![]() |
Ne güzel biliyoruz çirkinleşmeyi
'Hrant Dink'e saygıyla' ne güzel biliyoruz; beyinlerinin kıvrımları bizimkine benzemeyenleri sokak ortalarında vurup öldürmeyi. ve saklamak namlulara pas gibi bulaşmış parmak izlerimizi. ne güzel biliyoruz; hedefi on ikiden vurup tarihin ortasına karanlık delik açmayı. aydınlığa en ihtiyaç duyduğumuz anda hem de lambaları birer birer söndürmeyi. alıştığımız için midir karanlıkta yaşamaya nedendir. gerçek aydınlık hiç ulaşamayacağımız bir hayal midir. ne güzel biliyoruz; makyaj masamızda süslenirken gözbebeklerimizi çıkarıp yere atmayı ve üstüne gazete kağıdı örtmeyi. Cevat Çeştepe |
Ne oldu bana böyle
ne oldu bana böyle birdenbire bilmiyorum iki gözüm. çığlıksız ama sancılı gibi, düşler oldum hep seni. ne oldu böyle anlatamayıp korktuğum kendimden bile. bilmiyorum iki gözüm, şans tanımıyorum hiçbir ihtimale. iyisi mi gene her şey dün gibi yaşansın kendi halinde. sofrada aynı yemekler olsun ve aynı haberler gazetede. güneş bildiğimiz pencereden doğmalı gene her sabah üzerimize bir başka taraftan uğurlanacağı yıldızsız bir geceye. ben bir şey söylemeyip susmalıyım, doğrusu bu galiba işin. ama iki gözüm gene de yürek olup can kulağımla dinlerim eğer varsa senin bana söyleyeceklerin. Cevat Çeştepe |
Neden arkası yok sanıyorsun
hep akşam karanlığımıdır, balık sırtı, gün dönümü. ne en başında olmak yokuşun ne bir hazan gibi düşünmek ölümü. başka gözyaşlarından mı anlaşılır ancak yaşanmış sevdalara ait sararmış yaprak dökümü. ısınamazsın ne yapsan, ne kadar kucaklarsan üç numara yanan sobanın ateşini. dağların sıcak yamaçlarına koşmak varken yeni sevdaları yakalayıp, görmek için güneşi. hala buz tutmuş heykel gibi önüne bakmak neden. kucakla haydi ne duruyorsun, buz gibi derenin sularını. çık en yakınındaki ağacın, en yüksek dalına sonra bırak kendini şöyle boşluğa, salına salına yeryüzü ol, bir gözyaşının süzülmesi gibi yanaktan . işte tam sırasıdır, ne anlayacaksan yaşadığın ya da yaşamadığın bütün sevdalardan. Cevat Çeştepe |
Neden boşa gidiyor çabalar
yanlış yerde mi arıyoruz hayatın gerçeğe dönük parmak izlerini. romantik hayallerin sıcak örtüsünde olmamış hayallere mi süsletiyoruz uzadıkça uzayan kış *******ini. yanlış yerde mi arıyoruz hiç bulamayacaklarımızın ipuçlarını. bir çocuğun elinden kaçan gökyüzü yolcusu balonu atlayıp sırtına bir uçurtmanın kuyruk renklerine mi bağlıyoruz. yanlış yerde mi arıyoruz mutluluk denizinin tuzlarında saklananı. neden, fazla mı büyüdü duygularımız eksik mi kaldı hep okuduklarımız. onun için mi bulamıyoruz. Cevat Çeştepe |
Nehir yolculuğu
bütün nehirler, bir denize akar bir tanem akar ama hangi yüksek dağlardan doğar, hangi boz renkli tepelerden iner. hangi düz ve sarı ovaların arasından, hangi ormanların kenarından geçer. yorgun ve küçük ayaklı bir çocuk, bir küçük çocuk; çıkarıp ayakkabılarını, bir kıyıda suya sokmuş mudur ayaklarını. ya bir genç kız uzun boyunlu, çırılçıplak, hangi sularında yıkamıştır saçlarını. kokusu kalmış mıdır bir tanem, kalmış mıdır kaç tane tatlı su balığı kurtulmuştur bir yabanın pençesinden. vazgeçilmez bir aksesuar gibi orta yerdeki o kayanın üzerinden. kaç tane kurtulmuştur bir tanem. etekleri yosun işlemeli, incecik belli narin bir söğüt dalı hiç intiharı düşünmüş müdür, dinlenmez sularına atarak kendini. ya da tutuşup el ele bir tatlı su balığı ile. bilinmez bir firarın aykırı karanlığında yitip gözden kaybolmuş mudur. bütün nehirler, bir denize akar bir tanem. heyecanlı bir yolculuğun son istasyonudur. nehirler kurtuluşu denizlerde bulur. yaşlı ve artık gözlerinde fer kalmamış. bütün hikayelerin tek sayfada toplandığı yan yana dizili üç noktaymış gibi. Cevat Çeştepe |
Nostaljidir kız senin adın
kahverengi bekçi babalar; sessiz çığlıklı mahallenin namusları. kavanozda akide şekerleri; rengarenk kokulu dişlerin çürükleri. sarı renkli boş vita kutusu; pencere güzeli çiçeklerin sevgilisi siyah chevrolet araba; on kişi ve sekiz silindirli sünnet merasimi. bir de kokulu hisar sigarası; ıslak dudak lekeli kız senin adın nostalji. Cevat Çeştepe |
O bahçeler, ya ölüverirsen
“küçüklüklerimizin uçsuz bucaksız bahçeleri büyüdükçe, bakımsız avuç içlerimize nasıl da sığar” o bahçelerde bir gün yaşarken sıcaklığını kucağında nereden gelip de konuverdi birden o ölüm kuşu aklıma hani bırakıp gidersen diye düşündüm günün birinde ben ezberimden hangi duayı dökerdim gözyaşı olup üzerine “ bir dua daha öğret bana gitmeden, karşılıklı yatarken” off, şimdi sırası değil biliyorum, daha büyümedim hayatın kendisi başlamadı, şimdi her şeyin önündeyim ucu zehir dokulu zıpkınlar düşlerimi parçalamadan öğretiyorsun bana denize ulaşmayı, bataklıkta kurumadan “olur ya delikanlılık bu, bir köşede kanayıverir yüreğim” karanlık sofralarda sırdaş olurken sarhoşluklarıma ucuz şarap ve elinden dökülmüş izmarit kokulu salatalarla yeni güne dönme zamanı çoktan geçmiştir saatin sıkıldığından mıdır nedir el sallayıp birden gidiverdin “uzat son defa öpeyim ellerini, yarın olmayacaksın biliyorum” bir sabah açarsın gözlerini, bütün bentlerin yıkılmış ne kadar gülebilmişsen o güne kadar yerini gözyaşı almış fasıllar değişmiş ıssız yollar boşluklara açılmıştır dünyalara sığmayan o güzel yürek bir avuç toprağa saklanmıştır. “küçüklüklerimizin uçsuz bucaksız bahçeleri büyüdükçe, nasıl da gölgesiz çöllerde hayale döner” Cevat Çeştepe |
O eski şarkılarda
gözüm bardağa dökülen demli sabah çayında kulağım radyoda çalan bildik o eski şarkıda sabah ya işte gene bulaştım nihavent havalara. “o siyah gözlerini bir daha olsun göreyim” böyle oluyorum işte uykusuz *******in sabahında. bir görebilsem. ağacın gölgesiz tarafına dayamışım sırtımı bir sancı duruyor tam göğsümde asık suratlı Kalamış değil o kadeh sesi, Boğaziçi işte tam burası “kalplerden dudaklara yükselen sesi dinle” yol göstermeyince bilinmiyor ki takvim yaprakları. bir bilebilsem. birden nedensiz bir korku sarıverirse içimi vazgeçirse beni yaşamaktan ve düşünmekten seni bütün akortlarım bozulsa, rengim ölüm rengi “şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu” ve yükleyerek sırtıma dindirilemeyecek hasretini bir ölebilsem. Cevat Çeştepe |
O sahilin adı özlem
ayaklarımı denize sokuyorum, ellerimde buhar tütüyor. dört yanından mahmuz yemiş bir zincir, yüreğimde mayına basıyor. adı özlem mi, yoksa yazılmamış gibi, ilk hecesinde mi saklı isminin dudaklarım kuruyor. anlıyorum, hiç zorlama bu sahil hiç bir denizin değil Cevat Çeştepe |
Ocakta ateş, közde kül
yorgundum, ismin bana hiçbir şey vermiyordu. yaşanmış ve yaşanacak bütün savaşlar benim çadırımın dört duvarında akrobasi yapıyordu. bir tarafım kan çanağı, göz-gözü görmez iken diğer duvarımda, taze mezarlar toprak kokuyordu. belki bundandı çok yorulmuşluğum. sayamıyordum toplama kamplarımdaki iskeletleri atılan her uçuk kanatlı kurşunla delik deşik olmuştum. yorgundum, yani çok kötü vurulmuştum saksımdaki çiçekler gözlerimi buğulandırıyordu. senin ismin bana hiçbir şey vermiyordu. anlattıkların bir kulağımdan bile girmiyordu ki yol bulup öbüründen çıksın. paletler mayınlarda, ödünç kol ve bacaklarla ikram sunuyordu ziyafet sofralarında yüksek apoletli parlak yıldızlara. işte belki bundandı. ismin gibi sende hiçbir şey vermiyordun bana duvarlarımdaki savaşlarda siper olamamıştın üstüme yangın bombası olup yağmıştın saatlerce. mürekkepler “ölüm” yazmaktan tükeniyordu manşetlere. ben bir kalem arıyordum masamın üstünde bir de beyaz kağıt sadece. bir çiçek resmi yapacaktım bir de bir çocuk gülerken geleceğe. belki yorgun bile değildim, çoktan ölmüştüm sen zaten hiç olmamış gibiydin. haberler gene aynı toz duman ve aynı barut kokusuydu hiç değişmedi ve değişmeyecekti de duvarlarımın rengi koku, üzerlerine berbat sinmişti. şimdi arkası bir başka öte olan, bir başka duvara dayasam sırtımı. Cevat Çeştepe |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:04 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.