![]() |
Sevgiye Koş
İlahi gücün Sevgiyle yoğurduğu Bedenlerde Bireysel olarak yaşanan En hassas duygu Aşk; Tutkunun sevgiyle Kırıtmasından doğan Yakan kırmızıyla Yaşayabiliyorsan eğer Her an sevgililer gününü Şu dünyada İçen yoktur senden başka Mutluluk şerbeti Yaşamadıysan Ve yaşayamıyorsan İşte o zaman Fırtınalar esen Bomboş yüreğini Zaptetmek için bedeninde Koş, sevginin arkasından Koş ki vakit varken Doyumsuz tadına varasın Aşkın Hazların en güzelini Yudumla hayat sofrasından Al eline sevgi anahtarını Açılsın kapılar birer birer Koş Sevdaya koş AŞK’a koş Sevgiyle insana koş Aç kollarını Sar sinene Giy ateşten gömleği Yansan da koş Sığın yaratana sev. |
Seviyorum
Aynalara koşmadan Yaşarım kendi kendimle Tüm zamanlar benim nasılsa Bayılırım sinemaya, tiyatroya Arkadaşlarım var birkaç tane Vakit geçiririz gün içinde birlikte Yorulunca güneş, damlar gözlerinden uyku Çökmeye başlar alaca karanlık yer yüzüne Bekler beni evim Evde geçer vaktimin çoğu Beslerim ruhumu müzikle Kah dans eder, kah spor yaparım eşliğinde Hüzünlenirim bazı bazı melodilerle Oturur şiir yazarım aşka dair Yalnızca aşka değil ha konu bol nasılsa Okurum kitap sayfalarca Başucumda okunmayı bekleyen kitaplarım var Eser özgür rüzgarlar başımda Köstek olacak ne karışan var Ne de sıralanmış akıl hocaları Bir anam,bir babam ve iki kardeşim Elbette ki iki de yeğenim Yaparım türlü çeşit pasta, börek Laf aramızda pek de güzel olur Paylaşırım dostlarla,ailemle,komşularımla Geçmiş günlerin düşüncesinde Plan yaparım geleceğe dair Yalnız kendim için değil Dünyaya merhaba demiş Bütün çocuklar için çalışırım şevkle Sıkıldığında canım Kucak açar cennet yatağım Sarar sarı papatyalı yorganım Gömülür başım yumuşak yastığa Dalar tatlı rüyalara gözlerim Gel keyfim gel mesti şahane Koşarım cennet bahçesinde Doğar her sabah umutla güneş Aldığım her soluk,çiçeklenir yüreğimde Hissediyorum güneşin sıcağını,karın soğuğunu Elim ayağım tutuyor çok şükür Seviyorum, seviyorum yaşamayı Seviyorum kendimi. Bencil de değilim Yaratandan ötürü severim herkesi İnsanları, türlü çeşit hayvanları Doğa aşığıyım,yalnızlığa da Aslında mutluyum Küsmem hiçbir zaman yaşama Sabit kalemle imzaladım sevgi antlaşmasını Şu fani üç günlük dünyada Derim herkes yakalamalı Hayat denen kısacık ömürde İster yalnız, ister sevdikleriyle mutluluğu, Hayatın ucuna tutunmalı sıkı sıkı Becerebilmeli gülmeyi,inadına gülmeli İnadına sevmeli ve severek yaşamalı |
Sevtap Sevim/ Kalk Yerinden (çocuklar ağlamasın)
Kalk Yerinden(Çoçuklar Ağlamasın) .... Sevmekle baslar yaşam Önce Yaradanı sever insan Bir böceği,bir çiçeği, Bir kediyi bile severken Kaliteli olsun yaşam İnsan kendine yaşamdan pay biçerse Yaşamda yerini doğru çizerse Sevmenin tadına varırmış. Dilde olmazmış sevmek, Yürekten gelirmiş Ataya,dosta,sevgiliye,kardeşe Yanında olurmuş en zor günlerinde Beklemezmiş gel yanıma desin diye Al elimi dermiş her seferinde El uzatılırmış muhtacım diyene Komşunun aç kaldığı yerde Oruç tutsan helal olmazmış Namaza dursan beş vakit Camilere gitsen her Cuma da Oruçlu olsan onbir ayın sultanında Dile karışırsa helal olmayan heceler Nafile edersin duanı Yol Rabbim in yoludur Göz Rabbim de Yürek atışı helal lokmadan geçermiş Yürek atışı helal sözden geçermiş Uzak yerlerde üşüyen çoçuklar potinsiz gezermiş Ağlarmşþ bir çocuk annesinin eteğinde Bir lokma ekmek için Dolaşırmış çöplüklerde, Taşı kaynatan nineyi anlatan hikayeyi Anımsarsa insanlık yeni baştan dogar Kalk oturduğun yerden Yolun yol değil Karnın doyduysa Allah'ın yolunda sözün doğruysa Bugün o gündür Kalk oturduğun yerden Rabbim den af dile Zor gününde yanıbaşında Bir kırlanıç biterse, Al yanına beraber uçun doğrunun yolunda Çift uçar kırlangıçlar Seninle ağlayan çoçukların yurduna Anam ağlar babam ağlar Dostlar yanıbaşımda çiçek açar Kardelen olurum,açarım gönüllerde yagarken kar Başka çiçek bilmem,gözyaşımı akıtmam yabana Umut olurum her yeni günde çiçeklerim yeniden açar Benim gönlümde güneş çocuklarla doğar Sakın unutmayın çocukları Kar geliyor kapatacak yolları Bir yudum ekmeğe bile öylesine muhtaçlarki Van da,Urfa da,Elazğ da Bir sokak ötede evinin yanıbaşında Ağlar annesinin omzunda bir çocuk Akarken çatıdan yağmur damlaları Gönlünü gönder,bir ufacık battaniyen yok mu Bırak boş işleri Kalk yerinden bir postalık para yeter Ayların Sultanındayız Çocuklar aç kalmış, Ataları bir kalem bile alamamış Zor günde yaşam örnekleriyle dolmuş taşmış Paranı,pulunu vaktini iki lakırtıya harcarsın Oruç,namaz diye hayrırız Yapalım hepsini birden Elden öte kendimize Doğruları getirelim evrende Öğretelim önce kalbimize Af dileyelim yanlışlar için Rabbime Kalk yerinden Bak karşý da bir çoçuk ağlıyor Mardin de,Hakkari de İstanbul un varoşlarında El verin sussun çoçuklar Aç kalmasın insanlar. Ayların Sultanındayız Boşa geçirilen zamanda Namaz kılıp,oruç tutsan da Doğrudan şaştınsa Sık silahını yalana yada ruhuna Yolun açık doğru sözde Namusun doğru sözde Güzel kalpte Allah verir aman dileyenlere Af dile Gerisi nafile Rabbim duyar sesini...! ! ! Ona sığın. Unutma çok uzakta evladın gibi Bir çocuk ağlý yor akan çatının altında Ya ağlayan evladın olursa? Başka ana baba sana koşmaz da Sormaz mı evladın,neredeydin, Ey baba,ey ana? ? Lakırtılarla gün doldurdunsa Bak o çocuk; Aç karnında zoraki oruçta Kalk yerinden Zaman geldi Haydi.. Uzat Elini... Kendine bekleme Sen uzat ki Uzansin sana eller Namını eller değil Rabbim duysun Namusunu eller değil Rabbim bilsin Şanını eller değil ağlayan çocuk yüceltsin Haydi ne duruyorsun? Dilden suya aksın doğrular Zor günde kucaklansın dostlar,çoçuklar Edilsin dualar Kalk yerinden Ağlayan çoçuk susmalı Duyun Eller,Payeniz iki lakırtıya değil Çocuklara olmalı Bin veren Rabbim için Bir doğru yolu açmalı Çünkü bu ay ayların Sultarı Ramazan-ı Şerif.. Hoşgelmiş Doğdu yol için,doğru söz için Affeylemek Yardım elini uzatmak için Sizlere,bizlere birer dua almak için Çok uzaklardan gelmiş Haydi kalk yerinden İki lafla peynir gemisi yürümez İki kelam Rabbim e gelmez İstersen Orucunu tut,namazını ki Ama önce Aç olanları doyur Yalanlarını kilitle Kaf Dağý na Gitmeli ağlayan çocukların ataların yurduna Çocuklar ağlamasın! ! ! Bir tek gözyaşını silerek bile alalım birer dua. Hayredelim,hoşgeldin diyelim Ramazan a... Velakin bunların hiç tüketmeyelim diğer aylarda da! ! ! Sevtap Sevim Meral Yağcıoğlu |
Seyahatnamem/Yazı
Alternatif Tatil önerilir........ GÜNEYDOĞU’YA SEYAHAT Yolculuğumuz gece başladı.Ankara,Pozantı üzerinden gidiyoruz. Toros Dağları dört bir yanımız kapladı.Bolkar Dağlarından beslenen Çifte han kaplıcalarının dağın eteklerinde yapılanmış tesislerinde konakladık.Şeker pınar kaynak sularını geçerek Pozantı’ ya yol alıyoruz.Tekir yaylasında temiz oksijeni bol hava ciğerlerimizi bayram ettirdi.Deniz seviyesinden 1.200 metre yükseklikteki çam ağaçları kaplı tepelerden geçiyoruz. Hava çok sıcak değil yağmur çiseliyor.Gülek boğazını geçip Tarsus’ a vardık. Artık insan oğlunun tarihinin yazıldığı ilk yerleşim yerlerindeyiz.Tarsus Hıristiyan aleminin en önemli yerlerinden biridir.Aziz Jean Poll burada doğmuştur.Tarsus’ta şelalenin serinliğinde kiremitte alabalık yedik.tadına doyamadık.Cleopatra kapısı ve Eshab-ı Kefh(mağara arkadaşları) gezilerini yaptık.Kraldan kaçan 7 arkadaş ve yol göstericinin sığındığı mağarada 309 yıl uyuduktan sonra mağaradan çıkıp ekmek almak isteyince verdiği paranın geçerli olmadığını görüp tanrıya yalvarıp bizi bu kadar yıl uyuttun bundan sonra da insanlarla karşılaştırma diyorlar ve tanrı tarafından yukarı alındıkları söylenir.Dağın eteğinde yer alan ilginç mağarayı gezdik.Gezimizin ilk günü çok yorulmuştuk. Mersin’deki otelimize doğru yol aldık. Mersin çok bakımlı temiz bir şehir.Türkiye’nin geliri fazla gideri az olan sayılı şehirlerinden birisi. Kahvaltıdan sonra heyecanla yola koyulduk Erdemli kasabasında bir tarafı dağın eteklerinde kalmış tarihi yıkıntılar bir tarafta deniz alabildiğine uzanıyordu.Astım mağarasına gittik.sarkıt ve dikitlerin cilveleştiği bazı yerde kavuşup öpüştüğü çok ilginç oluşumları hayranlıkla izledik.Çok zor nefes alıyorduk her halde astımlı olmadığımızdan. Silifke de Cennet ve cehennem obruklarına (yer altı mağarasının üstü ağır basınca çökmesinden oluşan çukurlar) vardık.Cehennem 128 metre derinlikte sarp kayaların çevrelediği korkunç çukur.aşağı inmemize izin verilmedi.ancak dağcı olmak gerekliymiş.Eğer cehennem böyleyse vay halimize diye iç çektik.Cennet 423 basamaktan oluşan yeşillikler içinde bir mağara zorlu bir iniş yolculuğu başladı.Zemin çok kaygan düşe kalka İnmeye başladık.Yarı yolda belki de dünyanın ilk kilisesi bizi karşıladı.Görüntü harikaydı.Yıllara inat hala ayaktaydı.Ve nihayet zemine vardık. Yer altında geçen akar suyunu görmeden gürültüsünü duyup serinliğini hissettik.(Yunan mitolojisinde iyi olan insanları ölünce bu çukura atarlarmış.Kötü kalpli insanlarıysa Cehenneme) Çıkış daha bir zordu.Nefes nefese çıktık.Kısaca Cennet müthiş güzeldi.Umalım gideceğimiz yer olur.Çıkışta bizi buz gibi Silifke ayranı sunan garsonlar karşıladı.Kız Kalesine uğramadan olur mu hiç.Kızını koruyan kralın deniz ortasında yaptırdığı ve mezarı olan ilginç kalenin resimlerini çektik. Adana’ ya vardık.Sivas’ın Kangal ilçesinden doğan Seyhan nehrinin yanında bir lokantada karnımızı doyurduk.Elbette ki kebap yedik.Başka seçeneğimiz yoktu.32 metre yükseklikteki saat kulesini gördük.Ulu cami muhteşem minaresiyle karşıladı bizi.1541 yılında Ramazan oğulları tarafından inşa ettirilen 26 kubbeli bir cami.Çok yorulmuştuk ve otelimize geldik. Sabahın altısında kalkıp Antakya’ya doğru yolculuğumuz başlayacaktı dünkü yorgunluğumuzdan eser yoktu.İlk istikamet İskenderun.Yolumuz uzak ve şartlarımız çetindi.Çukurova uçsuz bucaksız bize eşlik ediyordu.Zümrüt renkli Seyhan nehrini geride bıraktık ve İskenderun körfezini geçerek yolumuza devam ettik.Sağımızda Akdeniz solumuzda Amanos Dağları yol alıyoruz.İskenderun geride kaldı Antakya’ya yola devam ediyoruz.Meşhur Ormancı türküsünün çıktığı Belen ilçesini geçtik dilimizde türkü.Bir zamanların ünlü Soğuk oluk’ u dağın zirvesinde karşımızda duruyordu.Yalnız o eski göreviyle değil zenginlerin yerleşim alanı olarak.Deniz seviyesinden 740 metre yükseklikteki Belen geçidini geçtik.Kulaklarımız tıkandı.Amik ovası ayaklarımızın altında deniz misali yayılıyordu.Püfür püfür esen rüzgarla serinlemek için kısa bir süre mola verdik.Tarihte en kısa süreli devlet olan Antakya’ya varıyoruz nihayet.1938 yılında sınırlarımıza katılan dağın eteğinde kurulan ST PAERRE kilisesini geziyoruz.İsa peygamberin dünyadan ayrılmasından sonra kurulan beş kiliseden birisidir.(İstanbul-İskenderiye-Antakya ve Kudüs) Harap bir kilise sadece ST PAERRE’nin kürsüsü ve İsa peygamberin büstü bulunmaktadır.Freskler rutubetli ortam olduğu için tamamen kaybolmuş.İlk Katolik kilisesi olarak bilinmektedir.Katolikler için Hac kilisesidir. Tıpkı bizim Kabe’miz gibi. Harbiye’ye gidip acıkan karnımızı özel soslu ızgara tavuk la doyurduk, yorulan bacaklarımızı dinlendirdik.Birazda alış veriş tabi ki.Yemekten sonra Antakya mozaik müzesini gezdik.Bu müze şu anda dünyada 2.büyük müze.1.müze Mısır’dadır.İlk girişte Antakya lahdi karşılıyor mermer lahit görülmeye değer.Bu lahitten iki kadın bir erkek ceset çıkmış ve iskeletleri sergilenmektedir.Kadınların mücevherleri çok ince zevkin ürünü.Bu şahane mozaiklerin görüntüsünü almak mümkün olmadı maalesef.Kameramın olmadığına çok üzüldüm.Apollo’ dan Herkül’ e Herakles’ ten Afrodit’e kadar sayısız heykel ve mozaik gözlerimize tek manzara.Pamuk tarlalarını seyrederek Kilis’e yol alıyoruz.Kilis2te kaçakçılar çarşısını gezdik eski şaşaalı hali yoktu ama alış veriş yapmadan da yapamadık. Gaziantep’ e doğru yola çıktık ve bir saat sonra otelimizdeydik Çok yorulmuştuk ve yarın için enerji toplamamız gerekiyordu.şimdi dinlenme vaktiydi. Sabah erkenden yola koyulduk (Zeugma ve Samsat Fırat ve Dicle nehirlerinde bulunan tek geçit olduğundan tüm insanlık için çok önemli.Samsat hiç kazı yapılmadan Atatürk barajı altında kalmıştır acı bir kayıptır insan oğlu için.Şu an için Zeugma’ nın sular altında kalma tehlikesi yok) Gaziantep arkeoloji müzesini gezdik.Burada Zeugma’ dan kurtarılan anlatılamayacak güzellikteki mozaikler sergileniyor.Tablo gibi bu mozaikler adeta tablo gibiydi.Hele o çingene kıza hayran kaldım.Ne taraftan bakarsanız bakın gözleri sizi takip ediyordu.M.Ö 1.yıldan kalma eserler anlatılamaz ancak görülür.Gaziantep sedef kakma atölyelerini gezdik sedef kakma sanatı Osmanlıdan beri süre gelen çok emek isteyen meşakkatli bir sanat.atölyede yapım ustalarını seyrettik hayran kaldık.Gaziantep’ e gelip baklava yemeden olur mu hiç bir de fıstık almadan.Çarşıyı tam manasıyla didik, didik ettikten sonra Zeugma’ya doğru yola çıktık.Nizip’i geçip vardık.Fırat bir gelin edasıyla süzülerek uzanıyordu önümüzde.Zeugma antik kentinde öyle Efes harabeleri’ nde ki gibi tarihi kucaklayacak eserler görünürde yok.Hem kötü niyetli insanlardan hem de doğal felaketlerden korumak için killi toprak altına saklanmış arkeologlar tarafından.Fırat bir harika görmeye değer.Zeugma höyüğünün üstüne kurulmuş olan Türk köyü Belkıs ne yazık ki sular altında aynı kaderi paylaşmakta.Hüzünlü bir ayrılışla Birecik’e yol alıyoruz.Nesli tükenmekte olan ve tek eşli Kelaynak kuşlarını görmek için yaşatma ve çoğaltma işleminin yapılan çiftliğe gidiyoruz.Dünyada 66 adet kalan kel kuşlar harika görünüyorlar. Doğduktan bir sene sonra doğal yerleri Nil nehri'ne gidip dört yıl sonra çiftleşmek için dönerlermiş. Viran şehir-Kızıltepe üzerinden Nusaybin’e varıyoruz.Suriye sınırından geçiyoruz.Harran ovası alabildiğince gözlere tek manzara.Yollar bitmez bizde enerji bitti ve Nusaybin’ de otelimize gidiyoruz.Eyvah unutmuşuz bu gece Sıra gecesi var ve hazırlanmamız gerekli çok da yorulmuştuk ama kaçırılmaz.Sıra gecesi akşam dokuzda başladı Ergin kardeşler saz ekibi otantik kıyafetleriyle yerlerini aldılar.Gece üçe kadar harika vakit geçirdik.Türkü türkü Türkiye ‘yi dolaştık.Sazlar çalındı türküler eşliğinde halay çekildi.Saz ekibi ayrılana kadar odamıza gidemedik.Canlı bir sıra gecesi ilk defa yaşıyorduk.Seyretmekten daha güzel ve zevkli inanabilirsiniz.Davulcuların düeti görülmeye değerdi. Gecenin yorgunluğuyla ve mutlu kalktık.Sabah dingin bir hava karşıladı bizi Nusaybin’de kim derdi ki iki sene öncesinde buralardaki insanlar terörden korkulu yaşıyorlardı.Herkesin yüzü güleç etrafı gezdirdiler.Kahvaltıdan sonra Nusaybin’ de şehir turu yaptık.Tarihi İpek yolu üzerinde küçücük bir yerleşim yeri.Kaçakçılar çarşısını gezdik.Suriye Kamışlı sınırından geçiyoruz.Nusaybin’de bir ilk okul gezisi yaptık Teneffüste olan çocuklarla sohbet ettik resim çekildik ve adreslerimiz aldık yazışmak için. Mardin tarihlerin geçtiği önemli bir yerleşim yeri.Mardin kalesini Timurleng gibi bir savaşçı bile fethedememiştir.Süryanilerin merkezi Darülzaferan manastırına vardık.Bizi yetkili kişiler karşıladı.Manastırda 4000 yıl önce yapılan Güneş tapınağı bölümü çok ilginçti.Mardin dağın eteklerine inşa edilmiş çok sıcak olduğu için çatılara karyola koyup yatarlarmış ve akrepten korunmak için ya mavi cibinlik yada karyolanın ayaklarının altına tasla su koyarlarmış.Sokakları labirent gibi.Bu insanlar evlerini nasıl buluyorlar diye merak ettik.Tarihi Mardin evlerini anlatılmaz güzellikteydi.Adeta taşı dantel gibi işlemişlerdi.Zincirice Medresesi ve Ulu Camiyi gezmek için fırsatımız oldu.Tarihi binalar ve güzellikler o kadar çoktu ki birkaç saat değil ancak on gün gerekliydi.Gazi Paşa İlk okulu ve Kız meslek lisesini gezdik. Sanki taşı nakış olup işlemişler. Bu kadar güzel okulları görünce öğrenci olmak geldi içimizden.Çocuklarla resim çekildik adreslerimiz aldık.Eksikleri olup olmadığını,burada mutlu olup olmadıklarını yani her şeyi konuştuk.Hüzünle ayrıldık bu sıcak insanlardan.Karnımız acıktı ve Mardin’in ünlü kaburga pilavını yedik buz gibi ayran da arkadan dinlenmiştik. Midyat’ta Telkari gümüş işleme ustalarını gördük ve tabi ki alış veriş.Hasankeyf ‘e varıyoruz.Yol boyunca Midyat dağları bir tarafta bir tarafta da petrol çıkan Raman dağları sarmıştı etrafımızı.Dicle nehri kıvrılarak akıyordu. Halen yaşanan mağaraları gezdik.Valilik tarafından eğitilen ve kokartlı küçük rehberler bize eşlik etti.Her biri cin gibiydiler.Okullarından,ailelerinden ve zorlu yaşamlarından konuştuk.Kaç dil biliyorsunuz diye sorduğumuzda dört dil diye gururla cevap diler.(Türkçe,Kürtçe,Arapça ve İngilizce) inanamadık.Taş köprü inanılmaz hala Dicle’nin üzerinde görevini yapıyor.Kale çok güzeldi. Kuş bakışı seyrettik Hasankeyf’i Batman üzerinden Diyar bakır’ da ki otelimize gidiyoruz.Dinlenip yarın için enerji toplayacağız.Sabah yağmurla uyandık surlarını gezmek için Kahvaltıdan sonra otobüslerimize bindik Dünyanı en surları arasında olan surları gezdik.Siverek üzerinden Urfa’ ya vardık.Harran ovasına doğru gidiyoruz.(Tanrı yer yüzünün yaratılmasını altı günde tamamladı ve yedinci gün tatil yaptı) .İlk peygamber Hz.İbrahim Harran’da doğdu.İlk kitap Tevrat Musa peygambere bu topraklarda indi.Dinler merkezi Harran dır.Nehirler arası ülke Anatolya (aşağı ülke) 4000 yıllık bir yerleşim yeridir.Tüm dinlerin doğduğu bölge.Bütün dinleri kapsayan ilk medrese Harran da Hz.Ömer tarafından yaptırılmıştır.Burada sadece din dersi değil tıp ve astroloji dersleri de veriliyordu. O günlerde güneş tutulmasını iki saat gecikmeli hesapladıklarını düşünürsek çok da ileri bir teknolojiye sahip olduklarını düşünüyoruz.Harran evleri(karıca evler) koni biçiminde görünürde minicik kulübeler içleri otantik döşenmiş güzel evler kapısı insan boyundan kısa eğilerek içeri girilmesi gerekiyor.Ancak uğursuzluk olmasın diye geri,geri girmemizi söylüyorlar. Koni biçimindeki evler tepeden küçük bir ışık penceresi ve yan cephesinde on santimi geçmeyen iki pencereyle aydınlatılıyor.Yörenin kıyafetlerini giyip resim çektirdik.Hava çok sıcak olduğu için o kalın kıyafetlerin içinde fazla kalamadık.Sin tapınağı dimdik ayaktaydı ve 33 metre yüksekliğinde tepeden bakıyordu bize.Yolumuz Balıklı Göl İstikametimiz Peygamberler kenti Şanlı Urfa.Öğlen olduğu için önce yemek yedik. Kebap yedik ve tatlı olarak da yufkadan yapılan Şıllık tatlısı yedik.hafif ve güzel bir tatlıydı.Ay-nı Zeliha (Zeliha’ nın gölü) ve Balıklı Göl’ü görmeye değer muhteşemlikteydi.Avlanması yasak şişko balıklar insanları görünce suyun üzerine çıkıp ağızlarını açıp yem bekliyorlar.Bir birlerini kovalıyorlar yemi yakalamak için.Hz.İbrahim peygamberin doğduğuna inanılan mağaraya gittik.Dualar edip huşu içinde ayrıldık.Çarşı Pazar dolaşmadan olmaz elbette.Gece otelimize gidip dinlendik. Ve nihayet bu gün Nemrut’a çıkacaktık.Öğlen saat birde minibüslere bindik kırk kilometre yolumuz vardı sonra ver elini Nemrut’un zirvesi.Nemrut 1200 metre yükseklikteki bir dağ ve 700 metre dik yokuş yayan devam edilecekti.Güneşin batışını görecektik.Zirvenin soğuk olacağını söyleyen Adıyaman’ lıları iyi ki dinlemişiz.yoksa soğuktan hiçbir şey göremeyecektik.Zirveye varmadan Kahta’yı geçince Karakuş tümülüs’ ünü (kartal başlı anıt mezar) bizi karşıladı.Cendere köprüsü’ nü salınarak geçtik.Ve tırmanma yolumuz başladı.Dik yokuş tırmanmak çok zordu.kimisi eşeklerle çıktı bizse tırmandık zar zor zirveye geldik.Zirvede bizi rüzgar karşıladı giysilerimize sarıldık ve bize bakan heykelleri bir,bir inceledik.İlginç tarihini rehberimiz detaylıca anlattı.50 metre büyüklüğündeki Tanrıları görünce yorgunluk falan kalmadı.Akşam yaklaşmaktaydı Güneş dağların ardına saklanmaya başlamıştı saat 5,30 da kaybolurken Mehtap kızıldı ve güneş ışınları tanrıların yüzünde dans ediyorlardı yedi renk, renk ışık oyunlarını seyretmek nefes almak kadar güzeldi.çok soğuk ve rüzgarlı olmasından dolayı poşularla örtünmüştük.sadece gözlerimiz açıktaydı onlar da bayram ediyorlardı.Mehtapta Nemrut bir başka güzeldi. Ya doğuşu nasıldı kim bilir yapacak bir şeyimiz yoktu geri dönmemiz gerekiyordu. Bir dahaki sefere doğuşunu seyrederiz umarım. Otelimize döndük gece olmuştu. Sabah kahvaltıdan sonra Kahramanmaraş’ a hareket ettik. İki saatlik bir yoldan sonra Maraş’ taydık.Meşhur dondurmasını yedik ve şehri dolaştık.Güney doğudaki son durağımız dan ayrılıp Pınar başı üzerinden Kayseri’ ye vardık. Surlarını gezdik ve Hunt Hatun külliyesi’ nde dolaştık.Döner kümbet etrafında dönüp hayret ettik işçiliği güzeldi.Kapadokya’ya hareket ediyoruz.Derbent vadisindeki doğal oluşumları peri bacalarını gördük.kızıl toprakta oluşmuş irili ufaklı tepecikler ilginçti.Daha önce gördüğüm halde yinede zevkle gezdim.Avanos’ da çanak çömlek atölyesini gezip acemice çömlek yapmayı denedik.Cam atölyesinde üfleme işini seyrettik minicik kum tanesi ateşi görünce nasılda şeffaf cama dönüşüyor.Şarap imalathanesini gezdik kokusundan sarhoş olduk adeta.Ödüller almış Avanos şarabından tattık.Ürgüp açık hava müzesini gezdik. Müzede 365 adet kilise bize ev sahipliği yaptı.Gizli gizli yayılan Hıristiyanlar her gün ayrı kilisede ibadet yapmak için kayaların içine oyarak mağara kiliseler yapmışlar.Şimdi de sıra Oniks taş işleme atölyesindeyiz.yarı değerli taşların işlemesi Güzel ya alması çok pahalı.Dokuma halı atölyesindeyse safha safha ipek halı dokumanın meşakkatlerini gördük. Seyahatimizin son durağı Avanos’du ve İstanbul’u ve İstanbul da kalanları özlemiştik Gözümüz ve gönlümüz dolu biraz da yorgun evimizin yolunu tutturduk. 12/09/2003 - 22/09/2003 NEMRUT’TA DANS Güneş inadına parlıyordu Akşama yüz çevirmişti gün Feri sönmüş olsa bile Mehtabı kızıla boyuyordu Dağların ardına saklandığında Yeni bir doğum oluyordu sancılı Uzaklarda bir başka Sabah doğuyordu sıcak Akşamın ayazı yüzümüzü yalarken Dudaklarımız çatladı Oysaki Nemrut’ta şenlik başlamıştı Şaşkın bakışlarımızın gölgesinde Zeus inatçı güneşin Son ışık oyunlarıyla Canlandı asırlık tozunu silkip attı üzerinden Utangaç yıldızların yüzünü gösterdiği Gökyüzünün altında Sevgili karısını dansa kaldırdı El çırpıyordu tüm tebaası Karanlık tamamen kapladığında Nemrut’un zirvesini Dolunay sundu kırmızı şarabı Tebessümle zeus ve sevgili eşine Yeniden doğana kadar güneş Alev almıştı taştan yürekleri Yorulmak bilmiyorlardı Uzaktan gelen müzik eşliğinde Ağır bir vals le başlayıp Horon,halay derken Aldılar sazı ellerine Yanık bir türkü çalındı kulağımıza Yavaş, yavaş gece teslim oldu inatçı güneşe İlkin yıldızlar saklandı gecenin koynuna Ay direniyordu güneşin ışıklarına En sonunda güneşin sıcak öpüşüyle Şarap tepsisini alarak vedalaştı zeus’la Yanan yürekleri küllendi Ve taştan oyulmuş yumuşak tahtlarında Asırlık uykularına çekildiler Güneşin altında donmuştu her şey. Bir başkaydı doğumu güneşin Hareler çiziyordu yontulmuş bedenlerinde Hissediyordu yürekleri sıcaklığını yaşamın |
Sırılsıklam
Her zamankinden Farklı duygular da yüreğim. Şimdiye kadar tatmadığım Dilimde bal,kaymak tadı Freni patlamış, Koşuyor yüreğim son sürat, Uçurumun eşiğinde, heyecanlı İstikamet, şarampol de kırmızı gül Zirvenin dibinde Bir hamak emrime amade Yasemin beyazlığında Gül yaprağı çarşaftan İçimdeki yaramaz çocuk Kıpır,kıpır coşkulu İlk gördüğüm an Değdiğinde gözü gözüme Bıraktı yerini gül goncasına Gamzelerimde ki dikenler Yerden kesik ayaklarım Uçuyorum, şimdi de Bulutların üzerinde Tedirgin, bir o kadar da mutlu Zevkten de dört köşe hani Bozulacak büyü,uyanacağım Karışmış birbirine yakıyor Korkuyla, aşkın alevi Hey ALLAH'ım aşk mı bu yoksa Sudan çıkmış balık kadar Şaşkın, ürkek bakışlarım. Gümbür, gümbür yürek atışlarım Bu duygu başka duygu Sırılsıklam aşık mıyım neyim? Tanımam ki aşkı. |
Sihirli Kelime
Seni seviyorum Söylemesi zor, anlamı bol Basit iki sihirli kelime İnsanları birbirine bağlayan Ama hep gizli, utanarak Söylenen ve söylemek için Cesaret isteyen iki kelime Seni seviyorum arkadaşım Seni seviyorum anne Seni seviyorum yavrum yada Seni seviyorum sevgilim Diyemeyen ve çoğu zaman Kulaktan kulağa fısıldayan Belki de fısıltı ile bile değil Mahrem bir duygu gibi İçinde sır olarak saklayan Cesaretsiz bir toplumuz Ne yazık ki Oysa bir kere içten Seni seviyorum demek Gönül kapılarını açar Hem de ardına kadar Kapanmamacasına Seni seviyorum Hayatı seviyorum Güzeli, çirkini, seveni, sevmeyeni Tüm insanları seviyorum Sokaktaki mırnavı,yalıdaki finoyu Tüm hayvanları seviyorum Doğayı seviyorum Yaratandan ötürü Haydi hep birlikte Seni seviyorum diyelim Çünkü bir başkasını Sevmeyen insan Kendini nasıl sever bencilce El ele tutuşup Hayata merhaba diyelim en baştan. Ve hemen şimdi yanındakine dönüp Seni seviyorum diyelim yüksek sesle Seviyorum |
Sokaklarım
Gözlerim kapalı Gidiyorum bilinmeze Aklımın caddelerinde Ararken Yüreğime çıkan Sevda sokağını Kayboldum Çakmağım elimde Titrek cılız ışığı altında Aydınlanan sokaklarım Hepsi birer çıkmaz Terkedilmiş İnsanoğlunun uğramadığı Dönmüş ıssız dikenli yollara Top oynuyor in cin Korkuyorum Benim bu ıssız sokaklar Biliyorum Perili köşke dönen yüreğim Farkındayım, köhnemiş Zorluyorum bir bir Tüm sokakları Geçit veren bulurum Ulaşırım umuduyla Viran köşküme Hayaletlerin cirit attığı sokaklar da Yok geçit Ne de küçük bir ışık Solan güllerin dikenleri Batarken çorak yüreğime Çalıyor ölüm marşı Bozulan sessizlikte Vermiyor can Karanlığa sızan kan Bu sokaklar da Yitip giden Benim ömrüm |
Sorarım Size
SORARIM SİZE. İnsan denen düşünen, Düşündüğünü uygulamasını bilen Varlıklar değil miyiz? Canlıların en akıllısı bizler. Doğayla paylaşan yeryüzünü Farklı kültürde yaşayan insanlar, insancıklar Zengini,mazlumu, Güç bilip namlunun ardına saklanan namerdi Zalimi,fakiri, yada hassas iyi niyetli, merhametli, Vardır insan olanı,duygu yürekli. Soyu tükenmedi iyilerin Biliyorum, biliyorum az da olsa var birkaç kişi Çağrım ötekilere, öteki çoğunluğa Yaratanın özenerek Sevgiyle beslediği yürekler Lütfen,lütfen kulak verin Şu feryada, dinsin acılar Çiçekler yetişsin Gülsün dünya Bırakın yaşasın çocuklar Ağlamasın analar,babalar. Dur diyemiyor muyuz? Acımasız savaşlara. Birlik olup inançla Siper etsek göğsümüzü Biter mi bu vahşet! Bağrında saklayan şehidimi Kanla sulanan kara toprak Döner mi çiçek tarlasına? Tüm kapıları açan Kardeşlik anahtarı Sevgi ve dostluk dururken Birbirine kıymak İnsanlık mı? |
Suçluyum Hırsızlık Yaptım
Çaldım umudu Dün gece usulca Pandora’nın kutusundan Çözdüm kelepçesini Salıverdim bulutlardan yeryüzüne Ekildi sevgi tohumları Dindi mitolojik vicdan azabı Hapsetti tüm kötülükleri Bin pişman ağlamaklı Açtı yüzünde güller Bastı sonsuza mühür Havalandı koynunda ki güvercinler Kanat çırparak sevdaya Dağıttı umudu gönüllere Sihirli asası elinde aşk perisi yollarda Bekliyorum kapım açık Mutluluk, eli kulağında Ha geldi, ha gelecek yüreğime Ferah tutun gönlünüzü Gülecek yüzünüz,umudu yitenler Gerçekleşecek bir bir dilekleriniz Kurtuldu umut Pandora’nın esaretinden Yürek pınarında sevgi yudumluyor şimdi |
Şeytan Çelmesi
“ Hay kör şeytan” Yürürken dümdüz yolda aheste Takılıp minik taşa düşünce Yükleme kabahati ona buna Hayıflanma kanayan dizine Şöyle bir bak geriye Yaptıklarını düşün de Ara nedenlerini Maruz kaldığın Şeytan çelmesinin Adil ol Tart günahını,sevabını Kaçmasın kantar topu Senden yana Özenme kör olup şeytana Ters giyme pabucunu Yor kafanı düşün biraz Gör güzeli,kötüyü Bul yanlışı,doğruyu İnsan olmanın erdemine Vakıf ol ki Varasın zevkine Yaşamın Her daim sevgiyle Açık olsun gönül gözün |
Şiirim Bitti
Hayatımın şiiri bitti. Gökkuşağım silindi Soldu renkleri Kırmızı,yeşil ve de mavi, Buz kovasındalar şimdi Kelimelerin kırıldı beli Uçurumda süzüldü Bir, bir harfleri Yerlere serildi. Karmakarışık Hecelemem mümkün değildi Okumayı unuttum Ya da yazmayı, Döndüğü gün 'dönerse eğer' Yeniden sökerim belki Hayatımın şiiri kırıldı Orta yerinden çatırdadı Tuz buz oldu cam misali Bölük pörçük kelimeleri. Boş kadehten Sarhoş olmuş harfleri Eğri büğrü sıraladım Pelür kağıda gözü yaşlı 'İmdat gökkuşağım nerdesin' Sıkı, sıkı kapalı Rakı şişesini Çağlayan sel suyuna Kattım gözlerimde Hayatımın mezesi tükendi Şiirim bitti biteli Sevgili duy beni Gönder yüreğini. Yudumlasam sevgini Onarsam kırık şiirimi. mavi; merhem olsa,çalsam yüreğime Kırmızı; alev olsa yaksa kavursa yalnızlığımı Beyaz; temiz bir sayfa olsa yeniden yazsam şiirimi Yeşil; yağmur olsa,filizlensem sevdaya Sarı; umut olsa,yorgan misali örtse kederimi Kalan diğerleri; havlu olsa,kurulasam tüm bedenimi Yağmurdan sonra ki Gökkuşağına ulaşırım belki |
Şiirlerim Yarım
yalnız geçmek bilmeyen *******den birindeyim yine merdiven dayadım bulutlara umuttu basamakları sırat köprüsünden ince saman yolundaki yıldızları bir, bir topladım gümüşten bir ipe dizdim bir yıldız sen, bir yıldız ben sayamadım kaç tane avuçladım hepsini doymak bilmedi aç gönlüm çıplak kaldı gece anadan doğma yıldızsız semanın feri söndü gözleri ama beyaz bastonunu arıyor şimşek çakıyor ortalık kızıl gürleyerek ağlıyor bulutlar dolunay saklandı yorganın altına yorgun bedenini dinlendirmekte beyaz dantel elbisemi giydim bekliyorum gayret kemerim belimde hazırım şimdi yüreğimin yarısı sevgili yarımı arıyorum gecenin koynunda çok özledim seni yarımım bak şimdi şiirlerim hiç bitmiyor görsene final dizeleri sadece birkaç nokta yan yana her attığım adım yarım meçhule giden her aldığım soluk yarım oksijeni bensem suyu sensin yaşamın susuz kanmıyor gönlüm bitsin bu anlamsız yalnızlık yarım kalmasın şiirlerim gibi aşkım haydi gel artık tamamla beni |
Tadımlık Değil Sevdamız
Tadımlık değil sevdamız Küçük bir haz hiç değil Hayat sofrasından Doyup kalkacağımız O veda anına kadar Sürecek inan El ele terk edeceğiz bu diyarı Sonsuza birlikte yürüyeceğiz Bitmeyecek sevdamız Bizden sonrada anacak Kalan yakınlarımız Kulaklarımız çınlayacak derinden Yüzümüzde yorgun çizgiler olsa da Saçlarımız pamuk tarlasına Dönmüş olsa da ne çıkar Flamalar ellerimizde Tebessümle devredeceğiz Yaşamı geleceğe inan Tadımlık değil sevdamız Küçücük bir haz hiç değil Birlikteyiz ya Birlikte yaşlanacağız yürürken Daima can cana olacağız İnan |
Temyiz Hakkım Yok
Prangalar ayağımda Arar gözlerim Parmaklıkların ardında Ben mahkumum Kader değil aşk mahkumu Yüreğim kanlar içinde Paramparça Elim kolum bağlı Dar gelir kelepçeler Dertlerim zincir halka, halka Hasretim koca bir derya Alaca karanlık hücremde Sayıklarım adını kendi kendime Tavana yaslanmış pencereden Sızmaya çalışan cılız ışık kümesinde Soluk siluetin avutur, Avutmaya çalışır çürüyen sevdamı Rutubet kokulu ******* boyu Henüz, kaleme almadığın Belki de hiç almayacağın Mektubunun hayaliyle Yanar durur yüreğim, dumansız Soğuk bir kış günü avuç içi gökyüzüme Konan yaralı serçe, ağlamaklı Haberin getirdi,yalanmış sevdan Vefasız çıkmışsın Başka, başka gönüllerde, Akşamı sabaha bağlayarak Güne yeni gün ekleyerek Zehir dolu kadehlerde Geçip gidiyormuş ömrün Yokmuşum aklında, yüreğinde Ben mahkumum Çaresiz aşk mahkumu Terk edilmiş yürek acısıyla yanan Aşk mahkumu Cezam müebbet Temyiz hakkım yok ki |
Teori
Gerçeğim! İnsanları tanıdım Yaratandan ötürü Sevdim onları Kalbim acıdı Biber yetiştirdim Ellerimle Yaz kış bahçemde Katık ettim ekmeğime Dilim acıdı Biber acı Ben acılı Öyleyse Biber kadar Gerçeğin ta kendisi Şiirce ağlıyor şimdi. |
Teşekkür Ederim Ey Sevgili
Hayat koşusuna bir başıma katıldım Yorgun düştü aşkını arayan yüreğim Hüzünlü ******* boyu karalar giydim Günü geceye, ayı yıllara devrettim Hayatım bir hiçken aşksız korktum,ağladım Sessiz daralan çemberde sevdaya koştum Monoton yaşarken yıkıldı umutlarım Yaşamın girdabında çaresiz kayboldum Sevgisiz geçen yıllarda ömrüm tükendi Uçurum kenarında seyrederken dibi Çıkıverdin karşıma dünyam çiçeklendi Boşluktan söküp aldığın gönlüm şenlendi Sarıp sarmaladı o şefkatli kolların Ömrüme ömür kattı sevdalı bakışın Sevginin varlığını seninle keşfettim Seninle tattım sevdayı, aşkla tanıştım Demek ki Allah’ın sevgili kuluymuşum Döndü şansım gökkuşağı altından geçtim Buzu çözüldü sana akıyor hislerim Düştü tenime aşk ateşi yanıyorum Elin elimde,gönlüm seninle sevdalım Başım göğsünde yeniden doğmuş gibiyim Gökte uçuyor sevgi arsızı bedenim Şiir yazıyor aşkınla çarpan yüreğim Teşekkür ederim ey sevgili,mutluyum |
Uçuyorum
Maviliklerindeyim gök yüzünün Beyaz bir martı arkadaş bana Hoş bir sohbete dalmışız koyumu koyu İstanbul’ u seyrediyorum Sohbet arasından kuş bakışı Beyoğlu’nun üzerindeyim Zaman yok Mekansa özgür Kalabalık karınca misali Tramvay salınarak yol almış sessiz En arka sırasında bir sarışınla oturan Gönlümün yakışıklısını görüyorum Kanaviçe işlemeli kırmızı mendilim elimde Dudağımda tebessüm el sallıyorum Ben özgürüm Bulutların arasında çocuklar gibi Saklambaç oynuyoruz kar beyazı martıyla Uçuyorum kahkahalarımı duyuyor musun Hey gönlümün sevdalı yakışıklısı Kulakların çınlasın Ben uçuyorum kanatlarım saf ipekten Sevdamsa yüreğimde saklı özgürüm artık Pike yaptım tombul bir buluta Koynunda sakladığı damlacıklarını Bırakıyor sinesini boşaltırcasına Yeşile boyuyor yer yüzünü Yağmur ormanı misali Hazırlanmış çilingir sofrasında Bağdaş kurduk martıcık ve ben Kadeh tokuşturduk geleceğe Kadehimde vişne suyu Sevdamsa tadı damağımda Şerefe yakışıklı şerefe Gecenin geç vakti Sade kahve hazırlamış Yıldız dolu tepside sunuyor Beyaz önlüklü şef garson martı Yudumlarımızın bitiminde Çingene kırçıl martı Fal bakmak için emrimize amade Umutlar yükledik göz bebeklerimize Dikkatle dinliyoruz ikimizde Bana hiç tereddütsüz “sen özgürsün Geçmişi gömüp geleceğe uçuyorsun dedi” Beyaz martıcıksa o zaten özgür geldi Ve özgürlüğe kanat çırpıyor” Tramvayda ki gönlümün aşkı duy Bak gülümsüyorum geçmişe Martının kanatlarında dolun ayı okşuyor ellerim Marmara uzanıp yatıyor aşağılarda bir yerde Minik bir balıkçı teknesi Salacak’ a yol almış Kürek küreğe ekler umutlu bakar gözleri Bir türkü tutturmuş yalnız balıkçı Aheste çeker kürekleri şaşkın Sırra kadem basmış balıklar Özgürlüğü tuza banmış katık ediyor her biri Oltadaki garip solucana kim bakar Tüm gizemiyle kız kulesi mum ışığı altında Kemanıyla gülüyor nağmeleri semada inliyor Yakamozlar yorgun argın dans ediyor Görüyorum gözlerime yansıyor ışıkları Hey gönlümün yakışıklı sevdalısı Duyuyor musun beni özgürüm Ve kuş bakışı görüyorum seni miniciksin gözlerimde Uçuyorum martı kanadında tahtların en yükseğinde Geçen yıllara mendil sallayıp halay çekiyorum. İçimdeki çocuk uyandı,bahtı aydınlık Uçuyor artık ve daima uçacak Çılgında diyebilirsin, delide Özgürüm ya deli desen ne çıkar Uçuyorum Kanatlarım gümüş Gücüm yüreğim Yüreğimse som altın Paylaşacağım tüm evrenle İnatla paylaşacağım mutluluğu Özgür ve birazda delice Gerisi mi Hikaye bence |
Unutamadığım
Yıllar geçse de aradan Saatleri kırıp zamanı durduracağım Aklımdan çıkmayacaksın Yüreğime mıhlayacağım Asla unutmayacağım Unutamadığım Yerini kimse doldurup Hırsızı olmayacak kalbimin Gönlümü keşfedip Zafer edasıyla tek bir kişi bile Yerleşemeyecek mabedime Biri çıkarsa eğer, Yıllar sonra biri Sıkıca örteceğim perdelerini Tüm kapılarını sürgüleyip Anahtarını Karadeniz’in Soğuk deli mavisine gömeceğim İnci avcısı olsa da yer bulamayacak gönlümde Unutamadığım Sen benimle olmasan da Uzaklarda başka gönüllerde Söylesen de aşk şarkısını Beni yüreğinden çıkarıp Atmış olsan da bir köşeye Bir izim bile kalmamış olsa da Gönül defterinde Unutmak ne kelime Ben seni unutamadığım Asla unutmayacağım Ömrümün son deminde Beyaz kefene sarılana kadar bedenim Unutamadığım Yüreğimin bir köşesinde Sevgi kırıntılarıyla besleyeceğim Yaralı sevda güvercinimizi Son nefesimde sana salacağım Yol alacak sevdam güvercin kanadında Son kez selamımı iletecek Gagasında taşıdığı kırmızı kurdeleli Dudaklarımla imzaladığım beş yıldızlı diplomanda Yazılı olacak son dileğim Yolun açık olsun sevdiğim Unutamadığım Yolun açık olsun Mutlu ol |
Unutulur
Unutulmaz deme sakın Unutulur Yaşananlar unutulur Unutulur sevgililer Unutur yaralı yürek Yaşanmış o bitmez Sevdalar unutulur Geçmişten kalan Yangın günlerin Külleri savrulup Uçar gider kaf dağının ardına Terk edenler unutulur Unutulur unutup gidenler Sürse de birkaç gün kırgınlık Asırlar boyu gelse de insana Zaman takılıp kalsa da sonsuzda Ölüm demek olsa da ayrılık Aşk ateşinde kavrulan Gönül kendini yeniler Zaman çalar yüreğine Deva olur derdine güneşle ay Mehtapla yıldızlar sevişir kumsalda Ölü karanfilleri söküp atar yüreğinden Yerine gelincik bahçesi Düzenler elleriyle Gönül teli bir türkü tutturur Aşkın sevdanın türküsüyle Yeni sevdalara Yelken açar Yeni umutlara Merhaba der Kırık aşk hikayeleri unutulur Unutulur unutup gidenler |
Üç Beş Saat
Henüz ayrılalı birkaç saat oldu Şimdiden hasret ateşi düştü yüreğim kor kor Yok cesaretim yaşamaya Kırık kolum kanadım yokluğunda Dayanamadım birkaç saate Nasıl yaşarım bir ömür Alışmalıyım çaresiz Doğmuyor özlem çukuruna Doğmuyor güneş, karanlıktayım Yetersiz kelimeler, dilim lal Yitirdi tüm anlamını hayat Anlamsızım artık Düştü hasreti yüreğime Tütüyor burnumda, yanıyor gönlüm için için Patlamaya hazır volkanım şimdi Koynumda sakladım lavları Aktım toprağa,karıştım gazellere Sonbahar gelmeden fırtına koptu Dağıldı paramparça oldu her yanım Mekansızım artık, saatler kırık zamansızım Var mıyım, yok muyum kaybettim kendimi Aklım karışık,elim ayağım tutmuyor Karanlıklara gömüldü her şey Değirmende öğütülen buğday tanesiyim uçuşuyor darmadağınık duygularım Gözlerim ağlıyor bulutlara yardımcı Yıldırım düştü ateş parçası yüreğim Çaktı şimşek esti savurdu Duman tütüyor sevdamda Bir kalemde nasıl silip atıverdi Bilemek, çözmek ne kelime, kördüğüm duygular Kah gülüp, kah ağlayarak Öpüyorduk dudağından yaşamın Eskitiyorduk hayatı ikimiz Tam gökkuşağını yakaladık derken Silindi tüm renklerim Çıplak kaldım, çırılçıplak Karanlık gecede debelenip duruyor Çaresiz biçare yalnız bedenim Sabaha ulaşamayacağım biliyorum Biliyorum güneş doğmayacak ayaz geceye Yıldızlara sordum nedenini, söylemediler Gömüldü karanlığa zühre Aya sordum nerdeyim, şaşkın baktı yüzüme Utancından gizlendi bulut ardına hilal Çıkar yol bulamadım üç beş saatte Ne yapacağım, nasıl yaşayacağım Oturup kaldım ellerim şakağımda Başımı vurdum taşlara, kaldırımlar isyanda Bilmem divane mi oldum yoksa avare Şu üç beş saat yetti canıma |
Ve Suare
açılır perde bir doğum günü mini mini bir beden sahnede başlar ağlamaya atılır yaşam mücadelesine alkışlar eşliğinde emekler acemice hayatı kah ağlar-kah güler büyür böylelikle estirir gençlik başında duman aşık olur,kavga eder sever, sevilmez belki de kim bilir dostuna sarılır, vardır elbet birkaç düşman türlü çeşit ayak oyunları mücadele,mübadele sonunda olgunlaşır sahnede karışır çoluk çocuğa eklenir yeni yeni dertler listeye okul çağı, düğün telaş derken yıpranmıştır bulaşmıştır sahne tozu eline,yüzene,yüreğine çıkmamacasına yoktur mecal dizlerinde yorgundur artık çekilir köşesine dilinde dualar uzak gitsin yalnızlık beri gelsin varsa yakınlar teslim edecek neyi var ki canından başka bir de vedalaşmak sevenlerle son nefeste sarmalanır beş metre patiskayla son oyundur eller üstünde ki yürüyüş göz yaşlarıyla uğurlanır dualar fısıldanır yürekten varsa hakları helal eder gözü yaşlı eş dost dolar bağrına kara toprak örter üstünü yaşanmışlıklarla hayallerin havalanır bir kuş gönül kafesinden ve suare son durakta kapanır perde. sır olmuştur varlığı şiir dizelerinde türkü nağmelerinde hatırlanır |
Veda
dün gece içtiğin sigaranın dumanı dağılmadı odamda hala tavana yaslanmış ağlıyor şimdi küllüğümde uzanmış yatıyor izmariti tıpkı ben gibi, boynu bükük, yalnız ellerini, soluğunu özlüyorum sesin hala kulağımda çınlıyor romantik müzik eşliğinde mum ışığı altında dans eden biz değildik sanki birden bire esti rüzgar savurdu seni sisli geceye gömdü tüm hislerimi boğuldu kırık kadeh de gülüşlerin vedalaşırken sebepsiz solgun yanağıma kondurduğun busenin sıcaklığı yakıyor elimi veda sancısı sardı bedenimi hançer sapladın ellerinle, kanıyor yüreğim buz gibi soğuk her yanım fırtına kopuyor hayatımda içimdeki kasırgayla çarpışıyor hangisi galip bilmem ama mağlup olan yüreğim paramparça yağmur sesini dinliyorum sonsuz karanlıkta bir yalnızlık türküsü tutturmuşum öyle ki girdabındayım sensizlik hortumunun tam ortasında oradan oraya savrulup duruyorum kara bulutlar kıskacına almış gözlerime mil çekilmiş *******imde ne ay nede yıldız yol gösterir yalnız yüreğime güneş doğmaz güne ulaşmaz tene üşüyorum, oysaki Ağustos böcekleri saz çalıyor tembel, tembel karıncalar kışa hazırlık yaparken çığ altında kaldı yüreğim zemherideyim |
Vefasıza Birkaç Soru
Günlerce geldim Yolları aşındırdım Bulamadım Kapı duvar Yoksun, nerdesin Bir not iliştirmemişsin kapına Posta kutun boş Haftalar hatta Aylar boyu bekledim Gelmedin. Aramadın bir kere Özlem üstüne özlem duydum Özlemedin Peki neden hiçbir şey olmamışçasına Yanaşmaktasın bu limana Küçük teknelere gönlüm kapalı Koca bir deryaydı, kum yığınına döndürdün ellerinle Çok geç. Hesap mı soracaksın, özür mü dileyeceksin? Özür mü, hayret Hangi yüzle bilmem ama yık buna hakkın Vazgeçtim senden. Ve yoruldum beklemekten Yoksa yaşadıklarımız mı diyeceksin? Ne yaşaması be çekip gitmedin mi hayatımdan? Rüzgar ekip fırtına biçmedin mi? Maviyi bulamadın mı kızıla? Silip atmadın mı bir çırpıda her şeyi? Elinin tersi hiç mi kirlenmedi? Borç mu soruyorsun? Ne borcu ola ki? Zira bu kadar beklemekle, Fazlasıyla ödedim borcumu. Istırapsa cabası. Vefa nedir bilmeyen zalim, Günahı vebali boynuna İpekten kravat senin. Senden sadece Rehin kalan yaralı yüreğimi İstiyorum ölmesin ellerinde. Sana inat yaşamalı, Aşkla çarpmalı, açmalı çiçek çiçek Dünyaya sevgi dağıtmalı, vefa dağıtmalı Güle güle yolun açık olsun Bakmadan ardına git Çek git |
Yalan Gece
Yıldız yağıyor üzerime Aşka susayan yüreğim Sele kapıldı teninde Kelebek buselerin Dudağımda kor Yakıyor içten içe Dolunayda yansıyan Siluetin olsa bile Mutluluk taşıyor gözlerimden Sessizce ağlıyorum Evcilik oynayan çocuk kalbim Seni sensiz varmışsın gibi Yalancıktan yaşıyor Sen yalan, ben yalan Olsun be aşkım Bu gece de zaten yalan |
Yalnızca Yalnızlıkla
Süzülünce pencereden Sabahın ilk ışığı Terk eder mavi düş perisi Kalır ulu orta Boş yatakla baş başa Eser esrik bir rüzgar Soyunan çılgın geceden Mahzun, hüzünbaz yürek Kayıp can aramakta Koşar canhıraş aynalara Dökülür sırrı pul pul, çehresiz Harelenmiş göz bebekleri Yandan çarklı acı kahve elinde Tüter kıvılcım bekleyen iğreti sigara İki dudağı arasına sıkışmış hayat Tutturur bir sohbet Sohbetin en koyusu, en acısı Yanar dil, kül olur her bir harf Yok olur şiir, silinir imge Kayar avuçtan Yansımasız çırılçıplak ayna Kırıkları arasında kan revan Kör karanlık bir de ağlamaklı yürek Dibe vurur panik deryasında Alabora arzular Duyulmasa da feryat figan Paylaşır yalnızca yalnızlıkla Sessiz, çaresiz Basar sırra kadem |
Yalnızlık Lal
yalnızlık ses vermiyor siyahlara bürünmüş cehennem zebanisinin kucağında cenderedeyim sanki gecenin zift karasında paylaşmak istedim iyi kötü ne varsa sohbet etmekti tek niyetim seslendim “yalnızlık söyle neden bu ömür törpüsü susuşun,sessizliğin” çağırdım çığlıklarla kar etmedi ağladım yükseldi hıçkırıklarım ayyuka ömrüm çürüdü ses vermiyor inatla ses vermiyor yalnızlık duvara vurdum başımı cevaben tok bir ses taç yaptı başıma acıyı oysaki neler ummuştum hayattan yalnızlıktan çıt yok ritmini kaybetmiş olmuş lal el vermiyor ulaşmak için aydınlığa birlik olmuş kaderle örüyor ağını gömüyor dehlizlere çizmiyor kalem resmini mutluluğun göz görmüyor, karanlık tuval karalıyorum hayalen mürekkebim kızıl kan damlıyor kalem ağlıyor şiir yazıyorum çaresiz |
Yare Dua
Güle güle sevgili yarim Yolun açık, Yüreğin aşk ile Dopdolu olsun. Tek bir gün bile ıslanmasın Kederden gözlerin. Yaşamın boyunca mutluluk Her daim yoldaşın olsun. Güle, güle sevgili yarim Yüzün daima neşe ile Aydınlansın. Gözlerin ışık saçsın mutluluktan Harelerden etrafına yayılsın Dert ve hüzün senden uzakta Çok uzakta dursun. Sana asla vurmasın sillesini hayat. Kaderin yalnızlık olmasın Yalancı dostlar değil, Gerçek can dostlar sarsın etrafını. Güle, güle sevgili yarim Gündüzleri güneşin hiç batmasın *******i kaymasın yıldızın Kararmasın dünyan. Büyük yaradan daima seni Kötülerden korusun. Hep güzel haberlerin çalınsın kulağıma, Sevdaların,başarıların nağme,nağme türkülerin Her ne kadar kan ağlasa da yüreğim. Yolun açık,bahtın aydın olsun Güle güle... |
Yarın Her Şey Geç Olabilir
Onları kimse tanımaz Tanıyanlar varsa bile Hiçbir şey gelmiyor ellerinden Yada umursamıyorlar Masum minicik bedenleri Ve kocaman yürekleri var onların Boynu büküktür hepsinin istisnasız Bakışlarında hüznü görürsünüz. Nadir de olsa gülücüklerinde İnanılmaz isyan çığlıkları vardır Kadere isyan, yaşama isyan, Yüreklerinde çığlık atan Kim bilir daha nelere isyan Aslında her birinin iyi kötü Birer aileleri vardır bölük pörçük Kiminin anası üveydir, kiminin babası Aşağılanmışlardır çoğu zaman Ufacık bedenlerine ve hassas Duygularına rağmen tüm yakınlarından Şiddet görüp yaralanmıştır yürekleri Küçücük yaşta çalıştırılıp babalarına Meze olmuştur minik alın terleri Bir kısmı ise tacize mazur kalmıştır Oysa tek istedikleri, birazcık sevgidir onların Horlanıp itilip kakılmıştır her biri Rastlarız ara sıra onlara Kimimiz o an acır üzülürüz Vah vahlar la geçiştiririz. Kimimiz de tiksintiyle bakarız Üstü başı perişanlara. Ama ne yazık ki en ufak bir şey yapanımız yoktur kayda değer Birileri vardır birileri medya tik birileri Ancak laf üretirler, laf ebelerinden geri kalmazlar Dondurucu kış *******inde tek destekçileri Sadece biçare kendileridir. Birbirlerine sokularak yatarlar bankamatik kulübelerinde Yatacak yer bulurlarsa eğer. Sabaha ulaşacakları meçhuldür çoğunun İçlerinden bazılarının yeni gün müjdecisi güneşi Göremeyecekleri kesindir. Göçüp gideceklerdir. Balı sarhoşluğuyla tesadüfen uyananlarsa Sabah ayazında sımsıcak mis kokan Ekmeklere bakarlar fırın vitrininden Uzaktan uzağa, uzanıp alamazlar Para denen illetleri yoktur ceplerinde Ancak çalmaları gerekir yaşamaları için Bir de yakalanırlarsa...karakol ve aşağılanma En korktukları durumdur. Ölseler daha iyidir Yaz *******i daha bir rahattır Onları dondurucu soğuk ve ayaz beklemez. Sanki yatacak yerleri de boldur Tüm parklar ve çimenler kucaklar bedenlerini Yumuşacık yorgan olur yıldızlı gökyüzü Bir birine sokulup yatmaları gerekmez artık *******i Ancak açlık, yalnızlık ve kadere terkedilmişlik Tek yoldaşlarıdır, yalnızlıklarını yalnız kendileriyle paylaşırlar Elbette zararları vardır etrafa can almıştır içlerinden bazıları Ama her çocuk masum doğar annesinden düzen bozuk işlemekte Ve düzensizlik itmiştir sokak aralarına çoğunu acımasızca Babanın bir işi yoktur, annenin çaresi, çocuğunsa tahammülü Her birine bir sorsanız Mutlaka bir dilekleri vardır masum Dayaksız sıcak sevgi dolu bir yuvadır tek istekleri Ana kucağını, hiç görmedikleri baba şefkatini Çok özlemişlerdir. Dönmek bile isterler ailelerine Ama dayak vardır, her türlü şiddet vardır dönmezler Bugün hem de hiç gecikmeden Gerçekten bir şeyler yapmak gerekir bu canlara Yarın onlar için geç, hem de çok geç olabilir. Kaybederiz birer birer, hayatın başında yitip giderler Oysa nasıl ki çocuklar bizim geleceğimiz diyorsak Onlarda bizim geleceğimiz değiller mi Ve canımız çocuklarımız için geç olmadan bir şeyler yapmalıyız bugün Yarın her şey geç olabilir. Sadece ana sıcaklığıyla sevgi dolu Birer yuva sağlaya bilirsek eğer elbirliğiyle Sevinir bu gül çehreler, okul çocukları gibi. Haydi elbirliğiyle yola koyulalım. Bundan sonra ki canları yitirmeden Her şey geç olmadan. |
Yaşayamıyorum
Çöktü içime ayrılık acısı Gece kadar karanlık, buz gibi soğuk Fırtına kopuyor yüreğimde Dinliyorum pencereye vuran yağmurun sesini Ahengi kaybolmuş melodisi kırık yüreğimle Çığlık çığlığa söylüyorum yalnızlık şarkısı Ne yapsam bilmiyorum,ürkek,şaşkın Birkaç saatten fazla değil bırakıp gidişi Telaşlandı yüreğim, durdu zaman Kırıldı kolum kanadım Göğsümden azat olma isteğiyle yüreğim Özenip yaralı serçeye çırpınır durur Dudağından aldığım yaşama iksirim Can suyum yok artık, tükendi soluğum, Kalmadı mecal, titrer dizlerim Toprağa sarıldı ölüden farksız bedenim Çöl fırtınasına yakalanan bedevi kadar aciz Savaşçı kum tanelerinin menzilinde yüreğim Alabora oldu savruldu bedenim Kaktüs yeşerdi göz yaşlarımla Dikenleri acıtıyor, kanıyor içim Bir gün yetti canıma Evren karalar giydi, suskun Zincirlendi gelecek her yeni gün Gecenin koynundan doğmayı bilmeyen Biçare güneş ağlamaklı Paramparça yüreğim hasret ateşinde kor Ölüm kol geziyor bahçemde, boynunu büktü çınar ağacı Şakımıyor yuvası yıkılan serçe Söndü mavi, gözlerimde kızıl alev Yoksa eğer gelecek günlerde, yaşamak haram Gülmek mi, ah nerde o günler? Dünde kaldı Dudağımda dondu tebessümler, saklı sarkıtları sol yanımda Ağlamak mı her an her yerde Atlantis’e yol adlı, sel olup akar gözyaşım Kayıp kentin koynunda soluksuz kaldım Hayat kaynağımdı, tükendi hayatım, yaşam belirtisi yok artık Gömün en derinine Atlantis’in, kalmadı yaşama arzum |
Yazdım da Yazdım
Acımı dindirmekti tek amacım Dağladım kızgın demirle yüreğimi Kapanmadı yaram, faydasız Ateş parçası kor yüreğim Yakar acıtır içten içe Ağladım her gece iki güzüm iki çeşme Aradım çareler, düştüm ortalığa Bulamadım, kör düğüm Geçit vermez, çıkmazdayım. Nerde varsa tüm acıları Verin bana herkesin derdini Ben çekerim, kimse tatmasın acıyı Alışkınım ben,alışkın yüreğim Dedim, dedim de çekemedim bittim. Yeter artık yeter,istemem başka acı Bu kadarı da fazla,çok fazla Dayanmaz biçare bedenim Kaldıramaz, kırılır orta yerinden Yetmedi bir kaçı da üstüne eklendi. Şaştım kaldım Ne yapacağım Nasıl yaşayacağım Kararsız, çaresiz Sonunda aldım kağıdı kalemi elime İçimden geldiğince her şeyi Ama her şeyi yazdım Yazdım da yazdım. Dilim döndüğünce Tükenmekte tahammül gücüm İsyanım ayyukta Söylüyorum haykırışlarda Duyulmuyor,duyulsa bile Ne faydası olur ki yalnızlığım müzmin Sardı etrafımı dertler bitimsiz Yazıyorum geçmiyor Bekliyorum geçer, umutla Yine yazıyorum. Olmasa da şiir hiçbiri Dizelerce yazıyorum Ayyuktan dökülenleri Yazıyorum,yaşıyorum Hala yazıyorum Yazacağım her zaman Biliyorum Derdime Olur mu çare Bilmiyorum |
Yeter ki
Parmağına yüzük olsam Hem Allah’ ın emri hem de Peygamberin Yüreğimse dünden razı Gerçekleşsin tüm hayallerim Kenetlensin ellerine ellerim Sonsuza kadar ayrılmasın İstersen ölüme bile giderim Seninle birlikte olduktan sonra İster vur vurgun yüreğimi İstersen de ölesiye sev Yeter ki sensiz geçmesin bir günüm Kulağına küpe olsam Aşk nağmeleri fısıldasam Bıkıp usanmadan türkü gibi Soluğunla soluklansam Yüreğinde yeşersem Çoğalsam,çağlasam Gülsem gamzelerinde Başım omzunda Seninle ağlasam Su damlası kadar temiz ve saf Duygularla dolu yüreğimi Tekrar, tekrar kurban etsem uğruna Yüreğim aksa damlacıklar şelale O şelalede kaybolsam yok olsam sende Sensiz geçecekse bu ömrüm Seninle ölse ne çıkar yüreğim Yeter ki yanında olsam Avucuna gömsen sımsıkı sarsan beni Hep orda kalsam Hep sıcaklığını hissetsem Seninle nefes alsam seninle ölsem Yeter ki beni ayırmasan canımdan Platonik aşkıma Venedik'te gondoldan seslendim |
Yorgun Yüreğim
Dört nala koşuyordu yüreğim Kanatlı bir kısrak gibi Kollarında uçuyordu adeta Zevklerinse doruğunda Sabahın ayazında Çiy düşmüş terli tenine Battaniyesi omuzlarında nefes nefese Seyisini bekliyor yorgun yüreğim. |
Yüreği Asılı Kadın
Salını, salını yürüyordu kumsala doğru Deniz kızı edasıyla adeta denizden doğmuştu Diri vücudu akıp maviye karışıyordu Yaklaştıkça sahile büyülüyordu gözleri Üzerinde tenine yapışmış daracık ıslak Kırmızı bir elbise vardı güneşi ateşe vermişti Sıyrılmıştı etekleri bacakları ulu orta yerdeydi Kızıl güneş arasından göz kırpıyordu fütursuz Kırmızının en koyusuyla boyalı kan sızan Kırmızı dolgun dudakları susamıştı çatlamıştı aşka Kıvrımlarından damlıyordu hasreti tebessümle Maviyi kızıla çalıyordu, tek bir kıpırtı yoktu denizde Sanki sahilde hayat durmuştu ses çıkmıyordu. Herkes süzülüp gelişini izliyordu meçhul kadının Kimdi bilen yoktu sadece alımına kapılmıştı gözleri Pür dikkat nefeslerini tutarak hayran, hayran bakıyorlardı Kadın en şuh bakışlarını fırlattı toplanan kalabalığa arsızca Arzuları iyot kokulu teninde yanıyordu bir avuç alevdi sanki Islaktı vücudu boncuk, boncuk parlıyordu şavkı alev kızıllığında Tüm cazibesi üzerindeydi yakıyordu etrafı en kızılından Dekoltesi daha bir derin yırtılmıştı sanki el yordamıyla Göğüsleri isyanlardaydı fırlamak için ise tetikte bekliyorlardı Kalabalığa aldırmadan uzanıverdi kumsala sere serpe Güneşe karşı örtmeye çalışmadı hiçbir yerini Denizin koynuna sokulup kaybolana kadar güneşi gözledi Ufuktan o aşık olduğu müptelası çıka gelirde belki Yeşil ışık yanar da gönlünde ölümsüzleşirdi sevdaları Gelmedi ve yeşil ışığı yakalayamadı nemli gözleri Gece karanlık çökene kadar bekledi umudunu yitirmeden Yıldızların altında çakmak, çakmak gözleri denizdeydi Yakamozlar ıslak dudaklarında gezindi serindi öpüşleri Hayaldi okşamaları teni tutuşmamıştı aşkı yanıyordu göğsünde Yıldızlar yağdı bütün gece üzerine gece ağlıyordu kederinden Sabaha karşı geldiği gibi sessiz denize doğru yürüyüp gitti. Büyülü vücudu bu sefer diri değildi maviye karışırken Boynu bükük gözleri yaşlı el salladı kalabalığa Kaybolmaya hazırdı artık ve sonsuza dek kaybolmalıydı Atlantis’e kadar kulaçlamalıydı durmaksızın Görmemeliydi tek bir kişi ağladığını, perişan halini Şahit olmalıydı martılar hüzün dolu yalnızlığına Bir tek kendisi bilmeliydi ıstırabını Kendi kendini kucaklayıp meçhule kaymalıydı Denizden sancılı dalgalar doğuyordu Gürültülü öfke doluydu tüm sahil Geride yeni güne yaralı bir yürek kalmıştı Adeta ayak diriyordu günü engellercesine inatla kan sızıyordu Maviyi boyuyordu kızıla ve ağlıyordu yorgundu ölesiye Gök gürledi, şimşek çaktı ve güneş doğmadı Doğumunu engellemişti günün, gün gecede söndü Ve asılı kaldı kırmızı yürek tek başına Damlıyordu denize içten içe Bir hayaldi kırmızılı kadın, Yoksa ben miydim, asılı mı kalmıştı yüreğim Ama benim kırmızı elbisem yok ki Çıkarıp atmıştım uzun zaman önce dolabımdan Artık hep gece gibi siyah giyer olmuştum Kombinezonum, elbisem, tenim bile siyahtı benim Farkına varamadım mı, ben miydim yoksa Yoksa bir başkası mı, ne diye ben yaşıyordum Sahilde ki o ıstırabı. Tüm bedenim titriyor Karanlığa gömülmek istedim Denizle örttüm üzerimi ve oracıkta öldüm Ben değildim kırmızılı kadın, o benim iç dünyamdı |
Yüreği Çalınmış Kadın
Yalnız yürüyordu kadın Yüreği çalınmış, Hırpalanmış bedeni Ayaklarında pranga İlerliyordu sürüye sürüye Topuk sesleri karanlığa karışıp Şamar gibi iniyordu gecenin yüzüne Birlikte ağlıyordu gece, hüzünlüydü Yıldızlar gizlenmişti ayın arkasına Ay yüzünü saklamıştı bulutlarda Siyahtı gece zifiri karanlık Olanlardan utanıyordu sanki gece Adeta sallanıyordu son ilmeğin ucunda Duyguları kelepçeli Matemdeydi gönlü Siyahlara bürünmüş Damlıyordu meçhule Boş kalmıştı sol yanı O yaralı yüreğinin yerine Kocaman kara delik açılmıştı Dipsizdi sonsuzdu kanıyordu Tüm geçmişi gömülmüştü Ama dolmamıştı kara delik Cebindeki umutları saçılmıştı yerlere Sökülmüştü her nedense iplik iplikti hayatı Şeytan uçurtması yere çakılmış Ölmüştü gönlünde beslediği melek Çalınmıştı yüreğiyle birlikte Hem çocukluğu, hem gençliği Ve koparılmıştı tüm bağı yaşamdan Yorgun, mecalsiz ellerinde Salınıyordu parçalanmış geleceği Yırtık çantasından karışmıştı toprağa neyi varsa Bölük pörçük geçmişi de yoktu artık Karmaşık ifadeli yüzü Bulaşmıştı akan makyajına Kırmızı ateş ruju O son busede sönmüş morarmıştı Aslında mavi bakan dünyaya Çöl fırtınası kopan gözleri Ağlamaktan aciz ayaklarını izliyordu Kirpikleri ok olmuş rimelle kuşanmış Germişti kömür karası yayı Faili meçhul hırsızını arıyordu Son bir gayret bulmalıydı Parçalanmış yüreğini alıp Posası kalmış olsa da geride Dipsiz kuyunun dibine gömmeliydi Dolmalıydı sol yanındaki koca delik |
Yüreğimi Açtım Sana
Dipten çıkarırım midyeleri Bir,bir ellerimle Kan revan içinde ellerim Görmedin gözlerimde Tane,tane incileri irili ufaklı Belki de görmezden geldin. Yüreğimi açtım sana Sevda bahçesinde Türlü, türlü çiçekler yetiştirdim Gübreli topraklarla İtinayla besledim Göz pınarlarımdan Can suyu oldum oluk, oluk Çabamı görmedin ıslanmadı ellerin Belki de görmezden geldin Yüreğimi açtım sana İçimdeki yumak, yumak Sevdayı çözelim Karışalım birbirimize Tek yürek olalım birlikte atalım dedim Duymadın Belki de duymazdan geldin Yüreğimi açtım sana Keman çalan gönül telim Sevda şarkılarında ki Aşka davet melodisinde Düet yapalım istedim Yüreğinin ritmini esirgedin Belki de hiç ritmik değildi Duyguların Yüreğimi açtım sana Güvercin kanadına Yükledim tüm hislerimi Özel ulak uçurdum yüreğimden yüreğine Gönül kapını açmadın Belki de açmak istemedin |
Yürü Git İşine
Aşkım sadece benim Seni ilgilendirmez Bir nebze yok hakkın Yürü git işine Sevgim karşılıksız Olsun, yüreğim koca bir deniz. Hem aşkım hem de Dünyalar kadar Dost sığar içine. Aşkım karışır dalgalara Bürünür sevgilere Kaybolur o buruk hüznüm. Bana arkadaş olur. Belki de sırdaş. Unutur yalnızlığı Taşar yüreğim Sevgi yumağı Açılır açılır Dolaşır başka canlara Kaynaşır her biriyle Hayat, önümde uzun bir yol O yolları yalınayak arşınlar gönlüm Tadına varır aşkın, sevdanın Açar kapıları sevgi anahtarı Dolar mavi yüreklere Şimdi yoksan yanımda Sonsuzlukta kaybol Bitti hesabım,doldu miadın Dostlarımla Yalnız değilim Yürü git işine Aşkım sadece benim |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:54 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.