www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Ömer Dalman (https://www.cakal.net/showthread.php?t=133625)

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:58 AM

Arızalar Meclisi
Bazı meclislerin tam bir kaydı yoktur.
tek kişiliktir.
Her şey tek bir başkandan sorulur.

Bu tek kişilik meclis
tek başına
bazen vurdumduymaz
bazen incelikle
kendi seçtiği yollara sapar,
çukurlara düşer...
bazense büyük bir zaferle
kendi cennetinin bahçelerinde meşke dalar.

Bazı meclislerin tam bir kaydı yoktur.
Sadece bir-iki seveni bilir adresi
ve ara sıra o meclise uğrar.
onunla birlikte
geçici bir meşke dalar.

ve bu meclislerde
kanunlar sadece sahibinindir.
dinlemez
ikna olmaz
arlanmaz
ve edep tanımaz
sadece kendi olur.

kendi olur
ve misafirliğe gelenlere
kendi olmayı öğütler.

orada bütün mevcut
kabul görmüş bilgiler
önce çöpe atılır.
sonra süzgecinden geçenler
çöpten geri alınır
değerli yerlerini bulurlar raflardaki.

Bazı meclislerin tam bir kaydı yoktur.
tek kişiliktir.
Her şey tek bir başkandan sorulur.


(Eylül 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Arızaya Bağlamasaydım
Arızaya bağlamasaydım;
ne bu kadar sık yazı, şiir yazabilirdim,
ne de her sabah düzenli koşup,
bir de üstüne kültür-fizik yapıp
canımı çıkartamazdım.

arızaya bağlamasaydım;
ne binlerce resim indirip internetten
kadın güzelliğine böylesine şahit olabilirdim,
ne de acıyı kendime hizmet ettirebilirdim
Sado-Mazo Kategorisi üzerinden...

arızaya bağlamasaydım;
anneme, kendim için günün birinde
”bin söyle, bin işit! ” dedirtemez
trafikte abimi bile tanımamazlık edemezdim!

eğer böyle olmasaydım;
bu yoldan çıkmış
terazisi hepten bozulmuş alemde
halen neşeyle yaşıyor olamazdım.

arızaya bağlamasaydım;
sadece onlardan biri olur, çıkardım!

(Ekim 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Arkadaş Olarak Göredursun
O 'arkadaş' olarak göredursun beni;
ben onun boy boy
o güzel bacaklarından ve ayaklarından
her türlü örtücü malzeme dahilinde
soket, naylon veya muz
fotoğraflarını çekip,
evimde açacağım
ve benden başka kimsenin giremeyeceği odamın
duvarlarını onlarla döşemek isterdim!

O 'arkadaş' olarak göredursun beni;
ben o odada zaman zaman
içeri kilitlenmiş vaziyette
dakika dakika oksijen miktarı azalırken
ve ışıklar kırmızıya doğru geçiş yaparken,
en son mor;
başımı ve gözlerimi fıldır fıldır
deliler gibi, manyaklar gibi
dört duvarın üzerinde gezdirip
ter içinde
içimden ne geliyorsa
kendi kendime yapardım!

O 'arkadaş' olarak göredursun beni;
odanın ışıkları mora çaldığında
ve dakikalar sonra alacağım nefes kalmadığında
yüzüm damarlanmış ve yarı morarmış,
tam kararmadan içerisi
yapabileceğimin en üstünü yapar ve
bitirirdim işimi
oraya yığılıp kalırken!

O 'arkadaş' olarak göredursun beni,
hiç ilgilenmesin özel olarak;
belki beni odaya büyük ve öldürücü zevkle kapayan da bu ya!

öyle görmeye devam etsin!

(Aralık 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Arslan Pençeliler
Hergün binilen o dolmuşlarda
taksilerde, otobüslerde
veya bazen hiç beklediğimiz o arkadaşlarımızda
bizleri arabalarına alan
ne bilekler vardır;
sanki “insan bileği” değil
arslan pençesi! ?
kalın mı kalın...
sanki kilo hesabıyla yaratmış Yaratan.

Eller desen el değil, mengene!
ne inanılmazlardır
hiç dikkat ettiniz mi?

Onlar da o ellerle, bileklerle
bir kadına kibarca çiçek uzatabilirler mi?
boynundan yavaşça ‘boğmadan’ tutup
kendilerine çekip, öpebilirler mi?
Onlar da şu “cool” dedikleri gibi olabilirler mi?

Taksici, dolmuşçu, otobüsçü veya yakınım-uzağım
düşmanım-dostum fark etmez;
hep yanlarına oturduğumda
bu arslan pençelilerle karşılaştığımda
aklıma işte bu paradoksun soruları gelir.

Bu arslan pençeliler de diğer erkek örnekleri gibi
kibar ve çok duyarlı olabilirler mi?

(Temmuz 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Artık bir Diktatör Lazım!
O akşam iş dönüşünde
bu ülkenin gelmişini-geçmişini çoğumuzdan daha iyi bilen
izlemiş olan o amcanın dediği gibi
bu ülkeye artık bir diktatör lazım!

öyle bir dağılmış ki
öyle bir bölünmüş ki
öyle bir tuz-buz parçalanmış ki
bu iki yakanın biraraya gelebilmesi için
bu ülkeye artık bir diktatör lazım!

adamın 14 lafından biri buydu;
ne yapsın?
ülkesi gözlerinin önünde dağılıyor
parçalanıyor
insanları, işgücü, emekler heba oluyor! ?
adamın gözlerinin önünde adalet gidiyor,
westernlerdeki gibi beline silahı takan gavat
sokağa çıkıp, kendini adam sanıyor! ?

ne yapsın?
adamın gözlerinin önünde
gözlerinin içine baka baka milletin
altından topraklar kaydırılıyor
hortum rüzgarlarıyla zavallı halkımın
hazineleri harcanıyor.
bir de üstüne üstlük
hepsinin hesabı yine
yıllarca sırtına bin tane yük binmiş
ülkesi için kendini heba etmiş vatandaşa soruluyor
birbirinden güzel, şatafatlı, şık mı şık vergilerle! ..

o akşam iş dönüşünde
ülkenin, insanının, emeklerin
hakkın elden alıp götürüldüğüne dert yanan o amca üzdü beni.
çünkü bunca şey görmüş-geçirmiş o insana göre de
diğer birçokları gibi
tek bir çözüm kalmıştı;
bu ülkeye artık bir diktatör lazım!

(Kasım 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Artık Zamanla Dostuz
Çok sade,
modern,
bir o kadar da her detayıyla ince hesaplanmış
estetik düzeyi yüksek içmekanlar...

herbirinin bir duvarı geniş pencerelerle
cepheye bakan büyükçe odalar,
salona yakın konforda bir mutfak,
derya gibi, ruhları genişleten bir salon...
15. katta oldukça lüks bir ev...

insana verdiği huzur
özellikle –anlayan insana- verdiği huzur
dünya üzerindeki hiçbir ölçü birimiyle tartılamaz.
genel bir de müzik sistemi var
isteğe göre programlanan...
ben oradayken fonda hep
doğa seslerinden esinlenilmiş
ambient tınıları uçuşuyordu
ruhumun çeşitli yerlerine dokuna dokuna...

Her odanın
özellikle girişinden algılanabilen
hakim bir duvarında
büyükçe, sade tasarımlı ve kolay algılanan
birer saat...
fazla süse kaçılmamış;
sadece parlak metal ve cam yüzeyler
ve...
ve sadece “zaman”...
zaman, her odayı pençeleri arasına almış.

zaten bence de neden sadece
mutfakta ve salonda saat olsun ki? !
zaman hep akmıyor mu?
her seviştiğimizde
her uykuya daldığımızda
her duş alışımızda
yemek yaptığımızda
ardı ardına filmler seyrettiğimizde
antreye paltomuzu her astığımızda
ve ayakkablarımızı ayaklarımızdan çıkartıp
ayakkabı dolabına her koyduğumuzda
zaman bizi arkamızdan sinsice takip edip
bizden saniye saniye, dakika dakika
bazen saat saat, gün gün bir şeyler eksiltmiyor mu? ..

hoşuma gitti bu modern evin her mekanında karşıma çıkan
o büyük büyük, modern saatler.
güzel tasarımlarıyla ve asıldıkları duvarlarla olan ilişkileriyle
aslında bana zamanı umutluca, nazikçe söylüyorlar.
zamanın o hızla akışındaki coşkuyu,
hayatın koşuşturmasını,
gizemi,
kozmozdan bize verilmiş
bir anlamda bizi sınayan
sınırlayan o hediyeyi
dünyanın yaşlılığının, olgunluğunun hoşnutluğunu
yaşanmışlıkların tatlarını
ve hep daha olgun bir ruha yaklaşmanın
o gizemli gerisayımını ne kadar çok sevdiğimi
o, her mekanı saatlerle dolu
bana her tarafımdan zamanı hatırlatan
uyanık kalmamı sağlayan modern eve girdiğimde
bir kez daha açık gönülle hatırladım.

zamanın kendisi oldum
ben ona sarıldım, onu sevdim
o da beni takip etti.
beni en sonuna götürdü
herkesten uzakta
sessiz...
bana zamanın oyunlarını anlattı
zaman, sadece görevine sadık bir varlıktı.
sadece dost olmak istiyordu
kendisinin bile aslında çok önemli olmadığını anlatmak bir de...

zamanı artık seviyorum.
onunla da sorunum kalmadı.
artık dostuz.

darısı dünyanın başına...

(Kasım 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Asfalt Kıyması
İşimden dönüyorum.
evime giden, 4 Levent'in o dümdüz
çam ağaçlarıyla çevrelenmiş caddesinde yürüyorum.
Çok da yorgun değilim.
İşimi çok seviyorum kimilerinin tersine
belki ondan bezgin değilim.
Lanet okumadan geçmiş bir başka gün...

ancak o sakin caddede
vızır-vızır dibimden geçen
hız sınırı tanımayan o imansızlar! ..
etrafta ne bir görevli, ne bir kamera...
hani kıymamı çıkartsa bir tanesi
yok hesap soracak kimse! ..

Şansa mı yaşıyoruz sokaklarda?
ya önlerine bir çocuk çıkıverse top peşinde? ..

Masum, üretken ve inançlı günümün sonunda
evimin kapısına varmadan
şu kısa yoldaki yürüyüşümde
bütün Trafik İmansızlarına binlerce kere lanet olsun!

Çarpışın birgün karşılıklı
sizin kıymanız çıksın asfalta da
belki o zaman anlarsınız!
Kilosu 5 para etmeyecek olan kıymalarınız! ..

(Eylül 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Asil Bayan
Plazalara giden o Servis Otobüsündeki
çekilmez, Asil Bayan!
sana söylüyorum:

İki makyaj yaptın
kılığınla trendi yakaladın
saçını modern şekil yaptın diye
dilini, başını Batı’ya çevirdin diye
pek mi göğe yükseldin de
yolda giderken “Türk İşi” şarkılar çaldığında şoför
isyan ediyorsun ve
o sesini, kimliğine ters
o çirkin, yaratıksal sertliğe çevirip
”Aayyy! Müziği değiştirir misiniz lütfen.” diye
şoförü uyarıyorsun? !

Plazalara giden o Servis Otobüslerindeki
çekilmez, Asil Bayan!

sen de bizimle aynı toprağa basmıyor musun? !
trendy ayakkablarının altları
aynı tozlarla kirlenmiyor mu yoksa?
Anan, baban
ya da olmadı deden, anneannen
o ağıtlarla, türkülerle haykırmadılar mı dağlara
hüzünlerini, sevinçlerini? ..

sen neredensin, kimlerdensin?
aynı havayı solumuyor musun?
kimi beğenmiyorsun
nerede yaşıyorsun?
ya da
nerede yaşamak istiyorsun?

o zaman
hala buralarda niye oyalanıyorsun
Plazalara giden o Servis Otobüsündeki
çekilmez, Asil Bayan! ?

(Mayıs 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Asil, Pürüzsüz Aryalarla
Hep de gitmiyor böyle be kardeşim!
olmuyor! vazgeç...
yeme ne beni, ne kendini
olmuyor
biraz rahatla
kasma kendini
doğal ol!

Hep bu asil, hep bu nitelikli,
ölçüler içinde gayet düzenli, disiplinli,
arya usulü gölgesiz, pürüzsüz
çakılsız, taşsız yollarda giderek,
hatta granit kaplamalar üzerinde
adım sesleri de olmadan söylenen şarkılarla nereye kadar? ..

parlak, engelsiz yolunda arkana yaslanmış
asil ses tonlarıyla kulaklarını yıkayıp,
etrafı keyifle seyrederken;
yolkenarındaki çamurlardaki o ahşap
derme-çatma kulübedeki
dişlerinin dörtte üçü çürümüş yaşlı
hala sana bakıp, gülümsüyor
ve kibarca selamlıyor.
onu görmeyecek misin? !

o senin dinleyip, keyiflendiğin müzik
senin doymuş kulaklarına güzel,
o yaşlı onu duymuyor bile ruhunda!
ona nasıl anlatacaksın? !

olmuyor be kardeşim
olmuyor!
yeme ne beni, ne kendini
vazgeç arada
arkana yaslan
kasma kendini, doğal ol!

biraz çık asil-havalı yolundan
ve o yaşlıyla otur, bir çay iç,
lafla...

yalnızca sana güzel olan
asil, pürüzsüz
arya usulü şarkılarla nereye kadar? ..

(Ocak 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 10:59 AM

Aşabilmekle Mümkün
En büyük sapkınlığını
kendinden geçmişçesine yaparken,
çok daha üstten
çok daha bilge tarafın
'bunu yapmasan da olur' diye
sana çağrıda bulunabiliyorsa...

veya çok arınmış,
herşeyin ötesine geçmiş bilge halindeyken
en şeytani tarafın
seni aynı anda
en büyük sapkınlıklarına davet edebiliyorsa
hiçbir halinden endişelenmene gerek yok.

Çünkü böylesi uç hallerin
birarada barınabilmesi
ancak hepsini aşabilmekle mümkündür.


Ömer Dalman (Mayıs 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:00 AM

Aşınan Beyinler
Beyni fazladan çalıştırmanın,
bulmaca çözmenin,
sudoku dokumanın (!)
alengirli dedektifli romanlar okumanın,
iş hayatından kopmamanın
faydalı olduğunu söylerler

hem alzehimer için, hem bunama için,
hem beyin damarları için...

Peki bizleri ne yapmalı? !

İçeriklerle uğraşmaktan gün içinde,
haberleri takip etmekten,
yayına almaktan, çıkartmaktan,
hoplamaktan, zıplamaktan,
akşama beyin tava kıvamına gelen
zavallı kızarık beyinlerimiz
çok mu iyi yani? !

Fazlanın da fazlası çalıştırmak beyni,
aşındırmaz mı? ! ..

E biz ne yapalım o zaman?
Beyin damarlarını kromaj-çelik mi kaplatmalı? !


(Ekim 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:00 AM

Aşırı Güzelleşmişsin
Sana asılmak
amaçlıca iltifat etmek
gözüne girmek için gözlerinin içine bakmak ne haddime! ?
sadece doğruya doğru;
aşırı güzelleşmişsin! ..

Sana yaranmak
plaza asansörlerinde seni takibe almak
plaza ****leri gibi sonra
yüzümde yalancı gülücüklerle
iltifatlarda bulunmak,
görüşelim canım demek ne haddime! ?

benden böyle plaza yamukları bekleme!
sadece doğruya doğru;
kendini, değerini bil lütfen,
aşırı güzelleşmişsin! ..

Söylerim doğrularımı
yaparım motivasyonumu hak edene,
basar giderim; işim zaten başımdan aşkın güzelim.
sana yaranmak
belki bir şeyler çıkar diye yalandan yalandan
plaza ****leri gibi yüzüne gülmek ne haddime! ?

sadece doğruya doğru;
aşırı güzelleşmişsin! ..

(Kasım 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:00 AM

Aşk-Sağlık
Suyuna gitmeyip
o'nun dilinden konuşmadıkça
bir ustalık
bir teknik ve bilgi eseri olmadığı gibi 'sağlık'
'aşk' da kendince davranır
hem de daha umarsız, bazen pejmude...

Gelinen kültürün, uygarlığın,
kişisel sanıların düzeyi ne olursa olsun
elden gidebildiği gibi 'sağlık'
'aşk' da feci şekilde dalga geçmez mi insanla? !

hele o'nun dilinden anlamayıp
her bakışmayı, her kültür paylaşımını
iki lakırtıyı 'aşk'a yoranlarla? ..

yerden yere savurup
sonra da 'gidiyorum' deyip kapatmaz mı kapıları? ..

birşeylere uymak lazım
kendini bırakıvermek
fazla tartmamak, elememek
kültür ve düzey terazilerine baş vurmamak...
suyu bırakmak, gediğini bulmasını beklemek...

yoksa pişman olur insan
ya erkenden sağlığı elden gider kendi yoluna
ya da yüzüstü bırakıverir
yıllardır peşinden koştuğu o 'aşk'...

(Nisan 2006)

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:00 AM

Aşk denir mi ona?
Aşk büyükse ve benliği sarsıcıysa
Aşkın Kadın Tarafı biraz ağırsa, güçlüyse
vahşiyse,
tırnakları koyu renk, uzun, kıvrık ve sert
vücudu tanrıçalar kıvamındaysa;
elbet o aşkın yan etkileri de sarsıcı olur.
Hele öyle bir savurur ki benliği
kendini, yerini-yurdunu
gelmişini-geçmişini hatta hiçe saydırır.

Aşkın Erkek Tarafına ise malesef
sadece teslim olmak düşmez mi ey Aşık? !
paramparça olup da
sıfırlanana dek bütün varolanların ayakları altında
sürünmek düşmez mi? !

Uğrunda yanıp, kül olmadıktan sonra
kendini o el kızına verip
kaybetmedikten sonra
ve
Aşkın Kadın Tarafına topyekun
bütün askerlerinle, kalkanlarınla, mızraklarınla
teslim olmadıktan sonra
ona Aşk denir mi ey Aşık?
denir mi? ..

(Ekim 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:00 AM

Aşkın'a taktım
Aşkın'ı gördüm
aşkın'ı duydum
bütün feryatlarıyla
acımasız...
kulak verdim

acın'ı gördüm
kendimde buldum

ben aşk'a değil, aşkın'a taktım!
acı'yı değil, acın'ı gördüm!
'kendimden' bildim.

aşk'ı nasıl gördüklerine değil
'aşk'ı nasıl gördüğün'e yandım
kavruldum
kül oldum ve
kendi aşkımı sana da aksettirdim
niyetimi bağladım
duama dahil ettim.

sen 'acımasız aşık'!
kendine de acımadın
gördüm...

ben aşk'a değil
aşkın'a taktım...

(Ocak 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:00 AM

Aşkın, Şehvetin Altın Vuruşunda
Bir soylu eğer
hayatının asil akışı içinde birgün
bir kenar mahalle dilberinin cazibesine kapılıp,
onun incelmemiş beğeni ve saygı kalıplarının bataklığında
'bir hiçmiş gibi' değerlerini kaybederek
incelmiş kültürünü, asilliğini,
tarihini ayaklar altına sermişcesine
bütün benliğiyle o kadının düşük kalitesinin kölesi olup
aşkın, şehvetin en öldürücü altın vuruşunu yakalamamışsa;

bunca yıl aldığı eğitimin, öğretimin, bilginin,
felsefenin,
güdümlediği duygularının ne değeri kalır ki? !

ve bir şeylerde erimeden, küçülüp, dağılmadan,
sadece yükselen değerlerin sarhoşluğunda incelmek
ne derece sahici olabilir ki? ..


(Mayıs 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:00 AM

Atamadım
Havalardan mıdır nedir
üzerimde bir bitkinlik, bir gariplik var...

Öyle bir olmuşum ki dostlar;
günlerdir
ne üzerimdeki ölü toprağını,
ne şu lanet yılgınlığı,
ne de kafamdaki şu karanlık fanusu
atamadım.

Onunla kalsa iyi! ..

Ne şu maken gibi kızı yatağa,
ne de günlerdir birikmiş 31'imi de atamadım! ..

Daha ne çok adımlar var bir bilseniz
atamadığım! ..
Ne çok adımlarımız var kafalarımızda küflenmiş
atamadığımız!

Havalardan mıdır nedir
üzerimde bir bitkinlik, bir gariplik var
hala atamadım...


(Kasım 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:00 AM

Atın mesajlarınızı!
Bırakın atın şu cep mesajlarınızı
msn'lerinizi ve hatta epostalarınızı!

Derin meselelerinizi,
içsel durumlarınızı, sıkıntılarınızı
aşklarınızı, çıkmazlarınızı
çözmek imkansız bu yolla...

Aldatmayın kendinizi!
Yalnızca oyalanırsınız
ve hedeften saparsınız
yan yollarda debelenirsiniz.

Bırakın atın şu cep mesajlarınızı!
Yazılarla yollamayın birbirinize benliklerinizi.
Yazı ilüzyon
yazı hayal!
ve sizler
kendi tanrılarınızsınız yazılarınızda
çok güçlüsünüz!
Başka tanrıya yer yok orada
sizden başka!

Başka ses, başka nefes
galip gelemez
mümkün değil yazılarınızda!
Hep zafer hep zafer olur mu?
Yalandır böyle hayat...

Bu yüzden kaldırın atın
yazılarınızı aranızdan.
Tertemiz, dupduru
saf yüzünüzle
yüz yüze gelin karşınızdakiyle
neyse içinizdeki onu verin.

Tanrılığı oynamayın böylece
sadece
en basit ve net haliyle
siz olun
bir insan gibi...

Kaldırın atın yazılarınızı
ilişkilerinizde.
Yoksa; emin olun
sapacaksınız hedeften.

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:01 AM

Attım Hüznü
Attım hüznü az önce üzerimden kardeşim
ama nasıl?
Önden kuvvetli bir porsiyon köfte
arkadan bol aksesuvarlı bir aşure!
aha bir baktım kanım başlamış kaynamaya
aha bir daha baktım
karımın 'kadın' olduğunu da anladım!

bu hüzün yok mu bu hüzün
fena musallat insana
ruhu korumasız, yalnız bulmayıversin kardeşim
gelir öyle bir yapışır ki
'erkek' olduğunu bile unutursun!

işte onun için
söyledim mis gibi köftemi
geçtim dalgamı
dedim sonra 'karı git bir de çay koy! '
şimdi bekliyorum ayaklarımı topladım
aha bir de baktım çay kokusunu salmış!

galiba erkek yüreğinde cidden
yemeğe sıkı bir yer ayrılmış? ..

(Şubat 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:02 AM

Ayakkabı İmparatorluğu
Ona göre
dünyada yaşanacak en büyük heyecan
bilindiği anlamda seks değildi.

Bunu o gece
bir kez daha ispat etti
kendine, ruhlara, meleklere, iblislere
ve hepsiyle
bir kez daha el sıkıştı.

Başka da bilen yoktu.

Herkes yatmıştı
misafiri olduğu evde.
Uyku tutmadı
birkaç kere döndü
nefesini çekti, verdi
olmadı.
Kalktı
karanlık koridora çıktı.

Odalardan ev sahiplerinin uyku sesleri geliyordu.
Yavaşça antreye sızdı.
Daha önceden gözüne kestirmişti
kapı önündeki
seksi kadın ayakkablarını.

O yüksek topuklu dayanılmaz çizmeyi,
spor ayakkabıyı
bir çift açık terliği
ve o klasik, yüksek topuklu ayakkabıyı görünce
vücudundaki ve ruhundaki bütün titreşimler
en üste çıktı.

Böyle bir heyecan kaydetmemişti
daha önce beyni.
Sırf onlara orada bakmak,
teker teker hepsine dokunmak bile
bildiği bütün heyecanların ötesindeydi.

Hele bir de tek tek
onları koklayıp,
yüzünün çeşitli yerlerine sürmek yok muydu!
O zaten heyecanın son noktasıydı.
Hiçbir şeye değişmezdi.
Bir kadınla bütün bir gece yerine bile
tercih ederdi.

İşte
o gece defalarca o antrede
o ayakkablarla, çizmelerle,
terliklerle oldu.

Bütün yaşanmışlıklarıyla
onları giyen güzel ayaklarla
bacaklarla
ve o ayakların yıllarca taşıdığı
o abide vücutlarla
oracıkta birleşti.


(Ekim 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:03 AM

Ayakkablarınızla
Hanfendi:
bakın hiç strese sokmayım sizi...

hiç öyle düşünüp, hesap yapıp
dert edinmenize de gerek yok.

deniz seviyesinden yukarı çıkıp
önünüzde hiç büyüklük de taslamadan
gayet alçak bir şekilde
‘tek bir şey’ soracağım size:

Acaba o güzel ve seksi ayakkablarınızla
bir gece geçirebilir miyim? !

(Temmuz 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:03 AM

Ayda Yılda Bir Kere
Bir kankim var zenci hastası;
beyaz kızlara bakmaz bile...

yine geçen gün insan bedeninden bahsediyorduk.
bu dünyadaki esas evimiz olan bedenden...

dedi ki;
'çoğu insan ayna karşısına geçip, şöyle bir vücuduna
yılda bir kere filan bakar.
eh böyle de olursa tabii
gitgide bedeni kontrolden çıkar
yağlanır, ballanır, yayılır
lömbürdekleşir.

ondan sonra da yok o rejim, yok bu diyet! ..

Eeee hacı
ayda yılda bir kere geçersen ayna karşısına
aldatırsın tabii kendini
ve sonunda da kendini aldatamayacağın ölçülerle karşılaşırsın!

İşte bizim en büyük gerçeklerimizden biri...'
.........

Ağzına, yüreğine sağlık be zenci düşkünü kardeşim!
diğerlerini ise bırak
diledikleri oturup dursunlar,
yağlansınlar, ballasınlar, kokuşsunlar!
sana ne...

(Nisan 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:03 AM

Aydınlığın Kaderinde Yazılı Değil
Sakın ola ki
aydınlık taraftan olanlar
kinin, intikamın cezbediciliğinde
karanlıktanmış gibi diş göstermesinler!

Bu, onların aslında
hiç de olamadıkları bir şeydir.
onlar zafere böyle gidemezler.
kaderlerinde yazılı değildir! ..

Dalıp karanlık tarafa bir ejderha gibi vahşi
bütün hesaplarını halledeceklerini zannederler.

Halbuki
karanlıkla aydınlık arasındaki hesap
yüzyıllarla ölçülür.
Yatırımcıları, gizli yoldaşları çoktur, büyüklerdir!
yalnız başına bütün bu geçmişi göğüsleyip
kinin, intikamın tuzağında
karanlığa dalmak imkansız! ..
sadece bir ziyan aydınlığa! ..
zaten izin de vermezler uluorta…

tuzakların eşliğinde giriyorsa zaten karanlığa
düpedüz karanlığın oyununa gelmesidir Aydınlığın.
istediği de budur zaten!
tıpkı kendi gibi
çırpına çırpına
ağzında salyalarla kendine doğru gelen
bir başka karanlık! ..
yangına katılan yeni ateşlerle
o kin alevinin büyümesi…

Sakın ola ki
aydınlık taraftan olanlar
tam olarak içgüdülerinin iplerini vermesinler
karanlığın ellerine.
Aydınlık gibi savaşsınlar
aydınlık gibi baksınlar
akıllara kazınsınlar
ibret olsunlar bu ilkel Karanlık Krallığına.

ve sakın ola ki
aydınlık taraftan olanlar
karanlıktanmış gibi diş göstermesinler.
bu onların kaderinde yazılı değil…

(Ekim 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:03 AM

Ayılardan Bizi Kurtar
Öyle bir egodan kabarmış ki bizim ayılarımız;
işlerini ayılığa vermeyip,
hatır-gönül raconunu bırakıp,
prosüdürüne göre yapan ağası kalmamış!
ve bu yüzden bir çok kurumumuz
ayılar-ağalar cenneti olmuş.

Ama nedense bu ayılar
ne zaman birilerinin ayağını kaydırmak istese,
ne zaman birinin yerine
başka bir ayıyı getirmek istese,
hemen prosedürlere başvururlar! ?

Bu ayılar
prosedürü, işlerin yürümesi için değil,
zedelemek için, kaydırmak için,
işleri kendilerine döndürmek için kullanırlar.

ayılar üzerine basamak olmuş,
zigguratlar gibi yükselmiş
ayı cennetleriyle çevrelendik.

Allah'ım bir tokatla n'olur bizi kurtar!


(Temmuz 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:06 AM

Aykırı Olmak
Sık sık olmasa da;
sırf başka bir yerden olduğunu,
buraya ait olmadığını,
aynı şeyleri yiğip içerek
aynı sıvılardan içerek
ve aynı duyguları kullanarak mutlu olamadığını,
yaşamını sürdüremediğini gizleyemediği anlarda
kendini ele vermekten kaçınamamak...

Aykırı olmak;
aynı, bilinci bağlayan o kör ebe eşarplarıyla
ortalıkta salaklar gibi
ve de mutlu gibi dolaşmaktan bıktığı,
diğer yiğip-içenler gibi şişgöbek,
uykucu
ve horultular arasında rahat edemediği o anlardan birinde
bütün bakışların üzerine kitlenmesinden dolayı
kendini suçlu hissetmek ve
daha da karadeliği içine saklanarak
kendi iç uzayında büyük bir infilaka meydan vermek...

bir yandan
ucuzlamış hayat şartlarının sürükleyiciliğinde
ucuzlamış tavır ve tepkilerin şiddetli yağmurlarında
ortama uymayan organik yelkenlerini
çelikten sert göstererek
akıntıya karşı küreklerine de abanırken
2 lokma-1 hırka peşinde tıpkı diğer körler-sağırlar gibi
yaşamaya çalışmak,
nihai sonucunu beklercesine umutla...

aykırı olmak...
kör ebe eşarplarının arasından birer yırtık bulmuş
diğer bütün gözü görenlere selam vermeye,
yandaş, yoldaş bulma endişesiyle
sağa-sola dikerken gözlerini
aslında kendi merkezindeki zenginliğe her dakika
kilometre-kilometre yaklaşmak...
kendinle şefkat alışverişinde olmak...

aykırı olmak...

(Ocak 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:06 AM

Aynalı Gardropp Tekmeleme Anısı
Değerli bir hardcore cd’mi gördüm
yatağımızın üzerinde...
çocuk oynamıştı sabah
oraya koymuş.

Tam alırken esas yerine götürmek için
zaten yarı kırık kapağı fırlayıverdi yere doğru!
kapak bir yana,
cd bir yana,
kapak resmi bir yana,
hepsi yerlerde! ..

Enerjim de çoktu henüz
günün en başı
ve henüz koşmamışım.
Bütün zehirlerim, şeytanlarım hala bende...

olaya fena sinirlendim birden
sanki bana yolda-sokakta günlük sürüngenlerden
bir dürzü saygısızlık etmiş gibi...
aynalı gardropp kapağımıza
çok sıkı 5-6 tekme indirdim
gümbür-gümbür! ..
ve hemen ardından da fena bir bağırtı! ..
oda inledi
ve hatta belki de alt-üst komşuların odaları...

neyse ki kapım kapalıydı
çocuk içeride mama aleminde
ufak-tefek ama oranı iyi (!) Moldov Bakıcımızla...
(bu da benim şansım tabii, oran-moran!)

içerideki bağırtımı duymuş olsa bile Moldov
önemsememiştir;
alışkındır artık sinir anlarıma...

biraz rahatladığımı düşünürken tam
benim karı aradı yine bir acele cebimden!
tam da işe dönecektim PC’min başına...

açtım;
para transferi lazımmış.
yarım-yırtık
belirli-belirsiz, ama yine acele yüklü
söylemeye çalıştı yapmamı istediğini.

salak
tam ve net söyleseydi diyeceğini detaylı,
2-3 kere daha aramazdım tam anlamak için!
Son aramamda zaten ona da bağırdım
nasibini aldı benden
kutsandı maşallah! ..

Telefonda Konuşma Edep Dersi 3’ü
hızla naklediverdim!
gerçi 1 ve 2.’lerden de geçmemişti sınıfı henüz ama
olsun
bu hızlandırılmış kurs artık! ..
öğrenecek, kaçarı yok...

Tekrar yerime dönerken
biraz sakin, yumuşak;
yine de gardrobumuzdan özür dilemedim.
benim karıdan da...

yoğun enerjideyim ben kardeşler!
öyle sakin, sessiz, rutin ve sıradan değil...
hamurumu böyle yoğuranın vardır bir bildiği!
ne kimse bana dil uzatsın
ne de ben kimseye...

Canımızdan, huzurumuzdan değerli mi şu “eşya”?
hepsi sadece bizim için inan! ..

daha 10 tane aynalı gardropp kapağı feda bana!
yeter ki tadım yerinde olsun...

(Kasım 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:06 AM

Aynası İş midir Kişinin? !
Eskilerden biri demişti ki
aynası iştir kişinin.

doğru tabii ki ama
hangi zamana göre?
hangi insanlara göre?
ve nereye göre? !

uzun yıllardır benim bildiğim
bizim buralarda
aynası laftır kişinin!

konuşabildiğince ağzı
satabildikçe kendini
eli hiç iş tutmasa da kişi
ne güzel de yücelmekte bizim buralarda!

eskiler güzel demiş ama
bizim buralarda
aynası laftır kişinin.

(Ekim 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:06 AM

Aynı Değil
Artık yolda yürürken gördüğüm
o sararmış, kuru yapraklar,
kaldırım kenarlarındaki su birikintileri,
kulaklarımı hergün farklı yalayan rüzgar
aynı değil...

Gökte
binlerce kombinasyonla
desenler oluşturmuş bulutlar,
uzaktan odamın içine sıcacık doluşan
yalnızlığıma eşlik eden
mahalledeki çocuk sesleri,
parkta öpüşen 2 sevgili
aynı değil...

artık hepsi bana
okuduğum binlerce şair dostun gözlerinden bakıyor
sesleniyor.
sadece kendim kadar değil...

(Ekim 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:06 AM

Aynı Mahallenin 2 Berberi
Aynı mahallenin 2 farklı kültürde berberi...
Biri çok sosyetik, diğeri halk işi;
vitrinlerinden ve sahiplerinden belli...

Halk işi olanına gittim:
tipimi sadece zengin gördü,
yüzümde de o saf sandığı gülücüğü...
ne koparırsam kardır dedi,
küçük ve geçici düşündü,
tam fiyat geçirdi.
doğrusu istediği mangır
berberin kıvamına da hiç uymuyordu.
biz de aptaldık ya; yaladık yuttuk zannetti!

Sosyetiğine de gittim:
tipimi görgülü, bilgili, eğitimli gördü.
aklından “geçirmeyi” sildi.
Fiyatını gayet makul verdi,
hatta belki biraz geri çekti!
ilgiyi, muhabbeti
ve o son vedadaki sıcak merhabayı eksik etmedi.
yalandan sırıtıp beni sepetlemedi.
derdi beni kazanmaktı.

İşte size kesinlikle ve kesinlikle
yontulmuş, görmüş-geçirmiş
düzeyini bulmuş, eğitilmiş bir esnafla,
görmemiş ve ufak düşünen
ufak kazançlar peşindeki esnaf arasındaki fark! ..

(Ocak 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:06 AM

Aynı Terane
İzliyoruz
lanetleyerek hepsini
gazetelerde, haberlerde...

İmansız, Allah'sız, vicdansızlar! ! !
Bugün 90.000 YTL verirler el altından
kaçak bir böbreğe,
belli mi olur
yarın gereğince adam keserler
300.000 YTL'ye!

Hepsi anlatılır TV'lerde, dizilerde
herkes dayanır arkasına
seyreder keyifle
içkiyle,
ama ertesi gün çıkarız sokağa
yine değişen bir şey yoktur
yine aynı terane...


(Aralık 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:06 AM

Baba 1’in Karzimasına ne oldu?
Yok anam yok!
bana haftasonları evden fazla uzak kalmak yaramıyor.
niye mi?
yahu insan Baba 1 filimini
aradan 4 gün geçmesine rağmen nasıl hala bitiremeyebilir? !

kuşa çevirdim,
diziye çevirdim,
parça parça ettim
yine de beceremedim!

kişilik sorunu ettim,
seyredemememde emeği geçenleri tehditler ettim
yine beceremedim!

gündüz biraz eğlence
biraz muhabbet
biraz akraba ziyareti
yeğenin konseri filan derken
bir geldim ki akşam yine,
karşımda Baba 1 yine kaldığı yerde...
bana bakıyor! ..

yılların Baba’sı karşımda diz çökmüş
daha fazla yapma bunu bana,
haysiyetimi, şerefimi, karizmamı
insanlar üzerindeki gücümü
daha fazla ayaklar altına serme diyor! ..
ve bundan sakın kimseye bahsetme! ..

haklı da be birader! ..
bir zamanların dev gibi Baba’sı!
boru değil ki bu! ..
adamı bir akşam dönüşü
evinin kapısının önünde kevgire çevirenler
aha bunlar değil miydi? !
hani şu eski model arabalardan
eski model makinelilerle inip
tata-tata-tata ortalığı şenlendiren
eski tip takım elbiseli adamlar...
hatırlasana! ..

Fazla gezmek,
eğlenceden eğlenceye koşmak...
bunlar benim işim değil...
yazıp-çizen
içe dönük keşiflerde
içe dönük tatlarda olan adamın işi değil...
tövbe-tövbe! ..

güzel ve çok karizma bir bayanla buluşmak
ve aileye makul zaman ayırmak dışında
diğerleri fazlalıktı derim.
dersimi alırım
ve bundan sonra zamanımın değerini bilirim.
Baba’nın da karizmasını aynen geri getiririm!

(Kasım 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:07 AM

Bakamazlar Güneşe
O tiksinen
birbirini tökezletmek isteyen
malına gözünü dümdüz diken
düpedüz çekinmeden dalga geçen
utanmaz, arlanmaz, edepsiz, ölçüsüz bakışlar
nasıl da sarmış yurdumun sokaklarını,
kaldırımlarını, bakkallarını, metrolarını! ?

niyetleri kirlenmiş,
helalde çareleri tükenmiş,
2 lokma ekmek peşinde herşeye razı
elleri bıçaklı, makinalı
kapana kısılmış canavar olmuş benlikler
nasıl da korkmaz olmuşlar hiçbir şeyden! ?

nasıl da en nezih yerleri bile
adım adım kuşatmışlar? !
bölüne bölüne çoğalmışlar? !

o tiksinen
birbirini,
ne olduğunu ayırt etmeksizin dimdik,
düpedüz tecavüzle küçümsercesine
ve sanki, 'ne bakıyorsun birader? ! ' denmesini,
hemen sonra da üzerine saldırmayı beklercesine
kendini vahşete teslim etmiş bakışlar
nasıl da güzel yurdumun topraklarını kirletmiş
tepeden tırnağa! ?

artık her sokağa çıktığımda
abartısız
bir dakikayı bile
o bakışlardan kurtulamadan yaşayamazken ben,
görürken yurdumun topraklarının bile zehirden
rengini karalara çaldığını
nasıl
nasıl rahat uyurum? !
hakkımı kime, nasıl helal ederim! ?

o tiksinen
birbirini tökezletmek isteyen
tilkileşmiş bakışlar...

aslında hepsi kan ağlıyor da,
arkalarına sığınmış
alevler içinde
bütün benlikler.

artık çok geç ama;
bakamazlar bir daha güneşe...

(Nisan 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:07 AM

Bakire Şiirler
Bazı şiirlerimi bakire haliyle bırakırım

bilirim
bir kaç kere dönüp baksam
makyajı eksik görünecek gözüme

alacağım elime kalemi
allığı, farı, rimeli, ruju
yürekleri hoplatan kadına çevireceğim kızı.

bu yüzden
bazı şiirlerimi bakire haliyle bırakırım

hep o sade
makyajsız gülümseyişi seyrederim yüzlerinde...

öteki 'allı pullu kadınlar'dan çok var etrafımızda!

bu benim kadınım...

(Ekim 2005)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:07 AM

Bakire Şiirlere Neşter
Bakire bırakmayı,
öylece salıvermeyi severim şiirlerimi genelde;
ama herzaman hatasız kul çıkmıyor kalem'den,
şair dostlar görünce -kızın- genelindeki arızaları
bildiriveriyorlar Allah razı olsun.

haklılar da...
daha seksi, daha alımlı,
daha salına salına dolaşmasını istiyorlar
ve 'babası'nın da daha saygıyla anılmasını...

alıyorum hemen elime neşteri, narkozu
hiç üzmeden kızlarımı
başlıyorum düzeltmelere!

aslında daha da heyecanlı
çünkü bu -sonradan müdahale-...
kusurları düzeltmek başka bir beceri istiyor;
bunda da uzmanlaşmaya gidiyorum.

zor tabii ilk anda bıçakla dalmak
ama olsun!
daha seksi, daha alımlı,
daha salına salına dolaşsın kızlarım
ve 'babası' da daha saygıyla anılsın.

artık bakire olmasalarda bıçak görmüş kızlarım
yaşamışlıkları artacak, fena mı? !
sonuçta zaten okuyan, okuyacak
üzerinden binlerce kere geçilecek;
bari eli yüzü düzgün olsun.

(Haziran 2006)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:07 AM

Bal gibi Adam Satarım
Yağ satarım, bal satarım
ustalar, delikanlılar ölmüş memleketteki;
önüme çıktımı yalancısı, düzenbazı, yetersizi
bal gibi de adam satarım!

Yağ satarım, bal satarım
ustam ölmüş
ben satarım! ..

hakettimi yaltakçısı, yalancısı, yeteneksizi,
yüksekten baktımı insanıma hele bir de;
yağ satarım, bal satarım,
büyük zevkle numarasını, adını alırım
dayılarıma, patronlarıma satarım!

Yağ satarım, bal satarım
ustalar, delikanlılar ölmüş memleketteki;
kalan sağlar da gitmesin diye
bal gibi de adam satarım!

(Mart 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:07 AM

Bal gibi de döverim!
Bir gün, iş yerinde kahve molasında
biri diğerine dedi ki:
-Sen hiç 'şiirle adam döven adam' gördün mü?
İşte Ömer bunu yapıyor, ondan okuyorum onu!

oradaydım
duydum, sevindim
ve ekledim:
-Döverim! Bal gibi de döverim!
Hem de zevkle!
hatta ağzını, burnunu bile kırarım
büyük zevkle!
öyle çok hak eden var ki
döverim aslanlar gibi!

diğerinin şaşkın bakışları ilham verdi biraz daha
devam ettim:
-kadın, adam dinlemem dümdüz girerim
zaten bu aralar öyle çok kaşınıyor ki yumruklarım!

eşkiya değilim ki yollara ineyim elimde tüfekle
barbar değilim ki elimde baltayla dalayım kalabalığa
ormanda değiliz ki, zehirli okları saplayım yüreklerine!

klavyemi, parmaklarımı, buz gibi soğuk irademi
ilhamlarımı, kinimi, hiddetimi kuşanırım
sarılırım şiirlere
dalarım hepsine ağız-burun dümdüz

bal gibi de döverim! ..

(Aralık 2005)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:07 AM

Balçık Zemine Rugan
Siz önce bu kanı,
ruhları emilmiş vatandaşa
sağa sola saparken caddelerde
sinyal vermeyi öğretin de;
sonra
ülke çapındaki yolsuzluğun,
puştluğun, götürücülüğün,
düzensizliğin peşine takılırsınız!

İşe
yere basan
o çamurlu zeminden başlayın ki;
emekleriniz boşa çıkmasın!

Balçık zemine
rugan ayakkablarla girme aptallığını
her seferinde sergilemeyin!


(01.06.2008)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:07 AM

Balığı Baştan Kokutan
Adiliyetini yitirmiş kurum değil,
adiliyetini yitirmiş yöneticidir
balığı baştan kokutan.

Zavallı uzuvlarsa birbir
çürürken bünyeleri
hep onun etkisindedir.

ve artık işlevsizdir o balık.
anlamsız egosuyla
hala kendine güvense de başı
çaresizdir aslında...
denizlere açılamaz artık o balık.


(Temmuz 2007)
Ömer Dalman

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:07 AM

Bana Bunlar Yeter
Sadece...
sadece düzenli spor,
akla, zihne, bedene şifa,
biraz dünya işi, madde, işçilik, emek,
biraz sevgi, aile
sonra biraz dünyayı seyir için
internet...
ve en önemlisi düzenli maneviyat...

başka bir şeye bulaşmama ne gerek?
gerisi zırva...

bana bunlar yeter.

Sadece...
sadece biraz daha kendim olmak
biraz daha yüklerimden kurtulmak hergün...
hayatımın aşkı ile birkaç saat...
biraz mecburi rol
biraz iş... kaçınılmaz...
ama sonra yine
en önemlisi düzenli maneviyat...

onlar güruh halinde uğraşsınlar dursunlar
bulasınlar heryeri çamura
kendileri gibi
boka çevirsinler bu dünyayı
bana ne? ! ..

sadece...
bana sadece saydıklarım yeter.

GooD aNd EvıL 08-27-2008 11:08 AM

Bana ne? !
Tarihten gelen
taşların, duvarların, tabletlerin
üstündeki kanıtlara inanmazmış.
Binlerce yıl öncesinden 2000’leri görüp
ta o zamandan bu zamanı uyaranların,
gönüllerini yıldızlardan toplayıp
düzene sokup,
bilgi olarak tarihe dökenlerin varlıklarını saymazmış.
Yaratan’ı bile kendi dimağınca tanımlarmış,
sınırlara koyarmış,
müziğin ritmine göre kıvırtırmış!

her şeyi kendi bilirmiş,
elle tutmalıymış
gözleriyle görmeliymiş;
bana ne? ! ..

karınca yuvasına sığabilecek bilgisiyle,
bir iğne ile bomlayabilecek
4 yana dağılabilecek sevgisiyle,
sadece yapılı-döşeli yola, kaldırıma,
otomatik çalışan çamaşır makinesine, fırına,
müzik setine
ve plazmasına endeksli şükürleriyle
üzerine bastığı bu topraklara
hatta toprakları da taşıyan Dünya Ana’ya bile
sözünün geçtiğini
hatta onu bile yönettiğini sanırmış;
bana ne! ? ..

gün gelip de
sorduklarında bu toprağa
kaldırımlara, taşlara,
ağaçlara, denizlere, kuşlara
”bu şahıs hakkında neler dersin bize? ” diye
hepsinin birlikte vereceği cevaba bakarım! ..

o güne kadar kendini allamış-pullamış,
adına destanlar yazdırmış,
çığırtkanlar tutmuş,
büyük saygı görmüş
tek bir lafıyla boyunları götürmüş
itibarları sıfırlamış,
ensesi kalınmış;
bana ne? ! ..

(Ocak 2007)
Ömer Dalman


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:44 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.