![]() |
Benmişim
Sahralarda esatiri ararken Bir de baktım sahralarda benmişim Mecnun'dan bir yüce aşkı sorarken Bir de baktım aşk deryası benmişim Serap olmaz sevenlerin gözünde Sevda yatar ariflerin özünde Su afak şu semavatın yüzünde Gezen bulut yağan yağmur benmişim Dizi dizi sonsuza uçar kuşlar Aşıklara düz olur sarp yokuşlar Viraneye ağıt yakar baykuşlar Gülzarda şakıyan bülbül benmişim Dil zorlanır âşık hâlin demeğe Mekân yetmez gönüldeki dileğe İmrenirken günah bilmez meleğe Meğer âlemlere sultan benmişim Zeynel'im aşkla yıkadım kalbimi Çiğneye çiğneye aştım bendimi Hakk'ın kollarına attım kendimi Meğer O'nsuz hiç O'nla güç benmişim 1990-Çatalca Zeynal Yaman |
Bir Ayrılık Var Diyorlar
Neşe eksem gam biter Hazin hazin bülbül öter Dünyada ölümden beter Bir ayrılık var diyorlar Rüzgâr eser ılık ılık Şarkılarda beste yanık Gurbet elde âlem tanık Bir ayrılık var diyorlar Yaşın yaşın mektup ağlar Mektup değil anam ağlar Her hecesi yürek dağlar Bir ayrılık var diyorlar Gam yollamış mektup yazan Uzan dert zincirim uzan Gurbet elde mezar kazan Bir ayrılık var diyorlar Zeynel yolcu gelir geçer Ecel şerbetini içer Deste deste ömür biçer Bir ayrılık var diyorlar 1987 Zeynal Yaman |
Bir Hayali İzdivaç
Ellerimizle yıktığımız günden beri Doğu Kapısı'nı Bir hâyâli izdivaç uğruna bekleriz Batı Kapısı'nı 1990 Zeynal Yaman |
Bir Masal Dinlemiştim
Bir masal dinlemiştim çocukken Yani henüz daha ermemişken rüştüne Bir masal dinlemiştim Yeditepe üstüne Güneşin bir başka doğuşu varmış burda Bir başka batışı... Kralları, kraliçeleri varmış buranın Köşkleri, sarayları varmış Aşkları varmış anlatılacak Söylenecek şarkıları varmış Ağlasan, ağlarmış burası Gülsen, gülermiş Bulutları varmış ıslak ıslak Toprağı varmış tarih kokan Derler ki: “Burayı Hızır bulmuş” Burası İSTANBUL’MUŞ Hangi tepeden baksan bir başka görünürmüş Her devrin bir rengi varmış burda Her kutsalın izi… Surları varmış yorgun, yaralı Hisarları varmış mağrur bakan Gökleri delen kuleleri varmış Yerebatan sarnıçları... Çan sesleri duyulurmuş Bizans’ın Kiliseleri, havraları varmış Kaygısız zikretsinler diye gölgesinde zamanın Okunan ezanları varmış. Camileri varmış melek kokan Mescitleri varmış tertemiz. *******i inleyen dergâhları varmış *******i uyumayan dervişleri… Göklerden inen melekleri varmış Göklere çıkan dilekleri… Üçleri, Yedileri, Kırkları varmış Çeşit çeşit ırkları varmış Dilleri varmış farklı farklı Renkleri varmış siyah, beyaz… Bütün kutsallar burda toplanmış Burda tanışmış inançlar Burda yaşanmış kardeşlik dolu-dizgin Burda sevmiş insanlar birbirini Derler ki: “Âdem’in ruhu sinmiş buraya” Herkes burada kendini bulmuş Burası İSTANBULMUŞ *******i bir başkaymış buranın Gündüzleri bir başka Yakamozları varmış gözleri alan Mehtapları varmış dalınacak Hüzzam bir şarkı gibi akarmış Boğaz Rüzgâr bestelermiş şarkılarını Yaralı bir incisi varmış Boğaz’ın Adına Kız Kulesi derlermiş Pek derinmiş pek eskiymiş yarası *******i inler gündüzleri ağlarmış Türküleri varmış yanık yanık Umutlar varmış solmayan Aşkları varmış temiz, lekesiz Sabahı bir başkaymış buranın Akşamı bir başka Bülbül sesleriyle uyanırmış insanlar Gül kokarmış havası Esen bâd-ı sabâsı varmış Hep besmeleyle açılırmış kapılar İnsanların merhabası varmış Erkeklere 'efendi' derlermiş burda Kadınlara 'hanım' Hep saygıyla eğilirmiş birbirine başlar Hep sevgiyle kucaklaşırmış insanlar Büyüğü, küçüğü tanırmış Küçüğü, büyüğü Duyguların bile rengi varmış burda Sarı, kırmızı, pembe… Denizi bir başkaymış buranın Karası bir başka Yalıları varmış Boğaz’a nazır Evleri varmış huzur kokan Soğuktan donmasın diye kuşlar Evlerin bağrına yuvalar yapmışlar Kuşların bile hukuku varmış burda Kuşların bile huzuru... Güvercinler uçarmış havada Özgür, kaygısız Güvercinler konarmış her yere Herkese uzanan bir merhamet eli varmış Herkese açılan bir yürek... Çiçekleri varmış evlerin önünde Çiçeklerin dili varmış: Kimi “hasta var” dermiş burada Kimi “genç bir kız…” Ya sessiz geçermiş gençler buradan Ya başını eğermiş Hayat burda bir mektepmiş Hayat burda bir edepmiş Bir başkaymış kışı-yazı buranın Bir başkaymış baharı Kışında donarmış zaman Yazında erirmiş Hüznü anlatırmış sonbaharı Dökülürmüş yapraklar dalından Demet demet Ve toprağa göklerden inermiş yağmur Rahmet rahmet Hüznü dahi güzelmiş buranın Hüznü dahi özelmiş “Melâli anlamayan nesle yokmuş âşinalığı” Derler ki: ' Hüzün burada tahtını bulmuş ' Burası İSTANBUL’MUŞ Adalar, yarımadalar diyarıymış burası Gölleri varmış küçük-büyük Irmakları varmış çağlayan Çınarları varmış asırlık Bir sevdanın adıymış burası Bin sevdanın macerası Kalbin bir başka atışı varmış burda Bir başka duruşu Aşkları varmış deniz aşırı Âşıkları varmış Kafdağı’nın ardında Merhem bulmak için bağrındaki yaraya Âşıklar çıkarmış Çamlıca’ya Hep sevda rüzgârı esermiş burda Hep aşkı anlatırmış şarkılar “Bâki kalan bir hoş sadâsı varmış” Göksu’yu, İstinye’si, Moda’sı varmış Daha daha neleri varmış Galata’sı, fener’i varmış Halici varmış berrak, duru Yüzen kuğuları varmış Uçan martıları… Hep hazır beklermiş iskelede kayıklar Mutrıb-ı Pâkîzeleri varmış Sa’dâbâd’da gezermiş âşıklar Seyredilecek Kasr-ı cinânları varmış Çeşmeleri varmış gürül gürül akan İçilecek âb-ı hayâtları varmış Ağlasa acısını duyarmış buranın Gülse neşesini Bir Nedîm-i şeydâsı varmış Her bir yeri ayrı bir masalmış buranın Her bir yeri ayrı bir güzelmiş Derler ki: ' Musa’nın balığı burda atlamış suya Burda dirilmiş ölüler Burda buluşmuş Hızır’la Musa Burda çıkmışlar o meşhur yolculuğa ' Her tepesi bir kûh-u tecelliymiş buranın Her deresi bir Nil'miş. Kuyuları varmış Yusuf'a gebe Yakupları varmış yollara bakan. Bir hasretin adıymış burası Bin hasretin mirası Zaman çıkarken zirvesine Çöller hamileymiş Nebi'sine Âleme son kez bir Nebi gelmiş Gözleri zamanı delmiş. Muhammed’in (sav) müjdesi varmış burda Muhammed’in (sav) gözdesi... Eyyûb’un sabrı, Sultanların vakarı varmış. Derler ki: “Emanet ehlini burda bulmuş” Burası İSTANBULMUŞ Bir masal dinlemiştim çocukken Yani henüz daha ermemişken rüştüne Bir masal dinlemiştim Yeditepe üstüne Gözlerimde bir ışık belirmişti Ruhumda inşirah Sevdası, sevdam olmuştu buranın Hüznü, hüznüm Sonra, duydum ki bir Sam Yeli esmiş Kurutmuş her güzel sevdayı burda Sokağı ölüm olmuş Gecesi kan, Gündüzü tufan olmuş. 'Dağı-taşı altın' diyen Buraya dolmuş. Gece kazmışlar... Gündüz kazmışlar... Almak için başındaki tacını Yeniden bir kader yazmışlar Nicedir diye sordum hâlini Tek kelimeyle 'keder' yazmışlar 'Aşk vefâ ister' diye Ben de düştüm yollara Anadolu’dan geldim buraya Baktım, âşıklar geçsin diye Rumeli’ne Bir kemer takmışlar Boğaz’ın beline Hâlâ güzelmiş burası Hâlâ özelmiş Şimdi elimde ölü bir balık Haliç’in kıyısındayım Bir balığa bakıyorum bir Haliç’e Balık atladığı an suya Hızır’la buluşacağım Sonra binip bir sandala Haliç’te dolaşacağım Bir seher vakti tırmanıp surlara Yârimle buluşacağım Betonlardan soyup yârimi İpeklere saracağım Çıkarıp koynumdan annemden kalma yüzüğü Parmağına takacağım Mehtaplı bir gecede çıkıp Çamlıca’ya Boğaz'a bakacağım Bir an geçip kendimden Âleme haykıracağım: Âşık mâşukunu burda bulmuş Burası İSTANBULMUŞ Bursa- 09.04.2006, Saat:230 Zeynal Yaman |
Bir zamanlar Seven yüreğimiz Vardı
Bir zamanlar seven yüreğimiz vardı O yürekte açan güllerimiz vardı O güller ki her an sevgi kokardı Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar Aşk deryasından yükselen bir buluttuk Hep yanık bağırların yolunu tuttuk Bu yüzden gönül tahtına kurulmuştuk Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar Tecelligâhıdır diye Yaradan’ın Kırmazdık gönüllerini insanların Gülüydük, çiçeğiydik bütün dünyanın Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar Hacı Bektaş’tık, Yunus’tuk, Mevlana’ydık Âlemin derdini, gamını duyardık Yetmiş iki milleti kardeş sayardık Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar Nebiler Nebisi’nden gelen fermanı Zirveye taşırken milletin irfanı Tahtına kurulmuştu Gönül Sultanı Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar Sevda yatağından akarken suyumuz Yusuflara hayat verirdi kuyumuz Her çiçekten daha âlayken bûyumuz Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar İbrahim’dik, yalnız dost idik Mevla’ya Hiçbir kimseyi sokmaz idik araya Bundandır ki Lokman idik yaraya Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar Her hâlimizden emin iken komşumuz Gamsız, kaygısız akar idi suyumuz Ne oldu ki böyle değişti huyumuz Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar Cana kıymak âleme kıymak demekti Amacımız helâl bir lokma yemekti Bundandır ki hep makbul olan emekti Bu hâl bizim hâlimiz değildir dostlar Gelin dostlar o iklimlere gidelim Herkesi dost herkesi kardeş bilelim Ve sonra bu diyara geri dönelim Bu hâl bizim halimiz değildir dostlar Mevla’m göndermiş aşkın gonca gülünü Yaksın diye alevinde bülbülünü Eğer görmediyseniz hâlâ külünü Bu hâl bizim halimiz değildir dostlar Aşkın kadehinden içmeseydi Mecnun Çeker miydi bunca yıl kahrını kumun Sevgisiz yarını olur mu toplumun Bu hâl bizim halimiz değildir dostlar Dağları Ferhat’a deldiren o sevda Gün olur, gelir Şirin’i sorar da Bir Şirin bulamazsa bu diyarda Bu hâl bizim halimiz değildir dostlar Zeynal, yeter, haddi aşma, sınırda kal Önce aşkın deryasına kendin bir dal Sonra âvazını şu gökkubbeye sal Bu hâl bizim halimiz değildir dostlar 27 -10-2007 Zeynal Yaman |
Biz Öğretmeniz
Biz öğretmeniz. Bir ulvi mana taşır adımız. Asırlarca bizden feyiz aldı Çağlara damga vuran ecdadımız. Biz öğretmeniz. Hoca Ahmet Yesevi’dir pirimiz. Bir işaretle düştük yollara Kalbimizde sevgi, dilimizde hikmet Türkistan’dan geldik. Sel olup aktık Bilgi vadisinde yol aldık Gezdik diyar diyar Ne sitem ettik ne de yorulduk Açtık Anadolu kapısının kilidini Sarı Saltık’tan geldik. Kurşun sıkıp cehle İlme ram olduk. Amil olup ihlâs ile tam olduk. Erip aşk sarayında söz irfanına Erenler meclisine ikram olduk. Hak dedik, hukuk dedik Gazilere yol gösterdik Bir boydan bir devlet kurduk Şeyh Edibali’den geldik. Kin biledik karanlığa Işığını paylaştık âlimlerin Tenevvür gelsin diye her yere Atımızın başını çevirdik Kostantin’e. Sur yıkıldı, Bizans dize geldi Akşemsettin’den geldik. Dünya karanlıkta kovalarken cinlerini Biz tahsil ettik asrın ilimlerini. Çağ yükseldi, zaman doruğa erdi. Bir Sultan gerdi yayını Ok uçtu menzile vardı Şaha kalktı atımız Ayağının çamuru Sultan’a erdi. “Bu çamur süsüdür kaftanımın Ölünce kefenim olsun” dedi, Sultan. Bilge yükseldi, irfan göğe değdi İbni Kemal’den geldik. Kör dünyanın bağrına Bir şimşek gibi iniverdik ansızın Yırttık karanlıkları bir bir Nur sağdık dünyamıza. Asırlarca sürdü bu tenevvür Asırlarca sürdü bu koşu. Aydınlandı Doğu, aydınlandı Batı İbni Sina’dan geldik. Biz öğretmeniz Ufuklar dar geldi gönlümüze Hep maveraya aktık Kuşattık bütün zamanları Fethine çıktık gönüllerin Gün oldu Yunus olduk Gün oldu Karacaoğlan… Her gün bağrımızda çoğalan Bir sevdanın bahçıvanı olduk Yeşersin diye sevdamız Gözyaşlarımızla ıslattık toprağı Ümid-i vatan olduk. Sırtımızda bir yorgan bir döşek Gezdik Anadolu’yu baştanbaşa Yaraları saran olduk. Düz yapmak için yokuşu Anadolu kapısını açan bizdik. Bizdik çağ açıp çağ kapayan. Bugün yine biziz Kahpe kurşunlara kapı kapayan! Biz öğretmeniz. Gönlümüzde vatan aşkı Elimizde meşale Sürecek bu koşu sürecek Sonsuza dek… Zeynal Yaman |
Bizi Çarmıha Geremezsiniz (Neronlar güruhuna...)
Beni aramayın boşuna sarhoş masalarında Bulamazsınız Ben ' çukur adamların ' midesine inmeyecek kadar katıyım Kadehlere dolamazsınız Bırakın bu ısrarlı, tehditkâr bakışları Ne yapsanız ne etseniz boşuna Beni günah evlerine sokamazsınız Ben soysuzların ağzındaki sakız değilim Sığmam şarap kokan mekânlara Sahnelere koyamazsınız Ben, hep sahne arkasında kaldım Viranelerde ağladım Kırım'da, Azerbaycan'da kaldı aklım Mekke'de gönlüm, Filistin'de kolum Bosna'da umudum kaldı Ben ki bir büyük âlemin ayrılmaz parçasıyım Koparamazsınız Varın, siz şişelerin dibinde arayın medeniyeti Sonra kalkıp nutuk atın yalan-dolan Kimbilir...Belki çıkar üç-beş inanan Çoktan kapandı sizin devriniz, çoktan Yeni bir devir başlıyor artık Vazgeçin şu Şeflik pozlarından Kürek mahkûmu değilim ben Kırbaçlayamazsınız Bir uyanış nağmesi geliyor derinden Gözyaşlarım semalarda Sağamazsınız Dualarımız çoktan ulaştı menzile İnliyor sema inliyor arz Duyamazsınız Artık buluşuyor bedenimle ruhum Yakındır dirilmesi Tabutlarınız boş kalacak Yırtın kızıl kefenleri, yırtın Saracak bulamazsınız Ben ki sonsuzluk kervanında bir hizmet eri Ben ki mâverâ yolcusuyum Uğraşmayın...Varamazsınız Ey İsa'yı fikren çarmıha geren güruh! Anlayın, anlayın artık: Bizi çarmıha geremezsiniz 1994-Çankırı İ Zeynal Yaman |
Bozulursa Bir Devletin Nizamı
Bozulursa bir devletin nizamı Alimler ayak cahiller baş olur Ahuzar eder toplumun tamamı Kirpikler nemli mendiller yaş olur ............................................ ...........................................1994 Zeynal Yaman |
Bursa
Zaman ötesinden kalkıp gelen bir sevgilidir Bursa İnsan diyor ki zaman hiç akmasa hep burada dursa 1998,Bursa Zeynal Yaman |
Bütün Sıcaklığınla Gel
Hasretim dağ oldu gözyaşlarım sel Ne olur bütün sıcaklığınla gel Hicran dağını çözsün ılık bir yel Ne olur bütün sıcaklığınla gel Gel, gel ki şu âlemin gülsün yüzü Nev bahara dönsün ömrümün güzü Yokuşa basamak yapmadan düzü Ne olur bütün sıcaklığınla gel Eşklerim yıkasın rûy-i zemini Gönlüm limanındır bekler gemini Sen ki bütün beşerin en emini Ne olur bütün sıcaklığınla gel Gel ki şu karanlıklar zail olsun Âlem bir daha sana mail olsun Bu benden de şerefe nail olsun Ne olur bütün sıcaklığınla gel Zeynel ki yolunda âşık-ı zârdır Gül bahçesi bile dikendir-hârdır Sensiz bu geniş dünya bana dardır Ne olur bütün sıcaklığınla gel! 1997 Bursa Zeynal Yaman |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:09 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.