![]() |
Korkuyorum
korkuyorum pranga mahkumu olmaktan. korkuyorum, cezasız bir suç adına bin tutkuyla sıkıştığım aralıkta gözlerim tavanda, sırt üstü yatmaktan. korkuyorum, sakladığın yerdeki anahtarı bir daha hiçbir yerde bulamamaktan. korkuyorum sana daha yakın yorulmaktan. korkuyorum, soluğuna bir adım daha soluk verecek kadar yaklaşıp yanına sarılarak tüm varlığımla, soluksuz kalmaktan. korkuyorum, tattığım kokusuyla teninin sana prangalı bir mahkum olmaktan. korkuyorum ayrı dünyaların aynı hücresinde, seninle eşit mahkumiyetin cezası olmaktan. ellerinle üzerime çektiğin perdenin ter döküp sıcağında korkuyorum bir daha çıkamamaktan aydınlığa. korkuyorum doğurduğun çocukları unutarak her gece yeniden gebe kalmandan, ve her sabah yeniden beni doğurmandan. korkuyorum, korktuklarımı sahipsiz bırakıp, seni dönüşsüz yollarda yeniden yaşatmaktan. Cevat Çeştepe |
Korkuyu kovarken sen olmayacaksın
bir kapının açıldığını duymak. ya da bir pencerede ışığın yandığını. ağacının dallarında beslediğin güvercinlerin her gece yatmadan, okşamak kanatlarını. açık bırakıp gökyüzünün tüm kapılarını onlar çok eskide kaldı dememek hiçbir şeye umut saklamak, geceye rağmen,geceye. ne kadar sığarsa o kadar düş ….., her gece kaybolduğun gecenin içine. korku atomları böyle parçalanır bir tanem. gözünün gördüğüne kapatmayacak gözünü, seveceksin içine çektiğin her kokudaki kokuyu, duyduğun ses doğrultmalı seni durduğun yerde karınca geçse önünden, merhaba demelisin. korku işte böyle sökülüp atılır yürekten. geceye rağmen gecenin içinden. korkuyu kovacaksan geceyi bekleyeceksin. senin olmadığın zamanları yani yanı başında. sensizliğe seninle karşı koyabildiğin. işte o zamanlarda en okkalı yanındasın yaşamın farkında mısın? korkuyu kovarken içinden,seni bekleyeceksin. Yapabilecek misin? Cevat Çeştepe |
Kömür karası / ömür yarası
parmaklarımın arasında son sigara ciğerim çekiyor, bende suç yok. inan canım şimdi dört yanım grizu derin çizgilerimde kömür karası kömür karası gözlerin geliyor aklıma / grizu dört yanımda birden patlayınca bir yemek molası var şimdi sırada oysa aç değilim ki ben karnım tok senin gibi, açlığımda kaldı yukarıda hiç saymadım inan, inerken merdivenleri ölmeden girmek bu demek mi mezara / gözlerim gözünü görmeyince karanlıkta Cevat Çeştepe |
Kör milat
dünya dönüyor ısrarı sürüyorsa hala bugünlerde de Galileo’nun yapacak hiç bir şeyi kalmıyor engizisyonun … bir sabah uyandım ki kör olmuşum, görmüyorum … yastığına elimi atıyorum, içimde bir korku, bir telaş yokluğunla çığlık gibi kucaklaşıyorum. ellerim ter içinde, yüreğimde kan damlası yazacağım son şiirin, takılı kalmış kalemimde son satırı. bir sabah uyandım ki sen yoksun mendirekler hala koparıyorsa dalgaları birbirinden sen hangi gemiye binip kaçtın bu denizlerden. bir sabah uyandım ki kör olmuşum, duymuyorum … çoktan geçmiş olmalı yelkovan yirmisi akrebin sekizini zamansızlığın ilk adımlarını yaşıyorum. neden gelmedi hala bakkal çırağının sesi nasılda bekliyordum manşetteki batan geminin haberini. bir sabah uyandım ki sen gitmiştin martılar son kırıntılar için çırparken ilk kanatlarını denizlere dubasız gömmüştün tüm yaşadıklarını. ......... atsam yüreğimle beynimi aynı anda aşağı çıkıp bu şehrin en yüksek kulesine düşeceklerini sanmıyorum ikisinin de, yeryüzüne … bir sabah uyandım ki kör olmuşum, düşünemiyorum … puansız sıralamalar içindeyim, kaybolmuş öncelikler kapalı potamın erime noktasında donuyorum. hangi tarafı daha keskin parlıyorsa elimdeki bıçağın beynimdeki her hücreyi onunla kesip şimdi boşaltacağım. bir sabah uyandım ki sen hiç olmamıştın toplasan bilirdim yastıkta kalan saçının son tellerini ve açardın pencereyi alırdın içeri sabah yellerini. bir sabah uyandım ki kör olmuşum, yaşamıyorum … vazgeçmiş dünya dönmekten, ay saklanıyor yıldızlardan yüzüme basan ateşin renginden anlıyorum. güneşi çakıyorlar gökyüzüne ellerinde paslı çiviler sanki yeryüzü yeniden doğacak, bunu bilenler iyi bilirler. bir sabah uyandım ki sen ağlıyordun yada bir çocuk sesi gibi yeni düşüyordun ana rahmine ne dersin yavaşça açayım mı gözlerimi bakmak için gözlerine. Cevat Çeştepe |
Körlere yenildik bu düelloda
zincirler en paslı yerlerinden parçalandı. bir zamansız tahliye oldu bütün gemiler filikalar bile inemeden yerlerinden korkunun en derin mezarına gömüldüler. bitti tüm sahil oyunları hepsi birden, oysa ne güzel gidiyordu bindiğimiz atlar. kemik apoletlerdi itibarlarımız yerli yerinde, ve yüzlerimiz daima dönüktü güneşe. çok az kalmıştı, briyantin kokularımız buzul derinliklerinden çıkıp yayılacaktı gökyüzüne. şık olacaktık, ne güzel bir rüyaydı. zarafet nakışlarına işlenecektik en güzel salonların. hiç kimseye tepeden bakmadan yanımıza çekecektik herkesi tutup kolundan. beceremedik tutmayı dünyayı, kaçırdık avuçlarımızdan Cevat Çeştepe |
Kötü şarapçı
şarap yüklü bir adam, iskele sokağında ve kaldırım suratlı. karanlık binaların cephelerinden doyurur karnını. sarhoşluğu taka poyrazıdır hep saçlarından üşür. izmaritler altın vuruş bir nefes az çekene bin ağdalı selam ciğerlerinden ağır vurgun yemiş nikotinli balgam. ama yüreğinde yürek saklıdır hep orasından ölür. Cevat Çeştepe |
Kum masalı
beni bu sularda arama, çoktan vurdum sahile şimdi ince elekten geçmiş bir kum tanesiyim. gözlerimde en ince bellisinden, bin deniz kızı vazgeçmişim her şeyden, onların peşindeyim. ne güneşin batışı umurumda ne de bulutun kızılı nereden bulaştı bu ağır yangına, nereden yüreğim hiç aklımdan çıkmıyor, sanki hepsi alnımda yazılı kum tanelerine saklanmış bir denizin bin kızı. şimdi en kötüsü yakalanmak olur hafif bir rüzgara dinlediğim bütün masallar kum tanesi olur, gözüme kaçar düşlerim ölür. Cevat Çeştepe |
Kum saati
kum saatimin kadranında kristallerdin zaman ışıldardı bir başka türlü, çeşm-i bülbül gibi yanardın, dönerdin … hiçbir zaman saat başı olmaz buçuklara kanaviçende renk vermezdin . tığ olur yazılırdı ellerinden her desende adın, yüreğime işlenirken kum saatinin kadranında başımdan aşağı sevda olur dökülürdün her damlanda bir düşü yeniden gördürürdün. yüreğim seninle dopdolu bütün zamanlara, zaman aşımı olurdu çeşm-i bülbül gibi yanardın, dönerdin … hiçbir zaman saat başı olmaz buçuklara kanaviçende renk vermezdin . tığ olur yazılırdı ellerinden her desende adın, yüreğime işlenirken kum saatinin kadranında başımdan aşağı sevda olur dökülürdün her damlanda bir düşü yeniden gördürürdün. yüreğim seninle dopdolu bütün zamanlara, zaman aşımı olurdu Cevat Çeştepe |
Kurtlar sadece toprağı kemirdi
zaman hiçbir şeyin unutulacağı zaman değildi şimdi. gölgesiz ve tanrısız birer ölüm gibi yapışmıştım asfalta. her şey ne kadar da farklı gelişiyordu umduğumdan. aklımın köşesinden bile geçmedi ayakkabılarımı giymek. ayaklarımın toprakla sevişmesini seyrettim sadece, isterik ve susuzluktan gözbebekleri kurumuş gözlerimle. gizli ve tanımadık seslerden fırlayıp gelen o oratoryoyu, yüksek ağaç dallarında bestelenmiş duygumun en yoksulu, kibirli ve dondurulmuş toprak kokusu gibi dinledim sadece. düşen hiçbir yaprağa başımı çevirip merhaba demeden. kaçını tanıyordum bir akşamın anoson kokusunda, içlerinden aklıma getirmeden, o ağaç kabuğuna yazılı harflerde kaldım. kör bıçaktım sonuçta, firarım eğik başla yürümek üstüneydi. nereye gideceğim, hangi sularda yıkanacağım önemli değildi. aklımda binbir fişeğin ışıltısı, zor olan işte bunun gibi bir şeydi. Cevat Çeştepe |
Kuru yaprak ağıdı
ben hastayım canım mevsimim geçti. tüylenmiş bir kurtçuk kemirdi içimi yedi bitirdi. o son yağmurda fena vurdu hani hepsi üst üste geldi. belki üç gün daha hadi iki sabah içebilseydim güneşi sıcaklığından belki dayanabilirdim dalımdan hiç kopmadan. “şimdi ormanda yada bir ağacın gölgesinde dinlemek lazım attığın her adımda çıkan ince ve kurumuş çaresizliğin melodisini. elinde bir ayna gibi, seyrederken içindeki resmi.” Cevat Çeştepe |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:50 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.