www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Cevat Çeştepe (https://www.cakal.net/showthread.php?t=133259)

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:28 AM

İlk günleri beklerken, son gün

Kırılan son oyuncaktı o,
Çocuk gözlerimle gördüğüm.
Açılmayan bir kapıdan
Eli şekersiz döndüğüm.
Sonra bir veda gibi,
sonralara gittim.
Uçurtmasız gökyüzlerine
Rengi Uçurtmaya benzer
kuşaklar çizdim,
Çocuk gözlerimden boşalan
Her yağmurun ardından.

Bir cumartesi;
Gece yarısı idi.
Meleksiz avlularda
Şeytanlarla zar attım.
Kazandım.
Karşılığında,
Tüm gökyüzünü bırakıp bir yana
Saman yolunu aldım.
Bir de günlerden Pazar’ı.

Bilir misiniz?
Pazar, haftanın en yaşlı
En yerinden kalkmaz
ve bembeyaz saçlı
Günüdür.

Birazdan kapımı güneş çalacak,
Samanyolu, kalkıp avuçlarımdan
Kapıyı açacak.
ve içeri haftanın yedi günü dolacak

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:28 AM

İlk heyecan, yeniden

nereden başlamalı,
o ince ayarı elden bırakmadan.
önce tozunu alıp duvardaki resimlerin,
sonra içeriyi bir güzel havalandırmalı.
sil baştan diyorsan eğer her şey için,
takvimden bir yaprak daha koparıp
saatleri yeniden ayarlamalı.
ilk merhaba alabildiğine karanfil kokmalı.....

heyecan gecenin karanlığından değil,
yakıcı açlığından beslenmeli gün ışığının.
ve tam kalbinin üstünde duymalısın
o coşkulu ritmini,sevdanın yürek atışlarının.
ellerin yeniden terlemeli
ve soluğun alabildiğine yangın kokmalı.....
işte buradan başlayabilirsin
o ince ayarı elden bırakmadan.

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:28 AM

İlk kar yağarken

sen düş koy istersen adını,
gördüğün bu resmin.
ben 'bu sabah' diyeceğim,
tadına baktım ilk kez,
ellerimin üşümesinin.
ne bir lokma taze simit,
ne de bir yudum demli çay
dışarıda sulu sepken yağan kar
ve içimde sesini duymadıkça artan
cenderelerde ağır sıkılan bir yürek var.
işte nesini sevmiyorsun dersen İstanbul un
böyle elinde kışkırtıcı bir hançer ile dolaşmasını
ve üstünü hiç dinmeyecek yağmurlarla doldurması
şemsiye gibi başımın üstünde dolaşan bulutun.
sen düş koy istersen adını, gördüğün bu resmin.
benim canım istemiyor, bir şey söylemeyeceğim.

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:28 AM

İlk satırları bir öykünün

açılmayan sandıktan biten bir öykünün
bir parça öfke ve bir parça acı
ve hiç dinmeyecek sızısı yükseliyor.
gidip çok uzaklarda bulut oluyor
gölgesi denizlerin üzerine düşüyor.
……….
bir pencerenin önündeyim vakit akşam.
dolu bir sarhoşluk gibi yürek yorgunu
hiç bir şey görmüyorum nereye baksam.
can sıkıntısı yani, küreksiz bir kayık
ve dümeni kilitli bir gemi pupa yelken.
yüreğim dökülmüş masanın üzerine,
onu bırakmışlar açık denizlere giderken.
daha çok vursam kendimi rakının dibine
biliyorum son yakamozlarda kaçacak,
tam ay doğarken avuç içlerime…..
………….
sonra bir silah sesi geldi sanki uzaktan,
çok uzaklardan, bir konak avlusundan.
ve en ağır faturası, ödenmemiş hesapların.
bir faili meçhul cinayet gibi, sokaklardan.
………….
neden kokmaz bu güller böyle sıcaktan mı
yoksa bir fırtına geçti derken diğerinden mi.
neden zümrüt gibi parlamaz yeşil çimenler
ve bütün güneşler bir aradayken
neden hiç aydınlanmaz yürekler.
karşıdaki dağlarda, huzursuz bir kalabalık.
bakıyoruz ki deniz bildiğimiz deniz
ama rengi tutmamış sanki biraz bulanık.
…………
sonra sıcak mevsimlerin sıcak öyküsü
bembeyaz şarap gibi sakin ve keyifli
ve adımlanan her yer bildik sokaklar sanki.
koyu renkli ihanet burada da gösterir kendini.
ve rüzgar eski bir hastane odasına eser
yanlış bir yangın yanar hiç olmayacak yerden.
…………
o bildiğimiz türküler yazılıyor satır başlarına.
ilk dizesi pencereden ağıt olup yükselirken
sazın teli benim ellerimde çalıyor.
ve karşılıklı bir dost gecesinin üzerine
nokta nokta, yıldız yıldız düşmeye başlıyor.
…………..
açılmayan sandıktan biten bir öykünün
tüm kırıntılarını yel alıp, rüzgar üflüyor.
bir başka bulut oluyor, içinde neler saklı.
gelip gözlerimin üstüne vuruyor gölgesini
gelip gözlerimi ayırmadığım gözlerinin
üstüne vuruyor gölgesini.
sonra bir başka öykünün ilk satırları yazılıyor.
belki senin öyle okuduğun, benim öyle anladığım.

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:28 AM

İntihar koşulları

kesilmiş ayaklarım bileklerimden,
yürüyemiyorum, adımım yok, adımsızım.
tüketmişim en yürekli sevdalarımı,
sevişemiyorum, kadınım yok, kadınsızım.

öfkem çığlık olup nöbet tutuyor kapılarımda.
ay ışığı, gökkuşağı ve tüm yıldızlarımda.
aydınlık bırakmış yerini karanlıklara,
göremiyorum, yarınım yok, yarınsızım.

hani nerede dersen ilk gençlik günleri,
hani nerede dersen geçmiş yaz öyküleri.
inan hiçbir şey bilmiyorum, hiçbir yerdeyim.
yaşayamıyorum, yaşamım yok, yaşamsızım

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:28 AM

İpte sallandırma cezası

hain bir darağacıdır,
sevgiyi ve güneşi sallandırır yağlı kaytanında
abdestsiz cellatlarıyla.

ferman ölüm rengidir,
kefen boyundan ne bir adım yukarı, ne bir adım sola
bir ayağı kırık sehpa.

küçüklük ellerimizin oyunlarına hiç benzemiyordu
ne güzeldi her adam asmaca, bir puan veriyordu.
rahat uykularımız, pastel rüyalarımızı getiriyordu.

sahi bilseydik daha o günlerde bir gün ipe çekileceğimizi
kendir tohumları arasından güneşi son kez göreceğimizi.
en çılgın dudaklarımızla öper miydik sevgililerimizi

yanlış bir noktadır,
cümlenin en yaşam kıvamında ve heyecanında
kör tutmuş kafalarıyla.

dikenli bir avlu içidir,
güneş aydınlığının üstüne bulut örtülü dolunayla
sansar boğazlamasıyla.

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:29 AM

İskeleden

ve her damlası denizin
dalga olup başka sahillere vuruyordu.
ve bütün dalgaları denizin
gemicinin elleri, miçonun gözleri,
renginde kokuyordu.
palamarlardan filiz veren kendir dallarında,
el sallayıp giden
ve bir daha hiç geri dönmeyen
binlerce geminin dudak izleri açıyordu.
ve mevsim bahardan kışa
yağmurlu bir akşam üstü gibi iniyordu.

iskelelerin ağır babaları,
göz ucu limanlarının oynak dubalarına
yan gözle bile bakmadan
yalnızlık aryalarının ortak seslerinde,
devirsiz bir makinenin motoru gibi
sevişiyor ya da sevişiyor gibi
yapıyorlardı.

iskeleden uzaklara iç sıkıntılı bir çift göz;
ne kadar uzak ve ne kadar yalnız,
ne kadar isyan dolu ve ayaklarda,
ve ne kadar bastırılmış öfke gibi sus-pus
bakarsa baksın
başka hiçbir şey görmüyordu.

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:30 AM

İstanbul'da hikaye-i aşk

“ne vapurlar geçerdi gözlerimizin önünden
ilki senin olsun, arkadan gelen benim dediğimiz …
sonra vazgeçip, bir sandalda beraber kürek çektiğimiz
ne vapurlar geçerdi gözlerimizin önünden
isimlerini bilmediğimiz, hiç görmediğimiz …”

iskele poyrazı desem değil ,
bulutlar havada sanki başka bir la comparsita ….
sayamadık hiç, kaç damlası düştü yağmurun saçlarımıza
biliyoruz ki attığımız her adımın altında bir başka yaprak
soğuktan donmuş avuç içlerimizde bir uzun çizgi gibi akarak
lodosa estirecekler İstanbul’u, içimiz çok tuhaf olacak.



“ne martılar uçardı başlarımızın üstünden
bir kanatlarına işte biz, diğerlerine aşk dediğimiz...
sarılıp bulutların kenarına üzerine güneşler serdiğimiz
ne martılar geçerdi yüreğimizin içinden
çığlıklarını dinlediğimiz, çok sevdiğimiz …”

akşamın panayırı desem değil,
balıklar karaya vurmuş, lezzet başka sofralarda ….
umur dışında kalmış kedileri, açlığa doydukları sokaklarda
gözlerimizin içine alıp öyle seviyoruz, ellerimiz ulaşmasa da
yürekler turfanda, tezgahlar en pahalıya açmış çiçeklerini
ellerde güğüm, ince belli sevdalar olmuş İstanbul’un gözleri.



“ne dalgalar geçerdi ayaklarımızın altından
yosun yeşiline sen, okyanus mavisine ben dediğimiz ….
alıp elimize bir dal parçası her damlasına ayrı şiirler dizdiğimiz
ne dalgalar geçerdi ayaklarımızın altından
köpüklerinde seviştiğimiz, su gibi içtiğimiz ….”

şimdi ayrılmanın vakti desem değil,
biz biliyoruz şehirler nasıl bozulur güneş doğduğunda ….
ama İstanbul olunca başka yazılıyor isimler camdaki buharlara
onun için bu ayrılıklar, merhaba demektir yeni kavuşmalara
haydi vakit tamam, vapur altı lodos, üstü martı, hepsi sen
bir İstanbul gecesinde seni baştan sona yeniden okuyabilsem.

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:30 AM

İstanbul'da ıslanmak şiiri

de Ki; ayak izlerimizi
yosun yeşili
çakıl taşlarının arasına sakladık.
de ki;
yürek izlerimizi;
adım adım İstanbul denizinde ıslattık.
alnımıza düşen ilk yağmur damlasıydık
saklanmıştı kız kulesini içine
de ki; onu yakaladık .

vapur bacasından kanatlarına is bulanmış bir martı
kız kulesinin gölgesinin düştüğü sularda yıkıyor kanadını.


de ki; gözlerimizi
deniz mavisi
yüreklerimizin bulutuna sakladık
de ki;
yüreklerimizin mavisini
kimselere görünmeden ve sırılsıklam
İstanbul olup sokak sokak adımladık.
de ki;
ağır bir sıkıntı vardı
duvar taşları yalnızlıkları konuşuyordu.
bizim gözlerimiz kapalıydı,
açıversek, gökyüzü patlayacaktı.
açmıyorduk gözlerimizi
yalnızlıklara meydan okuyorduk.
de ki; kan-ter içinde

güneşin doğduğu yöne bakan odamızda sevişiyorduk.
bütün baharlara ve gelmeyecek vapurlara
meydan okuyorduk.

de ki; sırılsıklamdık
erken bir devri alemin geç kalınmış hali gibi.
de ki; zamanı tanımıyorduk
hadi anlat bana, şimdi saat kaç …

Cevat Çeştepe

GooD aNd EvıL 08-13-2008 09:30 AM

İstanbul'dum ağlıyordum

Siyah-beyaz fotoğraflardan fırladım.
İstanbul’dum.
Kar yağıyordu, inceden.
Bir tramvay son seferinde
parçaladı beynimi
Hiç görmediğim o köşeden
Nasıl çıktı birden,
anlamadım.
Canım çok acıdı.
Oturup ağladım.
Rengi kırmızıydı vatmanın.

Arkası görünmüyordu, çok karanlıktı.
İstanbul’dum
Yolsuzluk ve cinayet kokuyordum
Ağırdı.,
Son kepenkler
Kolay kapanmıyordu.
Siren gibi doluyordu
Kulağıma sesler
Yanık bir türküydü.

Duman sıcağa esiyordu, havada zemheri
İstanbul’dum
İki yakamın arasında
buz adasıydım.
Ciğerleri patlıyordu lüferlerin.
Beyaz örtü üstünde kadehler
Boşuna bekliyordu.
Acıkmıştım.
Bıraksalar elimi -kolumu
sevgimin gözbebekleri
Hiçbir şeye aldırmadan
camı çerçeveyi
indirecektim.

Bir daha nerede bulup seni, sesini
Vatansız bir yalnızlık gibi
İstanbul’dum
Diyecektim.
Bir daha ben olmayacaktım
Sen,
Eskisi gibi gülebilsen
İstanbul olarak
Sonsuzluk cezanı çekecektin hücrende
Boşuna intiharlara
Hiç zorlamadan kendini.

Cevat Çeştepe


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:23 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.