![]() |
Banu Alkan
GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM Jandarma Villa'da KREDİ BORCUNU ÖDEMEYEN BANU ALKAN ZOR DURUMDA.. VİLLASI JANDARMA ZORUYLA BOŞALTILDI. ALKAN'IN ANNE VE BABASI SOKAKTA KALDI.. 2000 yılında 'Nerdeee bende site kuracak para' repliğiyle ününe ün katan, magazin gündeminin en tepesine yerleşen Yeşilçam'ın Afrodit'i Banu Alkan, evinden jandarma zoruyla çıkarıldı... Banu Alkan, 1998 yılında Ziraat Bankası'ndan 5 milyar lira kredi aldı. Ancak, kredi borcunu ödemeyen sanatçının, Balıkesir'in Edremit ilçesi Altınoluk'taki lüks villası 24 Şubat 2000'de icra yolu ile satıldı. Alkan'ın anne ve babasının da oturduğu villa 26 milyar 500 milyon liraya Mehmet Yüzüak'a satıldı. Bunun üzerine Yeşilçam'ın Afrodit'i satış için Yargıtay'a ret davası açtı; ancak kaybetti. Alkan, gönderilen ihbarları dikkate almadı ve villayı boşaltmadı. EŞYALAR BAHÇEDE... Ve 25 Mayıs 2001... Villayı satın alan Mehmet Yüzüak'ın avukatı ve icra memurları, Altınoluk Jandarma ekiplerinin gözetiminde villayı boşalttı. Alkan'ın değerli eşyaları da haciz edilirken anne ve babası ise sokakta kaldı. Edremit İcra Dairesi tarafından haciz edilen beyaz eşyalar ile mobilyalardan oluşan değerli eşyalar paraya çevrilmek üzere yediemine alındı. Alkan Ailesi, geceyi komşularında geçirdi. |
Beyaz
Şovmen. Asıl adı Beyazıt Öztürk. 4 Temumz 2001 tarihinde memleketi Artvin'e giderek Ardanuç ilçesinin Gümüşhane köyünde ailesi ve akrabalarıyla kucaklaştı. Annesi Nurten Öztürk'le birlikte babasının doğduğu evi ziyaret eden Beyaz, evin balkonunda bir süre oturdu. Anne Nurten Öztürk, "Beyaz'ı evlendirmeyi düşünüyor musunuz?" sorusuna, "Hayatını yaşasın, bekarlığın tadını çıkarsın. Daha 35'e kadar yolu var" cevabını verdi. Köyü gezdikten sonra baba evinin önünde köylülerden türkü dinleyen, onlarla birlikte ünlü Artvin türküsü "Ayvası ver narı var" söyleyen şovmen Beyaz, tabaka tütününden sigara sarmayı ihmal etmedi |
Haydar Ergülen ( 1956)
1956 yılında Eskişehir'de doğdu. Ankara Aydınlıkevler Lisesi ve ODTÜ Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Halen reklamcılık yapıyor. Çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı. ESERLERİ Şairin, Karşılığını Bulamamış Sorular, Sokak Prensesi, Sırat Şiirleri, Eskiden Terzi adlarını taşıyan şiir kitapları bulunmaktadır. |
Gaffar Okkan ( 1952)- (24.01.2001)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1102.jpg Gaffar Okkan ( 1952)- (24.01.2001) Silahlı ve bombalı saldırı sonucu öldürülen Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan 1952 yılında Sakarya�nın Hendek ilçesinde dünyaya geldi.İlk ve ortaokulu memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Polis Enstitüsü'ne girdi ve 1970 yılında görevine başladı. Ege Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Okkan, İzmir, Eskişehir, Urfa ve 1993'de Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde Kars'ta görev yaptıktan sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne atandı. Kars Emniyet Müdürü iken, Diyarbakır gibi yıllarca PKK ve Hizbullah terörünün ve aşırı göçün ağır sonuçlarını yaşayan bir ile emniyet müdürü olarak atandı. Hüseyin Velioğlu'nun İstanbul Beykoz'daki villasına yapılan baskında büyük rolü vardı. Gaffar Okkan, Hizbullah'ın çökertilmesinde çok önemli bir rol oynadı. Kadın polisler Diyarbakır'da ilk kez onun emriyle sokağa çıktılar, trafiği yönettiler. İki küçük otomobil aldı Gaffar Okkan. Mavi-beyaza boyattı. İkişer kadın polis görevlendirdi. Bir otomobil kaybolan çocukları toplayıp ailelerine teslim etti, diğeri de yürümekte zorlanan yaşlılara yardım etti. Havaalanındaki kadın polisler yaşlı yolcuların bilet işlemlerini yaptı, uçağa kadar götürdü. Havaalanına tekerlekli sandalye aldırdı. Okkan'ın ilklerinden biri de şehrin kritik noktalarına kurdurduğu kameralardı. Gece yarılarına kadar makam odasındaki dev ekranda sokakları gözlerdi. Evli ve iki çocuk babası Okkan'ın son Emniyet Müdürleri Kararnamesi'nde ismi İstanbul için geçmişti. Hükümet içinden Diyarbakır'da büyük başarı gösteren Okkan'ın İstanbul'a atanması için yoğun baskı gelmişti. Ancak İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, ��Diyarbakır'da başarılı işler yapıyor, onlara devam etsin�� demişti.Okkan'ın adı daha önce Ankara Emniyet Müdürlüğü için de geçmişti. Diyarbakırspor Kulübü Başkanı olarak sporla yakından ilgilenen ve halkla içiçe yaşayan ve Gaffar Okkan 24 Ocak 2001 tarihinde Diyarbakır�da pusu kurularak öldürüldü.Okkan�la birlikte 5 polis memuru da öldürüldü.Suikastı Hizbullah örgütünün yaptığı sanılıyor. Ölmeden önce Diyarbakırspor Eğitim Vakfı�nın kuruluş çalışmalarını yürüten Gaffar Okkan, 30 Eylül 2000 tarihinde, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti tarafından Diyarbakır�da huzur ve güveni sağladığı için ´Yılın Bürokratı´ seçilmişti. |
Hakan Şükür ( 01.09.1971)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1161.jpg Hakan Şükür ( 01.09.1971) 1 Eylül 1971�de Adapazarı�nda doğdu.1987-1990 arasınad Sakaryaspor�da oynadı.1990-1992 yıllarında Bursaspor�da, 1992�de transfer olduğu Galatasaray�da 2000 yılına kadar oynadı. 342 lig maçında oynadı, 194 gol attı.60 kez giydiği A Milli Takım formasıyla 29 gole imza attı.52 kez Avrupa Kupaları�nda forma giydi ve 27 gol attı.3 defa gol kralı oldu.Galatasaray�da 6 lig, 3 Cumhurbaşkanlığı, 4 Türkiye, 4 TSYD, 1 UEFA Kupası sevinci yaşadı.Avrupalılar ona Boğaz�ın Boğası diyor.İtalya�nın Inter Kulübü�ne transfer oldu. |
Mehmet Cansun
AKKINDA YAZILANLAR G. Saray�da Cansun devri Türkiye 15 Temmuz 2001 Cansun: 972, Erzen: 435 Olağanüstü kongrede rakibi Ateş Ünal Ezen�e 537 oy fark atan Mehmet Cansun, G.Saray�ın 31. başkanı oldu. Galatasaray Lisesi�ndeki kongrede oy kullanan 1440 üyenin 972�si Cansun�u, 535�i de Erzen�i tercih etti. 17 oy geçersiz sayılırken, Faruk Süren�e 11, Fatih Terim�e 3, Cüneyt Tanmna ve Cevap Prekazi�ye de 1 oy çıktı. Cansun, seçildikten sonra yaptığı açıklamada, �Böyle sıcak bir havada tatillerini kesip kulüplerine sahip çıkan üyelerimize şükran borcumuzu ödemek istiyoruz. Ellerini taşın altına soktular. Eylül ayında herkes İstanbul�a döndüğünde büyük bir davetle teşekkürlerimizi sunacağız. İnsanların birbirini kırmadığı,ı hakiki G.Saraylı gibi davrandığı muhteşem bir kongre oldu. Bu teveccühe lâyık olmaya çalışacağız ve söz verdiğimiz taahhütlerimizi yerine getireceğiz� dedi. Borçsuz Cimbom vaadi Mehmet Cansun, 22 milyon dolar olarak açıkladığı banka borçlarını olağan kongre tarihi olan 2002�nin Mart ayına kadar ödeme taahhüdünde bulunarak �Bu sözümü yerine getiremezsem aday olmayacağım� dedi. G.Saray�da �sevgi ve kardeşliği� sağlamaya çalışacağını söyleyen Cansun �Stadın inşaatı için elimizde büyük proje var, bu projemizi hayata geçireceğiz. Geçen sene kıl payı kaçırdığımız şampiyonluğu da bu sezon geri alacağız. G.Saray�ı tüm branşlarda bulunduğu konumun altına düşürmeyeceğiz� şeklinde konuştu. Xxxxxxxx |
Sadi Tekelioğlu ( 1955)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2551.jpg Sadi Tekelioğlu ( 1955) Görev : Teknik Direktör D. Tarihi : 1955 Trabzon Medeni Durum : Evli ve 2 çocuk babası Kariyeri : Trabzonspor (Amatör) Sebatspor (Profesyonel) Antrenörlük Kariyeri : Trabzonspor Altyapı Gençlerbirliği Konyaspor Rizespor Bafraspor Kastamonuspor Türkiye Futbol Federasyonu Erzurumspor Trabzonspor Başarılar : Trabzonspor Genç Takımı ile 3 defa Türkiye Şampiyonluğu, Trabzonspor Ümit Takımı ile 1 defa Türkiye Şampiyonluğu, Trabzonspor 3. lig takımı ile 1 defa şampiyonluk, Bafraspor ile 3 lig şampiyonluğu (2.lige terfi), Gençlerbirliği ile 1. ligde Türkiye Kupası finali, Erzurumspor ile Türkiye 2. ligi şampiyonluğu ile 1. lige terfi (Erzurumspor'u 33 yıl aradan sonra 1. lige çıkartmıştır) |
İslam Çupi
1932 yılında Arnavutluk7un başşehri Tiran'da doğdu.Nadiye ve Allaman Çupi'nin oğlu.Vefa Lisesi'nden mezun oldu.İstanbul Amatör Küme'de futbol oynadı.Gazetecilik mesleğine Günlük Spor gazetesinde spor muhabiri olarak başladı.Son Havadis, Türkiye Spor, Yeni İstanbul, Akşam, Tercüman ve Milliyet gazetelerinde spor yazarı olarak çalıştı.Fransızca biliyordu.Evli ve bir çocuk babası.TSYD ve T Gazeteciler Cemiyeti üyesi.Sürekli basın kartı sahibi olan Çupi 6 Şubat 2001 tarihinde İstanbul'da öldü. |
Seyfi Karaca ( 1955)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2545.jpg Seyfi Karaca ( 1955) Tekstilci ve İnşaatçı 1955 yılında Sivas'ta doğdu. Yüksek öğrenimini Ticari İlimler Akademisi İşletme bölümünde tamamladı. Meslek hayatında Koç Grubunda ve Karaca Yapı firmasında uğraş verdi. Halen kendine ait KARACA Yapı Firması'nın yanı sıra Alman hazır mutfak firması Nobilia'nın temsilciliği ve tekstil alanında Sarar mağazaları ile faaliyet gösteren Karaca, evli ve iki çocuk sahibidir. |
Nasreddin Hoca
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/285.gif Nasreddin Hoca Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı Eskişehir�in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır. FIKRALARININ ÖZELLİKLERİ Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, dinin temel kabulleriyle çelişmeden çok ince bir söyleyişle hoşgörüyü yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin genel özelliğidir. Bu özellikler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün fıkralarında, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. KARAKAÇAN Nasreddin Hoca fıkralarında dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez.Karakaçan onun taşıtı, bineği olduğu kadar belirli özellikleri olan bir arkadaş karakteri de simgeler. |
Cem Karaca ( 05.04.1945)- (08.02.2004)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/331.jpg Cem Karaca ( 05.04.1945)- (08.02.2004) Muhtar Cem Karaca 5 Nisan 1945'de İstanbul'da dünyaya geldi. Tiyatrocu bir ailenin tek çocuğuydu ve sanatçı bir ailenin çocuğu olmak onun sanatla içiçe büyümesini sağladı. Ortaöğretimini Robert Koleji'nde yapan Cem Karaca'nın müzikle tanışması oldukça ilginçtir. Ergenlik çağındayken hoşlandığı kızı etkilemek amacıyla şarkı söylemeye başlamış ve bu başlangıcın arkasından devam eden olaylar sonucu kendisini müzik piyasasının içinde bulmuştur.Cem Karaca'nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. İlk dönemlerde Jaguarlar, Dinamitler gibi gruplarla amatörce çalışmalar yapan Cem Karaca bu dönemlerde henüz Anadolu müziğiyle tanışmamış batının Rock'n'Roll müziğine gönül vermiş bir şekilde o dönemin popüler parçalarını söylemekteydi. O dönemlerde Cem Karaca'nın en büyük destekçilerinden biri de İlham Gencer'di ve onun orkestrasında müzikal deneyimini o dönemlerde oldukça ilerletmişti. Bu dönemlerde müziğin yanında tiyatro ile de ilgileniyordu Cem Karaca ve çeşitli oyunlarda da görev aldı. Anadolu insanıyla tanışma Cem Karaca'nın Anadolu müziği ile ciddi anlamda ilk tanışması ise askerliği esnasında oldu. Askerliği sırasında Anadolu'yu daha yakından tanımasının yanısıra birgün orada askerliğini yapan birisinin saz çalışı sonucu daha önce son derece ilkel ve sıkıcı bulduğu bu müziğin aslında onun o anki gerçek duygularını yansıttığını ve hiçbir batı müziğinin o sazın içerdiği duyguları içeremeyeceğini anladı. Cem Karaca'nın profesyonel olarak ilk müzikal deneyimi ise Apaşlar grubu ile 1967 yılında Hürriyet'in düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasında Emrah isimli parçalarıyla aldığı ikincilikle oldu. Aldıkları bu dereceden sonra Apaşlar grubu müzikal çalışmalarına dört elle sarıldı ve daha önceki tutkuları olan batı beat müziği ile yeni tutkuları doğu müziğini sentezleyip Anadolu-Beat tarzında çalışmalara giriştiler. Bir süre sonra arkalarına Ferdy Klein orkestrasını da alarak müzikal altyapılarını iyice güçlendiren Cem Karaca ve Apaşlar grubu Ferdy Klein orkestrası eşliğinde de bir süre yollarına devam ettiler. Bu beraberlik 1969'un sonlarına kadar sürdü ve ortaya çıkan sağlam ve başarılı eserlere rağmen grupta gitarist Mehmet Soyarslan ve Cem Karaca arasında doğan bazı politik anlaşmazlıklar sonucu Cem Karaca ve Apaşlar grubu dağıldı. Bu grubun dağılmasından sonra Cem Karaca kafasındaki gerçek anlamda sol söylemde ve doğulu kimliğiyle Rock müzik yapma düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Apaşlar'ın basçısı Seyhan Karabay'ı da yanına alarak, yeni bir grup kurmak amacıyla genç ve yetenekli bir gitarist olan Ünol Büyükgönenç'i ziyarete gitti ve görüşme olumlu sonuçlanınca bu üçlü Cem Karaca-KARDAŞLAR grubunu kurma girişimlerinde bulundu ve hep beraber müzisyen arayışına girdiler. Birkaç başarısız kombinasyondan sonra vokalde Cem Karaca gitarlarda Ünol Büyükgönenç bas ve ıklığ'da Seyhan Karabay ve davulda Hüseyin Sultanoğlu tarafından kardaşların ilk gerçek kadrosu kurulmuş oldu.Fakat ilk baştaki maddi sıkıntılar nedeniyle Cem Karaca, Almanya'ya biraz para kazanıp gruba adam gibi ekipmanlar alabilmek için Ferdy Klein orkestrası eşliğinde çalışmalar yapmaya gitti. Almanya'dan dönüşte Karaca'nın Almanya'dan getirdiği yeni gitarist Alex Wiska'yı da yanlarına alarak tam gaz çalışmalara başladılar ve Cem Karaca-KARDAŞLAR'ın çıkış 45'liği olan Dadaloğlu'nu yayınladılar. Bu 45'liğin listelerde iyi bir sıraya yerleşmesinden sonra çok sağlam 45'lik çalışmalarına devam eden Kardaşlar bir dönem Alex Wiska gruptan ayrıldıktan sonra Fehiman Uğurdemir'le son kadrolarını oluşturup bir süre daha çalışmalarına devam ettiler. Dışarıda grubun durumu oldukça iyi gözükmesine rağmen Cem Karaca ve Seyhan Karabay arasındaki tartışmalar Cem Karaca Kardaşlar'ın dağılmasına sebep oldu. Grup Hüseyin Sultanoğlu yerine başka bir davulcu bulduktan sonra gerçekten Türk müzik piyasası ilginç bir değiş tokuşa sahne oldu. Cem Karaca, Kardaşlar grubundan ayrılıp Anadolu Pop'un güçlü sesi Moğollar'la birleşirken Kardaşlar'da o dönemliğine konserlerde solistlik yapmak için Moğollar'la anlaşmış Ersen Dinleten'i gruplarına dahil ettiler. Cem Karaca Moğollar'la Anadolu Rock tarzında çalışmalarına Kardaşlar sound'undan çok daha farklı olsa da devam ettiler. Moğollar'ın Cahit Berkay'ın Fransa'ya gitmesi üzerine dağılmasıyla, Cem Karaca yeniden bir grup kurma arayışına girişti ve müzikal kariyerinin en önemli ve olgun dönemlerinden birini yaşayacağı grup olan Cem Karaca-DERVİŞAN kuruldu. Cem Karaca bu grubu kurarken esas amacı Kardaşlar ve Moğollar'daki Anadolu Rock tarzına devam etmekti fakat gruba yeni giren basçı Oğuz Durukan ve Klavyeci Uğur Dikmen'in uzun süre İsveç'te Asia Minor Mission isimli grupla beraber yaptıkları müzikten ötürü batı progressive rock müziği konusunda deneyimli fakat Anadolu- Rock konusunda deneyimsiz olmaları bu grubun soundunun batıya kaymasına sebep oldu. Cem Karaca bu grubu Ünol Büyükgönenç ile birlikte kurmuştu fakat daha bir 45'lik yapımına bile girişmeden grupla verilen birkaç konser sonrası grubun kuruluş ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle Ünol Büyükgönenç gruptan ayrıldı. Dervişan grubu müzik yaptığı sürece gerçek anlamda birçok kadro değişikliğine uğramış bir gruptu. Bu grubun kilit isimleri ise Cem Karaca ve Uğur Dikmen'di. Cem Karaca'nın Kardaşlar ve Moğollar'da politik rock müziği çalışmalarına (Kardaşlar-Oy Gülüm Oy, Moğollar-İhtarname) yer vermiş olduğu görülse de ciddi anlamda sol söyleme geçtiği ve sanat toplum içindir düşüncesini gerçek anlamda benimsemiş olduğu esas grup Dervişan'dır. Dervişan politik-rock yapmanın yanısıra İngiltere'de King Crimson,Yes,Emerson Lake&Palmer gibi grupların öncülük ettiği progressive rock müziğinin Uğur Dikmen ve Oğuz Durukan gibi ustalar sayesinde Türkiye ile tanışmasında önemli rol oynamıştır. Türkiye'de bu tarz çalışmalar zaten olmuyor değildi(Barış Manço'nun 2023 albümü gibi) fakat Dervişan gerçekten "Zamanında acaba Türkiye'de progressive rock yapıldı mı?" sorularının hepsini safdışı edebilecek nitelikte bir grup olarak Türk Rock tarihinde derin izler bırakmıştır. Cem Karaca toplama olmayan ilk LP'sini yine bu grupla çıkarmıştır."Yoksulluk Kader Olamaz" adındaki bu LP adından da anlaşılacağı gibi sol söylemde bir albümdür. Bu albümün kadrosu son ve en uzun sürmüş Dervişan kadrosudur. Basta-Hami Barutçu, davulda-Sefa Ulaştır, gitarda-Taner Öngür, klavyede-Uğur Dikmen ve vokalde-Cem Karaca... Dervişan'ın dağılmasından sonra ise Cem Karaca 70'lerdeki son grubu olan Edirdahan'ı kurmuş ve bu grupla Safinaz isminde bir Long Play yapmıştır. Bu Long Play, Barış Manço-Kurtalan Ekspresi'nin 1975 yılı albümleri 2023 ile birlikte Türkiye'nin sayılı senfonik rock albümlerindendir.. Edirdahan'dan sonra uzun bir süre Almanya'da yaşayan Cem Karaca yurda döndüğü zaman solo olarak müzik çalışmalarına devam etmiştir. Sanatçının en son albümü, Nisan-1999'un başlarında piyasaya sürülmüş olan "Bindik Bir Alamete Gedeyoz Kıyamete" isimli albümdür. Sanatçı Cem Karaca, solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle 8 Şubat 2004 günü 59 yaşında hayatını kaybetti. Karaca, Üsküdar Seyit Ahmet Yesevi Camii�nde kılınan namazın ardından Karaca Ahmet Mezarlığı�nda toprağa verildi. Hakkında yazılanlar 1.Bir Cem Karaca Kitabı Gökhan Aya Ada Müzik Kitapları �Sevinçlerimiz bile artık mekanik Sevgisiz, saygısız, otomatik Bu şarkı kimilerine çok geç artık Bu şarkı kirlenmiş bir çığlık!� x Almanya�daki eşi Savrun Barı, Cem Karaca�yı anlattı Cem Karaca �Kürdistan haritası�nı indirttiği için 5 yıl ambargo yedi M.YAŞAR DURUKAN Zaman 15 Nisan 2007 12 Eylül darbesinin ardından vatandaşlıktan çıkarılan Cem Karaca�nın yeniden yurda dönmesine 27 Mayıs 1960 İhtilali mağdurlarından Adnan Menderes�in doktoru Sedat Barı�nın ailesi vesile olmuş. Karaca, Sedat Barı�nın Alman devlet televizyonunda spikerlik yapan kızı Savrun ile birlikteyken ağabeyi Mehmet, sürgün sanatçının durumunu lise arkadaşı Mesut Yılmaz�a iletmiş. Mesut Yılmaz da Başbakan Turgut Özal�a anlatınca Almanya�daki o meşhur görüşme gerçekleşmiş. Malum, Karaca yurda dönünce solcu arkadaşları tarafından �dönek� ilan edildi. Fakat Savrun Barı, Karaca�ya karşı alınan bu tavrın kökeninde Özal�ın elini öpmesinin değil bir konserde asılan sözde Kürdistan haritasını indirtmesi olayının yattığını iddia ediyor. Barı, solcularla kırılma noktası olarak gördüğü bu olayı şöyle anlatıyor: �Köln. Sene 1983. F...F�nin konserlerinden biriydi. Bütün konserleri F...F organize ediyordu zaten. Her konserde o harita vardı. Türkiye�den gelen birçok sanatçı Kürdistan haritası önünde şarkı söylüyordu. Sıra Cem�e geldiğinde �O harita inecek, inerse ben sahne alırım. O haritanın önünde şarkı söylemem.� dedi. Hır gür çıktı; ama sonunda yetkililer haritayı indirdi. Cem de sahneye çıkıp şarkısını söyledi. Harita indirildiği için korkunç mutlu olmuştu.� Ancak bu olaydan sonra Karaca bir daha konserlere davet edilmemiş ve kendisine beş yıl ambargo uygulanmış. Karaca�nın geçtiğimiz hafta kutlanan 62. doğum günü vesilesiyle Savrun Barı ile sürgün yıllarını konuştuk. Türkiye�de bir gazetenin �Ahmet Kaya�nın, PKK gecesinde Apo�lu Kürdistan haritası önünde konser verdiği ortaya çıktı.� şeklindeki haberi gündeme bomba gibi düşmüştü. Habere Ahmet Kaya�nın Kürdistan haritası önünde şarkı söylerken görünen bir fotoğrafı konulmuştu ve fotoğrafın 1993 Almanya Berlin�de verilen bir konserde çekildiği yazılıydı. Sanatçının eşi Gülten Kaya, bir süre önce Nokta dergisinde yer alan röportajında 1993 yılında Ahmet Kaya�nın hiç yurtdışına çıkmadığını ve böyle bir konserin olmadığını söylüyordu. Kaya, fotoğrafın fotomontaj olduğunu, zaten bu sayede beraat ettiklerinin altını çiziyordu. Bu röportaj harita davasına da bir anlamda son noktayı koyuyordu. Ahmet Kaya�nın 1993 yılında orada, o harita önünde o konseri vermemiş olması, Almanya�da geçmişte benzer görüntülerin yaşandığı gerçeğini değiştirmiyordu. Meğer asıl harita krizi 1983 yılında yine Almanya�da bir konserde yaşanmış. Konserde sahneye asılan Kürdistan haritası, o yıllarda Türk vatandaşlığından çıkarıldığı için sürgün hayatı yaşayan Cem Karaca tarafından indirtilmiş. Cem Karaca�nın Almanya yıllarındaki eşi Savrun Barı, olaylı konseri şöyle anlatıyor: �Köln. Sene 1983. F...F�in konserlerinden biriydi. Bütün konserleri F...F organize ediyordu zaten. Her F...F konserinde o harita vardı. Sahne alan sanatçılar Kürdistan haritası önünde şarkı söylüyorlardı. Sıra Cem�e gelince, �O harita inecek, inerse ancak ben sahne alırım. O haritanın önünde ben şarkı söylemem.� dedi. Hır gür çıktı ama yetkililer haritayı indirdi; Cem de sahneye çıkıp şarkısını söyledi. O gün havalara uçtuk harita indirildiği için korkunç mutluyduk. Bundan sonraki konserlere Cem Karaca çağrılmadı. O da iki tane Almanca müzikal yaptı. Şarkılarını yıllarca kendi dilinde bile okuyamadı. Ancak Türkiye�den Almanya�ya giden birçok sanatçı o haritanın önünde konserler verdi...� Mesut Yılmaz aracı oldu Savrun Barı�nın �bu olayı onlar da bilir� dediği Cem Karaca�nın dava arkadaşlarını aradık; ancak cevap veren olmadı. Kimse bu konu hakkında konuşmak istemedi. Savrun Barı, Türkiye�deki sol camianın Cem Karaca�nın arkasında durmamasını harita olayına bağlıyor. Haritanın indirildiği konserin sanatçı için bir dönüm noktası olduğunu anlatan Barı, �O haritalar 1980�li yıllarda Almanya�da sahnelerdeydi. Kürdistan yazılıydı Türkiye�nin yarısında. Cem o haritayı indirdiği için o camia tarafından itilmiştir. Özal�ın, Semra�nın elini öptüğü için değil...� diyor. Barı, eski solcuların hedef tahtası haline gelen Cem Karaca�nın Yarım Porsiyon Aydınlık adlı şarkısıyla arı kovanına çomak soktuğunu söylüyor. Karaca, aydınların eleştirileri üzerine yazdığı şarkıda �hiçbir şey üretemeden sadece eleştirirsiniz� diyerek kırgınlığını dile getirmişti. Başbakan Adnan Menderes�in doktoru Sedat Barı�nın kızı olan Savrun Barı, Karaca�nın Türkiye�ye dönüş serüveninin de yakın tanıklarından. O süreci yine Barı�dan dinliyoruz: �Ağabeyim rahmetli Mehmet Barı, Mesut Yılmaz�la aynı liseden (Avusturya Lisesi) mezun. Cem�e dedi ki: �Mesut Bey�le konuşmamı Özal�la karşılaşmayı ister misin?� Cem �Tabii ki� deyince Mesut Yılmaz üzerinden Özal�a haber verildi. Özal, Almanya�ya geleceği sırada Cem�e söylendi ve ilk görüşme böyle sağlandı. Görüşmeden sonra Özallar�ın dünyalar tatlısı olduğunu söyledi. Basın �el öptü...� olayına girince gelmesi bir sene aksadı.� Cem Karaca Türkiye�ye dönünce vatandaşlığını geri kazanması amacıyla açılacak davalar için astronomik rakamlar dönmüş. Barı, ailesinin Adalet Partisi (AP) geçmişinden dolayı ünlü avukat Orhan Apaydın�ı önermiş. Apaydın, Başbakan Adnan Menderes�in Yassıada�da yargılandığı davalarda savunma avukatlığı yapmış, o tarihten günümüze kadar tüm askerî darbelere karşı çıkmış, darbe mağdurlarının savunmanlığını üstlenmişti. Apaydın�ın talep ettiği rakam astronomik bulununca vazgeçilmiş. Bu sefer Mehmet Barı ve Hıncal Uluç aracılığıyla Av. Turgut Kazan�a teklif edilmiş. O da hatırı sayılır bir rakam karşılığında bu davaya girmiş. [email protected] x Cenazedeki tekbirler, kasetteki ezan sesine teşekkür gibiydi 1988 yılında pop dünyasında bir sanatçının kasetine ezanı koyması bir rüyaydı. Kirvem�de önce bir ezan sesi duyuluyor, arkasından Cem geliyor. Albümün kaset olarak yayınlanan ilk baskılarında rastlayacağımız bu ezan sesi CD baskılarından çıkartılır; ama bilenlerin kulağında hep özel bir yerdedir. Rahmetli kabrine Allahuekber�lerle uğurlandı. O tekbirler, salavatlar sanki o kasetteki ezan sesine teşekkür gibi oldu. Zaten Cem sadece din konusunda sınıfta kalmadı. Ben ilk başlarda Nietzsche�den etkilenmiş isyankâr bir kızdım. O Allah�ı olan bir adamdı. Hiç unutmam bir keresinde ne yaptıysam artık cam kenarına geçmiş, iki elini açmış; �Allah�ım bu kız böyle demek istemiyor n�olur onu affet.� diyordu. Allah�a karşı benim tercümanlığımı yapıyordu. Rengi gitmişti yakarırken... En büyük hayallerinden biri �salavat�ı meşhur Don Kazakları Korosu�na çaldırmaktı. Nurlar içinde yatsın. Aynı zamanda iyi bir komünistti Cem. En saygıdeğer komünistti. Bazı komünistlerle karşılaşmak bile istemedim yazdıklarıyla aklımda kalsınlar istedim. O Türkiye�ye dönünce Nâzım Hikmet�in cenazesini ülkeye getirmek istiyordu. Türkiye�ye geldiğimizde kuşatılacağımızı nereden bilebilirdik. Mavi Gözlü Dev filminde Cem�in şarkısını kullanmamış olmamaları içimi burktu. Nâzım Hikmet Vakfı da ayıp ediyor. Cem�den daha iyi yorumlayan çıktı mı Nâzım�ı? Cem�in kadınlardan yana da şansı yoktu. Hiçbirimiz layık olamadık ona. Fakat tek suçlu alkoldür. Cem Karaca gibi bir dev kendini alkolle gömmüştür. İçmediği dönemde Almanya�da iki müzikal birden yapmıştı. Benimle yaşamaya başladıktan sonra alkolü elinin tersiyle kenara itti. Türkiye�ye geldikten sonra yeniden başladı. Burada kendimi suçlu hissediyorum... |
Candan Erçetin ( 1963)
Pop Müzik Doğum Yeri : Kırklareli Doğum Tarihi : 1963 Kişisel Bilgiler : Candan Erçetin, İlk ve orta okulları Kırklareli�de okuduktan sonra Galatasaray Lisesi´ne girdi. Mezuniyetin ardından, Klasik Arkeoloji dalında İstanbul Üniversitesi´nde Yüksek Lisans öğrenimi gördü. 1979 yılında girdiği İstanbul Belediye Konservatuarı Şan bölümünü 1991 yılında bitirdi. Kariyeri : 1986 yılında 'Halley' adlı parça ile 'Klips ve Onlar' grubunun elemanı olarak Norveç´de yapılan Eurovizyon Şarkı Yarışması´nda Türkiye´yi temsil etti. Öğrenimi nedeniyle çeşitli şarkı yarışmaları dışında bir süre sahne çalışması yapmadı. Profesyonel müzik hayatına 1989 yılında Siyah & Gümüş adlı gece klübünde Ariie Antique ve Chansons söyleyerk başladı. Daha sonra Caz Bar (Paris Nights Cabaret), Küfe (Restaurant), Royal Bistro, Galatasaray Cemiyeti, Moda Deniz Klübü, Home store ve Swiss Hotel´de (La Com D´or Restaurant) uzun süreli sahne programlarını sürdürdü. İşkadını Şarkıcılığın yanısıra, Turizm & Organizasyon, Prodüksiyon, Promosyon ve Menajerlik alanlarında muhtelif çalışmalarda bulundu. Daha sonra Kanal D´de 94 Ekim ayında başlayan ve 17 hafta süren, Kol Düğmeleri adlı Erkek Magazin Programının sunuculuğunu yaptı. Candan Erçetin halen Galatasaray Lisesi´nde müzik öğretmenliğini sürdürmektedir. Sahne programının önemli bölümünü Fransız Chansonsları oluşurmakla beraber, repertuarında Türkçe, İngilizce, İtalyanca, Almanca, İspanyolca ve Yunanca nostaljik şarkılar da yer almaktadır. Yalan Geri döndüren gördün mü geçmişi boşa soldurdun o nazlı gençliği bir avuç toprak için yor kendini dünyada ölümden başkası yalan yalan başkası yalan zaman kendini benzetmez herkesi hesapsız açar baharlar pembeyi açmadığın dalda sözün geçer mi dünyada ölümden başkası yalan yalan başkası yalan sitem etme haberi yok dağların gözlerini ellerinle bağladın faydası yok geç kalınmış figanın dünyada ölümden başkası yalan yalan başkası yalan |
Barış Manço ( 02.01.1943)- (31.01.1999)
2 Ocak 1943 yılında İstanbul´da dünyaya geldi.Sahnelerle ilk kez 1958 yılında Galatasaray Lisesi´nde öğrenciyken tanıştı.Galatasaray Lisesi´ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini tamamlamak için Belçika´daki 'Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi´ne gitti. Grubu 'Kurtalan Ekspres' ile beraber Türkiye´de ve yurtdışında birçok ülkede konserler verdi.Yaptığı 200´den fazla beste sayesinde 12 altın ve 1 platin albüm kazandı. Ayrıca bu besteler Arapça, Japonca, Farsça, İngilizce ve Fransızca gibi birçok dile çevrilerek farklı sanatçılar tarafından yorumlandı. Manço´nun şarkıcı ve besteci kişiliği, sunucu ve program yapımcısı kişiliğiyle de birleşerek ortaya herkesin çok sevdiği 'Barış Manço' çıktı.Ekranların en sevilen eğlence ve kültür programlarından biri olan '7´den 77´ye', ilk olarak 1988 yılında TRT1´de yayınlanmaya başladı. 'Türkiye´nin Evliyası' lakabını da kazanan sanatçının, 'Barış Manço Live In Japan' (1996) adlı albümü, Japonya´daki konserinin canlı kayıtlarının olduğu bir albüm . Bu albümün özelliği, Manço´nun bizlere veda etmeden önce yayınladığı son albüm olmasıydı.Ancak ne yazık kı, 40 yıllık sanat hayatının en sevilen parçalarını yeniden düzenlediği 'Mançoloji ' adlı albümünün piyasaya çıkışını kendisi göremedi. 311 Ocak 1999 tarihinde İstanbul'da öldü. DİSKOGRAFİ: Dünden Bugüne (1971) Barış Manço 2023 (1975) Ben Bilirim (Sakla Samanı Gelir Zamanı) (1976) Barış Mancho (1976) Sarı Çizmeli Mehmet Ağa (Yeni Bir Gün) (1979) 20. Sanat Yılı Disco Manço (1980) Sözüm Meclisten Dışarı (1981) Estağfurullah Ne Haddimize (1983) 24 Ayar Manço (1985) Değmesin Yağlı Boya (1986) Sahibinden İhtiyaç (1988) Darısı Başınıza (1989) Mega Manço (1992) Müsadenizle Çocuklar (1995) Live In Japan (1996) Mançoloji (1999) Barış Manço 2000 (2000) Devlet sanatçiligindan seref madalyasina ünvanlari sunlardir: Türkiye Cumhuriyeti: Devlet Sanatçisi - Ankara (1991) Hacettepe Üniversitesi: Onursal Doktora- Ankara (1991) Soka Üniversitesi: Uluslararasi Kültür ve Baris Ödülü- Tokyo, Japonya (1991) Belçika Kralligi: Leopold II Sövalyesi Nisani Brüksel- Belçika (1992) Fransiz Kültür Bakanligi: Edebiyat ve Sanat sövalyesi Nisani Paris, Fransa (1992) Türkmenistan Cumhurbaskanligi: Türkmen Vatandasligi Askabat, Türkmenistan (1995) Pamukkale Universitesi: Onursal Doktora- Denizli (1995) Min-On Vakfi: Yüksek Seref Madalyasi Tokyo, Japonya (1995) |
İlhan İrem
İlhan İrem 1 Nisan 1955 tarihinde Bursa�da dünyaya geldi. 1973 yılında, besteci, söz yazarı ve yorumcu olarak müzik dünyasına girdi. Yalnızca kendi eserlerini seslendirerek kendine özgü bir ses oldu. Seksenli yıllarda öykülerini besteleyerek kurguladığı uzun soluklu müzik eserleriyle, senfonik rock tarzında çalışmalara yöneldi. Aynı yıllarda yazı çalışmalarına da başlayan sanatçı, bugüne kadar hikayelerini, denemelerini ve şiirlerini içeren beş kitap yayınladı. İlhan İrem ressam kişiliğiyle de biliniyor� İşte Hayat, Boşver Arkadaş, Konuşamıyorum, Anlasana, Sazlıklardan Havalanan gibi şarkıları İlhan İrem klasikleridir. Son albümü �Cennet İlahileri�nde mistik eserlere yer verdi. İlhan İrem Kronolojisi 1969 - Ortaokul son sınıfta 14 yaşındayken okulun lise bölümünde okuyan müzisyenlerin çağrısıyla, okul orkestrasına solist olarak girdi. 1970 - Meltemler orkestrası ile Milliyet gazetesinin düzenlediği Liselerarası Müzik Yarışması'nda Marmara Bölgesi birincisi oldu. Aynı kadro ile 1972'ye kadar Bursa Çelik Palas Oteli'nde ve Uludağ diskolarında dans müziği şarkıcılığını sürdürdü. 1973 - Besteci, söz yazarı, yorumcu olarak müzik dünyasına girdi. İlk 45'lik: "Birleşsin Bütün Eller / Bazen Neşe Bazen Keder". 1974 - İlk hit: "Yazık Oldu Yarınlara / Haydi Sil Gözlerini" İkinci 45'lik. 1975 - "Anlasana / Ne Güzel Bak Yaşamak" Üçüncü 45'lik. 1976 - "Bir Varmış Bir Yokmuş (Kuklacı Amca) /Hasretim Sana". Dördüncü 45'lik. Tanrı'yı sorguladığı, metafizik bağlamdaki ilk yapıtı 30.000 adet basıldıktan sonra gelen baskılar sonucu plak şirketi tarafından toplatıldı. 1975 - "Ver Elini / Üzülme Dostum". Beşinci 45'lik. 1976 - "İlhan İrem 1973-1976". İlk 33'lük. 1976 - "Havalar Nasıl / Gözünü Seveyim". Altıncı 45'lik. 1977 - "Sensiz de Yaşanıyor (İşte Hayat) / Son Selam". Yedinci 45'lik. 1978 - "Ayrılık Akşamı (Konuşamıyorum) / Sen Bilirsin". Sekizinci 45'lik. 1979 - "Bir Zamanlar / Yeni Bir Şarkı". Dokuzuncu 45'lik. 1979 - İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın da yer aldığı kalabalık müzisyen kadrosu eşliğinde doldurduğu senfonik anlamdaki albüm çalışması: "Sevgiliye". Esin Engin'in aranjörlüğünde hazırlanan albümde ilk kez akademik bir çalışmaya girer ve ilk kez kendisine ait olmayan bir şiiri besteler: Nazım Hikmet-Hoşgeldin. Albümün şarkılarından "Bir Yıldız" ile 1979 Eurovision Türkiye finaline kalan sanatçı, yarışamadan askere alındı. 1980 - Eylül ayında askerden döndü. 70'li yıllar boyunca aşk baladları söyleyen İrem, bir değişim sürecine girdi. 80'lerin ikinci yarısında belirginleşen bu yeni çizgi, yeni bir dinleyici kitlesi ile bütünleşti. Bu arada düşünceleriyle, görüntüsüyle, ürettikleriyle bambaşka bir İlhan İrem doğdu. Sanatçının anlatımıyla bu değişim 12 Eylül sonrası gördüğü Türkiye manzaralarında yaşadıklarıyla, birikimleriyle şekillenen bir değişimdi. İrem'in anladığı manadaki pop müziğin erimesi, arabeskin krallığı, ardından gelen piyanist ve udi şantörler, kısacası müziğin el değiştirmesi bir yana; asıl devrimi başlatan, insan ve sanatçı olarak farklı bir çizgiye yönelişini ateşleyen olgu, en yakınlarından başlayarak sevdiklerinde, arkadaşlıklarında, müzik dünyasında ve neredeyse tüm Türkiye genelinde hissettiği duyarsızlıktı. İnsanların birbirinden uzaklaşması, ilişkilerin, sevgilerin şekilciliğe, sahteciliğe dönüşmesi, göçler ve arabesk yaşamın teknoloji transferi ile reaksiyona girip pop çağını patlatması... Böyle bir ortamda insan olarak, sanatçı olarak hayatının anlamını sorgulamaya başladı. 1980 yılına kadarki hayatını gözden geçirince, içtenliksiz, soluk, günü yaşayan anlamsız kalabalıklar olduğuna karar verdiği insanlardan ve üretilenden çok şekille ilgilenen popüler kültürden uzaklaştı. Bir anlamda yabancılaşarak 87'ye kadar sürecek bir inziva için evine kapandı. Kalın perdeleri sıkı sıkıya örtülü Tarabya'daki evinde bugünkü İlhan'ı oluşturan uzun yalnızlıklar yaşadı. Kendi içine, iç uzaylarına derin yolculuklar yapmayı öğrendi. Bu kapanış 70'lerin şarkılarındaki iyileşmez hüzünden mistik huzura, metafiziğe uzanan bir serüven başlattı. 1981 - Döneme göndermeler içeren onuncu ve son 45'liği "Er Mektubu Görülmüştür / Bal Ağızlım" ile askerde yaptığı bestelerinden oluşan albümü "Bezgin" yayınlandı. Aynı günlerde, yedi yıllık bir çalışmanın ürünü olacak, kesintisiz 150 dakikalık bir rock senfoni olan "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..." üçlemesini bestelemeye ve kitabını yazmaya başladı. 1983 - Yaşam, ölüm ve ölüm ötesinin anlatıldığı üçlemenin ilk ayağı olan "Pencere" yayınlandı. Şarkı sözlerindeki evrensel örgü ve derinlik, metafizik çıkışlı kozmik açılımlar ve yüksek müzikalite. 1985 - Üçlemenin ikinci albümü olan "Köprü": Enerji dönüşümü bağlamında ölümün anlatımı. Yayımlanan ilk kitabı olan "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..."nde İlhan İrem'in rock senfonideki müzikal anlatımı kaleme aldığı öyküsü, bu öykünün Nuri Kurtcebe tarafından görüntülenmiş çizgileri ile Burak Eldem, İzzet Eti ve Adnan Özer'in İlhan İrem müziği üzerine kapsamlı bir araştırması yer aldı. Aynı yıl İlhan İrem'in üretimlerindeki titreşimleri algılayan, "ışık ve sevgiyle" felsefesini hayatlarına geçiren dinleyicileri tarafından İrem Bağı adlı birliktelik kuruldu. 1986 - Türkiye'ye Eurovision'da o zamana kadar en iyi ikinci dereceyi getiren "Halley" projesini yapıp, sözlerini yazdı, besteci Melih Kibar'a teslim etti. TRT ile olan sorunları yüzünden yurt dışındaki yarışmaya gitmedi. Resim çalışmaları ve Bursa'da ilk sergi. 1987 - İrem müziğinin evrensel huzura ve meditasyon boyutlarına ulaştığı albüm: "Ve Ötesi". Yayımlanan ikinci kitap: "Uzaklarda Biri Var (Denemeler)". 1988 - Eski ve yeni dinleyicileri buluşturmak için bir albüm: "Dünden Yarına". 1989 - "Uçun Kuşlar Uçun" albümü. Kültür Bakanlığı tarafından albümden çıkarılması şartıyla bandrol verilen, halen yayını ve çalınması yasak şarkı "Blues For Molla". 1990 - Üçüncü kitap: "Katastrof (Şiirler)". 1991 - Hansu İrem ile evlendi (1 Ekim). 1992 - "İlhan-ı Aşk" albümü. 1994 - "Koridor": 8 yılda tamamlanan yapıt bir anlamda ulaşılan şiirsel ve müzikal yetkinliğin, İlhan İrem felsefesinin manifestosu niteliğinde. Dördüncü kitap: "Delirium (Denemeler)". Ayrıca sert ritimli şarkılar ayıklanarak ve bazı ilavelerle Koridor albümünün meditasyon versiyonu "Romans" albümü. 1995 - "Sevgililer Günü / The Best Of İlhan İrem1" albümü. 1997 - "Aşk İksiri & Cadı Ağacı / The Best Of İlhan İrem2" albümü. 1998 - "Hayat Öpücüğü / The Best Of İlhan İrem3" albümü. Beşinci Kitap: "Millenium/Sanalizasyon Fareleri, Yarasalar Ve Diğerleri Denemeler)". 2000 - İlhan İrem sevenlerden gelen yoğun istek üzerine 1980'li yıllarda çıkardığı "Bezgin", "Pencere", "Köprü", "Ve Ötesi" isimli albümlerini, aynı yıllarda kaydedilmiş özdeş versiyonlarla tekrar yayınladı: "Bezginin Gizli Mektupları", "Uçuk Mavi Pencere", "Bulutlara Köprü", "Düşler ve Ötesi". 2001 - İlhan İrem uzun süredir üzerinde çalıştığı, yeni şarkılardan oluşan albümünü yedi yılda tamamlayıp yayımladı: "Seni Seviyorum". Bu albüm sanatçının anlatımlarının gelecekte ulaşacağı boyutlara dair derin işaretler taşımaktadır. 2002 - Şalamar (rock versiyon), sadece radyolarda çalınmak üzere dağıtıldı. 2003 - "Bir Meleğe Aşık Oldum / Best Of 4" le birlikte tüm diskografisi ulaşılabilir hale geldi. 2004 - "Işık ve Sevgiyle 30 Yıl" albümüyle 30. sanat yılını kutladı ve "HERŞEY ŞİMDİ BAŞLIYOR" dedi. 2006 - "Cennet İlahileri" albümünü yayınladı ve �üretimlerimin şahikası bir albüm oluşturdum.� diye nitelendirdi. 2006 - 14 yıllık hasretin ardından 29 Eylül İstanbul konseri ile başlayan, İzmir ve Ankara ile devam edecek konser organizasyonu düzenlendi. İlhan İrem�le ilgili bazı önemli linkler : http://www.ilhaniremkonserleri.com http://kopru.fisek.com.tr http://www.ilhanirem.net http://www.ilhaniask.com http://www.melektozlari.com (İlhan İrem Forumları) http://www.kanatsesleri.com http://www.iirem.com xx HAKKINDA YAZILANLAR Hikmetinden sual olunmaz Naim Dilmener Radikal / Radikal İki 18 Haziran 2006 Müzik dünyasının geleneksel standartlarına hiçbir zaman yüz vermemiş olan İlhan İrem, yeni albümü Cennet İlahileri ile piyasa kurallarını hiçe sayıyor. İlhan İrem'in yeni albümü 'Cennet İlahileri' nihayet yayınlandı. Sanatçının uzun süredir üzerinde çalıştığı bilinen, duyulan bu albümü birkaç anlamda yeni bir 'dönem' ya da 'çağ'ın işareti. Bu albümle birlikte, İlhan İrem uzun süredir birlikte çalışıyor olduğu EMI'den ayrıldı, 2000'li yılların nitelikli ve çalışkan firmalarından TMC'ye geçti. Bu, yeni başlamış dönem ya da çağ ile ilgili 'teknik' bir ayrıntı ama basit ya da o kadar da sözü edilmeye değmez bir ayrıntı değil. Çünkü 'gönderme' ve 'simge'lerin adamı İlhan İrem, aynı zamanda sık sık 'yeni bir beyaz sayfa' açmanın da peşinde oldu ve muhtemelen bu firma değişikliği de, özellikle (ya da bile isteye) bu 'ilahi' son albüme denk getirdi. ama yeni dönemin asıl belirleyici unsuru hiç şüphesiz İrem'in müzikal anlamda geldiği 'son nokta' ya da yanaştığı yeni 'liman, 1973 yılından beri bizi değişmeye zorlayan, her şeyi olduğu ya da göründüğü gibi değil de sağını, solunu, altını, üstünü kurcalayarak kavramamızı öğütleyen İlhan İrem 'Cennet İlahileri' yeni bir tepe noktasında! Yola 1973 yılında "bütün ellerin birleşmesi" gibi naif ötesi bir duygu ile yola çıkmış, geçen zaman içinde hem kendisi değişmiş hem de dinleyicisini eğitmiş ve değiştirmiş (ve bir 'bilge adam' olarak kabul edilip bağırlara basılmış) sanatçı, artık bir parça daha 'sakin'. İlhan İrem müzikal yaşamının kırılma noktası, 80'li yılların başına denk gelir. İrem o yıllarda, yeni bir başlangıç yapmak için eski defterleri dürmek gerektiğini düşünmüş ve hesabı 'Bezgin' albümünün üzerinden görmüş, halletmişti. Müzik dünyasının geleneksel standartlarına hiçbir zaman yüz vermemiş olan İrem, bu albüm sonrası kendisi için piyasa tarafından çizilmiş 'kabul edilebilir' limitleri de kollamaktan vazgeçmiş, ardına dahi bakmadan bildiğini okumaya başlamıştı. 'Patlarsa patlasın' deyip mayınlara basmış, işin 'Ve Ötesi'ne geçmişti. 'Işık ve Sevgiyle' beslenmiş düşünce ve duyguların daha kapalı, daha simgesel bir biçimde dile getirildiği bir dönem başlamıştı 'Bezgin' sonrası. "Beni tanıyan anlayacaktır" diye düşündü İrem ve yanılmadı. Açılan yeni 'pencere', geniş çok geniş bir kapı gibi kabul edildi, zaman içinde İrem'in ardından yürüyenlerin sayısı yüz binleri buldu. Onu bir 'bilge' olarak kalbine basanların sayısı günümüzde de çok fazla. Zaten İrem'i ayakta tutan da, peşinden gelen, onu takip eden kitlenin derin bağlılığı, sevgisi, desteği. O söylüyor, anlatıyor, onlar da dinliyor ve her söylenenden feyz alıyorlar. 'Cennet İlahileri' belki de en çok onlara bir şeyler söylüyor olacak. Ama bu sefer İrem, sanki bundan fazlasını istiyor ya da bekliyor gibi. Bu bilinen, çok iyi tanınan kitlenin dışına taşmak, şarkılarını daha geniş bir kesime yaymak istiyor sanki. Belki de bu nedenle ya da bu ve başka nedenlerle o alıştığımız 'kapalı' ya da 'simgesel' dünya (çoğu unsuruyla baki kalmak şartıyla) biraz daha anlaşılır, biraz daha içine kolay girilebilir olmuş. "Işık ve sevgi" unsurları elbette hala baki ama şu netlikte, açıklıkta dizeler de var. "Allahım aç kapılarını" ya da "Hikmetinden sual olunmaz, sıfatların saymakla bitmez..." 'Aşk Kapıları' ve 'Hu' şarkılarının içinden çekip aldığımız bu dizeler, Hansu İrem'e ait. Belki de Hansu İrem kaç yıldır İlhan İrem ile birlikte söylüyor, söylemeye çalışıyor olduklarının adını koymuş oldu böylelikle. Belki. Ama emin değiliz! Belki de, Hansu ve İlhan İrem yalnızca "Bir parça daha..." açık olmaya karar verdiler, tamamen değil de bir parça daha açık. Bu 'bir parça daha açık olma' tahmini yalnızca 'söz' ya da anlatılanlarla ilgili değil. Müzikal yapı (ya da 'sound') da, İrem'in daha önceki albümlerine göre daha 'sade' ya da daha anlaşılır. Hatta İrem'in bu albümdeki vokal biçimi de hesaba katıldığında, 80 başındaki 'Bezgin' günlerine (geriye dönüş değil de) bir köprü atıldığı da söylenebilir. Şüphesiz İrem'in dünyasında artık "Giderken bıraktığım, asmalar üzüm olmuş!" açıklık ya da netliğinde dizeler hiç olmayacak... Ama öyle ya da böyle, açık ya da kapalı, anında anlaşılır ya da içine asla sirayet edilemez, yani nasıl olursa olsun, (bu satırların yazarı, "Boşver boşver arkadaş, başka bulursun..." günlerinden beri sıkı bir ilhan İrem hayranı hatta fanatiği olduğu için bu sözleri büyük bir inançla sarf etmekte) her türlü İlhan İrem şarkısı yaşamı zenginleştirir, dinleyenin önünde başka 'yarın'lar, başka 'dünya'lar açar. Bu sefer de öyle olacak! Büyüklüğü gerçekten hak etmiş 'büyük ve çelebi bir üstad'ın kaç yıldır üzerinde çalıştığı, binbir emek ve zorlukla, yaratıcılık kriziyle tamamladığı bu albüm, bu şarkılar; nerede duruluyorsa durulsun, hangi pencereden bakılıyorsa bakılsın, herkesi ama herkesi etkileyebilecek, dönüştürebilecek bir güce sahip. Yeter ki kulak verilebilsin. Bulursanız kaçırmayın İlhan İrem'in (başta ilk dönem 45'likleri olmak üzere) nesi var, nesi yoksa. Ama en çok en çok "Birleşsin Bütün Eller", "Anlasana", "Son Selam" ve "Sensiz de Yaşanıyor" şarkıları "Pencere...Köprü...Ve Ötesi..." kitabı. Sakın yaklaşmayın Bu toprakların gördüğü en 'hesaplı kitaplı korsan projesi' olan İlham İren ve Gerçekler Orkestrası'nın "Elveda Sevgilim" 45'liği. Keşke olsa (Mesela "Havalar Nasıl Sizin Şehirde" adlı şarkıda) bir İlhan İrem-Göksel düeti. xxxxxxxxxxxxx İlhan İrem - 'Cennet İlahileri'ni anlatıyor Türk pop müziğinin özel sanatçısı, her ürettiği şarkıda ayrı bir duygu ve ayrı bir dünya yaratan bir vokal. �Cennet İlahileri� adlı albümünden medyaya, Türk pop müziğinden şarkısı �Anlasana�yı seslendirmek isteyen Sibel Can�a kadar her şeyi konuştuk. - Cennet İlahileri albümü nasıl oluştu? Bu albümün çalışmalarına ne zaman başladınız, albümün üretim aşaması nasıl geçti? 2001 Yılındaki, �Seni Seviyorum� albümünden sonra, �Cennet İlahileri� albümü Hansu İrem�le birlikte düşüncelerimizde filizlenmeye başladı. Bu arada �Best Of� serilerine devam ettim. Albümün çalışmaları iki yılda tamamlandı. İlk sene bestelerin ve şiirlerin yazımı ile geçti. Daha sonraki stüdyo aşaması ise bir yıl sürdü. Garo Mafyan�ın ev stüdyosunda altı ay devam eden düzenleme ve alt yapı kayıtlarının ardından, Marşandiz Stüdyosunda akustik enstrümanlar, ses kayıtlarım ve miksaj çalışmaları altı aylık bir sürece yayıldı. Alt Yapı kayıtları ve miksajla birlikte toplam 820 saat stüdyo çalışması yaptık. Stüdyoda olduğumuz süre içersinde, onlarca pop müzik albümünün kayıtları başladı ve bitti ! Xxxxxx "KÖRLER ÇARŞISINDA AYNA SATIYORUM." Olcay Ünal Sert Kral Müzik Dergisi 26 Temmuz - 1 Ağustos 2006 - Cennet İlahileri nasıl oluştu? Fikir ilk kimden geldi? Cennet İlahileri, iç sesimizle kainatın sesinin birleştiği �Sis�li bir girdapta yaratıldı. - Cennet İlahileri kaçıncı albümünüz? 23.cü - Tasavvuf müziğine yönelmenizin özel bir sebebi var mı? Mevlana felsefesini mi benimsediniz? Tasavvufi, Mevlevi, İlahi, mistik, metafizik, efsanevi, mitolojik� Işığın içinde her renk vardır. Önce ruh, sonra gözler görür. Siz beyazı görmüşsünüz. - İlahi okuduğunuz için eski hayranlarım farklı anlar diye düşündüğünüz oldu mu? �Havada uçuyordu, Duvarlardan geçiyordu Elverdi Şatlup, Işıktan geçti.� Körler çarşısında ayna satıyorum. Gönül gözüyle görebilenler, canımdan can verdiğimi anlayıp alkışlarlar. Ben Venedik Aynaları satıyorum. Büyülü kristal aynalar. Dokununca kırılıveren. - Eşiniz Hansu İrem'in daha önceden fanatik hayranınız olduğunu duydum doğru mu? Bir rüyada karşılaştık. Seslenişimi duydu. Ve geldi. - Son çalışmanızda eserlerin sözleri çoğunlukla Hansu İrem'e ait, bestelerse çoğunlukla sizin, nasıl bir kombinasyon oluşturdunuz? Aşkın metafiziği - "Allah'ım Aç Kapılarını" derken "Cennet Kapıları"nı mı aç demek istediniz, yoksa daha çok iman mı istediniz? O an ne dilediğimi kim bilebilir ? - Melih Kibar'ın bestesine sözler yazdınız... "Tüm aydınlık ruhlara" diyerek.... Melih Kibar'ı birde sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz? Özel bir anınız varsa bizimle paylaşır mısınız? Melih Kibar benim çok eski bir yol arkadaşım. Birlikte çok güzel şarkılar yaptık. Ayrıca �Pencere� ve �Köprü� albümlerimin düzenlemelerini yapmıştı. Özel ve değerli bir müzisyendi. Hatıralar sayısız� Işık içinde olsun. - Müzik hayatına nasıl atıldınız? 1973 Yılında, �Birleşsin Bütün Eller� adlı şarkıyla başladığım yolculukta bugüne dek, 10 single, 23 albüm yaptım. 33 Işık yılında, 33 yapıttan sonra, herşey şimdi başlıyor. - Pek çok başarılı albümden sonra inzivaya mı çekildiniz? İnzivaya çekilmedim. Yalnızca bilinen anlamda tanıtım yapmıyorum. Dinleyenlerim beni her koşulda arayıp buluyorlar. - Yazık Oldu Yarınlara, İşte Hayat, Anlasana, gibi klasikleşmiş, sizinle özdeşleşen şarkılara imza attınız... Uzun bir aradan sonra İlahilerle geri döndünüz... Bu değişim nasıl başladı...? Bütün şarkılarım benim için ilahidir. Hepsi bütünün parçalarıdır. Hazırlayıcı, habercidir. Cennet İlahileri ise bir şahikadır. Bir sonraki albüme kadar� - Bir sonraki albümünüz nasıl olacak? Şu anda cennet İlahileri dinleniyor. Sonrasını daha sonra konuşuruz. - Sezen Aksu, Selda Bağcan, Ersen, Ahmet Özhan, Samime Sanay gibi sanatçılarda ilahiler okudu... Gülden Karaböcek'in de bir tane ilahi yaptığını biliyorum. Günümüzde maneviyata bir açlık mı var? Sanal alemde farelerle sörf yaparken üzerimize yapışan virüslere metalik imparatorluklar Armağan eder, polifonik kahkahalarla insan olduğumuzu sanıp, avunuruz. - Günümüzde sanat ve sanatçı kavramı çok tartışılıyor... Size göre kimler sanatçı, sanatçı olmanın kriterleri nelerdir? Sanatçı büyücüdür. Hem cellattır hem kurban. Küllerinden doğan Zümrüd � ü Anka�dır. Kaf dağının ardındaki ejderhayı bulan herkes sanatçı olabilir. - Teşekkür ederim... Işık ve sevgiyle� |
Neşet Ertaş ( 1938)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/342.jpg Neşet Ertaş ( 1938) Muzaffer Sarısözen'in tabiri ile bir zamanlar sadece ve sadece "Kırşehirli Mahalli Sanatçı" olarak bilinen Neşet Ertaş'ı binlerce, hatta milyonlarca saz çalıp türkü söyleyen diğerlerinden ayıran nedir? Onun sazımn ve sesinin insanı büyüleyen sırrı nereden gelmektedir? Neredeyse yarım asra varan bir süreden beri gerçek anlamda gönül telimizi titreten, ruhumuzu ürperten bu esrarlı sesin, sazın ve yorumun arka planında neler ve kimler vardır? Sazı gümbür gümbür ses veren, adeta davula eslik edercesine sazının göğsünde pençesiyle sesler çıkaran, hep samimi ve kendi halinde yüreğinin acılarını ve kendi iç gurbetlerini seslendiren; hiç bir medyatik tutumu olmayan, kalabalıklardan ve şöhretten adeta köşe bucak kaçarak pek ortalıklarda görünmeyen; mezhep, parti ve etnik kimlik çağnsımlanna pirim vermeyen, sazından, sözünden ve sesinden gayri hiç bir şeyden medet ummayan bu "Garip" insanı tanımak kadar tanımlamak da gerçekten zor. Ayaklarının altındaki toprağın renginden, kokusundan haberdar olan, bastıkları yeri az çok tanıyan, yürekleri hep türkülerle birlikte atanlar için Neşet Ertaş, belki de tam bir "yaşayan efsane"; meçhul, uzak, esatiri ve sırlarla dolu... Neşet Ertaş'ın bir iki cümlede özetlenebilecek resmi biyografisi bize belki sadece ipuçları verebilir. Onun "1938 yılında Kırtıllar Köyü'nde Döne'den doğma Muharrem Ertaş'ın oğlu" olduğunu; Kırşehir, Yozgat ve Keskin'in çeşitli köylerinde geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının ardından, 15 yaşında çıktığı gurbet hayatinin hala devam etmekte olduğunu bilmenin fazla bir anlamı olmayabilir. Neşet Ertaş'ı tanımak, asıl onun ruh ve gönül macerasım bilmeyi gerektirir ki burada hemen karşımıza, Neşet Ertaş'la en rafine üslubuna kavuşan Orta Anadolu Abdal Müziği geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalanndan olan babası Muharrem Ertas karşımıza çıkar. İşte Neşet Ertaş, babası Muharrem Usta ile adeta Anadolu'daki en olgun seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasım sağlamıştır. 1960'lardan itibaren binlerce yıllık sazımız bağlama ile birlikte anılan; sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevreleninin ve gerçek türkü dostlarının da gündeminden hiç düşmeyen Neşet Ertaş'ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor- Çünkü o aslında bir anlamda tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak, hem babası Muharrem Ertaş'tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı Taşan ve Çekiç Ali'den de ayrılır. Bir başka söyleyişle onun sanatı için, başta Muharrem Usta olmak üzere. Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Abdal/Türkmen Müziği geleneğinin çeşitli yörelerde farklı tavır ve üsluplarda karşımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir. Neşet Ertaş'ın sanatı hayatı ile hayatı sanatı i1e o kadar içice ki, çalıp çığırdığı türkü ve bozlaklarında bütün bir hayat hikayesini bulmak mümkün olduğu gibi, hayatına yakından baktığımızda da o içli türkülerin, acılı bozlakların nelerden nasıl doğduğunun ipuçlarını elde ederiz hemen. Onun yokluk, yoksulluk ve acılarla dolu hayatım "Garip" mahlasıyla yazdığı koşma tarzında usta işi şiirlerle anlattığı ozan yönünü yıllarca kimse farketmedi bile. Babasından tevarüs ettiği geleneksel ve anonim türkülerin, bozlakların dışında, sözleri kendisine ait türküler, bozlaklar söylediğini de farkeden olmadı yıllarca. Sözü ve müziği ile, anonim türkülerdeki erişilmez sadeliği ve estetik seviyeyi yakalayan sayısız türkünün, bozlağın altına attığı mütevazı imzasını kimselere söylemedi bile. Neşet Ertaş o büyük yaratıcı yeteneği ile okuduğu her eseri yeni baştan öyle bir yorumlar, ona öyle bir ruh ve hava verir ki, adeta yeni bir beste ile karşı karşıya olduğunuzu dahi sanabilirsiniz. Bu durumu, yeteneği, kültürü ve birikimi oldukça sınırlı sığ ve sıradan sanatçıların yorum adına yaptıkları "dejenerasyon" ile karıştırmamak gerekir. Çünkü Neşet Ertaş kendisine ait olmayan bir türküyü bi1e öyle bir okur ve yorumlar ki, o türkü o şekliyle yıllar öncesine ait bir Neşet Ertaş türküsü gibidir artık. Olağanüstü denilebilecek yeteneği, geleneğe hakimiyeti, gelenekten kopmadan yeniye bağlılığı, yeni zamanların modern zevk ve eğilimlerini gözeten diri ve uyanık tecessüsü ile Neşet Ertaş, hep gündemde kalmış bir sanatçıdır. O, ismi bağlama ile özdeşmiş ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmiş gerçek bir türkü ustası... Türküyü bağlamaya, bağlamayı türküye bu kadar yakınlaştıran ve yaklaştıran, adeta birbirlerinin içinde -kendisi ile birlikte- eritip yok eden ikinci bir sanatçı bulmak öyle sanıldığı kadar kolay olmasa gerek. Neşet Ertaş'ın sanatı; müziğin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacıklığa tevessül etmeden, olduğu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir. Bayram Bilge Tokel |
Michael Jackson
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/1728.jpg Michael Jackson Pop Müzik Doğum Yeri : Indiana/USA Doğum Tarihi : 29 Ağustos 1958 Michael Jackson müziğinin ötesinde dünya eğlence sektörünün ve onu besleyen batılı kitle kültürünün ortaya sürdüğü bir metadır. Kariyeri : Babası Joseph, Michael Jackson�ın müzik ve dansa olan ilgisini fark edince, vaktini ve gücünü onun eğitimine ve gelişimine harcadı. Yoğun çalışmalar sonucunda 8 kardeş olan Jackson ailesinden Michael, Marlon, Tito, Jermaine, Jackie �Jackson 5� grubunu oluşturdular. 1964�de Jackson 5 profesyonel anlamda çalışmaya başladı. Bir yıl içinde Jackson kardeşler şarkılarını ve danslarını Harlem, New York�a taşıdılar. Harlem�in ünlü Apollo tiyatrosunda sahne alan Jackson 5 salonu doldurdu ve amatör şov yarışmasında birincilik ödülünü aldı. 1969 yılına kadar Jackson 5 konserlere ve gece şovlarına devam etti. Dönemin en başarılı r&b plak şirketi olan Motown�un kurucusu Berry Gordy�nin Jackson 5 grubunu dinlemesi ile grubun önü açıldı.Beatles�dan sonraki en hızlı çıkışı yakalayan Jackson 5 arka arkaya yaptıkları başarılı albümler ile kitlelerin ilgisini kazandı. Listelerde 1 numaraya çıkan hitler I Want You Back, ABC, The Love You Save ve I�ll Be There hala çalınan ve tanınan klasikler haline geldiler. Artık tek başına Motown kısa zaman içerisinde Michael Jackson�un solo yeteneklerini keşfetti. 1971-76 yılları arasında Got To Be There, Rockin� Robin, I Wanna Be There, Ben single�ları yapıldı. Ardından Music&Me, Forever Michael ve The Best Of Michael Jackson solo albümleri piyasaya çıktı. Bu albümler ile Michael Jackson�un kariyerinin ne denli güçleneceği belli oldu. Michael solo çalışmaları ile beraber Jackson 5 ile beraber çalışmaya devam etti. Grubun ilk üç albümleri Diana Ross Presents Jackson 5, ABC, Third Album piyasaya çıktı. Üçü de satış listelerinde ilk beşe kadar yükseldi. Albüm için çalışmadıkları dönemlerde kapalı gişe dünya turnelerine çıktılar. Alt grup olarak o sıralar tanınmayan Commodores isimli bir grup ile Lionel Richie eşlik ediyordu. Motown için 11 albüm yapan Jackson 5, 1976�da ilerleyen yıllarda Sony Müzik olacak olan CBS şirketi ile anlaştılar. Aynı yıl içine Motown, Jackson 5 Anthology karışık albümünü piyasaya çıkarttı. Jackson 5, Motown�dan ayrılana kadar 100 milyon albüm sattı. The Jacksons Grup, ismini The Jacksons olarak değistirdi. Solo kariyerine başlamak için Jermain Jackson Motown�da kaldı ve yerine küçük kardeş Randy geçti. The Jacksons, daha önce olduğu gibi hit üretmeye devam etti. İlk albümleri The Jacksons�da yer alan Enjoy Yourself şarkısı single olarak bir milyondan fazla sattı. CBS televizyon kanalında yaptıkları bir gösteri ile kız kardeşleri Rebbie, La Toya, Janet ekranlarla tanıştılar. Bu dönemde Michael Jackson kendini geliştirme imkanı buldu. Kariyerlerinde ilk kez kendi başına albüm yapma şansı yakaladı. Destiny albümü ile Michael Jackson hit bestecisi olarak da ün salmaya başladı. Albüm, iki milyondan fazla satıldı. Off The Wall 1979�da Michael Jackson yetişkin bir sanatçı olarak ilk solo albümünü çıkarttı. Bu albüm ile pop müzik ve şov dünyasının öne çıkan bir tipi haline gelen Michael Jackson ilk Grammy ödülünü kazandı. Albümde yer alan single�lar Don�t Stop �till You Get Enough, She�s Out Of My Life ve Off The Wall, bütün listelerde 1 numaraya kadar yükseldiler ve milyonu aşan rakamlarda satıldılar. Off The Wall albümü Amerika Birleşik Devletlerinde 5; dünya genelinde 8 milyon dan fazla sattı. Solo kariyeri ile beraber The Jacksons ile çalışmaya devam eden Michael Jackson besteci ve yazar olarak gücünü platin albüm olan Triumph ile ıspatladı. Bu albümün dev turnesinde The Jacksons 34 şehirde konserler verdiler ve 5,5 milyon dolarlık bir turne cirosu elde etti. Atlanta Çocuk Vakfı için 100,000 dolar getiren bir konser verdiler. 1982�de Michael Jackson, Diana Ross için The Muscles şarkısını yazdı. E.T. (Extra-Terrestrial) albümü ile en iyi çocuk albümü olarak bir Grammy daha kazandı. Thriller 1982�de yayınlanan Thriller albümünün ilk single şarkısı The Girls Is Mine (Paul McCartney ile düet), milyonu aşan satışları ile albümün yolunu açtı. Thriller, noel başında müzik mağazalarına girdi. Aynı günlerde radyo ve televizyonlara çıkan ikinci single Billy Jean ile albüm satışları birkaç hafta içinde bir milyonu aştı. Üçüncü single Beat It ile Michael Jackson ismi pop dünyasının dışına da taşındı. Rock müziğin efsane gitaristi Eddie Van Halen�in da çaldığı Beat It kısa zamanda rock radyolarında da boy gösterdi. The Jacksons, Motown�un 25 yıldönümü için hazırlanan özel televizyon şovu için tekrar bir araya geldi. Bu televizyon programında Michael Jackson tek başına Billy Jean şarkısını ve tarihe geçen Moonwalk dansını yaptı. Sadece Amerika içinde 50 milyon seyirciyi ekran başına toplayan şov, dünyada da milyonlarca televizyonda yayınlandı. 1983�de Thriller�ın satışları 10 milyonu geçti ve tarihte en çok satan albüm olarak rekorlar kitabına geçti. Bir başka rekor, Thriller klibi ile kırıldı. 14 dakikalık bu klip 900,000 adet satılarak en yakın takipçisini geride bıraktı. Albüm bir çok ödüle hak kazandı; 8 Grammy, 7 Amerikan Müzik Ödülü, 4 Siyah Altın Ödülü, 4 Amerikan Video Ödülü, 3 MTV Ödülü ve People�s Choice Award. We Are The World 1984�de Michael Jackson ve kardeşleri Victory albümünü çıkarttılar. Thriller�ın sürmekte olan etkisi ile �Victory� çift platin oldu ve Jacksons�ın en çok satan albümü haline geldi. Uluslararası basının büyük ilgisi sayesinde Jacksons�ın Victory turnesi büyük ilgi gördü. Michael Jackson, bütün turne gelirinin bağışlanacağını ilan etti. Bunun üzerine Hollywood Ticaret Odası, yıldızlar geçidine Michael Jackson�un özel yıldızını ekledi. Kariyerinin bir başka başyapıtı olan We Are The World�u 1985�de Lionel Richie ile beraber besteledi. 40�dan fazla sanatçının katıldığı We Are The World, en çok satan single olma özelliğini hala koruyor. Single satışlarından elde edilen gelirin bir kısmı, Afrika�da hüküm süren açlık ile mücadele için harcandı. Michael ve Lionel, bu performanslarıyla Yılın Şarkısı Grammy Ödülü�nü kazandılar. Bad 1987�de I Just Can�t Stop Loving You ile Michael Jackson tekrar dünya müziğinin gündemini belirledi. 31 Ağustos�da müzik mağazalarına giren albüm, müzik piyasasının gördüğü en büyük sipariş olarak tarihe geçti. Bir başka ilk: Albümde yer alan Man In The Mirror, The Way You Make Me Feel, Bad, I Just Cant Stop Loving You single�larının hepsi, listelerde 1 numarada kalmayı başardı. Michael, 127 konserlik dünya turnesine çıktı. Turne, 1989�un Ocak ayında 125 milyon dolarlık ciro ile Bad için üçüncü bir dünya rekoru kırmış oldu. Daha önce Thriller ile elinde tuttuğu En Çok Satan Klip rekorunu 94 dakikalık Moonwalker ile kıran Michael (1 milyon satış), 1989�da çıkan Michal Jackson�The Legend Continues ile (500,000 satış) eski rekorunu bir kere daha geçti. Bad ile Michael Jackson sayısız ödül ve ünvan kazandı. Dehasının bütün bu ödüllerden daha belirgin kanıtı, dünya çapında elde ettiği satış rakamlarıdır. Toplam 110 milyon albümü satılan Michael Jackson, Jackson 5, The Jacksons ve arada çıkarttığı solo albümleri de eklendiğinde, 210 milyonluk satış rakamlarına ulaşıyor. Dangerous 1991�de MTV Video Vanguard ödülünün adı, sanatçının onuruna Michael Jackson Video Vanguard olarak değiştirildi. Bir ay sonra Black Or White yayınlandı ve 7 hafta boyunca 1 numarada kaldı. Albümünde yer alan single yine bütün listelerde en üst sıralara kadar yükseldi. In The Closet 6 numaraya, Jam 3 numaraya yükseldi. Albüm dünya genelinde 17 milyon adet sattı. Dangerous dünya turnesinde Michael Jackson, her gittiği ülkede bir numaralı gündem oldu. Sadece Japonya�da, 500,000 seyirci Michael Jackson�u izledi. 1993 yılında bütün dünya basını Michael Jackson�ın müziğini ve kliplerini yayınlıyordu. 27. Superbowl maçının devre arasında sahne alan Michael Jackson, 100 milyon Amerika�lıyı ekran başına toplayarak bir başka rekora imza attı. Kitle kültürünün rantiyecileri 24 Şubat 1993�de 35. Grammy ödüllerinde Michael Jackson�un Yaşayan Efsane ödülünü verdi. 9 Mart�ta Soul Train Müzik ödüllerinde bir başka balon ödül olan Yılın Hümanisti ödülünü aldı. |
Zeki Müren
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/555.gif Zeki Müren 6 Aralık 1931 tarihinde Bursa�da doğdu. Bursa'da başladığı orta öğrenimini İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'nde tamamladı. İstanbul'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi. Zeki Müren, Bursa'da tamburi İzzet Gerçeker'den aldığı solfej ve usul dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949'da, Boğaziçi Lisesi'nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak'ın babası) ile udi Kirkor'dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra, fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli'den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan'dan, Sadi Işılay'dan, Kadri Şençalar'dan yararlandı. 1950'de sınavla İstanbul Radyosu'na girdi. İstanbul Radyosu�nda 1951'de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi. Zeki Müren 600'ü aşkın plak, kaset, CD doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar'ın "Bir muhabbet kuşu" güfteli şarkısıdır. Müren 1955'te, "Manolyam" adlı şarkısıyla Türkiye'de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü'nü kazandı. Zeki Müren Türkiye'de en çok konser veren ses sanatçısıdır. Bir yılda yüz konser verdiği dönemler olmuştur. İki yüz dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği "Zehretme hayatı bana cânânım" mısraıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. "Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu" (suzinâk), "Manolyam" (kürdilihicazkâr), "Bir demet yasemen" (nihavend), "Gözlerinin içine başka hayal girmesin" (nihavend) güfteli şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır. Zeki Müren 1954'te Beklenen Şarkı adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticari başarı kazanan bu filmden sonra şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği on sekiz filmde daha oynadı. 1955'te de Arena Tiyatrosu'nca sahneye koyulan Çay ve Sempati adlı oyunda da baş roldeki oyuncuydu. Ayrıca 'Bıldırcın Yağmuru' isimli bir şiir kitabı da vardır. Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1980'den sonra sahne hayatından ve musikiden uzaklaştı. Bodrum'daki evine kapandı, münzevi bir hayat yaşadı. 24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonu'nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Mezarı, doğum yeri olan Bursa'da Emir Sultan Mezarlığındadır. Hakkında yazılanlar 1.Zeki Müren Nalan Seçkin Bilgi Yayınevi �Zeki Müren'in ölüm haberi Türkiye gündemine bomba gibi düştü. İlk aşamada kimse inanamadı, fakat gerçekti. Her faniyi bekleyen son onu da 24 Eylül 1996 Çarşamba günü saat 20.59'da TRT İzmir Televizyonu'nun makyaj odasında yakalamıştı. Aslında Azrail'le, bant çekimi yapılan stüdyoda, yüze yakın medya temsilcisinin gözleri önünde selamlaşmıştı ama, kuvvetle olası ki, kendine özgü nezaketi ve tane tane sözcükleriyle can alıcıya yalvardı: "Burada olmasın n'olur!� |
Zuhal Olcay ( 1957)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/368.jpg Zuhal Olcay ( 1957) 1957 yılında İstanbul�da doğdu. Bir süre tiyatro ve TV oyunculuğu yaptı. İhtiras Fırtınası adlı filmle sinemaya geçti (1983). Önemli filmleri: Amansız Yol (Ömer Kavur), Kurşun Ata Ata Biter (Ümit Elçi), Bir Avuç Gökyüzü (Sinan Çetin), Halkalı Köle (Ümit Efekan), Dünden Önce Yarından Sonra (Nisan Akman). |
Kibariye
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2247.jpg Kibariye Manisa�nın Akhisar ilçesinden İzmir sahnelerine oradan İstanbul�a ve derken tüm Türkiye�ye mal olmuş bir ses bir yorumcu. 1980�lerde İzmir sahnelerinde çalışan Kibariye o yıllarda İzmir fuarına gelen tüm sanatçıların dikkatini çeker. Bunlar arasında Muzaffer Özpınar�da vardır. Ünlü bestekar sanatçıyı o zamanlar İstanbul�da Stardust gazinosunu çalıştıran Turgut Akyüz�e anlatır. Rahmetli Turgut Akyüz Kibariye�yi dinlemek ister. İzmir�den İstanbul�a gelen Kibariye�nin kaderi de böylece değişmeye başlamış olur. Gazinocu Turgut Akyüz tarafından çok beğenilen Kibariye Stardust gazinosunda sahne almaya başlar. Kibariye çok kısa sürede gerek sesi, gerekse yorum her şeyden önemlisi de doğallığıyla tüm meydanın dikkatini çeker. Böylece bir teklif yılbaşı gecesi (1980) TRT Televizyonundan gelir. Kibariye�nin yaşamını birden bire değiştiren yeni hayat başlamış olur. Kibariye Kimbilir adlı parça ile çıkış yakalar ve 1980�lerden 1990�lara 21. Kaset yapmasını sağlar. Halkın Kibariye�ye gösterdiği yoğun ilgi çeşitli gazinolarda gece klüplerinde Anadolu ve Avrupa turnelerinde çalışması sağlar. Bu çıkış Özel TV kanallarının da ilgisini çeker. İlk show Darısı Başınıza isimli evlendirmeyi konu alan eğlence programı ile Kanal 6 ile başlar, daha sonra "Eğlen Coş İşte Kiboş" ismi ile ATV�de devam eder daha sonra İnter Star�da Kibariye Show ile ve de son olarak TGRT�de yapılan program ile sona erer. Kibariye�nin bugüne kadar çalışmış olduğu şirketler Atlas Plak-Sembol. Sırasıyla Bayşu Plak-Makro Müzik-Banko ve de son olarak PRESTİJ MÜZİK. |
Arifi Çelebi - (14.11.1560)
Fethullah Arifi Çelebi, tarihçi, şehnameci, Divan şairi ve ressamdır. Şiraz'lı Hattat Katip Derviş Çelebi'nin oğludur. Annesi ise Diyarbakır'lı Şeyh İbrahim Gülşeni'nin kızı idi. İlk kez İran'da, sonra sığınmış olduğu Osmanlılarda şehnamecilik yaptı. 1561 yılında Mısır'da vefat etti. |
Osman Turan ( 1914)- (17.01.1978)
Osman Turan ( 1914)- (17.01.1978) 1914 yılında, Trabzon'un Çaykara kazasının soğanlı köyünde doğdu. Kuranoğlulları adı ile anılar bir aileden gelmektedir. Babası, Birinci Cihan Savaşında Kafkas Cephesinde şehit olan Hasan Ağadır. Osman Turan, ilk okulu Çaykara'da, Liseyi Trabzon ve Ankara'da bitirdi. Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesinden 1940'ta mezun oldu. "On iki Hayvanlı Türk Takvimi" adlı eseriyle doktor oldu. Doktora jürisinin başkanı Prof. Dr. Fuat Köprülü idi. 1944 'de doçentliğe, 1951'de de profesörlüğe yükseldi. 1948'de Paris'te toplanan Şakiyatçılar Kongresine "Selçuklu Türkiye'sinde Toprak Hukuku" adlı tebliği ile katıldı. 1948-1950 yılları arasında Londra ve Paris'te incelemeler yaptı. 1954 yılında Trabzon'dan milletvekili seçildi. Milletvekilliği 27 Mayıs 1960'a kadar sürdü. Yassıada'da 17 ay tutuklu kaldı. Beraat etti. 1964'te Adalet Partisi Genel başkan Yardımcısı seçildi. 19657e tekrar Trabzon'dan milletvekili oldu, 1969'da siyasetten çekildi. 1972'de emekli oldu. 17 Ocak 1978'de öldü. Prof. Dr. Osman Turan, meslektaşları "Ciddi ilim adamı formasyonu, sağlam karakteri, yüksek medeni cesareti, doğruluğu ve tok sözlülüğü, çok geniş fikri ihata kabiliyeti, Türklükle ilgili geniş ve sağlam bilgisi, muktedir kalemi ile tanınmış bir ilim adamı" olarak tarif ediyorlar. Prof. Dr. Osman Turan, İngilizce, Fransızcı, Arapça ve Farsça biliyordu. Türk Ocaklarını Genel merkezinin Ankara'ya nakli üzerine 1959'dan yapılan Kurultayda Genel Başkan oldu. Türk Yurdu Mecmuasını yepyeni bir muhteva ve ruhla çıkardı. Türkiye'nin en çok okunan fikir dergisi yaptı. Yassıadaya sevk edilince bir süre Türk Ocaklarından ayrı kaldı. 1966 da Hamdullah Suphi Tanrıöver'in ölümü üzerine yapılan kurultayda Prof. Dr. Osman Turan'ın Genel Başkanlığı döneminde Türk Ocakları her bakımdan şahsiyetini kazanmış, itibarlı, fikir ve kanaatleri cemiyetin her kesiminde kabul gören bir kuruluş olarak vasıflandırıldı. ESERLERİ Dünya çapında bir Selçuklu tarihi mütehassısı olan Prof. Dr. Osman Turan'ın yüzlerce makalesinin dışında şu eserleri vardır: "On İki Hayvanlı Türk Takvimi (1941), Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti (1965), Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi (iki cilt) (1969), Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi (1973), Selçuklular ve İslamiyet (1971) Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar (1958), Selçuklular Zamanında Türkiye (1971), Türkiye'de Manevi Buhran Din ve Laiklik (1964), Türkiye'de Komünizmin Kaynakları (1965) Vatanda Gurbet (1980), Türkiye'de Siyasi Buhranın Kaynakları (1980)" HAKKINDA YAZILANLAR 1.Prof. Dr. Osman Turan'ın Hayatı ve Eserleri Nurdan Demirci Boğaziçi Yayınları / Prof.Dr.Osman Turan�ın Eserleri x Anadolu'da Türkler ve Kürtler Taha Akyol Milliyet 15 Ağustos 2005 TARİHÇİ Prof. Osman Turan, bizde, hatta dünyada bir numaralı Selçuklu dönemi uzmanıdır ve eserleri Anadolu'nun Türkleşmesi, bu arada Güneydoğu'da Kürt nüfusunun gelişimi gibi konularda son derece aydınlatıcı niteliktedir. Bugün merhum Turan'ın bir eserinden, "Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi" adlı kitabından bahsedeceğim. (www.otuken.com.tr). Cemşid Bender gibi şoven Kürt milliyetçilerine göre, Kürtler beş bin yıldan beri bugün bulundukları topraklarda yaşıyorlar, Türkler sonradan gelmişlerdir, Kürtçe antikçağı aydınlatan bir dildir, insanlığı mağaradan kurtaran, matematiği icat eden Kürtlerdir! vs... (Kürt Tarihi ve Uygarlığı, Kaynak Yay., sf. 29-31, 46) Prof. Turan'dan öğreniyoruz ki, Türklerin Anadolu'ya girmesinden önce, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun pek çok yerinde, şehirden şehre değişmek üzere, Ermeniler ve Süryaniler çoğunluğu oluşturuyordu, hatırı sayılır bir Rum nüfusu da bulunuyordu. Mesela Malatya'da Ermeniler ve Süryaniler; o zaman adı Hısn-ı Mansur olan Adıyaman'da, Harput'ta, Muş, Bitlis ve Van'da Ermeniler; Urfa, Mardin, Hasankeyf, Silvan ve Diyarbekir'de Süryaniler, biraz da Yahudiler yaşıyordu. Prof. Turan, 1070 yılındaki Urfa nüfusunu örnek verir: "20 bin Süryani, 8 bin Ermeni, 6 bin Rum ve Frenk..." Frenkler Birinci Haçlı Seferi'nde Urfa ve çevresini içine alan bir "Haçlı Kontluğu" bile kurmuşlardır. (Sf. 250) * * * BİZANS hem sosyoekonomik bakımdan çöküntüye gidiyordu ve hem de mezhep farkı sebebiyle Doğu'daki Ermeni ve Süryanilere büyük baskı yapıyor, onları dağıtmak için şuraya buraya tehcir ediyordu. Malazgirt'ten sonra kurulan Türk beyliklerinin dinlere saygılı davranışı Ermenilerin, özellikle de Süryanilerin dostça duygularıyla karşılaşmış, hiç büyük Türk-Ermeni veya hele de Türk-Süryani savaşı yaşanmamıştır. (Sf. 252-253) Bölgenin Müslüman nüfusuna gelince... İslamlaşma, Hz. Ömer'in fetihleriyle 7. yüzyılda başladı. Bugün Diyarbakır ilini oluşturan topraklara o zaman Arap Bekir Bin Vâil aşireti yerleştiği için buraya "Diyar-ı Bekir" denildi. Müslüman nüfus, değişen oranlarda Türk, Kürt ve Araplardan oluşuyordu. Selçukluların Ortadoğu'ya girişi Anadolu'ya doğru büyük göçlere yol açtı: Biri Anadolu'yu Türkleştirecek Türk göçü... Öbürü, Kürtlerin de Doğu İran'daki orijinal dağlık yurtlarından kuzeye ve batıya, yani Anadolu'ya göçmeye başlaması... (Sf. 255) Bölgeye ikinci Kürt göçü, Eyyubiler zamanında oldu. (Sf. 134, 155) Yavuz Selim'le Şah İsmail'in kavgasında bazı Alevi Türkmen aşiretleri İran'a, İran'daki bazı Sünni Kürt aşiretleri Türkiye'ye göçecektir. * * * KÜRTLERİN Fırat'ın doğusuna yayılmasında, Selçukluların Bizans'ı geriletmesinin rolü çok büyüktür. Bölgede kurulmuş bulunan Türk beylikleri, Saltuklular, Sökmenliler ve Artuklular ile Türkleşmiş Kürt Mengücek hanedanları Kürtleri "cihat arkadaşı" olarak gördüler. (Sf. 252) Göçebe hayat tarzı Türkmenlerde de Kürtlerde de hâkimdi, bu yüzden ikisinin içinde geniş bir kesim eşkıyalık, yağmacılık yapıyor, birbirleriyle de çatışıyorlardı. (Sf. 133, 143, 212) Ama göçebe Türkmenlerin göçebe kesimleri daha Artuklular zamanında tarım ve ticarete, şehir hayatına yöneldiler. (Sf. 256-259) Tarihçi Claude Cahen, dağlık arazileri yüzünden Kürtlerde göçebeliğin çok uzun süre devam ettiğini belirtir. Aynı sosyal kulvarda rakip olmamaları ve dindaşlık faktörü, tarihte Türkmen ve Kürt birlikteliğini sağlamış, Gökalp'in belirttiği gibi, nüfus yoğunluğuna ve hayat tarzına göre bazı Türkmenler, mesela Siverek'te Karaçeli aşireti gibi Kürtleşmiş, buna karşılık tarım ve şehir hayatına geçen Kürtler Türkleşmiştir. Bu konularda Claude Cahen'in ve Mükremin Halil'in eserlerinde çok geniş bilgi vardır; onları başka yazılarımda tanıtacağım. Böylesine iç içe geçmiş bir tarihi, etnik milliyetçilik fanatizmiyle parçalamaya çalışmak, ancak kötü niyetle yapılabilecek bir 'tahrif'tir. |
Kantemiroğlu ( 12.12.1672)- (24.12.1722)
1673 yılında doğdu. Rumen tarihçi ve besteci. Gençliğinde Latin, Yunan ve İslav dillerinin yanı sıra, din bilgisi ve silah kullanmayı da öğrendi. 1684�te Osmanlı Devleti babasını Boğdan beyliğine atayınca, geleneğe göre 1678�de rehin olarak İstanbul�a gönderildi. Öğrenimini İstanbul�da sürdürerek, patrikhanedeki akademide eski Yunan ve Latin kültürüyle Bizans ağırlıklı Ortodoks kültürünü, enderunda ise Osmanlıca, Farsça ve Arapça öğrendi. Osmanlı siyaset ve kültür çevreleriyle yakın ilişki kurdu. Osmanlı Devleti�nin siyaseti, kurumları, etnik durumu, İslam dini ve sanatına ilişkin köklü bilgiler edindiği gibi Batı�daki hareketleri izlemeyi de ihmal etmedi. Kantemiroğlu�nun besteci olarak önemi, oluşturduğu nota sistemiyle pek çok eseri notaya almış olmasındadır. Çağdaş Rumen yazarlarının araştırmalarına göre, ilk müzik zevkini, flütle Boğdan havaları çalan babasından almıştır. Boğdan�dayken müziğin temel kurallarını da öğrenmiştir. Türk müziği öğrenimi ise, 14 yaşında geldiği İstanbul�da başlar. Kemani Edirneli Ahmed Çelebi�den bu müziğe ait bilgileri, Tamburi Angeliki�den tambur öğrenir. II. Ahmed zamanında enderuna alınır. Ney üflediği de söylenen Kantemiroğlu, saz çalmış olmasının kazandırdığı bilgilerle, Türk müziğinin kuramsal temelini kısa zamanda öğrendi. O dönemde, kuramsal konuları en iyi bilenlerden biri sayılıyordu. Müzik meraklısı bir kimse olan Hazine-i Hümayün müdürü İsmail Efendi ile saray hazinedarı Latif Çelebi�nin ısrarlarıyla ünlü kitabını yazdı. Kısaca �Kantemirloğlu Edvarı� diye anılan, Kitab-ı İlmü�l-Müsiki ala Vechi�l-Hurüfat adlı bu kitap iki ana bölümden oluşur. Birinci bölümde makamlar, perdeler, usuller üstüne bilgiler, ikinci bölümde ise, 16.-17. yüzyıla ait toplam 349 parça eserin notasını verir. O dönemin Osmanlıca�sı ile düzgün bir üslupla kaleme alınan Edvar, II. Ahmed�e sunulmuştur. Kantemiroğlu 1723 yılında öldü. Türkiye�deki çağdaş müzikoloji çalışmalarında, onun önemine ilk kez dikkati çeken kişi Rauf Yekta Bey oldu. 1912�de Şehbal dergisinde yayınladığı iki yazıda, biyografisini sunduktan sonra Hüseyin Sadettin Arel aynı dergide hem bu edvarı yayınladı, hem de eser üstüne açıklamalarda bulundu. |
Feridun Fazıl Tülbentçi
Feridun Fazıl Tülbentçi, 1912 yılında İstanbul'da doğdu. Vefa Lisesi'ni, Yüksek Ticaret Okulu'nu bitirdi. Ardından basın hayatına atıldı. Ulus. Vatan, Cumhuriyet, Hürriyet gazetelerinde yazarlık yaptı. Daha sonra İstanbul Radyosu'nda görev aldı. Edebiyata şiirle başladı. Tülbentçi, radyoda "Geçmişte Bugün" adlı programı hazırladı. Tarihi romanlar yazdı. 1982 yılında vefat etti. ESERLERİ: Barbaros Hayrettin Geliyor, Büyük Türk Zaferleri, Cem Sultan, Hurrem Sultan, İstanbul'un Fethi (İstanbul Kapılarında), Osmanoğulları, Sultanların Aşkı, Tarihe Şan Veren Türk, Turgut Reis, Türk Atasözleri ve Deyimleri, Türk Tarihinden Sayfalar, Yavuz Sultan Selim Ağlıyor, Geçmişte Bugün. |
Şahin Uçar ( 1949)
Prof. Dr. Şahin Uçar Doğum Yeri, Tarihi : Acıyurt, Sivas 1949 Doktora Tezi: �640-750 tarihleri arasında Araplar�ın Anadolu Seferleri� (�Anadolu�da İslam-Bizans Mücadelesi� adıyla yayınlanmıştır.) 1982 Üniversite Mezuniyeti: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Umumi Türk Tarihi 1972 Özel Eğitim: Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, Kemal Batanay, Münir Nureddin Selçuk, Hâmid Aytaç gibi Türkiye�nin tanınmış üstatları nezâretinde Klasik Türk Mûsikisi ve Hat-Tezhib sanatları 1968-1972 Orta Öğretim: Kızılırmak İlkokulu, Atatürk Ortaokulu, 4 Eylül Kongre Lisesi Öğretim ve Kariyer Tecrübesi: Sofya Yüksek İslam Enstitüsü Rektör Yardımcısı, Bulgaristan 2003 İslâm Araştırmaları Merkezi ve İslam Ansiklopedisi Başkanı, İstanbul 2001 Mütevelli Heyet Başkanı Danışmanı, H. A. Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi 1999 Tarih Bölümü Başkanı, H. A. Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi, Türkistan 1999 Rektör Yardımcısı, Niğde Üniversitesi 1995 Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, Niğde Üniversitesi 1994 Profesör: Eğitim Fakültesi, Niğde Üniversitesi, Nığde 1993 Doçent: Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Selçuk Üniversitesi. Konya 1988 Yardımcı Doçent: Selçuk Üniversitesi, Konya 1983 Doktora: Edebiyat Fakültesi,Tarih Bölümü, Atatürk Üniversitesi 1977 Paleografya ve Epigrafya Uzmanı: Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Atatürk Üniversitesi, Erzurum 1976 Sanat Tarihi Öğretmeni: Öğretmen Okulu, Sivas 1975 Müzik Öğretmeni: 4 Eylül Lisesi, Sivas 1974 Sosyal Bilgiler Öğretmeni: 4 Eylül Ortaokulu, Sivas 1973 Müzik Öğretmeni: Yeni Levent Lisesi, İstanbul 1972 Basılmış Kitapları: Şeyda Divanı (Klasik Osmanlı tarzında şiirler) Sivas, 1980, İkinci Baskı, Niğde,1987 1980 �Patterns and Trends in History� (Tarih Felsefesi hakkında İngilizce Makale, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sayı: 3, Sayfa: 157-194), Konya 1986 Anadolu�da İslam�Bizans Mücadelesi, İşaret yy., İstanbul 1990 Tarih Felsefesi Açısından İslamda Mülk ve Hilafet, Konya, 1992.Türkiye Yazarlar Birliği�nden �Yılın Fikir Adamı� ödülü almıştır. İkinci Baskı, İz Yy., İstanbul 19921996 Tarih Felsefesi Yazıları, Vadi Yayıncılık, Ankara 1994 Varlığın Mâna ve Mazmûnu, İz yy., İstanbul, Türkiye Yazarlar Birliği�nden bu eserle ikinci defa �Yılın Fikir Adamı� ödülü almıştır 1995 Malihülya, (Modern Türkçe Şiirler) Ötüken yy., İstanbul 1997 Tarih Felsefesi Meseleleri, Nehir yy., İstanbul 1997 İnsanın Yeryüzü Macerası, Gelenek yy., İstanbul 2003 1989�da Ankara Valisi himayesinde İl Kültür Sergi salonunda �hat ve tezyinat� sergisi açmıştır ve Klasik Osmanlı Tarzındaki bazı besteleri de TRT Denetleme Kurulu�ndan geçerek TRT Repertuarı�na girmiştir. Yabancı Dil: İngilizce, Arapça, Farsça, Latince. |
Rıza Nur ( 1879)- (1942)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/493.jpg Rıza Nur ( 1879)- (1942) Rıza Nur 1879 yılında Sinop'ta doğdu. İlköğrenimini Sinop'ta yaptıktan sonra İstanbul'a gelerek Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi'ne girdi. Sonra Tıbbiye İdadisi'ni (Tıp Lisesi) ve Mekteb-i Tıbbiyei Şahane'yi (Askeri Tıp Okulu) tabip yüzbaşı olarak bitirdi. 1901 yılında Gülhane hastanesinde (Askeri Tıp Akademisi) staj yaparken çalışkanlığı ile Alman hocaların ilgisini çekti ve orada asistan oldu. Önce Prof. Dr. Deike Paşa'nın yanında çalıştı, sonra cerrahi kısmına geçti. Prof. Dr. Wietin Paşa'nın yanında çalışarak operatör oldu. Bu arada fenni sünnet usul ve aletlerini anlatan özgün bir kitap yazdı. Önce padişaha sunulan kitap sonra yayımlandı ve Prof. Wieting tarafından bir kısmı Almanca'ya çevrildi. 1903'te Rumeli Zibefçe gümrük kapısına bakteriyolog atanan Dr. Rıza Nur 1905'te Gülhane'ye yardımcı öğretmen, 1907'de Askeri Tıbbiye'ye cerrahi hocası oldu. Meşrutiyet'in ilanından sonra yapılan seçimlerde Sinop'tan milletvekili seçilerek Meclis'e girdi. 1908 yılında Birinci İcra Vekilleri Heyetinde Maarif Vekiliydi. 1920'de Sovyetler'le dostluk ve yardım antlaşması yapmak üzere Moskova'ya gönderilen heyete delege olarak katıldı. Cumhuriyet'in ilanına kadar bütün hükümetlerde Sıhhiye vekili olarak görev aldı. Lozan Konferansı'na ikinci delege olarak katıldı. İkinci dönemde yeniden Sinop milletvekili olarak Meclis'te yer aldı. 14 cilt tutan Türk Tarihi'ni bu sıralarda yazdı. 1926'da Sinop'ta bir kütüphane kurarak, gelir kaynakları ile birlikte maarife vakfetti. Dr. Rıza Nur İstanbul'da 1942 yılında öldü. ESERLERİ Yeni Usulü Hitan (sünnet) ve Yeni Kıskaç (1909), Fenni Cerrahi Ortopedi (1910), Gurbet Dağarcığı (1919), Hürriyet ve İtilaf nasıl doğdu nasıl öldü? (1919), Türk Tarihi (1924-1926, 14 cilt, 12 cildi basıldı), Oğuzname (1928), Namık Kemal(1936), Hayat ve Hatıratım(1968). Hayat ve Hatıratım Rıza Nur Kendini Anlatıyor Rıza Nur, Abdurrahman Dilipak İşaret Yayınları / Belgelerle Yakın Tarih Dizisi Hayat ve Hatıratım Cilt: 3 Rıza Nur-Atatürk Kavgası Rıza Nur - Abdurrahman Dilipak İşaret Yayınları / Belgelerle Yakın Tarih Dizisi Dr. Rıza Nur'un Lozan Hatıraları Rıza Nur Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi İsmet'e beş on defa söyledim: "Bu muahedeyi yaptık. Bunda türlü gayeler vardır... Muahedenin tatbikatının bu gayelere doğru fiilen yürütülebilmesi için "muahedenin tatbikatı komisyonu" diye bir komisyon yap. Bir de bu gayeleri gizli olarak yazalım, bu komisyona ver. Başvekil idi, yapardı, yapmadı. Halbuki bir yıl sonra Yunanistan buna benzer bir heyet yaptı. Dr. Rıza Nur'un Moskova - Sakarya Hatıraları Rıza Nur Boğaziçi Yayınları / Hatıra Serisi Enver Paşa karşımızda. Kayseriler bizi kazıklıyor. Sivasta muhteşem karşılama. Vali deli Hamid. Kazım Kaarabekir'in büyük hizmetleri. Ahali Mustafa Suphi'ye tükürmüş. Gümrüde hala Türk askeri var. Tiflis Aşık Garibin diyarı. Azerileri esarete Halil Paşa'mı düşürdü. Ermeni istasyon şefinin oyunu. Karahanın karısı Enver'e aşık. Korkmazof Karahandan ermeni çıkmaz mı? Beş milyon mermi alıyoruz Stalin'den para istiyoruz Komünistler sarayda şampanya içiyor Yunan taaruzu meclisi karıştırdı Cephe çöküyor Müslümanlar ayağımıza kapanıp "bizi kurtarın " diyorlar İnönü birtürlü durumu anlamıyor Bir zabit düşmanın kaçtığını haber veriyor ancak o zaman uyanıyor Mustafa Kemal başkumandan vs. vs. - Dr. Rıza Nur- Hürriyet ve İtitlaf Fırkası Nasıl Doğdu? Nasıl Öldü? Rıza Nur Kitabevi Yayınları Cemiyet-i Hafiye Gizli Örgüt Rıza Nur İşaret Yayınları / Belgelerle Yakın Tarih Dizisi |
Dursun Bey
Tarihçi, defterdar, akıncı beyidir.Bursa'da doğdu.Asıl adı Tur'i Sina'dır. Tursun Bey de denilmektedir.Fatih zamanı komutanlarından Ceb Ali'nin oğlu, Karıştıran Süleyman Paşa'nın kayınbiraderidir.Medrese öğrenimi gördü. Uzun yıllar Fatih Sultan Mehmed'in hizmetinde bulundu. 1453 yılında İstanbul'un alınışında Fatih Sultan Mehmed'in yanında idi. Fatih Ayasofya'ya girdiğinde beraberinde olanlar arasında bulundu.İstanbul'un ev ve dükkânlarının sayım ve tesbiti işlerinde çalıştı.Belgrad kuşatmasında bir nevi vakanüvislik görevi yaptı.Mahmud Paşa'nın 1458 yılında Sırbistan Seferinde Akıncı Beyi olarak savaştı.1461 yılında Trabzon seferinde divan kâtipliğinde bulundu.Anadolu Defterdarı, Anadolu Detterdarlığı kethüdası ve Başdefterdarı oldu.1499-1508 yılları arasında vefat etti. Kaynak:Osmanlı Tarihi Yazarları M.Orhan Bayrak İstanbul 1982 |
Haluk Dursun ( 1957)
Haluk Dursun ( 1957) 1957 yılında Hereke'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sonçağ ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Bölümü'nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nde "İslam Amme Hukukunda Hükümet Anlayışı" konusunda yüksek lisans, "II. Abdülhamit Döneminde Akabe'de Osmanlı-İngiliz Rekabeti" konusunda da doktora tezi hazırladı. 1987 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi'ne araştırma görevlisi olarak girdi. Daha sonra öğretim görevlisi ve yardımcı doçent oldu. Fakültede Türk Kültür Tarihi, Yeni ve Yakınçağ'da Avrupa Tarihi ve Türk İnkılap Tarihi derslerini vermektedir. "Yaşayan Boğaziçi" başlıklı bir ayrıbasım inceleme ile değişik konular da Kubbealtı Akademi Mecmuası, Tarih ve Medeniyet dergisinde makaleler kaleme aldı. 1988-89 yıllarında müstear ismiyle Zaman gazetesi'nde siyasî köşe ve dizi yazılar yazdı. Aynı yıllarda Zaman Araştırma Grubu'nu kurdu. 1995-96, 1998-99 yılları arasında Zaman gazetesinde kültür-sanat sayfasında "Cangözü" başlıklı haftalık yazılarına halen devam etmektedir. 1996-97'de San Çağrı Gazetesi'nde günlük siyasî köşe yazıları yazdı. Yine Yeni Hafta gazetesinde haftalık-siyasî, Yeni Ufuk gazetesinde köşe yazısı ile tarih eki editörlüğü yaptı. TGRT'de 30 günlük "Eski Tatlar" programı yapımcılığı ile "Bir Ramazan Akşamı" programının danışmanlığını, ayrıca STV'de "Cangözüyle İstanbul" konulu, Sabah Esintileri kuşağında, 10 program yaptı. Mert FM ile Burç FM'de İstanbul kültürü konulu radyo programları hazırladı. ESERLERİ: 1.Ermeni Terörünün Kaynakları 2.İstanbul�da Yaşama Sanatı Ötüken Y 3.Nilden Tunaya Osmanlı Yazıları Ötüken Y. |
Ali Birinci ( 25.08.1947)
Ali Birinci ( 25.08.1947) 25/08/1947' de Hendek' te (Sakarya) Balıklı Şeyh köyünde doğdu. Babası Şeker(1925-1993), annesi Müzeyyen hanım(1924-1977) tütün ziraatiyle geçiniyordu. Ali BİRİNCİ İlk mektebin ilk üç senesini köyünde, son iki senesini Hendek'te okudu. Cumhuriyet İlkokulunu (1960), Hendek Orta Okulunu (1963), Ankara Polis Kolejini(1966) bitirdi. Polis Enstitüsü 1. sınıfından ayrılarak A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat ve Maliye Bölümünden mezun oldu (1973). Emniyet Genel Müdürlüğünde (1973 - 1976), Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi (Sivas) Tarih Bölümünde çalıştı (1976 - 1988) . 30 Haziran 1988'de Polis Akademisinde vazifeye başladı. Türk Siyasi Tarihi ve İnkılap Tarihi dersleri veriyor. 1986' da doktorasını verdi, 1993' de doçent, 2000' de Yakınçağ Tarihi profesörü oldu.3Ekim 1989-25 Eylül 1990 arasında Fransa�da Paris�te meslekî çalışmalarda bulundu.25Eylül2002-28 Temmuz 2004 devresinde Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi�nde ders verdi ve Üniversitenin dergisi Sosyal Bilimler�i dokuz sayı çıkardı ve bu arada Kırgızca ve Rusça kurslarına devam etti. KİTAPLARI ve MAKALELERİ: I-KİTAPLARI: 1-Hürriyet ve İtilaf Fırkası İstanbul, 1990 300 s. Dergah Yayınları. 2- Matbuat Âleminde Birkaç Adım, İstanbul 1992 68 s. Emek Matbaacılık 3- Müverrih-i Mâderzâdın Fülânnâmesi, İstanbul 1994 s. 87 Emek Matbaacılık 4- Tarihin Gölgesinde, İstanbul, 2001, 456 s. Dergah yayınları 5- Tarih Yolunda, İstanbul, 2001, 328 s. Dergah yayınları 6- Tarih Uğrunda, İstanbul, 2001, 270 s. Dergah yayınları II-BASKIYA HAZIRLADIĞI KİTAPLAR: 1- Abdülmecid Fehmi (Derin) Manastır�ın Unutulmaz Günleri (Haz. Ayşe Şen-Ali Birinci), İzmir , 1993 , 44 s. 2 Selim Nüzhet Gerçek (Haz. Ali Birinci- İsmail Kara) İstanbul'dan Ben de Geçtim, İstanbul 1997 296 s. Kitapevi 3- Mahalle Mektebi Hatıraları (Haz. İsmail Kara-Ali Birinci) İstanbul, 1997 194 s. Kitabevi ;İkinci baskı :İstanbul, 2005 ,467 s. Dergâh Yayınları 4- "Kamil Kepecioğlu" Tarih Lûgatı,(Haz.Ali Birinci) Ankara, 1999 365 s. 21.Yüzyıl Yayınları s. IV-X 5- "Mehmet Behçet Yazar" Edebiyatçılar Âlemi(Haz.Ali Birinci) Ankara 1999, 344 s. 21. Yüzyıl Yayınları. 6- Süleyman Necati Güneri (Haz. Ali Birinci),Hatıra Defteri, (İstanbul, 1999) 118s.Dergah Yayınları 7- Mahmut Nedim Bey, Arabistan'da Bir Ömür (Ali Birinci), İstanbul, 2001 228 s. İsis yayınları. 10- Kamil Su, Karaosmanoğlu Halit Paşa (Haz:Ali Birinci), Manisa, 2002 96 s. Celal Bayar Üniversitesi Yayını 11-Ahmet Kemal Üçok,Görüp İşittiklerim (Haz.Ali Birinci), Ankara,2002 591 s.Okuyan Adam Yayınları 12-Ahmet Kemal Üçok,Çankırı Coğrafyası (Haz.Ali Birinci), Ankara ,2002 205 s.Okuyan Adam Yayınları 13-Hasan Üçok,Çankırı Tarih ve Halkiyatı (Haz.Ali Birinci), Ankara,2002 435 s.Okuyan Adam Yayınları 14-Tahsin Nahit Uygur ,Çankırı Halk Edebiyatı (Haz.Ali Birinci),Ankara ,2002 248 s. Okuyan Adam Yayınları 15-Zeki Mesud Alsan,Mustafa�nın Romanı-Memleket Çocuğu (Haz.Ali Birinci), Ankara,2002 239 s. Vadi yayınları 16-Osman Turan (Haz.Ali Birinci),Ankara,2003, 252 s. Alternatif Yayınları 17-Turhan Yörükan-Ayda Yörükan,Üniversitede İlim ve Ahlak (Haz.Ali Birinci),Ankara ,2003 256 s. Vadi yayınları 18- Zeki Mesud Alsan , Mustafa�nın Romanı- Hürriyet Pervanesi (Haz.Ali Birinci) , Ankara , 2006 , 280 s. Vadi Yayınları 19-Mehmet Selâhattin , Bildiklerim (Haz.Ali Birinci) , Ankara , 2006 , 196 s. Vadi Yayınları 20- M.Şerif Korkut, Hayattan Çizgiler-Tanıdıklarım , (Haz.Ali Birinci) , İstanbul, 2006 , 112 s. Ötüken yayınları III-Makaleler: 1971 1-�Türkiye Tarihinde ilk Halk Hareketleri �,Fikir ve San�atta Hareket,Sayı.71(Kasım 1971)s.8-10 1982 1- �Türk Tarımına Hizmet Eden A. Faik Kurdoğlu�, Karınca, Sayı 545, (Mayıs 1982) s. 29-30 1983 1. "1. Meşrutiyet Meclis-i Mebusanında Hükümete Yönetilen Tenkitler", Sanat Bilim ve Kültürde Orhun. Sayı.8 (Şubat 1983) s.22-25 1984 1. "Halil Rifat Paşa'nın Tenbihnameleri" C.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı.3 (Sivas, 1984)s. 13-24 2. "Elazığ'da Bir Kollokyum" Hakikat, Gazete, Sivas, 4-11-18 Haziran 1984 1986 1. "Halil Rifat Paşa'nın Hayatı, Eserleri, Şahsiyeti" (Ahmet Turan Alkan'la) C.Ü.Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı.7 (Kasım, 1986)s. 97-118 2. Tokat Tarihçisi Halis Turgut Cinlioğlu (1901-31 Mayıs 1982) Türk Tarihinde ve Kültüründe Tokat Sempozyumu, 2-6 Temmuz 1986 (Ankara, 1987) s.483-486 3. "Abdullah Cevdet" Tarih ve Toplum, Sayı.40 (Nisan 1987)s. 58-63 4. "Hürriyet ve İtilâf Fırkası" Tarih ve Toplum, Sayı.41(Mayıs 1987)s.17-24 5. "Şükrü Hanioğlu'nun Bir Siyasal Düşünür Olarak Abdullah Cevdet Kitabıyla İlgili Tartışmaya son cevabı" Tarih ve Toplum, Sayı.47 (Kasım 1987)s.61-64 1988 1. "İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruluşu ve ilk Nizamnamesi" Tarih ve Toplum, Sayı.52 (Nisan 1988)s.17-23 2. "İttihat ve Terakki'nin İlk Risalesi: Vatan Tehlikede," Tarih ve Toplum, Sayı.54 (Haziran 1988)s.9-14 3. "Bir Köy Adlı Risale" Tarih ve Toplum, Sayı.57 (Eylül 1988)s.58-59 4. "Jön Türklüğün Tarihine Dair Dikkate Değer Bir Kitap Hakkında" Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı.56 (Ekim 1988)s. 160-171 5-Orhan Koloğlu�nun II.Abdülhamid Hakkındaki Kitabı Münasebetiyle�,Türk Dünyası Tarih Dergisi,Sayı.14(Şubat 1988)s.42-46 1989 1. "Trabzon'da Matbuat ve Neşriyat Hayatı, Trabzon Kültür Sanat Yıllığı (88-89)'İstanbul, 1989,s.173-188 2. "Çalışkan Kardeşler Cemiyeti", Tarih ve Toplum, Sayı.64 (Nisan 1989)s.12-14 3. "Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması Münasebetiyle:Hayreddinler Hakkında" Tarih ve Toplum, Sayı.64(Haziran 1989)s.64-65 4. "II. Meşrutiyette Resim Yasakları" Tarih ve Toplum, Sayı.67(Temmuz 1989)s.24-27 5. "Rıza Tevfik'in Bir Konferansı", Tarih ve Toplum, Sayı.69(Eylül 1989)s.33-35 6. "Mustafa Suphi Hakkında Belgeler", Tarih ve Toplum, Sayı.70 (Kasım 1989)s.36-38 7-�Bir Şahsiyet Abidesi Olarak Mehmet Akif Ersoy�,Milli Eğitim,Sayı.83(Mart 1989)s.27-28 1990 1. "Tarih Kaynakların Neşrine dair Örnekler ve Düşünceler" Tarih Metodoloji ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollokyumu, Elazığ, 1990, s.263-271 (Ayrı basım) 2. "Sadık Vicdanî" (İsmail Kara ile) Tarih ve Toplum, Sayı.78(Haziran 1990)s.35-38 3. "Bulgaristan'da 120 Yıllık Türk Gazeteciliği Böyle midir?" Tarih ve Toplum, Sayı,85(Ocak 1990)s.35-38 1991 1. "Bir Serencam-ı Harb'in Talihsiz Serencamı" Tarih ve Toplum, Sayı.86 (Şubat 1991)s.57-59 2. "Bir Jöntürk'ün Sergüzeşti: Lütfi Fikri Bey'in Günlüğü" Dergâh, Sayı.18(Ağustos 1991)s. 16-20 3. "Türkiye'de Mektep tarihçiliği ve Mirat-ı Mekteb-i Tıbbıye'nin Yeni Neşri" Dergâh, Sayı.20(Ekim 1991)s.21-22 4. "Ali Ekrem Bolayır'ın Hatıraları" Dergâh, Sayı, 21 (Kasım 1991)s.18 1992 1. "Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyetinin II.Meşrutiyet Sonrasındaki İlk Nizamnamesi", Tarık Zafer Tunaya'ya Armağan, İstanbul, 1992, s.409-437 2. "Leskovikli Mehmed Rauf ve Eseri:İttihat ve Terakki Cemiyeti Ne idi?" Tarih ve Toplum, Sayı.100(Nisan 1992)s.57-60 3. "Şerif Paşa'nın Rüyası", Dergâh, Sayı.28(Haziran 1992)s.18 4. "Volkan'ın Yeniden Neşrinin Düşündürdükleri" Dergâh, Sayı.29(Temmuz 1992)s.22 5. "Ali Kemali Aksüt'ün Filât Hatıraları", OTAM Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkez Dergisi, Sayı.4(1992)s.437-466 1993 1. "Kelâmî Dergâhından Hatıralar Hakkında Birkaç Kelam" Dergâh, Sayı40(Haziran, 1993)s.22 2. "Matbuat Hatıralarımın Karartılan Tarihi" Tarih ve Toplum, Sayı.118(Ekim 1993)s.61-64 1994 1. "Kitabistan Mülkünün Sultanı: Ali Emirî Efendi" Dergâh, Sayı. 47(Ocak 1994)s.20 2. "Harputlu Hacı Hayri Bey" Dergâh, Sayı 48(Şubat, 1994)s. 19-20 3. "Bay Alpay Kabacalı'nın Cevap Niyetine Karaladığı Satırlarına Zoraki Bir Cevabımız" Polemik, Sayı.12 (Mart-Nisan 1994)s.69-72 4. "Usulden ve Hasbilikten Nasipsiz Bir tenkide Zoraki Cevabımız" Polemik, Sayı.12(mart-Nisan 1994)s.72-76 5. "Tarih Usulü Bakımından Küçük Ağa" Türk Yurdu, Sayı.80(Nisan 1994)s.51-52 6. "Direktör Ali Bey" Dergâh, Sayı.50(nisan, 1994)s.18-19 1995 1. "Hassas Bir Mevzuda, Hassasiyetten Uzak Bir Kitap:Başlangıçtan Günümüz Türkiye'de Basın Sansürü" Kebikeç, Sayı.1(1995)s.91-96 2. "Kitapçılık tarihimizden bir isim:Kaspar Efendi" Kebikeç, sayı.1(1995)s.27-34 3. "Tahsin Nahit Uygur (1899-1992) ve Kastamonu Matbuatı" Müteferrika, Sayı.7(Güz, 1995)s. 15-20 4. "Meşrutiyet Matbuatı" Haz.Ali Birinci, Kebikeç, Sayı.2(1995)s.143-147; Sayı.3(1996)s. 71-76; Sayı.4(1996)s.39-42;Sayı 5(1997)s.61-67: Sayı.6(1998)s.87-89 5. "Türk Siyasi Düşüncesinde İngilizperestlik" Yeni Türkiye, Sayı.3(Mart-Nisan 1995)s. 558-564 6. "Mecelle Cemiyeti azasından Bağdat'lı Mehmed Emin Efendi" Dergâh, Sayı.64(Haziran 1995)s.16 7. "Habil Adem Pelister Hakkında" Toplumsal Tarih, Sayı.19(Temmuz 1995)s.54-56 1996 1. "Server İskit" Kebikeç, Sayı. 3(1996)s. 57-66 2. "Halim Sabit Şibay" Türkiye Cumhuruyeti Devletinin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri: (23-26 Mayıs 1996) Kayseri, 1996, s.135-145 3. "Abdurrahman Nâcim"; Müteferrika, Sayı.8-9(Bahar, Yaz 1996)s. 109-116 4. "Burdur Muharriri Dr.M.Şerif Korkut" Türk Yurdu, Sayı. 106(Haziran 1996)s. 70-71 5. "Türkçe'yi Sevmek İsteyenler için Bir Rehber" Türk Yurdu, Sayı.106(Temmuz 1996)s.14-16 6. "Kemahlı Şeyh İbrahim Hakkı'nın Serencamı" Türk Yurdu, Sayı.110(Ekim 1996)s.3-7 7. "Birgivi Risalesi:İlk Din Kitap Niçin ve Nasıl Basıldı?" Türk Yurdu, Sayı.112(Aralık 1996)s.13-14 8. �Selim Nüzhet Gerçek�, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1996 c.14 s. 25-27 1997 1. "Jön Türklük Aleminden Biri İsim: İsmail Kemal Nâm'ı Diğer Kemal Mithat" Türk Yurdu, Sayı.113 (Ocak 1997) s.14-15 2. "Ali Münif Bey'in Hatıraları ve Tarihte Usulsüzlük" Türk Yurdu, Sayı.114(Şubat 1997)s.19-20 3. "İstanbul Muharriri Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey" İstanbul Araştırmaları, Sayı.1(Bahar, 1997)s.87-94 4. "Cumhuriyet'in İlk Şairi: Tarsusizade Münif'in Serencamı" Yeni Türkiye, Sayı.17(Eylül-Ekim 1997)s.679-685 5. "Seyyid Abdülaziz ve Eseri" Türk Yurdu, Sayı.115(Mart 1997)s.24-26 6. "Hariciye ile Mülkiye Arasında Mehmed Galib Bey" İstanbul Araştırmaları, Sayı.2(Yaz, 1997)s. 73-89 7. Mehmet Bahaeddin Bey(B.Toven), Müteferrika, Sayı 11-12 (Yaz, Güz 1997)s. 3-18 8. "Siyaset Meydanında Bir Dersiam: Hoca Ahmet Rasim Avni Efendi'nin Serencamı" İstanbul Araştırmaları, Sayı.3(Güz, 1997)s.163-183 9. "Fanizade Ali İlmî Bey" İlmî Araştırmalar, Sayı.5(İstanbul, 1997)s.75-80(Ayrı basım) 10. "Tebliğin Müzarekesi" İslam ve Modernleşme (İstanbul, 1997)s.315-319 11. "Müzakere" (Cevdet Paşa Hakkında) Ahmet Cevdet Paşa, (Ankara 1997)s.58-60 12. �Halim Sâbit Şibay�, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1997 c. 15 s. 336-337 13. �Şarki Türkistan Tarihinde Mehmet Emin Buğra�,Yeni Türkiye,Sayı.16(Temmuz-Ağustos 1997)s.1423-1426 1998 1. "Garplılaşmanın İfrat Ucundaki Bir Adam: Ahmet Muhtar (Kevakibi)Bey" Türk Yurdu, Sayı, Sayı. 127-128 (Mart-Nisan 1998)s.27-33 2. "Hatırat Türündeki Kaynakların Tarihi Araştırmalardaki Yeri ve Değeri" Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı.41 (Temmuz 1998)s.611-620 3. "Bâbıâlî'nin Tarih Mecmuaları(1943-1965)" Türk Yurdu, Sayı.132 (Ağustos 1998)s.29-38 4. Mehmed Suad Nam-ı Diğer Ali Suad'ın Hikayesi" İstanbul Araştırmaları Sayı, 4(Kış,1998)s.159-180(Ayrı Basım) 5. "Edirne Hacı İzzet Efendi:Çay Tiryakilerinin Piri", Edirnehttp://forum.kanka.net/images/smilies/booo.giferhattaki Paytaht, İstanbul, 1998s.629-632 6. "Siyasileşmenin İlk Devresi"(24 Temmuz 1908-11 Haziran1913) ,Yeni Türkiye, Sayı 23-24(Eylül-Aralık 1998) 229-239 7. Ali Suat'ın "Seyahatlerim", İsimli Kitabı Türklük Bilgisi, Sayı.1(Nisan,1998)s.7 8. "Kaşif Dehri'yi Keşfeden Var mı?" Türklük Bilgisi, Sayı.1(Nisan 1998)s.46 9. "Semih Mümtaz'ın İki Kitabı" Türklük Bilgisi, Sayı.2(Mayıs, 1998) s.7 10. "Kahire'de İstanbul Kahvesi Nerededir?" Türklük Bilgisi, Sayı.2(Mayıs, 1998)s.43 (Ali Tekinci müstearı ile) 11. "Çankırı Halkıyatı" Türklük Bilgisi, Sayı.3(Haziran, 1998)s.7 12. "Nevsal-i Milli'de Bir Bilmece" Türklük Bilgisi, Sayı.3(Haziran 1998)s.45(Ali Tekinci müstearı ile) 13. "Minel Bab İlel Mihrab" Türklük Bilgisi, Sayı.4(Temmuz 1998)s.9 14. "Yakın Tarihimizde Kâzımlar Meselesi" Türklük Bilgisi, Sayı.4(Temmuz 1998)s.45(Ali Tekinci Müstearı ile) 15. �Hoca Rasim Efendi�, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1998 c. 18, s.194-196 16-�Hürriyet ve İtilâf Fırkası�, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1998 c. 18,s.507-511 1999 1. "Türk Emniyet Teşkilatındaki İlkler" Polis Bilimleri Dergisi Sayı.3 (Nisan 1999)s.9-16 2. "Dr.Fuat Sabit" Türk Yurdu, Sayı.139-141(Mart-Mayıs 1999)s.45-58 3. "Hüsnü Hamit Bey" Türk Yurdu, Sayı.142.(Haziran 1999)s.13-17 4. "Mustafa Zühtü İnhan" Türk Yurdu, Sayı.143.(Temmuz 1999)s.8-10 5. "Koca Sekbanbaşı Risalesinin Müellifi Tokatlı Mustafa Ağa (1131-1219)" Prof Dr. İsmail Aka Armağanı İzmir, 1999s.105-120 7. "Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyetinin Kuruluş ve İlk Nizamnamesi", Osmanlı, (Ankara, 1999)C.2s.401-409 8. Şeyhü-l-Mebusin Ali Naki Efendi", Trabzon Tarihi Sempozyumu" (Trabzon, 1999)s.423-427 9. "Osmanlı Devletinde Firarilerin Muhakemesi" Türk Yurdu, s.148-149 (Aralık 1999-Ocak 2000) s.335-339 89 10. "Ahmet Akgündüz ve Tarih İlminde Ahlak Meselesi", Türk Yurdu, s.24-26, s.148-149(Aralık 1999-Ocak 2000) 11. �Meçhul Bir Karikatür Üstadımız; Yusuf Franko Paşa�, Osmanlı Basın Yaşamı Sempozyumu, Ankara, 1999, s. 169-174 12. �Cehalete Methiye�, Türk Yurdu, Sayı 144, (Ağustos 1999), s. 7-11 13. �The Foundation of the Union ad Progres and its First Regulation (1895)�, The Great Ottoman-Turkish Civilisation, Ankara, 1999, Volume. I, p. 675-681 Yapıtları ve Yaşamlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi�nde( İstanbul, 1999 Yapı Kredi Yayınları ) yazdığı maddeler: 1. Abdullah Paşa (Kölemen), I 19-20 2. Ahmed Cevdet Efendi(Bergamalı), I, 113-114 3. Ali Emiri Efendi, I, 209-210 4. Ali Haydar Midhat, I, 212-214 5. Ali Rıza Bey (Balıkhane Nazırı), I, 233-234 6. Ali Şefkati, I, 237-238 7. Arda, Hacı Adil, I, 244-246 8. Bilgili, Ali İlmî, I, 324 9. Fahreddin Reşad (Rumbeyoğlu), I, 432 10. Hali Rıfat Paşa, I, 520-521 11. İsmail Galib, I, 669-670 12. Lütfi Fikri, II, 50-51 13. Mehmed Ali Fethi (Rusçuklu), II. 104-105 14. Mehmed Kadri Nasıh(Hoca), II, 144-146 15. Mehmed Rauf (Leskovikli), II, 198-199 16. Münir Paşa, II, 330-332 17. Nur, Rıza, II, 372-373 18. Refik Nevzad, II, 455-456 19. Rey, Ahmet Reşit, II, 458-459 20. Rıfat Bey(Mevlanzade), II, 461-463 21. Şerif Paşa, II, 586-588 22. Şibay, Halim Sabit, II, 592 23. Tek, Ahmet Ferit, II, 613-614 24. Yeğena, Ali Münif, II, 673-674 2000 1. �Server Rifat İskit�, TDV İslam Ansiklopedisi,2000, c. 22, s. 584-585 2. �Kadı el-Hacc Mehmed Hurşit Efendi Kimdir� Dergâh, Sayı 124, (Haziran 2000) s. 16-17 3. �Roman mı, Hatırat mı?�, Türk Yurdu, Sayı 153-154, (Mayıs-Haziran 2000), s. 88-91 4. �Erbilli Haşim Nahid�in Hikayesi�, Türk Yurdu, Sayı 156 (Ağustos 2000), s. 5-9 5. �Hasan Duman�ın Osmanlı-Türk Süreli Yayınları ve Gazeteleri(1828-1928) İsimli Kitabının Neşri Hakkında�, Türk Yurdu, Sayı 157, (Eylül 2000) s. 61 6. �Ahmet Akgündüz ve Tarih İlminde Ahlak Meselesi�, Türk Yurdu, Sayı 148-149, (Aralık 1999-Ocak 2000), s. 24-26 7. �Osmanlı Devletinde Firarilerinin Muhakemesi�, Türk Yurdu, Sayı 148-149 (Aralık 1999-Ocak 2000), s. 340-346 8. �Yusuf Franko-Mechûl Bir Karikatür Üstadımız�, Gül Diken, Sayı 22, (Güz 2000), s. 22-36 2001 1. �İsmail Hakkı İzmirli�, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, c. 23, s. 530-533 2. �İsmail Hakkı İzmirli�, Pax Ottomana-Najat Göyünç Armağanı, Ankara -Haarlem 2001, s. 687-733 3. �Ispartalı Hakkı Bey�, Türk Yurdu, Sayı 162-163 (Şubat-Mart 2001), s. 72-78 4. �Ahmet Haşim�i Artık Tanıyoruz�, Türk Yurdu, Sayı 162-163 (Şubat-Mart 2001), s. 471-472 5. �İzmir Fikir ve Sanat Adamları (1850-1950) Hakkında�, Türk Yurdu, Sayı 162-163 (Şubat-Mart 2001), s. 402-403; Sayı 164 (Nisan 2001), s. 55-56; Sayı 166, (Haziran 2001), s.51-53; Sayı 167 (Temmuz 2001), s. 36-39 6. �Rumelihisarı�nda Bir Bektaşi Şeyh Ailesi�, Dergâh, Sayı .134 (Nisan 2001), s. 9-11; aynı yazı: Mahmud Cevad, Maarif-i Umumiye Nezareti-Tarihçe-i Teşkilât ve İcraatı, (Haz. Taceddin KAYAOĞLU), Ankara 2001, s. XXXIX-L 7. �Ebülhindili Cafer Bey�, Teşkilât-ı Mahsusu Günleri�, (Yazan; Hasene ILGAZ-Haz. Ali BİRİNCİ), Türk Yurdu, Sayı .165 (Mayıs 2001), s.44-57; Sayı .166, (Haziran 2001), s. 34-46 8. �Kabaklı Hocanın Ardından�, Türk Yurdu, Sayı.165, (Mayıs 2001), s. 41 9. �Biyografi Kitapları Ne İşe Yarar�, Dergâh, Sayı. 137, (Temmuz 2001), s. 12-13 10. �Kesriyeli M.Sıtkı ve Küllüknâmesi�,Müteferrika,Sayı.19(Yaz 2001) s.35-49 11. �Cevdet Paşa�nın Haricî matbuat hakkındaki düşünceleri�.Prof.Dr.Necmeddin Sefercioğlu Armağanı,Ankara,2001,s.53-70 2002 1. �31 Mart Vak�asının Bir Yorumu�, Türkler, Ankara ,2002, C. 13, s. 193-211;Genel Türk Tarihi, Ankara 2002, c. 7, s. 381-414; İngilizce baskısı için: The Turks, (Ankara ,2002), c. 4 ,s.346-368 2. �Ankara�nın Kitabiyat Mecmuaları�, Türk Yurdu, Sayı. 176, (Nisan 2002), s. 111-114 3. �Tarihçi Osman Turan�, Trabzon ve Çevresi Tarih Dil Edebiyat Sempozyumu Bildiriler Kitabı-Tarih, Trabzon 2002, s.1-20 4. �Zeki Mesut ALSAN- Hayatı ve Eserleri� Türk Yurdu, Sayı. 181 ( Eylül 2002 ) s. 31- 40 2005 1-� Abdullah Battal- Taymas:Kazanlı Bir Âlimin Hayat Hikâyesi�,Journal of Turkish Studies-Türklük Bilgisi Araştırmaları,Festschrift in Honor of Orhan Okay, ,2005, Volume.30 -1,pp.171-195 Harvard University 2-�Kitap,İlim ve Üniversite Hakkında düşünceler ve Tespitler�,Türk Yurdu,Sayı.211(Mart 2005) s.27-30 3-� Türk Yurdu�ndan Hatıralar�,Türk Yurdu,Sayı.213 (Mayıs 2005)s.56 4-�Hareket Mecmuası (1939-1982)�,Türk Yurdu,Sayı.213 (Mayıs 2005)s.84-89 5-�İlim hayatında Köylüler ve Köylülük�,Türk Yurdu,Sayı.217 (Eylül 2005) s.7-12 6-�Namık Kemal Külliyatı Basılıyor�,Türk Yurdu,Sayı.219 (Kasım 2005) s.64-65 7-�Sultan Abdülhamid�in Hâtıra Defteri Meselesi�,Divan-İlmî Araştırmalar,Sayı.19 (2005-2) s.177-194 2006 1-�Nurettin Topçu�nun Sohbetlerinden Hatırda Kalanlar�,Hece, Sayı.109 (Ocak 2006)s.433-445 2-�Tarihçilikte Meslek Ahlâkı veya Ahlâksızlığın Tarihçiliği Meselesi�,Muhafazakâr Düşünce,Sayı.7 (Kış 2006), s.77-108 3- �Osmanlı Devletinde Matbuat ve Neşriyat Yasakları Tarihine Methal�,Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi,Sayı.7 (2006),s. 291-349 4-�Salican Agay bizi terk etti�, Türk Yurdu,Sayı.223 (Mart 2006) s.67-68 5-�Asya-yı Vusta Seyyahı Mehmet Emin Bey,�Türk Yurdu,Sayı.223 (Mart 2006) s.72-77 6-�Dr.Atıf Hüseyin ve Muhtırası�,Tarih Yazıları-Tuncer Baykara�ya Armağan,İstanbul,2006, s.93-104 7-�Mehmet Şerif Paşa-Osmanlıcılıktan Ayrılıkçılığa Bir Meşrutiyet Jöntürkünün Hikâyesi�,Ercüment Kuran�a Saygı , Ankara, 2006,s. 59-71 8- �Sait Molla�nın Serencamı�, 9-�Trabzon�un Kültür Tarihinde Bir Aile:Bayraktarzâdeler� 10-�Bitikçi Ali Rıza Bey�, Müteferrika, Sayı.29(Yaz 2006-1), s.89-96 11-�Ahmet Hamdi Paşa�nın Hayatı ve Eserleri �,Müteferrika, Sayı.29(Yaz 2006-1), s.193-209 12-�Sayın Sahaf Sami Önal�ın Tenkit Sanatına Katkıları�, Müteferrika, Sayı.29(Yaz 2006-1), s.297-305 13-13-�l�Experience Said Molla�İnternational Journal of Turcologia, C.I-I(Bahar 2006) s.7-16 |
Ahmet Refik Altınay ( 1881)- (10.10.1937)
Tarihçi, yazar, şair, Darülfünun Tarih Müderrisi ve yüzbaşıdır.1881 yılında Beşiktaş'ta doğdu.Kethüda Ürgüplü Ahmed Ağa'nın oğludur.İlk öğrenimini Vişnezade İlkokulunda, orta öğrenimini Beşiktaş Askeri Ortaokulunda ve Kuleli Askeri Lisesinde gördü.1898 yılında Harp Okulundan piyade birincisi olarak mezun oldu.Küçük yaşta teğmen çıktığı için kıtaya gönderilmeyip öğretmen sınıfında bırakıldı.Toptaşı ve Soğukçeşme Askeri Ortaokullarında 4 yıl süre ile Coğrafya Öğretmenliği yaptı. 1902 yılında Harp Okuluna Fransızca, 1908 yılında tarih öğretmeni oldu. Tercüman-ı Hakikat ve Millet gazetelerinde başyazarlık yaptı. 1909 yılında Genelkurmay Başkanlığı Yayın Şubesinde çalışırken Askeri Mecmuayı yönetti.1909 yılında kurulan Tarihi Osmani Encümenine üye seçildi. Fransa'ya tarihi araştırmalar için bir kurulla birlikte gitti.1912 yılında Balkan Savaşında Askeri Sansür Müfettişi oldu.1913 yılında gözleri bozuk olduğu için yüzbaşı iken emekliye ayrıldı.1918 yılında İstanbul Darülfünun Osmanlı Tarihi Öğretmenliğine, 1919 yılında Türkiye Tarihi Müderrisliğine atandı.Türk Tarih Encümeninde görev aldı.1924-1927 yılları arasında bu encümenin başkanlığını yaptı.1932 yılında I.Tarih Kongresine katıldı.1933 yılında Üniversite Öğretmenliğinde kadro dışı bırakıldı. 10 Ekim 1937 tarihinde İstanbul'da 56 yaşında iken zatürreden vefat etti.Mezarı Büyükada'da Tepeköy Mezarlığındadır. 116 eseri vardır. Kaynak :Osmanlı Tarihi Yazarları M.Orhan Bayrak İstanbul 1982 |
Aşıkpaşazade ( 05.10.1392)- (26.10.1480)
-------------------------------------------------------------------------------- Aşıkpaşazade Derviş Ahmet 1393'te Amasya'da Elvan Çelebi köyünde doğdu. Şeyh Yahya'nın oğlu, Tasavvuf şairi Aşık Paşa'nın torun çocuğudur.Bu nedenle Aşıkî mahlasını kullanmıştır.1413 yılında hastalanıp Orhan Gazi'nin imamının oğlu Yahşi Fakih'in evinde kaldığında Yıldırım Bayazıd'a kadar yazılmış bir Osmanlı tarihini okuması, kendisini bu işe verdirmiştir.1413-1419 yılları arasında Rumeli'de Musa Çelebi'nin hizmetinde bulundu.1419 yılında köyüne döndü.1422 yılında köylerindeki tekkeye uğrayan Mihaloğlu Mehmed Bey, Ahmed'i II. Murad'ın ordusuna getirdi. II. Murad ile Mustafa Çelebi arasında yapılan Ulubat savaşını seyretti. 1436 yılında hacca gitti.1437 yılında Üsküp'e gelip İshak Bey'in yanında akınlara katıldı.1438 yılında II. Murad'ın Macaristan seferine katılarak gazi oldu.1448 yılında II. Kosova savaşına girip vuruşmuştur. 1453 yılında İstanbul'un alınışında bulundu.Fatih Sultan Mehmed kendisine Cibali yakınında bir ev verdi.Evin yanına dedesi Aşık Paşa adına bir mescit yaptırdı.Fatih'in hizmetinde çalışırken padişahın çok beğendiği bir kişi olarak tanındı.1456 yılında Edirne'de Fatih'in çocuklarının sünnetine davet edildi.Zeyni tarikatına girdi.1481 yılında 88 yaşında iken İstanbul'da vefat etti.Mezarı Cibali yakınındaki Aşıkpaşa Mescidi bahçesindeki türbesindedir. ESERİ Aşıkpaşazade Tarihi |
Ekrem Hakkı Ay verdi ( 22.12.1899)
-------------------------------------------------------------------------------- Ekrem Hakkı Ayverdi ( 22.12.1899) 22 Aralık 1899'da İstanbu'da Şehzadebaşı'nda Kalender Mahalleri'nde doğmuştur. Babası Piyade Kaymakamı İsmail Hakkı Bey, annesi Fatma Meliha Hanımdır. Ekrem Hakkı Bey'in Kardeşi Samiha Ayverdi, babasına atfen, dedesinin soy kütüğünün Ramazanoğullarına kadara uzandığını nakleder. Annesi Fatma Meliha Hanım'ın ataları, Kanûnî Sultan Süleyman'ın Budin seferinde şehit olmuş ve oraya defnedilmiş Gül Baba'ya kadar uzanır.Ekrem Hakkı Ayverdi, tıpkı kardeşi Samiha Ayverdi gibi, İstanbul'un karakteristik bir semti olan Şehzadebaşı'ndan İstanbul'u görmüş ve tanımış; aile muhitinden şifahi kültürü ve tarih şuurunu almış, Osmanlı Türk'ünün soyluluğunu yaşamış ve İmparatorluk coğrafyasının dağılışını müşahade etmiştir. Ekrem Hakkı Ayverdi, 1907-1911 tarihlerinde Dârü't-tedrîs ve Hadîka-i Meşveret mekteplerinde okuduktan sonra, 1915'te Vefa Sultânîsi'nden (Lisesi), 1920'de de Mühendis Mektebi'nden (Teknik Üniversite) mezun olmuştur. İstanbul Belediyesi Fen İşleri'nde birbuçuk yıl kadar memur olarak çalıştıktan sonra serbest meslek hayatına atılmış, 1950 yılına kadar süren bu devrede çeşitli inşaatların tahhüdünü almasının dışında, İstanbul ve Trakya'da birçok tarihî binanın restorasyonunun yapmıştır. Mühendisler Birliği ve Türkiye Turing Otomobil Kurumu şeref üyelerindendi. Kubbealtı Akademisi ve İstanbul Fetih Cemiyeti'nin kurucu üyeliğini yapmış, çalışmalarına katılmış; İstanbul Fetih Cemiyeti ile bu cemiyete bağlı Yahya Kemal Enstitüsü ve İstanbul Enstitüsü'nün otuz yıl başkanlığını yapmıştır. Ayrıca, Türk Tıp Tarih Kurumu ve Türk Ocağı üyesiydi. 1979 yılında kendisine ıstanbul üniversitesi Senatosu tarafından "Fahri Edebiyat Doktoru" payesi; Aydınlar Ocağı tarafından da "üstün Hizmet Armağanı" verilmiştir. Bir diğer "üstün Hizmet Beratı"da, 18 Eylül 1981 tarihinde ıstanbul Teknik üniversitesi Bilim ve Teknoloji Tarihi Enstitüsü tarafından verilmiş ve bu münasebetle yapılan merasimde Prof. Kazım Çeçen, Ekrem Hakkı Ayverdi için, "Bu zatın ilim sahasında yaptıklarını ve meydana getirdiği eserleri ancak bir enstitü yapabilirdi." ifadesiyle, bir hakkı teslim ve tescil etmiştir. 24 Nisan 1984 tarihinde ıstanbul'da Fatih'teki evinde vefat etmiş ve Merkezefeni Kabristanı'nda bağlandığı 'Dost'un ayak ucuna defnedilmiştir. Doktoru Prof.Dr. Süleyman Yalçın, Ekrem Hakkı Ayverdi hakkındaki duygu ve düşüncelerini şu satırlarla ifade etmiştir: " Ekrem Hakkı Ayverdi, hergün görülen, milyonları teşkil eden kalabalıklar dışında müstesna bir şahsiyeti temsil ediyor. Onu karakterize eden ve tanıyanlarca hemen ittifakla kabul edilen belli başlı husûsiyetleri şöyle özetlenebilir: · Osmanlı'nın yıkılış ve tükeniş devrinde gerçek Osmanlı Türk'ünü temsil etme selabeti, · Başka bir ifade ile, Batı hayranlığında bayılıp, şahsını ve şahsiyetini kaybeden Meşrûtiyet ve Cumhuriyet aydınlarına mukabil hakîkî Müslüman-Türk münevveri, · 'ıstanbul Efendisi' denilen manayı, görgüsü, terbiyesi, zevki ve yaşayışı ile günümüze kadar getiren insan, · ınandığı fikir ve dava için şahsî menfaatini geriye itip, ileri yaşında bile Müslüman Türk'ün tarihe bıraktığı mirası kaybolmaktan kurtaran, kayda, kuyuda ve kitaba geçiren büyük irade; hudutsuz gayretin nadir temsilcisi, Osmanlı-Türk mîmarîsini en iyi bilen ve en gayretli ölçülerle tefekkürünü yapan ve koruyan insan� (Bu yazı, "Ekrem Hakkı Ayverdi Bibliyografyas, ısmet Binark, Kubbealtı Neşriyatı, ıstanbul 1999" kitabından kısaltılarak alınmıştır.) |
Yılmaz Karakoyunlu ( 1936)
-------------------------------------------------------------------------------- Yılmaz Karakoyunlu ( 1936) ANAP İstanbul Eski Milletvekili- İSTANBUL - 1936, Mahmut Fikret, Melek - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, ABD University of Georgia Master, İstanbul Üniversitesi Doktora - İngilizce - Siyasi Tarih Dr. - İktisatçı, Yazar - XX nci Dönem İstanbul Milletvekili - Evli, 2 Çocuk. GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 5 HAZİRAN 2001 özelleştirmeye özel bakan �Salkım Hanım� kabinede Milliyet 5 Haziran 2001 Özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanlığı�na getirilen ANAP İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu, sanatçı kişiliği ile tanınıyor. Yazar olan Karakoyunlu, Şanlıurfa kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1936 yılında İstanbul�da doğdu. Babası hukukçu Mahmut Fikret Bey, Demokrat Parti kurucularından. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi�ni bitirdikten sonra ABD�de master, İstanbul Üniversitesi�nde doktora yaptı. Bir dönem, "Banker Kastelli" olarak bilinen Cevher Özden�in danışmanlığında bulundu. Edebiyata şiirle başladı, öykü ve romanla devam etti. Son dönemde, "varlık vergisi" uygulanan Türkiye�deki gayrimüslimlerin trajik öyküsünü anlatan "Salkım Hanım�ın Taneleri" romanıyla gündeme geldi. Aynı adla beyazperdeye aktarılan kitap, Karakoyunlu�ya 1990 Yunus Nadi Roman Ödülü�nü getirdi. |
Vahid Çabuk ( 1946)
-------------------------------------------------------------------------------- Vahid Çabuk ( 1946) Dr. Vahid ÇABUK, 1946 yılında İskenderun�da dünyaya gelmiştir. İlk,Orta ve Lise tahsilini İskenderun�da tamamladıktan sonra 1967 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü�ne kaydolmuştur. 1971 yılında Yeniçağ Tarihi Kürsüsü�nden mezun olmuştur.Daha sonra daha birinci sınıftayken hocalarının dikkatini çeken Vahid Çabuk, o zaman yazı kurulu Fakülte hocalarından oluşan ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan İslam Ansiklopedisi�nde görevlendirildi.İslam Ansiklopedisi�nde 22 yıla yakın görev yapan Dr. Vahid Çabuk İstanbul Üniversitesi hocaları tarafından �kürsüsüz profesör�olarak tanındı. Doktorasını dışarıdan tamamladı ve tez çalışmaları yapan birçok Lisans ve Doktora öğrencilerine çalışmalarında yardımcı oldu. 6 Ekim 1993 tarihinde İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü�nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı.Onu İslam Ansiklopedisi Müdürlüğü�nden azleden devrin Kültür Bakanlığı Dr. Vahid Çabuk�u siyasi görüş farklılığından dolayı Süleymani�ye Kütüphanesi�ne sürmüş ve normal bir memur olarak çalışmaya zorlamıştı. Bunu kabul edemeyen yazar Kültür Bakanlığı�na açtığı davayı kazanmış, eski görevine dönmeye hak kazanmış olmasına rağmen bunu kabul etmeyerek Üniversite�de Osmanlıca ve Atatürk İlke ve İnkılapları Tarihi derslerine girmiştir.(Dönemin Kültür Bakanı Fikri Durmuş Sağlar�dır.) 8 yıla yakın Üniversite hocalığının akabinde emeklilik hazırlığı içerisindeyken uzun süredir mücadele verdiği, şeker hastalığına yenik düşerek vefat etmiştir. Hayatı boyunca tarih ve edebiyat dallarında 40 cilde yakın eser bırakan Dr. Vahid Çabuk�un çeşitli dergilerde yayınlanmış 200�den fazla makale, şiir ve hikayesi vardır. Meydan Larousse, Görsel gibi birçok ansiklopediye tarih ile ilgili birçok maddelerde yazmıştır. Ayrıca TRT radyolarında birçok defa yayınlanan ?Mühre Kan Bulaşmasın� isimli bir tiyatro oyunu da vardır.Bazı hikaye ve yazılarında A.Efe Cebikeli ve Cemil Çölbeyi müstear isimlerini de kullanan yazarın 3 erkek çocuğu ve yüzlerce sayfa eseri bırakarak ebedi hayata intikal etmeden kısa süre önce 25 yıl emek verdiği ve Emre yayınları tarafından 10 cilt halinde yayınlanan Kuruluşundan Cumhuriyete Büyük Osmanlı Tarihi isimli eserini de kendi deyimiyle dünya gözüyle gördü.Yazarın başlıca eserleri şu şekildedir. Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri : 1- Kuruluşundan Cumhuriyete Büyük Osmanlı Tarihi (Büyük Boy, 10 Cilt) 2-Osmanlı Siyasi Tarihinde Sultan II. Abdulhamit Han 3-Osmanlı Teşkilatı ve Siyaset Kültürü Diğer eserleri şunlardır: Yayınlanan eserleri: 1- Küçük Türk-İslam Ansiklopedisi,Türk Kültürü XIII 150-151,252 (Kitabiyat) 2-Tiryaki Hasan Paşa�nın Gazaları ve Kanije Savunması, 208 sayfa (Kitap) 3-Divan-ı Muhibbi ( Kanuni Sultan Süleyman�ın Şiirleri )Üç cilt,(Kitap) 4-Alimler ve Sanatkarlar (Kitap) 5-Tarih-i Hind-i Garbi (İsimsiz),(Kitap) 6-Ottoman Minyatür (İngilizce), isimsiz (Kitap) 7-Süleymanname, isimsiz, (Kitap) 8-Ottoman Empire in Drawnings (İsimsiz), (Kitap) 9-Köprülüler, (Kitap) 10- Piri Reis Kitab-ı Bahriye I-IV (Kitap,Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından ABD Başkanı Bush�a hediye olarak götürülmüştür.) 11-Solak-zade Tarihi, I.II. (Kitap) 1990 12-İslam Ansiklopedisi İndeksi, Türk Tarih Kurumu (Kitap) 13-Sultan 4. Murad Han (Kitap) 14-Göçer Toprağa Düştü (İskenderun ile ilgili romanı), (Kitap) 15-Taliki-zade Mehmet Suphi Efendi�nin Eğri Seferi Şehnamesi (Kitap) Baskı aşamasında olup bitiremediği eserleri: 1-İskenderun Tarihi (Baskıya hazır haldedir) 2- Abidei Eser İslam Ansiklopedisi 3-Taliki-zade�nin Şehname-i Humayun-u 4-Taliki-zade�nin Yanık Seferi Şehnamesi 5- Vak�a-i Selimiye 6-Şair Osmanlı Padişahları 7-Antakyalı Yahya Efendi�nin Divançesi 8-Üç Köşeli Gölge (Roman, yayına hazır ve 1983 yılında tefrika edilmiştir.) 9-Türk Hükümdarları (Yazarın 1300 civarındaki isim belirleyip Emre yayınlarının 15 cilt olarak yayına hazırlandığı ancak yazarın vefatı münasebetiyle yayınlanamayan tamamlanmamış eseri) |
H.C.Armstrong
H.C.Armstrong ESERLERİ Türkiye Nasıl Doğdu? H.C. Armstrong Arma Yayınları / Tarih-Anı Dizisi Ülkemizde büyük tartışmalara yolaçan Bozkurt'un yazarı olarak bilinen H.C. Armstrong'un, 1915 Nisan'ında İngiliz ordusunda savunma subayı olarak görev yaptığı Bağdat yakınlarında Türk ordusuna esir düştüğü günden, Lozan antlaşmasının imzalandığı 1923 ortalarına kadar yaşadıkları ve gördüklerini anlattığı önemli bir eser... |
Arzum Onan
Arzum Onan 31 Ekim 1973 yılında Ankara�da, Memur bir ailenin tek çocuğu olarak doğdu. İlkokulu Ankara, Orta ve Liseyi İstanbul�da tamamladı. Endüstri Meslek Lisesi, Yapı Ressamlığı bölümünden mezun oldu. 1992 Yılında Gaye Sökmen Ajans da Mankenlik ve Modelliğe başladı. 1993 yılı Nisan�ında �Mıss Turkey� yarışmasında �Türkiye Güzeli�, aynı yılın Temmuz ayında �Mıss Europe� yarışmasında �Avrupa Güzeli� seçildi. 1996 yılında Aktör Mehmet Aslantuğ�la evlendi. Önemli bir reklam kampanyasıyla üç yıl kamera karşısına geçti. 1997 yılında dört yıl sürecek yoğun tempolu bir Televizyon dizisi (Sıcak Saatler) için çalışmaya başladı. Bu tarihten itibaren, genellikle kamu yararına gerçekleştirilen özel defilelerde modellik yapmakta �Can� adında bir oğlu var. FİLM ve TV DRAMALARI Yeni Bir Yıldız Film 1996 Sıcak Saatler Drama 1997-1998-1999-2000 Aşk ve Hüzün Drama 2000 Zeybek Ateşi Drama 2002 |
Gamze Gözalan ( 1962)
Doğum Tarihi 1962 Boy 165 Kilo 85 Göz Rengi Kahverengi Sinema Filmleri ve Yönetmenleri Abuk Sabuk Bir Film ( Şerif Gören ) Varyemez ( Orhan Aksoy ) T.R.T'de çeşitli TV. Filmleri TV Yapımları ve Yönetmenleri Fosforlu Cevriye ( Ümit Elçi ) Melek Karım ( Adem Elçi ) Duygu Çemberi ( Kartal Tibet ) Tanrı Misafiri ( Kartal Tibet ) Baskül Ailesi ( Berrin Dağçınar ) Özel Beceriler Yüzme , bisiklet , müzik , sunuculuk. |
Zeynep Tunuslu
Zeynep Tunuslu HAKKINDA YAZILANLAR Korsan torunu modacı Cemal A. Kalyoncu Aksiyon 14 Nisan 2001 sayı 332 12 Mart'ın muhtıracı generallerinden Muhsin Batur'un Genel Sekreteri, Tunuslu Hava Kurmay Albay Mustafa Kemal Tunusluoğlu'nun kızı olan tasarımcı Zeynep Tunusluoğlu, kendisine yakıştırılan 'çılgın modacı' etiketine karşılık 'Çılgın olabilecek lüksüm yok' diyor Çılgın kime denir? Ya da çılgın olmak için ne yapmak lazımdır? Önce tasarımlarıyla tanıdığımız, son yıllarda da gazetecilik yönüyle karşımıza çıkan Zeynep Tunusluoğlu, kendisini çılgın olarak kabul etmese de o etiket ona çoktan yapıştırılmış bile: "Çılgınlık bence daha yüksek düzeyde olmalı. Özgür olmak gerekiyor. Benim bir sürü sorumluluklarım var. Aileme karşı, çocuğuma karşı... Çılgın olabilecek bir lüksüm yok." Böyle olunca, bir kez daha fark ettim ki, sihirli camdan izlediklerimiz ile yazılı basının, kişiler hakkında bizlere aktardıkları gerçekleri yansıtmıyor sanki. Ya da kişiler zamanla değiştiklerinin farkında değiller. 'Siz de yazılı basının bir temsilcisi değil misiniz?' sorusunu sormak hakkınız, biliyorum, ama... � Peki o zaman bu 'çılgın' etiketini kimler, niçin yapıştırmıştı Zeynep Tunusluoğlu'na? "O senelerdeki kalıpların dışında bir koleksiyon hazırlamam belki çılgınlık oldu. Ya da herkesin kalıplaşmış fikirlerini takip etmemem... Ekip halinde hiç hareket etmedim. Bireysel davranışlarım çılgınlık olarak yorumlanıyor olabilir." Modacı Zeynep Tunusluoğlu, 12 Mart'ın Hava Kuvvetleri eski Komutanı Muhsin Batur Paşa'nın tam da o tarihlerde genel sekreteri olan Mustafa Kemal Tunusluoğlu'nun kızıdır. Soyadından da anlaşılacağı üzere, Mustafa Kemal Bey, aslen Tunuslu'dur: "Herhalde korsandılar. Gemi ticareti yapmışlar. Denizle uğraştıklarına göre... Tunus'tan gelip Arnavutluk'a yerleşmişler." Mustafa Kemal'in babası, Zeynep Tunusluoğlu'nun da dedesi olan Niyazi Zekeriya eşi Mai Zübeyde Hanım'ı da alarak Bursa'ya gelmiş ve askeriyeye girerek jandarma binbaşı rütbesiyle emekli olmuş birisidir. Onun iki çocuğundan biri olan ve 1929'da doğan oğlu Mustafa Kemal Tunusluoğlu ise önce mimar olmak ister. Ancak ekonomik şartlar yüzünden ailesine yük olmamak için askeriyeye girer ve bütün okullarını birincilikle bitirir. Fransız Hava Harp Akademisi mezunu olan Tunusluoğlu, 1974'te Hava Kurmay Albay olarak askeriyeden istifa eder. NATO karargahlarında da görev alan Tunusluoğlu, 1975'ten sonra ise bir süre THY'de vazife üstlenir. Ardından Agasi Şen ile kurduğu Bursa Hava Yolları'nda genel müdürlük yapar. Çeviri kitapları da olan Tunusluoğlu, evliliğini ise Mekke Kadısı'nın oğlu Molla Esat Efendi'nin oğlu Eskişehir'e gelip yerleşmiş makina mühendisi Mehmet Sedat ile Rumelili Hidayet Havva (Haverikzade) Duransoy'un kızı, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Ayla Hanım'la yapar. Zeynep Tunusluoğlu işte bu, 1993'te vefat eden Mustafa Kemal ile Ayla Tunusluoğlu çiftinin iki çocuğundan (diğeri bugün sigortacılık yapan Ahmet Zekeriya'dır) küçüğü olarak 27 Mayıs'tan iki yıl sonra dünyaya gelir. Ve Zeynep henüz dört yaşında iken babasının Moskova'da hava ataşeliği görevine getirilmesi ile aile de buraya gider. İki yıl sonra (1968'ler) Mustafa Kemal Tunusluoğlu'nun görev yeri, Mürted Hava Üssü F�104 Filosunun ilk komutanı olarak Diyarbakır'dır: "Diyarbakır'ın anılarımda çok parlak bir yeri var. Kadınların yerel giysilerinin renkleri, şallar, lastik ayakkabılar... Görsele olan düşkünlüğüm ve bağlantım orada atılmış diyebilirim." Diyarbakır, küçük Zeynep'i büyülemiştir. İki yıl sonra, ailenin yeni ikamet yeri Ankara olur. Eğitimine burada Maltepe İlkokulu'nda başlayan Zeynep, diplomasını, babasının İzmir NATO karargahına tayin olması ile de Hakimiyeti Milliye İlkokulu'ndan alır: "Çok iddialı bir öğrenci idim. Hırslı idim. Detaylarla çok ilgilenirdim. Kim ne giymiş, kimin kulağı ne renk..?" Zeynep'in sanata ilgi duymasında Diyarbakır'ın dışında ailenin de etkisi vardır: "O beslenmekle ilgili. Anneannem minyatür sanatçısı. Babam resim yapıyor. Ailede devamlı müzik çalınıyor. Annemle babam gönüllü olarak turizm rehberi de oldular. Hafta sonları mecburi olarak arkeolojik gezilere gidiliyor." İşte böyle bir ortamda yetişen Zeynep, henüz 11 yaşında iken kendi elbisesini kendisi diker. Zeynep Tunusluoğlu, derken 1980'de mezun olacağı Ankara Koleji imtihanını kazanır. Babası İstanbul'a tayin edilirken o da Ankara'nın yolunu tutar ve yatılı olarak okuyacağı kolejde iddialı bir öğrenci tipi sergiler: "En iyi olabilmek için çalışırdım, yoksa birşey öğrenmek için değil." Nergis Kumbasar, Füsun Önal ve Reha Muhtar gibi bugünün tanınmış simaları arkadaşları arasında yer alan Tunusluoğlu, tıp veya güzel sanatlar okumak istemesine rağmen ilk tercihi olan Hacettepe İngiliz Filolojisi'ni kazanır: "Darbe senelerinin sonu idi. Askerlerin gölgesi altında bir sene okula gittim. Nefret ettim. İntibak edemedim üniversiteye. Askerin kontrolüne girdiğimiz senelerdi. Onu hatırlıyorum." Zeynep Tunusluoğlu'nun, babası muhtıracıların çok yakınında bulunmasına rağmen, evde konuşulmadığı ve kendisi de küçük olduğu için anılarında bu yıllardan hiçbir kayıt yoktur. � Neler hatırlıyorsunuz o yıllardan? "Evde böyle şeyler konuşulmazdı." � Daha sonraki yıllarda babanızın darbe yapanlarla beraber olduğunu fark ettiğinizde ne düşündünüz? "Babam istediği anda tek başına birşeyler yapabilecek potansiyele sahipti. Koskocaman bir hava üssünün komutanı idi. Ama babam iktidarını öyle kullanacak biri, politik iktidara alet olacak bir adam değildi." � Darbelere nasıl bakıyorsunuz? "Beceriksiz politikacılar oldukça asker darbe yapacaktır. Türkiye'yi demokratik bir ülke olarak da görmüyorum zaten." � Zeynep Tunusluoğlu, babasının kızı olduğu için mi böyle söylüyor yoksa gerçekten inandığı için mi? "Benim inancım sonuçta bu. Ne yazık ki böyle. Keşke asker darbe yapmak zorunda kalmasa. Ama iyi yönetilmeyen bir ülkede kesin sonuç bu. Benimle babam arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorsunuz. Ben o zamanlar büyük olsa idim babamı teşvik ederdim darbe yapsın diye. Onun yerinde olsa idim ben de darbe yapardım diyorum." Tunusluoğlu, üniversite eğitimini yarıda bıraktıktan sonra Milano'ya gider. Bir süre sonra Türkiye'ye döner ve çalışma hayatına atılır. Tina adlı bir Yahudi hanımın yanında iş hayatına giren Zeynep Tunusluoğlu, altı ay sonra, bir moda fuarında Mudo'nun sahibi Mustafa Taviloğlu'nu görür: "Sizde çalışmak isterim diye teklifte bulundum." İki yıllık vitrin dekoratörlüğünün ardından bu sefer Mualla Özbek'in yanında çalışmaya başlar. Bu arada da İstanbul Maslak'ta küçük bir yer kiralayarak kendi işini kurma yolunda ilk adımını atar Tunusluoğlu: "O kulübede o yaz bir koleksiyon yaptım. Kertenkeleli tişörtler. Param da yoktu. Otobüse binip Vakko'ya gidip, saatlerce bekleyip, 'Bu tişörtlerimi görür müsünüz? dediğim oldu. Sonuçta bir çok firmadan siparişler aldım. Ve bir senenin sonunda orası dar gelmeye başladı." Yıl 1986'dır. Tunusluoğlu, imzasını büyütmektedir. Yerini de değiştirir ve Osmanbey'de bir mağaza açar. Ardından Ankara ve İzmir'de mağazalar... Birden bire büyür ve 1996'ya kadar mağaza sayısı 30'lara kadar yükselir. Müzik ve mimari akımlardan beslenerek isminden söz ettiren bir tasarımcı haline gelen Zeynep Tunusluoğlu, işte bu sırada 'çılgın modacı' etiketini de yer: "Madonna beni her zaman çok etkilemiştir. Mozaik müzeleri ve Osmanlı tarihi çok etkileyici. Otantik olan çizgilere her zaman yer verdim. Bir şalvarı ceketle karıştırarak modern çizgiye getirebilmek... Bir mevlevi dervişinin dönüşü bile etkiliyor." 1995'te oğlu Kanat (1993 sonunda besteci Uzay Heparı ile evlendi. Heparı, evlendikten altı ay sonra geçirdiği bir motosiklet kazasında hayatını kaybetti) doğduğu için meleklerden esinlenerek yaptığı 'melekli' ve 'tılsımlı' koleksiyonlarını, tasarladığı onca koleksiyon arasında unutamadıkları olarak öne çıkaran Tunusluoğlu, aşırı büyümeyi kaldıramadığı için toparlayamaz. Ve 1996 senesinde tıkanır: "Dedim ki, ben en iyisi yine bakkal olayım. Çünkü özgürlüğümü kaybediyorum. Dükkanımı atölye haline getirdim." 1995'te oğlu Kanat için birinci yıl armağanı olarak bir de kitap yazan Tunusluoğlu, 1996'dan sonra da gazeteciliğe soyunur: "Bugüne kadar her işimi kendim teklif ettim. Kimse bana iş teklif etmedi." Doğan Grubu'nda kısa süre de olsa çıkan Haber Extra adlı dergide bir sayfa hazırlamaya başlar. Bir süre sonra Donna adlı kadın dergisinin başına getirilmek istenir. Ancak Tunusluoğlu, kendi dergi projesini hazırlama fikrini geliştirir. Aman dergisini çıkarır ortaya: "Altı ay bunu kim çıkaracak diye araştırdım. Sonuçta Akşam grubu 'tamam' dedi. İki ayda bir 164 sayfa olarak çıkıyor şimdi. 164 tane elbise hazırlar gibi projelendirmek, zaman zaman fotoğraf çekmek, araştırma yapmak beni manevi olarak tatmin ediyor. Öyle çokça iddiam yok. Şuyum olsun, buyum olsun diye hırslarım da yok. Hırsım kendimi daha fazla geliştirmek... En önemlisi sağlıklı ve huzurlu olabilmek." Uzun zamandır tasarım dünyasında gözükmeyen Zeynep Tunusluoğlu, 'kendisini hatırlatmak' için yakın zamanda 'minik' bir koleksiyonla yeniden karşımıza çıkacak: "Tekrar boyaların içine girmek bana iyi gelecek. Tasarımcılık benim kimliğim zaten." Kollektif hareket etmeyen, bu yüzden hiç bir yere de üye olmayan Tunusluoğlu için oğlunun doğumu dışında babasının vefatı da bir dönüm noktası olmuştur: "Babam ölünce bir ansiklopedi dağıldı ve kağıtları yere uçtu sanki." Ailesi dışında Mualla Özbek, Mustafa Taviloğlu ve Aykut Hamzagil'in kendisine verdiği destekleri unutamayan, doğu kökenli ve daha çok 'tramlı müziklerden' hoşlanan, Bilgi Üniversitesi'nde Nesrin Topkapı'dan oryantal dans kursları alan ve insanları incelemeye meraklı olan Tunusluoğlu, hayatın, faturaları ödemek için para kazanmak dışında başka bir anlamı daha olduğunun bilincindedir: "Dini fikirlerimi de size söylemek isterim. Sonuçta bence gerçek içsel sevgi önemli. Allah gibi büyük bir gücün var olduğuna inanmak istiyorum. Allah'ın herkese aynı yeteneği verdiğine inanıyorum. Sadece kendini ifade etme biçimindeki cesarettir, bizi farklı kılan." |
Ece Erken ( 11.05.1978) Doğum Yeri:Çorlu
Doğum Tarihi:11.05.1978 Göz Rengi:Mavi-Yeşil Boy:1.68 Kilo:51 Öğrenim Durumu:Beşiktaş Atatürk Lisesi Dinlediği Müzik Türü: Pop Sevdiği Yemek: Spagetti İlgilendiği Spor Dalları:Tenis, binicilik, kar kayağı, izleyici olarak futbol Tuttuğu Takım:Beşiktaş Aşk:Hiç yaşamadığım bir duygu Hobiler:Araba sürmek, müzik, sinema Fobiler:Başarısızlık, yanlış anlaşılmak, insanları üzecek bir davranışta bulunmak. Yabancı Dil:Çok iyi derecede İngilizce Gelecekten Beklentisi:İyi bir haber spikeri olmak Örnek Aldığı İnsan:Herkesten birşeyler kapıyorum Sunuculuk Kariyeri:Kral TV, Star, Kanal 6, Number One TV, Genç TV, Show TV Hayatım... 11 Mayıs 1978'de Çorlu'da doğdum. Burcum Boğa. Babam subay olduğundan dolayı sürekli gezdik. Ağrı, Ankara, Kıbrıs'ta yaşadım. Şuanda İstanbul'da yaşıyorum. Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi mezunuyum. Boğaziçi Üniversitesi'nde televizyon ile ilgili bir bölümde okumak isterdim. İş hayatıma 12 yaşımda, Kıbrıs'ta Bayrak Radyo Televizyon'da başladım. Sonra sırasıyla; Ankara'da Radyo Vizyon'da ve Radyo Genç'te çalıştım. Ardından İstanbul'a geldim ve Kral TV'de işe başladım. Kral TV'den sonra ise, Metropol FM, Alem FM, Show Radyo ve son olarak Radyo Viva'da çalıştım. Televizyonculukta işe ilk Star kanalında başladım. Daha sonra, Kanal 6, Number One TV, Genç TV'de çalıştım. 4 yıldır da Show TV'de program yapıyorum. Bu kanaldaki sabah programım 3 yıldan beri devam ediyor. Ailem ve arkadaşlarım... Babamla annem ayrıldı, babam başkasıyla evlendi. Bir ağabeyim var. Deniz Harp Okulu mezunu, şimdi teğmen. Ağabeyim de evlendiği için, ben annemle yaşıyorum. Ayrı eve çıkmayı çok istiyorum ama annem izin vermiyor. Adnan Polat'ın yaptırdığı Polat Residence'da yeni bir ev aldım, annemle oraya yerleşeceğiz. Oraya geçince evimle daha çok ilgileneceğimi düşünüyorum. Çünkü bana ait bir ev olması çok önemli. Evde boş zamanım olduğunda kendim için yararlı işler yapmak isterim. Internet ile ilgilenmek de bunlardan biridir. Internet hem beni oyalıyor, hem de bana çok şey öğretiyor. Daha çok alışveriş yapabileceğim sitelere giriyorum. Henüz hiç alışveriş yapmadım, çünkü kredi kartımın numarası başkaları tarafından kullanılabilir diye korkuyorum. Ancak yapmayı da çok istiyorum. Evde olmadığım zamanlarda arkadaşlarımla sinemaya gidiyorum, akşamları yemeğe çıkıyorum. Ev hayatını seviyorum ancak dışarıda olmak daha çok hoşuma gidiyor. Tatilimi hep Bodrum'da yapıyorum. Yurtdışına gitmeyi çok seviyorum ve istiyorum. En son annem ile Paris'e gittik. İnanılmaz eğlendim, ama orası anne ile değil de mutlaka erkek arkadaş ile gidilmesi gereken bir yer. Çok romantik, herkes elele, gözgöze. Ben, arkadaşlıkta güvene çok önem veririm. Arkadaşımın, bana ait bir sırrı sonuna kadar taşıyacak birisi olması lazım. Dürüstlüğe çok önem verdiğimden, bana karşı her zaman dürüst olmalı. Çok arkadaşım yoktur. Hatta babam subay olduğu için, çok fazla çocukluk arkadaşım da yoktur. Demet isminde bir arkadaşım var, ve en çok görüştüğüm insan da odur. Onunla 5-6 yıldan beri çok iyi dostuz ve benim her sırrımı bilmesine rağmen bir tek sırrımı bile açıklamamıştır. Benim için bu çok önemli. Yani zor günümde, sevgilimse sevgilimin, arkadaşımsa arkadaşımın yanımda olması gerek. Bu çok önemli, çünkü zaten mutlu günümüzde herkes çevremizde. Sadece 2-3 tane kız arkadaşım var, onlar da bana yetiyorlar. Çünkü çok arkadaş çok can yakar gibi geliyor bana. Sevdiklerim ve Sevmediklerim... Müzik dinlemekten çok hoşlanıyorum. İşimi çok seviyorum, programımı zevk alarak yapıyorum. Yalan, aldatma ve gürültü sevmediğim şeylerdir. Saygı benim için çok önemlidir, bence herkes birbirine karşı saygılı olmalı. Ayrıca araba kullanmayı, eğlence mekanlarına gitmeyi ve dans etmeyi çok severim. Erkek arkadaşımla yemeğe ya da sinemaya gitmek beni mutlu eder. Papermoon'da yemek yemeyi, Bayo Latino'da eğlenmeyi severim. Giyim konusunda ise tercihim genelde spor giyinmektir. Sevdiğim markalar; Donna Caran, Vakkorama, Mango, Homestore gibi gençlerin giyindiği yerlerdir. Yemek yemeyi severim ancak yapmayı sevmem, elimden de gelmez. Bir gün erkek arkadaşıma yemek yapacağıma söz vermiştim. Ancak isteksizliğimi anlayınca, yemeği o yaptı ve bana da öğretti. Gelecekle ilgili planlarım... İyi bir evlilik yapmak istiyorum, ancak şimdilik erken diye düşünüyorum. Hayatımda birisi olunca saklamam. Gencim, bekarım, bir sevgilim olması doğal. Evliliğe giden bir ilişkim olsun istiyorum. Çocuk sahibi olmak istiyorum. İş hayatım ile iligili yeni projelerim var. 3 yıldır bir sabah programı sunuyorum ve artık insanlar beni o programla özdeşleştirdiler. Başka programlar yapmayı düşünüyorum. Mesela yarışma sunmak istiyorum. Prime time'a geçmek ve diğer yeteneklerimi de sergileyebilmek istiyorum. Alışkanlıklarım... Dişimi mutlaka fırçalıyorum. Yemek yedikten sonra dişlerimi fırçalamazsam bir rahatsızlık hissediyorum. Giyimime de çok özen gösteririm. Gündelik hayatımda değil de bir arkadaşım ile buluşurken, gece çıkarken ya da bir davete giderken giyimime çok dikkat ederim. Çok sık su içerim. Telefonla çok konuşurum, inanılmaz bir telefon saplantım var. Elimde sürekli telefon, ya telefon açarım ya da mesaj yollarım. Tenisi çok seviyorum. Geçen sene her gün ders alıyordum, bu sayede kendimi oldukça geliştirdim. Kayak yapmayı da çok seviyorum. Ayrıca diziden dolayı ata çok biniyordum. Ama at beni kaçırdığından beri binmiyorum. Kendimde gördüğüm artılar eksiler... Artılarım; sempatik oluşum, güleryüzlü oluşum, neşeli oluşum. Ayrıca, fiziksel olarak gözlerimi beğenirim. Eksilerim; çok çabuk sinirleniyor ve üzücü olaylar karşısında kendimi fazla yıpratıyor olmam, en ufak birşeye kafamı takıyor ve çok sık ağlıyor olmam. Çok sulugözüm. Özellikle sevgilim varsa, onunla ilgili herşeyi kafama takarım. |
Zeki Sezer ( 1957)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2963.jpg Zeki Sezer ( 1957) Zeki Sezer, 1957 yılında Eskişehir'de doğdu. M. Rüştü Uzel Kimya Teknik Lisesi ve Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü'nden mezun olan Sezer, askerliğini 4 aylık kısa dönem olarak 1983 yılında Antalya'da yaptı. Zeki Sezer, lise ve üniversite yıllarında çeşitli kulüplerde voleybol oynadı. Başta resim olmak üzere güzel sanatlara özel ilgisi olan Sezer, iş hayatına 1975'te kamuda kimya teknisyeni olarak başladı ve kimya mühendisi olarak sürdürdü. Daha sonra aynı konuda özel sektörde görev yapan Sezer, 1988'den itibaren DSP'de görev aldı. Çankaya ilçe yöneticisi, Ankara İl Başkan Vekilliği yapan Sezer, 1991'de Parti Meclisi üyesi oldu. Parti Meclisi üyeliğini aralıksız bugüne kadar sürdüren Sezer, iki dönem Genel Sekreterlik yaptı. Sezer, 2001 yılından itibaren DSP Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürüyordu. 1999 genel seçimlerinde Ankara Milletvekili seçilen Sezer, 57. Hükümet'te Parlamento ile İlişkiler, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Taş Kömürü Genel Müdürlüğü ve ETİ Holding A.Ş Genel Müdürlüğü'nden sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulundu. Zeki Sezer, evli ve biri lise, diğeri üniversite öğrencisi iki çocuk babası. |
Turgut Özal ( 1927)- (17.04.1993)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/116.gif Turgut Özal ( 1927)- (17.04.1993) 8.CUMHURBAŞKANI GÖREV SÜRESi 9 KASIM 1989 17 NİSAN 1993 1927 yılında Malatya'da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. 1952 yılında A.B.D'ne giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye'ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye'nin elektrifikasyonu ile ilgili projelerde çalıştı. 1961-62 yılları arasında askerlik hizmetini Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak ifa etti ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde ders de verdi. Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalıştı ve 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu. 1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası'nda danışman olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarda çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü. 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükûmete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi'ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye'nin 19. Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükûmet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı. 31 Ekim 1989'da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı. 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında vefat etti. HAKKINDA YAZILANLAR Turgut Özal 1983-1993 Fatih Emin Risale Yayınları Özal Hikayesi Hasan Cemal Doğan Yayıcılık �Kimdir Turgut Özal? İnsan olarak, siyaset adamı olarak... Kişiliği nasıl oluşmuştur? Ya beslendiği kültürel ortam? Bu dünyaya ve öbür dünyaya bakışı... Kendisinde, ailesinde, partisinde yaşayageldiği Doğu-Batı ikilemi nedir? Vefalı bir insan mı? Kindar mı? İnatçı mı? Politikadaki güvenilirliği ve inandırıcılığı... Özal ve ABD... Özal ve asker... Özal ve hanedan... Ekonomide ve demokraside modeli... 12 Eylül'ün siyasal ortamında geçerli "haksız rekabet"le 1983'te iktidara tırmanışı... 1989'daki inişi... Bu süreci çok yakından izledi Hasan Cemal. Altı yılda yükseliş ve düşüş: tarihsel süreç içinde, ancak bir an sayılabilir bu. Hasan Cemal bu anı fotoğrafladı ve ortaya Özal Hikayesi çıktı. Özgün bir yapıttır Özal Hikayesi; eksiğiyle fazlasıyla Özal'ın kendisidir. Çekilen fotoğraf, tarihi yakalamaya dönük bir çaba sayılabilir. Tarihi yaşarken yakalamak... Evet, belki de olanaksız. Ama bir gazeteci vazgeçemez bundan. Akıp giden zamanın gelecekteki öyküsünü bugünden ele geçirmeye çalışır. Çünkü her şeyden önce çağının tanığı olmak ister. Onun için sürekli kıpır kıpırdır gazeteci. Suyun yüzüne vuranla yetinmez. Sahnenin arkasındakini sergilemeye çalışır çoğu kez. Turgut Özal da sahnede yıllarca kaldı... İşte böyle bir çabanın ürünüdür Özal Hikayesi...� Özal'ın Misyonu Meşhurların Hatıraları ve Değerlendirmeleriyle Osman Özsoy Türdav Yayınları �Siyasetçilerimiz Özal'ın vizyonuna sahip olma yarışında. Partilerimiz, Özal'ın misyonunu en iyi biz temsil ediyoruz iddiasında. Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, sağlığında olduğu kadar ölümünden sonra da ülke gündemini meşgul eden isimlerin başında geliyor Turgut Özal. ... Ve Özal tartışılıyor. Yaşadığı dönemde vizyonu, ölümünden sonra misyonu tartışılan Turgut Özal"ı anlatan kapsamlı bir eserle karşı karşıyasınız. Eserin, Özal'ın vizyonuna sahip olmak isteyenlerle, misyonunu temsil etmek isteyenlere faydalı olacağı kanaatindeyiz. Şimdi söz, okuyucunun...� Turgut Özal'ın Anıları Mehmet Barlas Birey Yayıncılık / Yakın Tarih - Anı Dizisi Elinizdeki kitapta, ülkemizin en yetkin gazetecilerinden Mehmet Barlas'ın Cumhuriyet döneminin en çok tartışılan, en vizyoner liderlerinden rahmetli Turgut Özal'la hayatının son yıllarında gerçekleştirdiği röportajlar yer alıyor. Kitapta Özal, ülkemizin dünü, bugünü ve geleceğine ilişkin hala geçerliliğini ve önemini koruyan görüşler dile getiriyor. Yayınevimiz, ülkemizin ve dünyanın devasa sorunlarla, açmazlarla ve belirsizliklerle karşı karşıya kaldığı bir zaman diliminde Özal'ın Anıları'nı yayımlayarak siyaset ve ekonomi dünyamıza anlamlı bir katkıda bulunuyor. Barlas'ın kitabı, yabancı kaynaklarda Özal hakkında en fazla referans olarak başvurulan kitaplardan biri. Özal'lı Yıllar 1983-1987 Yavuz Donat Bilgi Yayınevi / Yavuz Donat'ın Vitrininden Dizisi "Özal'lı Yıllar", Yavuz Donat'ın Vitrin'inden dizisinin son kitabı. Donat, "Sandıktan İhtilale", "Buyruklu Demokrasi" ve "Özal'lı Yıllar" adlı bu üç kitapla, 1977'den, 1987 Eylülü başına değin ülkemizin siyasal görüntüsünü , yine 1987 notlarıyla renklendirerek çiziyor. -Rauf Tamer (Tercüman, 5.4. 1987)- 24 Ocak Yargılanıyor (İcraatın Dışından) 24 Ocağın Ekonomi Politiği Faik Y.Başbuğ Tekin Yayınevi İşte "24 Ocak" pastasından acı bir ziyafet. Ortadirek adlandırmalı müşteriler çokluğunda, tadsız düşündürücü ve sanki hep ağıt dolu... Bu yönlü ağırlıklarıyla, yazılanlar, izleyicileri çok ilginç bir senaryo kurgusunda, zengin Başbakan masalarından yoksullara bakımyurdu'na, piyango milyarderliği umudundan fahişeliğin ekonomik diyalektiğine taşıyacak içerikte. Konular, uzun bir dönemi içeren anı-günlük yaklaşımıyla izlenmeye çalışılmıştır. Bunun için de, özellikle "ihtilalin" ya da yerleşik deyimiyle "Kurtuluş Harekatının" bereketlendirdiği topraklarda, 24 Ocak ve mimarlarının icraatı yansız bir şekilde ele alınmış ve bu açıdan sistem bütünlüğü, kendi mantığı içinde özenle korunmak istenmiştir. YORUM Davut Bey ve Turgut Bey Hilmi Yavuz Zaman 27 Nisan 2001 Batılılaşma ya da Modernleşme girişimleri, Osmanlı entelektüellerini, Aydınlanma sonrasında Avrupa siyasal düşüncesiyle ilişki kurmaya götürmüştür; ama buna benzer bir ilişki Avrupa iktisat düşüncesiyle kurulamamıştır. Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim: Prof. Ahmet Güner Sayar, bırakınız Yeni Osmanlılar'ı Jön Türkler'in bile 'ne teorik iktisattan anladıklarını, ne de bizatihi iktisadi süreci anlayabildiklerini' öne sürmenin mümkün olmadığını bildirir; Adam Smith ve Ricardo'nun iktisadi fikirlerinin 'Yeni Osmanlıların teorik esaslarına kaynaklık ettiğini' öne süren Bernard Lewis'in bu iddiasının bir 'fanteziden öteye geçmediğini vurgular. Namık Kemal'in, Montesquieu ve J.J. Rousseau'nun siyasal teorilerinden etkilendiğini biliyoruz elbet; �bizzat Namık Kemal'in yazıları bu etkilenmeye tanıklık ediyor çünkü! Gelgelelim, Adam Smith ve Ricardo'nun iktisat teorilerinin Yeni Osmanlılar'ın iktisadi görüşlerine kaynaklık ettiği iddiasının dayanağı nedir? Ve bu iddia, niçin 'bir fanteziden öteye' geçememektedir? Prof. Dr. Şerif Mardin, 'Türkiye'de İktisadi Düşüncenin Gelişmesi' adlı kapsamlı makalesinde, 1838'de İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Baltalimanı anlaşmasının 'bütün hazırlık safhalarında ehemmiyetli bir rol' oynayan İngiliz Sefareti Başkatibi David Urquhart'tan söz ediyor. Prof. Mardin'in deyişiyle, 'Adam Smith'ten daha Adam Smith'çi' olan Urquhart, 'Adam Smith'in kaldırılmasını tavsiye ettiği devlet müdahalelerinden Türkiye'de hiçbirinin bulunmadığına ve binaenaleyh Türkiye'nin serbest ticaret için ideal bir ülke olduğuna' inanmaktaydı. Urquhart, bu düşüncelerini 1833'te yayımladığı 'Turkey and Its Ressources' adlı kitabında açıklamıştır. O yıllarda, yine İngiliz sefaretinde katip olarak görev yapan (Sir) Henry Layard'ın Autobiography and Letters'te yazdıklarına bakılırsa, Ahmet Vefik Efendi (Paşa) ile, 'Adam Smith ve Ricardo'nun eserlerindeki politik ekonomi konuları üzerinde' tartıştıkları anlaşılıyor. Urquhart üzerine kuşatıcı bir çalışma yapmış olan Prof. Taner Timur da, 'Osmanlı Çalışmaları'nda, onun İngiliz politikasında 'Rus tarafdarları'na karşı, 'Osmanlı tarafdarları'nı temsil ettiğini yazmıştır. Urquhart'a göre 'Osmanlı düzeni en geniş ölçüde özgür ticarete ve özgür sanayie dayanmakta, bu durum da yerel idarenin son derece özerk ve gelişmiş olmasına yol açmaktadır. Türkler, 'çürümüş Bizans aristokrasisinin', 'kalabalık ve zalim ruhban sınıfının', 'hor görülmeye layık hükümetinin haksız kanunlarının' ve özellikle de tekelleri işle 'mali idaresinin ve tahsildarlar ordusunun' tam anlamıyla ezdiği halka rahat bir nefes aldırmışlardır. Timur'un belirttiğine göre David Urquhart (Osmanlıların verdikleri adla, 'Davut Bey'!), Osmanlı Devleti'nde yerel idarelerin özerkliğinin, 'kökeni İslam hukukuna dayanan vergi sistemi sayesinde' gerçekleştiğini düşünmektedir: 'Gerçekten de Türkler dolaylı vergileri toptan reddederek ve mali sistemleri basit ve dolaysız bir vergi sistemine dayandırarak, ticaretin ve sanayinin son derece gelişmesine elverişli bir zemin hazırlamışlardır. Doğrudan vergiler, yerel idareleri geliştirmiş ve bu durum Müslüman olmayan reayanın da kendi kurumlarını korumalarına ve hatta, Avrupa'da sanılanın aksine, geliştirmelerine yol açmıştır.' Urquhart, Osmanlı sistemi analiz edilirken iki tip 'merkeziyetçilik'in birbirine karıştırılmaması gerektiğini hatırlatarak, Osmanlı'da siyasal merkeziyetçilikten söz edilebileceğini, ama idari merkeziyetçiliğin bulunmadığı görüşündedir. (Şerif Mardin, Urquhart'ın özellikle Rumeli'deki vergi sistemini yakından incelediğini ve bu vergilerin 'beledi teşekküller olan ayanlar tarafından tayini ve toplanması'nın Urquhart'ı çok etkilediğini bildirmektedir.) Kısaca Urquhart, Osmanlı iktisadi yapısının liberal bir iktisat konsepti bağlamında örgütlendiğini, devlet müdahalesinin (zannedilenin aksine) asgari düzeyde olduğu kanısındadır. Taner Timur da, Osmanlı toplumunda yerel yönetimlerin özerk konumuna yaptığı vurgu dolayısıyla Urquhart'ın fikirlerinin günümüzde moda olan 'Osmanlı'da sivil toplum yok!' iddialarına uzak düştüğünü söylüyor. Osmanlı 'sivil toplum'unu, Urquhart'ın 'Türk ilkeleri' adını verdiği ilkelere dayandırabiliriz: Pazar ve ticaret özgürlüğü, sultanın keyfî vergi koyamaması, yerel geleneklere saygı, dini kurumların özerkliğini koruma, gayrimüslimlerin inanç özgürlüklerinin teminat altında bulunması... Bu durum, Prof. Timur'un haklı olarak belirttiği gibi, Osmanlı'nın 'modernist' potansiyelini gösterir. Urquhart'ın 'Yeni Osmanlılar'la olan ilişkisi, özellikle 'sarıklı ihtilalci' Ali Suavi'de görülür. Hüseyin Çelik, 'Ali Suavi ve Dönemi'nde, 'Suavi, Urquhart'ta adeta kendisini bulmuştur' der. 'Çünkü o, Urquhart'ın söylediklerini, küçük nüanslar dışında bir ömür boyu söylemiş adam'dır. Çelik şunları yazıyor: 'Suavi de Urquhart gibi, İslam'ın Hıristiyanlık'tan farklı olarak, bütün çağların ihtiyacına en modern şekilde cevap verecek bir din olduğuna inanıyordu.' Nitekim Urquhart'ın Sultan Abdülaziz'e gönderdiği bir mektupta, Osmanlıların 'ancak ve ancak, geçmişte olduğu gibi Kur'an�ı Kerim'in hükümlerine tam uyarak yaşayabileceğini' bildirdiği de biliniyor. David Urquhart ya da Davut Bey, Adam Smith'ten daha adam Smith'çi olduğu kadar, Osmanlı'dan daha Osmanlıcı olarak yadırganmış, hatta bizzat İngiliz hükümeti ve elbette Dışişleri Bakanı Lord Palmerston tarafından dışlanmıştır. Urquhart, İngiltere'nin Osmanlı ile olan ticari ilişkilerini geliştirmesi için çalışıyordu; �Lord Palmerston ise, Rusya ile! Ama maalesef, Ali Suavi dışında Yeni Osmanlılar'ın Davut Bey'i ciddiye aldıklarına dair bir tanıklık yoktur. İngilizler de ciddiye almamışlardır Urquhart'ı... Kimilerine göre 'acayip', 'egzantrik' ve 'megolaman'dır, kimilerine göreyse 'yarı deli!' Prof. Mardin bile, 'Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu'nda Urquhart'ın hissi egzotizmi'nden söz etmekten kendini alamamıştır. Dolayısıyla, Adam Smith ve Ricardo'nun görüşlerinin Urquhart gibi 'acayip' biri aracılığıyla dolaşıma sokulmasının Osmanlı entelijansiyası tarafından 'fantezi' olarak kabul edilmesine şaşmamak gerekir... Davut Bey'in Osmanlı toplumunun modernist potansiyeline ilişkin değerlendirmelerinin Yeni Osmanlılar'ın ya da Jön Türkler'in fikirleri üzerinde etkin olmayışını anlamak mümkün de, bu düşüncelerin belli ölçekte değerlendirilebilmeleri için Turgut Bey'in iktidara gelmesini beklemek? İşte bunu anlamak mümkün değil! Hem siyasi hem de iktisadi anlamda gerçek 'Modernleşme' ya da 'Batılılaşma', bütün sancıları, problemleri ve elbette hatalarıyla, Osmanlı'nın modernist potansiyelinin farkında olan Turgut Bey'le başlamıştır çünkü... |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:43 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.