![]() |
Bile bile...
Ben Azrail’i sevdim! Her karşılaşmamızda suskundu, Yere bakıyordu gözleri. Ben onu hep sevdim! Elbise değiştirir gibi, Beden değiştiriyordu. Farklı farklı insanlardaydı hep Ben Azrailim olduğunu Bile bile hep sevdim onu Kalbimi öldürdü her defasında Bir yara açacağını, bir çentik daha atacağını Bile bile sevdim Kiminle geldi ise o Hoş geldin dedim. Ben Azrailimi delice sevdim Hep sevdim Vereceğim hiçbir şeyim Kalmayana dek! … |
Bilmeyiş...
Seyrettim selvileri,semaya olan sevgilerini Yazamayacaktım biliyordum Anlatamayacaktım sevgiyi Sadece seyredecektim selvileri ve semaya olan sevgilerini seyretmeyi seyredecektim biliyordum daha ötelere gidemeyeceğimi taaa uzaklarda kalabalık vardı taaa yakınım da ben taaa uzaklarda ben vardım taaa yakınlarda kalabalık biliyordum anlatamayacaktım sevgiyi anlatamayışımı kafiye ye uydurup yine seyredecektim bilmeyişimi |
Bin Puanlık Soru?
Bir yıldız kaydı yüreğimden Oysa saman yolu gibiydi eskiden Kayan o yıldızda sonuncuydu Zifiri karanlık sarmıştı akşamı beklemeden Afet tanımıştım Ama böylesini hiç yaşamamıştı Sualler pranga gibi sarmıştı ayak bileğimi Cevapları derin bir dehlizde gizli Bir şey vardı evet şey… Ben karanlıkta da görürdüm Korkmamda üstelik Ama neydi beni durduran Neyin sabırsızlığıydı bu? Keskin bir virajdayım üstelik Bir şey var acemiyim ama iyi araba kullanırım Bir soru hayat sana Tam bin puanlık Neydi beni durduran… |
Bir Kadının Çıplak Yüreği...
Elimde bir fırça önümde bir tuval Bembeyaz bir zemin Elimde ten rengi bir renk paleti Sadece buğday yanığı ve kırmızı renk tonları var üzerinde Birde kömür karası Zihnimde bir imge var Bir kadının çıplak yüreği Kömür karası saçları Buğday yanığı teni Saçları gözlerinin önüne düşmüş Eğik başı Sırtını dönmüş benle birlikte tüm aleme Gördüğüm kan kırmızısı sırtından sızan Yaralı ama umurunda bile değil Aksın istiyor damarlarındaki tüm kanı Dokunmama bile izin vermiyor Daha ne kadar hançer varsa saplansın istiyor sırtına Acımasızca Sağ avucunu kapatmış belliki bir şey saklıyor Nedir o diye soruyorum Bana bir şey olursa sen bak ona tamam mı diyor Canı yanıyor farkındayım İhanetini affedemiyor yaradanına Dokunulmasına izin verdiği için iman ışığına Geri dönüşü özlemiş gitmek istiyor Besbelli çok yorgun Kaybolmuş bir melek o Ve sessizce yere uzanıyor Son sözleri dokunmayın yıkamayın beni Aksın istiyorum sırtımdaki yaralardan tüm kanım Kurusun orada kefende istemem Öylece koyun beni toprak anamın koynuna Belki kan kırmızısı bir gül biter toprağımın üzerinde Dokunmayın ona lütfen dokunmayın Soldurmayın ben gibi onuda Ve elini uzatıyor kalan son gücünü de toplayarak Bu sana emanetim Ona iyi bak diyor Gözlerimden akan yaşları durduramıyorum Bana Sus ağlama ben istedim bunu ben istedim diyor, Ellerine uzanıp avucunu açıyorum Bir serçe yavrusu gözlerimin önündeki O kadar sevimli ve kırılgan ki Yavrucak titriyor sudan çıkmış balık gibi, Sıcacık bir elin içinden buz gibi olan elime alıyorum O benim emanetim diyor gözünde takılı son damlada düşüyor Ve kapanıyor elmas gibi ceylan gözleri Korkuyorum Emanetine zarar vermek istemiyorum Ve çağlayanlar boşalıyor gözlerimden Bunca yıl birikmiş, susmuş ve şimdi taşmıştı… |
Bir küçücük hikayecik...
İki katlı ahşap bir evim vardı takvimlere sığmayan zamanın içinde; çok eskiydi,sabah gün ışıkları Antep işi beyaz perdelerimden gözlerime sızıyordu.Anlamıştım uyanma vaktinin geldiğini…ahşap sedir vardı sol yanımda bense yer döşeğinde iki büklüm yeni bir güneşe bakabilecek gücü bulmaya çabalıyordum.. geçici molanın bittiğini kalkıp perdeleri açmam gerektiğini biliyordum …seviyordum bu evi kaçışlarımın tek adresi kimsenin bilmediği …anlaşılamamanın yada anlatmak istememenin kaçışlarının adresi …kendine neler olduğunu bilmek yada bilmemek tıpkı olmak yada olmamak gibi …cam kırıkları vardı şehirdeki evimin odalarında oysa burası ne güzeldi kimseler yoktu…orada da kimseler yoktu, konuşuyordum orada kocaman konuşuyordum ama bir o kadar da suskundum suskunluğum en sonunda oda kapılarındaki buzlu camları dahi kırdı …hey sen deli yine bir taş attın da kör kuyuya alem çabalasın dursun çıkaracağım diye,hey sen deli ne alim paklar seni ne veli dedin durdun bazense gülmek için yada en azından gülümsemek için çabaladın uffff oofffff offffffff ve işte bitti cam kırıklarını temizlemek gerek ama bunun içinde okkalı bir yürek gerek …bırakalım şehirdeki gürültü evini ben buradayım şimdi ve şimdiyi değerlendirmeli evet işte perdeleri de açtık buyurun efendim güneş hoş geldiniz sefalar getirdiniz,ne arzu ederdiniz bu gün ışığının yardımı ile ne yapayım yok yok önce ayılmalıyım alt kata inip sonrada taş avluda ki kuyudan su çekeyim iyi fikirde kuyuya attığım taşların haddi hesabı yok inşallah su kalmıştır içinde… kocaman nutuklar çeker insan bazen…işte o kocaman nutuklar bakarsın ki hiçbir anlam ifade etmemiş..bazense anlatır da anlatır kitaplar dolusu yaşam sunarsın insanlığın önüne ama önce kendi önüne koyar kendin yiyebiliyorsan paylaşmayı da istersin…paylaşmayı istemekte güç gerektirir ağzından çıkan o kocaman kelimelerden sorumlusundur artık yorulursun vermekten sonra stoklar sıfıra vurmuştur üretmeye gücün yetse o an kalkacak yapacaksın lakin …işte kocaman suskunluğun içindeyim anlatırım kah üstü kapalı kah açık anlamak anlaşılmak anlatamamak ve en sonunda anlatmaktan vazgeçmek susmak kocaman …ve bu suskunluğunda ise yakıştırmalara maruz kalırsın hey sen nerdesin? neden bitti? oysa biz almaya alışmıştık ama! ! hıı sen kesin depresyondasın… vah ki vah depresyon ne lüks bir duygu onu almaya benim param yetmez diye bağırmak gelir içinden vazgeçersin o an yine suskunluğun altınlarını toplamaya devam edersin… hııı sen beceremedin bakışları kıskançlıklarda cabası hissetmek ne acı.. ardından görürsün ki o an için acır bunca yıl onca emek onca anlatılan ve paylaşılanın yerinde yeller esiyor olduğun yerde mıhlanır kalırsın işte tam o an bir söz gelir aklına diline “ ne anlatırsan anlat anlattığın karşındakinin anladığı kadardır” vah ki vah konuştuğuna mı yanarsın şimdi sustuğuna mı …nerede kime ne kadarını eksik veya fazla verdim diye usunda ki eski konağa kaçarsın … |
Bir Sonbahar Yaşadığım En Fazla...
Bir sonbahar yaşıyorum Oradan oraya savrulan bir çınar yaprağıyım Sapsarı rengim ama böyle bile güzelim Hüznü anlattığımı söylediler hep Kışın habercisi dediler, Hatta avuçların içinde toz bile edebilirler… Ama unuttukları bir şey vardı hep Toprağa kavuşacaktım En fazla bir kış uykusuydu tadacağım Bir ilkbaharda yeniden can bulacaktım Ya yaşlı bir çınarın dallarında Yada bir yemişin dalında meyve çiçeği Hiç olmadı bir papatya olacaktım kırlarda… Sürekli özlemini çektiğim bir yerdi ana kucağı Ona döndüm binlerce kez Ve tekrar cana geldim binlerce defa Toprak anam Annedir nede olsa canımdan bir parça |
Bir Şemsiyenin Hikayesi...(yazı)
Bir şemsiyenin hikayesini anlatacağım sizlere; yağmur öncesi romatizmaları azan ihtiyar bir insan misali genç kuşak tarafından devralınan tarih sayfaları delicesine yağan sağanak yağmur altında açılmış Cumhuriyet şemsiyesine sığınan hainler estirmeye çalıştıkları ihanet rüzgarlarının ardından yok etme çabası içinde oldukları şemsiye olmasa karşılaşacakları doğal bir güzellik olan yağmur damlalarının değil Dünyanın hep birlikte maddi manevi kirlettiği atmosferden iade olarak yağacak olan asit yağmurudur. Barışın sağlandığı gün kıyametin koptuğu gündür işte bu bariz gerçektir.Barış ise Ütopya kadar uzaktır tıpkı kayıp Atlantis şehri gibi Dünyamızın oluşumundan beri varolan kazanma hırsı paylaşımdan uzak yaşantıların ve bencilliğin oluşturduğu teraziyi hiç değilse dengede tutma çabası içinde olan iyi niyetli güzel düşünceli uzlaşmacı insanların karşı karşıya olduğu karamsarlıktır. Ne yapabiliriz de her şey biraz daha güzel olur düşünceleri de olmasa ne hale gelirdi yaşantılarımız teşekkür etmekten aciz insanlar, minnet duygusundan uzak insanlar sığındıkları özgürce yaşadıkları nefes aldıkları adım attıkları aile kurdukları şemsiyenin tellerine neden asılırlar? Hangi geçerli sebep düşmanlığı doğurtur? Şemsiyeyi sımsıkı tutmuş ve asit yağmurundan, hain kardeşlerinin estirdiği kötü niyetli rüzgarlardan estirenleri bile kendi canı pahasına koruduğu hainlere, dost görünen kardeş bildiklerine daha ne kadar tahammül edebilecek? Savaşlar neden çıkar anlatayım iki zıt kutuplu düşüncenin uzlaşmaması, ortasını bulmak için zerre çabanın sarf edilmediği çatışmalardan kan gölleri oluşur tıpkı vahşi ormanlarda iktidar sevdasına düşen hayvan sürüleri gibi ama hep daha fazlasını istemektir bunun adı pekala bunlara engel olamaz mıyız? olunur nasıl mı; cehaletin köklerinin kazınmasıyla şimdi en can alıcı noktaya geldik cehalet nedir? Cehalet tahsil görerek engel olunabilecek bir kavram değildir cehalet bireylerin iç dünyalarını en ince ayrıntısına kadar gezerek yanlış olan ne varsa elekten geçirerek kendi insani gelişimiyle birlikte en yakınlarındakilerin de gelişmesi için gireceği mücadeledir elbetteki örnek davranışlarla bu gerçekleşebilir ve de sabırla … Toplumları temsil etme yetkisini elinde bulunduran yazarlarımız ellerinde tuttukları meşaleyi toplumu adına taşıma cesaretini kendilerinde bulamıyorlarsa kalemlerini bir köşeye bırakma nezaketini göstermeli ki şemsiyesi altında meşalesini ıslanmadan taşımasına yardım eden topluma sırtını dönerek siyasi emellerin aleti olan kalemleri ile ödüller alarak kandırıldığını görememeleri ne kadar acı …geçmişi hangi milletten geliyorsa bir yazar barışa kendisini adamalı ki eğer adayamayacak kadar dünya nimetlerine meylettiyse işte bu cehalettir ve savaşın tohumları cehaletin kalemin den akmış olur…okur olarak yazara saygımız var, insan olarak yazara saygımız var, millet olarak yazara saygımız var fakat…şemsiyenin telleriyle oynamaya kalkan savaş borusu çalınmasına sebebiyet verecek yazarlarımıza da gösterdiğimiz saygı kadar düşmanlık demeyelim buna sitemimiz var …iyi reklam kötü reklam ne olursa olsun dememelisiniz…sen bir yazarsan ardından güzelliklerinle kitleleri getireceksen (niyetiniz buysa ki yazarın niyeti başka hiçbir şey olamaz!) aldığın ödül elinde boş boş duracak onurlandırıldın belki fakat sen çok yanlış bir şey yaptın! Savaşı davet ettin kimliğinin altına bu insanlar seni nasıl affetsin? Seni protesto ediyorum okumayı seven bir insan olarak sırf milliyetçilik te değil bu …kitleleri çatışmaya meyil ettirecek mürekkebi kaleminden damlattığın için |
Birde Benim İçin...
Vurun kahpeye acımadan Birde dönün benim için Kendinize vurun! Vurun kahpeye soysuza Birde dönün benim için Soysuz edene vurun! Vurun taşlayın recmedin Birde dönün benim için Vurun diyene vurun! Vurun vurun hadi! Birde benim için dönün Duymuyormusunuz? Size söylüyorum! .. Kimse kalmadımı? Haydi... Kalkın vurun kahpeye.. |
Boş bakışlardan şehir manzaraları
Sağa dönsem olmaz sola dönsem olmaz Bir önüme bakıyorum bir ardıma Hiçbir şey elimdeki Durduğum yer sabitti Doğu ile batı Kuzey ile güneyin Birleştiği yerdi Evet tam ortadaydım Ve buradan… Haritadan silinmiş Bir şehrİn manzarasını Seyreder gibiyim Dağları,insanları Börtü böceği Ağaçları dereleri Derme çatma evlerini Vede uzun gökdelenleri Arabalarını,gürültüsünü,karmaşıklığını Bomboş gözlerle seyr ediyorum Bakıyorum her yönüne Ve bomboş düşüncelerle Anlam dahi katmıyorum bu seyrime |
Bulurmuyum Dersin Aradığımı...
dalgaların coştuğu hani o azgın deniz keskin bir söz gibi kayalara vuran dalgalar ya o uçsuz bucaksız kumsalın gibi sessizim bir ateş yakabilirmiyim kumsalında bir taş atabilirmiyim kara bağrına söylesene mehtabı dinleyebilirmiyim akşamında bir garip olurum dersin değilmi seni düşünüp usulca ayak izlerini takip ettiğimde söylesene deniz derya bulurmuyum dersin sende aradığımı... |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:28 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.