![]() |
Benimle
İnceden inceye bir yol var Yanıyor içimde hayâllerimle Dumanı seni boğuyor Buram buram tütüyor benimle Uçurum boyu uzanıyor Uzadıkça süzülüyor Yürekleri yaralıyor Yakıyor seni de benimle Yarınlara umut satmış Umutları sevdaya katmış Özlem olup kanatlanmış Savuruyor hayâlini benimle Sonun başlangıcı gibi Acının süzgeci gibi Derdimin ilacı gibi Esiyor seherde benimle |
Bıkkın
Çalıntı ay geceden Gün şafağa yabancı Hırsız düşlerin hırçınlığında özlem Beklentiler buruk... Yokum hiçbir oyunda... Hiçbir renge boyanmadı gökkuşağı Adsız şehirler sürgünü Deryalar buz kokusu Uykusuz kuşlar yaşındayım Kuşkusuz susuşlar bakışında... Hicran akıttım her öfke buğusuna Gece koyusuna zifir çaldım Toprağa yasladım umudu Sevdayı yalnızlıkla kutsadım... Çalıntı kalemler bulaşık şiire Mısralardan akan öksüz kelimeler Heceler küskün harflere Sırça yürekler yasındayım Yiten haykırış tasasında... Kurnaz enkazlar altında şaşkın bakış Şuura hasret haset mağrurluğu Akranı riyâ Edimi bozgun... Alelâde bir kül, yangın ertesi Yağmur yoksunu intihara davet Gelişi teşhirinde teşrihlerin İki soluk arasındayım İhtiras karasında... Nefes nefese uykular eşliğinde Seyrindeyim vicdan aynasının Kimi kırık Kimi puslu Kimi paslı... Canım çıkmaz elimden Tenim cılız seviler kıskacında An Kan revan Bıkkın bekleyişler girdabı Umuda bulan... |
Bıraktın
Ne yüzle gelirsin kapım çalmaya Merhaba demeye söz mü bıraktın Gönlümde erimiş sızım almaya Bir fincan kahvelik iz mi bıraktın Sözlerin altına döndüğü yerde Dertlerin dert içre söndüğü yerde Kıldan tüyden hesap bindiği yerde Küllenmiş yaraya köz mü bıraktın İner dallardaki tünek baykuşlar Diner akıtılan serseri yaşlar Oturmuşken tümden yerine taşlar Yazımda boranla güz mü bıraktın Gecenin kör vakti sabaha varmaz Sabahın ayazı rüzgârı yormaz Sanır mısın rüzgâr hesabın sormaz Yelden işkillenen öz mü bıraktın Uyan uykulardan aç bilincini Anadan üryan soy, saç ilencini Kapı kapı gezen *** dilencini Avutacak güzel söz mü bıraktın Frengi yarası sızar bağrından Salyalı mikroplar azar ağrından Damla damla nefret süzer sağrından Umuda bulanmış töz mü bıraktın |
Bilmesen de
Hâlâ yağıyor gökten boşanırcasına Deli gözyaşlarım gibi ağlarcasına Gökler de isyanda haykırırcasına Aşkımıza ağlıyor bilmesen de Hâlâ yanıyor ilk aşk hüsranı gibi Bitmeyen yollarda yürüyor gibi Sonsuz bir ateşe gidiyor gibi Aşkımıza yanıyor bilmesen de Hâlâ yaşıyor ölümsüzcesine Sonu yok bunun ecelsizcesine Başkasını hiç sevmemişcesine Aşkımızda yaşıyor bilmesen de... |
Bilmiyoruz
Bütün yorgunluğumu bir kenara atıp, yeni hayalleri unuttuktan sonra başlamalıydı açılacak ilk sayfaya yazılacak ilk harf. Neyse ki imdadıma yetişen gölgem oldu yalnızca, beynimdeki muhtelif fikirleri yargılayıp hükmedecek. Sorular, sorular, hep sorular… Hep açılımı karmaşık sorular. Ve karıştıkça karmaşıklaşan. Ve cevabını kendinde bulan. Aramayan, sormayan, bildiğini bile bile kendini sorgulamayan değil ama! Belki susarak, belki haykırarak, belki çığlıklar atarak, renklerde efsaneleşen hayatları yudumlayarak belki, belki de güneşin yanılgılarına yaslanarak. Ama aç, ama susuz, ama zavallı değil. Sır olmuş günün ortasında, gecede yahut alacakaranlıkta. Ve çıkmamış gizlendiği asfalt çamuru zifti karanlıktan…. Yığınla soru işaretleri var beynimin içinde. Ve her soru işareti bir ünleme dönüşüyor. Aşk gibi, hayat gibi, umut gibi... Neyi arıyorum kendimde ve kendimde bulduğum ne? Bir yağmur damlası ne anlatmak ister inceliğinde ve sağanakta? Kimi ıslatır, kime rahmet getirir? Gözyaşından tek farkı tuz oranı mı? Aşk dedim, sahi aşk nedir gerçekten? Herkes kendince bir tanımını yapar fakat hep kendi bakış açımızdan gördüğümüz hisleri aksettiririz. Kimine göre aşk zül ile yanıp kavrulmak. Kimine göre karşılıklı, kimine göre karşılığı kendinden gelen bir olgu. Kimi bir veya birkaç gecelik sevişmeye aşk diyerek alçaltıyor, kimi aşkına düştüğünün tenine dahi dokunmaya cesaret edemeden uluhiyet derecesine yükseltiyor. Kimi de aşkı ayaklarının altına alıp eziyor, çiğniyor ve iğrenç bir paçavra misali atıyor nereye gittiğine bile bakmaya gerek duymadan. Kimi Nietzcshe’ye öykünüp yanına kırbacını alıyor, kimi Mazosch’a özenip kırbacı kendi elleriyle sunuyor. Aşk acı çekmek mi, çektirmek mi? Neye karşılık acı? Ve neden? Ve neyin tatmini? Bu ve bağlaçlarıyla başlayan devrik soru cümlecikleri bitmez. Herkes bir yanıt bulur, her yanıt kendince doğrudur. Ama aslında hiçbiri gerçek anlamda doğru değil. Hep arıyoruz cevapları ve hep soruyoruz. Belki Adem’den, belki Nuh’tan beri. Ve aldığımız hiçbir cevap bizi tatmin etmiyor. Çünkü biliyoruz ki her tanım içinde yeni soru işaretleri barındırıyor, her soru işareti yeni bir kapı aralıyor ve kapılar hiçbir zaman kapanmıyor. Hep aralık. Menteşeleri eski hep, her aralanışta yoğunluğumuzu aynı noktaya çeken kapılar... Hayat dedim, hayat nedir? Nefes alıp vermek mi, yaşamı idame ettirebilmek mi, aç karnını doyurma telaşı mı, yaşamak için öldürmek mi, güçlü-zayıf eşitsizliği mi, diyalektik mi, eytişim mi ne? ! ! Hayata da hepimiz farklı bakıyoruz. Bir Amerikan askeri için hayat; öldürdüğü her masum insan için alacağı parayla eşdeğerde. Filistinli çocuk için hayat; elindeki sapanın ucuna yerleştirdiği taşta. Kimine göre kırkında başlar hayat, kimine göre ellisinde. Kimi de hayatın ne olduğunu anlayamadan çekilir gider bir başka hayata. Gökyüzünden kayan yıldızın başka bir gökyüzüne gitmesi gibi. Aradaki tek fark bizim yeryüzü yıldızı olmamız. Kimi parlak, kimi sönük, kiminin ışığı kendine bile yetmeyen. Her insan bir hayattır. Her insan bir dünya. Her dünya içinde ayrı bir atmosfer yaşatır. İlginç olan atmosferin içindekiler görebiliyor nasıl olduğunu. Kirli mi, temiz mi, delik mi, sağlam mı... Hiçbirimiz aynaya bakmaya cesaret edemiyoruz. Çünkü kimse kendini aynanın gördüğü gibi göremiyor. Ve kırıyoruz aynalarımızı kendimizle yüzleşemediğimiz için. Ne kadar doğruyuz, ne kadarımız yanlış. Ne kadar insanız ve hayatın neresindeyiz. Bilmiyoruz. Bilmek istemiyoruz... |
Bilsem
Korkarım şimdi Vallahi korkarım Tutar gelir sabahın köründe Telaşa kapılır işte mısralarım Öyle utanması, sıkılması da yok Arsız kefere! .. Teklifsiz gelir Hem de buyursuz Sanmayın kusursuz Sualsiz Sorgusuz... Niye gelir Nereden gelir bilmem Korkarım şimdi Vallahi korkarım Kim gelir Bir bilsem... |
Bir Aşk Hikâyesi
Bir aşk hikâyesi bu Bütün aşklar gibi sıradan Bütün aşklar gibi ayrıcalıklı... Köprüler var bu hikâyede Düşerken serin sulara Denizlere sıkılan limonlar... Ve kurtlar çeşit çeşit Leş kokulu nefesiyle Enseleri yakan... Bütün isimler var öykümüzde Kol kanat geren melekler Quasimodo, Esmeralda; çan kulesinde Ferhat, Şirin; Amasya yücelerinde Tristan, İzolde; beyaz elleriyle Hansel, Gretel; fırk fırk Koca ağızlı büyükanne bile... Her masaldan izler taşıyan Her destandan parçalar Duyanlar, duymayanlara anlatsınlar... |
Bir Gece Yarısında
Her gece yarısı içimde Fırtınalarla savrulursun Nedeni belli değil gibi Sen gibi bir şey Senin sevdan gibi... Belki yüreğim hep sensizlikten yana Yüzyıllar boyu süren bir umut Bir hasret Ve tutku Ve bilincim ellerinde kalmış Çırpınıyor yaralı kuş gibi Sevdikçe uzaklaştım senden Uzaklaştıkça sevdim İyimser kaldım acılara Boranlara dayandım Zulmüne inat direndim yaşamın Tutmasa da ellerimden sevdim yaşamı Onu sevdikçe senden kaçtım Senden kaçtıkça sana koştum Varlığında yokluğumu buldum... Yine senden ayrı kaldım Belki çare olur dedim Ve seni bensizliğe mahkum ettim Şimdi sen de beni bensiz yaşa Umutlara boş verme Bul beni karanlıklarda Belki Bir gece yarısında... |
Bir Gül
Bir gül var elimde dikensiz Bir gül, yüreğimde büyüttüğüm sevgiyle Kokusunu senden alıyor Güzelliğini senden Bir gül ki, can oluyor canıma Bir gül ki umuduma umut Bir gül ki, adı sen Bir gül, canımda solmayan... |
Bir Gün
Bir günüm bir sessizlik Bir günüm acı çığlık Bir günüm kimsesizdir Bir günüm kalabalık Bir gün bir günü tutmaz Ağlar mıyım, güler mi Bir günüm belli olmaz Yaslı mı, neşeli mi Bir gün bir volkan gibi Patlayacak yüreğim Acılardan açılan Kapılardan girince |
Bir Sen Ki
Bir sen yaşardı içimde İçimdeki en kuytu köşede Bir sen ki; ulaşılmaz Erişilmezdi Bir sen ki; Parça parça olsa bedenim Yine dokunulmaz Bir sen yaşardı içimde Ölümsüz... En tenha yerinde En ıssız sahranın... Bir sen ki; güleç Sevgilere sevda dolu Tükenmez, bitmez güneş Bir sen ki; binlerce ömüre eş... Bir sen yaşardı içimde En güzel şiirlerde En narin çiçekti En deli kasırgalara dayandı Yılları bir bakışa sığdırdı Bir sen ki; Kök salmışken yüreğimin toprağına Seni kökünden söküp attı... |
Biz
Ay gülümsüyor Gecenin tam ortasında Ne çok uzak Ne de çok yakın bana Kulaklarımda hiç duymadığım sesler Hiç görmediğim yüzler gözlerimde Hepsi tanıdık bir yerlerden Konuşkan bir arkadaş Ve sımsıcak dost kokuşlu Sevme telaşındayız hepimiz Bir o kadar sevda yorgunu Ve vurgunu acıların Ve set çekilmiş yarınların Umutsuz umudu Bir günümüz gece olur Bir gecemiz gün Unutulmuşluğumuz evvel olur sanki Yaşayamadıklarımız dün Yine de yaşarız her sevdayı bugün Kimimiz yıllara sığındı Kimimiz bel bağladı yollara Yıllar yolları kovaladı Ömrümüz sürgit sızılarda Yabancı değiliz hiç birimiz Ve hiç yalancı olamadık Bırakın sizli bizli cümleleri Siz aslında biz değil miyiz Şahit oldu dizeler Bir yerde bir zaman Birleşirken ellerimiz... |
Boğuntu
Yaftalar hırçın rüzgâr kokuşlu Söz isyankâr, dil lâl Kana susamış aç avuçlar Derin kuyularda serin değil tuz Buzu çiziyor gözden kalan oyuk... Deminde kahır nemin Gök mağmaya düşüyor Sinekler kavgadan yorgun Böcek hışmıyla eşelenirken toprak Savruk bir mevsim doğuyor... Mayısın eşkali çizik Yeni bir nefret tohumu yarıyor yeri Yanık matem doğumunda şafak Ay, ıslanırken güneşe sarılıyor Ten titretiyor ayazı Boğuntusunda ruhsuz girdapların... Yaftalar hırçın rüzgâr kokuşlu... |
Bozgun
Yordum yılların suskun geçmişini durgunluğumla Sözlerim isyankâr bakışlara takılı Ayrılışına öykündüm dalından yaprağın Toprağa düşen ekmek şaşkınlığında Kaynarken kanım ellerimde... Eskidi sevdaya duran gökkuşağı Tadı yok hırçın rüzgârın Eylül, yeni bozgunlara gebe İklim, kışkırtıyor suçsuzluğu acziyete Savrulurken düşüm *******e... Kırık gökyüzüne saldığım mavi dizeler Her şiir yarım kalıyor çocuksu gülüşlerde Arsız tebessümler sarhoşu şehir Neminden utanır oldu bulut Saçarken günahını köhne kaldırımlara... |
Buğu
Solgun güllerin gün kokusunda İzinsiz bir iz bırakır Gözlerinde seyredişim umut seraplarını İsimsiz isi kalır yangınlarımın İçin için içimde Siyaha bürünür gökyüzüm Senin gökyüzün ne renk? Yıldızın kaç tane? Güneşim çırılçıplak Güneşin ne renk senin? Rüzgâr tutar elimi Ellerine götürür Yağmur koklar tenini Tenime süründürür Bir akşam üzeri toparlanır gider hırçınlığım Kalan sensiz sükût Kalan ekşi ayrılık... Kaç gece yandım haberin olmadan Kaç göç oldu yüreğimden Üleşirken hücrelerim Senli sevdanın sensizlik dönencesinde... Sensiz çöken gece seninle biter Seninle doğan güneş sensiz gider Öyle gelir suskun Öyle susar gider Gözbebeklerinde bebek gözleriyle... Gidersin, gidişin kalır geride Bakarsın, bakamaz olursun yüzüme Tutar çaresizlik elini Söz kalır buğulu bakışlarında Gözlerin gider Buğusunda sözlerin... |
Buhur
Kekik kokuları Tadında Kalır Gökyüzü Sevda buhuru Adıyla Anılır Can özü... Sevgili Cansın Ünver'e teşekkür ederim... |
Camçiçeği
Bir kısrak değil Tay gibisin Okşadıkça sever gibiyim Sürdükçe yeşil kırlara Savurur gibisin yeleni Bir damlasın Bir çiğ tanesi Sen suskun gönlümün Açmamış camçiçeği... |
Can Düşer
Can düşer yürekten umuda İnsan bilir, insanlığın anlamını Haykırır dostluğu bir bakışıyla Akşamlar şen olur seninle Neyler ki şafak yokluğunda? Sırda yalım olur dostluk Alazıyla yakar buzları Ruhsatımızı yaşamdan aldık Aykırıdır yalan bize Çeşitli yılanlar içinde |
Can Yarım
Günlere uzanır anların sarkacı Yitik şarkıları arar silinmiş sözler Eski hüzünler canlanır yeniden Şafağa garip bakar zaman Yol, yarım... Eksik bir gülüş yansır saklı sevinçlere Tedirgin, dağlara düşen kar İklimsiz bulutlar yamacında Seyri mahzun bakışların Düş, yarım... Can, yarım... |
Ceset
Kin türüküsü dudaklarımda Dizelerimden kan damlar Açık bir mezar gibi sırıtır sevdam Ayaklarım kendiliğinden götürür Kendine akan sulara inat... Solar sevdaya çağıran bakışların Râyihası kalmamış artık özleminin Bir ceset gibi geçersin yanımdan Küflenmiş, çürümüş toprak kokar Uğruna yaşanası gözlerin Yüzüme bakacak kadar küstah Adımların yere basacak kadar utanmaz! .. Ürkekliğin yas renginde *******in Yaşamsız bir hücreden çıkmışsın Yorulsan da pişmanlıktan Dalga dalga suç yayılır çevrene Tutsak gibisin ihanetin ağına Pençesine takılmışsın tatminsiz tükenişlerin... Yürürsün paranoyak mağaralarına unutulmuşluğun Amatör bir rastlantı olur yaşama sevincin Ruhun gömütleşir durgunlaşan benliğine Aramak, Bulmak Tasarımı bile değil hayallerinin Hayallerin soyut bir girdap... Somut bir serap... Çıkamazsın sevmelerin bulvarına Bulvar tehditkâr... Islah olmaz şaşkınlıklar sarar *******ini Geceden bıkmış bir yıldız gibi düşersin Sen şimdi ne kadar fazla, Ne kadar eksiksin... Varlığın onulmaz bir boşluk Bembeyaz bir kumsalda Simsiyah bir kumsun Öldün! Unutulmaya mahkumsun! ! ! |
Cinnette Gece
Cinnette gece Huzursuz... Karanlığa çalar sabahın rengi Adım yok gelen günde Ecel sarmaşığı dolanır parmaklara Tutarsız gülüş... Düş kan içinde Düne tutsak Kırık kemik acısı yürek Yaşam aktan kara Umudun siyah avcısı... Cinnette gece Huzursuz... |
Çağ
Kırgın dizelere gebe kalem Ses telleri ağlamaya âmâde Bir hıçkırık düğüm düğüm Açsam ağzımı gözyaşlarım boşanacak Kırılacak ezik rüzgârla yarın... Kana susamış bir şafak avuçlarımda Tırnaklarım ilenç kızılı Ritmi bozuk saatlerdeyim Bölünmüş hücrelerinde zamanın... Sükûtum kın olur çığlığa Çığırını aşarken delilik Delik deşik akşamlar saçılır Bulut karasından gökkuşağına Yarım sözcüklerle düşerim Düşlerden izdüşümlerine çağın... |
Çağrı
Düşlerim sır rengi Kederle örtülü hüznüm Sebebi yok bıçkınlığımın Düşe kalka gidiyorum Yürüyorum ağır aksak Harmanlayıp umudumu umarsızlıkla Bir öykü anlatırım geceye Gözlerim dalgın Gözlerimde sen Bir şiir okurum yıldızlara Yıldızlar durgun Yıldızlarda sen Sızlayan ıssız *******im Işıldayan ayın kollarında Ay gözlerinde tutulur Yüreğim akar ellerine Dilimde gece şarkıları Şarkılarda adın Adın yanmak Adın sevmek Seni sevmenin tadı Sabahı uykusuz karşılamak Hazzı seni özlemenin Bu yağmurda ıslanmak Yağmurlar düş rengi Düşlerim pırıl pırıl Düşlerimde sen Sıyrıl düşlerimden artık Dokun ellerime Çağrım sanadır sevgili Rüzgârla gel Yağmurla gel Geceyle gel Yeter ki gel! Yalnızlığımı soğutan hayâlindir Yangınlarıma düşerken kar Bu şiirin sonunda ölüm yok Delirmek var! |
Çamur
Kim gelir geçer gecemin içinden Yüreğimi tutan bu dargınlık kim Hiç yanmamış yıldızımın mavisi Güneşim hiç yakmamış karanlığı Düşsün artık kara düşlerim denizlere Uçsun kanatsız kuşlarım... Şiirler yazıyorum yorgun Tükenmiş Çaresiz Ve şiirler topluyorum hatıralardan Kırık hatırımın suskunluğunda Sessizliği yaşıyorum dingin... Yağmur sesi dışarıda Çamur, yağmur kokmuyor artık... |
Çıkmaz
Ölüm geldi kelimelerden Dizelerden kurşun yağdı şiire Kolu kanadı kırıldı şubatın Ziyan düştü iklimden günceye Kursağımda kaldı ecel... Kurumuş dudaklarda balçıksı hüzün Güneş yalancı, yağmur riyakâr Pul pul dökülüyor yaşamlar Eriyişinde sonsuzluğun karanlık umutlar... Sesinde ayaklandı şah damarı gecenin Ay ışığı mateme durdu ıssızlığında Güleç hüzünler akarken umuda Yıldızlar bir bir şakağından vuruldu... Ilıdı suyu sevdaya doğan günün Çığlığın yankısı kör kaldırımlarda Parmaklarım yaşamı karalarken Ecelin noktasını buldu soluğum... Taşmış bir çöp kovası ömür Yağmur kömür kokusu tadında İsyan taşıyor kucağımda yıllar Yollar zifiri çıkmazlarda... |
Çirkefin Rengi
Yakıyorum yağmuru ezgilerle Süzülen umudu katarak yüreğine... Arasında kalsak ne olur yaşamın Ölümleri öldürsek ne çıkar Kaç yazar çıksa canım çıkmazlarda? ! . Esrik mevsimlere tutsak bulutlar Dört yanımız sarılı Çakallar, kurtlar Boşalmış bütün mağaralar Koyusunu salarak hayata Salyalarını saçıyorlar... Budur çirkefin rengi İğrenç yüzü bu nasipsizliğin Telaşlı bakışlar ardında Sezaryenle çıkarılan mistik nefretin... |
Çise
İlikleri ıslatan buğudur yağmur kokusu Ürkek çekingenliklere takılı göklerin feryadı Nefesim, ölüler tarlasında gezinen çığlık Bir ben yokum yokluk içinde... Her Eylül bir çise düşlerime Her sonbahar kamaşan bakışları yazın Ayyaş tutkularda gizli mavinin güleç yüzü Sırlara gömülü aşkı yoğuran toprak Çamuru giz... Alacası karanlık şafağın Islak yürek atışlarını tutan parmak Boğumlarında kan lekesi Sararan yaprak solgunluğunda yaşamak... |
Çit
Donuk gözleri güz akşamlarının Güneşin saçları kırpılırken Yıkılır çitleri yaşamın... Sinsi sözleri puslu karanlığın Yalan mevzilendiğinde pusulara Islanır düşleri aydınlığın... |
Çocuk
Kırık bir kalemsin çocuk Ucu yontulmamış, silgisi pörsümemiş Kırık bir kalem Eskimiş bir dünyasın çocuk Döngüsü kayıp, ekseni buhran Eskimiş bir dünya Susuz bir dilsin çocuk Güneşe küskün, çorakta suskun Susuz bir dil Enkazda bir ölüsün çocuk Gülüşü durgun, bakışı şaşkın Enkazda bir ölü... |
Çözdüm
Sen bir can oldun canımda Sen bir yol oldun sevdamda Sen gün oldun gecemde Sende yalan yoktu Sende riyâ yoktu Sende doğrular... Bırak geceye yüreğini Bırak yağmura gözlerini Yağmur ıslatsın saçlarını Hani aşk demiştin Hani çöz demiştin ya Çözdüm aşkta sırrını... |
Deccal Adımları
Hüzünle karışık doğuyor gün Güneş kimin ecelinde belirsiz Sevdanın üzerinde kara sinekler Akbabalar dolanıyor leş bahçelerinde Bir şarkı çalıyor derinden İçsel ezgilerle doluyor kırık bardaklar Damla damla düşüyor çamura Çamuru tadıyor aç çocuklar Gök acil kıyamet çağrısında Deccal adımlarıyla yer sarsılıyor Kirli fahişe saçlarında Fransız parfümü Hamburgerle besleniyor obez nesiller Karanlık adım adım büyüyor Evren uslanmaz bir kara delik İğdiş edilmiş can parçalarından Camlar dökülüyor kanlı, isterik Görün diyorum artık kör bakışlara Sağır kulaklara haykırıyorum çaresizliği Zaman ruhundan sıyrılırken girdaplarda İsyan çığlıklarıyla yırtıyorum sessizliği |
Delice
Kirpiklerine dokundum bu gece Bir düş tuttum gökyüzünden Sessizce... Sönmeden gözlerindeki ışıltı Seviyorum yazdım avucuna Bir buse bıraktım yumuşak Gizlice... Oturdum ayak ucuna Sevdamı dokudum Ayak parmaklarına Delice... |
Delik deşik
Azalıyorum günlerden günlere İnatla her nefes alış verişte Eksiliyor dünlerimde düşlerim Giden yol bir gecede, bir güneşte Sırlar içimde kalır söyleyemem Har gözlerimde yanar söndüremem Ne bir çare ararım ne bulurum Acılar bastırdıkça inleyemem Sevda özümün varlığına beşik Sonların sınırındaki son eşik Savrulurum, tükenirim, biterim Ruhumun menzilinde delik deşik |
Denizim
Bir denizim var gökyüzünde Çığlık çığlığa susuyor Kapamış gözlerini Seni seyrediyor Denizim ki; ormanlar var içinde Yanardağlar, volkanlar Karanlık günler içinde Işıldayan *******im var Hapsetmiş batık sevdamı Bulutlarda saklıyor Suskunluğuna aldanmayın Fırtınayı bekliyor Bir damla gözyaşımda Buz gibi yanıyor Denizim ki ağlamasam Alev alev titriyor Kapamış gözlerini Seni seyrediyor Suskunluğuna aldanmayın Fırtınayı bekliyor |
Denizlerin Ardında
Yaslı gözlerimde hayâlin Denizlerin ardındasın Dağların arkasında Sınır çizgisindesin ömrümün Karanlığında sessiz gecenin Bütün söylenmemiş yalanlardaki Uslanmaz gerçeksin Seni seven gönlümün Gerekçesi sensin... Acılara boşvermişliğim Akıntıya kapılışımsın Umarsız sayıklamalarımda Sebepsiz arayışlarımsın Sen ellerini tutamadığım hayâl Gözlerine bakamadığım rüyasın... Geçmeyen zamanların seyrinde Dönmeyen yelkovansın Sana yanmış bedenimin Sağanak yağmurlarısın... |
Derdim
Derdim ki saçların rüzgâr Gözlerin buzdan bir şelale Yüreğim yanar bir volkan Sen yüreğimin kraterinde Sönmeyen lâv Rüzgâr derdim saçlarına Volkanı derdim saçlarına... Gün zehirini damıtır sevdanın Gece iliklerime işler ayazıyla Sen unutulmayan vesikası aşkın Ben yürürüm ölüme Ömrümün son yazıyla Ömür derdim saçlarına Ölümü derdim saçlarına... |
Devrik Şiir
Devrik cümleler kurmalı Devrilmiş aşkların gölgesine İmlâ hatalarıyla doldurmalı Sevda sözlüklerini Ve kekeme şiirler yazmalı Beyaz mürekkeple Siyah kâğıtlara Sormalı kendimizi kendimize Kaç kez yaşadık Kaç kez öldük Tenhasında kalmalıyız sırların Her ayrılık bir bölünmüşlük Her parçamız bölük pörçük |
Diye Diye
Sevda ırmağında yundu desinler Bir gönüle girdi, çıktı desinler Su idi ateşler sundu desinler Desinler diye diye sevilmez ki Dostlar gülsünler düşmanlar gülsünler Deli sevdası solanlar gülsünler Derdi dermansız olanlar gülsünler Gülsünler diye diye ağlanmaz ki Azı çoğu saymayanlar bilsinler Uykulardan aymayanlar bilsinler Sır olmasın, duymayanlar bilsinler Bilsinler diye diye söylenmez ki |
Dokunuyor
Karanlık dokuyor güneşim yokluğunda Hırçın ******* düşüyor yamacımdan Titrek nefeslerin solgun buğusunda Hara geçiyor karlı cehennem Sensizlik dokunuyor... Ölüm dokuyor ömrüm yokluğunda Bıkkın şiirler dökülüyor kalemimden Ayrık günlerin keskin kokusunda Elem salıyor coşkun sevinçler Sessizlik dokunuyor... Hüzün dokuyor umut yokluğunda Silik heceler akıyor güncemden Kırık gülüşlerin isyan bakışında Nisyan karıyor eksik sözcükler Yalnızlık dokunuyor... |
Dostun Eli
Cebimizde hayatın hüzünleri Arkamızda sessiz bir rüzgâr Nereden geldiği belli değil... Ümitsizliği yendik seninle Nedenleri sorguladık bazen Ve aştım korkuları, çaresizlikleri Elini omzumda bildim hep Riyasız ve şartsız sevdim seni |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:47 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.