![]() |
Arızalar Meclisi
Bazı meclislerin tam bir kaydı yoktur. tek kişiliktir. Her şey tek bir başkandan sorulur. Bu tek kişilik meclis tek başına bazen vurdumduymaz bazen incelikle kendi seçtiği yollara sapar, çukurlara düşer... bazense büyük bir zaferle kendi cennetinin bahçelerinde meşke dalar. Bazı meclislerin tam bir kaydı yoktur. Sadece bir-iki seveni bilir adresi ve ara sıra o meclise uğrar. onunla birlikte geçici bir meşke dalar. ve bu meclislerde kanunlar sadece sahibinindir. dinlemez ikna olmaz arlanmaz ve edep tanımaz sadece kendi olur. kendi olur ve misafirliğe gelenlere kendi olmayı öğütler. orada bütün mevcut kabul görmüş bilgiler önce çöpe atılır. sonra süzgecinden geçenler çöpten geri alınır değerli yerlerini bulurlar raflardaki. Bazı meclislerin tam bir kaydı yoktur. tek kişiliktir. Her şey tek bir başkandan sorulur. (Eylül 2007) Ömer Dalman |
Arızaya Bağlamasaydım
Arızaya bağlamasaydım; ne bu kadar sık yazı, şiir yazabilirdim, ne de her sabah düzenli koşup, bir de üstüne kültür-fizik yapıp canımı çıkartamazdım. arızaya bağlamasaydım; ne binlerce resim indirip internetten kadın güzelliğine böylesine şahit olabilirdim, ne de acıyı kendime hizmet ettirebilirdim Sado-Mazo Kategorisi üzerinden... arızaya bağlamasaydım; anneme, kendim için günün birinde ”bin söyle, bin işit! ” dedirtemez trafikte abimi bile tanımamazlık edemezdim! eğer böyle olmasaydım; bu yoldan çıkmış terazisi hepten bozulmuş alemde halen neşeyle yaşıyor olamazdım. arızaya bağlamasaydım; sadece onlardan biri olur, çıkardım! (Ekim 2006) Ömer Dalman |
Arkadaş Olarak Göredursun
O 'arkadaş' olarak göredursun beni; ben onun boy boy o güzel bacaklarından ve ayaklarından her türlü örtücü malzeme dahilinde soket, naylon veya muz fotoğraflarını çekip, evimde açacağım ve benden başka kimsenin giremeyeceği odamın duvarlarını onlarla döşemek isterdim! O 'arkadaş' olarak göredursun beni; ben o odada zaman zaman içeri kilitlenmiş vaziyette dakika dakika oksijen miktarı azalırken ve ışıklar kırmızıya doğru geçiş yaparken, en son mor; başımı ve gözlerimi fıldır fıldır deliler gibi, manyaklar gibi dört duvarın üzerinde gezdirip ter içinde içimden ne geliyorsa kendi kendime yapardım! O 'arkadaş' olarak göredursun beni; odanın ışıkları mora çaldığında ve dakikalar sonra alacağım nefes kalmadığında yüzüm damarlanmış ve yarı morarmış, tam kararmadan içerisi yapabileceğimin en üstünü yapar ve bitirirdim işimi oraya yığılıp kalırken! O 'arkadaş' olarak göredursun beni, hiç ilgilenmesin özel olarak; belki beni odaya büyük ve öldürücü zevkle kapayan da bu ya! öyle görmeye devam etsin! (Aralık 2006) Ömer Dalman |
Arslan Pençeliler
Hergün binilen o dolmuşlarda taksilerde, otobüslerde veya bazen hiç beklediğimiz o arkadaşlarımızda bizleri arabalarına alan ne bilekler vardır; sanki “insan bileği” değil arslan pençesi! ? kalın mı kalın... sanki kilo hesabıyla yaratmış Yaratan. Eller desen el değil, mengene! ne inanılmazlardır hiç dikkat ettiniz mi? Onlar da o ellerle, bileklerle bir kadına kibarca çiçek uzatabilirler mi? boynundan yavaşça ‘boğmadan’ tutup kendilerine çekip, öpebilirler mi? Onlar da şu “cool” dedikleri gibi olabilirler mi? Taksici, dolmuşçu, otobüsçü veya yakınım-uzağım düşmanım-dostum fark etmez; hep yanlarına oturduğumda bu arslan pençelilerle karşılaştığımda aklıma işte bu paradoksun soruları gelir. Bu arslan pençeliler de diğer erkek örnekleri gibi kibar ve çok duyarlı olabilirler mi? (Temmuz 2006) Ömer Dalman |
Artık bir Diktatör Lazım!
O akşam iş dönüşünde bu ülkenin gelmişini-geçmişini çoğumuzdan daha iyi bilen izlemiş olan o amcanın dediği gibi bu ülkeye artık bir diktatör lazım! öyle bir dağılmış ki öyle bir bölünmüş ki öyle bir tuz-buz parçalanmış ki bu iki yakanın biraraya gelebilmesi için bu ülkeye artık bir diktatör lazım! adamın 14 lafından biri buydu; ne yapsın? ülkesi gözlerinin önünde dağılıyor parçalanıyor insanları, işgücü, emekler heba oluyor! ? adamın gözlerinin önünde adalet gidiyor, westernlerdeki gibi beline silahı takan gavat sokağa çıkıp, kendini adam sanıyor! ? ne yapsın? adamın gözlerinin önünde gözlerinin içine baka baka milletin altından topraklar kaydırılıyor hortum rüzgarlarıyla zavallı halkımın hazineleri harcanıyor. bir de üstüne üstlük hepsinin hesabı yine yıllarca sırtına bin tane yük binmiş ülkesi için kendini heba etmiş vatandaşa soruluyor birbirinden güzel, şatafatlı, şık mı şık vergilerle! .. o akşam iş dönüşünde ülkenin, insanının, emeklerin hakkın elden alıp götürüldüğüne dert yanan o amca üzdü beni. çünkü bunca şey görmüş-geçirmiş o insana göre de diğer birçokları gibi tek bir çözüm kalmıştı; bu ülkeye artık bir diktatör lazım! (Kasım 2006) Ömer Dalman |
Artık Zamanla Dostuz
Çok sade, modern, bir o kadar da her detayıyla ince hesaplanmış estetik düzeyi yüksek içmekanlar... herbirinin bir duvarı geniş pencerelerle cepheye bakan büyükçe odalar, salona yakın konforda bir mutfak, derya gibi, ruhları genişleten bir salon... 15. katta oldukça lüks bir ev... insana verdiği huzur özellikle –anlayan insana- verdiği huzur dünya üzerindeki hiçbir ölçü birimiyle tartılamaz. genel bir de müzik sistemi var isteğe göre programlanan... ben oradayken fonda hep doğa seslerinden esinlenilmiş ambient tınıları uçuşuyordu ruhumun çeşitli yerlerine dokuna dokuna... Her odanın özellikle girişinden algılanabilen hakim bir duvarında büyükçe, sade tasarımlı ve kolay algılanan birer saat... fazla süse kaçılmamış; sadece parlak metal ve cam yüzeyler ve... ve sadece “zaman”... zaman, her odayı pençeleri arasına almış. zaten bence de neden sadece mutfakta ve salonda saat olsun ki? ! zaman hep akmıyor mu? her seviştiğimizde her uykuya daldığımızda her duş alışımızda yemek yaptığımızda ardı ardına filmler seyrettiğimizde antreye paltomuzu her astığımızda ve ayakkablarımızı ayaklarımızdan çıkartıp ayakkabı dolabına her koyduğumuzda zaman bizi arkamızdan sinsice takip edip bizden saniye saniye, dakika dakika bazen saat saat, gün gün bir şeyler eksiltmiyor mu? .. hoşuma gitti bu modern evin her mekanında karşıma çıkan o büyük büyük, modern saatler. güzel tasarımlarıyla ve asıldıkları duvarlarla olan ilişkileriyle aslında bana zamanı umutluca, nazikçe söylüyorlar. zamanın o hızla akışındaki coşkuyu, hayatın koşuşturmasını, gizemi, kozmozdan bize verilmiş bir anlamda bizi sınayan sınırlayan o hediyeyi dünyanın yaşlılığının, olgunluğunun hoşnutluğunu yaşanmışlıkların tatlarını ve hep daha olgun bir ruha yaklaşmanın o gizemli gerisayımını ne kadar çok sevdiğimi o, her mekanı saatlerle dolu bana her tarafımdan zamanı hatırlatan uyanık kalmamı sağlayan modern eve girdiğimde bir kez daha açık gönülle hatırladım. zamanın kendisi oldum ben ona sarıldım, onu sevdim o da beni takip etti. beni en sonuna götürdü herkesten uzakta sessiz... bana zamanın oyunlarını anlattı zaman, sadece görevine sadık bir varlıktı. sadece dost olmak istiyordu kendisinin bile aslında çok önemli olmadığını anlatmak bir de... zamanı artık seviyorum. onunla da sorunum kalmadı. artık dostuz. darısı dünyanın başına... (Kasım 2006) Ömer Dalman |
Asfalt Kıyması
İşimden dönüyorum. evime giden, 4 Levent'in o dümdüz çam ağaçlarıyla çevrelenmiş caddesinde yürüyorum. Çok da yorgun değilim. İşimi çok seviyorum kimilerinin tersine belki ondan bezgin değilim. Lanet okumadan geçmiş bir başka gün... ancak o sakin caddede vızır-vızır dibimden geçen hız sınırı tanımayan o imansızlar! .. etrafta ne bir görevli, ne bir kamera... hani kıymamı çıkartsa bir tanesi yok hesap soracak kimse! .. Şansa mı yaşıyoruz sokaklarda? ya önlerine bir çocuk çıkıverse top peşinde? .. Masum, üretken ve inançlı günümün sonunda evimin kapısına varmadan şu kısa yoldaki yürüyüşümde bütün Trafik İmansızlarına binlerce kere lanet olsun! Çarpışın birgün karşılıklı sizin kıymanız çıksın asfalta da belki o zaman anlarsınız! Kilosu 5 para etmeyecek olan kıymalarınız! .. (Eylül 2006) Ömer Dalman |
Asil Bayan
Plazalara giden o Servis Otobüsündeki çekilmez, Asil Bayan! sana söylüyorum: İki makyaj yaptın kılığınla trendi yakaladın saçını modern şekil yaptın diye dilini, başını Batı’ya çevirdin diye pek mi göğe yükseldin de yolda giderken “Türk İşi” şarkılar çaldığında şoför isyan ediyorsun ve o sesini, kimliğine ters o çirkin, yaratıksal sertliğe çevirip ”Aayyy! Müziği değiştirir misiniz lütfen.” diye şoförü uyarıyorsun? ! Plazalara giden o Servis Otobüslerindeki çekilmez, Asil Bayan! sen de bizimle aynı toprağa basmıyor musun? ! trendy ayakkablarının altları aynı tozlarla kirlenmiyor mu yoksa? Anan, baban ya da olmadı deden, anneannen o ağıtlarla, türkülerle haykırmadılar mı dağlara hüzünlerini, sevinçlerini? .. sen neredensin, kimlerdensin? aynı havayı solumuyor musun? kimi beğenmiyorsun nerede yaşıyorsun? ya da nerede yaşamak istiyorsun? o zaman hala buralarda niye oyalanıyorsun Plazalara giden o Servis Otobüsündeki çekilmez, Asil Bayan! ? (Mayıs 2006) Ömer Dalman |
Asil, Pürüzsüz Aryalarla
Hep de gitmiyor böyle be kardeşim! olmuyor! vazgeç... yeme ne beni, ne kendini olmuyor biraz rahatla kasma kendini doğal ol! Hep bu asil, hep bu nitelikli, ölçüler içinde gayet düzenli, disiplinli, arya usulü gölgesiz, pürüzsüz çakılsız, taşsız yollarda giderek, hatta granit kaplamalar üzerinde adım sesleri de olmadan söylenen şarkılarla nereye kadar? .. parlak, engelsiz yolunda arkana yaslanmış asil ses tonlarıyla kulaklarını yıkayıp, etrafı keyifle seyrederken; yolkenarındaki çamurlardaki o ahşap derme-çatma kulübedeki dişlerinin dörtte üçü çürümüş yaşlı hala sana bakıp, gülümsüyor ve kibarca selamlıyor. onu görmeyecek misin? ! o senin dinleyip, keyiflendiğin müzik senin doymuş kulaklarına güzel, o yaşlı onu duymuyor bile ruhunda! ona nasıl anlatacaksın? ! olmuyor be kardeşim olmuyor! yeme ne beni, ne kendini vazgeç arada arkana yaslan kasma kendini, doğal ol! biraz çık asil-havalı yolundan ve o yaşlıyla otur, bir çay iç, lafla... yalnızca sana güzel olan asil, pürüzsüz arya usulü şarkılarla nereye kadar? .. (Ocak 2007) Ömer Dalman |
Aşabilmekle Mümkün
En büyük sapkınlığını kendinden geçmişçesine yaparken, çok daha üstten çok daha bilge tarafın 'bunu yapmasan da olur' diye sana çağrıda bulunabiliyorsa... veya çok arınmış, herşeyin ötesine geçmiş bilge halindeyken en şeytani tarafın seni aynı anda en büyük sapkınlıklarına davet edebiliyorsa hiçbir halinden endişelenmene gerek yok. Çünkü böylesi uç hallerin birarada barınabilmesi ancak hepsini aşabilmekle mümkündür. Ömer Dalman (Mayıs 2007) Ömer Dalman |
Aşınan Beyinler
Beyni fazladan çalıştırmanın, bulmaca çözmenin, sudoku dokumanın (!) alengirli dedektifli romanlar okumanın, iş hayatından kopmamanın faydalı olduğunu söylerler hem alzehimer için, hem bunama için, hem beyin damarları için... Peki bizleri ne yapmalı? ! İçeriklerle uğraşmaktan gün içinde, haberleri takip etmekten, yayına almaktan, çıkartmaktan, hoplamaktan, zıplamaktan, akşama beyin tava kıvamına gelen zavallı kızarık beyinlerimiz çok mu iyi yani? ! Fazlanın da fazlası çalıştırmak beyni, aşındırmaz mı? ! .. E biz ne yapalım o zaman? Beyin damarlarını kromaj-çelik mi kaplatmalı? ! (Ekim 2007) Ömer Dalman |
Aşırı Güzelleşmişsin
Sana asılmak amaçlıca iltifat etmek gözüne girmek için gözlerinin içine bakmak ne haddime! ? sadece doğruya doğru; aşırı güzelleşmişsin! .. Sana yaranmak plaza asansörlerinde seni takibe almak plaza ****leri gibi sonra yüzümde yalancı gülücüklerle iltifatlarda bulunmak, görüşelim canım demek ne haddime! ? benden böyle plaza yamukları bekleme! sadece doğruya doğru; kendini, değerini bil lütfen, aşırı güzelleşmişsin! .. Söylerim doğrularımı yaparım motivasyonumu hak edene, basar giderim; işim zaten başımdan aşkın güzelim. sana yaranmak belki bir şeyler çıkar diye yalandan yalandan plaza ****leri gibi yüzüne gülmek ne haddime! ? sadece doğruya doğru; aşırı güzelleşmişsin! .. (Kasım 2006) Ömer Dalman |
Aşk-Sağlık
Suyuna gitmeyip o'nun dilinden konuşmadıkça bir ustalık bir teknik ve bilgi eseri olmadığı gibi 'sağlık' 'aşk' da kendince davranır hem de daha umarsız, bazen pejmude... Gelinen kültürün, uygarlığın, kişisel sanıların düzeyi ne olursa olsun elden gidebildiği gibi 'sağlık' 'aşk' da feci şekilde dalga geçmez mi insanla? ! hele o'nun dilinden anlamayıp her bakışmayı, her kültür paylaşımını iki lakırtıyı 'aşk'a yoranlarla? .. yerden yere savurup sonra da 'gidiyorum' deyip kapatmaz mı kapıları? .. birşeylere uymak lazım kendini bırakıvermek fazla tartmamak, elememek kültür ve düzey terazilerine baş vurmamak... suyu bırakmak, gediğini bulmasını beklemek... yoksa pişman olur insan ya erkenden sağlığı elden gider kendi yoluna ya da yüzüstü bırakıverir yıllardır peşinden koştuğu o 'aşk'... (Nisan 2006) |
Aşk denir mi ona?
Aşk büyükse ve benliği sarsıcıysa Aşkın Kadın Tarafı biraz ağırsa, güçlüyse vahşiyse, tırnakları koyu renk, uzun, kıvrık ve sert vücudu tanrıçalar kıvamındaysa; elbet o aşkın yan etkileri de sarsıcı olur. Hele öyle bir savurur ki benliği kendini, yerini-yurdunu gelmişini-geçmişini hatta hiçe saydırır. Aşkın Erkek Tarafına ise malesef sadece teslim olmak düşmez mi ey Aşık? ! paramparça olup da sıfırlanana dek bütün varolanların ayakları altında sürünmek düşmez mi? ! Uğrunda yanıp, kül olmadıktan sonra kendini o el kızına verip kaybetmedikten sonra ve Aşkın Kadın Tarafına topyekun bütün askerlerinle, kalkanlarınla, mızraklarınla teslim olmadıktan sonra ona Aşk denir mi ey Aşık? denir mi? .. (Ekim 2006) Ömer Dalman |
Aşkın'a taktım
Aşkın'ı gördüm aşkın'ı duydum bütün feryatlarıyla acımasız... kulak verdim acın'ı gördüm kendimde buldum ben aşk'a değil, aşkın'a taktım! acı'yı değil, acın'ı gördüm! 'kendimden' bildim. aşk'ı nasıl gördüklerine değil 'aşk'ı nasıl gördüğün'e yandım kavruldum kül oldum ve kendi aşkımı sana da aksettirdim niyetimi bağladım duama dahil ettim. sen 'acımasız aşık'! kendine de acımadın gördüm... ben aşk'a değil aşkın'a taktım... (Ocak 2006) Ömer Dalman |
Aşkın, Şehvetin Altın Vuruşunda
Bir soylu eğer hayatının asil akışı içinde birgün bir kenar mahalle dilberinin cazibesine kapılıp, onun incelmemiş beğeni ve saygı kalıplarının bataklığında 'bir hiçmiş gibi' değerlerini kaybederek incelmiş kültürünü, asilliğini, tarihini ayaklar altına sermişcesine bütün benliğiyle o kadının düşük kalitesinin kölesi olup aşkın, şehvetin en öldürücü altın vuruşunu yakalamamışsa; bunca yıl aldığı eğitimin, öğretimin, bilginin, felsefenin, güdümlediği duygularının ne değeri kalır ki? ! ve bir şeylerde erimeden, küçülüp, dağılmadan, sadece yükselen değerlerin sarhoşluğunda incelmek ne derece sahici olabilir ki? .. (Mayıs 2007) Ömer Dalman |
Atamadım
Havalardan mıdır nedir üzerimde bir bitkinlik, bir gariplik var... Öyle bir olmuşum ki dostlar; günlerdir ne üzerimdeki ölü toprağını, ne şu lanet yılgınlığı, ne de kafamdaki şu karanlık fanusu atamadım. Onunla kalsa iyi! .. Ne şu maken gibi kızı yatağa, ne de günlerdir birikmiş 31'imi de atamadım! .. Daha ne çok adımlar var bir bilseniz atamadığım! .. Ne çok adımlarımız var kafalarımızda küflenmiş atamadığımız! Havalardan mıdır nedir üzerimde bir bitkinlik, bir gariplik var hala atamadım... (Kasım 2007) Ömer Dalman |
Atın mesajlarınızı!
Bırakın atın şu cep mesajlarınızı msn'lerinizi ve hatta epostalarınızı! Derin meselelerinizi, içsel durumlarınızı, sıkıntılarınızı aşklarınızı, çıkmazlarınızı çözmek imkansız bu yolla... Aldatmayın kendinizi! Yalnızca oyalanırsınız ve hedeften saparsınız yan yollarda debelenirsiniz. Bırakın atın şu cep mesajlarınızı! Yazılarla yollamayın birbirinize benliklerinizi. Yazı ilüzyon yazı hayal! ve sizler kendi tanrılarınızsınız yazılarınızda çok güçlüsünüz! Başka tanrıya yer yok orada sizden başka! Başka ses, başka nefes galip gelemez mümkün değil yazılarınızda! Hep zafer hep zafer olur mu? Yalandır böyle hayat... Bu yüzden kaldırın atın yazılarınızı aranızdan. Tertemiz, dupduru saf yüzünüzle yüz yüze gelin karşınızdakiyle neyse içinizdeki onu verin. Tanrılığı oynamayın böylece sadece en basit ve net haliyle siz olun bir insan gibi... Kaldırın atın yazılarınızı ilişkilerinizde. Yoksa; emin olun sapacaksınız hedeften. |
Attım Hüznü
Attım hüznü az önce üzerimden kardeşim ama nasıl? Önden kuvvetli bir porsiyon köfte arkadan bol aksesuvarlı bir aşure! aha bir baktım kanım başlamış kaynamaya aha bir daha baktım karımın 'kadın' olduğunu da anladım! bu hüzün yok mu bu hüzün fena musallat insana ruhu korumasız, yalnız bulmayıversin kardeşim gelir öyle bir yapışır ki 'erkek' olduğunu bile unutursun! işte onun için söyledim mis gibi köftemi geçtim dalgamı dedim sonra 'karı git bir de çay koy! ' şimdi bekliyorum ayaklarımı topladım aha bir de baktım çay kokusunu salmış! galiba erkek yüreğinde cidden yemeğe sıkı bir yer ayrılmış? .. (Şubat 2006) Ömer Dalman |
Ayakkabı İmparatorluğu
Ona göre dünyada yaşanacak en büyük heyecan bilindiği anlamda seks değildi. Bunu o gece bir kez daha ispat etti kendine, ruhlara, meleklere, iblislere ve hepsiyle bir kez daha el sıkıştı. Başka da bilen yoktu. Herkes yatmıştı misafiri olduğu evde. Uyku tutmadı birkaç kere döndü nefesini çekti, verdi olmadı. Kalktı karanlık koridora çıktı. Odalardan ev sahiplerinin uyku sesleri geliyordu. Yavaşça antreye sızdı. Daha önceden gözüne kestirmişti kapı önündeki seksi kadın ayakkablarını. O yüksek topuklu dayanılmaz çizmeyi, spor ayakkabıyı bir çift açık terliği ve o klasik, yüksek topuklu ayakkabıyı görünce vücudundaki ve ruhundaki bütün titreşimler en üste çıktı. Böyle bir heyecan kaydetmemişti daha önce beyni. Sırf onlara orada bakmak, teker teker hepsine dokunmak bile bildiği bütün heyecanların ötesindeydi. Hele bir de tek tek onları koklayıp, yüzünün çeşitli yerlerine sürmek yok muydu! O zaten heyecanın son noktasıydı. Hiçbir şeye değişmezdi. Bir kadınla bütün bir gece yerine bile tercih ederdi. İşte o gece defalarca o antrede o ayakkablarla, çizmelerle, terliklerle oldu. Bütün yaşanmışlıklarıyla onları giyen güzel ayaklarla bacaklarla ve o ayakların yıllarca taşıdığı o abide vücutlarla oracıkta birleşti. (Ekim 2007) Ömer Dalman |
Ayakkablarınızla
Hanfendi: bakın hiç strese sokmayım sizi... hiç öyle düşünüp, hesap yapıp dert edinmenize de gerek yok. deniz seviyesinden yukarı çıkıp önünüzde hiç büyüklük de taslamadan gayet alçak bir şekilde ‘tek bir şey’ soracağım size: Acaba o güzel ve seksi ayakkablarınızla bir gece geçirebilir miyim? ! (Temmuz 2006) Ömer Dalman |
Ayda Yılda Bir Kere
Bir kankim var zenci hastası; beyaz kızlara bakmaz bile... yine geçen gün insan bedeninden bahsediyorduk. bu dünyadaki esas evimiz olan bedenden... dedi ki; 'çoğu insan ayna karşısına geçip, şöyle bir vücuduna yılda bir kere filan bakar. eh böyle de olursa tabii gitgide bedeni kontrolden çıkar yağlanır, ballanır, yayılır lömbürdekleşir. ondan sonra da yok o rejim, yok bu diyet! .. Eeee hacı ayda yılda bir kere geçersen ayna karşısına aldatırsın tabii kendini ve sonunda da kendini aldatamayacağın ölçülerle karşılaşırsın! İşte bizim en büyük gerçeklerimizden biri...' ......... Ağzına, yüreğine sağlık be zenci düşkünü kardeşim! diğerlerini ise bırak diledikleri oturup dursunlar, yağlansınlar, ballasınlar, kokuşsunlar! sana ne... (Nisan 2007) Ömer Dalman |
Aydınlığın Kaderinde Yazılı Değil
Sakın ola ki aydınlık taraftan olanlar kinin, intikamın cezbediciliğinde karanlıktanmış gibi diş göstermesinler! Bu, onların aslında hiç de olamadıkları bir şeydir. onlar zafere böyle gidemezler. kaderlerinde yazılı değildir! .. Dalıp karanlık tarafa bir ejderha gibi vahşi bütün hesaplarını halledeceklerini zannederler. Halbuki karanlıkla aydınlık arasındaki hesap yüzyıllarla ölçülür. Yatırımcıları, gizli yoldaşları çoktur, büyüklerdir! yalnız başına bütün bu geçmişi göğüsleyip kinin, intikamın tuzağında karanlığa dalmak imkansız! .. sadece bir ziyan aydınlığa! .. zaten izin de vermezler uluorta… tuzakların eşliğinde giriyorsa zaten karanlığa düpedüz karanlığın oyununa gelmesidir Aydınlığın. istediği de budur zaten! tıpkı kendi gibi çırpına çırpına ağzında salyalarla kendine doğru gelen bir başka karanlık! .. yangına katılan yeni ateşlerle o kin alevinin büyümesi… Sakın ola ki aydınlık taraftan olanlar tam olarak içgüdülerinin iplerini vermesinler karanlığın ellerine. Aydınlık gibi savaşsınlar aydınlık gibi baksınlar akıllara kazınsınlar ibret olsunlar bu ilkel Karanlık Krallığına. ve sakın ola ki aydınlık taraftan olanlar karanlıktanmış gibi diş göstermesinler. bu onların kaderinde yazılı değil… (Ekim 2006) Ömer Dalman |
Ayılardan Bizi Kurtar
Öyle bir egodan kabarmış ki bizim ayılarımız; işlerini ayılığa vermeyip, hatır-gönül raconunu bırakıp, prosüdürüne göre yapan ağası kalmamış! ve bu yüzden bir çok kurumumuz ayılar-ağalar cenneti olmuş. Ama nedense bu ayılar ne zaman birilerinin ayağını kaydırmak istese, ne zaman birinin yerine başka bir ayıyı getirmek istese, hemen prosedürlere başvururlar! ? Bu ayılar prosedürü, işlerin yürümesi için değil, zedelemek için, kaydırmak için, işleri kendilerine döndürmek için kullanırlar. ayılar üzerine basamak olmuş, zigguratlar gibi yükselmiş ayı cennetleriyle çevrelendik. Allah'ım bir tokatla n'olur bizi kurtar! (Temmuz 2007) Ömer Dalman |
Aykırı Olmak
Sık sık olmasa da; sırf başka bir yerden olduğunu, buraya ait olmadığını, aynı şeyleri yiğip içerek aynı sıvılardan içerek ve aynı duyguları kullanarak mutlu olamadığını, yaşamını sürdüremediğini gizleyemediği anlarda kendini ele vermekten kaçınamamak... Aykırı olmak; aynı, bilinci bağlayan o kör ebe eşarplarıyla ortalıkta salaklar gibi ve de mutlu gibi dolaşmaktan bıktığı, diğer yiğip-içenler gibi şişgöbek, uykucu ve horultular arasında rahat edemediği o anlardan birinde bütün bakışların üzerine kitlenmesinden dolayı kendini suçlu hissetmek ve daha da karadeliği içine saklanarak kendi iç uzayında büyük bir infilaka meydan vermek... bir yandan ucuzlamış hayat şartlarının sürükleyiciliğinde ucuzlamış tavır ve tepkilerin şiddetli yağmurlarında ortama uymayan organik yelkenlerini çelikten sert göstererek akıntıya karşı küreklerine de abanırken 2 lokma-1 hırka peşinde tıpkı diğer körler-sağırlar gibi yaşamaya çalışmak, nihai sonucunu beklercesine umutla... aykırı olmak... kör ebe eşarplarının arasından birer yırtık bulmuş diğer bütün gözü görenlere selam vermeye, yandaş, yoldaş bulma endişesiyle sağa-sola dikerken gözlerini aslında kendi merkezindeki zenginliğe her dakika kilometre-kilometre yaklaşmak... kendinle şefkat alışverişinde olmak... aykırı olmak... (Ocak 2007) Ömer Dalman |
Aynalı Gardropp Tekmeleme Anısı
Değerli bir hardcore cd’mi gördüm yatağımızın üzerinde... çocuk oynamıştı sabah oraya koymuş. Tam alırken esas yerine götürmek için zaten yarı kırık kapağı fırlayıverdi yere doğru! kapak bir yana, cd bir yana, kapak resmi bir yana, hepsi yerlerde! .. Enerjim de çoktu henüz günün en başı ve henüz koşmamışım. Bütün zehirlerim, şeytanlarım hala bende... olaya fena sinirlendim birden sanki bana yolda-sokakta günlük sürüngenlerden bir dürzü saygısızlık etmiş gibi... aynalı gardropp kapağımıza çok sıkı 5-6 tekme indirdim gümbür-gümbür! .. ve hemen ardından da fena bir bağırtı! .. oda inledi ve hatta belki de alt-üst komşuların odaları... neyse ki kapım kapalıydı çocuk içeride mama aleminde ufak-tefek ama oranı iyi (!) Moldov Bakıcımızla... (bu da benim şansım tabii, oran-moran!) içerideki bağırtımı duymuş olsa bile Moldov önemsememiştir; alışkındır artık sinir anlarıma... biraz rahatladığımı düşünürken tam benim karı aradı yine bir acele cebimden! tam da işe dönecektim PC’min başına... açtım; para transferi lazımmış. yarım-yırtık belirli-belirsiz, ama yine acele yüklü söylemeye çalıştı yapmamı istediğini. salak tam ve net söyleseydi diyeceğini detaylı, 2-3 kere daha aramazdım tam anlamak için! Son aramamda zaten ona da bağırdım nasibini aldı benden kutsandı maşallah! .. Telefonda Konuşma Edep Dersi 3’ü hızla naklediverdim! gerçi 1 ve 2.’lerden de geçmemişti sınıfı henüz ama olsun bu hızlandırılmış kurs artık! .. öğrenecek, kaçarı yok... Tekrar yerime dönerken biraz sakin, yumuşak; yine de gardrobumuzdan özür dilemedim. benim karıdan da... yoğun enerjideyim ben kardeşler! öyle sakin, sessiz, rutin ve sıradan değil... hamurumu böyle yoğuranın vardır bir bildiği! ne kimse bana dil uzatsın ne de ben kimseye... Canımızdan, huzurumuzdan değerli mi şu “eşya”? hepsi sadece bizim için inan! .. daha 10 tane aynalı gardropp kapağı feda bana! yeter ki tadım yerinde olsun... (Kasım 2006) Ömer Dalman |
Aynası İş midir Kişinin? !
Eskilerden biri demişti ki aynası iştir kişinin. doğru tabii ki ama hangi zamana göre? hangi insanlara göre? ve nereye göre? ! uzun yıllardır benim bildiğim bizim buralarda aynası laftır kişinin! konuşabildiğince ağzı satabildikçe kendini eli hiç iş tutmasa da kişi ne güzel de yücelmekte bizim buralarda! eskiler güzel demiş ama bizim buralarda aynası laftır kişinin. (Ekim 2006) Ömer Dalman |
Aynı Değil
Artık yolda yürürken gördüğüm o sararmış, kuru yapraklar, kaldırım kenarlarındaki su birikintileri, kulaklarımı hergün farklı yalayan rüzgar aynı değil... Gökte binlerce kombinasyonla desenler oluşturmuş bulutlar, uzaktan odamın içine sıcacık doluşan yalnızlığıma eşlik eden mahalledeki çocuk sesleri, parkta öpüşen 2 sevgili aynı değil... artık hepsi bana okuduğum binlerce şair dostun gözlerinden bakıyor sesleniyor. sadece kendim kadar değil... (Ekim 2006) Ömer Dalman |
Aynı Mahallenin 2 Berberi
Aynı mahallenin 2 farklı kültürde berberi... Biri çok sosyetik, diğeri halk işi; vitrinlerinden ve sahiplerinden belli... Halk işi olanına gittim: tipimi sadece zengin gördü, yüzümde de o saf sandığı gülücüğü... ne koparırsam kardır dedi, küçük ve geçici düşündü, tam fiyat geçirdi. doğrusu istediği mangır berberin kıvamına da hiç uymuyordu. biz de aptaldık ya; yaladık yuttuk zannetti! Sosyetiğine de gittim: tipimi görgülü, bilgili, eğitimli gördü. aklından “geçirmeyi” sildi. Fiyatını gayet makul verdi, hatta belki biraz geri çekti! ilgiyi, muhabbeti ve o son vedadaki sıcak merhabayı eksik etmedi. yalandan sırıtıp beni sepetlemedi. derdi beni kazanmaktı. İşte size kesinlikle ve kesinlikle yontulmuş, görmüş-geçirmiş düzeyini bulmuş, eğitilmiş bir esnafla, görmemiş ve ufak düşünen ufak kazançlar peşindeki esnaf arasındaki fark! .. (Ocak 2007) Ömer Dalman |
Aynı Terane
İzliyoruz lanetleyerek hepsini gazetelerde, haberlerde... İmansız, Allah'sız, vicdansızlar! ! ! Bugün 90.000 YTL verirler el altından kaçak bir böbreğe, belli mi olur yarın gereğince adam keserler 300.000 YTL'ye! Hepsi anlatılır TV'lerde, dizilerde herkes dayanır arkasına seyreder keyifle içkiyle, ama ertesi gün çıkarız sokağa yine değişen bir şey yoktur yine aynı terane... (Aralık 2007) Ömer Dalman |
Baba 1’in Karzimasına ne oldu?
Yok anam yok! bana haftasonları evden fazla uzak kalmak yaramıyor. niye mi? yahu insan Baba 1 filimini aradan 4 gün geçmesine rağmen nasıl hala bitiremeyebilir? ! kuşa çevirdim, diziye çevirdim, parça parça ettim yine de beceremedim! kişilik sorunu ettim, seyredemememde emeği geçenleri tehditler ettim yine beceremedim! gündüz biraz eğlence biraz muhabbet biraz akraba ziyareti yeğenin konseri filan derken bir geldim ki akşam yine, karşımda Baba 1 yine kaldığı yerde... bana bakıyor! .. yılların Baba’sı karşımda diz çökmüş daha fazla yapma bunu bana, haysiyetimi, şerefimi, karizmamı insanlar üzerindeki gücümü daha fazla ayaklar altına serme diyor! .. ve bundan sakın kimseye bahsetme! .. haklı da be birader! .. bir zamanların dev gibi Baba’sı! boru değil ki bu! .. adamı bir akşam dönüşü evinin kapısının önünde kevgire çevirenler aha bunlar değil miydi? ! hani şu eski model arabalardan eski model makinelilerle inip tata-tata-tata ortalığı şenlendiren eski tip takım elbiseli adamlar... hatırlasana! .. Fazla gezmek, eğlenceden eğlenceye koşmak... bunlar benim işim değil... yazıp-çizen içe dönük keşiflerde içe dönük tatlarda olan adamın işi değil... tövbe-tövbe! .. güzel ve çok karizma bir bayanla buluşmak ve aileye makul zaman ayırmak dışında diğerleri fazlalıktı derim. dersimi alırım ve bundan sonra zamanımın değerini bilirim. Baba’nın da karizmasını aynen geri getiririm! (Kasım 2006) Ömer Dalman |
Bakamazlar Güneşe
O tiksinen birbirini tökezletmek isteyen malına gözünü dümdüz diken düpedüz çekinmeden dalga geçen utanmaz, arlanmaz, edepsiz, ölçüsüz bakışlar nasıl da sarmış yurdumun sokaklarını, kaldırımlarını, bakkallarını, metrolarını! ? niyetleri kirlenmiş, helalde çareleri tükenmiş, 2 lokma ekmek peşinde herşeye razı elleri bıçaklı, makinalı kapana kısılmış canavar olmuş benlikler nasıl da korkmaz olmuşlar hiçbir şeyden! ? nasıl da en nezih yerleri bile adım adım kuşatmışlar? ! bölüne bölüne çoğalmışlar? ! o tiksinen birbirini, ne olduğunu ayırt etmeksizin dimdik, düpedüz tecavüzle küçümsercesine ve sanki, 'ne bakıyorsun birader? ! ' denmesini, hemen sonra da üzerine saldırmayı beklercesine kendini vahşete teslim etmiş bakışlar nasıl da güzel yurdumun topraklarını kirletmiş tepeden tırnağa! ? artık her sokağa çıktığımda abartısız bir dakikayı bile o bakışlardan kurtulamadan yaşayamazken ben, görürken yurdumun topraklarının bile zehirden rengini karalara çaldığını nasıl nasıl rahat uyurum? ! hakkımı kime, nasıl helal ederim! ? o tiksinen birbirini tökezletmek isteyen tilkileşmiş bakışlar... aslında hepsi kan ağlıyor da, arkalarına sığınmış alevler içinde bütün benlikler. artık çok geç ama; bakamazlar bir daha güneşe... (Nisan 2007) Ömer Dalman |
Bakire Şiirler
Bazı şiirlerimi bakire haliyle bırakırım bilirim bir kaç kere dönüp baksam makyajı eksik görünecek gözüme alacağım elime kalemi allığı, farı, rimeli, ruju yürekleri hoplatan kadına çevireceğim kızı. bu yüzden bazı şiirlerimi bakire haliyle bırakırım hep o sade makyajsız gülümseyişi seyrederim yüzlerinde... öteki 'allı pullu kadınlar'dan çok var etrafımızda! bu benim kadınım... (Ekim 2005) Ömer Dalman |
Bakire Şiirlere Neşter
Bakire bırakmayı, öylece salıvermeyi severim şiirlerimi genelde; ama herzaman hatasız kul çıkmıyor kalem'den, şair dostlar görünce -kızın- genelindeki arızaları bildiriveriyorlar Allah razı olsun. haklılar da... daha seksi, daha alımlı, daha salına salına dolaşmasını istiyorlar ve 'babası'nın da daha saygıyla anılmasını... alıyorum hemen elime neşteri, narkozu hiç üzmeden kızlarımı başlıyorum düzeltmelere! aslında daha da heyecanlı çünkü bu -sonradan müdahale-... kusurları düzeltmek başka bir beceri istiyor; bunda da uzmanlaşmaya gidiyorum. zor tabii ilk anda bıçakla dalmak ama olsun! daha seksi, daha alımlı, daha salına salına dolaşsın kızlarım ve 'babası' da daha saygıyla anılsın. artık bakire olmasalarda bıçak görmüş kızlarım yaşamışlıkları artacak, fena mı? ! sonuçta zaten okuyan, okuyacak üzerinden binlerce kere geçilecek; bari eli yüzü düzgün olsun. (Haziran 2006) Ömer Dalman |
Bal gibi Adam Satarım
Yağ satarım, bal satarım ustalar, delikanlılar ölmüş memleketteki; önüme çıktımı yalancısı, düzenbazı, yetersizi bal gibi de adam satarım! Yağ satarım, bal satarım ustam ölmüş ben satarım! .. hakettimi yaltakçısı, yalancısı, yeteneksizi, yüksekten baktımı insanıma hele bir de; yağ satarım, bal satarım, büyük zevkle numarasını, adını alırım dayılarıma, patronlarıma satarım! Yağ satarım, bal satarım ustalar, delikanlılar ölmüş memleketteki; kalan sağlar da gitmesin diye bal gibi de adam satarım! (Mart 2007) Ömer Dalman |
Bal gibi de döverim!
Bir gün, iş yerinde kahve molasında biri diğerine dedi ki: -Sen hiç 'şiirle adam döven adam' gördün mü? İşte Ömer bunu yapıyor, ondan okuyorum onu! oradaydım duydum, sevindim ve ekledim: -Döverim! Bal gibi de döverim! Hem de zevkle! hatta ağzını, burnunu bile kırarım büyük zevkle! öyle çok hak eden var ki döverim aslanlar gibi! diğerinin şaşkın bakışları ilham verdi biraz daha devam ettim: -kadın, adam dinlemem dümdüz girerim zaten bu aralar öyle çok kaşınıyor ki yumruklarım! eşkiya değilim ki yollara ineyim elimde tüfekle barbar değilim ki elimde baltayla dalayım kalabalığa ormanda değiliz ki, zehirli okları saplayım yüreklerine! klavyemi, parmaklarımı, buz gibi soğuk irademi ilhamlarımı, kinimi, hiddetimi kuşanırım sarılırım şiirlere dalarım hepsine ağız-burun dümdüz bal gibi de döverim! .. (Aralık 2005) Ömer Dalman |
Balçık Zemine Rugan
Siz önce bu kanı, ruhları emilmiş vatandaşa sağa sola saparken caddelerde sinyal vermeyi öğretin de; sonra ülke çapındaki yolsuzluğun, puştluğun, götürücülüğün, düzensizliğin peşine takılırsınız! İşe yere basan o çamurlu zeminden başlayın ki; emekleriniz boşa çıkmasın! Balçık zemine rugan ayakkablarla girme aptallığını her seferinde sergilemeyin! (01.06.2008) Ömer Dalman |
Balığı Baştan Kokutan
Adiliyetini yitirmiş kurum değil, adiliyetini yitirmiş yöneticidir balığı baştan kokutan. Zavallı uzuvlarsa birbir çürürken bünyeleri hep onun etkisindedir. ve artık işlevsizdir o balık. anlamsız egosuyla hala kendine güvense de başı çaresizdir aslında... denizlere açılamaz artık o balık. (Temmuz 2007) Ömer Dalman |
Bana Bunlar Yeter
Sadece... sadece düzenli spor, akla, zihne, bedene şifa, biraz dünya işi, madde, işçilik, emek, biraz sevgi, aile sonra biraz dünyayı seyir için internet... ve en önemlisi düzenli maneviyat... başka bir şeye bulaşmama ne gerek? gerisi zırva... bana bunlar yeter. Sadece... sadece biraz daha kendim olmak biraz daha yüklerimden kurtulmak hergün... hayatımın aşkı ile birkaç saat... biraz mecburi rol biraz iş... kaçınılmaz... ama sonra yine en önemlisi düzenli maneviyat... onlar güruh halinde uğraşsınlar dursunlar bulasınlar heryeri çamura kendileri gibi boka çevirsinler bu dünyayı bana ne? ! .. sadece... bana sadece saydıklarım yeter. |
Bana ne? !
Tarihten gelen taşların, duvarların, tabletlerin üstündeki kanıtlara inanmazmış. Binlerce yıl öncesinden 2000’leri görüp ta o zamandan bu zamanı uyaranların, gönüllerini yıldızlardan toplayıp düzene sokup, bilgi olarak tarihe dökenlerin varlıklarını saymazmış. Yaratan’ı bile kendi dimağınca tanımlarmış, sınırlara koyarmış, müziğin ritmine göre kıvırtırmış! her şeyi kendi bilirmiş, elle tutmalıymış gözleriyle görmeliymiş; bana ne? ! .. karınca yuvasına sığabilecek bilgisiyle, bir iğne ile bomlayabilecek 4 yana dağılabilecek sevgisiyle, sadece yapılı-döşeli yola, kaldırıma, otomatik çalışan çamaşır makinesine, fırına, müzik setine ve plazmasına endeksli şükürleriyle üzerine bastığı bu topraklara hatta toprakları da taşıyan Dünya Ana’ya bile sözünün geçtiğini hatta onu bile yönettiğini sanırmış; bana ne! ? .. gün gelip de sorduklarında bu toprağa kaldırımlara, taşlara, ağaçlara, denizlere, kuşlara ”bu şahıs hakkında neler dersin bize? ” diye hepsinin birlikte vereceği cevaba bakarım! .. o güne kadar kendini allamış-pullamış, adına destanlar yazdırmış, çığırtkanlar tutmuş, büyük saygı görmüş tek bir lafıyla boyunları götürmüş itibarları sıfırlamış, ensesi kalınmış; bana ne? ! .. (Ocak 2007) Ömer Dalman |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:44 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.