![]() |
SICAK KRAMPLARI
Çok kullanıldığı için kol ve bacak ve karın kaslarında daha sık görülür. Kramplar, kısa fakat tekrarlaycı ve can yakıcıdır. Vücut ısısı normaldir ve hasta normal veya fazla miktarda terleyebilir. Sıcakta yapılan efordan sonra dinlenemye geçildiği zaman başlar. Soğuk bir duş da krampların ortaya çıkmasına neden olabilir. Karın kaslarındaki kramplar yanlışlıkla mide delinmesi sanılabilir. Bu krampların nedeni, terleme ile kaybedilen su ve tuzun sadece su içilerek karşılanmasıdır. Bundan dolayı da bu hastaların kanında sodyum düşük bulunur. Ağır kramplar kas hasarlarına neden olabilir. Tedavi: Hastanın serin yerde isitirahat etmesiyle kramplar hafifleyebilir. Bu şekilde düzelmeyenlere, tuzlu su içirilmeli veya damar yoluyla tuzlu serumlar verilmelidir. Bu krampların önlenmesinde risk altındaki kişilerin litresinde 2.5 gram (yarım çay kaşığı) tuz eritilmiş sıvılardan içmeleri önerilmektedir. |
SICAK BİTKİNLİĞİ
Sıcak sendromlarının en çok rastlanan türüdür. Sıcağa üç günden fazla maruz kalanlarda daha sık görülür. Belirtilerin nedeni, kalp damar sisteminin aşırı sıcaklara yeterli cevap verememesinden kaynaklanır. Vücut ısısı genellikle yükselmiştir. Sıcak bitkinliğinin başlıca iki türü vardır: Su kaybının ön planda olduğu sıcak bitkinliği: Sıcak çarpması riski daha fazladır. Çok yaşlı, bebek, düşkün ve zeka geriliği olup da susuzluklarını yeterince ifade edemeyenlerde görülür. Fazla terleyip de az su içenlerde de rastlanabilir. Bu hastaların kanında sodyum yüksek olarak bulunur. Başlıca belirtileri, aşırı susama hissi, yorgunluk, halsizlik, sinirlilik ve konsantrasyon bozukluğudur. Vücut ısısı 39° C'a kadar çıkabilir. Tuz kaybının ön planda olduğu sıcak bitkinliği: Nedeni, terleme ile kaybdilen su ve tuzun sadece su içilmesiyle karşılanmasıdır. Aşırı halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı, baş dönmesi, kas krampları ortaya çıkar. Bazı hastalarda iştahsızlık, bulantı, kusma ve karın ağrıları da görülebilir. Hastaların bitkin bir görünümleri vardır. Derileri solgun, soğuk ve nemlidir. Tansiyon düşük, nabız hızlıdır. Ateş normaldir. Tedavi: Hasta derhal serin bir yere alınır ve yatar durumda tutulur. Tedavi belirtilerin ve bulguların ağırlığına göre düzenlenir. Böbrek fonksiyonları normal olduğu için, tuzlu serumlar verilebilir. Kesin istirahat şarttır. Bu önlemlere rağmen ateşleri yükselmekte olan hastaların derhal hastaneye kaldırılmaları gerekir. SICAK ÇARPMASI Acil tedavisi gereken, çok ciddi, yaşamı tehdit eden bir tablodur. Nedeni, vücudumuzdaki ısı düzenleyen sistemin, organizmanın yeterli ısı kaybını sağlayamaması sonucu vücut ısısının 41°C üzerine çıkmasıdır. Bir çok hayati organın(kalp, beyin, böbrek, karaciğer) fonksiyonları bozulabilir. Ani olarak ortaya çıkan baş ağrısı, baş dönmesi, konuşma bozukluğu, baygınlık, hallüsinasyon(hayal görme), konvülziyon (havale) ve komaya kadar giden merkezi sinir sistemi belirtileri ile başlar. Sıcak çarpmasının iki türü vardır: Klasik sıcak çarpması: Yaşlılarda, damar setliği, kalp yetersizliği, şeker hastalığı olanlarda ve alkoliklerde daha sık görülür. Sıcak dalgaları boyunca, kalp krizi ve kalp yetersizliğine bağlı ölümlerde büyük artışlar olur. Diüretik(idrar söktürücü), beta-bloker(kalp ve tansiyon ilacı), antihistaminikler(allerji ilacı) ve bazı sinir ilaçlarını kullananlar da artmış risk altındadır. Sıcak çarpması, öncü bir belirti olmaksızın birdenbire başlar. Bilinç kaybı erken bir işaret olabilir. Baş ağrısı, baş dönmesi, baygınlık, karın ağrıları görülebilir. Ateş yüksekliği ve bitkinlik çok tipiktir. Makattan ölçülen vücut ısısı 41°C üzerindedir ve vücut iç ısısıs 44°C'yi geçebilir. Deri sıcak, kuru ve kızarmıştır. Nabız hızlı, solunum zayıf ve yüzeyeldir. Kaslar gevşer, refleksler azalır. Tansiyon genellikle düşüktür. Tablonun ağırlığına göre, uyku halinden derin komaya kadar giden farklı dercecelerdeki belirtiler vardır. Efora bağlı sıcak çarpması: İşçilerde, çiftçilerde, askerlerde, sporcularda, kazan dairesi ve dökümhane çalışanlarında görülür. Belirti ve buluları klasik tiptekine benzer. En önemli klinik fark, bu hastaların terleyebilmeleridir. Bundan dolayı da, vücut iç ısısı çok yüksek olmasına rağmen deri aldatıcı olarak soğuktur. Bu grupta, böbrek yetersizliği, yagın damar içi pıhtılaşma ve kas hasarı bulguları daha sık ve ağırdır. Tedavi: En önemli husus, sıcak çarpması olanların erken tanınmaları ve derhal soğutulmaya başlanmalarıdır. Çok sık yapılan tehlikeli yanlışlardan biri, şuuru kapalı olan bir hastaya sıvı içirilmeye çalışılması ve soğutulmaya başlanmakta gecikilmesidir. Hasta hemen gölge bir yere alınmalı ve elbiseleri tamamen çıkarılmalıdır. Vücut yüzeyi ıslatılmalıdır (hortumla, soğuk suya batırılmış süngerle, duş yaptırılarak). Bir taraftan da hasta vantilatörle hava verilerek suyun buharlaşması sağlanmalıdır. Bunlar, hemen uygulandığında bazı hastaların kendilerine gelmeleri mümkündür. Hastalar, air-conditionlu ambulanslarla en kısa zamanda bir hastaneye ulaştırılmalıdır. Soğutma işlemine hastane koşullarında buz-su banyolarında devam edilmelidir. Bu hastalar yoğun bakım ünitelerinde takip ve tedavi edilmelidir. SICAK SENDROMLARINA KARŞI ÖNLEMLER -Çok gerekli değilse sokağa çıkmayın(özellikle saat 11-16 arası) -Açık renk, bol, pamuklu kıyafetler giyin -Geniş çeperli şapka ve güneş gözlüğü kullanın -Şemsiyeden yararlanılabilir -Efordan kaçının -Sindirimi kolay yemekleri tercih edin -Ağır, yağlı kızartmalardan kaçının -Bol su için(ayran, soda) -Meyve, sebze ve salatayı bol yiyin -Alkol kullanmayın -Fazla kahve ve çaydan uzak durun -Sigara içmeyin -Sık sık duş alın |
Yaz yorgunluğuna karşı öneriler
-------------------------------------------------------------------------------- Yaz mevsiminde sürekli halsizlik ve yorgunluktan yakınanlara, 'Öğün sayılarını arttırmaları, sürekli sıvı içmeleri, daha çok meyve yemeleri ve dondurma yerine dondurulmuş gıdaları tercih etmeleri' öneriliyor. Uzmanlar, günde 5-6 küçük öğün yenilmesi halinde, kişinin kendisini daha enerjik hissedeceği gibi şişkinlik ve yorgunluğunun da azalacağını bildiriyor. Yorgunluğun çoğu kez susuzluğun ve sıvı eksikliğinin belirtisi olduğunu vurgulayan uzmanlar, günde en az 8-10 bardak su içerek enerji düzeyinin muhafaza edilebileceğini kaydediyor. Uzmanlar, hamur işlerinden uzak durulması ve hayvansal yağların terk edilmesi gerektiğini de ifade ederek, birçok araştırmanın, fazla miktarda hayvansal doymuş yağ ve hamur işi tüketenlerde yorgunluk ve halsizlik şikayetlerinin daha sık olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor. Uzmanlar, özellikle glisemik indeksi düşük, lif-posa miktarı yüksek, antioksidan kapasitesi fazla meyvelerin gün boyu küçük porsiyonlar halinde tüketilmesinin, enerji düzeyini arttırdığını bildiriyor. Sık sık atıştırılıyorsa, sadece atıştırma seçeneklerinin değiştirilerek enerji düzeyinin yükseltilip yorgunluğun azaltılabileceğini vurgulayan uzmanlar, "Patates ve mısır cipsi, kuru yemişler yerine, taze hazırlanmış sebze çubukları, salatalık, yeşil veya kırmızı biber kullanın. Küçük şekerlemeler, çikolatalar veya pastalar yerine kuru veya taze meyveler, kuru veya taze elma, erik, kayısı tüketin" tavsiyesinde bulunuyor. Uzmanlar, dondurma yerine dondurulmuş üzüm taneleri veya dondurulmuş küçük kavun ve şeftali parçalarının yenilmesini önerirken, yağlı tuzlu kraker yerine tuzsuz badem, fındık veya cevizin tercih edilmesini, mayonez veya kremalı salata sosları yerine sirke ve limon suyunun denenmesini tavsiye ediyor. |
Havuzlarda dizanteri ve ishal tehdidi
-------------------------------------------------------------------------------- Yaz aylarında serinlemek için en az deniz kadar vazgeçilmez bir tercih olan havuz, gerekli temizliğin yapılmaması halinde tehlikeli bir salgın hastalık yuvası olabiliyor. Uzmanlar, halka açık havuzlarda özellikle çocuklarda ölümlere neden olabilecek ishal ve dizanteri gibi salgın hastalıkların kol gezdiğini hatırlatarak, "Eğer sahil kesiminde iseniz yüzmek için havuz yerine denizi tercih edin" uyarısında bulunuyorlar. İnternette 'Web MD Health' adlı sağlık sitesinde yer alan habere göre, Amerikan Ulusal Salgın Hastalıkları Tetkik ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından ABD'nin tatil eyaleti Florida'da bulunan 22 bin havuzdan alınan su örneklerinde yapılan analizler ışığında 19 bin kadar örnekte dizanteri ve ishal başta olmak üzere bulaşıcı olan çeşitli sindirim ve deri hastalığı mikroplarına rastlandı. Bu durumun sadece ABD'de değil tüm dünya çapında ciddi bir tehlike olduğuna dikkat çeken Amerikalı uzmanlar, halka açık olarak hizmet veren havuzların çok titiz bir temizleme işleminden geçmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, havuzların en az 2 günde bir klor ve mikrop öldürücü çeşitli antiseptik maddelerle temizlenmesi gerektiğine değinerek, havuzların 'devir daim' sisteminde oluşabilecek tıkanıklıkların önlemesi için en az haftada bir sıkı bir kontrolden geçirilmesi tavsiyesinde bulunuyorlar. Uzmanlar, serinlemek için havuzu tercih edenlere şu tavsiyelerde bulunuyorlar: "- Temizliğinden emin olmadığınız havuzlara girmeyin - Sahil kesiminde iseniz serinlemek için denizi tercih edin - Eğer ishal ya da salgın bir hastalık taşıyorsanız havuza girmeyin - Mümkün olduğu kadar havuz suyu yutmayın - Havuzda yüzdükten sonra ellerinizi sabunlu suyla yıkayın ve sık sık duru su ile duş alın - Vücudunuzun herhangi bir yerinde açık yara varsa suya girmeyin." |
Aşırı terlemeye karşı botox
-------------------------------------------------------------------------------- Aşırı terleme, esas olarak ter bezlerinin aşırı aktif olmasından kaynaklanmaktadır. Aşırı terleme(Hiperhidrozis) etkilenen bireyler için hoş olmayan sosyal bir durumdur. Genellikle koltuk altlarında,el ve ayakta aşırı terleme ile kendini gösterir. Aşırı terleyen alanlar bazen hastaların yaşam kalitesini etkileyen boyutlarda olabilir. Örneğin koltuk altlarında aşırı terleme şikayeti olan hastalar kokudan veya ortaya çıkan kötü görüntüden dolayı iş yerlerine yedek kıyafet götürecek kadar sıkıntı çektiklerini ifade ederler. Bir diğer aşırı terleme alanı olan eller hastaların insanlarla el sıkışmasnı ve hatta yazı yazmasını engelleyecek derecede olabilir. Ayaklardaki aşırı terlemeler ise kötü kokuya ve yine önemli bir sağlık problemi olan ayak ve ayak tırnaklarında mantar gelişimine zemin hazırlar. Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü?nden Dr. Ayfer Bankaoğlu aşırı terlemenin nedenleri ve terlemede kullanılan botox tedavisi ile ilgili şunları söyledi: Aşırı terlemenin nedenleri Terlemenin insanlarda doğal olarak gözlenen bir olay olduğunu belirterek, aşırı terlemenin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: Terin salgılanması insanlarda sinir sisteminin sempatik bölümünün çalışması ile ilgilidir. Toplumun % 1?inde bu sistem aşırı düzeyde çalışmaktadır. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir ve genetik olduğu kabul edilmektedir. Özellikle stresli durumlarda bu sistem aşırı çalışmaktadır. Tiroid bezinin aşırı çalışması(Hipertroidi), böbrek üstü bezinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menopoz, ağır psikiyatrik hastalıklar ve bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar aşırı terlemeye yol açabilmektedirler. Ruhsal ve fiziksel sorunlar Bakteri üremesini kolaylaştırdığı için aşırı terleme kokuya da neden olabilir.Ruhsal ve fiziksel sorunlara yol açan, sosyal yaşamı zorlaştıran terleme, ellerde, koltuk altında, ayak altlarından, yüzde ve gövdede oluşabilir. Ellerde olduğunda hem el ile yapılan işlerde güçlük çekilmekte hem de sosyal olarak kişileri rahatsız etmektedir. Terleme stresli durumlarda gelişiyorsa ve kişi terlemeden rahatsız ise kısır bir döngü içine girilmektedir. Kişi terleyeceğini bilerek daha endişeli hale gelmekte, endişe de daha fazla terlemeye yol açmakta ve bu kısır döngü sürüp gitmektedir. Hastaların Tedaviye Başlanmadan Önce Değerlendirilmesi Terleme tedavisine başlanmadan önce nedeninin saptanması gerekir. Terleme sorunu olan kişilerin -kilosu -kullanmakta olduğu ilaçlar -menopozda olup olmadığı -endokrinolojik bir sorunun varlığı (tiroid bezinden ya da böbrek üstü bezlerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı) Bu durumların hiçbirinde sorun saptanmaz ise doğuştan sempatik sinir sisteminin aşırı çalıştığı kanaatine varılabilir. Asırı terleme artık bir kozmetik sorun olmaktan ziyade bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmektedir. Tedavisinde Topikal oral ilaçlar,iyontoforezis gibi yöntemler denense de neyazık ki çoğu hastada etkili olamamaktadır. Botox yanlış bilindiği üzere bir yılan zehiri değildir. Aynı penisilin gibi bir bakterinin toksinidir ve hiç bir allerjik reaksiyona yol açtığı gösterilmemiştir. Ter bezlerinde sempatik sinir liflerini(Aşırı terlemeye yol açan) bloke ederek aşırı terlemeyi azaltmak veya durdurmak konusunda etkilidir. Etkisi 6 ile 12 ay arasında sürmektedir. Botox işlem uygulanmadan önce hastaların şikayeti olan alanlara iyot-nişasta testi yapılır. Bu testin sonucunda aşırı terlemeye neden olan aktif alanlar belirlenir ve bu alanlara botox uygulanır. Yaklaşık 3mm derinliğe cilt altına enjeksiyon yapılır. Yaz mevsiminin başlaması ile de bu tip şikayeti olan hastaların sıkıntıları da artmaktadır. Asırı terleme güvenli ve deneyimli ellerde botox uygulamasıyla kolaylıkla kontrol altına alınabilmektedir. |
Çocuklar, 'kazayla zehirleniyor'
-------------------------------------------------------------------------------- Çocukluk çağı zehirlenmeleri, kazalar içinde çok önemli yer tutuyor. Türkiye'de 2000 yılında, 14 yaş altındaki çocuklarda il ve ilçelerde çeşitli zehirlenmelere bağlı 27 (yüzde 2.77) ölüm olayı meydana geldi. Zehir danışma merkezlerine bildirilen hastaların yüzde 50'den fazlasını genç ve beş yaş altındaki çocuklar oluşturuyor. İHA muhabirinin derlediği bilgilere göre, ilk beş yaş grubunda görülen zehirlenmeler, daha çok kaza sebebiyle oluyor, erkek çocuklarda daha fazla görülüyor ve genellikle tek bir madde ile oluşuyor. Zehirlenmelerin yüzde 90'dan fazlası evlerde meydana geliyor. Zehirlenme vakalarının yüzde 80-85'i kaza, yüzde 15-20'si isteyerek oluyor. Çocuklarda görülen zehirlenmelerin yüzde 80'den fazlası akut özellik taşıyor. Kurşun ve diğer metallere bağlı olarak veya uzun süre kullanılmaya bağlı doz aşımları sebebiyle küçük çocuklarda ağrı ve ateş giderici ilaçlarla az da olsa kronik zehirlenmeler oluşabiliyor. Tüm zehirlenmelerin yüzde 60'ı ilaç olmayan ürün kaynaklı. En sıklıkla kozmetikler, kişisel bakım ürünleri, temizlik maddeleri, bitkiler, hidrokarbonlar ile meydana geliyor. Geri kalan yüzde 40'ı ise ateş ve ağrı giderici, öksürük, soğuk algınlığı ilaçları, antimikrobiyal ajanlar ve vitaminler oluşturuyor. 'ZEHİRLEYEN' İLAÇLAR En sık zehirlenme yapan ilaçlar şunlar: "Ağrı ve ateş düşürücüler, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, ağızdan alınan kontraseptifler, antibiyotikler, benzo-diazepinler, vitamin preparatları, lokal kullanılan ilaçlar, astım ilaçları, antihistaminikler, antidepresanlar ve demir preparatlar". Uzmanlar, toksik (zehirli) maddelerin vücudun hemen her sistemini etkilediğini ifade ederek, belirti ve bulguları şöyle bildiriyor: "Bulantı, kusma, karın ağrısı, yürüme bozukluğu, şuur kapanıklığı, konvülziyon (havale geçirme), ateş, görme bozukluğu, halüsinasyonlar, aritmiler (ritm bozuklukları) ve siyanoz (morarma)." İlaçla zehirlenme halinde kusmuk, idrar gibi maddelerin mümkünse hekime getirilmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, hastanın, hastanelerin acil polikliniklerine götürülmesi gereğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, zehirlenmelerin ancak, 'İlaç ve toksik maddelerin güvenli paketleme ve muhafazası, zehir etkisinin kontrolü, çevrenin düzeltilmesi, zehirlerin ev dışında muhafazası, ürünlerin emniyetli depolama ve kullanılması, etkin gözlem, sosyal, psikolojik ve ekonomik faktörlerin değişmesi, eğitim, farkında olmayı ve bilgiyi arttırmak, tavır ve davranışları değiştirmek, kişisel danışmanlık, grup eğitimi, yazılı ve sözlü basın araçları ile yoğun kampanyalar, zehir danışma merkezi telefonlarının öğrenilmesi ve kullanılması ile azaltılabileceğini' ifade ediyor. |
Tatil yaparken suda boğulmalara dikkat
-------------------------------------------------------------------------------- Yazın gelmesiyle birlikte suda boğulma olayları da artıyor. Boğulma olayının yüzme bilenlerin bile başına gelebileceğini ifade eden uzmanlar, suda boğulanların yalnızca yüzde 50'sinin yüzme bilmediğini, bu nedenle yüzme bilenlerin de gerekli önlemleri almaları gerektiğini belirtiyorlar. Bu arada boğulma vakalarında kişiye uygulanacak olan müdahalenin kesinlikle ilk yardım eğitimi almış ve bilinçli kişilerce yapılması gerektiği belirtiliyor. Boğulmalarda ilk yardımın temel amacının, akciğerlere hava girmesini sağlamak olduğunu belirten uzmanlar, ilk yardıma mümkün olduğunca zaman geçirmeden başlanması gerektiğini ifade ediyorlar. Buna göre, boğulma tehlikesi geçiren bir kişiye yapılacak uygulama şöyle anlatılıyor: - Kazazede sudan çıkarılır çıkartılmaz, ağzında protez varsa alınmalı ve boğazındaki salgılar temizlenmeli, başı iyice arkaya yatırılarak, altçenesi iki elle kavranıp aşağıya ve geriye çekilmeli, bu arada başparmaklar ağzı açık tutmalı, ağızdan ağza yapay solunum uygulanmalı ve göğüs kafesine düzenli aralıklarla bastırarak kapalı kalp masajı yapılmalıdır. - Yapay solunum uygulamak için kazazedenin başı arkaya eğilir, ensesinin altına bir el ya da katlanmış giysiler sokulur. Öteki el ise kazazedenin alnına, işaret ve baş parmaklar burnu kapatacak biçimde yerleştirilir. Yardım eden kişi derin bir soluk aldıktan sonra, dudaklarını kazazedenin dudaklarının üstüne yerleştirir ve soluğunu güçle verir. Kazazede çocuksa soluk verme fazla güçlü olmamalıdır. Soluk verdikten sonra kazazedenin soluk vermesine izin vermek amacıyla ağzı açık tutulur. - Bu işlem iki kez daha yinelendikten sonra göğüs kafesine bastırarak kalp masajına başlanır. Bunun için kazazedenin yanı başına diz çökerek bir el göğüs kemiğinin alt bölümüne, öteki el ise bu elin sırtına yerleştirilir. Göğüs kemiğine omzun ve vücudun ağırlığı gelecek ve 30-40 kiloluk bir güç oluşturacak biçimde güçle bastırıldıktan sonra hızla bırakılır. İki soluk verdikten sonra göğse 15 bası uygulanır. - Ağızdan ağza solunumun mümkün olmadığı durumlarda Halger-Nielsen ya da Silvester yöntemine başvurulabilir. - Halger-Nielsen yöntemi kazazedeyi sırtüstü yatırmanın mümkün olmadığı zamanlarda yararlıdır. Yardım eden kişi avuçlarını kazazedenin kürek kemiklerinin hemen altına koyar; kazazede bu arada olanaklıysa ayakları başından daha alçakta ve kolları yüzünün altında birbirine kavuşmuş olarak yatırılır. Yardım eden kişi kollarıyla kazazedenin sırtına bastırarak, havanın dışarı çıkmasını, daha sonra kazazedenin dirseklerini tutarak kendisine ve yukarıya doğru çekip göğsün genişlemesini ve akciğerlere hava girmesini sağlar. Daha sonra kollar özenle yere konur, bası manevrası yinelenir. Bu manevra dakikada 12-15 kez yinelenmelidir. - Silvester yönteminde, kazazede sırtüstü yatırılır; omuzlarının altına kalın bir şey konur. Yardım eden kazazedenin başucunda, bacakları başın her iki yanında olacak biçimde oturur. Kazazedenin kolları bileğin hemen üstünden sıkıca yakalandıktan sonra, son kaburgaların düzeyinde göğsün üstüne doğru dirençle karşılaşana değin bükülür. Bu anda hava akciğerlerden çıkar. Daha sonra kollar başın üstünde dışa yukarıya ve geriye kaldırılarak göğsün genişlemesi ve havanın pasif yolla akciğerlere girmesi sağlanır, kollar yavaşça göğse geri getirilir. Bu manevra dakikada 10-12 kez yinelenir. |
Suda egzersizle kalbe sağlık depolayın
-------------------------------------------------------------------------------- Aşırı kilonun kalp yetersizliği riskini artırdığını belirten uzmanlar, suda egzersiz yaparak fazla kiloların daha çabuk verilebileceğini bildirdi. "Hekimce" adlı web sitesinden alınan bilgilere göre, erkeklerdeki kalp yetersizliği vakalarının yüzde 11'i, kadınlardaki kalp yetersizliği vakalarının ise yüzde 14'ü fazla kilolardan kaynaklanıyor. Fazla kilolu kadınlarda normal kilolu kadınlara göre kalp yetersizliği iki kat artarken, fazla kilolu erkeklerde bu oran yüzde 90'ı buluyor. Suda egzersiz yaparak vücut kaslarını daha fazla çalıştırmak ve daha çok kalori yakmak mümkün. Suyun havadan 50 kat daha fazla olan direnci sayesinde, su içinde yapılan egzersizler daha etkili oluyor. Suda yapılan hareketler özellikle eklemler ve kaburga üzerinde etkili hale geliyor. Su, vücudun her tarafında direnç yarattığı için vücudun her bölgesinden eşit şekilde kilo veriliyor ve tüm kasların çalışması sağlanıyor. Uzmanlar, 400 kaloriden kurtulmak için sadece 30 dakika yüzmenin yeterli olduğunu belirtiyor. Suda yapılan 10 dakikalık spor, karadaki yarım saatlik yürüyüşle aynı etkiye sahip; su egzersizleri zamandan tasarruf sağlarken, daha çok kalori yakılmasını sağlıyor. Su içinde yapılabilecek birçok egzersiz önerilirken, "dalga kırmak" adlı egzersiz hareketleri şöyle sıralanıyor: "Kalçalarınıza kadar suyun içine girin. Önce sırtınızı dönerek gelen dalgalara karşı koymaya çalışın. Suyun gücüne karşı koymaya çalışmanız size önemli miktarda bir kalori harcaması yaptırır. Karın ve sırt kaslarınızı bu sırada gergin tutup, kollarınızı iki yana açarak dengede durmaya gayret gösterin. Daha sonra yüzünüzü dönün ve düşmeden dalgalarla boğuşmayı deneyin." Uzmanlar ayrıca, su altında paletlerle yüzmenin bacak, kalça, karın ve sırt kaslarını ciddi şekilde güçlendirdiğini belirtiyor. Uzmanlar, suyun kaldırma kuvvetinden yararlanıp sırtüstü yatmanın da boynu ve bel bölgesini rahatlatarak, sırt ağrılarını giderdiğini kaydediyor. |
Gastroözefageal Reflü hastalığı nedir?
-------------------------------------------------------------------------------- Mide içeriğinin (asidinin) patolojik şekilde mideden özefagusa (yemek borusuna) doğru geri kaçışı gastroözefageal reflü'dür. Hastalar göğüs kafesinin arkasında yanma (heartburn) şikayeti ile başvurabilirler. Bazen yemek borusunun arkasındaki yanmanın yanı sıra ağza gıdaların ve acı suyun gelmesidir. Özefageal reflü sıklıkla yemeklerden sonra olur. Gastroözefageal reflü hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sıktır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun %20?sinde gastroözefageal reflü hastalığı bulunmuştur. NEDENLERİ NELERDİR? Gastroözefageal reflü hastalığının semptomlarının (bulgularının) kökeninde yemek borusunun uzun bir süre, fazla miktarda mide asidik içeriği ile teması yatmaktadır. Mide asidik içeriğinin yemek borusu ile uzun süreli teması yemek borusunda hasara yol açar ve bu da yanma hissine sebep olur. Normal olarak yemek borusunun alt ucundaki alt özefagus sfinkteri dediğimiz kastan oluşmuş kapak benzeri bir yapı vardır. Bu yapı asidin yemek borusuna geri kaçmasını önleyerek midenin içinde kalmasını sağlar. Reflü hastalığında ise bu sfinkter sık aralıklar ile gevşer ve mide asidik içeriği yemek borusuna geri kaçar. KOPMLİKASYONLARI NELERDİR? Eğer reflü tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlarla seyredebilir. Örneğin yemek borusunda darlık, kanama ve mukozada prekanseröz(kanser öncesi ) bir takım değişikliklere (barrett özefagusu) neden olabilir. Sizi ve doktorunuzu uyarması gereken semptomlar şunlardır; 1- Yutma güçlüğü (disfaji) 2- Kanama 3- Boğulma hissi, öksürük, ses kısıklığı 4- Kilo kaybı Birçok hastadan asidin yukarı gelmesi, yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlarla kontrol edilebilir. YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR? 1- Sigara bırakılmalıdır. Tütün asidi dengeleyen koruyucu mekanizmalara zarar verir.Asit üretimini uyararak ve yemek borusu ile mide arasındaki kasların gevşemesine de yol açarak asit reflüsüne yol açar. 2- Gazlı ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır. 3- Alkol, çikolata,kafein, kahve, çay, yağlı, baharatlı yiyecekler ve domates gibi asidi arttıran yiyeceklerden kaçınılmalıdır.Kilo verilmesi önerilir.Yatmadan en az 3 saat önce yemek sona erdirilmelidir.Yatağın baş ucunun kaldırılması gece boyunca asit reflüsünü önleyecektir.Sıkı kemer ve giysilerden kaçınılmalıdır. MEDİKAL İLAÇLARLA TEDAVİ NEDİR ? Gastroözefageal reflü hastalığının organik bir sebebi vardır. Genelde sadece yaşam tarzı değişikliği ile önlenemez gastroözefageal reflü hastalığında medikal tedavi çok önemli bir yer tutar. Medikal tedavide yer alan anti asit grubu ilaçlar yemek borusunu koruyarak ve mide asiditesini bastırarak tedaviye yardımcı olurlar. Doktorunuzun önerisi ile alınır. Mide asidini bastıran H2 blokerleri ve proton pompa inhibitörleri denilen ilaçlar da doktorunuzun öngöreceği dozlarda kullanılmalıdır. Medikal tedavi ile hastaların çoğunda gastroözefageal reflü hastalığının bulguları önlenebilir. Bu ilaçların yanı sıra asidin yemek borusundan mideye aşağı doğru geçişini kolaylaştıran Prokinetik ilaçlar da tedavide yer alırlar. |
Güneş Gözlükleri ve Koruyucu Camların Özellikleri
-------------------------------------------------------------------------------- Güneş Gözlükleri ve Koruyucu Camların Özellikleri Güneş kaynaklı ve İnsan için(özellikle cilt ve göz) zararlı ışınlar, UV(Ultraviole), daha küçük dalga boyundaki ışınlar ve IR(lnfra red) denilen daha büyük dalga boyundaki ışınlardır. Küçük dalga boyundaki ışınlar radyasyon etkisi, büyük dalga boyundaki ışınlar ise termik(lsı) etki ile organizmaya zarar verirler. Güneşten yayılan ışınların dalga boyu, 400-800 nanometre arasında bir dağılım gösterir. Atmosfer, zararlı ışınların büyük bir kısmını filtre etmesine rağmen, yine de gün ışığında göze zarar verecek derecede UV ve IR ışını vardır. Özellikle son yıllarda üzerinde sıkça durulan ozon tabakasının incelmesiyle dünyaya daha fazla zararlı ışının ulaşması, İnsan sağlığı üzerindeki tehditleri de artırır hale gelmiştir. UV ışınlarından UV -B, önlem alınmadığında cilt yanıkları oluştururken, UV -A ve özellikle UV -C gözler için zararlı olmaktadır. Böyle bir durumda yukarıda bahsedilen zararlı ışınlardan gözlerimizi korumak, ideal bir güneş gözlüğü ile mümkün olacaktır. İdeal bir güneş gözlüğü Camı, UV ve IR ışınlarını etkili oranlarda absorbe ederek (emerek), bunların göze zarar vermesini engeller. Ayrıca göze ulaşan ışık tayfını kontrastı artıracak şekilde filtre ederek, görüşü de artırırlar. Özellikle açık renkli göze sahip insanlar(mavi, yeşil gözler gibi) bu konuda daha hassastır. Çünkü gözdeki pigmentler, göze giren ışınların indirgenmesini ve etkisinin aza1masını sağlarlar. Ayrıca bazı göz hastalıkları, gözün güneş ışınlarından daha fazla etkilenmesine neden olur. (Allerjik konjonktivit, kuru göz, retinitis pigmentoza, albinizm gibi) |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:06 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.