuk, içimde tutsak, uğraksız göçer bir derinlik hepsi bu, başka hiçbir şey saklı bir yanardağ olmanın kendisiyim ben doğuda, ellerinizden çok uzaklarda binyıllık bir uykuyu ölerek silkeleyen halkın derinlik olduğunu kim söylemişti söyleyin nerde seceresi yitik soyum, nerede derinliğim siliniyor ölü ceylanın derisindeki mürekkep avcı burda ey bilici ya ben nerdeyim yurdumun olmayan denizlere taşınan toprağım parçalanan kayayım bin parça eşkiyadan çoğalan bir korkuyum, bin parça yoksulluk ve kan... denizlere akan, denizlere, yurdumun olmayan uyruksuz mu denir limanı olmayan gemilere limanım yok, tutulduğum bu çağdaş fırtınada ışığım yok, dört yönüm karanlık bir pusula uyruğum yok, sığmıyor kavmim koca dünyaya umudum uygarlığım, ey bayrak, ey bayraktar ovalara bir dağ mağrurluğuyla inerken yeşil vuruldukça güzelleşen alnın ki, gül rengi güneşi ince kanadında sürükleyen esenlik rüzgar n'olur ölme artık, ölüp ölüp terketme beni ey ölür gibi yaşayan bir halkın derinliği... |
Eksikti ******* ve Bazı Günler 2
Her şeyi inkâr et ama bak bunu edemezsin ben seni unutmak sarayında uyurken buldum çaldım kalbinin zillerini iki anlamda, uyardım seni kaldırdım uykunu, soydum bir güzel yudum yıkadım can yunağımda Tenimle kuruladım gölgeni sözlerimle giydirdim gülüşler geliştirdim gülüşünden üzdüm,üzüncüm oldun kırdım, öptüm onardım her kim unuttuysa ben hatırladım Gün yirmi dört saat, hatıran bin yıl başucumda sönmeyen kandil yüzün ey acıların ardından gelen mutluluk eşsiz fısıldayışı dünyanın aklımı fikrimi sürükleyen su Selanik türküsünü senin için söylüyorum aman ölüm zalım ölüm üç gün ara ver alıp götürsün beni bu azap ölsün bu rebib mademki görüp göreceği sevinç bu |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:19 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.