![]() |
Ey Gerilla....
Kürtük kürtük bir türkü tutturur kar acıdan acıya sınır yok- toprak kanar beni senden ayırma türkün türküme akar Mem û Zin' i bir mezara koydular İlenemem kurur dilim zulümler kardeş kılmış bizi indir silahını ey gerilla benim de sevdiğim var ay dökülür yanağına dağların zindanları sana-bana zulüm koyar yasasını ölümün yağmalar gözyaşını ekmeği bular kana ne vatan tanır- ne sınır silâh silah- öfke öfke kışkırtır seni bana- beni sana kaç bin yıldır çerağ yaktık unutulmuşluğun vatanlarında ışığını destanlarla donattık ağalar büyüttük kanımızla azametli şıhlar zuhur etti bağnmızdan korku suretli bütün cephelere kurbanlık gittik türkülerimiz kardeş bizim gözyaşlarımız aynı pınardan gelir ahımız hısım akraba düşmanımız bir beni senden ayrıma çınar ikiye dilinir bu türküyü yakan yürek kavrularak güzelleşmiş binbir acıda kurşun yakıştırmaz körpe bebeye öksüz koymaz anayı telörgüler çevirir mi sevdayı sana tetik çekmeğe varmıyor elim zulüm sınır tanımıyor ikimize de gel zulmün kalesini yerle bir edelim bu ülke ikimizin tutsak yaşadığımız bizim bu koca tarih bu orman bu rüzgar kaldır silahını ey gerilla benim de sevdiğim vur |
Ey Yurtsuzluk Beni Tükür...
gecede kanayan ateşlerin közüyüm gidenlerden yüreğim yanar düşlerim üşür karanlıklarda kayan göktaşının özüyüm ey yurtsuzluk beni tükür çok eski bir yitiğim sahibini arayan unutmuşum kimim-neyim benliğim farır-yüreğim çürür okyanusun dalgaları kaç bin mil düş büyütür coşar gelir-taşar gelir soğuk kayayla öpüşür göynük göynük bir korkum var yoruldum-usandım gayrı aşksız-yalnız ve yaralı geldi de geçiyor ömür diken sarmış yüreğimin dağını hayat gönlüme gül düşür |
Ey Şehir
ey şehir unutma beni yalnızlığını giderdim senin acılarını omuzladım-boğuldum kederlerinde bütün sokakların uyudu bütün ışıkların söndü imbatın bile kesildi bir ben kaldım paramparça bir yürekle nice tekinsiz gecende hep koştum ter içinde düşe kalka bıkmadan bütün kapılarını çaldım şu insan yüzlerinin bakışların ötesinde duvarlar zorladım kapaklandım gülüşlerin sınır çizgilerinde bütün uçurumlarından düştüm ey şehir denizlerini sevdim gözyaşlarım aktı dalgalarına aşklarım çiğnendi fesleğen kokulu kaldırımlarda yüreğimi kemirerek çektim kahrını ve tüm sevgilerim yağmalandı ortalık yerde katlandım yine de küsmedim yaşamadığım güzelliklere neyleyim bilinmedi kıymetim buralardan gidiyorum ey şehir unutma beni kimsenin sevmediği yanlarını da sevdim... |
Füme Fem
sesini saklamış suyun düşüne çıplak girdim-delirdim çatılar uçuran fırtınalarda kuytu ve deli masal aşk benim soluğumdur onsuz bin yıldır çiçeklenmedi dallarım etimin düşü karışmaz dedim ona orada kal git kendine başka bir çöl bul da kavrul ey yürek sevişmek kirletir seni coşkusuz-kum gibi savrul-kavrul kaç aç gövde arzudan kızarmış gelir ayarmaz deli susuzluğum haylazım hoyratım haşarıyım pervam yok-pervazım yok aç susuz ölme der şeytan-yaşam kendi gelmez git-çal ben düşüme düşeyim-yalnızım-gecem dar kandilim hilal sen gel-ansızın aklımın deli yıldırımı-ateş çağla-dişi solu saman yollarından tırmandım-gök ovalarına vardım ay kapına dayandım-beni içeri al... yaşam gövdeye konuk-onu çıkart sen gel aşk seni ayak sesinden tanırım ben-ilkel hışırtından sen yak ayakların bassın üzerine acının-yalnızım doğur beni kuğuların kuğursun- su gibi ak ak gövdenle bülbül şakısın elerin ellerinin ikliminde yağmalanıp tükensin zaman aklıma gelir de füme derinlerin deliririm gece delirir göbeğinin ürpertisinde ateşim savrulan bir sal olsun köleliğin senin... diz çöküşün-tapıncın yırtılır gider pembe yörelerinden rüzgardan yapılan şal yaşarsam biliyorum erir ve eritir tuncun sıcak morun-cam göbeğin-devrilen kadehlerin bütün tadların vatanı kesilen bakir turuncun saman yollarından tırmandım-gök ovalarına vardım ay kapına dayandım-beni içeri al... yaşanır mı... yaşanır mı aah goncanın içinde yaşanan hayal gelir mi o zaman... yakar mı o düş-yıkar mı geceyi öpüş yağar mı ellerin-doğar mı füme fem-gövdende dörtnal gece kara-gönlün al la’l saman yollarından tırmandım-gök ovalarına vardım ay kapına dayandım-beni içeri al... |
Fısıltılarla Da Olsa Söyle
Gülüşleri buz sarkıtı Dürüstlükleri cilalanmış Kör ıssız dostluklar artığısın Sirenler gözelenir göğsünün çatalında Kuduz köpekler uluşur Yalınkat sevdalar bıkkınısın Tarazlanmış yanılgılar bezgini Kırılmış düşler ezginisin... Karanlığın altından Korkak sular akar /çağıltısız Sen yalancı aynalarda bir hâyal İşin başkalarını yaşamak gün boyu Belki de hiç olmadın - ne gerçek ne de masal Ve her akşam Doğarsın sancılı yalnızlıklara yeniden Gözlerin bir çift ölü balık keder denizlerinde Bütün bastırılmış isyanların Sabır taşlarını keser Param parça *******de... Yüzlerce yıl çağıltıyla beslenen çatal göğsün Karanlık kuyularda diken büyütür şimdi Seni irinli sevdaların sokaklarında Kör düğüm kıvrandıran yalnızlık Köreltir kırk gözeli pınarlarını Sığlaşır gidersin kristal aynalarda Geride bir hayal kalır senden Kanar ılgıt ılgıt en derin uykularda... Gün gelir bir başkası olduğunu sanırsın Oysa bu sokaklar Pas bağlamış namusların mezarı Karanlığın kaleleri korkuyu korur İşkenceler Duvarları çatlamış adaletler Beyninde örümcek besleyen yetkililer Tüm bu irinli yaralar içinde Ağlamasını yeniden öğren Gerekirse isyan isyan gözyaşlarınla diren Ve sancılar içinde bir hayal olmamak için Kristal aynaları kırmayı Öfkeyle bağırmayı öğren... Sözüm şu sana gözüm Soyun yılgınlığın kanlı kürkünü Nerede ve ne zaman olursa olsun Zulmü saltanat kılanın tükür yüzüne Fısıltılarla da olsa söyle türkünü |
Gece Mutedil Dalgalı
bilmezdim can damarına değen hançeri gülüşün ansızın çölleşirdi cümle baharları yıkılmış yıllar bir koygun türkü keser ağızsız dilsiz gözbebeklerinde gölleşirdi susardın susuz toprakların umarsızlığıyla dalgınlıklarının kıyısında kırık bir ney orada kederden uluyan denizin karşısında hançer işler gibi cana beklenmedik bir anda ölmek gibi deli sağnaklar gibi yaşandı her şey... başka romanlardan çıkmış buluşmuş bir uçurumun başında iki hüzünlü aşıktık akşam son derece akşamdı saatlerce otururduk hüzün rıhtımlarında saçların avuçlarımda rüzgardı derin acılarda damıtılmış bakışın ve kar çiçekleri gibi ipince ellerin vardı öyle kalmış aklımda... gittin ki içimde kanlı bir iz bıraktı seni götüren tren kimsenin kaldırmadığı telefonlardan bir daha gelmeyen mektuplardan yüreği kan içinde bırakan habis bir esrar kaldı boşaldı buluştuğumuz bütün kıyılar denizden çürüyen pervazlar kaldı bitti artık çalınacak kapılar gayrı çalmasın bizi bağlayan şarkılar ve sözlere dökülmeyen sancılar... sancılar... sancılar belki de her şey düştü gece mutedil dalgalı bir hazin rüzgar kaldı |
Gece Sağnağı Gözlüm
dünyalar açılır püren dalında can sığınır kevene susuz vadilerden esen yel kovgun bir ağıt sen de bu sürgünü var git arama ko duldasız kalsın yürek kekiğim türkü bakışlım... bin yıllar sayfa sayfa devrildi bin yıllar savruldu deli taylarla ardarda aşılan dağlar hep aynı yere vardı hiçbir sayfasında bozkırın yüreklerde gül açmadı gönüllerde kan açtı yürekte hançer oldun ey aşk ihanet oldun bunlu zamanda kara gurbet oldun geri dönmemesine umut oldun da yaktılar sabrın ateşlerinde düş oldun kanayan zamanlarda baş koymak nazlı yarin umut goncası memelerine uyumak ve arınmak acıdan sonsuzca zulüm oldun ey aşk binyılların cümle kitaplarında can aldın kıran kıran kan döktün şahan boylar devirdin her dağın ardında umutlar beklerdi de acı yağması keserdi sevda sağları insan ki hasretlerde tepeden tırnağa gönül kesilirdi küçülürdü can sonsuz karanlıklarda büyürdü kaygı umutlar yana yana kül kesilirdi ferhatı ferhat eyledin ey aşk deldi dağları dağları madem ki sevdamıza kavuşmamak biçilmiş ko gitsin yana yana bozkırlarda kekiğim gece sağnağı gözlüm... |
Gece-Deniz–Hüzün...
gece deniz bir de hüzün kuytu dalgınlığında bir çift gözün ekim dağlarında ateşler bir başka yanar yorgun yılkılar konuğu ömrümüzün dalında sararan yapraklar belki bekleyişlerdir yaşamak bekleyiş her şeyi sarar... her şey kabullenilmiştir ölüm kadar olağan önceden bilinircesine su-ateş-kül ve rüzgâr fırtınalar bile durağan o türküler ki bir başka söylenir dağ başlarında büyük yolculuklar arifesinde yarım bir şeyler kanar boşuna gidecektim biliyordun bir şeyler söyleseydin çiseleyen yağmurla bağlar kursaydın yüreğimize gitme kal deseydin bilmediğim yanlarınla gizemin aşikar olsaydı gece deniz bir de hüzün kanamasaydı kirpiklerinde suskunluğun olgunlaşan bir ağrı çatlattı kozasını en kör zamanda en azından dişlerini saplasaydın yüreğine belki yollar kavuşurdu bir zaman aramızda uçurum imkansızlıklar hicran noktasında ölmeseydik o anlar ki yeniden doğduğumuzda acı dölütünün ıslaklığı kaldı geriye şimdi ekim geldi ateşin kökleri var aşkın ve ışığın tohumları kurumuş yürek vadilerinden yorgun atlılar geçmekte gidişim sonradan infilak edecek biliyorum ağlayacaksın gecene dikenler batar bir zaman hüznünü bir yara gibi dağlayacaksın uykuya varır gibi sev bundan böyle belki mevsimler geçer de üstünden uyanamazsın... |
Gece..Çay..Sen…
camın denizinden gül kırmızı akşam düşen içinden bulutlar geçen bir bardak çay sen.. bir bardak ince belli pürüzsüz sana dair ve senden sonra yıldız fırtınaları ay yağmurları sonra güneş suları çöl baharları ırmak dağları içmek senin içinde gözelerini delirmek gözlerinde sağılmak aşkın imbiklerinden deryama düş-sün düş iki can bir beden güzelim kısrağım efendim kölem gül ki canımın kasesinde tazelen sözün acze düşer ancak yaşanır bu dem rüzgar dağların su güneşlerin kişneyen çılgın bulut öpüşün yıldırım çöküşün dil kesen uçurumların düz dağların sarp ovaların gece çay sen okyanusun geçmesi iğne deliğinden dokunmamış bir zamanı yırtarız katışıksız ipekten som buluttan arı düşten bir coşku aklını yitirmiş kanatlanmış bir hüzün gel hadi gel hadi gel hadi gel ömrüme gönlüme çölüme demlen |
Geçen Demlere Gazel
Eskitir yüzleri zaman -ne dilenci ne bey seçer Camlarda sararır akşam-geçer bu demler de geçer Hesabınla kitabınla kalırsan sen-giderim ben sesimi savurur rüzgâr-hayalim toz olur uçar Ayrılık ölüm yandaşı-bazan çok geç bazan erken Tırpanı aman dinlemez-can koparır coşku biçer Yüreğimde andaç olsım-gül gülüşün-ben giderken Yalnızken ısıtır beni-karanlıkta ışık saçar Ne sözüm var-ne de sitem-payıma düşen bir diken Göğ ekin gibi ayrılık –onu hangi tırpan biçer |
Gelme Ferhad Gelme Sen Bu Yerlere
yüreği buz tutmuş- puslanmış bakışları gelme ferhad gelme sen bu yerlere sevmenin okkası on para olmuş- onurunu çoktan satmış ahali efsaneler yaratan ol güzellik etini pazarlıyor kaldırımlarda gelme ferhad gelme sen bu yerlere yar yanağı bildiğimiz dolunay muhbir çıktı girdiği son buluttan ol ceylan gözlere inen yıldızlar meğer ki sahteymiş anlayamadık tutsak düşmüş sevmesini bilenler zulüm almış yeri göğü kan tutmuş gelme ferhad gelme sen bu yerlere bir delisi ben kalmışım bu diyarların kimsecikler aşktan evler kurmadı gözleriyle yüreğini vermedi imge damıtmadı yol vurup ateşlere şiir şiir aşk örmedi bütün güzelliklerimle yandım da ortalıkta ilaç için bir tek insan görmedi gelme ferhad gelme sen bu yerlere şimdi yürekleri başkaldırıya kanlı bayrak gibi açma vaktidir zulmün kaleleri topla yıkılmaz dağları bildiğin dağlardan değil vaktidir aşkları bomba yapmanın zebaniler saltanatı devrilmedikçe zincir kopmaz gönüllerin boynundan insan özgür olmadıkça aşka aşk denmez sen de bu yolların yiğidi değil misin ol dağları deldiceğin yalansa gelme ferhad gelme sen bu yerlere... |
Gül
gün oldu koskoca kent başımıza yıkıldı gres yağı bulutlarla ortalık kör karanlık düşleri kurşunlandı bulvarların dizilerek göz bebeklerimize sokakların yaşanmış tüm anıları yüreklerimizde yakıldı dizlerimiz kırılarak çökerdik silindi yüzümüzden acı ve sevince dair tüm ifadeler yağmalanmış yırtık yürek yangın içinde kuşsuz ve bulutsuz ölü göğün altında düştük dayanılmaz kederlere yaslandık... çatısı savrulmuş günlerin ortasında yolları çıkmaz gözleri kör kuşlarının kanadı kırık acıda her gün çürüyen kentlerle birlikte paslandık... gün oldu büyük kentler terk ettik omzumuzda anıların heybesi geri dönme düşleriyle ışıtarak önümüzü sağnaklar giyinerek ve dikerek iğreti sözcüklerle gülüşün yırtılan yerini büyük kentler terk ettik yıllar sonra geri döndüğümüzde bıraktığımız düşler satılmış gülüşler yağmalanmış gördük anasını terk eden çocuklar gibi yeniden terk ettik orda kalan yanlarımızla birlikte kenti cılk bulutları yıkılmış umutlarıyla omzumuzda yalnızlığın heybesi ve kirli bir yağmurdu hüzün ıslandık yara gibi kanamalı ilişkiler yaşadık protez parmaklarıyla okşayan eller silikon dudaklar metal öpüşler... ve yıldırımlar inen aşklar yaşadık yandı gitti bir gökçecik fidanken ne desem bilirsin sen aynı savaş alanında sakatlandık şimdi yalnızlık giyinmiş yüzlerimizde gözlerimiz ıssızlığa uzanan boşalmış nehirler yatakları bize yaşamayı haram kılana inat onca yıl onca zulüm katliam yaşanmamış düşlerin aç toprağı bu yürek acıda nadaslandık şimdi ateşimle yaralarını dağla şimdi ağla gözyaşının tuzunu bas yarama yağmurlarımla ıslan ve yağ yıkık yerlerine içimin bahardır önümüz-çiçek mevsimi yaram olma yarim ol gayri sevdalara gül... bu kent yeniden solur gülüşünle bulutlar arınsın yürek sevdaya sarınsın yaram olma yarim ol beni al gül... |
Gül Dudağı Çöl Susuşlum
çalınmış saatler avladık zaman denizlerinden gözlerimiz hırsızlama sevişmeğe başladı yıldızsız *******de ışığına sığındım ne dizeler döküldü kirpiklerinden bizim oralarda ******* toynaklarıyla yürekler tepip gelen yalnızlığın atlarıdır yıldızlı karanlık büyür sonsuzca kırık bir el aynasına ömürler sığar kırk kilit vurulmuş yüreğe saklanır karasevda ki çıkamaz o dehşet tutsaklığın uçurum uçurum derinlerinden asla bizim oralarda gözbebekleri demir parmaklıklarla çevrilmiştir çocuklar gülü sorsa kanla tarif edilir baharlar bakır yeşili hüzünler kirs ferhad külüngü gerek hasretin dağlarına sevdaya değince kavallar kanar ışıklarda kelebekler karanlıklardan yanar ben işte o dağları aşıp aşıp gelmişsem ayaklarına gül dudağı çöl susuşlum ırmaklar diliyle konuş beni kanatma şimdi yangınları vurup sırtıma sevdasız gönderme beni kanın çeksin canın çeksin gözlerin çeksin bakışların saplı kalsın bağrımda gül dudağı çöl susuşlum beni gönderme bütün öpüşlerinle öp bitmesin sarsıntısı bana yağ iliklerime işle beni sevişerek kahret dinsin kuraklığımın sızısı beni yellerinle savur erit çarpa çarpa dalgalarınla varlığınla buluşayım nabzım damarlarında atsın denizlerinin tuzu olayım kanına karışayım gül dudağı çöl susuşlum beni gönderme... |
Gül Zamanlar
gül zamanlardı ki onlarda sen açardın gül sarhoşu kesilirdi geçtiğin yerde hava çok eskilerde kaldı yıldız sağnağı gözlerin gözlerin ki sana vurgunluğumu onlarla sarardın kimi insan vardır yiyerek beslenir sevenlerini yaralar-yorar-bırakır çaresizlikte yalnızlığının farkında olmadan delice yalnızdır bir oyuncak sanır sevdiklerini bütün uzuvlarıyla yağmalayıp bırakır öylesi aşklardan soğrularak gelmiştim buraya olmadık bir zamanda sen geldin varlığın yaralarımı onardı o gül zamanlardı güzelyalı'da yasemen yaz akşamları hava tömbeki kokardı zakkum çiçekleri deli ortalık kız sağnağı o senin insana nüfuz edişin gözbebeklerinden başlardı orada sen açardın gönlüm tökezirdi bakışlarında şiirler tutuşturup bende sonra da hicranı yağardın gül zamanlardı ki onlarda sen açardın... |
Güle Rubai
Ben Hayyam'ın kadehinden sulandım dedi gül Mecnun'la çöle düştüm Kerem'in elinde yandım dedi gül Alındım satıldım çiğnendim ayaklar altında Yürekler mezata düştükçe utandım dedi gül... |
Gün Örttü Kapılarını
gün örttü kapılarını-soldu sevinç gibi yanık çocukların benizlerinde ben yaşamaya kulaç vurdum gecenin zifiri denizlerinde aklımda bulutların kitabından tarihe dair okuduklarım aklımda tozlu yolların ıssızı-ve aradığım giz, kuş ve böcek izlerinde zamanın yamacında Asurlu tüccarların yaktığı ateşin boynuzları ve atlılar-yaban çakalları-akşamın en yosma yerinde gün örttü kapılarını-kara gözler kaldı seherinde yıldızların dil susa kaldı yavuklusu dönmeyen Hattili kızların gergeflerinde bütün adalarına çıktım gecenin-yorgunum yüreğimle yarışmaktan beni benden kanırt ey ben-paslı bir çiviymişim ben kendimde beni yol düşlerimden küflü bir kütük gibi kırarak ey kendim yaşamayı unuttum yaşanmamış aşkların mutlulukların gizlerinde ana uyar beni... Zühre Yıldızı düşünce gözlerine Hitit çobanlarının ey düş giy gecenin lacivert harmanisini bekle hüznün eteklerinde o uzak kavgalara gitmezsem nasıl namuslu yazılır tarih alnıma bir gün özgür olsun diye aşklar daha-çok insan kalacak siperlerde daha-çok insan gülüşünü bir meşe gibi dikecek zındanlara yüreklerdeki erozyon bitsin diye bir gün belki de çok ilerde gün örttü kapılarını-bir yerlerde bomba sağnakları-pislik saltanatları umudu dokuyan o yaralı örümceğim ben zamanın elbizlerinde |
Günler ki Savrulan Yapraklardır
Günler ki savrulan yapraklardır ömrümüzün dalında Geceye söylenmiş bir şiirdir aşkımız ki tam alnından vurulan.. O her gidişinden geriye kırılmış gül tenhalığı Ayrılığın da bir kokusu var gözbebeklerinden yayılan... Deniz fenerlerim yıkılmış Yerle bir olmuş nem varsa kalelerim-ağaçlarım-düşlerim Hunharca yağmalanmış aşklar bıraktım ardımda Hasretin de bir rengi var nasıl desem Hiç bir renkle tanımlanamayan... Bir ömrü koymak bilirdim Sevgilere bedel diye Ne namusperestler gördüm Bakışları fuhuş fuhuş Yüreğinin kâsesinde kendini pazarlayan Gülleri ve maviliği Bir yosmayla keşfet Yüreğin basıyorsa Deli bir serüvencidir aşk Hiç bir kural tanımayan... Oysa tahkatsızım gidişinle Karanlığın dehşet bastı Yüreğim yenik Hangi bahar gül açtırır Bu deli yalnızlığında Ne tuhaf bir şarkıymış aşkın Yarısı gül gülistan Ayrıldıktan sonrası sancıyan... Günler ki savrulan yapraklardır Ömrümüzün dalından Geceye söylenmiş bir şiirdir aşkımız ki tam alnından vurulan... |
Güz Güzeli
hazan iklimi gözlerin yüzünde gül aydınlığı hangi eylülden gelirsin ellerin aşk kırgınlığı üzüm gözlerin gizemli bakışın şarabi akşam yüreğimde izin nemli gözyaşının yorgunluğu kimse bilmez-dağlarında kurşun yemiş bir gerilla kara gözlerinde keder belli ki bu son yarası alnında yıldızlanan ter omuz vermiş bir ardıca belli ki son cigarası bir yanında kaldırımlar hüznü-sevinci-acısı sinemalar-kitapçılar bir de onca insan yüzü yağmayan göğün sancısı yaşanmamış sevdalara yürekte gökyüzü büyür okunmuş onca şiirden aşk hurdalığı bir yanın bir yanın gidilmedik yerlere vurgun baharla sevişirsin yaprak dökerken en yeşil dalların kırgın meğer ki aşk dedikleri kovulmakmış mabetlerden gözyaşları çiğneyip yakmakmış koskoca şehri uçurum kıyısında gece yolculukları yürekten can yolmakmış kendini doğurmak sancılarla bambaşka bir sen olmakmış dibi görünmez sulara dalmakmış gülüşünün kıyısında duran bulutların eli gece giyinmiş gözlerin ekim yağmurları gibi susuşunun saçlarında bir şiirin imge eli geçip gittin-tam yanımdan incecik bir yağmur yeli ben sormadım sen demedin bence adın güz güzeli |
Gökkuşağına Bürünsün Dünya
saklı suskunluklarında gökyüzü yıkılır çatırdayarak bu kaçıncı gülüşün kahkahalarla ağlayarak izin ver kanayan yerlerini öpeyim yüreğinin ki değişsin acılara sabitlenmiş adresin şimdi oturmuş boşalmış ırmak yataklarında hiç bir şeyi beklersin karabasan tarlası kesilmiş uykuların çocuğu ölü doğmuş bir ana gibi linç edilmiş duyguların acıya hüküm giymiş dudağında her gülüş kanlı eller uzanmış goncagül sevinçlerine idamla yargılı fidan düşlerin bütün sokakların çıkmaz aşkyeşili ovaların çoraklığa yükümlü yerin göğün leş kuşları bilir mi bir akarsu nasıl kanar bilir mi bu korkuluklar tarlası sevda yüklü yüreklere ölüm hükmü biçilir mi zulüm köprülerinden kör geçilir mi sancılar sevilir mi gözbebeğim girdaplar seçilir mi söyle sonsuz gökyüzünde kanatsız uçulur mu... haydi kalk umuda yeniden kanat vursun içindeki güvercin haydi dünya gökkuşağına burunsun gözlerinden hem bütün suçlarınla güzel bütün günahlarınla masumsun sen... |
Göm Yüreği Sevdalara
akşamların sekisine oturdum adsız ve atsız geçmez sancılar bırakarak yolunurken yüzümden kök salmış nice bakış gece serildi... gözlerim karanlıkta demir soğuğu ne gideceğim bir yer ne beklediğim bir yolcu... ucu tomurcuklu dizeler asmak yıldızlara bir iğne gibi saplanıp yitmek gecenin denizinde birini düşünmek... olmayan birini olan birini olmayacak birini düş kovalamalar yorgunu yakılmış bir bilicinin külleri gibi akşam düşleri gibi fani az sonra ay doğar ve görür kendi cesedini içimdeki kuyu... kim bilir eski bir yanılsamadır belki aşk da gökyüzünde gidecek yeri olmayan kuşun son düşü bütün okyanuslarda bulunamayan ada ve ilk yanılgıdan sonra yıkılınca direği yürek evinin bulutlar kadar nafile ömrümüzü savurduğumuz deli rüzgar kim bilir aşk çaresizliğimiz bizim belki de ölüme olan ölümü aşan korku... yıkık kerpiç bir ev gibi depremler artığı bir yüreğin sessizliğinde otur şimdi yaşananlardan kalan koyu bir toz yığını kim girer ki yıkılmış kapısından otur anılarının yırtık şiltesine akşam ve eylül geçmeyen bir yara gibi beynine kurmuşken çadırını mezarlığa dönmüş içinde hayaletlerle otur yaslanarak yalnızlığın taş gerçeğine su kurumuş ölmüş kuğu... hayatın tüm alanlarında yenildin işte kulaç attığın sular kendine götürdü seni ne zaman türkü söylesen dağlarını yaktılar uçurum uçurum yaşadın gençliğini sürekli ölü çocuklar doğuran bir kadının yüreği nasıl güler atının ölüsünü gömen bir yolcu gibi göm yüreği sevdalara ve bu zulüm toprağında sevgiler olsun diye omzunda yalnızlık heybesi kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan herkes gibi yeniden yürü uçurumlara bulutlara sulara şarkılara |
Gözlerini Ekmek İçin
bilmediğim ağaçların altında... o dehşet hışırtısı yüzünde oynaşan yaprak gölgelerinin ışıklar sağılır da hani aralarından düşer tam gözüne... bakarsın ya hani deli dalgalara daldığında derim ki... ”çok uzaklardan geliyorlar seslerinde zamanın acısı bir de birikmiş coşkular işte bu kıyıya tıpkı sana gelişim gibi... hoyrat dalgalar” o zaman hani saçlarımı okşar da hayran... aşık... bakarsın ya hani herkes bir şeyler söyler hayata ve aşka dair bildik sözler... savunulup yapılmayan... yarım yanımızdır... buluşuruz... dinler insan... belki elinde çay tepsisi belki meyve sorarlar da bana “hadi sen de bir şeyler söyle “ kısa bir söz ederim belki sıradandır... belki duyulmamış bilmem... gelir o anda... ama işte orada sen döner gözlerime bakarsın ya gözlerin kapalı sırtın dönük sarılmışım sana... gece karanlık. sesin uykulu mırıl mırıl bir şeyler konuşursun da ben okşarım saçlarını sesin sular gibi huzur verir içim rahat sen huzur duyarsın kollarımda olmaktan yüzünü yalarken nefesim sokulur da uyursun bilirim sabah öpüşün doğar ve sevdiğini fısıldarsın kulağıma hani o anlar vardır ya el ele dolaşırız da yağmur yağar günlerden bir gün herkesin düşüdür bu öpüşmek orada ama öperken ellerimi tutuşun var ya işte her şeyin rezalet olduğu akşamlardan yorgunluk stres o kadar da sertim ne kadar yumuşaksam bir kavga tutturursun hiç yoktan tepeme çıkar da sinirim anlamazsın... düşünmezsin bir an kırarım ben de masadaki tabağı... sen de bardağı çarparsın berbat... ortalık karışır birbirine falan üstelik laf da anlamazsın... yatıştırmağa kalksam ve kederle dalıp da sustuğumda... tıpkı bir evin üç duvarı yıkılmış bir evin son duvarı gibi sustuğumda yalnızlıktan geberdiğimde gelip saçlarıma dokunursun ya elimle iterim ve sen seni seviyorum dediğinde bu kahpe dünyaya karşı sarılarak ağladığında bakışın var ya bana dair ne varsa sevdiğinde insanlara şefkatinde paylaşmanın güzelliğinde o duruşun o susuşun gülümseyişin var ya bazan yaşam uçsuz bucaksız çöldür tek canlı geçmemiş kadar ıssız gün olur karadır ufuklar rüzgar bile taştır kayadır ıssızlığın ortasında iki can naçar kalırız ve sen bir direnç kalesi olursun o zaman bir an bile yakınmadan var ya hani kaba saba yanlarıma yanlışlarıma sevecen bir kızgınlıkla uzanışı elinin tıpkı bir çocuk gibi paylamaların bir de bana kendini sunuşunun bin bir hali sınırsız teslim oluşun yaban bir şiirdir bakışın bakışın yakışın yanışın oysa biliyorum hak etmem seni kabayım... patavatsızım... kuraldışıyım... çekemez kimse beni senin dışında kimse katlanamaz bana... bilirim oysa yine de yıkarsın kusurlarımı bakışında bunları yaşadım... sen duymadan ay düşmüş bir türküydü gece gece ve gözlerini ekmek için kıraçlarına ellerini ekmek için kıraçlarına gülüşünü ekmek için yüreğimin tümünü hazırladım seni çoğaltan bir şiir bahçesi diye |
Haikular-01
1 Gece yelleri Gelin yurt olun bana Adım firari 2 Gece yelleri Dudaklarımda yıldızlar Öpen seheri 3 Gece yelleri O giden sevgililer Döner mi geri 4 Ben gider oldum Yaralı bakışımda Zaman izleri |
Haikular-02
5 Yağmur okyanuslarında Kağıt gemi kağıt gemi Hadi taşı düşlerimi 6 Bir yıldız tak gönderine Rotanı rüzgarlar çizsin İmgelerimin soluğu 7 Böylesi bir dünyadan çık Gidelim başka yerlere Kalbimden yükselen buğu 8 Kağıt gemi kağıt gemi Ben gözlerindeki ışık Dizelerde yüzen kuğu |
Haikular-03
9 Gece çiçeğim İçimi kokun bassın Düşümde açıl 10 Bir yaprak gibi Düş-e yim eteğine Beni sensiz kıl 11 Suya karışan Işığım sende şimdi Aşk budur asıl |
Haikular-04
12 Gece-gümüş-ten Ay-a-sar-ka(e) n-di-li-ni Yel- düş-sen-e-sen 22.07.2002 04:23 13 Sevince seni Su susadı hasretten Uzat elini 14 Kapına geldim Söylemeden bil beni Ey düş gelini 15 Gece böceği Bir ona çal sazının İnce telini 16 Ay düşüyüm ben Yolcuyum esip giden Hüzün yelini |
Haikular-05
17 Ayrılıktır ki Ay kanar yara sızlar Nefes -nefesten 18 Ayrılıktır ki Bağırır avaz avaz Ses- sesten 19 Ayrılıktır o Düşler bile yol arar Bir kara sisten |
Haikular-06
20 Evi yapraktan Damı çiğdem camı gül Hülya isterdim 21 Kederi bulut Bahçesi söz ekili Rüya isterdim 22 Güneş adalet Mutluluğu gökyüzü Dünya isterdim |
Haikular-07
Bir gün olmayacağız Aşk deli yürek deli Bu en güzeli 24 Cırcır böceği Öldü-gece kederli Es zaman yeli 25 Ah neylemeli Aklım sus-yürek konuş Gece yar-eli 26 Belki yarın yok Sevmeli-sevilmeli Aşk bundan deli 27 Arılar gibi Aşktan evler kurmalı Dilenmemeli |
Haikular-08
28 Uzun-beyaz-düz Bozkıra kar yağıyor Sevdamızda güz 29 Akıl nedir ki Aslında aşk da deli Ay düşünmez ki 30 Can gider tenden Aşk yazar kara taşta Bin yıl önceden 31 Bana aşk gerek Alın aklın karını Konuğuz madem 32 Ömür ayrılık Her an bir diğerinden Hasret dem be dem 33 Ay güzel yar ay Silinir akça yüzün Bir gün alemden 34 Kayan bir yıldız Türkümüz hasret taşır Ha böcek ha ben |
Haikular-09
35 Hevesler yalan Kumdandır bütün evler Aşk imiş kalan 36 Aşkları kaldı Asıldığı kentlerin Tozu bile yok 37 Sözcüklerimden Kelebeğim yanmasın Dilim ateştir 38 Yürekteki kir Yedi deryalar gelse Nasıl arınır 39 Zaman dilinden Fısıldaşır söğütler Gök bile ürker 40 Ben aşk kılayım Bana *******i ver Sonra geri al 41 Ötme üveyik Kederden duyamam ki Gülümseme gül |
Haikular-10
42 Sen aya bakma Son yağmurlardan kalan Çamurlu suyum 43 Ben hiç görmedim Kanla tarif ettiler Gül nedir dedim 44 Ben aya düş-tüm Gecenin gümüş teni Düş-düşe-düş-tü 45 Seni söylediler Eski söylencelerde Zaman gibisin 46 Dil alev oldu Şiirlerin aczisin Söz küküm kaldı 47 Anlamadılar Pervane bundan yandı Belki de aşk bu |
Haikular-11
48 Gündüzde güneş Gecede yıldızdılar Bizde kaldılar 49 Gece yıldızsız Yaşamak aşksız kaldı Gündüz güneşsiz 50 Deli taydılar Işığı taşırdılar Kapaklandılar 51 Kelebektiler Yanarak yaşadılar Aydınlattılar 56 Yelin yelesi Suyun türküsüydüler Gül kanattılar 57 Çekip gittiler Ötme ey turaç kuşu Hüzün oldular |
Haikular-12
58 Sustur gözlerini Oysa elveda dedin Bakma gidemem 59 Yüzümde güneş Yıldızlar ceplerimde Sensiz körüm ben 60 Gün sende kalsın Ve şarkısı rüzgarın Ay aynan olsun 61 Ses sese küstü Ötme ey bülbül ötme Dil alev kesti 62 Ayrılıktansa Yollar sonsuza gider Farketmez sonu 63 Elveda dedin Arkanı dön ve yürü Dönme gidemem |
Haikular-13
64 O gül dudaklar Bir gün toprak olacak Hadi öpeyim 65 Yıldız yağmuru Gözlerin-ıslat beni Gece sağnağı 66 İlk ay tutuldu Sonra güneş kurudu Sen gelmedin ya 67 Hasrete attın Kalbim camdı kırıldı Öyle bıraktın 68 Aşkı fırlattın Sürüklendi yerlerde Candı kırıldı |
Haikular-14
69 Üşür yüreğim Eğme kirpiklerini Kanlım olursun 70 Tek gerçek sensin Bütün sözler yalandı Ben artakaldım 71 Kalbim-çılgınım Başka dağlar bulalım Yenildik yine 72 Aşkı unutsun Süveyda yerinden vur Kalbim körelsin 74 Ha kağıt gemi Ha ipsiz bir uçurtma Kalbim aşklarda 75 Yurtsuz karınca Kanadı kopuk arı Kalbim aşksızsa 76 Bir dünya düş-ün Çıkmış yörüngesinden Yitmiş sonsuzda 77 Nere gideyim Bu sonsuz karanlıkta Ben benden öte |
Haikular-15
78 Yağmurlu uykum Ey keder yurdum sensin Yıldızlı gecem 79 Gece dem be dem Sen varsan kederlenmem Gökyüzü sim ten 80 Susar tüm sesler Aşkın nağmelerinden Zaman dilinden 81 Ki dudakların Fırtınalara vurgun Al bir sandaldı |
Haikular-16
82 Ömrüm ki yaprak Alnıma güz çizilmiş Kalsam ne yazar 83 Gider güzellik Dökülür tuz olurum Gül-sem ne çıkar 84 Sen içime bak Her yüz eskir zamanla Öze kim bakar 85 An andan kopar Hoşça kal gece gözlüm Can candan kopar 86 Yollar karardı Ayrılık senden yana Gün ortasında |
Haikular-17
87 Ey düşen yaprak Ömrün ayrılık madem Gel beni anla 88 Düşer gidersin Ömrü sararan yaprak Tırtıl kalır ya 89 Kuru ağaçta Kalan umarsız tırtıl Beni sen anla 90 Gidecekti o Ömrü gözlerindeydi Ağlayacaktı 91 Söz kan içinde Yüreği dilindeydi Konuşacaktı |
Haikular-18
92 İnce boynunda Ayrılıklardan kalan Tuhaf büküklük 94 Sözcüksüz söyle Yalnızlık-yaban acı İçine kana 95 Yabancısın sen Yaranı kendin yala Var git yoluna 96 Sen tutun gönül Düş-en bir yaprak gibi Ömür dediğin 97 Kolsuz kanatsız Senin peşinde mecnun Saman çöpüyüm 98 An var karanlık An var ki gecen gündüz Var-yok ömrümüz 99 An andan kopar Ömrümüz ayrılıktır Her daim güz 100 Anlamadınız Bir kelebek yandı da Aşktı yüzde yüz |
Haikular-19
101 Çık rüzgarımdan Karaya vur ey acı Dalgalarımdan 102 Dipsiz kuyuda Delik kova gözlerim Boş döner kalbim 103 Yan efkarımdan Kar acı kara acı Soyun sarımdan 104 Eskiden ben de İçime gül ekerdim Kendi narımdan 105 Yoruldun artık Uçurum sevdalardan Yeter ey kalbim 106 Yalnızım dağlar Yaramı sardı rüzgar Yağmur gözlü yar 107 Damlada ışık İçimi bastı efkar Ömür ah u zar 108 Ateş seliyim Yaramda yanar poyraz Gülü yağmalar |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:18 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.