![]() |
Gayseri…
Şemşamer çingene ağzından düşer, Ziller rakslara karışır yüzler güler, Sünnet abdalın köy düğününden Çocukta ah sesleri Erciyes’i üzer! Gadasını aldığım kağnı toz duman, Nörüyon abba öküzün yükü sap saman, Kuruköprü’de olsa da tandır pilav ayran Salgımaya çok var amem merak eder! Acılı sucukla girabolu suyu içince, Güneş aman diler tarlaya gübre serince, Filingrikçilerden haber gelmeyince… Âşıkların yüzü döner çöl *******ine! Sıra odası kışın muhabbet sofrası, Emmilerde laf bol dinler çocukları, Avradın yüzü güler er gurbetten döner Halı başında kirmen yaşar coşkuları… Gayseri köyünde deve eşek kervanları, Batman, batman tartılır satın aldıkları, Kaynar hedik değirmenden çıkar cücük Damat iner damdan çekilir son halayı! Safet Kuramaz |
*******…
Elbette ******* sessizdir vehim cephedir, Yaşanmış iyilikle kötülüğün depremidir… Caddeler boş, baktığım pencere buğulanır Hüzünlü gözyaşlarım mendilime gizlenir! Çöp toplar işçiler coşkun hareketleri, Yankılansa da inleyen sarhoş naraları, Yağmura karışır ayazda kar taneleri! Dolunay yalnızdır yıldız sokak lambaları… Çocukluğum gençliğim saçımda yazgım kırlar, Annem halam ölmüşlerimden hasret anılar, Nuh gemisine binmişlere ruhum el sallar, Her an yükselen sular ecelimi kovalar… Gezindim kağnıdan Ferrari’ye aydan marsa, Tarlada sabandan en son model motorlara… Binlerce insan konuşur gecenin sonunda, Kaç bahar geçti kışlara veda yüreğimden! Safet Kuramaz |
Gecenin Sonunda...
Gecenin yorgunluğu çayımda dem, Her saniyesi melankoli akar ilham, Yüreğime ilaç hoş düşünme fırsatı! Olgun buğday başağı dolar kalem, Maden suyu tadında kaynatır yazımı... Sönmek üzere lambalar görürüm evlerde, Bir iki kişi sokakta iki büklüm yürümekte, İçimde bağıran sesler mekanları ezmekte, Pişmanlıklar sevinçler karışır sazım sesine... Duygular ölmekte mantık feryadında, Paletten boyalar ne kolay işlenir tuvale, Dilencinin feryadıdır düşer bir iki damla gözyaşım... Umutlarım coşkun seldir küheylan şahlanışında, Değişim ne kolay gelir kandırıcı sözlerim! Uyku tatlanır tren ağırlığında hareketlerim, Saman alev canlanır yangınlar yorganda bedenim, Hoş ölüme hazır bildiğim dualarım zikrederim, Korkmam bu yüzden var ya sabah olacağı düşüncesi... Safet Kuramaz |
Gel...
Benim unutamadığım ruhun, Gözlerim seçemedi cemalini... Milyarlarca insanın içinde yalnızca sen vardın, Teke düşüremedim eşsizliğini... Kumsalda vardı yalnızlık, Dalgalar, rüzgarlar ve izler ruhundan tanıdık! Eşsiz havayı, her nefesimde seninle paylaştık... Hislerin, Yeislerin, Heveslerin, Ne olursa olsun senden olumlu olumsuz aradık, Sığdı uçan halı içine sevginle, Kafes gibi bedenimde... Hatırla bizi bırakma mutsuz, Bırakma aşk çölünde susuz! Gel ama usulca... Bırak şaşkınca! Kaf dağının ardında, Yılan dağlarından zehirlenmeden Safet Kuramaz |
Geliyorsun Değil mi?
O kadar güzelsin ki… Erken demlenmiş Ve tadını keşfedebilen az... Dört duvara gelinlik duvağıyla oturmuş, Aklın işte, aşta yoğrulmuş… Mevsimlerden ne kış nede yaz, Sanki zaman senden yorulmuş! Bak nefesinde mırıltı, Yukarıdan uçan martı, Denizin dalgaları, İstanbul, İstanbul olalı, Seni ve beni çağırıyor… Kış sanma içimdekini, senin temmuz sıcaklığın, Kamaştıran ışık benden sana yansıyan, Tenime dokunur gibi heveslerin, her an yakan Seni ve beni çağırıyor… Bir kere gözüm şahit oldu, seninle güldü… Yüreğimi kaplayan bedenin gözlerimden süzüldü, Kanımda gezindin sıcaklığın ruhumda İstanbul üzülür olmayan vuslatımıza, Seni ve beni çağırıyor… Bir tarafta İstanbul diğer tarafta sen! Arşimet kanun tanımazdı seni görünce Sokrates dünyada yaşamayı dert saymazdı aşkınla doğunca... Yumuşacık kumsala değerken tenin dokunmuşluğu Enfes hazzından deniz dalgaları kıyamazdı! Belki Fatih beni anlardı Fethederken Bizanssı… Aşkın Japonya incisine sarılmış orkide yapraklarında, Akdeniz coşkusunda, Şelale çığlığında, Buse, buse gelseydi öpmeye Yaşardı efsanemiz sonsuza kadar Çırağan’da… İstanbul’da bir gece, Boğazda demirlenmiş geminin içinde, Yaşarken lale devrinde, Aşkınla doğmaya davet ediyorum! Güllerin en güzelisin… Kokusuna doyulamamış! Nefesini koklamamış, Goncalara soramamış, Kasım *******i sensizlikten dondurmuş... Sen böyle değerlisin… Şair ruhumun meyvesisin, Her mevsimde sevilirsin! Düşler kaldı geride, Hayaller Hayyam’ın dilinde, Karacaoğlan bestelemiş sazın telinde, Âşık Veysel Sivas’tan bağırmış... İstanbul seni ve beni çağırıyor! Geliyorsun değil mi? Safet Kuramaz |
Gitseydik Bize...
Yolum düşse hemencecik İzmir’e Varsam düşlerimdeki emelime Otursak, konuşsak aşkla göz göze Başka deryalara, gitseydik biz'e! Tutsam sıcacık pamuk ellerini Dokunur gibi sazımın teline Haz nağmeleri hoş dillerimizde Başka bir aleme, gitseydik biz'e! Aşık Veysel’in kara dostu gibi Karaca oğlanın güzeli gibi Ömer Hayyam’ın güzel düşü gibi Ruhumuz sevişse, gitseydik biz'e! İzmir’de mesala kalsak konakta İçsek sıcacık çaylar yan yana Doysalar ekmek atsak martılara Neşe içimizde, gitseydik biz'e Dudaklarımız çılgınca birleşse Hazlar düşse an, an bedenimize Kalsak hep yalan dünya cennetinde Bahar nefsimizde, gitseydik biz'e Safet Kuramaz |
Göle Maya Tutmaz…
İnsan gibi davranmayı istemiştim, Bir bahar günümüydü ne günlerden… Umutlu, Neşe dolu, Sabahın cıvıl, cıvıl renk cümbüşünü yaşarken… Bir yandan yağmurun tılsımlı dokunuşu, Diğer yandan suyun çukurlarda gizemli var oluşu, Heyecan katmıştı temiz havasında yüreğime! Oysa yine yürüyordum o an, Oysa hissediyordum basarken bile ıslanmış toprağa… Hala bir çıkarı yaşıyordum sahiden, Doğaya ihanet, alışkanlık ya… Ne tuhaf hissedince, Şimdide, Ayağımla ezdiğim otlar için üzülüyorum! Göle maya tutmaz Nasreddin, Hayalin sözde, yaşanır oysa gerçeğin! Safet Kuramaz |
Görmediklerimiz…
Gülmeyi denedim kabirler başında, Güllere sarıldım soğuk musalla taşında! Ne acılar çektim tövbeler inledi, Bulunduğum yer ağlayıp dinledi! Şiir yazdım hoş resimler karaladım, Oku dedim nefsime yaranamadım! Dans ettim müzik sonuna kadar açık, Benzedim avarelere abartıyla yaşadık… Eğlence olsun dedim yaşam, delikanlı Beceremedim görünce her yerde acı! İçim kütüphane aşamam suskunluğumu, Taşırım sanki Notre Dame’ın kamburu! Nefesim toprakla teması çoktan unuttu, Her yeşillenen lükstü gerisi kuruntu! Dost dedim zorlu ihanetler öğretti, Bedenimden kopardı şerler söyletti! Kimseye kalmaz koltuk ünvan dünya, Kefen sarar nasipse bir gün biter rüya! Doğa yılda dört kez değişir insan başka, Yinede değişmez zorlasa her an baksa! Tarih bir ibret onu eleştiren cahildir, Keşke deme sabret şükür inanmaktır! Deprem sel baskını tufanlar illaki olacak, Dualar dilde son çare kul Hakk’a sarılacak! Her sınav kişiyi bağlar hasta yatağında ağlar, Kusur içimizi dağlar eleştirmek kolaydır ağalar… Her amel akıtır kana kandıra kan göğsünde, Sınav biter dünya söner dehşeti gördüğünde… Safet Kuramaz |
Görseydim Seni...
Okyanuslara uzandı özlem şarkısı, Görmek istedim gözlerini, resmini! Esen rüzgarın kasırga olsa ne yazar Koşardım peşinden, bilseydim nereye gittiğini... Güneşe sordum, martılarla sohbet ettim, Denizcilere selam verdim her limana gittim, Konakladım yürüdüm, Her kadında seni seyrettim… Aştım muson yağmurlarını Kızgın çölleri... Yinede umudum tükenmedi, Her seher vakti uyandım! Görseydim seni, Yaşardım Arşimet’in sevincini... 'Buldum... Buldum...' diyen çığlığımda Duyardın mutluluk soslu sesimi! Safet Kuramaz |
Gurbet Ve Hastalığım!
Her yanımda sızı ve acılar... Karanlık çökmüş odama gecenin bir vakti! Boğazımda geçmişin elleri, Gözlerimde bir damla uyku yok kabus gibi, Işığı özledim, vakit geçmiyor...geçmiyor! Kalkmaya mecalim, Düşünmeye sabrım, İmdat demeye arkadaşım, Yok.. yok...yaşadım öylesine çaresizliği! Hani müzik dinlesem, Televizyon seyretsem, Telefonu açıp alo desem, Kafamda ağrı, tahammülüm yok seslere! Ter üstüne ter...yatağım yıkandı, Gözüm nane limon kaynatacak birini aradı, Hissettim yalnızlığımı-ölüm anını İşin kötüsü kimseye veda edemeyeceğim! Acı ruhuma sindi, Hislerim yön değiştirdi, Bu dünya bana dar geldi, Uçtum sevgilinin koynuna, sabahın ilk ışığında... Yıldızlar kayar gibi! Gurbette aşkta, yalnızlıkta, hastalıkta çekilmiyor canım... Safet Kuramaz |
Gurbet...
Kompartımana oturur trenden el sallar gurbetçi... Uzakta inekler yayılır, dağlarda karlar, görünür tarlalar Gitme der gibi gözü yaşlı hanımlar, analar, babalar... Tren bu düdüğünü öttüre, öttüre uzaklaşır Uzaklaştırır nelerinden! Ne olsun geçim derdine, düşer Mehmet gurbet eline... dil bilmez usul bilmez çiledir çekilmez! kahreder anlara, hasret voyvodasına, Napolyon parasına, Yemez içmez eskitmez... Ne varsa sokar yastığının altına! İki satır mektup yazardı önceden, Şimdi telefon internet derken, Görüntülü konuşmakta mümkün teknolojiden, Sanal işte, teselli bir yerde... Konuşunca ecnebi dilinden, Yenince yeniden yemeğinden, Havasını çekince, binalar arasından geçince... Özlem hasretle düğümlenir tekrar yüreğinden! Her yer büyükçe çevrilmiş hapishane... Ne içkisi, ne sigarası, nede eğlencesi huzura bahane! Disneyland, son model arabalar, modern metrolar Bakınca boyun kıran kule hiper marketler, Seven olmayınca neye yarar köy-vatan özlemine! Sayılır günler alınınca uçak bileti, Hediyeler bir, bir paketlenir öyle kıymetli! Bebek bekleyen baba gibi sığmaz dar mekana cesedi... Tespihe emanet sayar gününü, Uçaktan daha hızlı gider ruhu, Ayak bastığı yerde başlar ilk göz ağrısı düğünü... Gurbet...ah gurbet! Ne ilk nede son muhabbet! Fakirin kavalı çaldırır zenginlik masalı, Ömür geçer...bestelenir sabret! Safet Kuramaz |
Gül…
Sonbahar yaprakları varsın uçsun, Toprak yağmura inat varsın kurusun, Hayvanlar, böcekler varsın kış uykusunda uyusun! Fırtınalar, depremler varsın korkuya doyursun… Huzurlu yaşa, varsın bedenin yorulsun Ama gül... İçtiğin su, aldığın nefes yaşama bağlasın, Aşkın tılsımı sürünerek yüreğinde barınsın, Gözlerin sevgisiz kalmasın, Benimle yaşasın son dansın! Ne kaldı ki yaşamdan acısız… Uzaklıkta, özlemde derdin olsun varsın Ama gül... Denizin meltemimle dalgalansın, Güneşim temmuz sıcağın olsun yaksın, İçtiğim suyun aşk çeşmenden aksın, Gökyüzünden yağmur boşalırken Gözlerin ayrılık acısına ağlasın… Hayallerin çölde serabımı yaşasın Ama gül… Gülmek için ara bahane, Ömrün şu an yaşlanmakta, Her salisen ölürken Yalnızlığına toprağın sarılmakta… İkindi vakti güz mevsiminde canlanmakta, Düşerken aklar saçlarına! Elinden ne gelir önlenemeyeceklere nasılsa Neler geçiyor dele, deşe… Gül kaderine tövbe-istiğfar niyetine Ama gül… Safet Kuramaz |
Gülen Dudaklarımda...
Tozlu yollar, arkamda çöl fırtınaları Kırılmış taşları savurur istikbalime! Direnir kaderim tekerler gibi, Düşerim dost yollara! Acıları nükseder paramparça kır çiçeklerinde, Sağımda solumda! Metro ceviz kabuğu, Işınlanırım içinde hayallerime... Fırtınalar Formula-1 heyecanında, İte kaka fırlatır ne kadar dirensem de! Cüz-i irademde yaşarım korkuyu, Düşer gibi başıma onlarca dolu... Acı benzer yemekteki sosa, Zevk verir yerken, Tahammülü zordur sonra çıkış yollarında... Can yaşamak ister, ölmekte zor ve karanlık, Dayanırım boşlukta, uçar gibi havada imanla! Ölmek kadar zor yaşamak, zor nelere katlanmak, Tevafuk ki şereflendim sünnete sarılmakla! Sırlar kavuştu izlerine gölgede manalarda, Yalnız değilim, kör gibi uçan tozu bile görmezken Kaybolur dehşeti tanıdıkça, Gülen dudaklarımda... Safet Kuramaz |
Güllerin Efendisi…
Mantık süzgecinde boğulurken Gerçek imdat demeden Hayal huzurla beslenir… Gülecektir murat ettiklerine! Kandır beni, Eğer bana kanabileceksen su gibi... Katlanabileceksen çölünde cehennem yaksa... Cennet özlerken! Bilmem... belkide sana, İçimden gelircesine ve elimden ne olduysa yazıverdi kendi kendine Düşünce bulutları, Akıl soyutlamaları Sihir peşinde macera tutkuları... Dolanıverdi adımlarıma! İçinde ne varsa Dışında körebe oynasa da Her şarkı seni anlatsa da dansında Olacağım çok yakınında… Hesap günü mahşer başka! Tüm sevdiklerin senden kaçacak Sonbahar yaprakları gibi ruhun dağılacak, dağlanacak… Günahların kezzabın, Aklın ızdırabın, Bedenin ateşin, Gölgesinde haykıracak! Sen en iyisi yine Ömer Hayyam gibi yaşa Ağustos böceği misali aşkın raksın perdesini arala Karıncan olmaya razıyım sadakat tahtında… Samimi tövbeler dökülür dilimde Sen gelince nurunla güllerin efendisi… Safet Kuramaz |
Gülüm....
Gülüm sana hiç küsülür mü? Tatlı yüreğin üzülür mü? Kır çiçeklerinde düşünü Görmeden durulur mu? Ne desem şimdi hepsi bahane! Sığınırım gülüm sonsuz sabrına, Keder bahçesinde ahtır sensizlik! Güne batan gibi eğilmiş başımla, Tüm evrenimi kaplar sessizlik… İçimde Latin müzik ve dansları, Âşık gözlerin eritir hazzımı, Görmeyi dilerim bir gece gündüz Nefesine yakın dinlerken yazgını! Çölümde nevruz, güneşin öldürmekte, Sahran düş, mecnun gibi soldurmakta, Dost cemren hayal meyal görünmekte, Merhem ol suyunla çatlamış dudaklarıma! Neler geçmedi hastalıkta bir gün biter, Yanımda oldukça silinir şerlerden izler, Dünyada da hurimsin korun cennetime siner, Sevginle yaşlanmak gülüm çavdar ekmektir, yedirir… Safet Kuramaz |
Haberini Beklerim…
Kır çiçeklerinde gördüm gözlerinin gülüşünü, Denizde seyrettim dalgalanan hoş görünüşünü, Çılgın rüzgara açmış kollarını yelkenliler, yarışırcasına… Sallanan aşk oturağımda düşündüm bensiz dününü! Bir anda Girit’e uzandı geleceğim, Açtım kollarımı sarıldım doğasına! Şahlanan yüreğimi nasılda eyledim, Dönerken boynu bükük yollarında! Ey rüzgar, yağmura hükmeden, nerdesin? Ey hünkar, onca halk emrinde neden eylersin? Ey yar, içimde sessiz dışımda bensiz gezersin? Sana varan yollar kapalı, neden benzedi dağlara? Garip bir dervişim, elenirken aşk eleğinde, Adem'den beri aynı kader yaşar yüreğimde, Çareme deva ararım sınırlı ömrüm tünelinde! Eylerim hevesimi mecnun sabrı ile, Gel diyen haberini beklerim! Safet Kuramaz |
Hak Kardeşlik…
Manevi kardeşlik düşer izleri, Yayılır aleme çok şekilleri, Şeytandır dinleme şerdir dilleri, İçtence yapışır hayra sevgisi! Ebu Bekir’in pir sadıklığında, Yaşar Ömer’in hak arayışında, yücelir Osman'ın her infakında, Ali’nin ilmiyle dostluk tamamdır. Yücelir âlimin hak duasında, Her secdeye hâkim nur suratında, Ensardan Medine kardeşliği sor! Rahmet saçar asrın son kulvarında. Derinden alırken huzur nefeste, Çağlar yankısı bir evren kafeste, İmdada koşar her aczde fakrında, Allah için dostluk cennet özletir. Safet Kuramaz |
Hasret...
Sizde benim gibi akşama uzanan demlerde, Hissediyorsunuz cemre aşkları yüreğinizde! Yalnızlık nöbetlerinde, Aşkın kurak çöllerinde, Zemzem içer gibi Leyla diyen Mecnun dilinde... Şiirlerim hasret sizin gözlerinize! Safet Kuramaz |
Hastayım…
Her çiçek genç âşık, Kelebek ömründe… Hastalıkta öyle değil mi azcık! Gerçi uzun gibi gelir örümcek ağı görünümünde, Şimşek gibi anlık sancı her düğümünde, Yaşatır aşinalık… Yemeyi, içmeyi, gezmeyi… Özleriz, Ruh döngüsünde! Alışkanlıklar çırpınmaktadır darağacında, Marabaları ağlamaktadır ağasına, Dört duvara mahkûm küheylan yalnızlığında, Ne seven nede sevilen hoşnut değildir sonuçta! Sağa sola dönen balina gövdeli beden, Aslında zayıftır, ince Mehmet heybetinden, Bu halde Voyvoda işkencesi çekmekten! Şifa deyip almadıklarını, Spor deyip yapmadıklarını, Tavsiyededir artık kulakları! Bilmişlik, kibrini… Çoktan gelmiştir kabrine gömmekten! Aczinin duaları, Muson yağmuruna karışır gözyaşları, Ahla-vahla inlemeler ince perde olur acıdan kurtuluşa, Şimşek gibi iner aynı yere sonra, bellenen tarla gibi! Halsiz bırakır yüreklenen azıcık umutta… Terleyen alın, Ateşini eritir kumsalında! Uyku yayılır bedene yorgunluktan, Kısa anda olsa ruh sevinir kurtuluşuna! Safet Kuramaz |
Hayaller Dağlar...
Aslında sendeki gibi gözlere Hasretim gönülden safi özlere Neyleyim yaşamı ruhsuz köşklerde Delikanlı yiğit kızsan döşümde Her er hayal kurar silah nöbette Yalnızlık ağlatır çile gözlerde Ana yar dostlar kara bir leke Uykusuz kaldığım dar gözelerde Yetiş imdadıma seher yıldızı Güneşi yaralar cümbüşü sazı Dağlar yollar orman sevgisiz koman Egeye sığmıyor efe damarı Fırat’ta gölgesi akar denize Yıkmış ne devletler aşk cemrelerde Kıvrılır yakıcı çöl cehennemde Cennetine hasret hayaller dağlar! Safet Kuramaz |
Haydi Gözlerini Kapat...
Mevsimlerden yaz, aylardan haziran Beşiktaşta buluşuyoruz ve vapurla eminönüye Oradan burgaz adaya! Yaklaşık bir bir buçuk saatlik deniz yolculuğuyla ve tefekkürle Hoş bir yolculuk yapıyoruz... Gözlerim fotojenik görüntünde Zengin bir ruha bürünmüş gözlerinde Slow mırıldanıyorum dudaklarımda Sahile indiğimizde... Yumuşacık kollarında dans ediyoruz Gökyüzü masmavi, toprak yumuşacık deniz uysal... Hayal bu ya el ele geziyoruz... Ellerimizde kocaman külahlarda dondurma, başka güzel.. Yüzümüzde izleri, karşılıklı siliyoruz! Gülüyoruz... Koşuyoruz... Anları çatlatırcasına yaşıyoruz! Haydi gözlerini kapat şimdi, Mevsimlerden yaz ve haziran ayı... Ben istanbulda ve sen yanımda Neler neleri paylaşıyoruz! Safet Kuramaz |
Helalleşme...
Konuşurken sabırla yüzüme bakarken Gerçekte Arizona çöl bakirliğinde kum tanelerini Ruhunda Habil-Kabil kavgası varken sebebi Nefsinde sabır olmasa olacaksın fırlatan! Beni dinliyor diye keyif alırken Asker karavanası damak tadı ile muhabbet boş vitesteyken Sendeki cehennemi fark etmem bile! İçinden bitsin diye dualar ettiğini Çin işkencesiyle nefes alıp verdiğini Fren patlamasıyla şiddetli infilakı Tahmin edebilir miyim böyle bencilken! Kul hakkıyla gelmeyin der yaradan Helalleşmek sünnet hoşnutluk kardeşlikten Her anıma girer böylesi binlerce elekten İbrahim makamından yükselirken Dünyaya “Hakkınızı helal edin! “ diyesim geliyor. Safet Kuramaz |
Hepimiz Şehidiz...
Hırant Dink ölmüş Millet anlaşmış gibi “Hepimiz Ermeni’yiz! ” i söylemiş... Yıllarca doğuda otuz binde fazla masum ölmüş Cenazelerinde “Hepimiz şehidiz! ” söylenmemiş! Biz tarihiz, Şanlıyız, Hür yaşarız, Şeytanın askerlerinden korkmayız! İmanımla dost ederim Allah’ı Kainat efendisi peygamberim sünnetini... Ecdadım rehberim, al-yıldız bayrağım, İyiyi söylerim kötüden men ederim! Ha bedenimiz ha yurdumuz, Emanetimizi sonuna kadar koruruz! Biliriz ölüm düğün günümüz, Şehit mertebesinde cennete koşarız. Safet Kuramaz |
Her Gün Bize Bayram Olsun!
Özledim... Özledim... Özledim... Sonbahar yapraları dökülürken Hayal ettim buluştuğumuzu yıldız parkında Bir bayram günü, mesala günlerden Perşembe... Hava soğuk ama Güneş öylesine kavurucu Sen gelene kadar yanaklarımda Küçük benler peydahlanmış buzlu! Bir ayağım Görorland adasında Diğeri ekvator çizgisinde İkisi de yakıyor Beklemekle-kavuşmak arasında! Neyse, uzaklardan yavaş, yavaş geldiğini görüyorum Sislerin arasından el sallıyorsun sanırım Yüzün gülüyor Bedenin sanki heyecanım! Sana doğru koşuyorum Özlemişim Özlemişim Özlemişim Çok özlemişim! Hani şiir ya, Sarılıyorum sana... Dönüyor başımız birlikte Selam söylüyorum biraz sonra yıldızlara Akşam ay dolunay seferinde Biz coşkunun fethinde El ele yürüyoruz! Hem ne bayram... Sallanıyor doğa ve istanbul Ayak izlerimize yetiş ve bizi bul Yalnız Allaha kul Namaz kılıyoruz ortaköyde Okunduktan sonra ezanım! Coşku besteliyor her yol Geçiyoruz bir çok karakol Dertleşiyoruz bol, bol Keyfimize diyecek yok üsküdarda... Bir daha böyle uzak kalmak yok söz mü? Düşsekte ölüm uykusuna ağıt günü Beraber gideceğiz ve çözeceğiz düğümü Yastığa düşen gölgenin sonunda! Özlemek Gözlemek Sözleşmek Yok... Yoklar yok... Çoklar çok Adaklar kesik kesik Her gün bize bayram olsun! Safet Kuramaz |
Her Şeyde Sen Varsın Allahım!
Ey şeytan, kalemin zehirledi beni, Haram heveslerin dürtükledi beni, Kıyamet koptu sur’un üfledi beni, Kar taneleri yağarken çok yaşlandım Yürüdüğüm yollarda düştüm, dağlandım Hiçbir mekanın iflah etmedi beni! Sahiplendim her an ölmeyecek gibi, Her ortamda beni eyleyecek gibi, Düş sokağından çıkamadım bir türlü Sanal alemde derledim şer türkünü Bağlandım ölesiye sevecek gibi, Tek perdelik oyunun ezecek gibi… Musa’nın haksız öldürdüğü el idim, Nuh’un kinle isyan ettiği döl idim, İbrahim’i ateşe atan kol idim, Ne olduysa aşkını tattım bir gece Şer düş bitti ayna kırıldı sevginle… Yunus Emre’nin gördüğü sümbül idim, Son peygamberin nuruna köle idim. Karacaoğlan aşık olmuştu sana, Aşık Veysel görmüştü kara toprakta, Hacı Bayram davet etti dergahına, Şeytanda gitti, düşmanda, dost olanda Yıkandım duayla, gerçeğin içinde… Her şeyde seni görmek hoşmuş aslında, Ruhum aklandı, affet günahımı da! Safet Kuramaz |
Her Yerde Seni Arıyorum Allah’ım
Sevgine muhtaç aczimle ve fakrımla, Dünya araç vuslat amaç geldim sana, Sünnet taç, Kur’ana aç sonsuz imanla, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Yıkasam kiri şeytan şehrinden kalan, İlk önce kul olsam aşkına dalan, Sonra dünyalık ne kaldıysa yaşayan, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Yusuf kuyusunda Musa asasında, Nuh’un gemisinde Yunus balığında, Adem Havva gibi Cebel-i Rahme’de, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Kan damarımı deş temizlensin her leş, Yolunda bulsam eş doğsa nurun güneş, Gözümden akar yaş nefsimde hak savaş, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Karınca işinde arı peteğinde, Gök gürültüsünde karın çiğdeminde, Fakirin düşünde bebeğin sesinde, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Safa’da Merve’de kabe’de tavafla, Zemzemin tadında kılınan namazda, Nur Muhammed’in gölgesinde Mekke’de, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Her böcekte her otta fani sonsuzda, Tükenmez sorgumda beden konağımda, Çiçek solduğunda ölüm gördüğümde, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Yediğim aşımda lokmanın ardında, Her dünya anında nefes aldığımda, Ruku’dan kalkıp da dururken kıyamda, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Tespih eder her yanım imdat ararken, Seni seven bedeni yakmaz ateşin, Ölüm düğün günüm Aşkınla yaşarken, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Ölüm son karakol, yargılanır amel, Ya koklanır gül yada yenir zakkum bol, Cennet aşka sembol cehennem kötü yol, Her yerde seni arıyorum Allah’ım! Safet Kuramaz |
Herkesin Acısı Kendisine...
Gözler karanlıkta yürürken buruk… Dudaklar unutmuş nedir gülücük! Nerden geldiğine, Buralara nasil itildiğine, Inanamaz halde, Şaşkin, şaşkın bakar uçuk! Hayal edemiyor geleceğini, Düşünemiyor ne yiyeceğini, Deli gibi geçiyor sokaklardan yeli, Konusuyor abuk subuk! Bitmiyor tekerlemesi Ahın, hesabın… Açılıyor tiyatro perdesi birden, Kendini görüyor seyredenlerin halinden, Sanatçı gibi eğiliyor, alışkanlıkya o an! Çok sıradan, hem kolay başkasını oynamak! Anlamakta, gülmeye hazır gözlerinden… Afisler boy, boy göründü heykeli dikilen... Her göz şahit oldu şöhreti bilinen! Sandılar sonra öldü, inince vitrinden… Kendisi de inandı bir süre belkide! Kim anlar ki zaten delinin halinden! Gülenlerde ağıt, Konferanslar peşi sıra... Bağırır birden heykel “Yeter ya! ” Der öldügüme getirin kanıt! Gülenler, ağıtlaşanlar olurlar gercek ölü, Görünce heykelin dirilip süzüldüğünü! iki boyut birlesemedi… Aynaları parçalandı, Evrene düştü! Yasatamadılar nefiste yansıyan aynı ölçüyü, “Kader oyununu! ” Herkesin acısı, hastası kendisine… Belki kısa süre üzüntü verir başkasına! Unutur insan bir çırpıda, Görüntüden uzaklaşınca… Yaşayan inler hala yorganın altında! Safet Kuramaz |
Hicret Etmeli…
Dostun olursa Allah yolunda… Cennet dökülür yaprakları her sokuluşunda Müptela olur nefes kokusuna Kapısına koyar başım uyku nedir bilmez! Aç işte dünyam böyle yayla havasına, Okuyor yaşamaya mecali yok beslenemiyor! Ruha siner kara dumanlar, Irmağında kirli gruplar, Yukarısında soğuk bulutlar, Yese de, yunsa da, Allah’a kul olsa da huzurda Arabesk döşenir anlara İçinde en kanlı savaşlar, söyleyemiyor! Hicret etmeli gönlüm, Bulamıyor adres özüm, Hayali oldukça sözlüm, Gerçeğim her an sallanıyor depremlerle! Sevgim hapiste kimseye gösteremiyor… Safet Kuramaz |
Hoş Geldin Ramazan…
Açlık çekerim çöllerde kıvranırken, Korku içinde uykumda sayıklarken, Sevginden yoksun, aczinle sızlanırken, Seherimde güneşinle doğdun bende, Bedenimde... Hayal kurmuyorum çünkü gerçek sensin, Yediğim aş içtiğim su gibi bendesin, Her aldığım nefeste yüreğimdesin, Bahar oldun çiçeklerde, böceklerde, Şehrimizde... Mekke’de kutsal, Medine kadar sadık Şükürsün, nereye gitsem yolumda azık Sevr’e yolcu, Hira’da tefekkür azcık Hoş geldin Ramazan sahurda, iftarda, Teravide... Safet Kuramaz |
Hoş Geldin…
Şu soğuk kış *******inde meltem gibi esiyorsun! Aklım cennetinde, cehennem uzağımda! Lale bahçeleri serdim ayaklarına, Tüm İstanbul fethini konuşuyor, Yüreğinin ruhumda! Beşiktaş’tan yıldız parkına doğru yürüyoruz, Tarihin içinde atlı arabayla süzülüyoruz, Elinde şemsiye gözlerin zar zor görünüyor, Dudaklarında çıkan sesler bir müzik parçası kadar harika! Bir İstanbul bir seni izliyorum aynanda… Edison’un elektriği keşfi, Arşimet’le buldum diye çınlıyor! Sevgin, kefenimden sıyrılmış dünyana nüfuz ediyor… Eminönü’ndeki kalabalığın telaşı şaka gibi geliyor, Amerika’yı keşfetmiş kadar heyecanlıyım Macellan’ın gözlerinde! Sen varsın artık, hoş geldin... Fersah, fersah yükseliyor özgürlük anıtın! Safet Kuramaz |
Hoşgeldin...
Neler biter, Yollar, Ömürler, Hasret biter... Zaman insan için yaratılmış, Uzayda ondan eser kalmamış, Her şey dünya boyutuna gizlenmiş, Hayaller bir bir sıralanır Ahlar, keşkeler, daha neler ruhlarda sıvanır... İşte böyle insanız, devamlı sızlanır Hep daha fazlasını istemeye programlanmış... Çok soğuk bir gün, hala içim sızlıyor Ayaklarımdaki buzlar çözülüyor Gözlerimde neşen parıldıyor Sen geldin yaa... Burdasın yaaa... Ondandır, çok şükür elhamdulillah! Aslında görmeyeli, uzun zaman oldu, Özlemin diz boyuydu, Ruhumda her an varlığın hüküm sürdü Sendin, hayat mektebinde okuduğum her konu... Seni her saniye merak ettim. sorularımı beynime kaydettim. Derler ya, ölümden gayrısına çözüm yok! Biliyorum vuslat varsa, bana sokulacak. o gün, bir bayram günümüz olacak. Bu yüzden çoktu tesellim, Her an kar taneleriyle sana selam gönderdim... Hoşgeldin muhabbet trenime güzelim. Sunduğun kavuşma şerbetinden içeyim. Ağzımda aşkımızın tadı yenilensin, Haydi, yalancı cennetin yoluna düşelim... Safet Kuramaz |
Hüzün Adası…
Özlem geçmişe de var... Yitirilen değerlere, Karşılıksız sevgilere, Geleneklere de! Sakın üzülme hayallerim özlüyorum sizi elbette, Senden başka yakaran sonsuz özlemler var... Aslında insanlarla konuşunca anlarsın, Herkes ayaklı gezer kütüphane… Azıcık yedin mi? İçtin mi? Seyahat ettin mi? Uçmuş o güzelim sözler, nafile! Bu yüzden yok umutlarım, Sahiplenmeyi unuttum, Güzelliği içimde sakladım durdum, Son vedayla dostum hüzün adasında! Bu ada hüzün adası, Çileyle cilalanır her yanı, Tuzlu su yakar çıplak ayağımı! Gökyüzü bu yüzden sevimli... Sevimli yıldızlar Esen rüzgâr, duyduğum ses, dalgalar! Konuşur dilim, Sarılır bedenim, Ne dokunmaz ki... Bitmez insanda safralar! *******i hıçkıra, hıçkıra ağlar Her anda yalnız yaşar ruh kafesim! Safet Kuramaz |
Hz. Muhammed (SAV) -Naat...
Kâinat efendisi, Âlemlere rahmet, Allah’ın sevgilisi Kutlu olsun doğumun… Kâinat bayram etti, Doğumuna bir tek şeytan sevinmedi, Her yere rahmet nurun yayıldı… Altı yaşına geldiğinde ne ana, ne baba nede deden vardı, Yetimlerin en küçüğüydün açıldı sana Ebu Talip şefkati, Allah sevgisiyle korundun büyüdün ya resulallah… Tebessümle sessizce gülerdin, Ağzını her defasında kapatırdın, Cemaline bakan cennete düşerdi. Cemaatin sohbetini dinlerdin, Yanlış söze müdahale ederdin, Doğru konuşulursa tebessümle bakardın. Sakal bırakırdı, Tertemiz ne uzun nede kısa, Bakımlıydı. At deve yarışlarını severdi, Yarışmayı heyecanla seyrederdi, Birinci olana ödül verirdi. Cebinde koku ayna tarak mutlaka taşırdı, Temizliğe güzel görünmeye bayılırdı, Manevi huzur bulurdu yanında oturan… Kötü söz bilmezdi, Sabırlıydı affediciydi, Kimseye kin gütmezdi… Çocukları çok severdi, Hasan Hüseyin omzunda secdedeydi, Sabırla doğrulmazdı onlar inene kadar. Yirmi yıllık düşman Ebu Cehil oğlu İkrime’yi, Param parça eden Hamza’nın ciğerini Süfyan eşi, kayınvalidesini, Biat ettiklerinde affetmişti… Emindi, Ağzı yalan bilmezdi, Doğruyu tavsiye eder çirkinden men ederdi! Uhud’ta dişleri kırılmış, Miğferi yüzünde parçalanmış, Yinede müşriklere beddua etmemişti… Her yıl Uhud dağına gelir, “Uhud bizi sever bizde Uhud’u” derdi Mübarek dili… Amcası Ebu Talip’e defalarca İslam’ı tavsiye etti, Ne çok üzerdi onun reddedişi, O da bir insandı amcasını çok severdi… Çöllerde, bulutlar üzerinde yarışır Atlar develer kurban olurcasına taşır, Yediğinden içtiğinden bereket akardı… Hıra mağarası küçücük in… Kâbe’yi seyrederdi oradan sakin sakin Eğimleri kıvrımları uçarak çıkardı belkide. Günahkâr nefsimiz oraya çıkarken şaşkın, Hala mağara duvarında enfes kokusu yaygın, Gözlerim dolu kala kalıyorum oracıkta! Aşkın eriştiği zirveydi evlilikleri, kadına değer verirdi Her işi kendi yapardı kılıbık tabirinde tasviri… Kimseye muhtaç olmazdı çok zorda kalmadıkça. İslam’ın yaşanan Mekki yılları şerliydi, Hatice anamız şefkatle teselli ederdi, Müşrikler azgın yinede tebliğde esastı sabrı... Ömer’in biatiyle sayı kırklara erişince, Yürüdüler Kâbe’ye tekbir sesleriyle, Artık sokaklarda adımlar İslam’a yürüyecekti… Hüzünlüydü o gece Ali’ye yatağını verirken, Yasinle evden çıktılar kimseye görünmeden, Anılarını akrabalarını bırakıp gitmek ne zordu... Ebu Bekir dostluk örneği her şeyini feda ederdi ona, Paylaşacak nesi varsa vermek için arardı bin bahane, Sevr mağarası sakladı hicret konağı, güvercinler örümcekler… Ensar bölmüştü her şeyini muhacire, Tanımak değildi derdi iman girmişti kalbine, “Ver…” diyordu can resul akıyordu infak maidelere! Her şeyde ölüm varken sahiplenmeyin diyordu, Çok çalışın çok verin mal biriktirmeyin diyordu, Amel maneviydi ruha işlenen gerçek mücevherat... Savaş meydanında aman dileyeni öldürmeyin, Dinsiz bile olsa insanı yaşatmaya çaba gösterin, Kendi canınıza asla kıymayın diyordu! Mekke fethinde İslam ordusu ne görkemliydi, Müşrikler şaşkın dağlardan seyrediyorlardı… Can resul hüzünlüydü yıllardan sonra nefesini Mekke’de çekerken! Sevgili eşi Hatice’nin amcası Talip’in mezarı Cennet-i Mualla’daydı, Oda bir insandı nasıl sevdikleri için gözyaşı dökmezdi, Bıraktığı Mekke, Mekke değildi güle oynaya yetim büyüdüğü… Mekke’de kalmadı kim bilir neydi sebebi, Medine’ydi İslam’ın ilk göz ağrısı şehri, Ölene kadar nerdeyse hep orada yaşadı. Ölüm zor sınav can resulden ayrılmak daha zor, Kimse kabullenemedi Ebu Bekir’in konuşmasına kadar… Grup grup cenaze namazı kılındı evinde kabri! Medine’de kaldı kabri Mescit’i Nebevi, Az ileride sahabeler kabri Cennet-i Baki, Yan yana toprak altında birbirine komşular… Sen ölmedin ya Muhammed(SAV) efendim, Sünnetinle yaşarsın her anım son seferim, Görmeyi diler seni her an aciz ve fakir yüreğim... Safet Kuramaz |
İman Çıkmazı...
Ninni kelamında anne feryadı, Boğazında düğüm şer evlat hasreti, Harama karışmış damak tatları, Hançer mi kılıç mı kurşun mu kader! Kur’andan inciler Japon’u bilir, Sünnet öksüz kalmış günah dirilir, Bedene şeytan kafesler giyilir, Hançer mi kılıç mı kurşun mu geçer! Vakti yoktur kazançtan namazlara, Hanımı çocuğu başlar duaya, Mal birikir faizler muştusunda, Hançer mi kılıç mı kurşun mu yeter! Boşuna yaratılmış gibi canlılar, Kulluk unutulmuş ölüm hesaplar... Kanda kumar nikotin alkol esrar, Hançer mi kılıç mı kurşun mu keser! Her gün sabah akşam aynı sıkıntı, Neler ölür güler üç gün sonrası, Çabuk tükenir ömür sermayesi... Hançer mi kılıç mı kurşun mu sever! Safet Kuramaz |
İnan Yok…
Yaz, meyvenin olgunlaştığı, Yaşadığımız ömürde son gençlik gibi… Dalından alırken meyveyi, Yerken hissedersin sonsuz damak hazzını, Biraz önce gel dediğim gibi... Hissettin değil mi yakarışımı, Yakan kan damarlarımı! Çılgınca bir olgunluktur bu, yüreğin yerinden oynadığı heyecan Her an istediğimiz, beklediğimiz olmasını! Eğer yaşanmıyorsa içimizden geçen şey, Dinlesek ne zevk verir çalınsa davul zurna ney! Başkasının yaşamıyla kafeslenen, başka ölüm tadar ruh Sıkıntıları bitmez sonra say, say… Sigaranın sıcak külü düşer halıya, Hevesler istekler kaldırılır arka rafa, Bedenimiz hissetmez bastığı ortamı Gebedir yaşadıklarımız başlayacak böyle ne yangınlara… Pisliğinin, tozunun kokusu benzer hasta adama, İçilir elde sigara, Hala külü halıda Kokusu burunda... Ciğer iflas eder kimin umurunda! İçine çekilir ya, Tıpkı bir gün bırakırım der gibi vicdanda İçe atılır acılar, böyle neler... Bir reyhan kokusuna hasret Yayla havası özlenen... İstek sadece dilde heyhat! Tembel ayaklar değişimde tökezleyen, Yaşar her yerde gürünen hayalet! Veryansınlara sözlenen... Çırpın ey ruhum, çılgın ol ama çırpın Ne yıpratmadı ki seni kaldın hep kırgın, Sana vermeye yüzüm yok hesabın, Çırpınır evren, keşfet bana benzeyenleri... Boyun bükme, kimseye olmasın eyvallahın! Mutluluk seninde hakkın, elinde anahtarın... Döndür, korkmadan... Değişmekten olmayacak kaybın! Bir sen kalsan da koca dünyada korkma, Bedeni ruhundan kovma! Dünya ikisi varsa var, yaşar... Sabret ama sakın sorma! Dirilsin sende gerçek heyecanlar... Tadı damağında meyve misali! Ya varsa kafanda şimdi yaşayacaksın Yada kafandan silip atacaksın.. Güzelim inan, bunun ortası yok... İnan yok! Safet Kuramaz |
İnternet Geldi…
Küçükken masal derdik, Merakla gerçek dışını dinlerdik… Şimdi sanal âlem interneti, Gönül sofrasında misafir ettik ikindi, Demli çayı da, sohbeti de bitirdik! Ne arkadaş, ne ejder nede canavar Umutlar sindi, düşler sardı sevinci! Uzaklar kısaldı, anlar tembelleşti… Televizyon derken internet de geldi, *******e düştü derdi elemi, sevgisi… Karanlık düşerken son uykuya, Yalnızlık üzerken suskunlukla, Sıkıntısı bedeni sardı kullukta… Ayaklarım çamuru, gözlerim suyu Özler yinede, dost hasret ruhumda! Baharın evrimi doğanın verdikleri, Sanatın incelikleri şimşek ürperten şevki, Tabut elde kabir yolundaki hisleri… Yaşamak isterim konuşmak paylaşmak! Penceremin önünde güvercinleri, Yağmurun çatıyı delen eğlencesini, Uçurtmalarım delsin isterim göğü… Her yarışta sporda ararım hislerimi! Aşkta sevgide sanal ekranda, Ömrümü kısaltırım abartıyla, İnternet girdi masallar kızgın… Sanal oyunlar çocuksu elde! Kulaklıkla dinlerim müzik, Gazino kızgın şarkıcı kızgın… Eller boş cepte kalır metelik, Gazete kızgın kokusu kızgın… Köroğlu gibi derim mertlik bozuldu, Atlar sanal, silah, savaş dedikodusu… Tarih sanala yazılır, dağları öksüz Açlık olmasa kalkmaz ayağa yolcusu… Küçükken masal derdik, Merakla gerçek dışını dinlerdik… Şimdi sanal âlem interneti, Gönül sofrasında misafir ettik ikindi, Demli çayı da, sohbeti de bitirdik! Safet Kuramaz |
İstanbul Yalnız, Ben Yalnızım!
Son vapura bindim dün gece, Gitmek için Beşiktaş'dan-Kadıköy'e Hayran, hayran baktım gecenin gizemine, bir süre Esen sert ve soğuk rüzgara dayanamadım, Yeni restore edilmiş mini kafede, Oturdum çay içtim benim gibilerle! kafamda tarihi canlandı... sıcacık bir iziydi, yaşadığım osmanlı! sağımda solumda sevgililer, hoş arkadaşlıklar gördüm. İçenler ayakta duramıyordu, Ama ben yalnızdım, İstanbul yalnızdı... bu yalnızlık ruhumu soğuttu. 16 milyonluk şehirde yalnızdım. Nereye baksam ben vardım, Mevlananın mesnevisinde sanki geçtim mana alemine! Başım döndü boğazın sularında, Yoktu sırdaşım deniz dalgasından başka, O kadar bunaldım ki… Dün erkek arkadaşım vardı yanımda oysa, Telefon ettim ne yap, yap gel diye elbette Kırmadı geldi gecenin bir saatinde! Gece yarısı Nişantaşı’na gittik. kıyamıyordu arabasına bir türlü. Nereye park edeceğini şaşırdı. İstanbul’da varmış park mafyası ve dahası! Öyle bir yer buldu ki, gideceğimiz yere epey yürüdük. Arkadaşım vardı ama yine yalnızdım. İstanbul unutulmuştu benim gibi, Onu yaşatıyordu cazibesi, O ve ben yalnızdım! Sevgilim, vedalar hep buruktur bilirsin Ayrılık hep hüzündür bilirsin senden ayrılmak acıya sürgündür bilirsin İstanbul sensiz olmuyor, sensiz İstanbul! Biraz önce, uçak biletimi aldım. Diğer yalnızlığıma gideceğim. Yine yoğun bir çalışma hayatına gireceğim. Emin ol! sensizliği her an hissedeceğim. Ankara'nın bana yabancı dünyasında nefesleneceğim! Kafamda kalan İstanbul kırıntıları daima olacak: Hislerim, denizde düşündüklerim, seni görmeden yaşadığım İstanbul! Emin ol bunu yaşamak sanal alem kadar sanal! Gel beni kurtar, gerçeğinle tanıştır. Sen gelmesen de resimlerini gönder, güzel şeyler yaz, Beni yalnızlıktan kurtar! İnan ki, hissediyorum bendeki sende, o kadar yalnız... İstanbul’um sessiz, heyecansız, macera bilmez sensiz! Safet Kuramaz |
İstanbul’da Bir Gece...
İstanbul sevgisi dilime dolanan Galata köprüsünden atılır oltası Çıkar üç beş balık kovada olan İçimde sızı soğuktan ötesi... Yürürüm rüzgarında Sirkeci’ye doğru Üç beş işportacı toplamakta mallarını Hala ekmek arası balık çığırtkan korosu Son vapura doğru gece bekler yarını Seyrediyorum dalgaları ve boğazı Arkamda Yeni Camii’nin vakarı Beden israfı yerlerde çöp ormanı Süleymaniye Camii saklar karşımda asırları! Metro durağında üç beş kişi Gideceğim Topkapı’ya birazdan Üşüyorum aslında sarıyorum ceketimi Ağrıyan diş etim ediyor canımdan Yürümeye karar verdik arkadaşla Sultan Ahmet’te durduk akşam namazına Amatör çalgıcıları dinledik bir ara Beyazıt’ta yağmur çiselemeye başladı Birkaç adım geçince başladı sağanak Bir çırpıda sığındık tarihi oluk altına Sonra zevk verdi koşanlara bakmak Islanmayı göze aldık koştuk metro durağına Durmadı yağmur yürümek yarım kaldı Kısa süre sonra göründü otel odası Gecenin son demi kapladı yorganımı Araba sesleri uykuma ninni söylediler! Safet Kuramaz |
İsterim…
Insanım, akar gözyaşım, Doğayım, yağmurum! Gözyaşları bulutlara benzer, Doğarken koyudan ak renge döner, Beyaz çoğaldıkça ruh gözü açılır! Neşe dudaklarda, gözde bahar Sevmeyi öğrenirsin katıksız, Yaşamak istersin anı, yarınsız... Şimşekler çaktıkça içte başlar korku, Renkler bu sefer kararır, umut yaşlanır! İstekler mide bulantısına karışır, Ölüm şiddetlenir, her şeyde sancı vardır Düşmanlığı öğrenirsin, huzursuz! Kaşlar çatık, dudaklar duramaz küfürsüz... Ne olursa olsun her şeyin ortası, Güzel olanı... Ağlamalı, yağmalı, özlemeli sabahı, Böyleymiş doğalı… Umut gerçeğine yakınlaşmalı Ezberlemeden yokluğu… Bilmek değil elbet marifet, İsterim muhabbet! Sözler yaşanmalı, Aşkla yaşlanmalı! Safet Kuramaz |
İzliyorum…
Ne hırçın dalgalar… Gelip gitmekte sahilime, Ne yağmurlar… Düşmekte yere kasırgam ile Ne ahlardan nede başkasına yaranmaktan var fayda Biliyorum! Yetim kaldırımlar ıslanmış gözyaşlarımla, Minicik böcekler ezilmesin diye Gözlerim yerde kaygıyla, Seyrediyorum! Birikmiş çamurlu su sıçrar mirasyedi arabasından, Çanakkale geçilmez gibi ıslanırım kader avuntusundan… İnsan olmaktan çıkmışım o an… Sesim kulaklarımda, Dinliyorum! Ne dünden iz kalmış nede yürürken kalan, Ne mis havadan aldığım nefes nede izi yüreğimde yaşanan, Ne bir hareket var istenir nede süzerek bakılsın! Dil ister her güzel şeyi, yaşanan neden farklı? Anlayamıyorum! Korku dolu heyecanlarımla, Bir his, benzer yağmurun bitişine! Kendimi yeni tanır gibi, varlığımı şaşkınlıkla Fark ediyorum! Leyla’nın aşkı yalan Mecnun’una, Güneş ışığı gece hayallerde yansır Ay’a… Bit bile yemek derdinde olmasa Tükenmezdi değişim! Yanmazdı ormanım, yeşilliğim Kıyamet konuşulmazdı cehennem korkusunda! Beden içine sığan ne garantileri… Şaşkınlıkla İzliyorum! Safet Kuramaz |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:05 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.