![]() |
ne zaman;
tüm benliğimle, gün ışığına uzansa ellerim, hep boş kalır. ellerimin her kalkışında; zamansız akşam olur. böyle zamansız akşamlarda, gözlerim yağmurlara gebe kalır... böyle zamansız, yağmurlardan sonra; yüreğime hüzün demirlenir. beraberinde zamansız karlar / yağar başıma! böyle beklenmedik, ani bastıran karla! zamansız bir ben ölür içimde gün ışığına hasret gözlerim hep açık kalır... gözlerinde ki mavi yağmurla başında ki beyaz karla her gece; zamansız bir adam ölür içimde! kimliksiz... kendinden habersiz, kimsesiz her ayrılışta yalnızlık, yalnızlık kadar; derin bir yalnızlık başlar / geceden habersiz... aynı gergef yeniden filizlenir... gün ışığına uzanan bütün eller her kalkışında semaya zamansız bastıran geceden, yıldızlar aşırır... 15.01.2002 Çarşamba |
Zamandır bu geçer olsun
Su misali akar olsun Köyde anam bekler olsun Döneceğim haber olsun Kırda çeşit,çeşit çiçek Dallarında bir kelebek Yarim beni bekleyecek Döneceğim haber olsun Anam’a, Babam’a selam Kalmadı edecek kelam Ayrılıktır benim cefam Döneceğim haber olsun 02 Ekim 96 Salı |
hani bana anlatacaktın anne;
neden yıldızlar kayar her gece? ah anne dün gece babamın yanağından; ıpıslak bir yıldız düştü yüreğimin üstüne kanlar içinde! neden anne neden neden yıldızlar kayar her gece? hangi eli kanlı katil yaraladı? masmavi gökyüzünün özgürlük kuşlarını! o küçücük titrek yüreklere kim kıydı anne kim? hani bana anlatacaktın anne; neden yıldızlar kayar her gece? 07 Haziran 03 |
Karlı dağında; bulut sisleriyle,
Yamaç düzünde; keklik sesleriyle, Su yalağında ceylan izleriyle, Yeganedir benim, şanlı Harput'um. Destanla yoğrulu süt kalesiyle, İhtişamlı gündüzü ve gecesiyle, Sırtında bin-bir renk çeşidiyle, Yeganedir benim,şanlı Harput'um. Sürsürü 'öküz gözü' üzümüyle, Etli köftesi, orcik şekeriyle.. Kendine has bülbül şivesiyle, Yeganedir benim,şanlı Harput'um. Evliyaların diyarı yadiyle, Yöreyi süsleyen türbeleriyle, Aşıkların, şairlerin gözüyle.. Yeganedir benim,şanlı Harput'um. Dost canlısı, sıcak insanlarıyla, Efsane çayda-çıra oyunuyla.., Nam-ı tek buzluk mağaralarıyla, Yeganedir benim,şanlı Harput'um. 'Memleket sevdasına' 1998 |
gülüm;
sen en yaralı yanımsın, zaafım var sana karşı... ne zaman; habersiz bir kuş uçsa üzerinde. haylaz bir çocuğum, eli sapanlı... hedefime taş koymuşum... |
Derlerdi ki; Hayyam şarap içerdi,
Delicesine kendinden geçerdi... Oysa ki Hayyam içmeyi bilmezdi. Ne mey, ne de şarap mana içerdi. |
hiç beklemediğin anda gelir, çalarım kapını
uykudasındır, teninin kokusu yayılır içime bende saç sakal karışık, tanıyamazsın gülüm derim, gözlerin dolar ağlayamazsın hiç beklemediğin anda gelir, çalarım kapını balkondasındır, cigaranın dumanı yayılır içime bende esrik bir yaşanmışlık, tanıyamazsın canım derim, gözlerin dolar ağlayamazsın hiç beklemediğin anda gelir, çalarım kapını hülyalardasındır, yüreğime kurşunlar sıkılır bende deliyane bekleyiş, anlayamazsın sevmek beklemekmiş, gidince anlarsın! hiç beklemediğin anda, döner giderim kapıdan hüzünlerdesindir, göz yaşların canıma hicran bende veda havası, el bile sallayamazsın öldüm derim, sen ölümü bile anlayamazsın içinden bir şeyler kopar, ellerin uzanır boşluğa tutan olmaz, işte o vakit beni sende anlarsın. sevgime, sevdama hasretle kanarsın... hiç beklemediğin anda, döner giderim kapıdan ağlamaklısındır, içe akmak neymiş anlarsın üzerimde beyaz harmani, dokunamazsın dört dost canlısı omuzlarda koşar adım / feriştağın gelse; artık bana yaranamazsın giderim bende deliyane bir veda havası sevgini arar, çaresiz yara gibi kanarsın gelenler her seferinde eksiltir, seni senden seni sevmek mutluluğunu görmekmiş anlarsın! hiç beklemediğin anda gelir, çalarım kapını uykudasındır, benli rüyalar siner başucuna bende saç sakal karışık, tanıyamazsın ”Türkü Gözlüm” derim boynuma sarılır / bırakamazsın... hiç beklemediğin anda gelir, çalarım kapını kulağın ayak seslerimde olsun, unutmadıysan an heybetiyle gelince, er geç beni tanırsın, her zamanki gibi parmak uçlarımın üstünde / sana doğru asi bir nehir gibi akarım... sesimi duyunca; kalbin duracak sanırsın sevmek kavuşmakmış, ırmakları o gün anlarsın denizim sensin, usulca sana akarım, buluşuruz zulasında gecenin, karışırız birbirimize hasretlik neymiş işte o gün, o gün anlarsın... ay çıkar karanlığın bağrında saplı bir mızrak gibi hiç beklemediğin anda gelir, çalarım kapını unuttuysan sakın açma, cinayet silahımsın failini ben diye ararlar, ihanetini saklayamazsın! hiç beklemediğin anda döner, giderim kapıdan... bir daha arasan bulamazsın / rüzgâra kapılır yerden yere savrulur, kanarsın bilirsin dayanamam, acın bana yazılsın! gelirsem kıyamam sana, sen beni anlarsın kıyılacak can var ise benim / sen sıkma canını 'sati mata ki sai'** nidalarıyla kalırsın... hiç beklemediğin anda gelir, çalarım kapını sen beni tanıyamazsın, tanıyamazsın bende saç sakal karışık, pejmürde dilenci diye bakar, avuçlarıma dolarsın... hiç beklemediğin anda gelir, çalarım kapını bil ki sana olan aşkımdandır, o gün anlarsın çevirme kapıdan delidir diye sakın, ben sensizliğin delisiyim, elbet bir gün anlarsın! **Kutsal Anne Çok Yaşa |
ben dokunmaya bile;
kıyamazken sana.! kim sevdi seni hoyratça... kim asice sarıldı sana böyle Allah aşkına söyle; kim sevdi seni hoyratça... o güzelim; masmavi gözlerinde/ hüzünden eser yoktu. kim yaşarttı gözlerini? ağlamadık günün yok gibi. kim söyle; Allah aşkına söyle; kim sevdi seni hoyratça... ben; öpmeye dahi kıyamazken kim ısırdı alt dudağını? ben dokunmaya bile/ kıyamazken; o pembemsi yanaklarını kim böylesine kızarttı? kim söyle; Allah aşkına söyle kim hoyratça/ sevdi seni kim hangi Allahsız/ sevdi seni hoyratça... 21.01.02 İstanbul |
Sürgün duygularımla perişan halde,
Karlı dağ başlarında yaktığım ateş; Hürriyet kokan düşünceler içinde! Üşüyen yalnızlığıma doğan güneş... |
bir mumun ardında sıyırdın üzerinden
sana olan sevgimi gittin; hüznün gebe kaldı bana sevişken anıların girdi kanıma anason kokan bir gece yasak sevişme sonrası; bir mumun ardında sıyırdın üzerinden/ mahremiyetini... çırılçıplak kaldı yüreğim hüznün gebe kaldı bana.! çıktın zulasından yüreğimin yetim kaldı sevilerim, hüzne gebe şimdi gözlerim.! gözyaşlarındır bana kalan/ yegâne emanetin... bilki bu doğum sancılı bu doğum yasaklı yüreğime... bak; don vuruyor, sensizlik kokan tenime zemherisine tutkun olsam bile vedasız ayrılışınla hüznüne kalmışım gebe.! istanbul ağlar ardından yağmurlar demirli mavi gözlerinde ne olur sevdiğim, dön gönül evime varsın bakmasınlar yüzüme... İstanbul İstanbul bu koca şehir beni anlar gel de yeşersin baharlar ey efsun bakışlı yar... ve her gece sen doğuruyor/ hüznüm... sensizliğin tutkunluğu düşerken/ yanaklarımdan... gülümse; ecel gelse bile bir hiç olarak büyürüm içinde... 27/Kasım/2006 |
Hüzünbaz, ela gözlü küçük kadın
Bilinmezdi adın, yahut muradın Söylesene nazlı yar, nedir ahın Ayyuka çıktı; duyulmaz feryadın.! Tutuştu yüreğim, yangınım şimdi Hüznü gözlerine işleyen kimdi Vurup ta alnımdan yatarım şimdi İntihar sebebim olma, gül kadın Cevizli bir bahçe, incir ağacı Mavi gözlü, esmer çocuk nidası Nerede; kapandı yürek kapısı Ellerim boşluğa uzanır şimdi... Çocuk özlemin yoktu,çocuktun sen Nazına, endamına tutkundum ben Garip kaldı; göğsümde öptüğün ben Oradan bir kurşun öptü, bir de sen.! Beni görme, sensiz yaşamıyorum Puslu kuytularda, hep ağlıyorum Dönersin diye; aşkla bekliyorum Aldım ahını, sabır çekiyorum.! Nazenin yağmurları, diner belki... Şiir gibiydi, sana olan sevgim İçinde gizlidir, senli yüreğim İçinde dağ gibi, büyür hasretim Razıyım hasretini de severim.! Yeter ki sen mutlu ol,gül sevdiğim Başımda ki rüzgârlar, diner şimdi... Kasım 2006 |
eli kalbine uzanan
kalbi aşk niyazında bir çocuktum yoncalar arasında uyudum içimden bir ömür geçti yelkovan akrebin peşi sıra yorgun bir evhamla koştu durdu... Güneş`in yerine Ay gelip tepemde oturdu üstümde ayaz serinliği üşüyen bedenim titreyen lisanıyla konuştu bu bir düş bu bir aşk sonuydu yoncalar yüzüme vurdu korktum kalkıp Ay`a doğru koştum hayat peşim sıra karanlık gölgem dalgın dalgın ardım sıra koştu durdu nefes nefese kalıp yoruldum yosun karartılı bir taşa oturdum kimseler yoktu esen rüzgârla konuştum eli rüzgâra uzanan kalbi aşk niyazında bir çocuktum ışığın gölgesinde uyudum içimden bir ömür geçti... |
Silahı mermisiz,
Yüreği sevgisiz, Bir yiğit ölüyordu. İçimde ecelsiz... Gözleri açıktı. Avuçları kapalı, Bir yiğit ölüyordu. İçimde manalı... İhanetin adı yok. Umutlar sancılanmış, Yiğitler vurulunca..! İçten içe ağlarmış.. |
ne kadar yaşatmaya çalışsan da
yabanıl otlar bitmiştir aşk toprağında gül eğer, kara yazgılı başını dökülür; humma yemiş gibi ateş kırmızısı saçları yaprak, yaprak etek uçlarına bülbül gülün yasında düşer kolları iki yana başlar ağıt karışımı yakarışlar hüseyni tınısıyla duyulmaz ne fayda… hep boşa gayri ihtiyari gösterilen / eylemsel çaba ölür; ihanet vebasına tutulmuş kara sevda! 03/Ocak/2007 |
bu kez benden bilmeyin
evet, belki şairim *******i; alfabeyle tehlikeliyim ama ben değildim; tanığım sadece geceydi; aylardan Eylül ayraçsız bir kitabın gizinde öykünüyordum kendimce hece, hece dalgınlığıma gelmiş kulağım dikkat kesilmiş sessizce militarist radyodan/ yükselen duygusuz sese anlatıldığına göre iki harfi uygunsuz basmışlar ak kâğıt üstüne yasaklı bir kitabın ayracı ellerinde birinin eli diğerine uzanmış kardeşçesine tenleri değince bir birine gayri ihtiyâri sesleşmişler işte biri daha varmış dediler faili meçhullerin üçüncü sınıf karakter(siz) oyuncusu rol kesmiş bütün gece şiir içmiştim; kendimde değildim işkillenip taammüden üstlerini/ kara kalemle kalınca çizdim isterseniz re füze edin geceydi; yasaklı kitabımın ayracını istedim sadece aşk miladım bozulmasın diye nede olsa yirmili yaşlarımdı bir kalp taşıyordum sol göğsümde/ eylemsel ifadelerle ilk eylemim değilse bile Ay bu gece; tam tutulacak gözlerimde! |
onu ilk gördüğümde
yüzü güleçti neşeliydi, güzeldi sevdim habersiz! sevdim ama yalansız ve günahsız... o sevdi mi bilmem çok istedim son arzumdu yanaklarından/ ah! bir kere öpsem kokusunu ta ciğerlerime çeksem! en son gördüğümde evleniyor gibiydi beyazlar içindeydi çok tuhaf yüzü solgun gözleri kapalı neşesizdi. ama her şeye rağmen her zaman ki gibi güzeldi... onu sevdiğimi asla bilmedi onu ilk gördüğümde sevdim son gördüğümde kendimden geçtim bir yolculuğa çıkıyor gibiydi neşesizdi ama her şeye rağmen güzeldi dünyada; -eşine az rastlanır türdendi! sevdiğimdi... |
tut ki; sevmedik ikimizde
aşk nedir, sevda nedir? hiç bilmedik! yalın yaşadık hayatı soframızda; yavan ekmek paylaştık, arkadaştık! aşktan da, sevdadan da uzaktık! hiç mi hiç ayrılmadık, umutlarımızı; kapkara bir sandığa kapattık, safran tadındaydı; bayatladık! oysa ki; kimi zaman ellerimiz kavuşsa birbirine, Şubat soğuğunda; cayır,cayır yanardık. kör bir inat uğruna; birbirimize yasaklıydık. aslında; ikimizde farkındaydık, biz; birbirimize yazılıydık. sadece; manasız bir gururla aldanmıştık .......................arkadaştık sevgi yolunda yapayalnızdık. |
vakittir gülüm;
sana usulca veda etmenin bil ki; muallak bir hayatın/ Araf’ına sığınmış bedenimi son kez senin için sürüyorum. gitmeli; lakin habersiz seni uykundan uyandırmadan alın ortana bir buse kondurup koynuna; tüm sevilerimi bırakıp ölümün üstüne, üstüne tek tabanca yürümeliyim… buğulu gözlerine; bakamama cüretimi bağışla dayanamam bilirsin; yanaklarında kaderine terkedilmiş; gayri meşru doğmuş/ su perilerini görmeye… vakittir gülüm; ayrılığın beyin zonklatan acısını/ dindirmenin saatler tersine işlemeden… vakittir gülüm; günlerdir ajitasyon çekiyorum sensizliğin kızılcık şerbetini/ meyhane köşelerinde tüketerek. unutulmuşluğumun kanayan yanını/ zil halde yaşıyorum... gecenin sessizliğinde gündüzün şehvetinde yüreğim ve ciğerlerim sana ağlıyor/ her daim kan kusuyorum… naçar bir maraz var üzerimde; Eylüllerden kalma. ölümcül diyiyorlar; sebebi sensin! senden bulaşmış bana seni öperken, içime yürümüş/ yüreğimin her yanını bürümüş! vakittir gülüm; sana usulca veda etmenin seni; en insancıl yanından kahve gözlerinden öpüyorum... hoşça kal yüreğim; bil ki yüreğinden taşınıyorum en acı işkencelere katlanarak. kederimden habersiz; yanağımdan süzülen su perilerini acımasızca katlederek gidiyorum… vakittir gülüm; sana usulca veda etmenin bil ki sana; sağ ve sol ayrımlara sapmadan uyduruk aşk dinletileriyle/ aklını yormadan. veda ediyorum… hoşça kal. 11 Mart 1998 |
ey deli hoyrat
benim emaneti kara sandığa kapat! ne kadar mey varsa doldur saki birazda ondan kat... onu unutmaya çalıştıkça; zaten kafam kıyak ne vakit bu kokuyu duysam derinden/ yarı baygın, afrodizyak bir saatli bomba hışmıyla içim parçalanacak... ölüm kusan kılıcıyla içimde ki cellat uyandı, uyanacak kopan vaveylayla, genç bir ormana gebe/ bakır renkli topraklar kayacak... zelzele var diye, dağ başlarında kurtlar uluyacak! börttü böcek suya kanacak. acele et saki ne kadar mey varsa/ içelim içtiğimiz kadar! günahsız atları vurdular,günahsız ceylanlar yakındır kıyametler kopacak... birazda onu sevmek var ıpıslak birazda onu zil halde sendeleyerek/ yalınayak en bakir haliyle çırılçıplak, yaşamak işte o beklenen andır,sıyrılarak/ tepelerden inen kurşun-i gölge yarım beden,aksak... pepeleşir diller,olur olmaz adını sayıklayarak birazda onun hakkı var bu yürekte; sevgi duyguları da ederse infilâk... çatırdar gök, bulut - bulut kabarır hasret pespaye bir hayduttun ayak izini sürerek/ gidilen azap yanlışlarla örülü doğruları yakacak... her ne yana konsa; haddinden ağır çekecek/ yakındır firak... üç asırlık uykusundan yediler uyanacak hep bir ağızdan lânetler okuyacak... hele bu in oğlu cin işinde varsa; aldanıp aldatmak işte o vakit, tutup kolları iki yana sallayarak... çatlamış ar damarlarına dinamitler konacak! maske suratlar da; narin bedenler hırpalanacak... Mecnun'a, Ferhat'a, Kerem'e inat; yüreklice sevenler değil,nefsi sevenler bir yastıkta kocayacak... Cibril yeryüzüne inmeye korkacak hâyasızlık özgürce,kasık aralarında İblisle koklaşacak... adı-sanı duyulmamış günahlar doğacak! acele edin, yüreğimin sol gözünde çırpınan/ bana yalnız o kalacak asır oldu murdardır, rezilce yaşanan aşklar topraklarda gözyaşı var, aşk gülleri kan kokacak... acele edin yoksa,ölüm kusan kılıcıyla/ kıta - kıta yayılan... içimde ki o yarı baygın cellat, uyandı uyanacak günahsız, günahkâr ayırmayacak! satır,satır yazılıp, yakılarak edep sathında katliamlar yaşanacak! ne kadar mey varsa doldur saki/ bak neredeyse gün ışıyıp sabah olacak... her ne acele ise arka kapıdan meyhanene/ zaptiyeler doluşacak ahretlik sorgular başlayacak! vakittir; ey deli hoyrat benim emaneti kara sandığa kapat! sandığın da küf yerine afrodizyak kokacak şayet bulurlarsa; çek vur alnımdan beni ben gibi nice şairler öldü sanılacak işte o vakit; ölümsüzlüğün sırrına varılacak edep yoksunu da olsa; aşkı yazanlar hep yaşayacak... vakittir; ey deli hoyrat benim emaneti kara sandığa kapat! 22 Kasım 2006 —Engin Badem’e isim için teşekkürler- |
dil teşbihten uzak
kifâyet aranmaz ne kalem yazar ne kelâm azar... menşe-i belirsiz gayri tabi isnat! ancak; telakkiyi bozar. tekâmül ise mevcut lafız neden peyda olur nahiv denilen şiir? hülasa; yazdıklarında yoksa tesir nokta-i nazarım; cümrü kadardır şair! |
İstanbul'a kar yağar bir Eylül akşamı
gözlerimden utancım damlar kar yağar, karnı aç bir çocuk ağlar sotasında karanlığın... karnı burnunda bir kadın yeniden doğar yeniden doğar, anne olacak yeni can İstanbul'a kar yağar sancılı hezeyan sotasında aydınlığın... bir Eylül akşamı İstanbul'a kar yağar İstanbul'a kar yağar başımda deli rüzgâr erketede ihanet, altı ateşli silahlar patlar patlar lale tomurcukları, galibarda açar açar yediveren gülleri, rengi maviye çalar çalar ahşap kapıyı, soğuk elleriyle bahar ocakta meşe pirpirimleri cayır,cayır yanar yanar gök kubbe İstanbul'a kar yağar bir Eylül akşamı kar yağar, esmer tenlerden kan akar akar boylu boyunca yoldaş ırmaklar ırmaklar maviye özgürce kanar... kanar evhamlı, kabuk bağlamış yaralar yaralar, uykusunda yitirilen canlar. canlar al içinde, kör bıçak sırtından kayar kayar geceye küskün yıldızlar yıldızlar, hilali şavksız kamçılar kamçılar iner, loş ışıkta sancılar başlar başlar kör odada ayaklara inen sopalar sopalar yaşlı bir adamı, hain gardiyanlar gardiyanlar usturadan tene yansırlar yansırlar taş duvarlara gölge oyunları başlar İstanbul'a kar yağar bir Eylül pazarı koşuşur sokaklardan fistanı mavi kızlar kızlar yitik yarini karanlığın içinde arar arar deli divâne baygın kokulu kadınlar yavrusuna can verecek sert lokmalar bir Eylül akşamı İstanbul'a kar yağar yüreği avuçlarında bir deli sevdalı donar donar maviye çalan yalancı sevdalar bir Eylül akşamı... İstanbul'a kar yağar... 20/10/2006 |
nar çiçeği kokulu anam;
“Bir İstanbul Hatırası” diye gakgoş babamın; gururlu bir işçi yüreğiyle çektirdiği; siyah – beyaz resimler mazide kalmış… bildik İstanbul değil anam solmuş Marmara’nın mavisi Kız kulesi ve martılar yasta! karla karışık yağmur yüklü masmavi deniz gözleri… kurşun gibi ıslak bir veda busesi süzülür Haydarpaşa'dan vurur beni… en sensiz kaldığım demlerde bir ah şahlanır içimde İstanbul ölür İstanbul ölür anam çocukluk saf düşlerimde kalmak içler acısı gitmek yürek sancısı oy havar gidiyorum İstanbul hoşça kal; gayrı yüreğinden taşınıyorum sorma nereye diye reddedilmenin acısını çekmeye henüz adını bilmediğim başak sarısı huzurlu bir geleceğe babam gibi; gururlu bir işçi yüreğiyle gidiyorum … İstanbul mavi düşlerimin yeşil gözlü meleği gidiyorum hoşça kal bağrımda sancın var yaraladın beni güzel yar hadi bu veda busesini hatıra say gidiyorum hoşça kal işçi babam; İstanbul ölüyor çocukluk saf düşlerimde bedel biçilmiş üstümdeki emanet cekete şimdi serseri bir kurşunun hazin sesi karanlığın en tenha yerinde kanlar içinde; evsizlerin kemirgen gülüşleri İstanbul ölüyor İstanbul ölüyor anam çocukluk saf düşlerimde… 28.12.2005 |
Yıllar boyu yaşansa da,
Yalanlarla yoğrulu bir sevda; Uğruna şiirler yazılsa da, Anılara mahkum bir sevda; İstemiyorum... Mutluluklarla dolup taşsa da, Sevgiye hasret bir ömür; Yaşanan günler unutulmasa da, Dargın iki aşık gönül; İstemiyorum... 18 Mayıs 98 P.tesi |
bir merdiven dayayıp gökyüzüne
elbet çıkacağız, günün birinde dalından koparmak için; parlayan yıldızları… sevgiliye hediye niyetine.! yıldız,yıldızken gece; düşsel, gerçeklikle iç,içe seni düşündüm delice… hayalet sesler eşliğinde imge yoksunu bir şiir yokladı yüreğimi hece,hece… günün bittiği yerde; kadir,kıymet bilmezmiş gibi, izbe bir tümce bıraktı: sen diye içime.! yalvarırım gülüm, ses ver sesime uzak diyarlarda mı kaldın yine.? |
kaç gündür yoksun
umutsuz, uykusuzum... gözlerim kan çanağı/ ıpıslak. tek avuntum; pakette ki son sigaram. kaç gündür yoksun; sigarasız, yalnızım... kaç gündür yoksun; pencere kenarında yol gözler oldum.. defalarca; tanımadığım insanlara/ seni sordum. kaç gündür yoksun; pervasız, hesapsızım... kaç gündür yoksun; evde oturmaktan, hep aynı şeyi yapmaktan sıkıldım.... bir gece vakti, dışarı çıktım. kaç gündür yoksun; çocuktum ağladım... kaç gündür yoksun; sana ait şiirleri okudum vazodaki çiçeğinle konuştum.. adamakıllı dertleştik. güldük eğlendik.. kaç gündür yoksun; kimsin sen unuttum... 09.07.03 Çarşamba |
acep yatak mı sıcak;
yoksa yatak da kadın? var bende karyola, üzerinde yıldız yorgan lâkin; ayazda gibiyim, donar tenim... anlaşılan marifet kadın, o da bende yok! varsın yıldızlar; uyanmasın yalnızlığıma temelli buz keserim... |
saat gecenin üçünde;
uyku tutmadı yine saatlerce; sigara üstüne sigara yaktım hatıran gitmek bilmiyor... sensizlik çok zor be kahve gözlüm zaman geçmek bilmiyor... canım sıkıldı; radyo dinledim, şiir okudum hatıran gitmek bilmiyor... can sıkıntısından gece yarısı kahve yaptım kendime sensizliği yudumladım/ gecenin üçünde.! beceremedim be kahve gözlüm uyuyamadım ne yaptımsa yine... bu gece de uyku tutmadı yatağımdan kalktım bu kez; alışılmamış bir şey yaptım; sensizliğe ilk defa ağladım.! ağladım be kahve gözlüm ağladım. hatıran gitmek bilmiyor... |
esmer bir kadın gördü ilk;
gizlendiği ağaç kovuğundan kalbi delik bir yıldızın; dileksiz düştüğünü elleri kanlar içinde masmavi gözleriyle... üşüştü kum zencileri üzerine esmer ellerinde, mavi düşleriyle küçük bir yürek çırpınıyordu; kırık cam fanus içinde... bir ana sonra; acılar içinde masmavi gözleriyle... kondu mavi güvercinler bir ananın sol göğsüne... gözyaşlarından içtiler bir ananın acısı dinsin diye.! kalbi delik bir yıldız düştü. gökyüzüne dargın, vad-edilen mutlu güne doğmak için yeniden beyazlar içinde ...Melek diye.! bir kuş yüreği masmavi bir kuş beyaz kanatlarıyla uçup/ kondu anasının yüreğine; adı Melek kalsın diye adı mavi kalsın diye.! anne mutluluklara gebe; yeni bir yıldız sindi içine küçücük yumru gözleriye bir daha düşmesin yıldızlar diye.! Melekler bağladı; onu gökyüzüne elleriyle anne bir daha ağlamasın diye.! anne yeniden yıldız tutsun diye.! esmer bir kadın gördü ilk; gizlendiği ağaç kovuğundan kalbi delik bir yıldızın; dileksiz düştüğünü elleri kanlar içinde masmavi gözleriyle... |
……………………….(Ponera Pregrina)
Ponera Pregrina; Yalnızlığının hicran musluğu cigarandan Küller damlar, yüreğimin katran tablasına. Ateşten buğu, ölüm kokan yalnızlığında Yitirilmiş yarınlar mıhlı bakışlarında. Gözlerim yanıyor ışıyan yalnızlığında, Kan Çiçekleri açar,her nefes alışında.! Kapkara bir duman yükseliyor ellerinden, Sisler bürüyor etrafını, koca başının. Mahremini rüzgâr sıyırıyor üzerinden, Dökülüyor tül, tül karanlığa ak saçların… Ponera Pregrina; Ölüm kusan kurşun gibi, sürülür namluya Çakmağının kızıllığında uyuyan Anka.! Soğuk bir namlu uzantısı gibi doğrulur, Cigaran hedefte can çekişen umutlara. Ceylan gözlü bir bahar, yüreğinden vurulur Zemheri kokulu hazan sıçrar yarınlara. Ellerin uzanır, gecenin soğuk tenine, Uykusuz bir ateş böceği, yanar kavrulur Köz olmuş yüreğinden kıvılcımlar uçuşur, Düşer cansız avuçlarının hissizliğine.! Ponera Pregrina; Aykırı bedenler sevişir, avuçlarında, Yalnızlığının kangren azabı sabahında. Esmer bir yerli mızrağı batar gözlerime Soluksuz güvercinler tüner ciğerlerime Habil’in ölüm sırrı nasırlı ellerimde.! Baldıran acısı yayılır, tüm bedenime… 27 Şubat 2006 |
elden ne gelir;
çaresiz yara durmadan kanar! gariplikler içinde/ tüm ürkekliğiyle sarı kanarya; kapılır gider esen rüzgâra! elden ne gelir; sigara dumanıyla ******* yanar… elden ne gelir; erişilmez sevgi ufuklar kadar bedenlerde bir sızı; üç hain vurdular günahsız kızı. kalplerde korku, umutsuz ve yarım elden ne gelir; kirli çakallar lanetiyle yaşar... elden ne gelir; kirlenmiş yarınlara kim bakar taptaze umutlarda hicran yine; aynı cinsten hayvan ve insan hani; kan pıhtısına vurulmazdı zincir? elden ne gelir; yaratılan hep geleceğinden kaçar… |
Kime sorduysam Akif’i;
Göstermediler, Bilen yoktu yerini.! Çünkü; Hilalin şavkına, Gömmüşlerdi tenini.! Baş ucunda; Aşar okuyordu, Kanatlı bir üveyk En yakın dostu, Necip Fazıl Kısakürek. |
çevir yağmur yüklü /
kahve gözlerini üzerimden öyle tuhaf, tuhaf bakma yüzüme ben bu solgun, renksiz eşkalimi ucuzluktan düşürdüm salı pazarından kelepir! yıllar yılı kapalıyım özüme... sakın hor görme yıllardır doğduğum tapınaktayım. ecel kokusu sinmiş üstüme soğuk, yorgunluk işlemiş içime kir pas içinde yenilmişim öfkeme manasız bir savaştayım kendimle yıllar yılı kapalıyım özüme... milattan kalma sağır kapılar kilitlenmiş üstüme feryatlarım kuru yankılar kör kuyuya düşmüş yarım kalmış yarınlar özgür düşlerim işkencede yıllar yılı kapalıyım özüme... üzengisinden kurtulmuş / dörtnala dayanılmaz arzular. çaresiz bekleyiş içerisinde yüreğim vuslatı soluklar. ellerim havada, sıkıntılı dualar -ya Rab yardım et- yıllar yılı kapalıyım özüme... sığmaz akla, hayale katran yeşili karanlıklar kendi cinayetimin vebali ellerimde kanlar damlıyor beynime dile gelmez her cümle hesapsız marazi, isyan kokar yıllar yılı kapalıyım özüme... çabalarım / hep boşa kahve gözlüm ne yapsam nafile artık dönemiyorum geriye giremiyorum hasretini çektiğim içime yıllar yılı kapalıyım özüme... |
Ne vakit çıksan ortaya,
Gece uyur, toprak uyur. Ay'a karşı kurtlar ulur.! Bahar'ı zemheri vurur... |
gelince
gün düşer gün aydın olurdu -günüm --dünüm --yüzüm ---iki gözüm gittin esmere çaldım ışıksız kaldım bu sana tutanaksız ihbarım karanlığıma ışığından çaldım çerağım şimdi nerden baksan tepeden tırnağa sen boyandım artık kara benli kar beyazım 19 / 02 / 2007 |
bu sabah
o mavi o engin deniz bir kadın doğurdu kimsesiz bir kadın hüznü gözlerimde batık yarı insan yarı balık bir veba salgını gibi sardı her yanını anarşist bakışlı yalnızlık geceydi vurdu karasularıma vurdu iflah olunmaz bir aşkla tuz beyazı teninin en mahrem karası kör korsan yarası zıpkın sancısı derin derin kanadı vurdu karasularıma vurdu intihar tutkusuyla vurdu vuruldum çırılçıplak kıyımda yatışına tutup ellerinden soluk soluğa aşka geldim aşk oldum tanıdım izinden o eski yara sol avucunda ki ben kapkara bir dahaki sefere, o ben olurum! 17 / 02 / 2007 |
kıran düşse yeryüzüne,
yinede; Mecnun-i bir cesaret vardır/ kardelenin özünde... öyle bir cesaret ki; kırağı vursa tüm bedene anlık bir heves için... başkaldırır gökyüzüne. en az; ana rahminde ki çocuk gibi düşkündür gün yüzüne.! kök denilen; göbek kordonuyla bağlıdır sanki puslu havalarda; kırç tünemiş tepelere... Üveysin gül aşkına kutsi sevdanın.! ömür biçtiği; son vadededir ıslak bedeni don tehlikesine rağmen... ezgin bir ruhla, sabırla bilenir aylarca; özlemini duyduğu özgürlüğüne.! gülüm gözlerin kadar; cesaretlidir kardelen çiçeği. bakarken incitmez gündüz güneşi... 01.12.2005 Perşembe |
bir yağmur yağıyordu/
karla karışık... sanki gökten ak yıldız/ kayıyordu... gözüm İstanbul ağlıyordu.. o güzelim masmavi gözlerinden/ delicesine yaşlar akıyordu. bir yağmur yağıyordu/ karla karışık. yağmurla barışık.. gözüm İstanbul ağlıyordu. karla karışık 10.01.02 |
'Gıyabında'
kaldırımlar buz kesmiş gibi soğuk ve hissiz cahil gece intihar duygusudur / sinmiş karanlığın sessizliğine... o’nu bozuk bir düzenin/ kırık çarklı dişlerinin arasında yitirdim faili cahil gece, vebali ayrılıktır boynum kıldan ince... lâkin ne yana dönsem odur merhalem hayat onunla başlayıp, onunla bitiyor. bakınca gözlerimin içine ela gözlerinde serçeler kanat çırpıyordu/ mavi özgürlüğe! bir tutam sevgiyi, birlikte bölüştük/ kırık bir somya üstünde... teni tenime yasaklı,yüreği yaralı gözlerinde İstanbul yağmurları derin duygulu haliyle... yanarak kavuştuk özlenen güne bir Anka kuşu heybetiyle o külünden yeniden doğarken bize savrulmak düştü ayrılığın yeli esince şimdi müntehir acılarda, yaşlar akar gözlerden... o’nu insanca yaşamaktan sıkılmış/ bir düzenin karanlığında yitirdim... şimdi ellerimin harelerine sinmiş ıslaklık/ tenimin buğusunda ki sıcaklık ondan arta kalandır... siyah ceketimin sol cebinde ki solgun/ ucu yanık resim odur... hüzünbaz bir gecenin son hatıratıdır/ henüz bir buçuk yaşında gıyabında aranan, erçel bir sevinin resmidir... bulanların, görenlerin bilgisine... İstanbul ey güzel şehir, ey mahzun gözlü yar o’na iyi bak, sen onun için her şeyi bulduğuna inandığı şehirsin.! bir ritüeldir seninle yaşamak yanan ergeç dönermiş özüne elimde ki tek resmi ipucu / tenimin aşkı sinmiştir, küllerinin rengine maviye çalar gözleri gün yüzü görünce... birde sol yanında adım gizlidir biline ”türkü yüreklim” diye... o’nu bir ayrılığın hüznünde yitirdim... haylaz bir çocuk gibi yüreğimi avuçlardı bakardı, ağlardı hain gecenin kuytusunda saçları dağılırdı, rüzgâr görmüş yaprak gibi/ tel, tel hazan soluyan toprağın sırtında... bana kalan poyraz soğuğu/ iliklerime değince, titrerdi kendi üşümüş gibi gideli fazla olmadı bir sevda katli kadar erken bir firak kadar geç, sükunetim edebimce bekliyorum pus vurmuş sırlı pencere önünde defalarca soruyorum hüzne müptelâ gelip geçenlerden sanki hiç var olmamış bir esrarın peşinde/ çaresiz didiniyorum... hüznüme ortak diye; katı buzdan duvarları seçiyorum vurup kenarından dönüyor suratıma/ ona dair sarf ettiğim bütün güzel kelimeler bir kuruntu sadece, elle tutulur yanı yok meçhule doğru akıyorum, akışta ki ses boğuk genizim de yangın var, nârı benimle doğmuş bulup getirin kölenizim, mavi rengimiz solmuş -İstanbul bana mı bir tek kastin ver sevdiğimi kurak bir mevsim gibiyim toprağın kan kusuyor, denizin cevher kurbanım azadilik ver... o bile bana yeter! ne ben onsuz yaşarım nede o bensiz yazılmış ne kadar şiir varsa bu vesile aşk adamı kör, aşk kadını nankör ihanet dolaşıyor kıtalarda, mısralar da hicran en güzel kelime odur, bu acıya yakışan/ hüznümü yokuşlarda intihara taşıyan... siyah ceketimin sol cebinde ki solgun/ ucu yanık resim odur... hüzünbaz bir gecenin son hatıratıdır. henüz bir buçuk yaşında erçel bir sevinin resmidir... gıyabında aranan bir sevgilidir bulanların, görenlerin bilgisine... koca bir lügât sın ey sevgili gıyabında arıyorum seni... satır, satır dolaşarak sayfalarda/ hece, hece seçiyorum seni. ey! sevgili nerdesin, kiminle söyle arıyorum seni tüm benliğimle! Ekim/2006 |
geç otur;
kendin ol bugün başkalarının ayrıntılarıyla/ oyalanmayı bırak artık... ağlarını; sığ bölgelerde bırak denize bırak ağına takılanların; yerine geçmeyi... kendin ol bugün kendi lisanınla konuş benimle.! sevmek; ..en derin, ...en kızgın, ....en azgın yeridir denizin.! ve en kırılgan yansımalardır Güneş'e doğru sıçrayan anadan üryan balıklar... hilal'i kendine bağlayan delice bir tutkudur yakamozlar... kıyıda çırpınan, bir yürek gördüğünde beni hatırla... bırak ağına takılanların yerine geçmeyi kendin ol bugün kendi lisanınla konuş benimle.! çıplak ayaklarla gez mesela; kum topraklarında... soyun gir denizin koynuna arın günâhlarından... çıkar,çıkar içinde/ uyuyan aldanmışlığı.! sevmek; ..en ıslak, ...en kaygan, ....en soğuk tendir. balıkçı ağlarında... geç otur; kendin ol bugün kendi lisanınla konuş benimle.! |
kızlar geçer, bu sokaktan
allı, pullu kızlar... ebem kuşağından kopmalar mavi entarili yeşil esvaplı kızlar al dudaklı, pembe yanaklı fistanları kıvraklı haşin ve masum bakışlı narin elleri kınalı burnu hız malı ayağı hal hallı kızlar... kızlar geçer, bu sokaktan göz ucuyla bakarım yarim gelir aklıma içten içe ağlarım... -kızlar -sokak --ben --ağlarım... |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:19 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.