![]() |
Mutlu olmakmı dediniz. az önce kapımdan geçer gibi oldu.
zaman mı dediniz. artık sanki geçmez oldu. aşk mı dediniz. artık beni seçmez oldu. söle yar nerdesin şu kara gecelerde yine sensizim etsem bin cümle neye yarar sen duymayınca şimdi olsan ellerinden tutar saatlerce sana bakabilirdim gözlerine sadece gözlerine bitanem. anlatsam kelimeler yetmez diorum anlamıormusun. seni seviyorum duymuyormusun. kara gecelerde seni sevior eminim. şimdi eminim uyuyosundur mışıl mışıl. attın bizi şu gecelere. olsun be gülüm. canın saolsun |
Bir Aşk Mektubu
Şu an 1 şubat akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3�ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin. Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,.. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin. Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, toprağa düşen gülün sesini çizsin bir kağıda o zaman vazgeçerim senden. O zaman vazgeçerim anlıyor musun? VAZGEÇMEM SENDEN. Benden kalan birkaç gözyaşı var bu kağıtta, sana olan aşkım var. Eğer bir gün ağlarsın olur ya! Bu kağıda ağla. Göz yaşlarımız mutlu olsun sonunda. Onlar kavuşsunlar aşklarına. Biz kavuşamasak da. Hem ben seni kime vazgeçerim? Kimse senin dudaklarındaki sıcaklığı vermiyor, kimse vermiyor sendeki o güzel kokuyu, kimse hissettirmiyor senin tenindeki buğuyu, hayali, kimse bakamıyor senin baktığın gözlerle bana, kimse senin dokunduğun hatta vurdun gibi vurmuyor bana, kimse tutmuyor senin ellerinle, kimse sarmıyor senin gibi kollarıyla, kimse ama kimse sendeki aşkı bana vermiyor. Ben sana mecburum, sonu olmasa dahi. Kalbim uçarsa o kelimelerin arasına okurken yakala onu, iyi bak incitme olur mu? Arkadaş et kendi kalbinle, dost olsunlar, aşık olsunlar birbirlerine, ölesiye hem de, sımsıkı sarılsınlar hiç bırakmasınlar birbirlerini, varsın ben onsuzda yaşarım, yeter ki onlar mutlu olsunlar.Sana soruyorum? Yakışıklı değilim, çok zeki değilim ama aşkım yetmez mi sana? Neden ben değil de seni sevmeyen bir başkası ya da benim kadar değer veremeyen birisi. Neden? Şunu unutma; Kırmızı güllere ulaşmak isteyenler ayakları altında ezilen papatyaların farkına varamazlar. Senin uğruna vazgeçmeyeceğim şey yok. Gururum hariç. O zaman neden ben değilim, neden başkası, sana başkasının ellerinin dokunmasına dayanamam. Buna dayanamam anlıyor musun beni? Neden ben değilim Allah'ım? Sebebi ne? Neden Allah'ım neden? Sana tapıyorum anlıyor musun? Sana tapıyorum? Neden sanıyorsun sizin sınıfa her teneffüs gelişim? Neden sanıyorsun hep başka konular arayışım. Çok merak etmiştin ya Metin ile benim bildiğim o olayı. Söyleyeyim. Metin bunu Rıza�dan duymuş. Rıza ona ikinizin beraber olduğunuzu söylemiş. Ben bunu duyunca içimdeki tüm gözyaşlarını o an çıkarmak istedim. Sağır olmayı istediğim bunu duymayayım diye, bugün olmasın istedim bu olayı yaşamayım diye, Kör olmak istedim seni hiç görmeyeyim diye, kalbim olmasın istedim sana hiç aşık olmayayım diye, hislerim olmasın istedim senin kokuna, sıcak tenine alışmayaydım diye. Senin olmamak istedim, sana hasret kalmayayım diye. Gözlerim karardı hiç abartısız o an? Metin bıraksa sonsuza dek öyle kalırdım. Rüyayı hep seninle kurardım. Hep ikimiz olurduk, hep seninle olurduk, kötü kalpliler aramıza girmeye çalışır ama ben hep mani olur buna izin vermezdim. Her şey senin istediğin gibi olurdu. Bir tek aşkımız ortak. Sana adardım her şeyimi. Seninle senin kadar güzel, senin kadar iyi, senin kadar güzel gözlü, senin kadar . Bir bebeğimiz olurdu. Ama neyse ki, hatta maalesef Metin beni rüyamdan erken uyandırdı. VE GENE SANA KAVUŞAMADIM. Hem sana kıyarım hem kendime? Ölümü dahi göze alırım sensiz hayat zaten ölüm bana? Bunlar şaka gibi geliyor ama ben sana kıyamam . Kıyamam sana biliyorsun. Aşkım beni dağlasa da, aşkın beni mecnun yapsa da, sana kıyamam. Son söylemek istediğim seninle son defa konuşmak istiyorum ve diyorum ki seni çok seviyorum. |
Biliyor musun?
Yüreğime iyilik yağmurları yağdırmayı bırakalı çok oldu... Mevsimim artık hüzün... Şimdi acılar biriktiriyorum... Hiç anlatamadığımı ve anlayamadığımı sandın; oysa her sessizliğim yaşama dair ve bize dairdi benim... Keşke, anlamak isteseydin yüreğini açıp!... Gözlerime hiçbir zaman yalan konuşturmayı beceremedim, yüreğimin aynasıydı onlar, olduğu gibi yansıttılardı hislerimi... Sana bir kez olsun yalan bakmadım... Yalan konuşturamadım yüreğimi... Yada yalan şarkılar söyletemedim... Şimdilerde, gözlerim artık suskun birisiyle aynı dili konuşmuyorsan, susacaksın!... Ben bunu bilirim... Sana karşı duygularım sözlerden nice olduğu için susmaya karar verdim!... Artık susuyorum!... Not: Sabah Sabah içimdeki sıkıntı ve hezeyanlarımın kalem ve kağıt ikilisine yansıması olarak döküldü. Yırtıp atamadım... Öylesine paylaşmak istedim. |
İkili Delilik...(Alıntıdır)
Hayatın hiç acıması yok bazı yaralara karşı, kapanmasına asla izin vermiyor onların... Sen ne kadar çabalarsan çabala, sana izin verdiği kadar güçlü olabiliyorsun yaşamın ve onun izin verdiği kadarı diniyor acılarının... Ayrıldık... Çok acıydı... Bir daha asla unutmayacağım ve iyileşmeyecek bir yaranın sahibi olduğumu bilmiyordum o zamanlar... Sadece ağlıyordum sana ve bana... Ve yarım kalan, yaşayabilecekken vazgeçilen günlere... Baktığım, gördüğüm, dokunduğum her şey canımı yakıyordu... Bir türlü sonu gelmeyen gözyaşlarımla birlikte bu acıdan öleceğim günü bekliyordum... Üstelik de bu günün gelmesini deli gibi istiyordum... Ayrıldık... Acıydı... Sonra geçti... Her şey gibi... Ya da bana öyle geldi... Bir gün bir yerlerde, hem de hiç beklemediğin bir anda - ve özellikle de en güçsüz olduğun anda - hayat bir yerlerden sakladığı acını çıkarıp vurur yüzüne... Her şeyin geçip gittiğini sanırken, daha az önemsediğini ya da artık tamamen bittiğimi düşünürken sen, aniden bir duvara çarparsın... Ve her şey tuzla buz olur... Aslında hiç unutmadığını ve gerçekte hiç de o kadar güçlü olmadığını yüzüne vurduğunda hayat, sen çoktan acılarınla yeniden başbaşasındır... İşte o yara yeniden açılmıştır, yeniden kanıyordur. Üstelik o kan istemesen de hayatına bulaşmaya başlamıştır yeniden... Unutmak diye bir şey yok... İnsan hiçbir şeyi unutmuyor... Büyük bir maharetle geçmişe gömdüğünü sandığı şeyleri hayat bir anda çıkarıp önüne koyuyor... Yüzleşmek imkansız acımla, ayrılıkla ve seninle... Yüzleşmek imkansız sana olan sevgimle... Ne olur karşıma çıkma... Ne olur çıkma karşıma bir daha... Artık hayatımdan çıksan diyorum Bu ikili delilik sona erse İkimiz için de en hayırlısını diliyorum Hiç olmamış gibi davranabilmeyi Bu yok ediciliği anlayabilmeyi Bir bilsen ne kadar yürekten istiyorum Lütfen Görmeyeyim seni Bir yerlerde karşıma çıkma Konuşmayalım, bakışmayalım Ne olursun |
Bu senin son gidişin miydi sevgili..?
Bu son gidişin miydi anlayamadım sevgili..Hani hep giderdin ve gelirdin ya geriye, bu da onlardan biri miydi..? Uzun zaman oldu bu sefer, söylemek ve sormak zor geliyor ama bu senin son gidişin miydi sevgili...? Küçük bir oyun oynuyor gibiyiz sanki. Ben ebe olmuşum sen saklanan... Nerelere saklandın da bulamıyorum seni. “Ah işte ordasın” dediğim yerlerden hep başkaları çıkıyor, herkes hep bir ağızdan, dalga geçer gibi, “çanak çömlek patladı” diyor,bense garip bir umutsuzlukla geri dönüyorum ağacıma, kaldığım yerden seni aramaya başlamak için. Bu son gidişin miydi, anlayamadım sevgili..Göremeyeceğimi sandığım zamanlarda birden karşıma çıkıyor, içimde yeni yangınlar bırakarak geri dönüyorsun. Kimlerin yanına dönüyorsun da uzun sürüyor sessizliklerin? Gittiğin yerlerde bana benzeyen ve tanıdık bir şeyler var mı bari.? Gülmeyi unuttuğun zamanlar, kimleri çağırıyorsun yanına..? Hüzünlerini kovan yürekli biri var mı yani..? Hani bir anda gelip de o puslu havayı dağıtan, seni içmeden sarhoş eden ve güldüren, hüzünlerini bulamayacağın yerlere saklayan biri..Sen dayanamazsın yalnızlığa. Dokunmak ve karışmak istersin. Yalnız kalmak sana acılarını hatırlatır..bir kadının teninde istemeyerek bıraktığın acıları. Yalnız kalmak sana çocukluğunun masum düşlerini hatırlatır..ağlamak istersin ama ağlayamazsın. Yalnız kalmak sana tutunamadığın sevgileri hatırlatır; çaresizliğini, yıkılmışlığını...arkanda bıraktığın, dokunmaya korktuğun özlemleri. Yalnız kalmak sana göre değil sevgili..Sen yalnızlığında kendinle karşılaşır ve ürkersin yüreğinin saatlerce sana karşıt konuşmalarından. Bu yüzden merak ediyorum ya, başkalarına da ‘hüzün kovan kuşum’ diye sesleniyor musun acaba..? Bu son gidişin miydi, anlayamadım sevgili..Hani birden için çocuklar gibi şımarmak istediğinde, parmakların telefona gider, arar ve kusardın ya, dizginleyemediğin coşkunu ve manyaklığını..hani bir tek ben anlardım ya, senin bu ani çıkışlarını, serseriliğini ve türk dil kurumunda bulunmayan hafif meşrep kelimelerini ve cümlelerini..hani kimseyle böyle konuşulmaz deyip de, sınırlarını aşardık ya gereksiz kibarlığın ve nazlanmaların.. Uzun zaman oldu içimizdeki bu deliliği ve bastırılmışlığı dışa vurmayalı. Bu yüzden merak ettim, bu senin son gidişin miydi sevgili, anlayamadım... Söylenmemiş ve çoğaltılabilecek bütün sözleri kendi adına söyledin ve gittin..Umuduma, çılgınlığıma ve kadınlığımın senin yanındayken güzelleştiğine inanırken, yokluğunu mutlu edemeyeceğime inandın ve gittin.. Sana karışıp, yüreğine akmama izin verip, beni göklere çıkartırken; bir anda yere indirdin, midemi bulandırdın ve ayrılığı sıkıştırdın parmaklarımın arasına, gittin..Ne kadar değerli ve farklı olduğumu anlatmakta zorluk çeken sen; yalnızlığımın en ıssız, en karanlık ve en savunmasız zamanlarında beni dinlemedin, gelmedin ve gittin..Sevmek bu kadar basit, bu kadar kolay ve taşınabilir bir eşya gibi hafif değil; çıkartıp da bir başka yere koyabileceğin. Bu yüzdendir ki sen beni hiç sevmedin sevgili. O “seni çok seviyorum” diye haykırdığın nadir zamanlarda bile, bunu söyleyen sen değil, senin geçmiş bir sonbahar’da bıraktığın, sana benzeyen ama sana çok yabancı olan sesindi. Bu yüzden sen beni gerçekten sevmedin sevgili. Kendini daha ne kadar kandırabilirsin bilmiyorum ama sen acı çekmeyi seviyorsun... Bense balonlar patlatmayı, uçurtmalar uçurmayı ve yaşamayı seviyorum her şeye rağmen. Sen korkularını seviyorsun..bense, korkularımın üzerine gitmeyi, savaşmayı ve hatta gülmeyi kaybederken bile... Artık biliyorum, bu senin son gidişindi sevgili ve benim son bekleyişim, son vazgeçişim sevdandan... Artık gelsen de ne işe yarar ki..? Ben; sana olan kırgınlığımı, yokluğunu, özlemini, umutsuzluğunu sevmeye başladım. Ben senin giderken bende unuttuğun ve zaman zaman öksüzlüğüne ağlayan sevdanı sevmeye başladım. Ben senin artık beni unutan, merak etmeyen ve değer vermeyen yüreğini sevmeye başladım. Şimdi hangi tende üşüyorsun da titrediğini hissediyorum kilometreler ötesinden? Ben senin başka mevsimleri tanımak isteyen o heyecanlı ama tutunamayan bakışlarını sevmeye başladım. Artık gelsen de ne işe yarar ki..? Parçaladığın sevgimi toparlayabilecek ve çiçekler toplayıp yollarıma serebilecek kadar güçlü değilsin sen. Sen, ben değilsin. Hiç olmadın ve olamazsın..O sakladığın yüreğine hiç almadın beni, hiç özlemedin, gözlerin hiç uzaklara dalmadı, belki de şerefime hiç kadeh kaldırmadın. Bu yüzden bu senin son gidişin olsun sevgili, ayrılığın hakkını ver. Böyle bir sevgiyi terk edebilecek kadar yürekli oldun, beni unutacak kadar da korkusuz ol. Özleme, yolunu yolumdan geçirme, sesime düşme, salaş meyhane masalarında konuşmalarımı arama, rakının yanında anma adımı.. Ayrılığın hakkını ver. Çünkü bunu sen istedin.. Bu senin son gidişin olsun sevgili, bıraktığın son acı olsun. Ve ben senin yaşayamadığın son sevda olayım... |
sevgilinin saçalarını taramak ve onu omzunda uyutmak
sabah uyandığında gözlerindeki çapağa bile aşık olmak yada yanağındaki yastık izinin ona ne kadar yakıştığını düşünmek gerisi ne ki.... kaçımız sonsuza dek sürdürebiliriz öpüşmelerimizi, sevişmelerimizi ama biraz özen gösterirsek sevgimize, ki en azından kendimiz için bir çok şey sonsuza değin sürer aşık olduğumuz kadının yanımızda olması da gerekmiyor ki! mühim olan doyasıya sevmek, sevebilmek severek elde edilen karşı cinsin takdiri ve karşılık vermesi değildir her zaman kendi kalbimizi rafine eder, kendi iç kötülüklerimizden arınırız. Sevmek, hep bir kadını sevmekle başlar, ve tüm dünyayı sevmekle devam eder tükendi nakti ömrüm, dilde sermaye bir ahhhh kaldı keşke eskilerden kalma bir çay bahçesinde, demli bir çay eşliğinde sohbet edebilseydik. belki o zaman içimizdekileri tüm çıplaklıkları ile ortaya dökebilirdik. aşık olmanın ve sevmenin bir amaç uğruna olmamasına inanıyorum sevdiğinden ne gibi bir beklentisi olabilir ki insanın? zaten bir beklenti varsa o sevgi değildir ki ben sana sevgimi verdim sen bana ne vereceksin demek sevgiye ve aşka en büyük ihanet değil mi? benim seni seviyor olmam seni ne kadar ilgilendirir? ben zaten içimde seni tanımlamış, ve sana bir sürü anlam yüklemişimdir sen beni sevemezsin, ben seni kendim gibi annem kadar çok severken ve seni, sana senden yakın durup gözbebeklerinde beklerken sen beni benim seni sevdiğim gibi imkan yok sevemezsin öyle işte........... bide senden bulaşan bir hava var ki bilmiyorum, hani bazen herhangi birinden bazen her gün geçtiğin yol üzerinde gördüğün yüzlerden birisi sana öyle bir bakar ki, içinde taşıdığı ne varsa senin içine akar hani.. hüznü, kederi, sıkıntısı, sevinci, beklentisi... o an sen, sen gibi hissedemez ve sen olmaktan çıkarsın birden bazen seninle bu durumu yaşıyorum kendim olmaktan çıkıp, baştan ayağa SEN oluyorum |
Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.
Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan... Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş. Ve bu ilişki ne çok biçim değiştirmiş... Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yıllarda hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili? Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Hayatına iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü... Bir aşk meczubu sadece... Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili... Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi... Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi? .. Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir çıldırış... Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere... Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası 'yalnızlık' kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık... |
Sana nasıl anlatsam bilmiyorum. Ama bildiğim tek ama tek şey seni delicesine çok sevdiğim. Seninle öyle bütünleştim ki ayrılmak değil kopamıyorum senden. Ne seni bırakabiliyorum; ne de kendimi hiçe sayıyorum. Bunların ikisini de yapamıyorum. Çünkü artık düşünemiyorum. Kafama, benliğime o kadar yerleşmişsin ki; seni oradan çıkartmak olanaksız. Belki kendimi küçük düşürüyorum ama sevgide küçük düşme söz konusu olsa bile seve seve senin için her adımı atarım. Seni o kadar çok sevdim ki artık aşkım senden bile öte. Seni sevdiğimi dağlara, taşlara kısacası her yere; bütün kainata haykırmak istiyorum Seni Seviyorum!!
Bu kelime topluluklarını defalarca senin için ama yalnız senin için tekrarlayabilirim. Biliyor musun; seni sevdiğimden beri artık çevremdeki her şey gözüme daha güzel daha hoş ve de daha ümit verici gelmeye başladı çünkü onlar bana seni hatırlatıyor... Dağlar gibi sende içimde çok büyük tutunulması zor bir yerdesin. Tepeler gibi sende içimde ulaşılması zorsun. Zirveye sadece bir kişi çıkar senin yaşamında; işte o da ben olmak istiyorum zirvede tek ben; BEN VE SEN... Su gibi berraksın ama içimdekileri de alıp götürüyorsun,yol gibi senin de sonun yok; yani seni sevmenin sonu yok... Bu böyle nereye kadar sürer bilemem tabi. Bunu ben belirleyemem; ama şunu bil ki seninle ölüme bile varım..! Sensiz geçen bir gün değil bir salise bile düşünemez oldum. Sen benim; benliğim, varlığım, hayatım, geleceğim, çılgınlığım, sevincim, mükemmelim, sevdiceğim kısacası her şeyim her şeyimsin... Sensiz bir hayatın oksijensiz yaşamdan farkı yoktur. Aldığım nefes içtiğim su yürüdüğüm yol her şeyde sen ve senden izler var. Seni seviyorum ,Seni seviyorum,Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum... |
BİR DOSTA AŞK
Fırtınalı bir hayatın ortasında birleştik. Sen, kendine yakın bulduğun insanların sana yaptığı hatalardan şikayet ediyordun., bense uzun yıllar acısını çektiğim bir aşkın yaralarını sarmaya çalışıyordum. İyi birer dosttuk, her şeyi paylaşır olmuştuk. Bu yakınlaşmamızın kısa bir sürede olmasına rağmen zamanım öyle tatlı, öyle güzle geçiyordu ki ben içimdeki kıpırdanmalardan habersizdim. Sanki rüyadaydım, gözlerimi açtığımda dostluğun yerini aşk almıştı. Kendimi tutamamıştım işte. Duygularıma hakim olamamıştım. Sen benim aşkım, bense senin dostundum artık. Sana aşık olduğumdan habersizdin. İçimdeki volkan öyle taşmıştı ki patlamak için sabırsızlanıyordu. Sonunda o gün gelip çatmıştı. Bütün duygularımı bütün hislerimi açıklamıştım ben sana. Sense bana sadece şaşkın bir ifadeyle bunların yalan ve şakadan ibaret olması için yalvarmıştın. Bende sana bunların ne şaka ne de yalan olduğunu üstüne basa basa vurgulamıştım. İçim rahatlamıştı. Çünkü bir insana ‘’ seni seviyorum ‘’ demek kolay bir iş değildi. Yürek isterdi. Ben bu işi becerememiştim ama sonucuna da katlanmak elimde değildi. Çünkü asıl olan benim için bugündü ve ben bugün sana söylemem gereken şeyleri yarına bırakmamıştım. Yarın böyle bir fırsatın elime geçeceğini düşünerek bütün her şeyi açıklamıştım. Dünya fani her an her şey olabilir bizim dünyamızda... Şimdi içim çok rahat ama bir o kadar da huzursuzum. Çünkü bunları sana anlatınca suçlu ben oldum. Şimdi o eski günleri arıyorum, hiç sebepsiz, ani ayrılışın şokunu üzerimden atamamamın sonucundandır. Ve zaman eskiden öyle güzel öyle tatlı geçerken şimdilerde, bin bir azap bin bir acıyla geçiyor. O günün üstünden çok zaman geçti. Şimdi ben senden benim olmanı değil bana biraz hak vermeni istiyorum. Bana duyduğun nefreti duygularımın üstünden çekmen için yalvarıyorum. Bana ne kadar kızsan ne kadar nefret etsen de ben seni yine de seviyorum. Duydun değil mi? Seni seviyorum. |
Sana dokunmak bir mucizeydi, seninle olmaksa bir mucizeyle yaşamak..
Gün geceye döndüğünde seninle olmak öyle güzel ki. Bütün bir gece seninle aynı havayı solumak, dinlediğim şarkılarda seni bulmak. Gündüzümde insanlar, mücadele, kavgalar, çirkinlikler var belki ama gecemde sadece sen ve ben… Belki bu yüzden geceyi sevişim. Sadece sana ait gecelerim, tıpkı kalbim gibi... Dün gece yine uzandı elim telefondaki tuşlara. "Aradığınız numara kullanılmamaktadır" Gülümsedim ve iletilemeyeceğini bile bile defalarca mesaj gönderdim. Her iletilemedi raporunda sanki Buda geçecek. Geçecek değil mi Canım? cevabını okudum Aradım seni. Ulaşılmaz olduğunu bile bile aradım seni. Ulaşılır olsaydın keşke. Keşke biraz daha çok gülebilseydik yaşamın bize yaptıklarına. Keşke Sen yine yanımda olabilseydin. Keşke şu iç çekmeler olmasaydı. Acı olmasaydı keşke Keşke Keşke Keşke kelimesini bilmese, öğrenmeseydik. Hayata tek bağımdı aşkın. Gelirdim yanına sokulurdum Tüm dertlerden , kederlerden uzaklaşırdım gözbebeklerinde kendimi gördüğümde Nerden bilebilirdim ki bir gün o gözlerde kaybolacağımı Umutlarımın, hayallerimin, sevgimin, beklentilerimin, inançlarımın yok olacağını Nerden bilebilirdim ki; o seyretmeye doyamadığım gözlerinde ölümün beni beklediğini Oysa ben ayrılığı hiç düşünmezdim. Aklıma gelmezdi sensiz sabahlamak. Sen varken fark etmezdim mevsimlerin döndüğünü. Meğer ellerime kar yağabilir, gözlerime bulutlar değebilirmiş. Sen benim mucizemdin. İşte o mucizeye dokunmak, aslında seni sonsuza dek kaybetmekmiş. Bunu da öğrendim... Aradım seni Canım. Ulaşılmaz olduğunu bile bile aradım. Seni henüz özlemiş de değilim, yanlış anlama beni. Ne zaman özlerim bilmiyorum. Hâlâ benimlesin ve hâlâ gecelerim senin; tıpkı kalbim gibi. |
Sevgilim
Sen gideli kaç saat oldu ? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak.. Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli... Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım.Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor. Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni. Yoksun, gittin, tek başına koydun... Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. yanıyorum..Yetti artık, yetiş n'olur dayanamıyorum. |
Yağmur Çiçeğim Myra
Sen umudun sabahında dağ çiçekleri ve dağlara serilen sabah güneşi kadar güzeldin Myra. Günaydınım, gülaydınlığımdın benim. Seninle bir rüya gibiydi hayat. Ve biz o rüyada kuşlar gibi hafiftik. Yüreğimiz gökyüzü kadar engin, bulutlar kadar beyazdı. Her gözlerimi açtığımda, her kapattığımda seni görürdüm karşımda. Ellerimi her uzattığımda ellerini bulurdum. Bütün güzellikleri, sevinçleri yalnız sende yaşardım. Sensiz hayatın ne kadar boş, anlamsız olduğunu, sensiz kalınca öğrendim Yağmur çiçeğim Myra. Bir gün çekip gittin, her şeyimi kaybettim. Yaşama sevincimi, direncimi, gülüşümü, mutluluğumu, yaşama dair ne varsa hepsini kaybettim, her şeyim yerle bir oldu.... Uçurum başlarında, duvar diplerinde kaldım bir başıma. Kimse aramadı beni, kimse sormadı... Tut ellerimden alıp beni yüreğine götür dağlar kızı Myra. Üşüyorum... Üşüyorum... Güneşe ulaşılmazlığı bilerek soluğunun sıcaklığına sığınmak istiyorum. Sıcak yüreğine gereksinimim var... Biliyorum benden çok uzaklarada bir yerdesin, sana ulaşmaya gücüm yok... Ey gönülçiçeğim Myra... Ey ayışığım... Aytanem, nurtanem, birtanem Myra ...Sen olmadan nasıl bakarım gökyüzünün maviliğine. Nasıl bakarım engin denizlere, hayat bir dalgaysa eğer... Nasıl yürür sularda sandalım rüzgarın olmadan, dolmadan iliklerime sevdanın iksiri, ufuklara nasıl açılabilirim... Sen deniz olsan kanasan ben dalgan olurum Kimsesiz kalsan ağlasan ben dünyan olurum Sen ateş olsan yansan ben duman olurum Bir ömür yüreğimde saklarım seni, unutma Ayışığım Myra canımdın sen anlıyor musun? her şeyimdin benim. Yaşamın adı, sevginin tadıydın. Seninle yaşadığımı hissediyordum ancak. Neye dokunsam sen olurdun, nereye baksam seni görürdüm aynalarda, ne yana dönsem sen dururdun karşımda. Aksın vururdu sulara... Yanımda olduğun zamanlar dünyanın en mutlu insanı olurdum. Zamanın geçmesini asla istemezdim. Sensiz dakikalar yıl gibi uzar ve geçmek bilmezdi zaman. İsterdim ki, her an yanımda olasın. Her dakika gözlerinin derinliğinde yitip gideyim. Çünkü kendimi en mutlu, en güvende hisettiğim anlar, senin yanında olduğum anlardı... Yüreğimdekileri her gece kağıtlara dokuyarak, her sabah seher yellerine okuyarak uzak çığırlara, uzak yollara savuruyorum şimdi ... Rüzgarsaçlım sende ansızın bir rüzgar gibi esip girmiştin gönlüme, rüzgarın savurduğu yapraklar gibi de çekip gittin ve her şey bitti. Şimdi yüreğim paramparça, hasretim çöl yangını, her ah çekişte tütüyor içim... Sen gittin masal bitti, hayatla mücadele saflarımın hepsini kaybettim. Bu yalancı dünyada tek gerçeğim, tek yaşama nedenim, tek dayanağım, yaşama kaynağımdın. Karanlık bir uçurumun kenarında düştüm düşeceğim şimdi. Hiç bir dayanağım, tutamağım yok artık. Sen yanlızlığın, terkedilmişliğin ne olduğunu bilmezsin? Sevipte sevilmenin, sevipte terkedilmenin acısını, uykusuz geçen gecelerin sayısını. Sen kahrolmanın, mutsuzluğun acısını bilmezsin? Her gün yavaş yavaş kaybolmanın verdiği çaresizliği. Çekilen hasretin, kahreden gurbetin, sensizliğin verdiği acıların hesabını bilmezsin? Karanlığını gecelerin, kanayan sancısını günlerin. Aradan geçen bunca zaman, senden aldığım yaramı iyileştirmedi. Hala mutsuz, hala bedbaht ve sensizim. Kaç kez ölümün eşiğinde döndüm, kaç kez öldüm dirildim bilmezsin?.. Kaç hazan mevsimi esip geçti üzerimden, kaç hüzün mevsimi geçti. Dönmedin... Yağmur mevsimleri gelip geçti, ağlama mevsimleri, gözyaşı mevsimleri gelip geçti, sen hala yoksun. Hala gelmiyorsun... Sevmek yüreğe saplanmış bir ok, kahretsin... Sen gittin Masal bitti Sen gittin evimin adresi, kapımın zili gitti Sen gittin sazımin teli, kuşumun dili gitti yangınlar düştü yüreğime / ıssızlaştı şehir kırık bir ağaç dalında,öksüz bir kuş gibi kaldım Sen gittin yaprağa duran ağaçlarım gitti umutlarım gitti,baharlarım tutam tutam saçlarım gitti Sen gittin yüreğimde kanayan şiirler masamda sigara izmaritleri kaldı ben kaldım öyle tesellisiz ortalarda birde yıkıntım çöl oldu şiiristanım hayalim, düşistanım Sen gittin kemanım yayım, güneşim ayım mutluluk payım gitti Sen gitin hayalim düşüm sevincim gülüşüm servetim işim gitti Sen gittin özlemin yüreğimde yokluğun kirpiğimde çoğaldı sen gittin umudum gitti gururum gitti her gece oturup ağladım ıslandı/ ekmeğime karıştı korkunç acı gülmek nedir unuttum gitti Sen gittin yaralı bir ceylanın bakışında yaralı kaldım her yerde izimi arıyor şimdi avcılar sen gittin masal bitti ben bittim |
Seni hala sevdiğimi söylesem... Gözlerini özlediğimi... Nefesini özlediğimi...
Günesin doğuşuna ve batısına şahitlik ettiğimiz günleri özlediğimi... İçimde büyük bir boşluk var o günden beri. Hani hatırlarsın beraber oturup denizi izlerken geleceğimizin olmadığından bahsettiğimiz o günden beri. Aklımda hala o an var. Gelecekteki eşinin şimdiden çok kıskandığımı söylemiştim sana hatırlıyor musun? Hala aynı duyguları taşıyorum.Senin için neyim bilmiyorum ama; Sen benim diğer yarımsın.Sensiz büyük bir boşluktayım. Her tarafında sen olan büyük bir boşlukta nereye baksam sen varsın. Seni görmemek için gözlerimi sımsıkı kapatmamda yine sen varsın karanlıkların içinde. Nefes aldığımda ciğerlerime sen doluyorsun. Seni düşündüğüm zamanlarda gözlerimden akan göz yaşlarım değil sensin damla damla ve sana olan büyük aşkım… Ne kadar kalbimden sokup atmaya çalış samda olmuyor. Köklerini kestikçe daha da sıkı tutunuyorsun kalbime. Unutamıyorum anla işte. Bir kadın... Sonumuzun ne olacağını asla bilemediğim, uğruna her şeyden vazgeçebileceğim... Gözlerinde kaybolmak istiyorum. Sonsuzluğa karışmak... Sarılmak istiyorum sana sımsıkı. Yanımda olmanı istiyorum sonsuza kadar. Bunlar için çok geç kaldım değil mi? Farklı limanlara demirledik. Farklı rüzgarlar dolduruyor artık yelkenlerimizi ve farklı rotalardayız artık.... |
Ağladığımda Mendilim Ol
Dün yine gökyüzünün masmavi görkemi ve hayalini çizdiğim bembeyaz bulutlarının altında seni bekledim. Uzaklarda gülümseyen gökkuşağının renkleri içinde aradım seni, yoktun. Yokluğun, bir canavarın dişlerinde yüreğimi kemirip duruyor. Yokluğun cehennemim, yokluğun zifiri karanlığım, zindanım oldu. Belki, bir köşeden çıkıp gelirsin diye bütün gün seni düşleyip, gözlerim ufukta, kucağım dolu sevgi, yüreğimde binbir umut yeşertip ve ölesiye bir özlemle bekledim seni, gelmedin... Seni ne kadar özlediğimi bilmiyorsun. Bir bilsen seni ne kadar çok özlediğimi; dağları, tepeleri aşar, denizleri, ovaları devirip gelirdin bana... İçim özleminle nasıl dolup taşıyor, özleminle nasıl tutuşuyor bir bilsen. Yüreğimin bütün bentleri paramparça sensiz. Şimdi yüreğimin her kıyısından özlem sızıyor. Yüreğime de söz geçiremiyorum artık. Biz bu dünyada seninle çıkarsız, yalansız, hilesiz hesapsız sevdik birbirimizi.. Yüreğimizin bembeyaz tuvaline maviyi fonlayarak ve aşkın da kıpkızıl resmini de çizerek; insanları, kuşları, dağları, çiçekleri, suları da öyle hilesiz sevmiştik. Biz seninle bütün engellere rağmen, bitmez tükenmez bir azimle sevginin doruğuna erişmek için tırmandık hayat yokuşunu. Ve bitip tükenmeyen bir aşkla sevdik birbirimizi. Biz seninle uzak dağ başlarına yazdık umutlarımızı. Denizlere, dalgalara, fırtınalara, acılara, korkulara, uçurumlara yazdık sevdamızı. Biz seninle kanatları sevdalı iki güvercindik mavi göklerde. Kanat çırptıkça yükseldik sevdalara, yükseldikçe sevdalara avcılar düştü peşimize. Zamanın acımazsızlığına, aramızdaki mesafelere, etrafımızdaki çirkinliklere, günübirlik aşklara, saldırılara, satılık sevgilere rağmen, biz yine de yüreğimizde hiç sönmeyen bir yangınla özledik birbirimizi, en kutsal aşkla sevdik, kirletmeden umutlarımızı bekledik... Senden ayrılalı günlerin, ayların, yılların nasıl geçtiğini bilemez, hesabını tutamaz oldum. Her seher uyanınca dağların esen rüzgarlarına açıyorum penceremi, o ölümüne özlediğim kokunu getirir diye. Bir nebze de olsa dindirir yada söndürür diye yüreğimdeki özlemin ateşini... Her gece menekşe rengi gözlerini demledim hayalimde. İpek saçlarını, sevdalı gülüşlerini, inci dişlerini demledim. Ne çok severdin yayla yollarında türküler söylemeyi, ellerimi avucunun içine alıp, başını göğsüme dayamayı. Şimdi her gece, insana hayat veren ve yüreğime nakış nakış işleyen sevda sözlerin dolaşıyor kulaklarımda , paylaştığımız ümit dolu tatlı hayalleímiz. Yılmak yoktu bizim için bu yolda. Ağlamak, sızlanmak yoktu, geriye dönmek hiç yoktu. Zordu, çetindi bizim sevdamız ama her şeye ve çekilen tüm acılara değerdi. Sabır diyordun. Sabrı, ümit etmeyi, sevmeyi, zorluklara karşı direnmeyi de senden öğrenmiştim. Konuşurken insanın yüzüne dosdoğru bakmayı, dürüst ve namuslu bakmayı, merhameti, acımayı, insan gibi düşünmeyi senden öğrenmiştim. Senden öğrenmiştim sevdalara türkü yakmayı... Şimdi Ren nehrinin kıyısında dalgın bakışlarla dalıp dalıp gidiyorum uzaklara. Gökyüzü masmavi ve saatler yorgun bir su gibi akıp gidiyor gözlerimde.. Ufka, gökmavisinin kızılla birleştiği o ince sıcak ve yumuşak çizgiye bakıyorum. Bir kuş gelip konuyor saçlarıma, yüreğimi ipekten kanatlarına sarıp sana gönderiyorum... Seni düşünüyorum. Seni düşünmek gökyüzü olmak gibi bir şey bazen, ya da rotası belli olmayan bir gemiye binip, yeni iklimlere yelken açmak gibi. İnsan olmayan bir adada inip, Robinson gibi insansız bir yaşam kurmak istiyorum. Ve o adada bir ömür yalnız seni beklemek istiyorum... Saatler su gibi akıp gidiyor. Bir gemi yanaşıyor kıyıya, inen yolcuları izliyorum, sen yoksun. " Kahretsin !". diyorum." Ne olur çıkıp gelse, sarılsa boynuma." Bir gemi uzaklaşıyor limandan. Suların devinimleri akıyor gözlerimde, karışıp gidiyor uzaklara... Seninle suyu pırıl pırıl bir pınarın başında buluşmak, ellerini tutmak, yüreğinin sımsıcak yerinden, menekşe gözlerinden, narçiçeği dudaklarından öpmek, serin nefesini doyasıya içmek ve doyasıya içime çekmek geçiyor içimden... Sonra sarılıp, sımsıkı kucaklamak ve sevinçten havalara uçmak geçiyor ... Ağladığımda mendil, güldüğümde kahkaha, susadığımda su olmanı, uyuduğumda rüyalarıma girmeni, her sabah alnımdan öperek uyandırmanı istiyorum... Her gece kuş olup sana doğru uçmak, ardında serin rüzgarlar bırakarak, dağlar, denizler, ormanlar aşıp, bir pınarın başında menekşe gözlerine konmak geçiyor içimden. Dalgın bakışlarından, sevdalı yüreğinden öpmek geçiyor. O an bütün ağaçlar diz çökmeli diyorum, özleminle kanayan yüreğime. Bütün yıldızlar göz kırpmalı mutluluklara. "Allahım bu kadar mutluluk çok." deyip, ellerimi gökyüzüne kaldırıp ağlamalıyım. Gökler de ağlamalı benimle, bulutlar, ırmaklar, yıldızlar da ağlamalı... Şunu bilmelisin ki, nerede olursam olayım, hangi iklimde kalırsam kalayım, vakti geldiğinde bir gün mutlaka, yüreğim alıp beni sana getirecektir. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum, sen de bütün kalbinle inan. Hiç bir yol bilmesem de, gelmeye kalmasa da mecalim geleceğim inan... Bekle... Sevgiler büyüttüm kır çiçeklerinden, güneşin kanını emen umutlar yeşerttim bahar renginde al yeşil dağlarda kar erirken ceylanlar emzirdim melekler uyandırdım her tan ağardığında toplamak için bütün düş kırıklarını aynalardan yıldızlarla selam yolladım sana ve her gece mavi bir kuş tutup avuçlarıma dudaklara gül ve rüzgar iliştirdim dağların doruklarına gelmedin. upuzun köprüler kurdum içimdeki yolculuklara sana kavuşmak için beyaz günlere uzandım beyaz atlarla, sana getirsinler diye umutlarımı seninle öpüşürken beyaz beyaz güvercinler kanat çırpıyordu mavi göklerin burçlarında bütün ayrılıkların, savaşların, ihanetlerin üzerine bir çizgi çekiyordum en güzel barış çiçeklerini versin diye dünya ak alınlı taylar koşarken alnımın çayırlarında al türkülerle inledim lekesiz sabahlara her bahar özlemler kanatıp gecelerin sayfalarında mavi rüzgarların terkisinde sevgiler yolladım sana çoğaldıkça çoğaldı çılgınlığım kanımda milyonlarca yıldız tutuştu alevler içinde parlayan nehirler aktı yüreğime her defasında her suyun sesine bir damla gözyaşı bıraktım senin için gül desenli yaylalara bilmedin bilki sensiz uzak bir dağbaşı ıssızlığıyım yoksan ürpertilerde tiril tirildir yapraklarım seni özlemenin korkunç girdabında göğünü ve yönünü yitirmiş göçmen bir bulut olup her gece uçurumlara ağlarım hasret ateşine bürünürken geceler uzun ayrılıkların dağladığı sevdalarda korkunç alevler içirdim seni seven yanıma iç çekmeyi öğrendi bir yanım, acı çekmeyi bir yanım ve ardından oturup ağladım küskün ırmaklar gibi karışıp gitti gözyaşlarım çağlayanlara silmedin ey kırçıl saçlarımda yıldız tutuşturan alıp savuran yangınlara yalnızlıklara hazan bahçelerinde yaralı bir güldür kalbim şimdi dört mevsim aşkı kanayan sen ki, yüreğimde demlenen aysın her gece gözlerimde çiçeklenen aşk uzun saçlı hasretimsin geçen bütün mevsimlerde seni bekledim gelmedin özlemlerle yaralı bir yağmur bulutuyum şimdi firari bir hüznün girdabında yitirdim güldesenli sevinçlerimi bil ki, çağlayan bütün nehirler benim gözlerimdir benim yüreğimdir ağlayan bütün denizler su içtiğim bütün pınarlarda seni susarım seni sorarım geçtiğim bütün yollarda düştüğüm her uçuruma bir tutam çiçek bırakır gibi bir tutam kor ve bir demet gözyaşı bıraktım senin için gelmedin bilmedin silmedin... Bir gün gökyüzü gülünce ve geçince üşümesi kalbimin bütün hasretleri yükleyip rüzgarın kanatlarına yüreğimde taşıdığım sevda aleviyle upuzun yollardan çıkıp geleceğim sana... Bekle... |
Ağladığımda Mendilim Ol
Seni düşünüyorum. Seni düşünmek gökyüzü olmak gibi bir şey bazen, ya da rotası belli olmayan bir gemiye binip, yeni iklimlere yelken açmak gibi. İnsan olmayan bir adada inip, Robinson gibi insansız bir yaşam kurmak istiyorum. Ve o adada bir ömür yalnız seni beklemek istiyorum... Ağladığımda mendil, güldüğümde kahkaha, susadığımda su olmanı, uyuduğumda rüyalarıma girmeni, her sabah alnımdan öperek uyandırmanı istiyorum... Her gece kuş olup sana doğru uçmak, ardında serin rüzgarlar bırakarak, dağlar, denizler, ormanlar aşıp, bir pınarın başında menekşe gözlerine konmak geçiyor içimden. Dalgın bakışlarından, sevdalı yüreğinden öpmek geçiyor. O an bütün ağaçlar diz çökmeli diyorum, özleminle kanayan yüreğime. Bütün yıldızlar göz kırpmalı mutluluklara. "Allahım bu kadar mutluluk çok." deyip, ellerimi gökyüzüne kaldırıp ağlamalıyım. Gökler de ağlamalı benimle, bulutlar, ırmaklar, yıldızlar da ağlamalı... Şunu bilmelisin ki, nerede olursam olayım, hangi iklimde kalırsam kalayım, vakti geldiğinde bir gün mutlaka, yüreğim alıp beni sana getirecektir. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum, sen de bütün kalbinle inan. Hiç bir yol bilmesem de, gelmeye kalmasa da mecalim geleceğim inan... Bekle... Bir gün gökyüzü gülünce ve geçince üşümesi kalbimin bütün hasretleri yükleyip rüzgarın kanatlarına yüreğimde taşıdığım sevda aleviyle upuzun yollardan çıkıp geleceğim sana... Bekle... |
EYLÜL
İşte Eylül de bitti. Ve sen hala gelmedin. Yağmurlar damlayacaktı ıslak saçından, gözyaşından bir deniz getirecekti seni. "Aah" ların şişirdiği yelkenleri yürek zarından yapılmış bir gemiyle gelecektin. Ellerinde gözlerimi getirecektin; Seni YUSUF bilip, YAKUP gibi giderken ardın sıra yolladığım gözlerimi. Bunca küf kokmayacaktı ayrılığımız. Kavlimiz böyle değildi. Beni hacil bırakmayacaktın ele-güne dosta düşmana karşı. Sevmek yüreğe saplanmış bir bıçaktı, biliyorum; fakat bunca firkatin adını da koyamıyorum. Bilseydim, imrenir miydim, hiç uçan kuşlara? Bilseydim aylardan Eylül'ü, vakitlerden akşamı, çiçeklerden zambağı, kuşlardan turnayı, leyleği koyar mıydım lügatlere? Bak kokun geldi burcu burcu toprak gibi, bir yoksulun ellerine düşmüş sıcak ekmek gibi, kan gibi, gözyaşı gibi, ter gibi, emek gibi; Fakat sen gelmedin. Acın geldi, sancın geldi. "Derin bir nefret olmadan derin bir muhabbet nasıl olur?" demiştin ya, kıtlıkta verilmiş bir sokum gibi yolladığın hıncın geldi. Nemrut’un geldi, ateşin geldi. Maskelere dönüşmüş yüzün ve bin bir türlü sahte eşin geldi. Yokluğun, güzün ve kışın geldi. Şarkıların, resimlerin, ağlayışın geldi; sen gelmedin. Firavun'un geldi, Haman'ın geldi, Karun'un geldi, Fakat Harun'un gelmedi. Şeytan'ın geldi, Tufan'ın geldi, Kenan'ın geldi, tüm düşmanlarına taş çıkartır düşmanın geldi; ama sen gelmedin. Bak sevdanı süpürüyor Firavun’un çöpçüleri. Hatıranı kundaklıyor kırılası elleri. Ocağına tüneyen baykuşlar, mabedine put dikmek için Âzer'i çağırıyorlar. Anaların rahimlerine bir yılan gibi süzülüyorlar: Bu yüzden Neron gibi, Kaligula gibi, Şeddad gibi, Haccac gibi, Hülagü, gibi kanlı doğuyor yeni doğan bebelerin elleri. Zavallılar! Her biri bir yediveren olan milyonlarca sevdayı toprağa gömüyorlar. Güneşe seni seviyor diye tutuklama emri çıkarıyorlar. Senin rengin diye yeşilin her tonunu darağacına çektiler. Senin mevsimin diye baharı gıyabında mahkum ediyorlar. Senin insan kardeşlerine yerin üstünü zindan ettiler; fakat yerin altı imdada yetişti. Senin doğal kardeşlerin onlar, fakat bunu bilmiyorlar. Tıpkı Nuh’un yer-gök kardeşleri, İbrahim’in ateş kardeşi, Musa’nın âsâsı gibi. Onlar, senin uğruna çektiğimiz her “aah”ın bir fırtına, senin uğruna kaldırdığımız her elin bir dağ, senin uğruna döktüğümüz her damlanın bir atom bombası olduğunu yeni yeni öğreniyorlar... Öğrenecekler. Fakat sen, biliyorsun bir nice beklendiğini. Anaların göğsünde hamayıl gibi gezdiğini, her biri sana Meryem kesilen genç kızların başına taç olduğunu biliyorsun. Ah biliyorsun sırtlarında Firavun’un kamçısı şakladıkça, her birinin isyan kraliçesi Asiye kesileceğini. Gürbüz çocukların, ağır sancılarla doğduğunu biliyorsun. Biliyorum, bu yüzden gelişini erteliyorsun. Sevenlerini aşkına bileyliyorsun. Yokluğunun daha çok fark edilmesini bekliyorsun. Bak diyorsun, ufka bak, karanlığın en koyu olduğu an, fecre en yakın zamandır. Ey dünyaların en muhteşem gelini! Kim bilir, belki de sevdalıların sana sadakatlerini ispatlamalarını bekliyorsun. Sahte aşıklarını deşifre ediyorsun. Doğru ya; “Mehir bedelini” ödemeden, hangi dünyalı seni görebilmiş ki? Ama kefaretimiz, yokluğunun dehşetine bunca zaman katlanmak olsun. Bu acıyı mehre kabul et. Bilirmisinintizar “eşeddu mine’nnar” (Ateşden daha şiddetli) dir? Bekletme ki, bekleniyorsun. |
Bu sana yazdığım son satırlar...
Bu dinlediğim son şarkı bizim üstümüze söylenmiş. Kilit vurdum kalbime, umutlarıma. Ne bundan böyle sevdaya dair bir şeyler beklenebilir yüreğimden ne de nefret edebilirim birinden. Ben hamal değilim ki; hep kahrını taşıyım ömrün� Alın artık üzerimden hayata dair ne varsa. Alın sevdaya dair acıları, paylaşın aranızda... Sen sanıyorsun ki, kolay geliyor gidişin bana.. Arkanı döndüğün ilk andan gözlerim gülecek mi yeniden sanıyorsun? Söylesene! Sen ne sanıyorsun aşkı, sevgiyi, söylesene! Kolay olan, kaçmaksa, yalansa, vazgeçişse; ben zor olanı seçiyorum ve Seni Hala Seviyorum. Sen öyle san, farzet ki her şey çok kolay... Gittiğini sandığın sen, giderken bende kalanlarını, yani seni, yani aşkı, yani bizi alamayacaksın benden.... Geri vermeyeceğim onları, benim onlar, bana ait. Biliyor musun, acı olan asla gidişin değil.. Belki bir gün sevmeyi öğrendiğin de yanında ben olmayacağım.. Bir sabah gözlerini yeni doğan güne açtığında başkası olacak yatağında.. Benim içinse sadece "sen" var olacak baktığım her yerde... Ve işte ilk defa o gün sebepsiz ağlayacağım, o gün yağan yağmur gizlemeyecek gözyaşlarımı. Kim bilir belki de aynadaki hayalin ilk kez asacak suratını bana ve o sabah sensiz ve üşümüş uyanacağım! Her şeyin bir bedeli var biliyorum ve bende bu bedeli ödüyorum. Ödediğim bedel sensizlik, yalnızlık, aşksızlık. Oysa yüreğim her şeye rağmen mutlu olmanı diliyor.... Seni bulduğum yerden başlıyorum yürümeye.. Seni düşünüyor ve gecenin ayazında üşüyorum.. Veda bile etmeden gidişin geliyor aklıma, sadece susuyorum�.. |
SENİ SEVİYORUM ÇÜNKÜ ...
Seni Seviyorum,Çünkü Adını DuyduğumdaTitriyorum. İçimde Sevda Telleri Titriyor.Eriyorum, Su Olup Akacağım Sanki. Su Olsam Da Sana Akmak İçin Bir Yol Bulurum Ben. Ayaklarının Dibinde Bir Göl Olurum. Sen Bu Aşk Suyuyla Yıkanırsın. Seni Düşündüğümde –Ki Bir Tek An Bile Yok Sen Düşünmeden Geçen- Hasretin Tutsağı Oluyorum. Hasret Dedim De,Seni Özlemenin Bu Kadar Zor Olacağını Bilmezdim. Bir Sarmaşığa Dönüşüyor Hasretin.Bütün Bedenimi Sarıyor. Hasretten Şikayet Etsem De Aldırma Sen. Kavuştuğumuzda Yaşadığım Bahtiyarlık Kötü Olan Ne Varsa Hepsini Silip Atıyor. Seni Seviyorum ,Çünkü Yanındayken Dört Mevsim Bahar Oluyorum. Seni O Baharın En Nadide Çiçeği Yapıyorum. Çiçek Çiçek Açıyorsun Yüreğimde,Kokunla Başımı Döndürüyorsun. Bir Bahardan Diğerine Uzanırken Zaman,Sensizliği Aklıma Bile Getirmek İstemiyorum. Çiçek Dedim Ya,Bir Çiçek Adı Verseydim Sana Papatya Olurdun. Açışıyla Dünyaya,İnsanlara Baharın Geldiğini Müjdeleyen Papatya... İddiasız Ama Güzel.Güzel Ama Kibirsiz... Sana Baktıkça Kendimi Hiç Keşfedilmemiş Bir Kıtanın Topraklarında Buluyorum. Adım Adım Dolaşıyorum Seni.Sana Dair Ne Varsa Hepsini Öğrenmek İstiyorum. Keşfetmeye Aç Bir Kaşifim Ben,Ancak Senin Topraklarında Doyuyorum. Sana Her Gün Yeniden,Bir Kez Daha Aşık Oluyorum. Bu Aşka Ben Bile Şaşırıyorum Ama Şaşkınlığım Beni Mutlu Ediyor. Seni Seviyorum, Çünkü Her Sabah Kalktığımda Bir Günü Daha Seninle Geçirecek Olmanın Mutluluğunu Yaşatıyorsun Bana. Ben Güne Seninle Başlıyorum Ve Her Gün Hayatı Yeniden Keşfediyorum. Gökkuşağının Her Tonunu Gölgede Bırakan En Parlak Renksin Sen. Her Şey Senin Rengini Taşıyor Ve Benim İçin Ancak O Zaman Anlamlı Oluyor. Seni Seviyorum,Çünkü Soğuk Günlerde İçimi Isıtan Meltemsin. Sıcak Günlerdeyse Ferahlık Veren Kuzey Rüzgarı. İliklerime İşleyerek Esiyorsun. Seni Seviyorum,Çünkü Her Şeyde Sen Varsın. Nasıl Olmayacaksın Ki...Sanki Sen Doğduğumdan Beri İçimdeydin. Yüreğimin En Derin Köşesindeydin.Sanki Ortaya Çıkmak İçin Beni Bekliyordun. Ve Ben Orada Olduğunu Fark Edince Hakkettiğin Yere Çıkardım Seni. Seni Seviyorum, Çünkü Hep Benimlesin. Seni Görmem İçin Yüzüne Bakmam Gerekmiyor. Gözümü Kapatsam Oradasın.Gördüğüm Her Yüz Aslında Sensin. Gözlerinin İçindeki Binlerce Yıldız,Gecenin Karanlığını Delip Geçiyor. Sen Bana Bakarken Ben Kendimi Yıldızlara Bakıyor Gibi Hissediyorum. O Yıldızların Parlaklığında Kaybediyorum Kendimi. Gözlerim Kamaşıyor Ama Şikayetçi Değilim Aydınlığından. Güneş Doğmasa Yıldızlar Kaybolmasa Diyorum, Ama Biliyorum Ki Güneşim De Sen Olacaksın Gecenin Sonunda. Bu Kez Daha Parlak,Daha Aydınlık Çıkacaksın Karşıma. Seni Seviyorum, Çünkü Saçların Ellerimin Arasında Kayıp Giderken, Dünyadaki Cenneti Bulmuş Gibi Hissediyorum Kendimi. Cennetin Sahibi Sensin Ve Biliyorum Ki Sadece İzin Verdiklerin Girebilir O Cennete. Ben O Cennette Kalmaya Kararlıyım. Seni Seviyorum, Çünkü Her Gülümseyişin İçime Yeniden Yaşama Sevinci Dolduruyor. Her Gülümseyişin,Karamsarlığı Yıkıyor,Umutsuzluğu Parçalıyor. Seni Seviyorum,Çünkü Seni Sevmeyi, Sana Dokunmayı,Seni Dinlemeyi,Sana Bakmayı,Seni Koklamayı,Seninle Paylaşmayı Seviyorum. Seninle Birlikte İnsana Dair Ne Varsa Onları Da Seviyorum. Seni Sevdiğimi Anlatmaya Çalışırken Ne Kadar Çaresiz Olduğumu Da Görüyorum. Her Sözcükten Sonra Durup Tekrar Tekrar Düşünüyorum, Seni Yeterince Anlatabildim Mi Diye... Biliyorum Ki Yetmeyecek, Bu Kadar Sözcükten Sonra Bile Sana Sevgimi Anlatamamış Olacağım. Sözcüklerin Bittiği Yerde Gözlerime Bak.Onlar Bu Sevgiyi Daha İyi Anlatacaktır Sana... |
Beni sen koydun da gittin… yad ellere.. zorluklara, imkansızlıklara,
çaresizliklere… hepsine her şeye sen ittin de gittin… düşünmedin, bir an anlamadın küçücük ve yüreğimin saraylarını yalnız sana ayırdığım minicik gönlümü, bir gün olsun anlamadın.. ve bu gidişte ben suçlu değildim zalim… evet seni ben terk ettim ama; beni sen koydun da gittin.. Ne güzel bi yaşantımız vardı oysa…ne güzel hayallerle başlamıştı her şey..ben yanına gelirken, sadece kendimi değil, umutlarımı, o adını dağlara haykırarak yazdığım hayallerimi ve ruhumu da alıp gelmiştim.. ve bunları yakıp , yıkıp enkaza çevirip de elime verende sendin… bu gidişi ben yapsam da gözlerinden her n’olursa olsun hep “gitme kal “ demeni bekledim..beni koyup ardına bile bakmadan çektin de gittin.. Yarım kaldı yüreğimin günlüğündeki pembe hülyalarım… elimde kaldı bulutların kulağına fısıldadığım aşk nağmelerim… ve sen kutlu bir zafer sandın yaptıklarını.. oysa ki istediğim tek şey yüreğinin sadece bana ait olup, dürüst olmandı…. hiç boşuna “gitmek mi kalmak mı” deme şimdi bana… her ne kadar adını ben bitirsem de koyup giden sensin… Adı, sonu, önü, başı; yok şimdi gidişlerin ya da dönüşlerin… giden gitti artık..yürek yaralı, yürek kanıyor..yürek güvenmiyor yaşasa da aşkı sevgiyi, saf bir aşk inancı kalmadı artık… Koyup gitmelerin acısı da geçiyor zamanla.. evet zaman her şeye ilaç ama, yangınlar sönse de külleri kalıyor işte.. acılar dinse de, gözlerindeki hüzün gitmiyor insanın.. vebali vardır her aşkın, ya da yaşananların…göz göze gelmelerin, masum tebessümlerin.. her şeyin vebali vardır… benim vebalimin altından nasıl kalkarsın bilmiyorum ama yine de hiçbir sitemim yok sana.. ben ödedim çok sevmenin bedelini…umarım sen de ödersin, bir başkasında ya da başka bir yürekte… gitmek zor değilmiş… çünkü; benden çoktaan gitmiş olan sen; ve ihanetinin acısından bir türlü kurtulamayan ben.. geldim, buradayım “gitmek mi kalmak mı zormuş” deme şimdi bana BENİ KOYUP GİTME N’OLURSUN… GİTMİŞ BİTMİŞ OLSAN BİLE… |
Üzerine daha bir tek kelime yazmadan birazdan buruşturup atacağını
bildiğin beyaz bir kağıt duruyordur önünde. Elinde ise çocukluktan kalma bir alışkanlıkla arkasını kemirdiğin kara bir kalem. Kara, kapkara, tıpkı içinde bulunduğun oda gibi... Bıçak gibi bir gidişti Arkanı döndüğünde Sallanmadı sardunyalarımın yaprakları Kesin ve net Sadece bitti… Bir ağırlık çöker üzerine, bulunduğun yere sığamazsın. Görünürde hiçbir neden yoktur ortada. Boğazına sarılanın kim, içini daraltanın ne olduğunu bilemezsin. Ama bildiklerin de vardır elbette; yalnızsındır, için daralıyordur, yüreğin burkuluyor ve savunmasızsındır... Bekledim Bekleyişler içinde Kayboluşumu seyrettim Seni sevmek Yeniden var olmaktı Ben sensizlikte zamana yenildim… Hiçbir sesin anlamı yoktur. Çalan telefonlara aldırmazsın. Konuşmak bir eziyettir ve derdini anlatmanınsa hiç ama hiçbir anlamı yoktur. Bakışların boshtur. Kendine bile katlanacak durumda değilsindir. Hiçbir şeyin o anda seni mutlu edeceğine inanmıyorsundur... Güneş İnat etmiş bir kere Doğmamak için Doğmayacak işte… İlahi bir güç, hayatında değer verdiğin her kavramın içi boshaltılmıştır sanki. Yaşadığın kente de, o kentte yaşayan dostlarının da, yakınlarının da yabancılaştığını düşünürsün. Hiçbir şey gözetmeden, hiçbir şey beklemeden açtığın, hançerlenmiş yüreğinin kabuk tutmuş yarası da, o yürekte duyduğun sızı da önemsizdir o an senin için... Güneş bu elbette doğacak Başka suların Başka kuşların Kanına karışacak Sadece zamanını bekliyor… Hayatımı tam da sorgulama zamanı diye düşünür, bilmem kaçıncı kez ruhunla giriştiğin savaşa hazırlanırsın önce. Ama anında vazgeçersin. Çünkü bir daha böyle bir savaşa girecek ne gücün vardır, ne de o savaşta arkanı yaslayacağın yüreğine ve beynine güvenin... Dünya var oldukça sürecek Bir MaSaLın kahramanlarıyız biz. Birbirimizin farkındayız Ve bu farkındalık Can yakıyor... ”Neyse ya boshwer” dersin. “Boshwer” irsin... Kırarsın kalemi, buruşturursun kağıdı, koca bir yudum alırsın kadehindeki zehirden, yaslanırsın arkana ve gülümsersin... |
Canım sıkılıyor; ne ellerime, ne zihnime engel olabiliyorum. Her an yaşananlar umutsuz bırakıyor benliğimi. Çevermdeki türlü çirkefe rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Hayat her ne olursa olsun, herkese ve herşeye rağmen hala yaşanılası, hala keyif dolu. Bütün bunlardan bir katrede benim hakkım var.
Hep ürkek yaşıyorum her anını yaşamımın. Hani koşup koyversem diyorum, kopamıyorum. Her hücremle bağlanmışım yaşama. Seviyorum diyorum bir garip, bambaşka halde; aşık diyorum, hiç bilmediğimce. İçim içime sığmıyor benim dışa vuruyorum coşkumu. Amaçsız diyorum kendime bazı bazı, sonra yaşıyorum, "işte amacım bu!"diyorum. İlk defa bunca bencilleşiyorum, gamsızlaşıyorum. Bir ben varım, bir sen diyorum, gerisine eyvallah. Bazen argo damarım tutuyor sövüp sayıyorum. Derken kahkaha atarken tıkanıp kalıyorum. Dalıp gidiyorum uzun uzun, herşeyden herkesten umarsız. Özlüyorum seninle olan anlarımı, hani o bakıpta doyamadığım kahkaha fırtınaları coşan bakışlarını. Farkediyorum, senin yanında kaygısızım, gamsızım, bir sen varsın diyorum, bir ben. Geride kalanlara bakıp bakıp anlamaıyorum. Saplantılarım oluyorsun gün geçmeden. Sesindeki titreme uyutmuyor geceleri, bırakmıyor hayalin geceler boyu beynimi. Kısır döngüler yaşıyorum sana özlemimde. Başım belaya düşüyor, aldırmıyorum. Herşey boş görünüyor bana, ama herşey...bir sen varsın diyorum, bazen coşup tatlı belamsın sen diyorum, sonra vazgeçiyorum... tatlı bile olsa veremiyorum sana bela tanımlarını. Yazıyorum da bilmem anlatabiliyr muyum? Hep telefona götürüyor beni ayaklarım, her telefondan gelişimde. Yanına kadar gidip telefonun tuşlarında dolaştırıyorum beynimi, cesaretim kırılıyor geri dönüyorum oyuncağı elinden alınmış çocuklarcasına mahsun. Lakin coşmuyor yaşlar bu defa gözümden. Hep konuşuyorum kendimce her hüsranımı, biliyorum ki konuşurken ağlamıyorum. Vakit geçiyor son sürat, insanlar konuşuyorlar hiç bıkmadan, ben bıkamıyorum senin hayalinden, her an daha manidar bakıyor gözlerin. Oturmuş karşıma beni seyrediyorsun şu an. Neden gülmek bir tek sana bunca yakışıyor, yaraşıyor? Sadece gülüyorsun... Sana güzel demek istiyorum boş kalıyor, hafif kalıyor anlamı. Komik buluyorum anlatmaya olan çabamı. Çünkü, sen zaten kendi muhteşemliğini duyumsuyorsundur diye çıkmaya çalışıyorum açmazlardan. Neden böyle oluyorum ben bu defa? Neler yapıyorsun bana? Bilmiyorum. Merak mı? Merak etmiyorum. Öyle hoşuma gidiyor ki bu halim, her ne yapıyorsan çok iyi yapıyorsun, sen bana çok iyi geliyorsun. Radyoda şiir dinliyorum sen geliyorsun aklıma. "Bin kere filizlenir çiçekler" diyor şair kızıyorum. Ben yazsaydım diyorum, bin kere milyon kere, milyar kere sen... Birden utanıyorum, ne yapıyorum ben diye. Gülüyorum. Bir garip oldum ben artık. Ben bile anlamıyorum, bilmiyorum, sanırım anlatamıyorum aynı zamanda . Klişe geliyor kelimeler. Sana yepyeni lügatlar yazmak geliyor içimden. Kararımı veriyorum, ki yeni lügatın hazır olana dek eskileriyle idare etmen gerekecek. Hep bu anlatmaya çalıştıklarım beni buna ulaştırıyor, hep anlatmaya çalıştığıma... Anlatmaya mecburmuyum bilemiyorum. Ama bir tek şeyi bilyorum bu aralar; Seni Seviyorum! Bilmem anlatabiliyor muyum? |
Başım belaya düşüyor, aldırmıyorum. Herşey boş görünüyor bana, ama herşey...bir sen varsın diyorum, bazen coşup tatlı belamsın sen diyorum, sonra vazgeçiyorum... tatlı bile olsa veremiyorum sana bela tanımlarını.
Neden böyle oluyorum ben bu defa? Neler yapıyorsun bana? Bilmiyorum. Merak mı? Merak etmiyorum. Öyle hoşuma gidiyor ki bu halim, her ne yapıyorsan çok iyi yapıyorsun, sen bana çok iyi geliyorsun. Radyoda şiir dinliyorum sen geliyorsun aklıma. "Bin kere filizlenir çiçekler" diyor şair kızıyorum. Ben yazsaydım diyorum, bin kere milyon kere, milyar kere sen... Seni Seviyorum! Bilmem anlatabiliyor muyum? |
Gök yüzü zifiri karanlıkken pembe bir dünyada el ele bu sevdanın içineydik dünyada el ele bu sevdanın içindeydik biz seninle ve hep birlikte olmaktı temennimiz. Pembe düşlerimiz vardı, içinde sadece ikimizin bulunduğu. Bu kısacık aşkımızda en güzel akşamları en güzel sevinçleri paylaştık. Sevmeyi öğretin sen bana. Yüzün gülerken, içinde mutlu olabileceğini öğrettin sen bana. Yüzün gülerken, içinde mutlu olabileceğini öğrettin... Yaşamanın seninle güzel olduğunu gösterdin.
Sevdim ben seni kimsenin sevemeyeceği can verip kan dahi olamayacak kadar çok. Uykularımızı paylaştık. Bir gece değil gecelerce uykusuz kaldık sevdamız için. Ben seni düşledim hep ışıl ışıl gözlerinle yanımda. Dünyalara sığmayacak aşkımızı küçük yüreklerimize sığdırdık. Ayrı geçen dünümüze yaşanmamış saydık. Hep birlikte olmalıydık biz öyle güzel oluyordu hayat. Sözler verdik birbirimize tutamayacağımızı bile bile. Bir sen söz vermedin sigarayı birakamayacağına. Oysa her eline alışında yüreğim hançerlendi benim. Çiçeğimdin sen incinirsin boyun bükülür diye dokunmaya dahi kıyamazken ben o seni zehirliyordu. Bir bunu anlatamadım sana. Ayırmaya kalktılar bizi.kimse benim yüreğimi yakan sevdamı düşünmedi. Sensiz hayat yoktu, söz vermiştim sevdama daha önemlisi sana. Yaşayamazdım, ikimizi içime gömüp seni bırakamazdım. Aldırış etmedim kimseye, ayrılmadım senden. Çünkü yaşarsam, senin için yaşarsam, sevdam için yaşayacaktım Ama sonra sen beni istemedin bana sevdamın taşıyamayacağı şeyler söyledin. Yüreğimi hançerledin. Benim kadar düşüp “sevdiğim ne yapar?” demedin. Şimdi ise ayrıldığın ikinci yılında kara sevda oldu aşkımız. Sen beni unutmadın, benim seni unutma gibi bir çabam olmadı zaten . Ama birlikte olmamız için çaba sarf etmemiz dünyayı hiçe saymamız , boşuna. Düşlerimizde kaldı bizim sevdamız. Sözümüzü tutamadık. Sevdamız ve bir birimiz için yaşamadık. Şimdi ikimizde başkaları için yaşıyoruz sevdamız da sadece içimizde yaşıyor. Ben sana söz vermiştim sevdamla ve seninle yaşayacağıma. Sen kendi çıktın hayatımdan. Sevdam hala yaşıyor. Bir gün üzerine çimenler bitiğinde yine yaşıyor olacak sevdam. Beni öldürdüğün gibi onu öldürmedin. Sevdayı öldürmek kolay değil Hiç öldüremesin ki zaten .. |
Eskiden derim hep, değişen bir şeyler var hayat yenilenirken…
Aslında her günaydında bir şeylerimi feda etmişim… Sevgilerim neden sorunlu derdim, yada neden tıkanıyor illa ki? Anladım ki, içtenliğimden kayıp vermişim… Herkese dağıtırken kepçe, kepçe kendime seçtiklerime azaltmışım güvenilmezlikle.. Oysa eskiden çok içten ve işin güvensizlik tarafını düşünmeden koşardım… Şimdi diyebiliyorsam sana sevgilim! Ki, uzun bir aradan sonra… Anlarım ki, ben seni çok derinlerden başlayarak sevmişim ve eskidende çok eski gibi…. Bazen yatak odasında bırakılan 3-5 kağıt peçete ve kirli bir çarşaf şekline de girdi… İşte bu kadar benden saydıklarında insanın varolan eksikler ne kadar büyükmüş? Şimdi daha iyi anlayabiliyorum masumiyetin bekaretini… Duş aldıktan sonra gidenlerden değil senden sinen koku… Hele ki, bal yedikten sonra en son bal tadı gelenden hiç değil lezzetin… İçime bıraktıkların,sadece zevkten arda kalanlardan ibaret değil. Tohumlaşan bir şeyler, kirlenerek değil ama, Sana sevgilim diyebiliyor isem! Anla ki, Körlüğümde, binlerce kişiye de dokunsam, hiçbirinin sen olmadığını anlarım… Binlerce dudak da tatsam, hiç birinin sen olmadığını bilirim.. Ki, dudaklarım senden başkasına açılmayacak kadar sıkıdır… Çünkü, burnum senin kokunu alabilecek kadar keskin sevdalı… Dünya üzerinde ki, bütün varsayımları hiçe sayarak seni kabullenmektir sevdam.. Ve sende başlamaktır…. Eskiden kalma tek bir yardım almadan..! İşte, sana sevgilim diyebiliyorsam, her şeyi elimin tersi ile sıyırmışımdır! Seni doldurup,doldurup boşaltmışımdır ve hiç bıkmadan… Kendimce, binlerce soru işaretine sokmuş ve hepsini yok saymışımdır… Sana gelene dek, karşılaşılan tüm labirentleri aşmışımdır… Bugüne dek kaybettiklerimi umursamadan seninle yenilenmişimdir… Yok olmanın kahrını ilk kez sende çekmiyorsam… Bu sevdamız’dan, emin oluşumdandır.. Cesaretim kardelenlerden daha beterdir, ben çığ’lara dahi yenilmeden severim… İnancım ise, arıların kisin den daha kuvvetlidir.. Onlar ufacık kanatlarının bedenlerini taşıyamayacağını bile, bile nasıl uçabildiler ise, Ben ölümsüzlüğü bulacak kadar daha çok inandım sana… Sana sevgilim diyorsam şimdi, Anla ki, ey sevgilim! Ben ölümsüzlüğe erdim seninle… Çünkü, ben beni dünde bıraktım.. Ben, dün öl’düm. Seni bugünde buldum ve yeniden doğdum toprakların da… Beni kay-bet-me! Nedeni? Ben bu yolları bilmiyorum sevgilim.. |
AŞK SÖZLERİ...
***Sevgi,karşılıksız olunca seven acı çekmeye mahkumdur. ***Sen çölde çiçek olsaydın,Seni kaybetmemek için ölene dek aglardım. ***Dünyada iki gül olsun kırmızı ve beyaz.Ben seni unutursam kırmızılar solsun,Sen beni unutursan Beyazlar kefenim olsun. ***Sen bir kelime olsaydın ,sonuna nokta koymazdım. ***Hafif hafif çiseleyen bir yagmurda kalırsan.saçını okşayan her damlada beni hatırla. ***Bir gün bir yerde aglarsan her düşen gözyaşında beni hatırla.(ama ağlama). ***Hiç aşık oldunmu diye sorarlarsa olmadım derken beni hatırla. ***Ayrılığın zor oldugunu anlatırlarsa yalancı kahkalarla beni hatırla. ***Onu unuttunmu diye sorarlarsa unuttum demeden önce beni hatırla.(elin mahkum ne demişler unuttum demen bile beni hatırlatır). ***Senden başka hiç bir şeyi olmayan ben,benden başka herşeyi olan sana acıyorum.(ve bu olaya çok yanıyorum). ***Bu dünyada iki kör var biri senden başka hiç bir şeyi görmeyen ben.digeri benden başka herşeyi gören sen. ***Delice sev,haince terket ama ALDATMA...(yoksa...) ***Ağrıma gidiyor sensiz geçen günler yüregime kazınmış o güzel gözler,sözler,günler!!! |
Artık başka bahar bana çok uzak
Yaşlanıyor gözlerim bak ne haldeyim Bana bir bakışın yeter SANA BİR SÖZÜM VAR.... Bilirim en sevdiğin şarkılardan biridir bu. Eskiden devamlı bu şarkıyı dinlerdin...Şuan benim de dilimde bu şarkı...Özellikle bu kısmı...Sana bir sözüm var...Ama...Bazı kelimeleri içinde biriktirip biriktirip söyleyememek ne kadar kötü bir şey. Acı veriyor insana...Söyleyeceğin kişi karşında ama söyleyemiyorsun... Ya söyleyecek zamanın olmuyor ya da söyleyecek cesaretin...Sonuçta, söylenecek sözler söylenmemiş olarak kalıyor. Oysa neler neler söylemek istiyorum sana...Seni çok seviyorum ve sensiz yaşamak çok zor demek istiyorum örneğin...Sensizken zaman bir türlü akıp geçmiyor demek... Ellerimi tut sıkıca ve bırakma... Üç günde sürse bu rüya bırakma ellerimi ve uyandırma beni bu rüyadan demek... Ve daha neler...Ama olmuyor diyemiyorum... Terslenmekten ya da hayır cevabını almaktan değil seni incitmekten korkuyorum...Seni incitip kaybetmekten...Ve bir daha gözlerini görememekten... Orada dinlenememekten... Sevgimin sana yetmemesinden ve bu aşkın da diğerleri gibi anlaşılamamasından... Hani bir gece, çok az keşkelere düştüğümü söylemiştim ve örnek vermiştim sana...Şimdi de o keşkeleri yaşıyorum. Bu sefer binlercesi var beynimde...Keşke, daha genç olsaydım... Keşke, daha erken karşılaşsaydım seninle...Keşke... Keşke... Bitmiyor bu keşkeler, beynimde dinmek bilmiyor... Nerdesin şimdi, keşke yanımda olsaydın..Ellerimi tutmasaydın ama gözlerinden kalbime akan sıcaklığını hissetseydim... Varlığınla, varlığım çoşsaydı... Ben olduğumu bilseydim seni hissederek...Çocuk gibi şımarsaydım yanında... Yüzüm kızarsaydı söylediklerinden... Pot kırsaydım, arada küsüp sana dayanamayıp mesajlar atsaydım...Yüreğim deli gibi atsaydı...Ellerim terleseydi...Liseli aşık kızlar gibi elim ayağıma dolaşsaydı karşında...Yine, o keşkeler... Oysa bana bir bakışın yeter sana bir sözüm var... |
Evet sevgili üşüyorum,benden alip gittigin sicakliginin biraktigi boslukta üşüyorum.
Ne dolar dedigim o bosluk doluyor,ne de diner dedigim acim diniyor.Zaman dedikleri ilac beni her gun daha dipsiz bir karanliga suruyor... Anilarla yasamak cok zormus,her yerde sen varken yalnizliga alismaya calismak,gittigini kabullenmeye calismak imkansizi istemekmis megerse..Icimdeki nefret buyudukce sevgiminde bitip tukenmeden yorulmadan her seferinde daha guclu darbelerle kalbime kazindigini gormek en buyuk caresizlikmiş... Sigaramdan cektigim derin nefeslerle bogmak istedigim dusuncelerim,aciz ruhum ve kirgin kalbim bir olup beynime hukmediyorlar ve artik tamamen kontrolumden cikmis olan mantigim işlevini yitirdi. Bu sensiz gecen kacinci gecenin ortasinda uyanisim artik saymiyorum,gozumdeki yaslar ne zaman diner,anilar ne zaman silinir,gonul yuzum ne zaman guler bilmiyorum sevdigim..Çok ozluyorum inan..Kokuna muhtacsesine hasret yasiyorum... Umitlerim tukeniyor sevgilim,umitlerim tukendikce daha da korkuyorum yasamdan...Simdiye kadar hic olmazsa az da olsa umidim,belkilerim vardi.O benim icimi gulduren,yuregimi isitan,gozlerimin isigi olan yuzunu birdaha gorebilme umidim vardi.. Yoklugun cok acimasiz.... Seni soranlara gittigini soylemeye dilim varmazdi,simdi ben soyleyemesemde herkes biliyor oksuzlugumu..Unuttum diyorum,artik canim yanmiyor,guluyorum bile,ama yuregim agliyor be sevgilim.. Ne zaman basimi egmekten kurtarabilirim seni soranlara diye beklerken birde baktim umitlerim yok artik.. Umitler tukeniyor icimdeki sen tukenmiyor ,omrum tukeniyor sana olan askim tukenmiyor..Ben bitiyorum sevdam buyuyor.. Evet sevgili benden alip gittigin sicakliginin biraktigi boslukta usuyorum....oksuzumm...hala bekliyorum.. SENI SEVIYORUM... |
insanlar tanıdım yıldızlar gibiydiler hepsi parlıyordu, hepsi göklerdeydiler ama ben seni yani güneşi seçtim Bir Güneş için Bin Yıldızdan Vazgeçtim
---- 0 ---- Seni gökyüzüne benzetsem Gün kararır, karanlıkta kalırsın SENİ; güneşe benzetsem Güneş batar sen de batarsın SENİ; yıldızlara benzetsem Yıldız kayar sen de kayarsın ADINI; denizlere yazacak olsam Dalga çıkar korkarım kaybolursun ADINI; kumlara yazacak olsam Rüzgar eser korkarım savrulursun BEN CANIM senin adını GÖNLÜME yazıyorum Ben varoldukça benimle olursun BEN sevdamı ise RUHUMA kazıyorum Ben ölsem de SEN VAROLURSUN ---- 0 ---- Gülmek "SAFTIR" denme riskini göze almaktır Ağlamak ise "DUYGUSAL" görünme riskini... Birine yakınlaşmak "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini göze almaktır Sevdiğini söylemek "SEVİLENİ YİTİRME" riskini... Duygularını açmak "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini göze almaktır Düşüncelerini söylemek ise "DOKUZ KÖYDEN KOVULMA"riskini... Umutlanmak "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini göze almaktır Sevmek ise "KARŞILIK GÖREMEME" riskini ---- 0 ---- İKİMİZDE de herkes GİBİYİZ neden KENDİ bakışlarını BIRAKIP YAPMACIK gözlerle BAKAR neden ÇERÇEVESİNİ bozarsın DUDAKLARININ allı pullu TAVIRLARA kim KANAR? SÖZ ARAMIZDA İKİMİZDE HERKES GİBİYİZ ---- 0 ---- bu gece bütün acilarimi içip bitirecegim şerefime ey şişe, ey kadeh, bir de ben. ne kadar sarhos olursam inadima o kadar ayilacagim ne kadar kacarsam o kadar yakalayacagim.. ben kah yemyesil bir bahcede dimdik bir agac kah kiyilari sevgiyle köpükleyen bir parca deniz olacagim.. bu gece yalnizligima inat ben ben cogalacagim... içimde siz ölürken bir bir ey sevdiklerim.. bu gece ben nefes alacagim.... ---- 0 ---- karanlık aydınlıktan , yalan gerçekten kaçar güneş yanlız da olsa , etrafa ışık saçar.. üzülme doğruların kaderidir yanlızlık... kargalar sürüyle , kartallar yanlız uçar... ---- 0 ---- dilimi bağlasalar, anmasam hiç adını gözümü dağlasalar, görmesem hiç yüzünü elimi bağlasalar, tutmasam ellerini silemezler gönlümden ne aşkını ne seni dünyamı karartsalar görmemem için seni büyüler yaptırsalar sevmemem için seni gurbete gönderseler kan doldursa içimi silemezler gönlümden, ne aşkını ne seni ---- 0 ---- yemin ettim bir kere dönmem geri bunu bil hatırandan ismimi hayalinden beni sil ---- 0 ---- yıllar sonra birgün seni anarsam kulakların değilde kalbin çınlasın ardımda bıraktığın maziye baksam gözlerimde donmuş iki damlasın ---- 0 ---- herkes bir şey alıp götürdü benden kimi sevinçlerimi, kimi gözyaşlarımı kimi en güsel duygularımı herkes bir şey alıp götürdü benden kimi bugünlerimi, kimi yarınlarımı kimi en güsel anılarımı sen başkalarına benzeme sakın hep böyle kal, hep böyle kal hep cana yakın sen başkalarına benzeme sakın hep böyle kal, hep böyle kal hep bana yakın ... ---- 0 ---- bence artık golgesız günes gibisin bence artık yankısız ses gibisin bence artık soluksuz nefes gibisin bence artık sende herkes gibisin ---- 0 ---- kimini sevgi kimini nefret kimini hasret alır ya ; kimi bir gün kimi bir ay kimide senin gibi YILLARCA KALIR YA !!!!! AYRILIK DİYE BİŞEY YOK Bİ TANEM PAYLAŞTIĞIMIZ GÖKYÜZÜ KAVUŞTURUYOR BİZİ ---- 0 ---- Gitmesin Gözlerinden Pırıl Pırıl Arzular Eksilmesin yüzünden o tebessün o bahar Tanrım seni korusun kem gözlerden saklasın Ağartmasın saçını şu geçen zalim yıllar Tuttuğun altın olsun,gönlün neşeyle dolsun Kader hep gülsün sana,mutluluk gölgen olsun Layıksın övülmeye,layıksın sevilmeye Seni üzüp ağlatan hasret kalsın gülmeye |
Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Benim olmak zararlı ya senin için, acı çekersin ya, işte bilerek bu gerçeği benim olmamanı isteyecek kadar çok seviyorum seni. Uzaklaş istiyorum kıyılarımdan, kayalıklarıma toslama, oturma karama... açıl, açıl, açıl. Uzaklaş benden, engin sularda ol. Lacivert mavilere dik gözlerini. Yosun yeşillerimden ıraklara düş. Yunuslar eşlik etsin yol alışlarına, hadi git artık, ne olur git. Baştan çıkartma beni. Uğurlar olsun. Gitmeni arzulayacak kadar deli bir kimlikle seviyorum seni.
Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Hani bir baba kızar ya, öfkelenir, döver ya hatta... arkasında ayıplarla dolaşan evladını. Ve ama yine de umutsuzca sever ve uzatır ya ellerini ne zaman düşse dara. Hani hem reddeder onu evlatlıktan ve hem de ama içten içe kanar ya baba yüreği. Kanayan içini de sever ya evladıyla birlikte. Hayırsız, huysuz ve hatta topluma zararlı olsa da bile; ister ya içten içe onun toplumun en mutlu insanı olmasını. Ve hatta döner döner de bakar ya kendine: “Ben nerede hata yaptım.” Diye. Çocuğunun tüm hatalarından sorumlu tutar ya kendini. İşte öyle. Sorumlulukların acı, sızı mutsuzluklarıyla... evlatlıktan reddedecek bir inatla seviyorum seni. Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. Çok ama çok uzaklarımda olduğun zamanlarda bile kimi zaman... milimetrik ölçümlerle nefesimdesin. Sana dokunmak kadar yakın olsan da çoğu zaman... milyon kilometreler öteden duyulmuyor sesin. Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. ‘Her hareketinin sırrına varacak kadar sen olmak, nerede ne yapacağını öngörebilecek kadar ben olmak’ gerçeklerinle seviyorum seni. Ey güzel sevgili çok sağlıklı bir beden değil artık bedenim. Beynim de öyledir belki. Ben bir hasta yatağını ‘sen’ sanacak kadar... can yakan bir iğne ucuna ‘sevdalanacak’ kadar... hastalıklı bir ruhla seviyorum seni. Seni, senin anlayamayacağın bir biçimde seviyorum ben. |
Yine mi dönüyorum hüzünlü saatlere? Oysa geceye beş kala
çağırışlarını duymuştum. Belki sensindir diye bir umut kapladı içimi. Nafile, sana uzanan bütün yollar kapalı...öğrendim, evet geç de olsa öğrendim bunu. Çok geç olsa da... Uzaklardan bir ses olmak istedi bir dostum, uzaklardan bir el... Üşüme diye. Olamadı, olamazdı, yokluğun her şeyden daha soğuktu. Yokluğun soğuk, yokluğun buz gibi... Hani; öyle üşürsün ki, artık hiç bir şey hissetmez uzuvların, uyuşur kalır da manâsız bir donukluğun çizgileri oluşur, ardından bir kabuk içindeki parçalanmayı döker, ezip de geçer tüm bedenini, acısı en derinden gelir de yakar her yerini... İşte ben de öyle üşüdüm gece yarısını beş geçe... Manâsız buluyorum sanki artık her şeyi. Sevgi deseler sadece bir iç çekebilirim, sonra gülüp geçerim gibi geliyor. Aşkı sorsalar, aynı dili mi konuşuyoruz diye anlamsızca bakabilirim gözlerine... Anlatın derim durmayın, bırakın tüm şiirleri, şarkıları, masalları... Dokunabilir miyim aşka, dokunabilir miyim ellerimle diye sorarım, geçer mi üşümesi yüreğimin, geçer mi üşümesi içimin... Aşk dediğiniz şey gelince ansızın, anlar mı beni aşkla gelen, beni ben oldugum için mi, kendi var ettigi için mi ister... Varolanlara, benden kalanlara hoş geldin mi der, yoksa bir iki zaman sonra herkes gibi o da mı çekip gider... Bakışlarım dondu sanki, yüreğim donunca. Nasıl da manasız bakıyorum etrafa. Görmesin istiyorum hiç kimse gözlerimi, görmesin hiç kimse hüzün tanelerimi... Susuyorum artık derin derin. Nasıl da konuşmak istiyorum oysa. Saatlerce susmadan konuşmak istiyorum. Tüm biriktirdiklerimi en başından başlayıp sonuna kadar anlatmak istiyorum. Anlatmak yetmez biliyorum, anlaşılmak da istiyorum... Bir el istiyorum başımda... Saçlarıma dokunsun istiyorum, tüm bedenimden söküp alsın yalnızlığımı tılsımıyla... Bir el istiyorum dokunsun saçlarıma yumuşacık ve alsın tüm donuklukları usulca. Bir göz istiyorum gözlerimde... Anlamsız bakan gözlerimin içini görsün, hâlâ arkalarda kalmış ışık huzmelerinin içine dalsın, çıkarsın tüm umutlarımı eski sandığın içinden, açsın da ışığı ile umut olsun yollarıma, yolum olsun yordamım olsun istiyorum... Bir omuz istiyorum... Başımı yaslayıp uzun uzun ağlayabileceğim. Yıllardır biriktirdiğim hüzün tanelerini tek tek dökebileceğim bir omuz istiyorum. Ona yaslanınca her şeyi unutmak istiyorum, sıcacık olmak... İçimi huzur kaplasın istiyorum, hiç konuşmadan saatlerce orada kalmak, hiç konuşmadan anlaşılabilmek istiyorum... Biliyorum, ne de çok sey istiyorum... Bunların sadece puslu bir hayal olduğunu da biliyorum. Seni bende var edişimi, aslında sadece bende olduğunu, aslında sadece bir hayal olduğunu çok iyi biliyorum. Ama yine de seni çok özlüyorum, yine de çok üşüyorum, ve yine de seni istiyorum... Ben, hüzünlerime geri dönüyorum... |
buraya ekle demiştiniz ekliyorum..
Sevgiliye Mektup.... Bir kutu dolusu yasam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmis. Çöz kurdeleyi ve kaldir yavasça kutunun kapagini... Mavi bir gül koydum içine Ebedi sevgiyi gör yasa ve hisset diye... Kocaman bir firça ve bin renk koydum kutuya Bir cennet resmi yapip içine gir diye... 19 yapraklı papatyalar yerleştirdim Falında şansa yer bırakma diye... Düsler serpistirdim gizlice, düs kurmayi unutma diye. Bir tanede elma sekeri yerlestirdim, içindeki çocugu yeniden tadabil diye... Boğazın kokusunu, çayın sıcaklığını ve taze simidin tadını koydum içine İstanbul sevgisini yaşatalım diye.. Günesin batisini, billur suyun sesini, kirmiziyi gelinciklerin safligini, taze ekmegin kokusunu ve bir gülümsemenin sicakligini da sigdirdim. Ruhlarimiz aç kalmasin diye... Kutuya biraz da sevecenlik koydum, güçlü ol diye, çünkü acimasiz olan güçsüzdür. Beyaz bir güvercin uçup kendi kondu kutuya, barisi ve özgürlügü sunmak için.... Kısa dünya hayatında kavgaya yer yok diye... Bir buket sevgi, bir yudum ask ve yarim bir elma da koymadan edemedim. Paylasmayi animsayalim diye... Sevdiklerimize onlari sevdigimizi söylemek için yarini beklemeyelim. Hemen simdi bunu yapalim diye... Içtenligi, umudu neseyi, bagislayiciligi, hosgörüyü, saygiyi özgüveni ve açik yürekliligi unutmadim, "Ben" in disina çikip bize ulasabilelim diye... Son olarak da bir kart ilistirdim kutuya bak bu kartta neler yaziyor. "Bu kutunun kapagini her kaldirisinda yasamla ilgili yepyeni seyler kesfedeceksin. Yasamak için yarini bekleme, al yasami kollarinin arasina ve simsiki saril yasamdan yalnizca almak yerine ona bir seyler ver. Kisacasi bütünüyle "Insan" ol. Unutma yasam dokumasi henüz tamamlanmamis, olaganüstü güzellikte bir duvar halisidir ve sana ait olan boslugu yalniz sen doldurabilirsin. Kimseyi kirmamak ve üzmemek sartiyla istedigin her seyi dene Bir gün sonsuzlugun bulutlarina oturdugunda ne aklin kalsin geride ne de kirik bir yürek " Artik kaldir bu kutunu kapagini..... Gör gerçekleri ve sevgimi... Ben hemen aşık olmam bilirsin Önce dolmam gerek Sevgiyle Paylaşmak gerek iyi ve kötü günleri Sonra Herşey "Pıt" diye olur Yıldırım aşkı değildir bu Bu bir "dolma süreci" dir Yıldırım gibi başlayan şey Yıldırım gibi bitmez mi? O zaman .... Bırak duygularını serbest kalsın Sevgi ırmagına set çekmek niye? Sevgi bir sonsuzluktur Kullanıldıkça artan, paylaşıldıkça katlanan Bırak onun muslugunu aksın Kazanan sen olacaksın Doldur yaralı kalbimi Fazlası bırak taşsın Taşan sudan bırak digerleride faydalansın Bunlarla mavi,kırmızı ve rengarenk güllerin yer aldığı Bir "sevgi bahçesi" yapalım seninle Belki 7 renkli gülüde burada yetiştiririz Her zamanki gibi "Sevgiyle" |
Sevdim seni, balığın denizi, martının uçmayı sevdiği gibi. Gözlerine her baktığımda yalvarışı görmeni istedim bendeki. İnanmanı istedim bendeki parçana. İnanmanı istedim alev gibi yanan bu dünyaya. Gerçek aşkı görmeni istedim. Etrafında bu kadar yalan varken. Bir umut olmalı benimki yada bir heves sana göre. Halbuki bir bilsen bu aşkın destanlaşabilecek kadar büyük olduğunu. Bir bilsen sevdanın balığa denizi, martıya uçmayı unutturacak kadar samimi ve gerçek olduğunu….
Bir ay parçasıydı sanki karşımdaki. Kocaman bir karanlığı aydınlatacak kadar güzel, ama elini ne kadar uzatırsan uzat ulaşamayacağın kadar uzak. Sence bilmeli mi bu gönül aşkı tek başına yaşattığını? Bilmesin boş ver. Üzmesin kendini, kendini bilmez birine vurulduğu için. O farz etsin aşkı yaşadığını. El ele tutuşup sahilde sevdiğiyle martıları izlediğini. Birlikte bir bank da çay içip, o soğuk kış gününde sadece ikisinin üzerine doğan güneşin iliklerine kadar ısıttığını. Ama sende bil sevdiğim. Sevdan bedenimi, ruhumdan önce terk etmeyecek. Bir gün güneş doğmasa bile, martılar gökyüzünü süslemese bile, bendeki sen dünyayı ısıtmayı, birbirine kavuşmuş aşıklara da o martıların seslerini duyurmayı başaracak. Ve sen uzaklara gitsen de sevdiğim, kokun beni bulutların gökyüzünü sardığı gibi saracak… |
Her akşam rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş,
annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana aşık olduğumdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin. Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,.. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin. Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, toprağa düşen gülün sesini çizsin bir kağıda o zaman vazgeçerim senden. O zaman vazgeçerim anlıyor musun? VAZGEÇMEM SENDEN. Benden kalan birkaç gözyaşı var bu kağıtta, sana olan aşkım var. Eğer bir gün ağlarsın olur ya! Bu kağıda ağla. Göz yaşlarımız mutlu olsun sonunda. Onlar kavuşsunlar aşklarına. Biz kavuşamasak da. Hem ben seni kime vazgeçerim? Kimse senin dudaklarındaki sıcaklığı vermiyor, kimse vermiyor sendeki o güzel kokuyu, kimse hissettirmiyor senin tenindeki buğuyu, hayali, kimse bakamıyor senin baktığın gözlerle bana, kimse senin dokunduğun hatta vurdun gibi vurmuyor bana, kimse tutmuyor senin ellerinle, kimse sarmıyor senin gibi kollarıyla, kimse ama kimse sendeki aşkı bana vermiyor. Ben sana mecburum, sonu olmasa dahi. Kalbim uçarsa o kelimelerin arasına okurken yakala onu, iyi bak incitme olur mu? Arkadaş et kendi kalbinle, dost olsunlar, aşık olsunlar birbirlerine, ölesiye hem de, sımsıkı sarılsınlar hiç bırakmasınlar birbirlerini, varsın ben onsuzda yaşarım, yeter ki onlar mutlu olsunlar.Sana soruyorum? Yakışıklı değilim, çok zeki değilim ama aşkım yetmez mi sana? Neden ben değil de seni sevmeyen bir başkası ya da benim kadar değer veremeyen birisi. Neden? Şunu unutma; Kırmızı güllere ulaşmak isteyenler ayakları altında ezilen papatyaların farkına varamazlar. Senin uğruna vazgeçmeyeceğim şey yok. Gururum hariç. O zaman neden ben değilim, neden başkası, sana başkasının ellerinin dokunmasına dayanamam. Buna dayanamam anlıyor musun beni? Neden ben değilim Allah'ım? Sebebi ne? Neden Allah'ım neden? Sana çıldırıyorum anlıyor musun? Sana çıldırıyorum? Neden sanıyorsun sizin sınıfa her teneffüs gelişim? Neden sanıyorsun hep başka konular arayışım. Çok merak etmiştin ya Metin ile benim bildiğim o olayı. Söyleyeyim. Metin bunu Rıza’dan duymuş. Rıza ona ikinizin beraber olduğunuzu söylemiş. Ben bunu duyunca içimdeki tüm gözyaşlarını o an çıkarmak istedim. Sağır olmayı istedim bunu duymayayım diye, bugün olmasın istedim bu olayı yaşamayım diye, Kör olmak istedim seni hiç görmeyeyim diye, kalbim olmasın istedim sana hiç aşık olmayayım diye, hislerim olmasın istedim senin kokuna, sıcak tenine alışmayayım diye. Senin olmamak istedim, sana hasret kalmayayım diye. Gözlerim karardı hiç abartısız o an? Metin bıraksa sonsuza dek öyle kalırdım. Rüyayı hep seninle kurardım. Hep ikimiz olurduk, hep seninle olurduk, kötü kalpliler aramıza girmeye çalışır ama ben hep mani olur buna izin vermezdim. Her şey senin istediğin gibi olurdu. Bir tek aşkımız ortak. Sana adardım her şeyimi. Seninle senin kadar güzel, senin kadar iyi, senin kadar güzel gözlü, senin kadar . Bir bebeğimiz olurdu. Ama neyse ki, hatta maalesef Metin beni rüyamdan erken uyandırdı. VE GENE SANA KAVUŞAMADIM. Hem sana kıyarım hem kendime? Ölümü dahi göze alırım sensin hayat zaten ölüm bana? Bunlar şaka gibi geliyor ama ben sana kıyamam . Kıyamam sana biliyorsun. Aşkım beni dağlasa da, aşkın beni mecnun yapsa da, sana kıyamam. Son söylemek istediğim seninle son defa konuşmak istiyorum ve diyorum ki seni çok seviyorum. |
Ne insafsız yüreklere misafirlik etti bu gönül… Her defasında pamuk ipliğine bağlı hayatım biraz daha incelmekte, biraz daha elimden kayıp gitmekte… Üzüntüm yenilmişliğime değil, hak etmediğim yerde kendimi buluşuma. Yürüdüğüm yollardaki çakıl taşlarına değil isyanım beni oraya bile, bile mahkum edenlere. Ben kalbimdeki cam kırıklarını toplamaya çalıştıkça daha fazla batıyor yüreğime, kanatıyor… Yok olmaktalığın koynunda yaşamak öyle zor ki sevdiğim… Bilemezsin, o ulaşılmaz sandığın yıldızlar en yakın dostun oluyor. Onlara anlatmaktan başka çaren olmadığını bildiğin için döküyorsun yüreğini hiç ama hiç düşünmeden. Zannettiğin kadar kolay olmuyor hiçbir şey. Uykusuzluğa çoktan alıştım ben… sadece hayalini görebildiğim gecelerde o soğuk bedene sarılıp uyuyabiliyorum ki bu bile benim için büyük bir nimet sevdiğim. Şimdi sen kim bilir hangi gönüllerdesin, kim bilir yine nasıl masum bir çocuk rolündesin… hayat senin sevdiğim! Ama dikkat et! sandığın kadar uzun sürmez hoyratlığın, yaramaz tavırların. Elbet bir gün hayat sana da kanlı hançerini vuracaktır. İşte o zaman anlayacaksın soğuk bedenlerde yok olup gitmeyi…sen de öğreneceksin yüreğini dilediğince yıldızlara dökmeyi. Hiçbir zaman cesaret edemeyeceksin o aşık gönüllere girmeye, tekrar üzüleceğinden korkarak… biraz daha yok olup gideceksin sen de tıpkı benim gibi çaresizliğin orta yerinde… o karşısına geçip süslendiğin aynaya baktığında tanıyamayacaksın kendini, acıma duygusunu öğreneceksin ve en çok da bu duyguyla kendine bakarak tanıştığına üzüleceksin. Artık hiçbir değer ifade etmeyen o çapkın bakışlarında birkaç insan gülümsemesi arayacaksın ama farkında olmadan daha derin bilinmezliklerin kör, sağır ve karanlık diplerine dalacaksın, kaybolacaksın… işte bu noktada beklide hiç fark etmediğin beni arayacaksın, aynı kulvarda olduğumuzu düşünerek… çok yanılıyorsun sevdiğim beni de bulamayacaksın yanında… evet belki görünüşte aynı kaderi paylaşıyor, aynı şeyleri yaşıyoruz ama yinede bir fark var ki aramızda bu bizi birleştirmeyecek en büyük neden, sen hak ettiğin ben ise hak etmediğim yerdeyim…
|
Bu gün ; ben sessizliği duymak istedim... Karanlıkta görmek istedim kendimi... Bu gün ben yalnızım... Biliyorum gecede... Yarıda kalmış ve unutulmuş bir mektup okuyorum... Çok hüzünlüsün diye arkadaşlar söylerlerdi bana. Oysa... Oysa her insanda vardır biraz hüzün. Bende öyleyim işte. Seni mektuplarım gibi seviyorum.Seni şiirlerim gibi seviyorum...
İkimiz, ikimiz için hiç bitmeyen bir yola çıkıcaktık. Hadi... Gel demiştin... Şimdi bir tek ben kaldım yolun ortasında. Öğütleri duymadan vardım şimdi yaşamak istemediğin yerlere. Yalnızlığı yaşıyorum... O kadar tanıdığım insanların arasında... Küçücük bir defterime yazardım hissettiklerimi... O hep yanımdaydı.... Şimdi ise sen yoksun yanımda... Karanlık odalarda bi seni düşünüyorum saatlerce. Nerdesin şimdi... Ben hala aynı yerdeyim... Hala aynı şeyleri yaşıyorum... Sensiz....Değişmedim ben. Neden ki. Bazen sokaklarda dolaşıyorum. Eskisi gibi... Nasıl oluyorsa sizin evin önünden geçtiğimde, sessiz bir rüzgar gibi yanımdan geçerdi yaşadıklarımız... İçimde bir acı oluverirdi... Sonra da yaralı kalbim yine kanamaya başlıyı verirdi. O anda ağlamak gelirdi içimden... Biliyor musun? İlk kez senin için kaybetmiyorum dediğimde göz yaşlarımı, yine tutamazdım kendimi. Ağlardım... korkak bir çocuk gibi... Sonra penceremden gökyüzüne bakıp seni aramak vardır ya... yıldızlarda.... Oysa sen söylüyordun... İçim yanıyordu... Nerdesin şimdi... Bak bana; hediye ettiğin boncuğu hala taşıyorum....Seni hep görüyorum, her şarkıda, beyaz sayfalardaki siyah çizgilerde... Her sabah kardeşini görürüm... Sorarım ne yaptığını, ne ettiğini... Herkese şu yoksul kentte aynısını sorardım... Kimseler bilmedi ki, seni ne kadar çok sevdiğimi... İçimi defalarca çekerek söylüyorum Ezgim, ne kadarda çok inanmışım sana. Sen bana o kadar, o kadar çok söylemiştin ki. Beni nasıl sevdiğini... Bak şimdi acım hiç dinmiyor... Aklımdan hiç çıkıp gitmiyor apansız çekip gittiğin o gün. Hatırlar mısın? Kader demiştik senin tanıştığımız o ilk güne... Hiç unutamıyorum... Koşmuşuz meğerse biz senelerce... Nerden bilecektim ki seni böyle seveceğimi?... Senelerce yüzüme bakıp es geçmişsin, bir merhaba bile demeden. Belki hiçbir şeyim yoktu. Gündüzüm de gecemde... bi tek sen vardın. Her geçen saniyelere bile seni sorardım sessizce... Şarkılar söylüyorum sana...Duyuyor musun? Her sözüm gerçek, her sözüm içimden gelen duygularımdı... Belki de ilk defa çılgınca bir aşk mecerası yaşamak istedim. Gülebilirsin... ama benim için öyle bir şeydi... Bazen sorardın bana... Beni ne kadar çok seviyorsun diye... Susardım... Sonrada kızardın bana... Sustuğum için... Konuşamazdım o anda. Çünki seni ne kadar çok sevdiğimi, nasıl anlatacağımı bilmiyordum...İfade edemiyordum işte...anlatamadım sana. Seni ne kadar çok sevdiğimi... Bu benim için ne kelimelerle, ne de ifadelerle anlatılabilirdi.... Aslında.... aslında.... aşka inancımı bende kaybetmedim...Korkuyorum sadece... Beni bu duruma aşk getirdi. Hayır.... Senin üstüne atmıyorum... hepsi benim yüzümden....Başkalarını mutlu etmek için elimden geleni yapardım...Böyleyim işte... Senin için yetmedi bunlar... Seni etkiler dedim ama o da olmadı. Özür diliyorum.... Yokluğunu hissetmek çok zor. Senin o delice bakışlarını özlüyorum.... O güzel gözlerine bakmak yaşatır artık beni... Bilmiyorum.... Bu zor günlerim nasıl geçecek... Dilerim ki bir gün sorarsın kalbine ne yapıp ne ettiğimi... Umarım o yalancı aşkınla onun kadar mutlu olursun.... Ege güzeliydin sen? Şimdi ise içimdeki alevsin. Kendimi yaralamak....başka bir şey etmedim... Bugün ben yalnızım gecede...Yarıda kalmış bir mektup okuyorum..... |
İlk önce sen bu satırları okurken ben bu dünyada olmayacagım.Ve de özür diliyorum senden " seni " karanlık ve de koyu yalnızlık deminde sevgisiz bıraktıgım icin özür dilerim bahar gözlüm
İk defa seni sevmistim:yüregimdeki sevda atesini yalnız senin icin yakmıştım ve ben ölsem de sen yasadıkca bu sevda atesi hic sönmeyecek..Belki bu satırları okurken bir masum güvercinin ürkekligini ve de gözlerimden süzülen gözyaslarımın ıslaklıgını ; ben yazarken ki aglayışlarıma sen okurken eslik edeceksin Canözüm ,Beyaz kelebegim İlk defa sana acmıstım kalbimin kilitli olan kapılarını .Günese kapalı olan gönlümün perdelerini senin tatlı gülüşlerin icin aralamıstım.Senin icin akıttıgım gözyaslarımı ve de seni üzdügüm gecelerde uykuların bana haram oldugunu yazmalıyım sevda kokan satırlarıma.İLk öpüştügümüz bahar sabahı hala aklımda ve solgun dudaklarım hala dudaklarının sarhoslugunda Seninle mutluydum.Seninleyken Cennetteki Leyla ile Mecnun gibiydik.Yalnız ve karanlık gecelerimde üsümemek icin hep senin hayallerine sarılıp uyuyordum.Sabahları hayata seninle merhaba diyebilmek icin gözlerimin önüne senin tatlı tebessümlerini getiriyorum. Sunu bil ki MELEK KALPLİM; Sensiz Cennette yasamaktansa seninle Cehennemde alev alev yanmaya razıyım ben.Son nefesimde bile ismin olacak dudaklarımd****albimde senin sevgin ve de dudaklarımda atesin olacak.Gözlerindeki gözyaslarını sadece ben silmeliyim sadece ben ölmeliyim senin icin Dilegim ; tüm dileklerinin gerceklesmesi,sana umutlarım kurdun tüm hayallerinin sabahına gercege dönüsmesi Tek istedgim Rabbimden ben gidince gözlerinden süzülecen her gözyası damlası icin gökyüzünden binlerce mutluluk damlası bırakması.. Ve gidiyorum iste senden uzaklara sessizce ve de seni severek gidiyoruum.Gözlerimi yıldızlara , tebessümlerimi güllere kalbimi senin sıcak yüregine emanet ediyorum.Ve de hicbir zaman unutma beni senin gözyaslarını ben uzaklarda olsam da hissederim.Kıyamam gözyaslarına Sakın aglama bahar gözlüm.. Acılarını ve de hüzünlerini sahildeki kumlara bırak ki bir rüzgar estiginde hemen kaybolsun.Mutluluklarını ve de sevinclerini her zaman gözlerinde sakla ve gülüşlerinde mutlu ol..Multuluklarında ve sevicnlerinde sevgim ve ben olacagım.. Gidiyorum ve gitmeliyim ama unutma giderken kalbiimi yüregine armagan ediyorum.Ona iyi bak Ben yıldızlar kadar uzak olsam da gercekte bir nefes kadar yakın olacagım. Bir gün yanıma gelirsen beni saran karatopragın üzerinde karları temizle ve de orada bir nazeniin bir sevda tomurcugu bulacaksın doukn ona.Ve onun yapraklarında sana yazılmıs binlerce " seni seviyorum" kelimesi bulacaksın.Belki bedenim topragın altında cürüse de unutma ruhum ve de kalbim her zaman seninle olacak.Ben senin Cennetin kapısında Leylasını bekleyn Mecnun misali bekliyor olacagım.Elveda YILDIZ GÖZLÜM... |
Seni böylesine severken yokluğunu düşünmek kahrediyordu beni. Aramzıdaki mesafe umrumda değildi. Uzakte da olsan sen her zaman benimleydin. Yemekyerken, müzik dinlerken, yatağıma uzandığımda yanımdaydı hayalin. Artık senden başka bir şey düşünemez olmuştum. Aldırmıyordum geçen zamana ne de olsa her saniyesi her sanisesi seninle geçiyordu. Sabahlara kadar seni hayal ediyordum. Ne çok özlemişim seni bir bilsen.. Gece rüyaklarımda gündüz hayalerimdeydin. Uzakta bile olsan benimleydin. Her gelişinde umudum nefesim oluyordun. Her glişind ebir öncekinden daha çok heyecanlanıyordum. Son dakikalar geçmek bilmiyordu bir türlü. Sana bir an önce sarılmaktan başka bir şey düşünemiyordum. Yanımda olduğun zaman gözlerimin içi gülüyordu. İçimdeki çocuğu susturamıyordum. Beni öpüyordun. Nasıl bir duygudur bu bilir misin? Böylesine severken seni bir gün geldi artık gözlerindeki o pırıltıyı göremez oldum. O gözler benim değilmiydi artık? Hayat bana oyun mu oynuyordu yoksa? Önce seni çıkardı karşıma, rolleri verdi ve sonra oyunu oyunu haber vermeden bitiriverdi. Seni benden almalı mıydı hayat? Böylesine sevmişken seni, daha fazla uzatamazmıydı bu oyunu? Gitmeni hiç istemiyordum. Gidişinle yitecekdi umutlarım, gidişinle kesilecekti nefesim. Senin yokluğunu kim dolduracaktı? Kim süsleyecekti hayallerimi ? Kimi düşünecektim o bitmez tükenmez gecelerde ? Gittin gideli yalnızım buralarda. Bir öpüşün bir gülüşün yetecek hayata dönmeme. Böylesine severken seni, bu karanlık gecelere mahkum etme beni
|
“Bu sana son yazışım...” diye başlayan bir mektup var şu an karşımda. “Bu sana son sözüm” dermiş gibi bakan. Simsiyah harflerle kirletilmiş, bembeyaz bir sayfa. Neresinden bakılsa acı, hangi satırından başlansa hüzün, hangi kelimesi okunsa güvensizlik.
Oysa ki benim; batan güneşin ardından sarıldığım, tepeden aşağı inerken, çakıl taşlarıyla birlikte yuvarlandığımda düşündüğüm biri var… “Bu sana son yazışım…” bir ayrılığın ilanı gibi, ölünün üzerine son kürektoprak, gözdeki son damla, son kez el sallamak gibi… Oysa ki benim; Kışın soğuğunda, dalgaların kayaları dövdüğü anlarda, fırtınalarda savrulurken sığındığım biri var… “Bu sana son yazışım...” düşündüklerinin, hissettiklerinin ve yaşadıklarının benim için zerre kadar önemi yok demek değilse ne bu? Sen istediğini söyle, senin söylediklerinin hiç bir anlamı yok demek değilse ne bu? Oysa ki benim; derinlerde soluksuz kaldığımda ve nefesimin bana ait olmadığını sandığımda, sonsuz gibi görünen karanlığın ortasında, umudumun tükendiği anlarda düşündüğüm biri var… “Bu sana son yazışım…” diye başlayan ve sana hiç inanmadım, sana hiç güvenmedim diye devam eden satırlar bunlar. Üstelik inanmam ve güvenmem için yaptığın her şey boşa kürek çekmek, yetersiz, yersiz ve saçma çabalardan başka hiçbir şey değil bunlar. Oysa ki benim; burnumda yağmur kokusu varken, bulutlar hızla akıp geçerken, ve çocuklar ağladığında, perdeler uçuştuğunda düşündüğüm biri var… “Bu sana son yazışım…” ben bunları hak ettmedim… Ama sen herşeye müstehaksın, üzülmelisin, kırılmalısın, parçalanmalısın, yok olup gitmelisin… Senin söylediklerinden daha değerli başkalarının ne dediği, senden daha değerli bakalarının ne düşündüğü demek bu. Oysa ki benim; elimi uzattığımda ve satin her çalışında, yanımdayken özlediğim ve uzaklaşınca her an düşündüğüm biri var… “Bu sana son yazışım…” Açıkca dilediğini yap, ben istediğim kadar daha yanındayım. Kendimi hazır hissedince girdiğim gibi çıkacağım hayatından demek bu? Oysa ki; Aklımın kıyısında dolaşan ve dilimin ucundayken yanarcasına düşündüğüm, deniz gözlerinde dolaşırken yemyeşil ormanlarda yok olup gittiğim biri var… Tek kişilik dünyamda ölçülü adımlarla yürüyorum. Boshwer dim ve ben artık kendi MaSaL ıma dönüyorum. Sana geliyorum. Aylardan Nisan, sabahın erken saatleri ve bahar... |
bu sana ilk yazışım gözyaşlarımı daha önce hiç bi mektuba kilitleyip arkasına pul yapıştırmamıştım belkide duygularımı bi zarfın içine sığmamasından korktum ne bileyim..
belkide merhaba demeliyim... malum 9 yıldır yüzünü görmedim şimdi kimbilir ne kadar değişmişsindir?? belki sende beni düşünüyosun bilmiyorum belki sadece hayal etmeliyim... sana her şiir yazışımda keşke sözlerimi geri alabilsem diyorum.. ama biliyorum ki bu benim 9 yıl önce yaptığım hatanın bütün ömrüme taksitler halinde yayılmışlığın yalnızca bir tanesi... şimdi eskişehirdeymişsin psikolog olacakmışsın oysa sen matematik öğretmeni olacaktın.. hep benim yaptığım matematiksel hataları düzeltecektin.. bizim hayallerimiz var diyemiyorum çünkü biz hiç hayal kurmadık hep bi vazgeçmişliğin kavgasını verdik kısa buluşma sahnelerinde. doğum günlerinde bile ne diyeceğimizi bilemedik.. halbuki bir öpücük ne kadar güzel olurdu değil mi? öyle ya biz seninle öpüşmedik bile mahallenin magandaları sana göz koyduğunda bana hangi elinle tuttun elini diye sorduklarında bile cevap veremedim. ben senin elini bile tutmamıştım. bir kusur değildi bu aksine öyle bi sevgiydi öyle bi aşktı ki korktum. elini tutarsam bütün büyünün bozulacağından öpersem uyanıp benim kötü yüzümü göreceğinden korktum. şimdi evlenmek üzeresin belkide evlendin.. ben ise hala yalnızım tıpkı ölüm gibi.. bir gün yanına geleceğim beni tanıyamayacaksın tıpkı benim şimdi seni tanıyamadığım gibi.. senin yanında sevgilin olacak benimse yanımda sevgilim dediğim bir tomar kağıt parçası.. ne demeliyim seni görünce beni tanıdınmı demeliyim yoksa sarılmalımıyım boynuna?? ....belkide boşver demeliyim... |
Yüreğine gözyaşını çizen,
bir hüznün ressamıyım, deniz feneri kadar yalnız, bir martı gibi deniz üstünde Umut arıyorum. Biricik aşkım ; Ne zaman bir sözcük salsam koynuna sıcak karşıladın hep.Yine öyle olsun ne olur. Bedenine gurbet ruhumun yegane koruganı,kuytusu aşkım.Görüşmeyeli çok bulut biriktirdi gökyüzü.Çok sigara içtim tekbaşına,puslu camların ardında.Sensizim,sensiz olduğum için yalnızım.Umutlarım dara düştü.Ne yıllara nede yollara inancım kalmadı artık. Gecenin karanlığında kesik bir kol kadar yalnızım.Kulaklarımda bir yitirişin zılgıtları.Sustu davullar.Gecenin karanlığında can çekişen bir sokak kedisi kedisi kadar çaresiz ve yalnızım.Duymuyorsan feryadımı,sussun davullar. Büyük bir istekle yuvasından ilk kez çıkan acemi bir karınca gibiyim sevdanın sokaklarınd****ocaman bir yiyecek bulmuşum taşıyamıyorum.Taşısamda yuvanın yolunu unutmuşum bulamıyorum.Üstelik "O bizim" diyen başka gözler var başka bir yuvadan üzerime kızgınlıkla dikilen.Olmayacak bir umudu azık edemiyorum yüreğime. Biricik aşkım ; Gözlerim sulu bir yalnızlık içinde gecelerle gecelerce cebelleşmekten,masallardaki yitik ülkeyi aramaktan yoruldum. Yürüyemiyorum.Umutsuzluklarım korkularımla elele vermişler ayaklarımdan sürüyorlar.Gidiyorum. Hoşçakal. |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:51 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.