![]() |
Atlantis Yıllığı
Olimpos’ta...fi tarihinde...bir zaman... Tanrılar, birbirinin kuyusunu kazıyordu... Birbirine hain pusular hazırlayıp... Hera, Herkülü ölü görmek istiyordu. Herkül de, doğaldır; ölmek istemiyordu... Zeus...baba tanrı... aciz kalıyordu.... Tüm bunlar olurken Olimpos’ta... Yeryüzünde bütün işler karışıyordu. Aşil,Hector’u öldürüyordu,tahta atın önünde... Tahta at; gece... yediği askerleri,,, Birer birer kusuyordu... Kılıçlar kana doymuş; Kınlarına kadar...kusuyordu Yine de hiçbiri kınlarına sığmıyordu. Promete... çaldı ışığı tanrılardan... Yüreği bencillikten uzak atardı... Onun için zincirli bir şekilde Kartallara bir şölen gibi...yatardı, Öyleyken...hiç pişmanlık geçmedi aklından... Ve... buzul çağı bitti...ortalık bahardı. Zeus bile utandı tanrılığından. Ki,insanları severdi... Anlıyoruz: kadınları yatağa attığından... Karanlık çağ; mitoloji doğuruyordu ha, bire! .... Ortalık canavardan geçilmiyordu... Poseydon, dalgalardan atlarıyla... Korkunç deniz canavarları yolluyordu, Umutlar yeryüzünde, hızla tükeniyordu... Denizciler düşmekten korkuyordu Niagara! dan... Denizlerin dört bir yanı birer Niagara oluyordu Deniz, düz bir tepsiden dökülüyordü... Ölüler ülkesinde Hades, hüküm sürerken, Cehennem zebanilerini beslerken ölü bedenlerle... Mısırlılar ellerinden kurtuluyordu... Piramitler tanrıların merdiveni... Sfenksler, bekçi köpeği görevini ifa ediyordu... Yunan medeniyeti bir illet gibi Ege kıyılarını inletiyor, Smyrna’da ion kentleri Mantar gibi türüyordu... Apollon,bir ormanda kötü emellerine Defne’yi alet ediyor Defne,bir ağaca dönüşüyordu... Romus ve Romulus kardeşleri, Dişi bir kurt, Roma’yı kurmak için emziriyordu... I.Atlantis Kralı,o sırada harç karıyor Bilinmez bir yerlerde sütun biriktiriyordu... Kurmak için o masal kentini, Tanrılara plan çizdiriyordu. Dünya sınırları içinde Devlet sınırları değişiyordu. Atlantis’in burçları sivri mızraklar gibi Bulutları deliyordu. Görkemine görkem, Zenginliğine zenginlik, Medeniyetine medeniyet...katarak... Ve...bütün kentleri kendisine hayran bırakarak... Olimpos’u bile gölgeleyerek... Tanrıları kızdırıyor, Şimşekleri üzerine çekiyordu... Poseydon, dev med-cezirler Hades, türlü ölüm yolları Hera, şimşek bakışlar...yolladı Venüs istridyeden doğunca Dünya aşkı tanıdı... Zeus yaşlı bir tanrı,karışmazdı kimsenin işine.. Bir küre üzerinden,dizi film gibi Oturduğu köşeden nektar içerek... Seyretti sadece...olup biteni. Tanrılar kıskandığı için; olacak... Atlantis sulara gömülecek. Bir parçası bile kalmayacak...taş üstünde, taş. Omuz üstünde baş... Tanrıların ol dediği...olurdu... Fi tarihinde... Dünyanın bilmem neresinde Bir masal şehri vardı...kayıp ülke... Atlantis’di adı... Tüm gezginlerin aradığı Efsanevi ülke... Bırakmadı arkasında en ufak iz. Bir sandviç gibi üzerine, Kapandı toprak ve deniz... Bu, yıllık; bir şişede... Son katip tarafından yazılmış, Ve..yarım kalmış olarak; Bulundu Akdeniz’de... Atlas da,vazgeçti yükünden... Tuz buz oldu taşıdığı küre... Bir tek Atlantis gömüldü, Köpüklü,yeşil... denizlere... |
Ay Büyüsü
Tutunarak iner,zakkumların gölgesine...akşam. Taşınır karınca sırtlarında yuvalara... Bir parçası sürünür,akşamsefalarına Ve..salyangoz izlerine kontrast yaparak... Dökülerek,gökyüzünün yıldız deliklerinden... Bir ucu yelkovandır,bir ucu akrep zamanın... Kum saatinde; düşme sırası gelmiş kum tanesinin de, Kapatılan gözlerdeki kirpik uzantısıdır bazan Yada bitirilmiş bir sigara izmaritinde... Bir ucu gecedir,zamanın... Biter içimdeki yalnızlık:gece saçlarındır... Yıldızlar gözlerindir,meltem nefesin... Uluorta bir yangından artakalan, Büyülü bir yaz gecesidir... Sabaha doğru yıldız yıldız eksilir... |
Ayna Göl Yada İkincil Bir Yaşam Anatomisi
Mutlaka bir buluttu başımın üzerinden geçen! Doludizgin...kör,sağır ve...bilerek... Uçan bir martının kanat sesiydi Gönlümün orta yerinde kalan. O arpın çıkardığı bütün notalar... -Ilık bir melodinin varsıllığıyla- Büsbütün kıvrılıp; bükülüyorlardı. Bir şeyler koşuyorlardı aynalardan, Yalınayak ve çocuksu birileri... Dinme yağmur! ...Gökkuşağını boyamadım daha... Bir bulut almıştım gökyüzünden,ödemedim parasını... Çünkü, kör bir paraydı elimdeki... Ve...yarınsız çiçekler ektim gönül tarlalarıma... Su perisi bir ayna yapıp gölden,bana verdi... Baktımuratı olmayan gözler,çizgisi olmayan yüzler-sınırı yani-bana bakıyordu... Ten rengini yitiriyordu; her bakan... Bir damla suya dönüşüyordu gözler. İçinden caddeler geçiyordu,adamların... Gönlünden neler geçiyordu kadınların,bilen yoktu... Ve...bir martı kuşunu yitirdim,ıssız bir liman caddesinde... Her taraf kör...her taraf sağır ve her taraf lime lime... Delik deşik,parça parça ayrılan Birleştirilemez özelliği olan... Ve...algılanan, kırık dökük bir yaşam gibi,her şey... Apansız bitiveren bir şarkı gibi, Bir bıçakla kesiliveren... Gözler,bir dantel örer; karanlığına,gecenin... Eller...en devingen saatlerde,nasır içinde. Yarınların cam ardında kalmasından çekinmeden. Ve...bırakarak yaşamı yanıbaşında; Bütün ayrılmalara hazırsa,yüreğin... Gözlerin unutmadan göğün mavisini... Söyle! ...Bütün türkülerini... dinleyeceğim! ... |
Ayrılığı Ezberleten Zamanların İnsafsız Şiirine Muhatap Olan Denizcinin Ölümüne Dair Son Tahliller
Mavi bir sürgün…deniz gözlerinin renginde… Büyüterek hasreti Poseydon ülkesinde… Suda iz bırakır mı ayrılığı öldürsek… Köpekbalıkları bile çekiniktir,eminim… Arsız, keskin dişleriyle…damarımı kesmekte… Saatler,bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… Ağlar atıldığında,kare kare bölmekte, Mavi kan süzülmekte…deniz hep ölmektedir… Çıngıraklı yılanın zehrini almış zaman Bir kara korsan gibi fırsat kollamakta ve… Öldürücü o anı…sabırla…bilmektedir… Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… Güneşi unuttuğun gelir miydi aklına, ‘’Bir akşam gün batarken gel, Sakın geç kalma erken gel’’ Şiirimi koyduğum potkalı bul…ve oku… Terk edişin …ne yazık,ölümüme denk gelmektedir… Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… |
Ayrılığı Ezberleten Zamanların İnsafsız Şiirine Muhatap Olan Denizcinin Ölümüne Dair Son Tahliller -II-
Denizlerin altında sere serpe yosunlar Yemyeşil bir dünyayı kuytularken gözlerden Denizkızları kayar düşlerime birikir… Dalgalı saçlarına yuvalanmış bir sihir Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… Trenler hasret yüklü, sancılı seferlerde… Garlarda boşaltırken istimlerini … seyret. Bak şimdi…anılarım bir kapkara kirlenir… Yağmurlar gözlerimde, tuzlu su biriktirir Bendim o,gözyaşıyla denizleri besleyen… Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… Deniz kızının bir acayip deniz anası var ki, Zehir gibi tenine dokunmak …tehlikedir… İstiridyeden ödünç aldığım incileri… Boynuna dizebilmek: mangal gibi yürektir… Nice sevdalar gördüm bu yüzden ölmektedir Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… Uğurla ayrılığı…desem, gider mi bensiz… Nice gemiler dokta…iki seksen, sefersiz… Gönlümün pası gibi, zamanı içmiş sudan Çapaları…ki,demirinin ahı gitmiş, feri gitmiş Hangi okyanusları yırtmış demir oltası… Ve…Denizin tabanında toprağı resimlemiş… Yelkenine sardığım rüzgar nereye gitmiş… Hüznün sarı rengini deniz yeşertmektedir… Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… Deniz kestaneleri batmış demir, gövdesine… Diplerde türlü enkaz biriktirmede deniz… Dibi taramaktadır ısrarla bir akıntı Mavi yoğunluğunu denizin,biçmektedir… Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… Mücevher gözlerine gölgesi vuran korsan: Ayrılık…göz koyduğu sevdamı kirletmekte… Çapkın bakışlarını tende, bilemektedir… Öldüğümü bilmesin sevdiceğim,hicranla. Sensizlikse…ölürüm. Ecelim şimdi gelir… Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… Karabatak ararken yitik sevdamı suda Martılar gökyüzünü çığlıkla deşmektedir Hüznümü alan bulut,siyaha değişmekte Ufukları yakarak güneş erimektedir. Bütün hayallerimi yatırdım uykulara Şimdi ölmek zamanı…imbat da esmektedir… Saatler bir zamanı bir çeyrek geçmektedir… |
Ayrılık Kan Kaybeder mi
Nasıl, yok ederim, seni… Hasret denen kahır, bela… Canlarım, düşmüş…Kerbela… Ayrılık; kan kaybeder mi… Her gönüle musallattır Yelesi, ateşten attır… Hançer işlemeyen zattır Ayrılık; kan kaybeder mi… Dağların azametiyle, Ferhat’ların zahmetiyle… Başın ezsem külünk ile Ayrılık; kan kaybeder mi… Atın nallarına vursam Fırtınalara savursam Sevenleri kavuştursam Ayrılık; kan kaybeder mi… Hangi bağlardan beslenir Gurbet, geceye yaslanır Hangi ırmakta ıslanır Ayrılık; kan kaybeder mi… Göçmen kuşlarla mı gelir Hazan ile yol mu bulur Ölüm ile bir tutulur. Ayrılık; kan kaybeder mi… Kırk katır mı,kırk satır mı… Acep; buna, dayatır mı… Aşkın, od’unda, yanar mı… Ayrılık; kan kaybeder mi… |
Babam
*Özlemin hiç bitmiyor, baba…Ruhun şad olsun… nur içinde yat… ‘’Alçaklara karlar yağmış üşümedin mi…’’ Yaşamı elinin tersiyle iten, Bir kocaman alın teriydi, babam Dağlarda bir türkü gibi dolaşan… Düşkündü, özgürlüğüne… Ellerini öptüğümde, kekik… Elleri gurbet kokan… Bilirim… sevecenliğini gösteremez… elleri. İçinden sevdiğini hissederim… Kırların dikenlerini ayıklar avuçlarından… ‘’Denizin içinde Hatçe’m, demirden evler’’ Gönlü hangi sevdalarda yitik… kim bilir… Dağ akşamlarında nasıl ezilirdi yüreği… Güzel, yanık sesiyle…uzun havalar okurdu… Sesi demir bir yumruk olup; düğümlenir boğaza… Yüreğe otururdu… ‘’Kahpe felek sana ne’ttim, neyledim’’ Bir gider… gelmezdi, uzun süre… Dağlarda kırlarda yitirirdik onu… Kepeneğini giyer, Musa gibi, kıvrık asasını alır, eline… Sol yanına kamasını asardı, kuşağının. Kuzularına koşardı, yel gibi… Çok hızlı, uzun, adımları vardı… Bu yüzden; Seyrek Basan’dı, lakabı… Uzun boylu gölgesini silerdi hızla rüzgar… ‘’Bu kara yazıyı kendim yazmadım’’ Tütün içti bir zaman, Yalnızlığıyla, karşılıklı… Neler düşünürdü Allah bilir… Biz duyamadık…söylemezdi *******… Hasretini körüklerdik… Bir zaman sonra…görünürdü,sımsıcak gülümsemesini asmış dudaklarına… Kekik kokularıyla…koyun kokularıyla…dağ kokularıyla gelirdi… Ellerinden hasretle öperdik… Cebinde…getirdiği,iğneli dağ çileklerini Avuçlarımıza,dökerdi… Belki de bu yüzden çok severim Dağ çileklerini… Benim için… ölmedi… babam, O hala yaşıyor dağlarında… Yanık sesiyle, türküsünü söylüyor dağların… Emeğin türküsünü söylüyor…dağların ovaların yalnızlığına şahit… bir çoban… Mutlu olduğunu düşünüyorum… Yıldızların altında uyumaktan… |
Bağbozumu Sevdaları
Güneş, yaşam yorgunu Gölgeli taçlarına vurunca Kasımpatılarının sevinci... Nehirler gibi akar yaprakları,güzün Bütün sevinci yarım...sen olmadan Ne de olsa,gündüzün... Grubun pıhtısı üzüm salkımlarında Uzun beklemelere hazırlanmış şaraplar, Artemis’in elinden sunuldu dudaklara... Ne zaman,nasıl ve nereden, Gelmiştin,veyahut gelecektin, Gökyüzü gözlerinde? .. |
Bahane
Seni bir nefes gibi İçime çektim. Bıraksam kaybedecektim... Göze alamadığımdan kaybetmeyi, Tutarak nefesimde, Hapsedip içime seni... Öldüm,bende! .. |
Balıkçılar
Gün yalarken dalgaların ıslak güzelliğini, Bin bir mavi renk tonu harelenirken, suda, Doygun; erimiş yosun ve iyot kokusuyla... İşveli...oynayışta...bir kadın gibi deniz... Kıyıda köpük köpük,dağılır; sevişmeleriniz... Ağlar,yırtarak mavi göğsünü suyun,çöker. Deniz kızlarının saçı dolanır küreklere. Uyur derinliğinde balıklar,birbiri içinde... Sessizliğin yoğunlaştığı,maddeleştiği suda, Bir basınç ezer geçer; kağıt gibi bedeni. Nasırlı,deniz kokan elleriyle,çekerler Mavi yeşil sulardan,ağları balıkçılar... Pul pul yansıyıp, kanayan balıkları...bir umutla Canlı canlı oynaşan, ekmek parasıdır bu... Nasırlı ellerinin kesiğinde, deniz suyu... Yüzleri,yeryüzü coğrafyası...tepeler ve vadiler... Gözlerinde sönük fenerlerin ışığı... Dalgaların erittiği kıyılara benzer: Dikkatle bakınca, bir balıkçının yüzü... Hayalleri, bembeyaz köpüklü, yeşil suda. Bazen kıvılcımlanır gözlerinde fırtına. Alınyazısı gibi kararınca gök deniz... Geç kalınca beklenen,kıyıda bekleşiriz Duy sesimi Karadeniz...kaya deniz... Getir,götürdüğünü... |
Barışı Vuran Silah
Saklı bir cennetin günahkar sevişleri… Ve…deniz kokusunu yüklenen imbat… Terkedilmişliği rafa kaldıran… Çöl ortası… buzul dağı En güzel seraplardan…değil mi… Güneşi devirelim hadi…iktidardan… Kervan yollarına ırak,kalıyordu vaha Sabaha akıyordu kumul Kum üstünde petrol, kara bir katran… Denizaşırı ülkelerden ölmeye geldiler Askerleri paralı Askerleri Amerikan… Parsellendi petrolün çölü… Yarım kalmış düşleri, ölü… Sokaklar, kan… Bebeler…can Bebeler… korku… Bebeler..ağlayan… Umut …hangi diyardaydı Ezilen yine…dardaydı Kimin çıkarı var savaştan… Kimdi kazanan Savaş… herkesin kaybettiği.. Yaralı ağaçlı bir orman… Kaybedilen savaş değil Dünyanın bir köşesi… Barış…en çok yara alan…. |
Başıboş Bir Sandal Olmak Met Cezirlerinde ve Yaşamaya Dair
Beşiğin ırlanışı gibi sandal, Dalgaların birbiri üzerinden kayışı Rüzgarın ittiği su, enerji biriktirir Daima ertelenir,mehter gibi… varışı, Martıların çektiği bir sandalın kıyıya… Görünmez iple bağlı sular gökteki aya Bir çekip bir bırakır ay dede oltasını… Su ölüsü döver,kıyıyı…vakit akşam suları… Köpük köpük halı gibi serilir… Bir falezle secde eder kıyı,denize… Akar portren… gölgesini kaptırınca bir suya… Bir, suya … Bir, zamana… Karışır Tanrının boyadığı resim… Hüznü tanırım nereye baksam Kullarına mutluluğu çizemez… Bu değildi ısmarladığım yaşam… |
Batış
Al bir ata binerek,bilinmedik diyara… Ömrün bir safhasına, ırayıp gidiyorsun Hayatını, bir ödünç alınmış giysi gibi… Bomboş bir çuval gibi, geri, bırakıyorsun… Gelmesin hayallerin, anılar da olmasın Bedenini bırakıp, ruhunla akıyorsun Sisli doruklar gibi… batan güneşler gibi, Yakarak ufukları…Sen! dahi…batıyorsun Dağların erişilmez doruğuydu ki, başın… Zirvelerde heybetli kartallar gibi vakur, Sonsuzluğa çırptığın kanat, şimdi: yatışın… Yaşama hırsın bitti, tabutunda rahat dur… |
Beddua
Güldüğünü deli gönül, ben ne zaman göreceğim, Olmayacak bir duaya amin mi, diyeceğim? Seni gönlüme rağmen inan ki, sileceğim... Güvendiğin dağlara, karlar yağacak bir gün... Hasretin yüreğini tutuşturup yakacak, Dilin söylemese de, gözlerin yalvaracak, Pek yakında, başına gelmeyen kalmayacak, Güvendiğin dağlara karlar yağacak bir gün... Istırapla inledim, bunca zaman peşinde, Asırlarca kavruldum cehennem ateşinde, Ahım vuracak seni, inan son nefesimde... Güvendiğin dağlara karlar yağacak bir gün... Gönlümün zincirini koparıp kıracağım, Bir gün,zulmünden senin kaçıp kurtulacağım Yazdığım şarkıları, sana uçuracağım, Güvendiğin dağlara karlar yağacak bir gün... |
Beklenen
Buz tutmuş bir yüreğin yankısı ulaşır mı Desem ki, bu bahçenin gülleri bahar bekler Sıla tüter olmuş turnalar dönmüş Dağlara kar düşer nazlı yar bekler İzin ver, yollara… gurbet dönüşü Beni sana kavuştursun, tez elden… Ses versin gönlümün kırık bam teli Mektubunu aldım seher yelinden Tanrım hiç gücüne gitmesin sakın Yazdığın ayrılık silinse bile Efkarlar büyümüş koca silsile Gözyaşı şişesi delinse bile… Bu sonsuz koşuda belki son akın Biçare bedeni bir mezar bekler… |
Ben Artık Ölmeliyim
Bu sana son vedadır... ben artık ölmeliyim! Giremedim kalbine... kabrime girmeliyim! Islık çalarken rüzgar... bulunduğum tepede, Son dileğim: ne olur, fazla kal... biraz daha. Bir buse de, sen kondur; soğuk, terli alnıma... Varsın ikinci olsun... ilk öpen ölüm oldu... Anıları seyredip...şiirlerimi oku... İstemem... dua filan...sevdiğini fısılda... Gökyüzüne bir dokun,belki gözü yaşarır... Asit gibi,oymasın yüreğini bu kahır... Faydası yok...yine de,hislerini söylersen... Duyacak kulaklarım...bil ki; bana ulaşır... Unutma,sevdiğimi.sevmesen de...kara kız... Gün gelir... alır bizi,bir de bakmışsın: yokuz! .. Bir buselik makamda, okunan bir şarkıyız... Uğultulu tepede...dilinde, rüzgarların... İkimize de yeter,benim sevgim...sen sevme! Günahlarını ver de, ben yanayım, sen yanma. Sevdiğinle mutlu ol, ardımdan hiç üzülme... Gökyüzünde yıldız olur,ben; oradan bakarım... Meçhule gider iken... gözlerinden kayarım... |
Bence
Yağmur: Pencerelerde ıslak suratlar... Rüzgar: Şapkalara dadanan kapkaççı... Yollar: Ayak izlerini saklayan albüm... Duvarlar: Senden kaçamamam için düşünülmüşler... Gece: Gündüzün negatif filmi Yıldızlar: Gözlerinden yansıyan ışık kırıntıları... Gönül: Sevgilinin hayalinin düştüğü ayna... |
Bezgin
İkircikli bir gece, muştular ayrılığı... Mevsimlerden sonbahar,hazan desen de,olur. Kim kaybetmiş aşkı da,bu öksüz gönül bulur, Şarkısını söyleyen,yazan desen de,olur. Rüzgar talan etmiş beni,aşık yalan etmiş beni Bahçelerde gül sinemi,ezen desen de,olur. Ne kadar zalim olsa,sanma ki,unutulur, Deli divane olup,gezen desen de,olur. Gözlerinin mavisinde, vurgun yedim inan ki, Kaybetmişim kendimi,bende değilim sanki. Seni de yaksın biri dilerim, Tanrıdan ki, Büsbütün, yaşamaktan,bezen desen de,olur. |
Bırak Peşimi Hüzün
Soyutladım kendimi, nerde hüzün… ben, ırak… Düştüğüm uçurumlar, Azrail’i, korkutur… Kendime seferlerim…küçük bir turistik, tur… Gezdin… gördün, anladık; anılarını bırak… Bırak da bakakalsın, harabeleri…kentin. Kendinden daha harap…görsün de, keyiflensin… Sen… yüzyıllar boyu süren, kedersin…. Ağlayan bir ırmak gibi…başka taraflara, ak… Neron gibi yakarak; bir kendini, bir kenti… Sen de geçmişe dönen tüm köPage Rankingülerini, yak... Yangınlarda… gönlünü bir pervaneye, bırak… Çözemez, kimse, inan… sende ki, labirenti… |
Biçimsel Yaklaşım
Salon…balkon… İki beyaz mermer sütun… Doksan altmış doksan… Emlakçılık, işi …bütün… |
Bilimsel Teşhis
*******i uykum kaçıyor Yüreğim, nar… Dallarım kırılıyor Sonbahar… Adımlarım sürüklüyor Yolumu uzatıyorum. Görmek endişesinde Gözlerimi sokağında bırakıyorum Mideme kramplar giriyor Yürekte çarpıntı Yağmuru rüzgarı hissetmiyor Ansızın, telaşımı kaptırıyorum… Dizimin bağları çözülüyor Ayaklarım dolaşıyor yürürken Çok öksürmeyi sigaradan …biliyordum. İştahsızlığıma ilaç bile aldım Biraz evhamlıyım galiba Doktor aramak boşuna Tahlil, röntgen faydasız Kanım A pozitifmiş… ne çıkar… Kendimi ağır hasta zannediyordum ama… Anlaşılan bayağı kötülemiş hafızam… Bütün bu veriler …gösteriyor ki…aşikar… Ben aşık olmuşum(!) ve aşk… Bana dokunuyor… -Sayenizde...doktor bey…- |
Binlerce Gece
Düşlerdi inandıkları...yaşadıkları,gerçekti... Ne günün karanlığı; ne gecenin bahtiyarlığı... Ne yıldız gözlerinde pırıltılarla mutlu, Ve...sessiz ırmakların gökkuşağından aktığı... O ülkenin...sisli şafaklarına gömüldüler... Binlerce geceyi kırbaçladılar... Ve...yetimdi şarkılar...ve...bütün ağlamaklı. Gözkapakları kavuşmadı *******ce; uykusuz... Suçsuz alınlarında güneşler parıldadı... Dimdik.korkmadan...ve...vakur adımlarla, Yürüdü gecenin çocukları... Zincire vurulmuş öfkeleriyle! .. |
Bir Bulut mu Ağladı Nedir Gözlerimize
Ağlamaksa,eğer... Çekilip ıssızlığımıza. Suskunluğumuz bir dalga gibi, Devriliveriyorsa yanıbaşımıza... Ve...otlar,ayak izlerinin yorgunlüğüna serilmedelerse... Ve...beynimizin ortalarında bir ses Yalnızlığımızı haykırırcasına Gidip geliyorsa... İnanmak istemiyorum Bir bulut mu ağladı nedir,gözlerimize... |
Bir Hayaletin Duygularına Dair
Kalmayacak gölgesi bedenimin...bir vakit. Yakıcı güneş bile, soğuk gelecek bana... Göstermeyecek beni,aynalardaki puslar. Hep içimden geçecekler durduramadığım insanlar... Kimseler görmese de... Giysilerimde taşıyacağım bıraktıkları ayak izlerini... Yesem bile tadını alamayacağım Envai türlü yiyeceğin,meyvenin... Esen rüzgarları tenimde Hissedemeyeceğim,hiç bir vakit... Dudaklarımı hissetmeyeceksin,öpsemde... Yada ölümün soğukluğunu bulacaksın... Bir define gömer gibi Toprağa verecekler ama... Hiç bir kuvvet ayıramayacak beni senden Ölsem de kabrime gitmeyeceğim! |
Bir Mevsimin Son Demleri İçin Ağıt
Eteklerinde getirip bir dolu sarı yaprak Hani o yorgun argın ağaçlardan kopardığı... Serçelerin kanadında kurşun tanesi yağmur... Gözlemlenir güneşin benzinin sarardığı... Bir sarı yaşantıda ısrarlıdır o mevsim, Ellerinin yaralı serçeleri sardığı... Beyaza dönüştü doruklar,gelen kim Göçmenlerin gökyüzünü sürdüğü... Kalmadı artık güzel kokan çiçeğin Ne kokusu,taçları,ne tomurcuk... Bir genç kızın gerdanından düşen o beyaz boncuk... Ve...yerlerde bir sürü...geçen mevsim artığı... |
Bir Odada İki Zeytin Tanesi
Tel tel,tanırım saçlarını,yar, Tel tel,kirpiklerini... Gözlerin bir yeşil zeytin tanesi... Bahar gelmiş gözlerine, neyleyim... Bakışın öldürür, beni... Dört duvar odam, bir de ben Sabahlarız gece yıldız kırpığı... Bir odada iki zeytin tanesi... Dudaklarımdan kaçırdığım izmaritler... -tükenen son sigaram seni seviyorum- Apansız aklıma gelir: Gülüşün öldürür, beni... Yerinde olmak için neler vermezdim: Saçlarınla oynaşan çapkın rüzgarın... Gelişin öldürür,beni... Umutsuzluğumun yeşerdiği anların, Rapunzel’in saçlarınca uzayan kaygısı.. Sırnaşık sarılışı karanlığın, Işık hızı ve statik dört duvar... Bir yanda sonsuzluk, ölüme kadar... Sarışın öldürür,beni... |
Bir Ölüm İlanıdır
Orda çarşaf gibi deniz...bir yanda uykusuzluğum... Deniz kızları nasıl uyurlar...merak ederdim suda... Sabaha gazeteler çıkmayacak...mürekkep balıkları uykuda... Ahtapot kollarında hazırlanacak sehpam... Orda çarşaf gibi deniz...bir yanda uykusuzluğum... |
Bir Sevda Masalı
Ne güzel yaşıyorduk, şunun şurasında Azıcık aşım,kaygısız başım. Sıradan bir insandım,iş güç sahibi Aşkla olmazdı, işim. Ne rahat uyurdum eskiden Allah’ım,ne huzurluydum! Hatta,aşk değilse bile; duyduğum Bütün insanları seviyordum. Bir oda,bir salon sultanlığımda Yarı aç,yarı tok yaşıyordum. En lüksü, bir çayım,bir de sigara Kendimle barış çubuğunu, tüttürüyordum. Bir güzel gördüğüm zamanlar, bile; İçimin cız ettiği de olurdu.lakin, Ancak, hayallerimde yaşardı bir süre, Sonra süt liman olurdum. Gülümserdim,büyük aşkları düşününce Akşamın burukluğu çökünce. Zamanölçeri dinleyerek; yapayalnız Gecenin kuytusuna sokulurdum. Kapımı çalmazdı pek bir kimse, Ancak,yine de,mutluydum. Umutlu değildim yarınlardan; ama, Kendi başıma akıp,gidiyordum. Ah! nasıl da değişti her şey,seninle! ... |
Bir Şiir Kendini Yazıyor
Yırtılırken gökyüzünün mavisi, siyah akıyor kanı Bulutlar tampon oluyor... Şeytan üçgenlerine düşüyor, uçurtmalar Çocukluğumun ipleri boşalıyor... Ağır ağır, tutunarak rüzgarlara Bir yürek kendini hırpalıyor. Kırkayak adımlarında geçerek, yürüyüşe Bir şiir kendini yazıyor Kah uçurumlara Kah sevdalara Kah doruklara tükürüyor kendini Örerek, duvarlarını kelimelerden Kendi medeniyetini kayalara oyuyor Bir piramide konduruyor kendini Babil bahçelerine hüznü ekiyor Papirüslere mi olur,kil tabletlere mi... Yaradılış sırlarını fısıldıyor Belki de bir fosil oluyor Kendi gerçeğini kanıtlayıp Kendini tarihe gömüyor Zamanın pasını yitiriyor demir Kılıç tavını önemsiyor Savaşlara katılıyor, hazır asker... Bir oyunda vezir oluyor Fillere hükmediyor Bütün sevdiklerini hatırlıyor Bir kıyıyı yutuyor ve geri çekiyor kendini Hem yeniyor hem yeniliyor Kendi içlerine çekiliyor, cezirlerde... Neptün, acizleşiyor. Bir paradoks oluyor birden Bütün duyuları sorguluyor... Uzanıp ölüyor...dingin. Bir mezar kendini kazıyor... |
Bir Şiire Gömüyorum Kendimi
Dünyanın en büyük ressamı gibi Zamanı çizer… ayna. Ağlamaları … Ve…‘’mutluluğun resmini‘’ İlişkileri görsel bir dile çeviriyor Yansımalardan türlü oyunlar… Hatıraları kusuyor pusları bile… Anılarımı kuşanıyor her baktığımda… Kendi düşüncelerimle beni öldürüyor Kimseler görmüyor oysa Yaşantımı bir günce gibi…kaydediyor… Rüzgar….ıslıkla toplar…bütün müritlerini… Kırılmalar çoktan davetli… Sonsuz hızda, talan Mahvediyor… Alev yakıyor her şeyi Anılardan başka…elimizde kalan mı var… Ağlıyor mutluluğun tozlu resmi… Şiiri bırakmıştım bir kuytuda Oysa,peşimden gelir…sadık bir köpek gibi. Hislerimi ıslak diliyle yalar… Üzüntümü paylaşır gözleri… Yok umursadığım kendimi… Yitirdiğim ben değilim aslında Eksilen ben değilim Biten …geceyle biten, ben değil… Bir öyküyü bitirdiğim doğru değil… Flu bir gökkuşağını ben çizmedim Kurguladığım mutlu son… bu değil… Bu, benim romanım değil… Son sayfaları meçhul duruyor… Lakin… karanlık bakışı… Beni tanıyor gibi… Hüzün bir yosma gibi yaklaşıyor,kırıtarak… İçim ölüyor…ben değil. Ümitlerimi döküyorum… düşman gibi,denize… Kendime ihanetime hayretim büyüyor… Bir şiire gömüyorum, kendimi… |
Bir Yanı Sana Benzer Hayatın
Gecenin yanışını görüyor musun? Yıldız yıldız, mehtap mehtap parlayışını... Rüzgarı öpüyor musun,dudaklarından? ... Benim küllerim savrulur yaşamdan Bugün değilse yarın...o kadar yakın. Sen de kurtaramadın beni,yaşamaktan... Sarı yaprakları severim bana benzer... Göçmen kuşları severim bana benzer... Bir yanı sana benzer,hayatın... Ve...ellerin hançer tutmaktan yana... Saçların birer yağlı urgan... Kirpiklerin vaz geçer mi,saplanmaktan... Yolun sonu sensizlik uçurumu... Sevdam gökyüzüne salınmış uçurtmam... Kuşlar deler,yıldız yakar,gün soldurur... En nihayet...gökyüzünde unutulur... |
Bir Yürek Eskidi
Bir yürek eskidi …çürüdü yıllar Zaman tortulaştı efkarım katran Bir beden zamana yine yenildi Ölsem de, her dem taze hatıran Bir yürek eskidi …bitpazarında İmha saatine çoktan kurulu Kendini öldüren bir şiirdeyim Anladım ki sensiz bir şehirdeyim Bir yürek eskidi… özlemin zehir Hazana savrulan son dönemeçte Usulca tükenmek gitmek kuşlarla Elbette bir daha hiç dönmemektir Bir yürek eskidi …bitmeyen öykü Devran yine döner göçmen kuşlar da… Dönmek bana yasak gittiğim yerden kim bilir kimlerle bu yolculuktan… Bir yürek eskidi… ne gam ne kasvet Bir bedeni bekler… giysiler,kasket… Bak şu işe; vallahi değil,yalan. Ölüm bana… ben de, sana sevdalan… |
Birazdan
Göçmen kuşlar ezberlemiş yolunu… Gurbetin akşamı düşer, birazdan… Yaralardan delik deşik gönlümü, Avutamam… hüznü yaşar, birazdan… *******im: duman tüter ayrılık… Yarınım: gelmeyen seherdir, kırık… Yarin perçeminde, küskün hıçkırık… Hoyrat ellerimi, boşar, birazdan… Çoktan beri ben, sılamı görmedim… Haberin almadım, düşte yormadım… Bahar gelmiş bizim ele, bilmedim… Sular çağıldayıp taşar, birazdan… Sevda katığımdı, bayat, ekmeğim… Hasret, ağı oldu; her gün içtiğim. Ömür sayılı gün; boşa saçtığım Azrail, peşime koşar, birazdan… |
Bize Bağlı
Ben senden uzakta..her, olduğumda Bir yaman fırtına... esmeğe başlar Alışkın değilim sensiz olmağa İçimde hücreler ölmeğe başlar Anladım ki senden... yoktur kurtuluş Bir parazit gibi, ömrüme yapış... Yürekten değilse, ayrılık... kopuş... Solan can çiçeğim... açmağa başlar Bir çift göz bakınca... vurur kalbimi Hiç aşık olmamak... sana...elde mi Seni uzaklara...götüren gemi Ahımdan, denize...batmağa başlar Hasretin küllenen volkanı, patlar Fırtınaya esir; koylarda yatlar Zarar ziyan olur; artar fiyatlar Zamlar, resmi geçit... yapmağa başlar Borsa bile, olur; tepe ve taklak Depremden yarılır duvar ve sokak Bunca can... yüzünden,telef oldu bak Ölüm; bize, şükran duymağa başlar Bağrımda bir ateş...bekler sönmeği Bitsin felaketler...düşün, dönmeği Selameti için... dünyanın yurdun Yine, birleşelim...biz... iyisi mi... |
Bravo
Şu kuşun uçuşu ne şirin Alabildiğine mavi,gökyüzünde. Açılmış,sonsuzluk gibi kanatları Upuzun... Kimbilir hangi düşler yaşıyor gözlerinde... Yorulunca konuyor bir ağacın Binlerce dalından birine. Alabildiğine coşkulu... Bir şeyler anlatıyor, ağacın kendisine. Bir yuva kuruyor en üst dallara Mini mini bir çatı dairesi. Mimarı o,ustası o... Ne kira parası,ne elektrik,ne su... Bravo, doğrusu... |
Bukalemun Düşünceler
I Uçurumlar...iter beni...metrelerce... Atlasam da,kollarımı açıp, martılar gibi. Uzak denizlere...belki,uçabilirim İpini kırmış avare bir sandalım işte. Kayığım,bulutlara sürtünerek,çizer boyalarını... göğün. Mavi bir kesikten akar kanı,Tanrı’nın... Özlediğim masallar diyarınadır,yolculuğum Küçük mezarlar içinde... Saçlarımı okşayan olmadı... hiç! ... Alnıma düşen perçemleri,rüzgarlar attı. Yağmurdan bronşlarım azıtmış, Akciğerlerim çiçeklenmiştir belki... Baharları özlediğimden... Yeşil bir aynada kontrastım kızılderililere... Yanar döner ışıklarda...bukalemun... Işığında ısınırım, ’’Kibritçi Kız’’ gibi... Dibini aydınlatmayan mumun... Belki,ölebilirim...çalışırsam,eğer... Belki yenebilirim korkusunu... Kollarında...uykunun. İçimden geçen caddelerde... İstim...toz...duman...kir. Çıkar,karbeyazı giysilerini; öyle gel ölüm! .. Üstün kirlenir! .. |
Bukalemun Düşünceler III
Siyah renkler olmasın gözlerinde,gecenin... Sislerin solgununda,gözlerin; su yosunu... Hırsla alır öfkesini,yaşam dalımdan,rüzgar... Endişeler üretir ikircikli yüreğim... İçtiğim tütünlerin duman bulutlarından Kararır yıldızları gökyüzü tavanımın... Alkımı tamir edip yeniden boyamalı Yürekten yuvalara yavru sevda koymalı... Vuslat ek seferleri eklemeli... hasrete... Bütün demir atlardan,bütün demir kuşlardan... Yürek mahfazasını acıtır, anılar da... Hiç istemem gelmesini gecenin Çünkü şafağıdırlar, anıların...doğuşu... Terkeder uykusunu saatler... dokur, ömrü... Ne renkler belirledim gözlerine...alkımdan... Gül... değince; kokuyor... Koklayınca kapalı... Bu şehir... Vesikalı... Denizi beyaz kesti... Bulut düştü yoluma... Raylar ulaşmaz sana Halka olup... çemberlendi... Hayat... uzun soluklu... bir yenilgi şiiri... |
Bukalemun Düşünceler II
Sevdiğin sokaklardasın...ıslak rüzgarın,hani ortalığı talan ettiği... O sahil kentinin balık, tuz ve nem kokan... Karanlık,köhne evlerinin sandviçinde... Bir,temiz duyguların kalmış Yüreğinin kıyıcığında,içerinde... Ateşlerin koru Sevdanın moru Birbirine karışıp gitmiştir... Volkanlar,giderayak sende kalmış,emanettir... Kızıl lavlar...kırmızı,mavi,yeşil,sarı alevler, Erimiş maden ve cevher artıkları, Toprak katmanları,tabakalar,soğumamış dünya... Güneşten kopmuş,dönen savrulan zaman...milyonlarca yıl... İlk direnç,ilk tohum,ilk hücre... Bir buzul,bir çöl iklimleri, Asırlar süren süreçler...fosiller...ayak izleri.... Derken...mitolojiler,efsaneler,masallar,aşk hikayeleri: Arzu ile Kamber,Kerem ile Aslı, Ferhat ile şirin,Tahir ile Zühre... ‘’Yıldızlı Gece’’tabloları... Tüm evren-şu an - bir insandadır... |
Bütün Hayatım
-I- Elimi dokunsam,erir mi bulutlar... Çalkanır mı büyük deniz... Gözlerimden geçerse,yaşantım, Yaş dolar mı gözlerim apansız... Bir yol geliyor aklıma... Uçsuz bucaksız...susuz ve sonsuz... |
-II-
Kartal kanadında, güvercin seslerinde, Yaşama sevinci...umut,güzellik... Oysa, söner bir bir yıldızlar... Bendeki, karanlıkta... Büyür içimde,derya gibi bir boşluk... Büyür içimde şarkılar gibi bir boşluk... Bu baş dönmesi...bu sarhoşluk... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 02:46 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.