www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Meral Yağcıoğlu (https://www.cakal.net/showthread.php?t=136345)

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Sevgiye Koş

İlahi gücün
Sevgiyle yoğurduğu
Bedenlerde
Bireysel olarak yaşanan
En hassas duygu

Aşk;

Tutkunun sevgiyle
Kırıtmasından doğan
Yakan kırmızıyla
Yaşayabiliyorsan eğer
Her an sevgililer gününü
Şu dünyada
İçen yoktur senden başka
Mutluluk şerbeti

Yaşamadıysan
Ve yaşayamıyorsan
İşte o zaman
Fırtınalar esen
Bomboş yüreğini
Zaptetmek için bedeninde
Koş, sevginin arkasından
Koş ki vakit varken
Doyumsuz tadına varasın
Aşkın

Hazların en güzelini
Yudumla hayat sofrasından
Al eline sevgi anahtarını
Açılsın kapılar birer birer
Koş
Sevdaya koş
AŞK’a koş
Sevgiyle insana koş
Aç kollarını
Sar sinene
Giy ateşten gömleği
Yansan da koş
Sığın yaratana sev.

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Seviyorum

Aynalara koşmadan
Yaşarım kendi kendimle
Tüm zamanlar benim nasılsa
Bayılırım sinemaya, tiyatroya
Arkadaşlarım var birkaç tane
Vakit geçiririz gün içinde birlikte
Yorulunca güneş, damlar gözlerinden uyku
Çökmeye başlar alaca karanlık yer yüzüne
Bekler beni evim

Evde geçer vaktimin çoğu
Beslerim ruhumu müzikle
Kah dans eder, kah spor yaparım eşliğinde
Hüzünlenirim bazı bazı melodilerle
Oturur şiir yazarım aşka dair
Yalnızca aşka değil ha konu bol nasılsa
Okurum kitap sayfalarca
Başucumda okunmayı bekleyen kitaplarım var

Eser özgür rüzgarlar başımda
Köstek olacak ne karışan var
Ne de sıralanmış akıl hocaları
Bir anam,bir babam ve iki kardeşim
Elbette ki iki de yeğenim

Yaparım türlü çeşit pasta, börek
Laf aramızda pek de güzel olur
Paylaşırım dostlarla,ailemle,komşularımla

Geçmiş günlerin düşüncesinde
Plan yaparım geleceğe dair
Yalnız kendim için değil
Dünyaya merhaba demiş
Bütün çocuklar için çalışırım şevkle

Sıkıldığında canım
Kucak açar cennet yatağım
Sarar sarı papatyalı yorganım
Gömülür başım yumuşak yastığa
Dalar tatlı rüyalara gözlerim
Gel keyfim gel mesti şahane
Koşarım cennet bahçesinde
Doğar her sabah umutla güneş

Aldığım her soluk,çiçeklenir yüreğimde
Hissediyorum güneşin sıcağını,karın soğuğunu
Elim ayağım tutuyor çok şükür
Seviyorum, seviyorum yaşamayı
Seviyorum kendimi. Bencil de değilim
Yaratandan ötürü severim herkesi
İnsanları, türlü çeşit hayvanları
Doğa aşığıyım,yalnızlığa da

Aslında mutluyum
Küsmem hiçbir zaman yaşama
Sabit kalemle imzaladım sevgi antlaşmasını
Şu fani üç günlük dünyada
Derim herkes yakalamalı
Hayat denen kısacık ömürde
İster yalnız, ister sevdikleriyle mutluluğu,
Hayatın ucuna tutunmalı sıkı sıkı
Becerebilmeli gülmeyi,inadına gülmeli
İnadına sevmeli ve severek yaşamalı

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Sevtap Sevim/ Kalk Yerinden (çocuklar ağlamasın)

Kalk Yerinden(Çoçuklar Ağlamasın)

....

Sevmekle baslar yaşam
Önce Yaradanı sever insan
Bir böceği,bir çiçeği,
Bir kediyi bile severken
Kaliteli olsun yaşam
İnsan kendine yaşamdan pay biçerse
Yaşamda yerini doğru çizerse
Sevmenin tadına varırmış.
Dilde olmazmış sevmek,
Yürekten gelirmiş
Ataya,dosta,sevgiliye,kardeşe
Yanında olurmuş en zor günlerinde
Beklemezmiş gel yanıma desin diye
Al elimi dermiş her seferinde
El uzatılırmış muhtacım diyene

Komşunun aç kaldığı yerde
Oruç tutsan helal olmazmış
Namaza dursan beş vakit
Camilere gitsen her Cuma da
Oruçlu olsan onbir ayın sultanında
Dile karışırsa helal olmayan heceler
Nafile edersin duanı

Yol Rabbim in yoludur
Göz Rabbim de
Yürek atışı helal lokmadan geçermiş
Yürek atışı helal sözden geçermiş
Uzak yerlerde üşüyen çoçuklar potinsiz gezermiş
Ağlarmşþ bir çocuk annesinin eteğinde
Bir lokma ekmek için
Dolaşırmış çöplüklerde,
Taşı kaynatan nineyi anlatan hikayeyi
Anımsarsa insanlık yeni baştan dogar

Kalk oturduğun yerden
Yolun yol değil
Karnın doyduysa
Allah'ın yolunda sözün doğruysa
Bugün o gündür
Kalk oturduğun yerden
Rabbim den af dile
Zor gününde yanıbaşında
Bir kırlanıç biterse,
Al yanına beraber uçun doğrunun yolunda
Çift uçar kırlangıçlar
Seninle ağlayan çoçukların yurduna

Anam ağlar babam ağlar
Dostlar yanıbaşımda çiçek açar
Kardelen olurum,açarım gönüllerde yagarken kar
Başka çiçek bilmem,gözyaşımı akıtmam yabana
Umut olurum her yeni günde çiçeklerim yeniden açar
Benim gönlümde güneş çocuklarla doğar
Sakın unutmayın çocukları
Kar geliyor kapatacak yolları
Bir yudum ekmeğe bile öylesine muhtaçlarki
Van da,Urfa da,Elazğ da
Bir sokak ötede evinin yanıbaşında
Ağlar annesinin omzunda bir çocuk
Akarken çatıdan yağmur damlaları
Gönlünü gönder,bir ufacık battaniyen yok mu
Bırak boş işleri
Kalk yerinden bir postalık para yeter

Ayların Sultanındayız
Çocuklar aç kalmış,
Ataları bir kalem bile alamamış
Zor günde yaşam örnekleriyle dolmuş taşmış
Paranı,pulunu vaktini iki lakırtıya harcarsın
Oruç,namaz diye hayrırız
Yapalım hepsini birden
Elden öte kendimize
Doğruları getirelim evrende
Öğretelim önce kalbimize
Af dileyelim yanlışlar için Rabbime

Kalk yerinden
Bak karşý da bir çoçuk ağlıyor
Mardin de,Hakkari de İstanbul un varoşlarında
El verin sussun çoçuklar
Aç kalmasın insanlar.
Ayların Sultanındayız
Boşa geçirilen zamanda
Namaz kılıp,oruç tutsan da
Doğrudan şaştınsa
Sık silahını yalana yada ruhuna
Yolun açık doğru sözde
Namusun doğru sözde
Güzel kalpte
Allah verir aman dileyenlere
Af dile
Gerisi nafile
Rabbim duyar sesini...! ! !
Ona sığın.
Unutma çok uzakta evladın gibi
Bir çocuk ağlý yor akan çatının altında
Ya ağlayan evladın olursa?
Başka ana baba sana koşmaz da
Sormaz mı evladın,neredeydin,
Ey baba,ey ana? ?
Lakırtılarla gün doldurdunsa

Bak o çocuk;
Aç karnında zoraki oruçta
Kalk yerinden
Zaman geldi
Haydi..
Uzat Elini...
Kendine bekleme
Sen uzat ki
Uzansin sana eller
Namını eller değil Rabbim duysun
Namusunu eller değil Rabbim bilsin
Şanını eller değil ağlayan çocuk yüceltsin
Haydi ne duruyorsun?
Dilden suya aksın doğrular
Zor günde kucaklansın dostlar,çoçuklar
Edilsin dualar

Kalk yerinden
Ağlayan çoçuk susmalı
Duyun Eller,Payeniz iki lakırtıya değil
Çocuklara olmalı
Bin veren Rabbim için
Bir doğru yolu açmalı
Çünkü bu ay ayların Sultarı
Ramazan-ı Şerif..
Hoşgelmiş
Doğdu yol için,doğru söz için
Affeylemek
Yardım elini uzatmak için
Sizlere,bizlere birer dua almak için
Çok uzaklardan gelmiş

Haydi kalk yerinden
İki lafla peynir gemisi yürümez
İki kelam Rabbim e gelmez
İstersen
Orucunu tut,namazını ki
Ama önce
Aç olanları doyur
Yalanlarını kilitle Kaf Dağý na
Gitmeli ağlayan çocukların ataların yurduna

Çocuklar ağlamasın! ! !
Bir tek gözyaşını silerek bile alalım birer dua.
Hayredelim,hoşgeldin diyelim Ramazan a...

Velakin bunların hiç tüketmeyelim diğer aylarda da! ! !

Sevtap Sevim

Meral Yağcıoğlu

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Seyahatnamem/Yazı

Alternatif Tatil önerilir........

GÜNEYDOĞU’YA SEYAHAT


Yolculuğumuz gece başladı.Ankara,Pozantı üzerinden gidiyoruz. Toros Dağları dört bir yanımız kapladı.Bolkar Dağlarından beslenen Çifte han kaplıcalarının dağın eteklerinde yapılanmış tesislerinde konakladık.Şeker pınar kaynak sularını geçerek Pozantı’ ya yol alıyoruz.Tekir yaylasında temiz oksijeni bol hava ciğerlerimizi bayram ettirdi.Deniz seviyesinden 1.200 metre yükseklikteki çam ağaçları kaplı tepelerden geçiyoruz. Hava çok sıcak değil yağmur çiseliyor.Gülek boğazını geçip Tarsus’ a vardık.
Artık insan oğlunun tarihinin yazıldığı ilk yerleşim yerlerindeyiz.Tarsus Hıristiyan aleminin en önemli yerlerinden biridir.Aziz Jean Poll burada doğmuştur.Tarsus’ta şelalenin serinliğinde kiremitte alabalık yedik.tadına doyamadık.Cleopatra kapısı ve Eshab-ı Kefh(mağara arkadaşları) gezilerini yaptık.Kraldan kaçan 7 arkadaş ve yol göstericinin sığındığı mağarada 309 yıl uyuduktan sonra mağaradan çıkıp ekmek almak isteyince verdiği paranın geçerli olmadığını görüp tanrıya yalvarıp bizi bu kadar yıl uyuttun bundan sonra da insanlarla karşılaştırma diyorlar ve tanrı tarafından yukarı alındıkları söylenir.Dağın eteğinde yer alan ilginç mağarayı gezdik.Gezimizin ilk günü çok yorulmuştuk. Mersin’deki otelimize doğru yol aldık.

Mersin çok bakımlı temiz bir şehir.Türkiye’nin geliri fazla gideri az olan sayılı şehirlerinden birisi. Kahvaltıdan sonra heyecanla yola koyulduk Erdemli kasabasında bir tarafı dağın eteklerinde kalmış tarihi yıkıntılar bir tarafta deniz alabildiğine uzanıyordu.Astım mağarasına gittik.sarkıt ve dikitlerin cilveleştiği bazı yerde kavuşup öpüştüğü çok ilginç oluşumları hayranlıkla izledik.Çok zor nefes alıyorduk her halde astımlı olmadığımızdan.

Silifke de Cennet ve cehennem obruklarına (yer altı mağarasının üstü ağır basınca çökmesinden oluşan çukurlar) vardık.Cehennem 128 metre derinlikte sarp kayaların çevrelediği korkunç çukur.aşağı inmemize izin verilmedi.ancak dağcı olmak gerekliymiş.Eğer cehennem böyleyse vay halimize diye iç çektik.Cennet 423 basamaktan oluşan yeşillikler içinde bir mağara zorlu bir iniş yolculuğu başladı.Zemin çok kaygan düşe kalka

İnmeye başladık.Yarı yolda belki de dünyanın ilk kilisesi bizi karşıladı.Görüntü harikaydı.Yıllara inat hala ayaktaydı.Ve nihayet zemine vardık. Yer altında geçen akar suyunu görmeden gürültüsünü duyup serinliğini hissettik.(Yunan mitolojisinde iyi olan insanları ölünce bu çukura atarlarmış.Kötü kalpli insanlarıysa Cehenneme) Çıkış daha bir zordu.Nefes nefese çıktık.Kısaca Cennet müthiş güzeldi.Umalım gideceğimiz yer olur.Çıkışta bizi buz gibi Silifke ayranı sunan garsonlar karşıladı.Kız Kalesine uğramadan olur mu hiç.Kızını koruyan kralın deniz ortasında yaptırdığı ve mezarı olan ilginç kalenin resimlerini çektik.

Adana’ ya vardık.Sivas’ın Kangal ilçesinden doğan Seyhan nehrinin yanında bir lokantada karnımızı doyurduk.Elbette ki kebap yedik.Başka seçeneğimiz yoktu.32 metre yükseklikteki saat kulesini gördük.Ulu cami muhteşem minaresiyle karşıladı bizi.1541 yılında Ramazan oğulları tarafından inşa ettirilen 26 kubbeli bir cami.Çok yorulmuştuk ve otelimize geldik.

Sabahın altısında kalkıp Antakya’ya doğru yolculuğumuz başlayacaktı dünkü yorgunluğumuzdan eser yoktu.İlk istikamet İskenderun.Yolumuz uzak ve şartlarımız çetindi.Çukurova uçsuz bucaksız bize eşlik ediyordu.Zümrüt renkli Seyhan nehrini geride bıraktık ve İskenderun körfezini geçerek yolumuza devam ettik.Sağımızda Akdeniz solumuzda Amanos Dağları yol alıyoruz.İskenderun geride kaldı Antakya’ya yola devam ediyoruz.Meşhur Ormancı türküsünün çıktığı Belen ilçesini geçtik dilimizde türkü.Bir zamanların ünlü Soğuk oluk’ u dağın zirvesinde karşımızda duruyordu.Yalnız o eski göreviyle değil zenginlerin yerleşim alanı olarak.Deniz seviyesinden 740 metre yükseklikteki Belen geçidini geçtik.Kulaklarımız tıkandı.Amik ovası ayaklarımızın altında deniz misali yayılıyordu.Püfür püfür esen rüzgarla serinlemek için kısa bir süre mola verdik.Tarihte en kısa süreli devlet olan Antakya’ya varıyoruz nihayet.1938 yılında sınırlarımıza katılan dağın eteğinde kurulan ST PAERRE kilisesini geziyoruz.İsa peygamberin dünyadan ayrılmasından sonra kurulan beş kiliseden birisidir.(İstanbul-İskenderiye-Antakya ve Kudüs) Harap bir kilise sadece ST PAERRE’nin kürsüsü ve İsa peygamberin büstü bulunmaktadır.Freskler rutubetli ortam olduğu için tamamen kaybolmuş.İlk Katolik kilisesi olarak bilinmektedir.Katolikler için Hac kilisesidir. Tıpkı bizim Kabe’miz gibi. Harbiye’ye gidip acıkan karnımızı özel soslu ızgara tavuk la doyurduk, yorulan bacaklarımızı dinlendirdik.Birazda alış veriş tabi ki.Yemekten sonra Antakya mozaik müzesini gezdik.Bu müze şu anda dünyada 2.büyük müze.1.müze Mısır’dadır.İlk girişte Antakya lahdi karşılıyor mermer lahit görülmeye değer.Bu lahitten iki kadın bir erkek ceset çıkmış ve iskeletleri sergilenmektedir.Kadınların mücevherleri çok ince zevkin ürünü.Bu şahane mozaiklerin görüntüsünü almak mümkün olmadı maalesef.Kameramın olmadığına çok üzüldüm.Apollo’ dan Herkül’ e Herakles’ ten Afrodit’e kadar sayısız heykel ve mozaik gözlerimize tek manzara.Pamuk tarlalarını seyrederek Kilis’e yol alıyoruz.Kilis2te kaçakçılar çarşısını gezdik eski şaşaalı hali yoktu ama alış veriş yapmadan da yapamadık.

Gaziantep’ e doğru yola çıktık ve bir saat sonra otelimizdeydik Çok yorulmuştuk ve yarın için enerji toplamamız gerekiyordu.şimdi dinlenme vaktiydi. Sabah erkenden yola koyulduk (Zeugma ve Samsat Fırat ve Dicle nehirlerinde bulunan tek geçit olduğundan tüm insanlık için çok önemli.Samsat hiç kazı yapılmadan Atatürk barajı altında kalmıştır acı bir kayıptır insan oğlu için.Şu an için Zeugma’ nın sular altında kalma tehlikesi yok) Gaziantep arkeoloji müzesini gezdik.Burada Zeugma’ dan kurtarılan anlatılamayacak güzellikteki mozaikler sergileniyor.Tablo gibi bu mozaikler adeta tablo gibiydi.Hele o çingene kıza hayran kaldım.Ne taraftan bakarsanız bakın gözleri sizi takip ediyordu.M.Ö 1.yıldan kalma eserler anlatılamaz ancak görülür.Gaziantep sedef kakma atölyelerini gezdik sedef kakma sanatı Osmanlıdan beri süre gelen çok emek isteyen meşakkatli bir sanat.atölyede yapım ustalarını seyrettik hayran kaldık.Gaziantep’ e gelip baklava yemeden olur mu hiç bir de fıstık almadan.Çarşıyı tam manasıyla didik, didik ettikten sonra Zeugma’ya doğru yola çıktık.Nizip’i geçip vardık.Fırat bir gelin edasıyla süzülerek uzanıyordu önümüzde.Zeugma antik kentinde öyle Efes harabeleri’ nde ki gibi tarihi kucaklayacak eserler görünürde yok.Hem kötü niyetli insanlardan hem de doğal felaketlerden korumak için killi toprak altına saklanmış arkeologlar tarafından.Fırat bir harika görmeye değer.Zeugma höyüğünün üstüne kurulmuş olan Türk köyü Belkıs ne yazık ki sular altında aynı kaderi paylaşmakta.Hüzünlü bir ayrılışla Birecik’e yol alıyoruz.Nesli tükenmekte olan ve tek eşli Kelaynak kuşlarını görmek için yaşatma ve çoğaltma işleminin yapılan çiftliğe gidiyoruz.Dünyada 66 adet kalan kel kuşlar harika görünüyorlar. Doğduktan bir sene sonra doğal yerleri Nil nehri'ne gidip dört yıl sonra çiftleşmek için dönerlermiş.

Viran şehir-Kızıltepe üzerinden Nusaybin’e varıyoruz.Suriye sınırından geçiyoruz.Harran ovası alabildiğince gözlere tek manzara.Yollar bitmez bizde enerji bitti ve Nusaybin’ de otelimize gidiyoruz.Eyvah unutmuşuz bu gece Sıra gecesi var ve hazırlanmamız gerekli çok da yorulmuştuk ama kaçırılmaz.Sıra gecesi akşam dokuzda başladı Ergin kardeşler saz ekibi otantik kıyafetleriyle yerlerini aldılar.Gece üçe kadar harika vakit geçirdik.Türkü türkü Türkiye ‘yi dolaştık.Sazlar çalındı türküler eşliğinde halay çekildi.Saz ekibi ayrılana kadar odamıza gidemedik.Canlı bir sıra gecesi ilk defa yaşıyorduk.Seyretmekten daha güzel ve zevkli inanabilirsiniz.Davulcuların düeti görülmeye değerdi.

Gecenin yorgunluğuyla ve mutlu kalktık.Sabah dingin bir hava karşıladı bizi Nusaybin’de kim derdi ki iki sene öncesinde buralardaki insanlar terörden korkulu yaşıyorlardı.Herkesin yüzü güleç etrafı gezdirdiler.Kahvaltıdan sonra Nusaybin’ de şehir turu yaptık.Tarihi İpek yolu üzerinde küçücük bir yerleşim yeri.Kaçakçılar çarşısını gezdik.Suriye Kamışlı sınırından geçiyoruz.Nusaybin’de bir ilk okul gezisi yaptık Teneffüste olan çocuklarla sohbet ettik resim çekildik ve adreslerimiz aldık yazışmak için.

Mardin tarihlerin geçtiği önemli bir yerleşim yeri.Mardin kalesini Timurleng gibi bir savaşçı bile fethedememiştir.Süryanilerin merkezi Darülzaferan manastırına vardık.Bizi yetkili kişiler karşıladı.Manastırda 4000 yıl önce yapılan Güneş tapınağı bölümü çok ilginçti.Mardin dağın eteklerine inşa edilmiş çok sıcak olduğu için çatılara karyola koyup yatarlarmış ve akrepten korunmak için ya mavi cibinlik yada karyolanın ayaklarının altına tasla su koyarlarmış.Sokakları labirent gibi.Bu insanlar evlerini nasıl buluyorlar diye merak ettik.Tarihi Mardin evlerini anlatılmaz güzellikteydi.Adeta taşı dantel gibi işlemişlerdi.Zincirice Medresesi ve Ulu Camiyi gezmek için fırsatımız oldu.Tarihi binalar ve güzellikler o kadar çoktu ki birkaç saat değil ancak on gün gerekliydi.Gazi Paşa İlk okulu ve Kız meslek lisesini gezdik. Sanki taşı nakış olup işlemişler. Bu kadar güzel okulları görünce öğrenci olmak geldi içimizden.Çocuklarla resim çekildik adreslerimiz aldık.Eksikleri olup olmadığını,burada mutlu olup olmadıklarını yani her şeyi konuştuk.Hüzünle ayrıldık bu sıcak insanlardan.Karnımız acıktı ve Mardin’in ünlü kaburga pilavını yedik buz gibi ayran da arkadan dinlenmiştik.

Midyat’ta Telkari gümüş işleme ustalarını gördük ve tabi ki alış veriş.Hasankeyf ‘e varıyoruz.Yol boyunca Midyat dağları bir tarafta bir tarafta da petrol çıkan Raman dağları sarmıştı etrafımızı.Dicle nehri kıvrılarak akıyordu. Halen yaşanan mağaraları gezdik.Valilik tarafından eğitilen ve kokartlı küçük rehberler bize eşlik etti.Her biri cin gibiydiler.Okullarından,ailelerinden ve zorlu yaşamlarından konuştuk.Kaç dil biliyorsunuz diye sorduğumuzda dört dil diye gururla cevap diler.(Türkçe,Kürtçe,Arapça ve İngilizce) inanamadık.Taş köprü inanılmaz hala Dicle’nin üzerinde görevini yapıyor.Kale çok güzeldi. Kuş bakışı seyrettik Hasankeyf’i

Batman üzerinden Diyar bakır’ da ki otelimize gidiyoruz.Dinlenip yarın için enerji toplayacağız.Sabah yağmurla uyandık surlarını gezmek için Kahvaltıdan sonra otobüslerimize bindik Dünyanı en surları arasında olan surları gezdik.Siverek üzerinden Urfa’ ya vardık.Harran ovasına doğru gidiyoruz.(Tanrı yer yüzünün yaratılmasını altı günde tamamladı ve yedinci gün tatil yaptı) .İlk peygamber Hz.İbrahim Harran’da doğdu.İlk kitap Tevrat Musa peygambere bu topraklarda indi.Dinler merkezi Harran dır.Nehirler arası ülke Anatolya (aşağı ülke) 4000 yıllık bir yerleşim yeridir.Tüm dinlerin doğduğu bölge.Bütün dinleri kapsayan ilk medrese Harran da Hz.Ömer tarafından yaptırılmıştır.Burada sadece din dersi değil tıp ve astroloji dersleri de veriliyordu. O günlerde güneş tutulmasını iki saat gecikmeli hesapladıklarını düşünürsek çok da ileri bir teknolojiye sahip olduklarını düşünüyoruz.Harran evleri(karıca evler) koni biçiminde görünürde minicik kulübeler içleri otantik döşenmiş güzel evler kapısı insan boyundan kısa eğilerek içeri girilmesi gerekiyor.Ancak uğursuzluk olmasın diye geri,geri girmemizi söylüyorlar. Koni biçimindeki evler tepeden küçük bir ışık penceresi ve yan cephesinde on santimi geçmeyen iki pencereyle aydınlatılıyor.Yörenin kıyafetlerini giyip resim çektirdik.Hava çok sıcak olduğu için o kalın kıyafetlerin içinde fazla kalamadık.Sin tapınağı dimdik ayaktaydı ve 33 metre yüksekliğinde tepeden bakıyordu bize.Yolumuz Balıklı Göl İstikametimiz Peygamberler kenti Şanlı Urfa.Öğlen olduğu için önce yemek yedik. Kebap yedik ve tatlı olarak da yufkadan yapılan Şıllık tatlısı yedik.hafif ve güzel bir tatlıydı.Ay-nı Zeliha (Zeliha’ nın gölü) ve Balıklı Göl’ü görmeye değer muhteşemlikteydi.Avlanması yasak şişko balıklar insanları görünce suyun üzerine çıkıp ağızlarını açıp yem bekliyorlar.Bir birlerini kovalıyorlar yemi yakalamak için.Hz.İbrahim peygamberin doğduğuna inanılan mağaraya gittik.Dualar edip huşu içinde ayrıldık.Çarşı Pazar dolaşmadan olmaz elbette.Gece otelimize gidip dinlendik.

Ve nihayet bu gün Nemrut’a çıkacaktık.Öğlen saat birde minibüslere bindik kırk kilometre yolumuz vardı sonra ver elini Nemrut’un zirvesi.Nemrut 1200 metre yükseklikteki bir dağ ve 700 metre dik yokuş yayan devam edilecekti.Güneşin batışını görecektik.Zirvenin soğuk olacağını söyleyen Adıyaman’ lıları iyi ki dinlemişiz.yoksa soğuktan hiçbir şey göremeyecektik.Zirveye varmadan Kahta’yı geçince Karakuş tümülüs’ ünü (kartal başlı anıt mezar) bizi karşıladı.Cendere köprüsü’ nü salınarak geçtik.Ve tırmanma yolumuz başladı.Dik yokuş tırmanmak çok zordu.kimisi eşeklerle çıktı bizse tırmandık zar zor zirveye geldik.Zirvede bizi rüzgar karşıladı giysilerimize sarıldık ve bize bakan heykelleri bir,bir inceledik.İlginç tarihini rehberimiz detaylıca anlattı.50 metre büyüklüğündeki Tanrıları görünce yorgunluk falan kalmadı.Akşam yaklaşmaktaydı Güneş dağların ardına saklanmaya başlamıştı saat 5,30 da kaybolurken Mehtap kızıldı ve güneş ışınları tanrıların yüzünde dans ediyorlardı yedi renk, renk ışık oyunlarını seyretmek nefes almak kadar güzeldi.çok soğuk ve rüzgarlı olmasından dolayı poşularla örtünmüştük.sadece gözlerimiz açıktaydı onlar da bayram ediyorlardı.Mehtapta Nemrut bir başka güzeldi. Ya doğuşu nasıldı kim bilir yapacak bir şeyimiz yoktu geri dönmemiz gerekiyordu. Bir dahaki sefere doğuşunu seyrederiz umarım. Otelimize döndük gece olmuştu.

Sabah kahvaltıdan sonra Kahramanmaraş’ a hareket ettik. İki saatlik bir yoldan sonra Maraş’ taydık.Meşhur dondurmasını yedik ve şehri dolaştık.Güney doğudaki son durağımız dan ayrılıp Pınar başı üzerinden Kayseri’ ye vardık. Surlarını gezdik ve Hunt Hatun külliyesi’ nde dolaştık.Döner kümbet etrafında dönüp hayret ettik işçiliği güzeldi.Kapadokya’ya hareket ediyoruz.Derbent vadisindeki doğal oluşumları peri bacalarını gördük.kızıl toprakta oluşmuş irili ufaklı tepecikler ilginçti.Daha önce gördüğüm halde yinede zevkle gezdim.Avanos’ da çanak çömlek atölyesini gezip acemice çömlek yapmayı denedik.Cam atölyesinde üfleme işini seyrettik minicik kum tanesi ateşi görünce nasılda şeffaf cama dönüşüyor.Şarap imalathanesini gezdik kokusundan sarhoş olduk adeta.Ödüller almış Avanos şarabından tattık.Ürgüp açık hava müzesini gezdik. Müzede 365 adet kilise bize ev sahipliği yaptı.Gizli gizli yayılan Hıristiyanlar her gün ayrı kilisede ibadet yapmak için kayaların içine oyarak mağara kiliseler yapmışlar.Şimdi de sıra Oniks taş işleme atölyesindeyiz.yarı değerli taşların işlemesi Güzel ya alması çok pahalı.Dokuma halı atölyesindeyse safha safha ipek halı dokumanın meşakkatlerini gördük.

Seyahatimizin son durağı Avanos’du ve İstanbul’u ve İstanbul da kalanları özlemiştik
Gözümüz ve gönlümüz dolu biraz da yorgun evimizin yolunu tutturduk.
12/09/2003 - 22/09/2003


NEMRUT’TA DANS

Güneş inadına parlıyordu
Akşama yüz çevirmişti gün
Feri sönmüş olsa bile
Mehtabı kızıla boyuyordu
Dağların ardına saklandığında
Yeni bir doğum oluyordu sancılı
Uzaklarda bir başka
Sabah doğuyordu sıcak
Akşamın ayazı yüzümüzü yalarken
Dudaklarımız çatladı
Oysaki Nemrut’ta şenlik başlamıştı
Şaşkın bakışlarımızın gölgesinde

Zeus inatçı güneşin
Son ışık oyunlarıyla
Canlandı asırlık tozunu silkip attı üzerinden
Utangaç yıldızların yüzünü gösterdiği
Gökyüzünün altında
Sevgili karısını dansa kaldırdı
El çırpıyordu tüm tebaası
Karanlık tamamen kapladığında
Nemrut’un zirvesini
Dolunay sundu kırmızı şarabı
Tebessümle zeus ve sevgili eşine
Yeniden doğana kadar güneş
Alev almıştı taştan yürekleri
Yorulmak bilmiyorlardı
Uzaktan gelen müzik eşliğinde
Ağır bir vals le başlayıp
Horon,halay derken
Aldılar sazı ellerine
Yanık bir türkü çalındı kulağımıza

Yavaş, yavaş gece teslim oldu inatçı güneşe
İlkin yıldızlar saklandı gecenin koynuna
Ay direniyordu güneşin ışıklarına
En sonunda güneşin sıcak öpüşüyle
Şarap tepsisini alarak vedalaştı zeus’la
Yanan yürekleri küllendi
Ve taştan oyulmuş yumuşak tahtlarında
Asırlık uykularına çekildiler
Güneşin altında donmuştu her şey.
Bir başkaydı doğumu güneşin
Hareler çiziyordu yontulmuş bedenlerinde
Hissediyordu yürekleri sıcaklığını yaşamın

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Sırılsıklam

Her zamankinden
Farklı duygular da yüreğim.
Şimdiye kadar tatmadığım
Dilimde bal,kaymak tadı

Freni patlamış,
Koşuyor yüreğim son sürat,
Uçurumun eşiğinde, heyecanlı
İstikamet, şarampol de kırmızı gül

Zirvenin dibinde
Bir hamak emrime amade
Yasemin beyazlığında
Gül yaprağı çarşaftan
İçimdeki yaramaz çocuk
Kıpır,kıpır coşkulu

İlk gördüğüm an
Değdiğinde gözü gözüme
Bıraktı yerini gül goncasına
Gamzelerimde ki dikenler

Yerden kesik ayaklarım
Uçuyorum, şimdi de
Bulutların üzerinde
Tedirgin, bir o kadar da mutlu
Zevkten de dört köşe hani

Bozulacak büyü,uyanacağım
Karışmış birbirine yakıyor
Korkuyla, aşkın alevi
Hey ALLAH'ım aşk mı bu yoksa

Sudan çıkmış balık kadar
Şaşkın, ürkek bakışlarım.
Gümbür, gümbür yürek atışlarım
Bu duygu başka duygu
Sırılsıklam aşık mıyım neyim?
Tanımam ki aşkı.

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Sihirli Kelime

Seni seviyorum
Söylemesi zor, anlamı bol
Basit iki sihirli kelime
İnsanları birbirine bağlayan
Ama hep gizli, utanarak
Söylenen ve söylemek için
Cesaret isteyen iki kelime
Seni seviyorum arkadaşım
Seni seviyorum anne
Seni seviyorum yavrum yada
Seni seviyorum sevgilim
Diyemeyen ve çoğu zaman
Kulaktan kulağa fısıldayan
Belki de fısıltı ile bile değil
Mahrem bir duygu gibi
İçinde sır olarak saklayan
Cesaretsiz bir toplumuz
Ne yazık ki
Oysa bir kere içten
Seni seviyorum demek
Gönül kapılarını açar
Hem de ardına kadar
Kapanmamacasına
Seni seviyorum
Hayatı seviyorum
Güzeli, çirkini, seveni, sevmeyeni
Tüm insanları seviyorum
Sokaktaki mırnavı,yalıdaki finoyu
Tüm hayvanları seviyorum
Doğayı seviyorum
Yaratandan ötürü
Haydi hep birlikte
Seni seviyorum diyelim
Çünkü bir başkasını
Sevmeyen insan
Kendini nasıl sever bencilce
El ele tutuşup
Hayata merhaba diyelim en baştan.
Ve hemen şimdi yanındakine dönüp
Seni seviyorum diyelim yüksek sesle
Seviyorum

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Sokaklarım

Gözlerim kapalı
Gidiyorum bilinmeze
Aklımın caddelerinde
Ararken
Yüreğime çıkan
Sevda sokağını
Kayboldum
Çakmağım elimde
Titrek cılız ışığı altında
Aydınlanan sokaklarım
Hepsi birer çıkmaz
Terkedilmiş
İnsanoğlunun uğramadığı
Dönmüş ıssız dikenli yollara
Top oynuyor in cin
Korkuyorum
Benim bu ıssız sokaklar
Biliyorum
Perili köşke dönen yüreğim
Farkındayım, köhnemiş
Zorluyorum bir bir
Tüm sokakları
Geçit veren bulurum
Ulaşırım umuduyla
Viran köşküme
Hayaletlerin cirit attığı sokaklar da
Yok geçit
Ne de küçük bir ışık
Solan güllerin dikenleri
Batarken çorak yüreğime
Çalıyor ölüm marşı
Bozulan sessizlikte
Vermiyor can
Karanlığa sızan kan
Bu sokaklar da
Yitip giden
Benim ömrüm

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Sorarım Size

SORARIM SİZE.

İnsan denen düşünen,
Düşündüğünü uygulamasını bilen
Varlıklar değil miyiz?
Canlıların en akıllısı bizler.

Doğayla paylaşan yeryüzünü
Farklı kültürde yaşayan insanlar, insancıklar
Zengini,mazlumu,
Güç bilip namlunun ardına saklanan namerdi
Zalimi,fakiri, yada hassas iyi niyetli, merhametli,
Vardır insan olanı,duygu yürekli.
Soyu tükenmedi iyilerin
Biliyorum, biliyorum az da olsa var birkaç kişi
Çağrım ötekilere, öteki çoğunluğa

Yaratanın özenerek
Sevgiyle beslediği yürekler
Lütfen,lütfen kulak verin
Şu feryada, dinsin acılar
Çiçekler yetişsin
Gülsün dünya
Bırakın yaşasın çocuklar
Ağlamasın analar,babalar.

Dur diyemiyor muyuz?
Acımasız savaşlara.
Birlik olup inançla
Siper etsek göğsümüzü
Biter mi bu vahşet!
Bağrında saklayan şehidimi
Kanla sulanan kara toprak
Döner mi çiçek tarlasına?

Tüm kapıları açan
Kardeşlik anahtarı
Sevgi ve dostluk dururken
Birbirine kıymak
İnsanlık mı?

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:15 PM

Suçluyum Hırsızlık Yaptım

Çaldım umudu
Dün gece usulca
Pandora’nın kutusundan

Çözdüm kelepçesini
Salıverdim bulutlardan yeryüzüne
Ekildi sevgi tohumları


Dindi mitolojik vicdan azabı
Hapsetti tüm kötülükleri
Bin pişman ağlamaklı

Açtı yüzünde güller
Bastı sonsuza mühür
Havalandı koynunda ki güvercinler

Kanat çırparak sevdaya
Dağıttı umudu gönüllere
Sihirli asası elinde aşk perisi yollarda

Bekliyorum kapım açık
Mutluluk, eli kulağında
Ha geldi, ha gelecek yüreğime

Ferah tutun gönlünüzü
Gülecek yüzünüz,umudu yitenler
Gerçekleşecek bir bir dilekleriniz

Kurtuldu umut
Pandora’nın esaretinden
Yürek pınarında sevgi yudumluyor şimdi

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Şeytan Çelmesi

“ Hay kör şeytan”
Yürürken dümdüz yolda aheste
Takılıp minik taşa düşünce
Yükleme kabahati ona buna
Hayıflanma kanayan dizine

Şöyle bir bak geriye
Yaptıklarını düşün de
Ara nedenlerini
Maruz kaldığın
Şeytan çelmesinin
Adil ol
Tart günahını,sevabını
Kaçmasın kantar topu
Senden yana

Özenme kör olup şeytana
Ters giyme pabucunu
Yor kafanı düşün biraz
Gör güzeli,kötüyü
Bul yanlışı,doğruyu
İnsan olmanın erdemine
Vakıf ol ki
Varasın zevkine
Yaşamın
Her daim sevgiyle
Açık olsun gönül gözün

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Şiirim Bitti

Hayatımın şiiri bitti.
Gökkuşağım silindi
Soldu renkleri
Kırmızı,yeşil ve de mavi,
Buz kovasındalar şimdi
Kelimelerin kırıldı beli
Uçurumda süzüldü
Bir, bir harfleri
Yerlere serildi.
Karmakarışık
Hecelemem mümkün değildi
Okumayı unuttum
Ya da yazmayı,
Döndüğü gün 'dönerse eğer'
Yeniden sökerim belki
Hayatımın şiiri kırıldı
Orta yerinden çatırdadı
Tuz buz oldu cam misali
Bölük pörçük kelimeleri.
Boş kadehten
Sarhoş olmuş harfleri
Eğri büğrü sıraladım
Pelür kağıda gözü yaşlı
'İmdat gökkuşağım nerdesin'
Sıkı, sıkı kapalı
Rakı şişesini
Çağlayan sel suyuna
Kattım gözlerimde
Hayatımın mezesi tükendi
Şiirim bitti biteli
Sevgili duy beni
Gönder yüreğini.
Yudumlasam sevgini
Onarsam kırık şiirimi.
mavi; merhem olsa,çalsam yüreğime
Kırmızı; alev olsa yaksa kavursa yalnızlığımı
Beyaz; temiz bir sayfa olsa yeniden yazsam şiirimi
Yeşil; yağmur olsa,filizlensem sevdaya
Sarı; umut olsa,yorgan misali örtse kederimi
Kalan diğerleri; havlu olsa,kurulasam tüm bedenimi
Yağmurdan sonra ki
Gökkuşağına ulaşırım belki

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Şiirlerim Yarım

yalnız geçmek bilmeyen *******den birindeyim yine
merdiven dayadım bulutlara
umuttu basamakları
sırat köprüsünden ince

saman yolundaki
yıldızları bir, bir topladım
gümüşten bir ipe dizdim
bir yıldız sen, bir yıldız ben
sayamadım kaç tane avuçladım hepsini
doymak bilmedi aç gönlüm
çıplak kaldı gece anadan doğma
yıldızsız semanın feri söndü
gözleri ama beyaz bastonunu arıyor

şimşek çakıyor ortalık kızıl
gürleyerek ağlıyor bulutlar
dolunay saklandı yorganın altına
yorgun bedenini dinlendirmekte
beyaz dantel elbisemi giydim bekliyorum
gayret kemerim belimde hazırım şimdi
yüreğimin yarısı sevgili
yarımı arıyorum gecenin koynunda
çok özledim seni yarımım bak şimdi
şiirlerim hiç bitmiyor görsene
final dizeleri sadece birkaç nokta yan yana
her attığım adım yarım meçhule giden
her aldığım soluk yarım
oksijeni bensem suyu sensin yaşamın
susuz kanmıyor gönlüm
bitsin bu anlamsız yalnızlık
yarım kalmasın şiirlerim gibi aşkım
haydi gel artık
tamamla beni

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Tadımlık Değil Sevdamız

Tadımlık değil sevdamız
Küçük bir haz hiç değil
Hayat sofrasından
Doyup kalkacağımız
O veda anına kadar
Sürecek inan
El ele terk edeceğiz bu diyarı
Sonsuza birlikte yürüyeceğiz

Bitmeyecek sevdamız
Bizden sonrada anacak
Kalan yakınlarımız
Kulaklarımız çınlayacak derinden
Yüzümüzde yorgun çizgiler olsa da
Saçlarımız pamuk tarlasına
Dönmüş olsa da ne çıkar
Flamalar ellerimizde
Tebessümle devredeceğiz
Yaşamı geleceğe inan

Tadımlık değil sevdamız
Küçücük bir haz hiç değil
Birlikteyiz ya
Birlikte yaşlanacağız yürürken
Daima can cana olacağız
İnan

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Temyiz Hakkım Yok

Prangalar ayağımda
Arar gözlerim
Parmaklıkların ardında
Ben mahkumum
Kader değil aşk mahkumu

Yüreğim kanlar içinde
Paramparça
Elim kolum bağlı
Dar gelir kelepçeler
Dertlerim zincir halka, halka
Hasretim koca bir derya
Alaca karanlık hücremde
Sayıklarım adını kendi kendime

Tavana yaslanmış pencereden
Sızmaya çalışan cılız ışık kümesinde
Soluk siluetin avutur,
Avutmaya çalışır çürüyen sevdamı
Rutubet kokulu ******* boyu

Henüz, kaleme almadığın
Belki de hiç almayacağın
Mektubunun hayaliyle
Yanar durur yüreğim, dumansız

Soğuk bir kış günü avuç içi gökyüzüme
Konan yaralı serçe, ağlamaklı
Haberin getirdi,yalanmış sevdan
Vefasız çıkmışsın
Başka, başka gönüllerde,
Akşamı sabaha bağlayarak
Güne yeni gün ekleyerek
Zehir dolu kadehlerde
Geçip gidiyormuş ömrün

Yokmuşum aklında, yüreğinde

Ben mahkumum
Çaresiz aşk mahkumu
Terk edilmiş yürek acısıyla yanan
Aşk mahkumu

Cezam müebbet
Temyiz hakkım yok ki

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Teori

Gerçeğim!

İnsanları tanıdım
Yaratandan ötürü
Sevdim onları
Kalbim acıdı

Biber yetiştirdim
Ellerimle
Yaz kış bahçemde
Katık ettim ekmeğime
Dilim acıdı

Biber acı
Ben acılı
Öyleyse
Biber kadar
Gerçeğin ta kendisi
Şiirce ağlıyor şimdi.

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Teşekkür Ederim Ey Sevgili

Hayat koşusuna bir başıma katıldım
Yorgun düştü aşkını arayan yüreğim
Hüzünlü ******* boyu karalar giydim
Günü geceye, ayı yıllara devrettim

Hayatım bir hiçken aşksız korktum,ağladım
Sessiz daralan çemberde sevdaya koştum
Monoton yaşarken yıkıldı umutlarım
Yaşamın girdabında çaresiz kayboldum

Sevgisiz geçen yıllarda ömrüm tükendi
Uçurum kenarında seyrederken dibi
Çıkıverdin karşıma dünyam çiçeklendi
Boşluktan söküp aldığın gönlüm şenlendi

Sarıp sarmaladı o şefkatli kolların
Ömrüme ömür kattı sevdalı bakışın
Sevginin varlığını seninle keşfettim
Seninle tattım sevdayı, aşkla tanıştım

Demek ki Allah’ın sevgili kuluymuşum
Döndü şansım gökkuşağı altından geçtim
Buzu çözüldü sana akıyor hislerim
Düştü tenime aşk ateşi yanıyorum

Elin elimde,gönlüm seninle sevdalım
Başım göğsünde yeniden doğmuş gibiyim
Gökte uçuyor sevgi arsızı bedenim
Şiir yazıyor aşkınla çarpan yüreğim

Teşekkür ederim ey sevgili,mutluyum

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Uçuyorum

Maviliklerindeyim gök yüzünün
Beyaz bir martı arkadaş bana
Hoş bir sohbete dalmışız koyumu koyu
İstanbul’ u seyrediyorum
Sohbet arasından kuş bakışı
Beyoğlu’nun üzerindeyim
Zaman yok
Mekansa özgür
Kalabalık karınca misali

Tramvay salınarak yol almış sessiz
En arka sırasında bir sarışınla oturan
Gönlümün yakışıklısını görüyorum
Kanaviçe işlemeli kırmızı mendilim elimde
Dudağımda tebessüm el sallıyorum
Ben özgürüm
Bulutların arasında çocuklar gibi
Saklambaç oynuyoruz kar beyazı martıyla
Uçuyorum kahkahalarımı duyuyor musun
Hey gönlümün sevdalı yakışıklısı
Kulakların çınlasın
Ben uçuyorum kanatlarım saf ipekten
Sevdamsa yüreğimde saklı özgürüm artık

Pike yaptım tombul bir buluta
Koynunda sakladığı damlacıklarını
Bırakıyor sinesini boşaltırcasına
Yeşile boyuyor yer yüzünü
Yağmur ormanı misali
Hazırlanmış çilingir sofrasında
Bağdaş kurduk martıcık ve ben
Kadeh tokuşturduk geleceğe
Kadehimde vişne suyu
Sevdamsa tadı damağımda
Şerefe yakışıklı şerefe

Gecenin geç vakti
Sade kahve hazırlamış
Yıldız dolu tepside sunuyor
Beyaz önlüklü şef garson martı
Yudumlarımızın bitiminde
Çingene kırçıl martı
Fal bakmak için emrimize amade
Umutlar yükledik göz bebeklerimize
Dikkatle dinliyoruz ikimizde
Bana hiç tereddütsüz “sen özgürsün
Geçmişi gömüp geleceğe uçuyorsun dedi”
Beyaz martıcıksa o zaten özgür geldi
Ve özgürlüğe kanat çırpıyor”

Tramvayda ki gönlümün aşkı duy
Bak gülümsüyorum geçmişe
Martının kanatlarında dolun ayı okşuyor ellerim
Marmara uzanıp yatıyor aşağılarda bir yerde
Minik bir balıkçı teknesi Salacak’ a yol almış
Kürek küreğe ekler umutlu bakar gözleri
Bir türkü tutturmuş yalnız balıkçı
Aheste çeker kürekleri şaşkın
Sırra kadem basmış balıklar
Özgürlüğü tuza banmış katık ediyor her biri
Oltadaki garip solucana kim bakar

Tüm gizemiyle kız kulesi mum ışığı altında
Kemanıyla gülüyor nağmeleri semada inliyor
Yakamozlar yorgun argın dans ediyor
Görüyorum gözlerime yansıyor ışıkları

Hey gönlümün yakışıklı sevdalısı
Duyuyor musun beni özgürüm
Ve kuş bakışı görüyorum seni miniciksin gözlerimde
Uçuyorum martı kanadında tahtların en yükseğinde
Geçen yıllara mendil sallayıp halay çekiyorum.
İçimdeki çocuk uyandı,bahtı aydınlık
Uçuyor artık ve daima uçacak
Çılgında diyebilirsin, delide
Özgürüm ya deli desen ne çıkar
Uçuyorum
Kanatlarım gümüş
Gücüm yüreğim
Yüreğimse som altın
Paylaşacağım tüm evrenle
İnatla paylaşacağım mutluluğu
Özgür ve birazda delice
Gerisi mi
Hikaye bence

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Unutamadığım

Yıllar geçse de aradan
Saatleri kırıp zamanı durduracağım
Aklımdan çıkmayacaksın
Yüreğime mıhlayacağım
Asla unutmayacağım

Unutamadığım
Yerini kimse doldurup
Hırsızı olmayacak kalbimin
Gönlümü keşfedip
Zafer edasıyla tek bir kişi bile
Yerleşemeyecek mabedime

Biri çıkarsa eğer,
Yıllar sonra biri
Sıkıca örteceğim perdelerini
Tüm kapılarını sürgüleyip
Anahtarını Karadeniz’in
Soğuk deli mavisine gömeceğim
İnci avcısı olsa da yer bulamayacak gönlümde

Unutamadığım
Sen benimle olmasan da
Uzaklarda başka gönüllerde
Söylesen de aşk şarkısını
Beni yüreğinden çıkarıp
Atmış olsan da bir köşeye
Bir izim bile kalmamış olsa da
Gönül defterinde
Unutmak ne kelime
Ben seni unutamadığım
Asla unutmayacağım

Ömrümün son deminde
Beyaz kefene sarılana kadar bedenim
Unutamadığım
Yüreğimin bir köşesinde
Sevgi kırıntılarıyla besleyeceğim
Yaralı sevda güvercinimizi
Son nefesimde sana salacağım
Yol alacak sevdam güvercin kanadında
Son kez selamımı iletecek
Gagasında taşıdığı kırmızı kurdeleli
Dudaklarımla imzaladığım beş yıldızlı diplomanda
Yazılı olacak son dileğim
Yolun açık olsun sevdiğim
Unutamadığım
Yolun açık olsun
Mutlu ol

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Unutulur

Unutulmaz deme sakın
Unutulur
Yaşananlar unutulur
Unutulur sevgililer
Unutur yaralı yürek
Yaşanmış o bitmez
Sevdalar unutulur
Geçmişten kalan
Yangın günlerin
Külleri savrulup
Uçar gider kaf dağının ardına
Terk edenler unutulur
Unutulur unutup gidenler
Sürse de birkaç gün kırgınlık
Asırlar boyu gelse de insana
Zaman takılıp kalsa da sonsuzda
Ölüm demek olsa da ayrılık
Aşk ateşinde kavrulan
Gönül kendini yeniler
Zaman çalar yüreğine
Deva olur derdine güneşle ay
Mehtapla yıldızlar sevişir kumsalda
Ölü karanfilleri söküp atar yüreğinden
Yerine gelincik bahçesi
Düzenler elleriyle
Gönül teli bir türkü tutturur
Aşkın sevdanın türküsüyle
Yeni sevdalara
Yelken açar
Yeni umutlara
Merhaba der
Kırık aşk hikayeleri unutulur
Unutulur unutup gidenler

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Üç Beş Saat

Henüz ayrılalı birkaç saat oldu
Şimdiden hasret ateşi düştü
yüreğim kor kor
Yok cesaretim yaşamaya
Kırık kolum kanadım yokluğunda
Dayanamadım birkaç saate
Nasıl yaşarım bir ömür
Alışmalıyım çaresiz
Doğmuyor özlem çukuruna
Doğmuyor güneş, karanlıktayım
Yetersiz kelimeler, dilim lal
Yitirdi tüm anlamını hayat
Anlamsızım artık

Düştü hasreti yüreğime
Tütüyor burnumda, yanıyor gönlüm için için
Patlamaya hazır volkanım şimdi
Koynumda sakladım lavları
Aktım toprağa,karıştım gazellere
Sonbahar gelmeden fırtına koptu
Dağıldı paramparça oldu her yanım
Mekansızım artık, saatler kırık zamansızım
Var mıyım, yok muyum kaybettim kendimi

Aklım karışık,elim ayağım tutmuyor
Karanlıklara gömüldü her şey
Değirmende öğütülen buğday tanesiyim
uçuşuyor darmadağınık duygularım
Gözlerim ağlıyor bulutlara yardımcı
Yıldırım düştü ateş parçası yüreğim
Çaktı şimşek esti savurdu
Duman tütüyor sevdamda

Bir kalemde nasıl silip atıverdi
Bilemek, çözmek ne kelime, kördüğüm duygular
Kah gülüp, kah ağlayarak
Öpüyorduk dudağından yaşamın
Eskitiyorduk hayatı ikimiz
Tam gökkuşağını yakaladık derken
Silindi tüm renklerim
Çıplak kaldım, çırılçıplak

Karanlık gecede debelenip duruyor
Çaresiz biçare yalnız bedenim
Sabaha ulaşamayacağım biliyorum
Biliyorum güneş doğmayacak ayaz geceye
Yıldızlara sordum nedenini, söylemediler
Gömüldü karanlığa zühre
Aya sordum nerdeyim, şaşkın baktı yüzüme
Utancından gizlendi bulut ardına hilal
Çıkar yol bulamadım üç beş saatte
Ne yapacağım, nasıl yaşayacağım
Oturup kaldım ellerim şakağımda
Başımı vurdum taşlara, kaldırımlar isyanda
Bilmem divane mi oldum yoksa avare
Şu üç beş saat yetti canıma

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:16 PM

Ve Suare

açılır perde bir doğum günü
mini mini bir beden sahnede
başlar ağlamaya
atılır yaşam mücadelesine
alkışlar eşliğinde

emekler acemice hayatı
kah ağlar-kah güler
büyür böylelikle
estirir gençlik başında duman
aşık olur,kavga eder
sever, sevilmez belki de kim bilir
dostuna sarılır, vardır elbet birkaç düşman
türlü çeşit ayak oyunları
mücadele,mübadele sonunda
olgunlaşır sahnede

karışır çoluk çocuğa
eklenir yeni yeni dertler listeye
okul çağı, düğün telaş derken
yıpranmıştır
bulaşmıştır sahne tozu
eline,yüzene,yüreğine
çıkmamacasına
yoktur mecal dizlerinde
yorgundur artık

çekilir köşesine
dilinde dualar
uzak gitsin yalnızlık
beri gelsin varsa yakınlar
teslim edecek neyi var ki
canından başka
bir de vedalaşmak sevenlerle

son nefeste
sarmalanır beş metre patiskayla
son oyundur eller üstünde ki yürüyüş
göz yaşlarıyla uğurlanır
dualar fısıldanır yürekten
varsa hakları
helal eder gözü yaşlı eş dost
dolar bağrına kara toprak
örter üstünü
yaşanmışlıklarla hayallerin
havalanır bir kuş gönül kafesinden

ve suare
son durakta
kapanır perde.
sır olmuştur varlığı
şiir dizelerinde
türkü nağmelerinde
hatırlanır

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Veda

dün gece içtiğin sigaranın
dumanı dağılmadı odamda hala
tavana yaslanmış ağlıyor şimdi
küllüğümde uzanmış yatıyor izmariti
tıpkı ben gibi, boynu bükük, yalnız
ellerini, soluğunu özlüyorum
sesin hala kulağımda çınlıyor
romantik müzik eşliğinde
mum ışığı altında dans eden biz değildik sanki
birden bire esti rüzgar savurdu seni
sisli geceye gömdü tüm hislerimi
boğuldu kırık kadeh de gülüşlerin
vedalaşırken sebepsiz
solgun yanağıma kondurduğun
busenin sıcaklığı yakıyor elimi
veda sancısı sardı bedenimi
hançer sapladın ellerinle,
kanıyor yüreğim

buz gibi soğuk her yanım
fırtına kopuyor hayatımda
içimdeki kasırgayla çarpışıyor
hangisi galip bilmem ama
mağlup olan yüreğim paramparça
yağmur sesini dinliyorum sonsuz karanlıkta
bir yalnızlık türküsü tutturmuşum
öyle ki girdabındayım
sensizlik hortumunun
tam ortasında oradan oraya
savrulup duruyorum

kara bulutlar kıskacına almış
gözlerime mil çekilmiş
*******imde ne ay nede yıldız
yol gösterir yalnız yüreğime
güneş doğmaz güne
ulaşmaz tene
üşüyorum, oysaki Ağustos böcekleri
saz çalıyor tembel, tembel
karıncalar kışa hazırlık yaparken
çığ altında kaldı yüreğim
zemherideyim

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Vefasıza Birkaç Soru

Günlerce geldim
Yolları aşındırdım
Bulamadım
Kapı duvar
Yoksun, nerdesin
Bir not iliştirmemişsin kapına
Posta kutun boş
Haftalar hatta
Aylar boyu bekledim
Gelmedin.
Aramadın bir kere
Özlem üstüne özlem duydum
Özlemedin
Peki neden hiçbir şey olmamışçasına
Yanaşmaktasın bu limana
Küçük teknelere gönlüm kapalı
Koca bir deryaydı, kum yığınına döndürdün ellerinle
Çok geç.
Hesap mı soracaksın, özür mü dileyeceksin?
Özür mü, hayret
Hangi yüzle bilmem ama yık buna hakkın
Vazgeçtim senden.
Ve yoruldum beklemekten
Yoksa yaşadıklarımız mı diyeceksin?
Ne yaşaması be çekip gitmedin mi hayatımdan?
Rüzgar ekip fırtına biçmedin mi?
Maviyi bulamadın mı kızıla?
Silip atmadın mı bir çırpıda her şeyi?
Elinin tersi hiç mi kirlenmedi?
Borç mu soruyorsun?
Ne borcu ola ki?
Zira bu kadar beklemekle,
Fazlasıyla ödedim borcumu.
Istırapsa cabası.
Vefa nedir bilmeyen zalim,
Günahı vebali boynuna
İpekten kravat senin.
Senden sadece
Rehin kalan yaralı yüreğimi
İstiyorum ölmesin ellerinde.
Sana inat yaşamalı,
Aşkla çarpmalı, açmalı çiçek çiçek
Dünyaya sevgi dağıtmalı, vefa dağıtmalı
Güle güle yolun açık olsun
Bakmadan ardına git
Çek git

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yalan Gece

Yıldız yağıyor üzerime
Aşka susayan yüreğim
Sele kapıldı teninde
Kelebek buselerin
Dudağımda kor
Yakıyor içten içe
Dolunayda yansıyan
Siluetin olsa bile
Mutluluk taşıyor gözlerimden
Sessizce ağlıyorum
Evcilik oynayan çocuk kalbim
Seni sensiz varmışsın gibi
Yalancıktan yaşıyor
Sen yalan, ben yalan
Olsun be aşkım
Bu gece de zaten yalan

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yalnızca Yalnızlıkla

Süzülünce pencereden
Sabahın ilk ışığı
Terk eder mavi düş perisi
Kalır ulu orta
Boş yatakla baş başa
Eser esrik bir rüzgar
Soyunan çılgın geceden
Mahzun, hüzünbaz yürek
Kayıp can aramakta
Koşar canhıraş aynalara
Dökülür sırrı pul pul, çehresiz
Harelenmiş göz bebekleri
Yandan çarklı acı kahve elinde
Tüter kıvılcım bekleyen iğreti sigara
İki dudağı arasına sıkışmış hayat
Tutturur bir sohbet
Sohbetin en koyusu, en acısı
Yanar dil, kül olur her bir harf
Yok olur şiir, silinir imge
Kayar avuçtan
Yansımasız çırılçıplak ayna
Kırıkları arasında kan revan
Kör karanlık bir de ağlamaklı yürek
Dibe vurur panik deryasında
Alabora arzular
Duyulmasa da feryat figan
Paylaşır yalnızca yalnızlıkla
Sessiz, çaresiz
Basar sırra kadem

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yalnızlık Lal

yalnızlık ses vermiyor
siyahlara bürünmüş
cehennem zebanisinin kucağında
cenderedeyim sanki
gecenin zift karasında
paylaşmak istedim iyi kötü ne varsa
sohbet etmekti tek niyetim
seslendim
“yalnızlık söyle neden
bu ömür törpüsü susuşun,sessizliğin”
çağırdım çığlıklarla
kar etmedi
ağladım yükseldi hıçkırıklarım ayyuka
ömrüm çürüdü
ses vermiyor
inatla ses vermiyor yalnızlık
duvara vurdum başımı
cevaben tok bir ses
taç yaptı başıma acıyı
oysaki neler ummuştum hayattan
yalnızlıktan çıt yok
ritmini kaybetmiş olmuş lal
el vermiyor
ulaşmak için aydınlığa
birlik olmuş kaderle
örüyor ağını
gömüyor dehlizlere
çizmiyor kalem resmini mutluluğun
göz görmüyor, karanlık tuval
karalıyorum hayalen
mürekkebim kızıl
kan damlıyor kalem
ağlıyor şiir
yazıyorum çaresiz

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yare Dua

Güle güle sevgili yarim
Yolun açık,
Yüreğin aşk ile
Dopdolu olsun.
Tek bir gün bile ıslanmasın
Kederden gözlerin.
Yaşamın boyunca mutluluk
Her daim yoldaşın olsun.
Güle, güle sevgili yarim
Yüzün daima neşe ile
Aydınlansın.
Gözlerin ışık saçsın mutluluktan
Harelerden etrafına yayılsın
Dert ve hüzün senden uzakta
Çok uzakta dursun.
Sana asla vurmasın sillesini hayat.
Kaderin yalnızlık olmasın
Yalancı dostlar değil,
Gerçek can dostlar sarsın etrafını.
Güle, güle sevgili yarim
Gündüzleri güneşin hiç batmasın
*******i kaymasın yıldızın
Kararmasın dünyan.
Büyük yaradan daima seni
Kötülerden korusun.
Hep güzel haberlerin çalınsın kulağıma,
Sevdaların,başarıların nağme,nağme türkülerin
Her ne kadar kan ağlasa da yüreğim.
Yolun açık,bahtın aydın olsun
Güle güle...

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yarın Her Şey Geç Olabilir

Onları kimse tanımaz
Tanıyanlar varsa bile
Hiçbir şey gelmiyor ellerinden
Yada umursamıyorlar
Masum minicik bedenleri
Ve kocaman yürekleri var onların
Boynu büküktür hepsinin istisnasız
Bakışlarında hüznü görürsünüz.

Nadir de olsa gülücüklerinde
İnanılmaz isyan çığlıkları vardır
Kadere isyan, yaşama isyan,
Yüreklerinde çığlık atan
Kim bilir daha nelere isyan

Aslında her birinin iyi kötü
Birer aileleri vardır bölük pörçük
Kiminin anası üveydir, kiminin babası
Aşağılanmışlardır çoğu zaman
Ufacık bedenlerine ve hassas
Duygularına rağmen tüm yakınlarından
Şiddet görüp yaralanmıştır yürekleri
Küçücük yaşta çalıştırılıp babalarına
Meze olmuştur minik alın terleri
Bir kısmı ise tacize mazur kalmıştır
Oysa tek istedikleri, birazcık sevgidir onların
Horlanıp itilip kakılmıştır her biri

Rastlarız ara sıra onlara
Kimimiz o an acır üzülürüz
Vah vahlar la geçiştiririz.
Kimimiz de tiksintiyle bakarız
Üstü başı perişanlara.
Ama ne yazık ki en ufak bir şey yapanımız yoktur kayda değer

Birileri vardır birileri medya tik birileri
Ancak laf üretirler, laf ebelerinden geri kalmazlar

Dondurucu kış *******inde tek destekçileri
Sadece biçare kendileridir.
Birbirlerine sokularak yatarlar bankamatik kulübelerinde
Yatacak yer bulurlarsa eğer.
Sabaha ulaşacakları meçhuldür çoğunun
İçlerinden bazılarının yeni gün müjdecisi güneşi
Göremeyecekleri kesindir. Göçüp gideceklerdir.

Balı sarhoşluğuyla tesadüfen uyananlarsa
Sabah ayazında sımsıcak mis kokan
Ekmeklere bakarlar fırın vitrininden
Uzaktan uzağa, uzanıp alamazlar
Para denen illetleri yoktur ceplerinde
Ancak çalmaları gerekir yaşamaları için
Bir de yakalanırlarsa...karakol ve aşağılanma
En korktukları durumdur. Ölseler daha iyidir

Yaz *******i daha bir rahattır
Onları dondurucu soğuk ve ayaz beklemez.
Sanki yatacak yerleri de boldur
Tüm parklar ve çimenler kucaklar bedenlerini
Yumuşacık yorgan olur yıldızlı gökyüzü
Bir birine sokulup yatmaları gerekmez artık *******i

Ancak açlık, yalnızlık ve kadere terkedilmişlik
Tek yoldaşlarıdır, yalnızlıklarını yalnız kendileriyle paylaşırlar

Elbette zararları vardır etrafa can almıştır içlerinden bazıları
Ama her çocuk masum doğar annesinden düzen bozuk işlemekte
Ve düzensizlik itmiştir sokak aralarına çoğunu acımasızca
Babanın bir işi yoktur, annenin çaresi, çocuğunsa tahammülü

Her birine bir sorsanız
Mutlaka bir dilekleri vardır masum
Dayaksız sıcak sevgi dolu bir yuvadır tek istekleri
Ana kucağını, hiç görmedikleri baba şefkatini
Çok özlemişlerdir. Dönmek bile isterler ailelerine
Ama dayak vardır, her türlü şiddet vardır dönmezler

Bugün hem de hiç gecikmeden
Gerçekten bir şeyler yapmak gerekir bu canlara
Yarın onlar için geç, hem de çok geç olabilir.
Kaybederiz birer birer, hayatın başında yitip giderler
Oysa nasıl ki çocuklar bizim geleceğimiz diyorsak
Onlarda bizim geleceğimiz değiller mi
Ve canımız çocuklarımız için geç olmadan bir şeyler yapmalıyız bugün
Yarın her şey geç olabilir.
Sadece ana sıcaklığıyla sevgi dolu
Birer yuva sağlaya bilirsek eğer elbirliğiyle
Sevinir bu gül çehreler, okul çocukları gibi.

Haydi elbirliğiyle yola koyulalım.
Bundan sonra ki canları yitirmeden
Her şey geç olmadan.

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yaşayamıyorum

Çöktü içime ayrılık acısı
Gece kadar karanlık, buz gibi soğuk
Fırtına kopuyor yüreğimde
Dinliyorum pencereye vuran yağmurun sesini
Ahengi kaybolmuş melodisi kırık yüreğimle
Çığlık çığlığa söylüyorum yalnızlık şarkısı

Ne yapsam bilmiyorum,ürkek,şaşkın
Birkaç saatten fazla değil bırakıp gidişi
Telaşlandı yüreğim, durdu zaman
Kırıldı kolum kanadım
Göğsümden azat olma isteğiyle yüreğim
Özenip yaralı serçeye çırpınır durur
Dudağından aldığım yaşama iksirim
Can suyum yok artık, tükendi soluğum,
Kalmadı mecal, titrer dizlerim
Toprağa sarıldı ölüden farksız bedenim
Çöl fırtınasına yakalanan bedevi kadar aciz
Savaşçı kum tanelerinin menzilinde yüreğim

Alabora oldu savruldu bedenim
Kaktüs yeşerdi göz yaşlarımla
Dikenleri acıtıyor, kanıyor içim
Bir gün yetti canıma
Evren karalar giydi, suskun
Zincirlendi gelecek her yeni gün
Gecenin koynundan doğmayı bilmeyen
Biçare güneş ağlamaklı

Paramparça yüreğim hasret ateşinde kor
Ölüm kol geziyor bahçemde, boynunu büktü çınar ağacı
Şakımıyor yuvası yıkılan serçe
Söndü mavi, gözlerimde kızıl alev

Yoksa eğer gelecek günlerde, yaşamak haram
Gülmek mi, ah nerde o günler? Dünde kaldı
Dudağımda dondu tebessümler, saklı sarkıtları sol yanımda
Ağlamak mı her an her yerde
Atlantis’e yol adlı, sel olup akar gözyaşım
Kayıp kentin koynunda soluksuz kaldım
Hayat kaynağımdı, tükendi hayatım, yaşam belirtisi yok artık
Gömün en derinine Atlantis’in, kalmadı yaşama arzum

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yazdım da Yazdım

Acımı dindirmekti tek amacım
Dağladım kızgın demirle yüreğimi
Kapanmadı yaram, faydasız
Ateş parçası kor yüreğim
Yakar acıtır içten içe

Ağladım her gece iki güzüm iki çeşme
Aradım çareler, düştüm ortalığa
Bulamadım, kör düğüm
Geçit vermez, çıkmazdayım.

Nerde varsa tüm acıları
Verin bana herkesin derdini
Ben çekerim, kimse tatmasın acıyı
Alışkınım ben,alışkın yüreğim
Dedim, dedim de çekemedim bittim.

Yeter artık yeter,istemem başka acı
Bu kadarı da fazla,çok fazla
Dayanmaz biçare bedenim
Kaldıramaz, kırılır orta yerinden
Yetmedi bir kaçı da üstüne eklendi.

Şaştım kaldım
Ne yapacağım
Nasıl yaşayacağım
Kararsız, çaresiz
Sonunda aldım kağıdı kalemi elime
İçimden geldiğince her şeyi
Ama her şeyi yazdım
Yazdım da yazdım.
Dilim döndüğünce

Tükenmekte tahammül gücüm
İsyanım ayyukta
Söylüyorum haykırışlarda
Duyulmuyor,duyulsa bile
Ne faydası olur ki yalnızlığım müzmin
Sardı etrafımı dertler bitimsiz

Yazıyorum geçmiyor
Bekliyorum geçer, umutla
Yine yazıyorum.
Olmasa da şiir hiçbiri
Dizelerce yazıyorum
Ayyuktan dökülenleri
Yazıyorum,yaşıyorum
Hala yazıyorum
Yazacağım her zaman
Biliyorum
Derdime
Olur mu çare
Bilmiyorum

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yeter ki

Parmağına yüzük olsam
Hem Allah’ ın emri hem de Peygamberin
Yüreğimse dünden razı
Gerçekleşsin tüm hayallerim
Kenetlensin ellerine ellerim
Sonsuza kadar ayrılmasın

İstersen ölüme bile giderim
Seninle birlikte olduktan sonra
İster vur vurgun yüreğimi
İstersen de ölesiye sev
Yeter ki sensiz geçmesin bir günüm

Kulağına küpe olsam
Aşk nağmeleri fısıldasam
Bıkıp usanmadan türkü gibi
Soluğunla soluklansam
Yüreğinde yeşersem
Çoğalsam,çağlasam
Gülsem gamzelerinde
Başım omzunda
Seninle ağlasam

Su damlası kadar temiz ve saf
Duygularla dolu yüreğimi
Tekrar, tekrar kurban etsem uğruna
Yüreğim aksa damlacıklar şelale
O şelalede kaybolsam yok olsam sende

Sensiz geçecekse bu ömrüm
Seninle ölse ne çıkar yüreğim
Yeter ki yanında olsam
Avucuna gömsen sımsıkı sarsan beni
Hep orda kalsam
Hep sıcaklığını hissetsem
Seninle nefes alsam seninle ölsem
Yeter ki beni ayırmasan canımdan
Platonik aşkıma Venedik'te gondoldan seslendim

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:17 PM

Yorgun Yüreğim

Dört nala koşuyordu yüreğim
Kanatlı bir kısrak gibi
Kollarında uçuyordu adeta
Zevklerinse doruğunda

Sabahın ayazında
Çiy düşmüş terli tenine
Battaniyesi omuzlarında nefes nefese
Seyisini bekliyor yorgun yüreğim.

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:18 PM

Yüreği Asılı Kadın

Salını, salını yürüyordu kumsala doğru
Deniz kızı edasıyla adeta denizden doğmuştu
Diri vücudu akıp maviye karışıyordu
Yaklaştıkça sahile büyülüyordu gözleri

Üzerinde tenine yapışmış daracık ıslak
Kırmızı bir elbise vardı güneşi ateşe vermişti
Sıyrılmıştı etekleri bacakları ulu orta yerdeydi
Kızıl güneş arasından göz kırpıyordu fütursuz

Kırmızının en koyusuyla boyalı kan sızan
Kırmızı dolgun dudakları susamıştı çatlamıştı aşka
Kıvrımlarından damlıyordu hasreti tebessümle
Maviyi kızıla çalıyordu, tek bir kıpırtı yoktu denizde

Sanki sahilde hayat durmuştu ses çıkmıyordu.
Herkes süzülüp gelişini izliyordu meçhul kadının
Kimdi bilen yoktu sadece alımına kapılmıştı gözleri
Pür dikkat nefeslerini tutarak hayran, hayran bakıyorlardı

Kadın en şuh bakışlarını fırlattı toplanan kalabalığa arsızca
Arzuları iyot kokulu teninde yanıyordu bir avuç alevdi sanki
Islaktı vücudu boncuk, boncuk parlıyordu şavkı alev kızıllığında
Tüm cazibesi üzerindeydi yakıyordu etrafı en kızılından

Dekoltesi daha bir derin yırtılmıştı sanki el yordamıyla
Göğüsleri isyanlardaydı fırlamak için ise tetikte bekliyorlardı
Kalabalığa aldırmadan uzanıverdi kumsala sere serpe
Güneşe karşı örtmeye çalışmadı hiçbir yerini

Denizin koynuna sokulup kaybolana kadar güneşi gözledi
Ufuktan o aşık olduğu müptelası çıka gelirde belki
Yeşil ışık yanar da gönlünde ölümsüzleşirdi sevdaları
Gelmedi ve yeşil ışığı yakalayamadı nemli gözleri

Gece karanlık çökene kadar bekledi umudunu yitirmeden
Yıldızların altında çakmak, çakmak gözleri denizdeydi
Yakamozlar ıslak dudaklarında gezindi serindi öpüşleri
Hayaldi okşamaları teni tutuşmamıştı aşkı yanıyordu göğsünde

Yıldızlar yağdı bütün gece üzerine gece ağlıyordu kederinden
Sabaha karşı geldiği gibi sessiz denize doğru yürüyüp gitti.
Büyülü vücudu bu sefer diri değildi maviye karışırken
Boynu bükük gözleri yaşlı el salladı kalabalığa
Kaybolmaya hazırdı artık ve sonsuza dek kaybolmalıydı

Atlantis’e kadar kulaçlamalıydı durmaksızın
Görmemeliydi tek bir kişi ağladığını, perişan halini
Şahit olmalıydı martılar hüzün dolu yalnızlığına
Bir tek kendisi bilmeliydi ıstırabını
Kendi kendini kucaklayıp meçhule kaymalıydı

Denizden sancılı dalgalar doğuyordu
Gürültülü öfke doluydu tüm sahil
Geride yeni güne yaralı bir yürek kalmıştı
Adeta ayak diriyordu günü engellercesine inatla kan sızıyordu
Maviyi boyuyordu kızıla ve ağlıyordu yorgundu ölesiye

Gök gürledi, şimşek çaktı ve güneş doğmadı
Doğumunu engellemişti günün, gün gecede söndü
Ve asılı kaldı kırmızı yürek tek başına
Damlıyordu denize içten içe

Bir hayaldi kırmızılı kadın,
Yoksa ben miydim, asılı mı kalmıştı yüreğim
Ama benim kırmızı elbisem yok ki
Çıkarıp atmıştım uzun zaman önce dolabımdan
Artık hep gece gibi siyah giyer olmuştum
Kombinezonum, elbisem, tenim bile siyahtı benim

Farkına varamadım mı, ben miydim yoksa
Yoksa bir başkası mı, ne diye ben yaşıyordum
Sahilde ki o ıstırabı. Tüm bedenim titriyor
Karanlığa gömülmek istedim
Denizle örttüm üzerimi ve oracıkta öldüm
Ben değildim kırmızılı kadın, o benim iç dünyamdı

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:18 PM

Yüreği Çalınmış Kadın


Yalnız yürüyordu kadın
Yüreği çalınmış,
Hırpalanmış bedeni
Ayaklarında pranga
İlerliyordu sürüye sürüye
Topuk sesleri karanlığa karışıp
Şamar gibi iniyordu gecenin yüzüne
Birlikte ağlıyordu gece, hüzünlüydü
Yıldızlar gizlenmişti ayın arkasına
Ay yüzünü saklamıştı bulutlarda
Siyahtı gece zifiri karanlık
Olanlardan utanıyordu sanki gece
Adeta sallanıyordu son ilmeğin ucunda

Duyguları kelepçeli
Matemdeydi gönlü
Siyahlara bürünmüş
Damlıyordu meçhule
Boş kalmıştı sol yanı
O yaralı yüreğinin yerine
Kocaman kara delik açılmıştı
Dipsizdi sonsuzdu kanıyordu
Tüm geçmişi gömülmüştü
Ama dolmamıştı kara delik
Cebindeki umutları saçılmıştı yerlere
Sökülmüştü her nedense iplik iplikti hayatı
Şeytan uçurtması yere çakılmış
Ölmüştü gönlünde beslediği melek
Çalınmıştı yüreğiyle birlikte
Hem çocukluğu, hem gençliği
Ve koparılmıştı tüm bağı yaşamdan

Yorgun, mecalsiz ellerinde
Salınıyordu parçalanmış geleceği
Yırtık çantasından karışmıştı toprağa neyi varsa
Bölük pörçük geçmişi de yoktu artık

Karmaşık ifadeli yüzü
Bulaşmıştı akan makyajına
Kırmızı ateş ruju
O son busede sönmüş morarmıştı
Aslında mavi bakan dünyaya
Çöl fırtınası kopan gözleri
Ağlamaktan aciz ayaklarını izliyordu
Kirpikleri ok olmuş rimelle kuşanmış
Germişti kömür karası yayı
Faili meçhul hırsızını arıyordu
Son bir gayret bulmalıydı
Parçalanmış yüreğini alıp
Posası kalmış olsa da geride
Dipsiz kuyunun dibine gömmeliydi
Dolmalıydı sol yanındaki koca delik

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:18 PM

Yüreğimi Açtım Sana

Dipten çıkarırım midyeleri
Bir,bir ellerimle
Kan revan içinde ellerim
Görmedin gözlerimde
Tane,tane incileri irili ufaklı
Belki de görmezden geldin.

Yüreğimi açtım sana
Sevda bahçesinde
Türlü, türlü çiçekler yetiştirdim
Gübreli topraklarla
İtinayla besledim
Göz pınarlarımdan
Can suyu oldum oluk, oluk
Çabamı görmedin ıslanmadı ellerin
Belki de görmezden geldin

Yüreğimi açtım sana
İçimdeki yumak, yumak
Sevdayı çözelim
Karışalım birbirimize
Tek yürek olalım birlikte atalım dedim
Duymadın
Belki de duymazdan geldin

Yüreğimi açtım sana
Keman çalan gönül telim
Sevda şarkılarında ki
Aşka davet melodisinde
Düet yapalım istedim
Yüreğinin ritmini esirgedin
Belki de hiç ritmik değildi
Duyguların

Yüreğimi açtım sana
Güvercin kanadına
Yükledim tüm hislerimi
Özel ulak uçurdum yüreğimden yüreğine
Gönül kapını açmadın
Belki de açmak istemedin

GooD aNd EvıL 11-03-2008 05:18 PM

Yürü Git İşine

Aşkım sadece benim
Seni ilgilendirmez
Bir nebze yok hakkın
Yürü git işine

Sevgim karşılıksız
Olsun, yüreğim koca bir deniz.
Hem aşkım hem de
Dünyalar kadar
Dost sığar içine.
Aşkım karışır dalgalara
Bürünür sevgilere
Kaybolur o buruk hüznüm.
Bana arkadaş olur.
Belki de sırdaş.
Unutur yalnızlığı
Taşar yüreğim
Sevgi yumağı
Açılır açılır
Dolaşır başka canlara
Kaynaşır her biriyle
Hayat, önümde uzun bir yol
O yolları yalınayak arşınlar gönlüm
Tadına varır aşkın, sevdanın
Açar kapıları sevgi anahtarı
Dolar mavi yüreklere

Şimdi yoksan yanımda
Sonsuzlukta kaybol
Bitti hesabım,doldu miadın
Dostlarımla
Yalnız değilim
Yürü git işine
Aşkım sadece benim


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:54 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.