![]() |
Oğul Şiiri
Bir oğul, bir oğul, bir oğul Senin ve benim olacak bir oğul için yalvardım, bu alazlı kucaklaşma günlerinde, yayılırken bu muhteşem ışık alnıma ve işlerken senin tatlı sözlerin yüreğime. 'Bir oğul', diye bağırdım taze filizleri göğe doğru yayan İsa gözlü bir oğul, kocaman ve berrak, şaşırtıcı alnı ve arzulu dudaklarıyla. Çelenk gibi kolları boynumda kenetlenmiş, hayatımın bereketli kaynağı damarlarında, ve içimden yükselen muhteşem, müsrif bir esans kutsuyor yeryüzünün bütün tepelerini. hamile kadınları gördüğümüzde bakıyorduk titreyen dudaklarla ve yalvaran gözlerle, ve aşkla meşkle geçtik kalabalık içinden iki tatlı çocuk gözü kör koydu gitti bizi! *******i, mutluluktan ve hayallerden ötürü uykusuz, kimse gelmedi şehvetten yanarak yatağıma. Şarkılarla kuşanmış olarak uzattım elimi doğacak olana doğru, gerdim göğsümü... Günışığı yeterince güçlü değildi O'nu yıkamam için, İlentiyle baktım kaba dizlerime. Yüreğimin kulağını titretti bu büyük armağan, ve alçakgönüllüce aktı gözyaşlarım. Ölümün kirli ayrılışında korkmadım; çocuğun gözleri beni karanlıktan kurtarırdı çünkü. Dolaşmak isterdim bakışım için resmiyle O'nun duraksayan ışıktaki sabah güneşi gibi. Şimdi otuz yaşındayım, ve şakaklarımda izleri var ölüm küllerinin. Günlerime damlıyor efkarın usul gözyaşları tuzlu ve soğuk kutupların dinmez yağmuru gibi. Çam-ağacı tutuşup yanarken kayıtsızca düşünüp durdum oğlumun nasıl olabileceğini - yorgun ağzımla, acılı yüreğimle ve yenik sesimle bana benzeyen bir bebecik. Ve senin yüreğinle, ey zehirli meyva, beni yeniden geri çevirmek isteyen dudaklarınla senin. Göğsümde kırk ay bile uyumayacaktır, değil mi ki senin oğlundur Ve terkedecektir beni O en kısa zamanda. Çiçeklenen hangi bahçelerde, dalgalanan hangi göller boyunca yunmak mı isteyecek kanından benim üzüntümü ilkbahar geldiğinde bütün adımlarım efkarın karanlığında gömülüyken ve her akşam konuşurken kanında ağır bir gizemle? Ve bir gün gönül-kırıcı bir ağızla bana tıpkı benim babama sorduğum gibi bir soru sormasının korkusu: - Neden senin acılı tenin benim kaynağım oldu, neden aktı anamın göğsünden nektar? Acıyla karışık sevinç duyuyorum şimdi toprağın altında yatağında uyuduğun için, ellerimde bir oğulu tutamayacağım için Değil mi ki ben de elemsiz ve tövbesiz uyuyacağım altında bir böğürtlen-çalısının. Ve gözlerimi kapayacağım, serkeşce dinleyeceğim ölümün arasından, erimiş dizlerim üstünde, acıyla çekilmiş ağzımla göreceğim O'nu geçerken bakışındaki heyacanımla. Ve bulmayacak beni Tanrı'nın huzuru: kötülük kırbaçlayacak suçsuz tenimi ve akacak sonsuzca damarlarımdan kanım geriye çekilen gözleri ve alınları için çocuklarımın. Beni boğan memelerim ve zürriyetimin öldüğü dölyatağım kutlu olsun! Anamın yüzü dolaşmıyor artık dünyada ve sesi bir şikayeti çığlıklıyor rüzgârda. Yükselen ve yere düşen küle dönüştü orman, tekrar yeşil ve yeşil baltanın vuruşu için. Hasattan sonra gitmemek için düşünüyorum soyumla birlikte gidiyorum değişmez gecede. Sanki ödedim bütün ırkımın borcunu sızladı durdu memelerim acıların vızıltısıyla. Her bir saati tam ve hakkını vererek yaşıyorum. Damarlarımda akıyor kan kekrece denize akan bir ırmak gibi. Benimle kör olacak elbet zavallı ölülerim ki bakarlar korkuyla gündoğumuna ve batımına. Ve ateşli duaları susturur dudaklarımı şarkı söyleyeceğim zaman, tamamen dilsizleşmeden önce. Yiyecek yığmadım ambara, eğitmedim kendimi güvencelemek için en son nefesimdeki merhameti, yatağımda uzanırken dilsiz ve felçli ve yoklarken elim ince çarşafı. Başkalarının çocuklarına dadılık ettim, doldurdum ambarı cennetsi buğdayla, ama beklediğim Sen'din sadece, Cennetteki Baba: kabul et benim dilenci suratımı, ölürsem eğer bu gece! |
Oğul
Ah, oğul, bilir misin, bilir misin, nereden gelirsin? Beyaz ve aç martılı bir gölden. Kış suyunun yakınında yola koyulduk, o ve ben, alazlanan bir ateş gibi öyle kızıl, yıprandı dudaklarımız ruhların öpüşleriyle, fırlattı her şeyi ateşe, yandı hayatlarımız. İşte böyle geldin dünyaya. Fakat o – görmek için beni ve görmek için seni bir gün aştı denizleri ve ben – dolamak için onun küçük belini dolandım durdum bütün dünyayı, savaşlarla ve dağlarla, kumlarla ve dikenlerle. İşte böyle geldin dünyaya. Bir çok yerden geliyorsun sen, sudan ve topraktan, ateşten ve kardan, uzak diyarlardan geliyorsun ikimize doğru, bizi zincire vurdu o korkunç sevda, bilmek istiyoruz bu yüzden, nasıl olduğunu, bize ne anlatacağını, çünkü sana verdiğimiz dünya hakkında daha çok şey biliyorsun sen. Muazzam bir fırtına gibi çalkaladık hayatın ağacını ta köklerinin en gizli lifine dek, ve görünüyorsun şimdi şakıyarak yapraklarda, seninle birlikte ulaştığımız dalın en yükseğinde. |
O Şirin Bağrının İçinde Olaydım Keşke
O şirin bağrının içinde olaydım keşke (Ah ne güzel ne de şirin!) Hiç bir yabansı yelin bana ulaşamayacağı yerde. Bedbaht hırçınlıklar yüzünden Olmak isterdim bağrının içinde. İsterdim her daim yüreğinde olmak (Ah usulca çalıyorum kapını ve yalvarıyorum!) Orada payıma düşen yalnızca huzur olacak. Hiç bir sertlikten incinmeyeceğim Yüreğinde kiracı olarak. |
O'nun İçin
O'nun için, çayır altında küçük bir kaynak gibi uzanıp uyumam O'nun için - acı çektirme bana, zahmete sokma beni. Bağışla bana her şeyi: benim örtülü masalarla çevrili hoşnutsuzluğumu ve bütün seslere karşı duyduğum isteksizliğimi. Anlatın bana evinizin sıkıntılarını, yoksulluğu ve ızdıraplarınızı - ama önce altını değiştireyim çocuğumun. Alnımda, göğsümde, dokunduğunuz her yanımdadır çocuğum ve sızlanır durur sizlerin O'na eklediği yara üstündeki bir yanıt gibi. |
Nokta
Elemden daha engin bir yer yok, orada kanayandan başka evren yok. |
Nina’ya Küçük Bir Şarkı
Benim hayatım handiyse bir şişe değerinde depoziti için bekliyorum burada, sen yanımda olduğunda başka ama sen hûri-melek. Göbeğimin etisin, başıma bela olan şişko işkembem, hoşlandığını söylüyorsun kesin bir şekilde- sen bana her zaman sevgili! Ama nasıl yaraşayım ki senin fidan boyuna? İçiyorum ruhu bedeninde geniş kalça-tasta. Sen benim nefesim, oksijenim, sen benim canımın canânı. Bir alık yarışatı-çocuğuyum ben, sana haddinden çok yakın duran. Biliyorum, sürüp gitmez bu böyle. Başka bir sevdiğin var senin. Ama sen öğrettin bana sevdayı, sen bana her zaman sevgili. |
Niçin Uçuyor Gecenin Şapkası
Niçin uçuyor gecenin şapkası onca delikle? Ateşle gezmeye giderken ne diyor o eski kül? Niçin ağlar bulutlar böyle ve daha da sevinçli olurlar her gün? Karanlıkların gölgesinde kimin için alazlandırılır güneşin toz yolu? Kaç tane arısı vardır acaba günün? |
Niçin Solgun Giysilerim
Niçin solgun giysilerim sallanır bir bayrak gibi? Ara sıra kötücül müyüm yoksa her zaman iyi miyim? İyiliği mi öğreniriz yoksa iyiliğin maskesini mi? Kötücül beyaz değil midir gül çalısı ve siyah değil midir iyiliğin çiçekleri? Kim belirler adları ve numaraları sayısız masumlar için? |
Niçin Sevmiyorum
Niçin sevmiyorum kadın ve sidik kokulu kentleri? Döşeklerden hiddetle çarpan büyük bir okyanus değil midir kent? Yok mudur rüzgârlar okyanusunun adaları ve palmiyeleri? Niçin dönüyorum geriye o muazzam okyanusun aldırışsızlığına? |
Niçin Güneş Kötü Bir Arkadaştır
Niçin güneş kötü bir arkadaştır çöldeki seyyah için? Ve niçin o denli cana yakındır, hastane bahçesindeki güneş? Ayın ağına burada yakalanmış olan kuş mudur yoksa balık mıdır? En sonunda kendimi bulduğum yer beni yitirdiğiniz yer miydi? |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:10 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.