![]() |
Demirtaş usta
Usta, ben seni çok geç tanıdım Yürekli, cesur kalemini Sen bizim lokomotifimiz oldun Demir, taş kalemini geç tanıdım. Meraklanma sen Metin usta Sevimli tonton Nasrettin* Yatar şimdi yorgan, döşek Ve şimdi bulmuştur onlarca eşek. Che Guevera gibi yalın delikanlı Peşinden gelir, yüzlerce binlerce Türkü soluyan Şairleri var ülkemin Sen rahat ol Metin usta rahat uyu. 30.10.2005 * Can Yücel Mazlum Zengin |
Deniz'de dalgayım ben
Kapkara bir gecede Denizde dalgayım ben Bir avuç pırpır atan yürekte Tükenmez sevdayım ben Benim karasevdam Kıyıdaki dalgakıranlara, Çekicin örsü dövdüğü dibi Korkulu rüyasıyım ben Sevdam düğümlenmiş yüreğimde Sevdam idam sehpasında Benim yüce sevdam, Önce doğdu, emekledi, yürüdü Yürüdü adım adım düşe kalka Dağlarda çığ oldum denizde dalga Kıyılara vururum kafamı çarpa çarpa Benim sevdam bir gemici fenerinde Kocaman gemileri, şilepleri, Bir yaprak gibi tutarım ellerimde. 13.05.2006 S. 00.20 Mazlum Zengin |
Deniz çağırıyor seni
Şafakta, Şafakta çağırıyor, Deniz seni Ak kanatlı ak martılarla Elleri nasırlı yürek işçilerini Deniz çağırır seni kendi derinliklerine Bir, Mayıs şafağına tutunda gel. Ulaklar, Ulaklar dağılmış tüm yurda Bir turna çığlığıyla Bir çoban ıslığıyla Şafakta çağırır seni deniz Meydanlardaki işçilere tutunda gel. Deniz, Deniz çağırıyor seni Deniz Gemerek’te bir motosiklet üzerinde Bir çukur veya bir hendekte Okulda öğrenci haykırışlarıyla Etrafı kuşatılmış Umutlara tutunda gel. Darağacı, Darağacı çağırıyor seni, Deniz Daha yapacak çok işimiz vardı, Bizi bırakıp nereye gidiyorsun? Yusuf, Hüseyin ve prangalarla Altı mayıs şafağına tutunda gel. 26.04.1981 Mazlum Zengin |
Deniz fenerim
Onlarca metre yükseklikte, Mağrur ve her zaman heyecanlı, Bir trenin lokomotifi, Bir çobanın, Sürüsündeki kılavuzu gibi, yol gösteriyor. Gemicilerin dostudur. Gözleri şimşek gibi, Binlerce metreden görülür Benim deniz fenerim. Dil, din, ırk, mezhep gözetmeden, yardımcı olur insanlara. Işığının düştüğü sudaki balıklar, Halay çeker, horon teperler, Sabahlara kadar. Geçen gemilerden yüzlerce el, Teşekkür için havalanır. Yağmur, tipi, boran, Fark etmez onun için, Hep ayakta dimdik, Yüzlerce senedir uyku yok onda, Ve yorgunlukta yok. Işığını, Aşktan ve sevgiden alır, Sevincim, kederim, Benim deniz fenerim. 26.07.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Derinlikler
Zamanı geldi artık. Dalacağım derinliklere, Misafirliğe gideceğim, Balıklara, midyelere, İstiridyelere,ve tüm canlılara. Keşfedeceğim derinlikleri, Göreceğim güzellikleri, Gerdanında inci olacağım. Yakamozlarda, Işıltılarda, Bir trolde, Bir balıkçı oltasında, Arayacağım seni. Engellemeyin beni, Dalmak istiyorum derinliklere. Engellemeyin beni, Gitmek istiyorum uzak ülkelere. Önce dereler ırmaklar, Göller, denizler ve okyanuslara Gideceğim uzaklara. Artık şiirlerimi Derinliklerde yazacağım, Artık buralarda değil. Bilinmeyenlerde arayacağım seni, Artık arabamla değil, Denizatımla arayacağım seni. Ve derinliklerde Yazacağım şiirlerimi. 09.07.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Dertlerim kapıda
Dertler sıralanmış benim kapıda Her birine ayrı bakasım gelir Hepsi ayrı huylu, ayrı yapıda Feleğin evini yıkasım gelir. Kimi benden ister iki gözümü Kimi unutturur bana sözümü Kimi defter kalem yazmış yazımı Şu yalan dünyadan bıkasım gelir. Emir büyük yerden yazılmış ferman Dizlerimde sızı bırakmaz derman Alem kurulalı dönüyor devran Dünyanın evinden çıkasım gelir. Kulağıma girmiş duyurmaz sesin Bırak ellerimi varsın titresin Ararım çareyi derman nerdesin? Tabibin elinden tutasım gelir. En kötüsü kalpte aşkın yarası Dertler sıralanmış yürek arası Çaresiz yüzdeki ar,ın karası Bendeki dertleri yutasım gelir. Ölümden gayriye çaresi vardır Mazlum’a bu dünya oldukça dardır Yürekte yangın var çaresi kardır Aşık yürekleri yakasım gelir. 31.08.2006 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Doğa aşkı
Doğa ile barış, barışık yaşa Doğayı sevmeyen insanı sevmez Aç gönül gözünü bak kurda kuşa Ormanı sevmeyen insanı sevmez Dipsiz gölün güzel suyu kara,dır Bunu görmeyenin yürek yaradır Büyük kentler bitmiş yaşam buradadır Ağacı sevmeyen insanı sevmez Bir yayla ki bize moral topladık Atlara bindikte sevinç katladık Çocuk olduk taştan taşa atladık Doğayı sevmeyen insanı sevmez Rehber önde bize yolu açıyor Ağaçları sevip öpüp okşuyor Suları dişlere keman oluyor Suyunu sevmeyen insanı sevmez Şelale altında grup dur dedi Buz gibi suyuna herkes gir dedi Manzara doyumsuz burdadır dedi Toprağı sevmeyen insanı sevmez Soğuk suya şifa diye girenler Burdaki güzellik nerde diyenler Saç kavurmayla parmak yiyenler Doğayı sevmeyen insanı sevmez Bütün gün yürümek bizi yormadı Sevgi, kardeşliğe nifak girmedi Yürekler güzeldir fire vermedi Ağacı sevmeyen insanı sevmez Gün bitmesin burdan ayrılmayalım Sevgiyi dostluğu unutmayalım Güzel ormanları yaktırmayalım Ormanı sevmeyen insanı sevmez Dere boyu ayak suyun içinde Elli değil yaşım on sekizimde Asırlık ağaçlar can evimizde Ağacı sevmeyen insanı sevmez Akşam oldu evin yolu gözüktü Ayrılmak ne mümkün yürek ezikti Doğanın sevgisi bir bilezikti Doğayı sevmeyen insanı sevmez Mazlum’un peşine takılın dostlar Doğa,dır herkesi birden kucaklar İşimiz yok silah ile bıçaklar Ormanı sevmeyen insanı sevmez 14.08.2006 Mazlum Zengin |
Dostlar Muhabbeti
Muhabbet dediğin dostlarla olur Kalbi karalarla yola gidilmez İrfan meclisinde akıl yön bulur Kalbi karalarla dile gidilmez Can ile cananı dost dergâhında Yürek bahçesinde güller bağında Çırak ustasıyla uz erbabında Kalbi karalarla yola gidilmez Zemheride açar aşığın gülü Yürekte yangın var bülbüldür dili Baharda zapt olmaz dağların seli Kalbi karalarla dağa gidilmez Tipi, boran ile çık gel köşküme Adil misin canan kula düşküne Yürü hak Muhammet Ali aşkına Kalbi karalarla bele gidilmez Elinde asa var yollarda mısın Gözünde nazarla dillerde misin Sen tanımadığın ellerde misin Kalbi karalarla ele gidilmez Sakın ola bana şair demeyin Yürek yaralanmış siz ellemeyin Mazlum’un bağından güller dermeyin Kalbi karalarla güle gidilmez 09.08.2006 Mazlum Zengin |
Dostum
Biz yaşamı yarınlara sakladık, Gömdük, mavzerlerimizi yüreğimize. Kavgayı, Sevmeyi, Aşkı, Kısacası yaşamayı erteledik dostum. Biz yaşamaya yarın başlayacağız, Kahpesiz, Yalansız, Sömürüsüz bir dünyada, Yaşamaya yarın başlayacağız dostum. Evet,biz,yarın başlayacağız yaşamaya, Dalga dalga, Öbek öbek, Bir kara buluttan boşanırcasına, Biz, yaşamaya yarın başlayacağız DOSTUM. 05.05.1984 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Dört çivi
Hazırlık, üç gün önce başladı, Sessiz,ve gizliden, “sehpanın ayaklarını kontrol et” Diye bağırdı. Öteki ağır, aksak,istemeyerek, Elinde bir keser Birkaç büyük çivi. “birer çivi daha çak” dedi öteki Çiviler çakıldı gürültüyle, “ipi de kontrol et’ dedi öteki, En küçük detayına, En ince ayrıntısına kadar kontrol etti beriki. Saat, sabahın dördü, Büyük bir gürültüyle açıldı, Demir kapılar. Açlık,ve uykusuzluktan bitkin, Ak giysiler içinde Ağır adımlarla, koltuğuna girmiş biri ile beraber Yürüdüler darağacına. Ayakları, götürmüyordu vücudunu Üç merdiven çıkıp, Ayaklarına,birer çivi daha çakılmış sehpanın, Önünde durdular. ‘çıkar sehpanın üzerine’ ‘Tak ipi boynuna ’diye bağırdı. Emir veren, yavaş adımlarla yürüdü, Birer çivi daha çakılmış sehpanın Üzerinde duran delikanlının yanına. “son isteğin var mı? ”dedi. Sehpanın üzerindeki, On yedi yaşındaki genç, Emir verenin suratına; Okkalı bir tükürük savurdu. Sol eliyle suratını sıvazlarken, Sağ elini havaya kaldırıp işareti verdi. Cellat,ayaklarına birer çivi daha çakılmış Sehpayı çekti altından. Birkaç saniye sonra, Havada beyaz bir güvercin göründü. Daha sonra da, birkaç tur atıp, Kayboldu gökyüzünde. 11.06.1980 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Dört duvar arası
Ben dört duvar arasında değilim, Sizin yanınızdayım. Grevdeki işçinin, Boykottaki öğrencinin yanındayım. Ben dört duvar arasında değilim, Yanınızdayım, Köylünün imecesinde, Emeklinin banka kuyruğundayım. Ben dört duvar arasında değilim, Yanı başınızdayım, Yüreğim kabarmış sineye sığmaz, Dağdayım karabinam la sizinleyim. Ben dört duvar arasında değilim, Yüreğinizdeyim, Gücünüze güç katan, Elimde kelepçe, ayağımda pranga,sizinleyim. 20.06.1981 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Ecel kapımızda
Bir kanadı kırık güvercinsin sen Yüreğime doğru uçar konarsın Güzel gözlerinle çöl ortasından Gözlerimi içer içer kanarsın. Serçe yüreğine şahin olurum Aşar karlı dağlar seni bulurum İflah olmam ben bu dertten ölürüm Yüreğime konar göçer yanarsın. Kıskançlığın bu sevgimi bitirir Kara bulutlardan yağmur getirir Yüreğimde mola verip oturur Hasadımı vurup düşer dönersin. Güzelliğin dilden dile dolaşır Nefesimle siyah saçın uçuşur Gözlerimiz orta yerde buluşur Vaden yetip bir gün düşer sönersin. Yüreğimde kalıp olmuş buzlar var Siyah saçlarıma yağıyor karlar Mazlum’un sevdası yüreğine dar Ecel kapımızda yiter gidersin. 10.07.2006 |
Eski bir gazete
Güneşten ılımış suyu kaldırdı başına Göz ucuyla da babasına baktı Elinde orak, Güneş tam tepelerinde Ve Ali henüz on dört yaşında Göz ucuyla bir kez daha baktı babasına Yırtılmış pantolonun cebinden, Eski bir gazete yaprağı çıkardı Rengi Güneş’ten solmuş Büyük bir gazeteydi aslında ama, Ali sadece yarım sayfasını almıştı Ve en az yüz sefer bakmıştı gazetedeki resme Resimdeki, İzmir’li bir mankendi Hiç görmemişti böyle birini Ve baktı, baktı bir kez daha baktı Babasının gür sesiyle irkildi Çarçabuk cebine koydu gazeteyi. Ali şehre hiç gitmemişti Ve televizyon da görmemişti Gazeteyi de kamyon şoförü vermişti. Güneş tepelerinden kurşun gibi vuruyor Çatlayan dudakları, kulakları soyuluyor Ve birkaç yerinden delinen, Gıslawed lastikler Görmek istediği İzmir, Ve cebindeki hayaliyle yaşıyor Ali. 29.05.2006 Mazlum Zengin |
Ey yar
Ey sevgili, ne zaman aklıma düşsen Bir hüzün çöker yüreğimin orta yerine Sonbaharda düşen yapraklar, Kanadı kırık bir beyaz güvercin gelir aklıma Ellerimin ellerinden sürüklenmesi Ne zaman, Boncuk-boncuk terle uyansam yatağımda Yudum-yudum içtiğim gözlerin gelir aklıma ey yar. Ne zaman sesin çınlasa kulaklarımda Bir türküye yol verir dudaklarım Fırat kadar hırçın, Bir ceylan gibi narin ve kıvrak, Mısralar dökülür kalemimden ak kağıtlara Ne zaman, Sesime ses versen, nefesime nefes, Adım-adım geçtiğim bağın bahçen gelir aklıma ey yar. Ne zaman bir çocuğun ağlamasını görsem Binip giderken minübüse, Ben boynu bükük bakarken arkandan, Senin el sallaman gelir aklıma Gözlerinin gözlerimden kaybolması Ne zaman, Ne zaman yağmurlara gebe kara bulutlar görsem Başak-başak biçtiğim hasadın gelir aklıma ey yar. 12.12.2007 saat 01:20 Mazlum Zengin |
Eylül
Saksılarımızdaki Kasımpatılar, menekşeler, Nedense Eylül’de bükerler boyunlarını. Açmazlar çiçeklerini. Yüreğimde bir sızı inceden, Başlar Eylül’ün ortalarına doğru, Yüreğim kelepçeli ellerim değil, Sürgündeyim, Anadolu’dayım geceden. Bir fırtına kopar her yıl Eylül’de, Talan eder, gönül bağımızı bahçemizi, Toplar,doldururlar, statlara yürekleri Zincirlerden morarmış bileklerimizi. Her yıl on iki Eylül’de devamlı, Vapurlar, trenler bir başka çalar, Düdüklerini,sirenlerini hüzünlü Eller ayaklar zincirli olsa da, beyinler özgür. 29.06.1984 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Eylül gibi
Saçları kirli darmadağınık Suratı tanınmaz halde Gözlerinde var bir sağanak Üstünden Eylül geçmiş gibi Ayaklarını basamıyor yere Belli ki işkenceden geçmiş Her tarafı olmuş yara bere On iki Eylül’ü içmiş gibi. İki kolu havada duruyor Koltukaltında karpuz var gibi Her gelen tekme tokat vuruyor Kollarına, tüp asılmış gibi. Çömelmiş dört kat yerde duruyor Belli ki acıdan kıvranıyor Vücudunda yara bere yok Kum torbasıyla dövülmüş gibi. Çözülmemiş yiğit yoldaş belli ki Sol elini kaldırıyor havaya Zafer işareti yapıyor zoraki Güneş yakında doğacak gibi 01.10.1983 Mazlum Zengin |
Fener gibisin
Güneşli, mavi bir gökyüzünden Saçlarıma düşen yağmur gibisin İlkbaharda karnı büyük toprakta, İçinden çıkılmaz çamur gibisin. Kutsalsın sen benim gözümde Avuçlarımdaki nimetsin Annemin akşamdan mayaladığı Teknedeki hamur gibisin. Sen Güneşimsin benim Kalbime düşen cemresin Karanlık, kapkaranlık bir gecede Yolumu aydınlatan fener gibisin. 30.10.2005 Mazlum Zengin |
Fırat
Ah Fırat, Fırat Zalim Fırat Boz bulanık akarsın Fırat Azgın mı azgın Durduracak babayiğit yok Köprü yok, sal işlemez Telli gelin, yatar dört omuzda Sancıları çekilmez Telli gelin iki canlı Bu ilk gebeliği Telli gelinin kocası asker Otuz üç gün sonra tezkere bekler Omuzlarda, bir o yana bir bu yana gidip gelinir Fırat boyu Geçmek ne mümkün Bura insanı yiğittir, gözü karadır Bura insanı dertlidir, fukaradır. Ne canlar verilmiş Fırat’a Ne yiğitler, ne gelinler verilmiş Çaresi yok, mümkünatı yok vurup geçecekler, suyu yayvan olan yerden. Telli gelin dört omuzda Telli gelin, dört baş sekiz ayakta. Adımladılar suyu, kaplumbağa adımıyla ortalara kadar Su soğuk can dayanmaz Beş kişi altı can gömüldü azgın sulara. Çığlıklar yankılandı kayalıklarda Gözyaşları döküldü Vurunmalar, yakınmalar boşuna Bu ilk değil, son da olmayacak Bura insanının yazgısıdır bu Bura yiğidinin kaderidir bu Her zaman suçlu Fırat’tır Her can düşümünde suçludur Fırat Her suya gidişlerinde ağıtlar yakılır “Ah Fırat Fırat Ocakları söndüren Fırat Sen kanlı Fıratsın Bura insanına SIRATsın” 29.06.2005 Mazlum Zengin |
Fırat halı dezgahında
Fıratı, germişler halı dezgâhına, İlmek-ilmek dokuyorlar, dağdaki sümbül ve çiçeklerin renklerini işliyorlar sabırla. Bu kadar, büyük, görkemli ve heybetli bir halıyı, ne yapacaksınız diye sordum cahilce. Bir ucundan binlerce genç kız tutup kaldırdılar rengârenk halıyı Ve hep birlikte haykırdılar. “Tüm işçinin, emekçinin ve, tüm dünya devrimcilerinin ayakları altına serecegiz. Ki Fırat ve Diclenin bütün kolları ile derelerini de halı dezgâhına gereceğiz Ve tüm dünya emekçilerinin haklarını, misli-misli verecegiz” Ve az kaldı, Az kaldı, halımızın bitmesine Az kaldı, kara bulutların gitmesine. 19.09.2005 Mazlum Zengin |
Filistin nişangâhta
Neden gözlerimiz kapalı? Kulaklarımız sağır on yıllardır, neden? Yanı başımızda yitirilen canlar, Umutları sönen insanlar Eze eze bitiremediler Filistin’i Ve Filistin, baskıda. Silaha sapanla karşı duran Babasından erk,le kuduran, Ağızlarından kanlı salyalar akıtan Susun efendiler susun, görmeyin sıra bizde Yüze yüze bitiremediler Filistin’i Ve Filistin, falakada, askıda. İşbaşında emperyalistler Doymadılar kanlarımıza Senelerdir çocuk, kadın, erkek demeden, Ağızlarından kan damlayan cani ve coniler, İçe içe bitiremediler Filistin’i Ve Filistin, işkencede. Artık açık bir saldırıda Hedefte siviller, Hedefte çocuk ve kadınlar Ne zaman bitecek bu zulüm, nereye kadar? Vura vura bitiremediler Filistin’i Ve Filistin, nişangâhta. 15.07 2006 Mazlum Zengin |
Galata’da
Balıkçıdaki sabır Peygamber sabrıdır Sabahın dördünde Gün ışımadan açar oltasını çaparisini Ya nasip der, atar denizin derinliklerine Gözü oltanın ucunda Bakar saatlerce Oltanın aşağı yukarı kıpırtısı Heyecan verir ona Sabah oldu mu, Çaycı, poğaçacı, simitçi sesleri, Kaplar ortalığı. Balıkçı, yan gözle çaktırmadan bakar, Yandaki komşusuna. Acaba, kaç turda takımı Acaba, nasıl yem taktı diye. Sabah altı gibi, ortalık hareketlenir Kalpler vurur hızla On beşlik çaparisinin On beş balığı, On beş çırpınan yürek Balıkçının yüzü gülek Kovalar dolu Balıkçının kovası kolunda Balıkçı evinin yolunda. 31.05.2005 Mazlum Zengin |
*******
Gündüzüm, gece oldu,zalim Gecem zifiri karanlık, Güneşim ol benim gülüm, Doğ kalbime, ısıt beni gülüm. ******* uzun,çok uzun, Yorgansız, döşeksiz *******. Unuttum konuşmayı,dökülmüyor heceler, Işığım, güneşim ol, bitsin bu *******. ******* uzun, ******* kabus dolu, Tökezler ayakların, bulamazsın yolu, Her gece karabasanlar, her gece, Hayatımız masal, yaşamımız bilmece. 03.06.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
*******deyim
*******deyim her gün, Sensiz. Dört duvar arasındayım, Kefensiz, üryan. Karanlıklardayım her gün, Sensiz. Parmaklıklar arkasındayım, Geleceğin yalan. Dardayım her gün, Sensiz. İşkencelerdeyim yalın, Uzaktır sılam. Zordayım her gün, Sensiz. Dertleşecek kimsem yok, Yoktur bir kelâm. Üşüyorum Temmuz’da her gün, Sensiz. Çıldırmak üzereyim, Yok mu, bir selam. 23.06.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Geç kalmışım yaşama
Yıldızlar var başımızda Gülümseyen Ay Ve ak düşmüş saçlar, dans ediyorlar ahenkle Kalp atışlarımız tempoda O kadar sevecenliği, Omzuma dayanan başta görüyorum Her nefesinde yıldız Her solukta bulutlar yükseliyor ulaşılmazlara. Uyurken bir çocuk yüzü omzumda Kıvrılarak giden yollarda Bir sağa bir sola, Gülen bir yüze vuruşu şavkının Kurşuni bulutlardan çıkararak yüzünü. Yolun yarısını çoktan geçmişim Geç kalmışım yaşama Yıldızlarla halaya, Ay’ın gülen yüzünde yaşamı Ve karışarak nefesler yükselirken havaya Bir serçe yüreğinin atışlarını duymaya İçimdeki çocuk gülümsemesini görmeye Geç kalmışım geç. Son göründü uzaktan sisli bir havada Gittikçe yaklaşıyor aheste Ve Ay’ın gülümsemesi donuyor yüzümde Soğuk bir Kasım gecesinde 10.11.2006 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Gel
Tarladaki tohum başağa, Kalbindeki soğukluk sıcağa, Kucaktaki bebek ayağa, Durduğu, zaman gel. Kirazlara al düştüğü, Yaylacılar çadırlara göçtüğü, Küçük oğlak anasından ayrılıp, Çayırlarda, koştuğu zaman gel. Havadaki turnanın semah Kovandaki arıların oğul u Kırlangıç yuvalarındaki Yavruları, uçtuğu zaman gel. 26.05.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Gelmedin
Bekledim Baharda renk renk çiçeklerle Topraktan fışkıran bitkilerle Dağlardaki damla damla eriyen karla Çoğalan yürek sevgimle Ve fal tuttum papatya çiçeğinde Gelecek gelmeyeceklerle Uç uç böceklerini yarıştırdım senin için Bekledim bekledim ve sen gelmedin Bekledim Sarı sıcak bir yaz’da Çatlamış toprak yarıklarında Bir ağaç gölgesine muhtaç çoban yüreğinde Hücresindeki yosunlu taşlara inat, Çıplak ayakla fırın sıcaklığındaki toprakta Gözlerim yollarda, şafakta Gelecektin dolacaktın hasretle yüreğime Bekledim bekledin ve sen gelmedin Bekledim Baharın sonunda bir güz mevsiminde Yaprakların dalından, Sevgilerin yüreklerden koparıldığı Kara bulutların yağmura gebeliğinde Fırtınaların güneş sıcaklığına hasretinde Ve penceremdeki rüzgâr ıslıklarına inat Kulaklarım ayak seslerinde burnum kokunda Bekledim bekledim ve sen gelmedin Bekledim Kurşun sıcaklığında kara yüzlü ak Kış’ta Çatılardan sarkan buz sıcaklığında Ulaklar saldım yüreğine tek tek Gagası kanadı altındaki bir serçe yüreğiyle Ürkek ve titrek gecenin korkunç yüzünde Bomboş yataktaki ısın arzularımda Nefesim nefesine hasret Bekledim bekledim ve sen gelmedin Bekledim Tükenmiş umutlarımla Damla damla yüreğimden sızan sevgim Son damlada sen çıkageldin Beşinci mevsimimde Geç kaldın geç, hem de çok geç Çelikteki çekilen suyun berraklığında Ve saçlardaki kar beyazlığında Geldin beşinci mevsimimde ama Çok geç kaldın be güzelim 3.1.2007 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Geride kaldı
Bir küheylan at gibi, Kişnedi şahlandı. Bir ışık hızıyla yaşandı hayat, Geçti gitti ömür, ömürler, Güzel günler geride kaldı. Kalbi küt küt atan bir ceylan, Pusuda bekleyen avcısı, Rüzgar gibi, fırtına gibi, Geçti gitti ömür,ömürler, Gençliğim, güzelliğin geride kaldı. 25.04.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Gitme
Gitme, Bu ayrılık beni yıkar, Bana ölüm olur gitme. Etle, kemik ayrılır mı? Bu can, sensiz dayanır mı? Alıştım sana, Annenin, Çocuğuna düşkünlüğü gibi, Kehribar, Tütün müptelalığı gibi. Gözlerim, Gözlerine kilitli, Başkasına bakamazsın ki, Yüreğimde, Kum fırtınaları başladı. Dayanamam, Yaşayamam, Gitme,gitme, Bana kim yoldaş olacak? Dertlerimi, kim dinleyecek? Gitme, ecelim olursun, Katilim olursun gitme. Sen gidersen, Bana içten ve candan, Kim bakacak? Kiminle kavga edeceğiz? Ve Sen gidersen, Şiirlerimi kim yazacak 30.07.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Göldağı'nın kızı
Göl dağının bir kızı var ki Baharda asi Fırat gibi Gem tutmaz hırçınlığıyla Dizginsiz bir kısrak gibi. Çorak topraklarda/yüreği taş olmuş Susuz tarlalarda/yüzü gülmez olmuş. Tutmak istedim yüreğinden Ellerim kan revan gibi Saklanmış zırhının ardına Urbası kirpi dikeni gibi. Susuz tarlalarda/yüzü gülmez olmuş Çorak topraklarda/yüreği taş olmuş. Öpmek istedim yanağından Dudaklarım yok oldu gibi Bir ateş var ki vücudumda Faal bir volkan gibi. Çorak topraklarda/yüreği taş olmuş Susuz tarlalarda/yüzü gülmez olmuş. Baharda dikenli çiçekleriyle Göl dağının keveni, gıngılı gibi Bir gözleri bir bakışı var ki Ürkek bir ceylan bakışı gibi. 03.01.2006 Mazlum Zengin |
Göldağı Beydağı
Göldağı’ndan Beydağı’na yol olur Ağustos’ta zirvesinde karlar var Yarimin verdiği kenger gül olur Kekik, nergiz kokan dağlarımız var. Övlelik’ten Arapgir’e girersin Çeşmesinden soğuk suyu içersin Üzümüne kaysısına ne dersin? Güzellerle dolu bağlarımız var. Kozluğun balığı halaya durmuş Canından bezmişte kenara vurmuş Arapgir’im akın akın göç vermiş Giden gitmiş kalan sağlarımız var. Günyüzü’nde sürülerce koyunlar Dilsiz kaval ile inliyor dağlar Yürekleri sevgi dolu çobanlar Bakraç bakraç dolu yağlarımız var. Alıçlı hasrete göğsünü germiş Gurbetteki dosta haber göndermiş Mazlum zemheride arıyı dermiş Bizim petek petek ballarımız var. 10.06.2006 Mazlum Zengin |
Gölge çiçeği
Güneş ülkesinin gölge çiçeği İnce, narin, kırılgansın Duygu yüklü yürekli Anadolu’mun en güzel kentindensin Ve şu an gurbetin gurbetindesin Sen yüreğimizden sürgün müsün? Çok duygusal şiir dostusun Benim en vefakar hayranımsın Bıkmadan usanmadan her gün Sabaha karşı üç dörtlerde Şiirlerimi tıklayıp yorum yazansın Seninle konuşamadım kırgın mısın? Sen Munzur’lu gölge çiçeği Sabah iş var çalışma var Bırak artık şu bilgisayarı Bırak artık bu berbat şiirlerimi Yat uyu dinlen sabah oldu Yoksa sen bilgisayara kelepçeli misin? Bir gün gölge çiçeği bir gün Suların ağaçlara yürüdüğü gün Odunlar topladım dağ büyüklüğünde Munzur’da hiç sönmeyecek bir ateş Gücüm yok takatım yok yakmaya Bu ateşi sen yakar mısın? Sen gölge çiçeği sağlıcakla kal Çocuklarına kanat ger şemsiye ol Öperim kara munzur gözlerinizden Aydınlıklara hep mutlu ve umutlu ol Benim hep arkadaşım ve dostum ol Karanlıkları aydınlatmaya var mısın? 31.12.2005 (Gölge çiçeği dostuma armağanımdır) Mazlum Zengin |
Gömelim silahları
Kavga değil, Kardeşlik, barış için yarışalım. Birbirimizi severek, sayarak yaşayalım. Dünyadan, tüm taş kalplileri, Gömelim çukurlara, çok derinlere. Her gün, Yeni şeyler öğrenelim,geleceğimiz için. Çocuklarımızı eğitelim,olmasın nefret kin. Dünyadan,tüm cahilleri,cehaleti, Gömelim çukurlara,çok derinlere. Artık, Savaşların yerini barışlar alsın, Kaldıralım sınırları, güllük,gülistanlık olsun, Dünyadan, tüm silahları, tankları,topları, Gömelim çukurlara,çok derinlere. 23.05.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Gönül bahçem
Gönül bahçemdeki çiçeklerde Hep seni aradım yalnızlığımda Her çiçeğin sana benzerliğini Ayrı sevdim çiçekleri senin için. Ay çiçeğinde gördüm yüzünü Hep gülen, güleç,neşeli Papatyaları gördüm saçlarında Okşadım sevdim senin için. Engerek otunda aradım tenini Beyaz,miski amber kokunu Gelinciklerde aradım yanaklarını Öptüm kokladım senin için. Saç rengini aradım katırtırnağında Sarı, sapsarı en güzel çiçek Menekşelerde aradım gözlerini Baktım uzun, uzun senin için. Kaya gülünde,aradım farını,kalemini Sürdüm elime baktım uzun,uzun Çiğdemlerde aradım hal halını tacını, Ördüm taç yaptım senin için. 10.07.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Görüyormusun?
Baharda açan çiçekleri, Çiçeğe konmuş bir arı kraliçeyi, El ele tutuşup dans eden karıncaları, Görüyor musun? Kepezde ki kepenekli çobanın; Elindeki,dilsiz,dertli kavalını, Koyunlarla, kuzularının kavuşma seslerini, Duyuyor musun? Hasretliğin canıma tak etti, gel artık. Kır çiçekleri gibi tütüyorsun burnumda, Her gün gözüm kapıda,yollarda. Geliyor musun? 26.04.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Götür bizi
Az adımlamadık bu şehrin Yollarını, makadamlarını, Az çiğnemedik çamurlarını, Az görmedik kokuşmuşluğunu. İhanet etti,bu şehir bana, Düşman etti beni bana. Çok hıyanetler, Çok ihanetler gördüm. Karmaşıklığından, Stresinden,bıktım artık Al götür beni uzaklara, Çek çıkar beni tuzaklardan. Ey rüzgar, Aç kanatlarını aç, Götür beni. Küçük bir Anadolu köyüne. Ama ben yalnız değilim Biliyor musun? Sevgilim de var yanımda Ben bir kanadına, Sevgilim ötekine. Çabuk ol rüzgar, çabuk ol, Götür bizi buralardan. Ben,taşı toprağı altın Bir şehir istemiyorum. Ben, şaşaalı bir hayat değil, Sade bir yaşam, Ve sadakat istiyorum. Götür bizi buralardan, götür, Yolu, elektriği, iletişimi olmayan Anadolu’nun binlerce köyünden birine Götür,götür! 22.07.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Götürür
Bendeki bu sevda bambaşka dostlar Tutar ellerimden yare götürür Yalanla dolanla giyemem postlar Yürekte sevgimi nere götürür. Sevgim mayalanmış sığmaz yüreğe Sevmelerim mahkum olsun küreğe Aşkın bayrağını çeksem direğe İki yürekleri bir,e götürür. Sevip sevilelim birbirimizi Kimse bozamasın dirliğimizi Kesme nidandaki gürlüğümüzü Uzattım elimi pir,e götürür. Sevgi dostum sevgi her şeyin başı Yürekler bahardır görmesin kışı Her daim düz yürü çıkma yokuşu Nifak sokma sonra pare götürür. Kara yürekleri aklaştıralım Kirli beyinleri paklaştıralım Elleri ellere yaklaştıralım Güzel yollar bizi hare götürür. Mazlum yine coşmuş vurmuş sazına Güneşi karalı kıştır yazına Sazı düzenlemiş öz avazına Türlü şekilleri kare götürür. 21.09.2006.s 09.30 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Gözlerim gözlerinde kalsın
Bırak be güzelim Misafir olsun gözlerim gözlerine Dalsınlar biri birilerinin derinliklerine Kıskansınlar, Bahçedeki güller, balkondaki menekşeler Kıskansınlar, Sevgisizlikten kurumuş yürekler. Bırak be güzelim Gözlerim gözlerinde kalsın. Bırak be güzelim Ellerim sıcaklığını tutsun Karışsın parmaklar biri birilerine Koklanmak, tutulmak isteyen, Papatyalar, nergisler kıskansınlar Gezinsin parmaklarım Engebende, ovanda, bahçende Bırak be güzelim Ellerim ellerinde kalsın. Bırak be güzelim Yüreğim yüreğine girsin Sol yanım zemheri, sağ yan yangında Dokunma, gireyim sıcaklığına Serinlesin yüreğim gölgende Kıskansınlar bizi Güneşteki özgür uçuşan kuşlar Bırak be güzelim Yüreğim yüreğinde kalsın. Bırak be güzelim Sevgim sevgine karışsın Saçlarım saçlarına, terim terine Kıskansınlar Leyla ile Mecnun-Ferhat ile Şirin’in aşkı Tarihler yazsın sevdamızı Hesabımız biri birimize olsun, kimseye değil Bırak be güzelim Sevgim sevgine karışsın. 15.03.2007 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Gözlerin
Gözlerin bir şafak sarısı, Bir yudumda içmek gelir içimden. Gözlerin okyanuslar mavisi, Bir çırpıda geçmek gelir içimden. Kalbin bir zambak çiçeği, Bir hamlede tutmak gelir içimden. Kalbin bir iğde çiçeği, Bir koklamada bitirmek gelir içimden. Yüzün yeni doğmuş bir güneş, Nemrut’tan tutmak gelir içimden. Yüzün bir akşam güneşi, Saatlerce bakmak gelir içimden. 03.06.2005 (`ŞİİR HARMANI`ndan) Mazlum Zengin |
Gözlerine göz koydum
Sabah işe akşam eve gidersin, Yürürsün nazlı nazlı mahzun güzel. Gülümsemen güneş,bakışların ürkek bir ceylan gibi, Gözlerine göz koydum, haberin olsun. Esmer uzun boylu manken de kim ki? Gözler hep takip eder uzaklaşıncaya kadar. Yalnız ben değil herkes aynı ama Yüreğine ben göz koydum, haberin olsun. Allah’ım kurban olayım sana bin kere, Vaktinin bol olduğu bir zaman herhalde, Yaratmışsın özene bezene, ille de boyu Ben yalnız sana göz koydum haberin olsun. 08.09.2000 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Gözümden kalbime
Seyyah,mısın dağlar taşlar gezersin? Ela gözlerinle beni süzersin Beklerim beklerim gelmez üzersin Saksıda kurumuş bir çiçeksin sen. Doğada bulunmaz güzelliğin var Ciğerim yanıyor yüreğimde kar Yürekten severim edemem inkâr Kalbim sana yoldur gideceksin sen. Kalbimin kapısı açıktır sana Üzme beni güzel gel artık bana Havale ederim seni Allah’a Gün olur kapımdan geçeceksin sen. Mazlum güzelliğin ellere vermez Saçının telini yellere sermez Her yer güzel olsa başkasın sevmez Gözümden kalbime gireceksin sen. 12.06.2006 Mazlum Zengin |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:55 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.