![]() |
Saklanalım kendimize, saklanalım yarından
ördüğümüz duvarı yıllarca saklayalım. gizli bahçenin sırlarını kimse bilmesin. hep o vitrindeki mankenlerle yürüsün dostluklar. beklediğimiz vardiyaya esinceye ve ohhh be dünya varmış dedirtinceye kadar rüzgar. melankolik bir toz duman şimdi zaman. rakı şişelerinin çürümüş bel kemikleri. üstelik hiç sevmem; ama neylersin daktilomda kırık harflerin çektiği yangın ateşleyen bu peşrevleri. kapımın nöbetinde dört mevsim bir zebani. pencere tuğla rengi, dışarıda kim var? sigara üstüne sigara, gözlerim yanıyor. haydi yakala ellerimi zaman giderek daralıyor. haydi yakala! ... yoksa oturup dizlerimin üstüne son kitabımdaki en terkedilmiş öyküye inançsız bir sadakat ile saklayacağım kendimi. ardımdan gelecek sahafların tozlu raflarına keşişleme bir kahraman. bekleyeceğim, andersen’in en iç gıcıklayan ninnilerinin dinmesini sağ tarafımdan. sonra yeniden başlamak....... birlikte atabilmek belki o ilk adımları doğabilmek aynı bozkırın güneşinin altında ya da kavurucu bir akdeniz sıcağında. aynı günde, aynı saatte, aynı tanrıdan... olacak şey değil yani yeniden başlamak. bak umut nasıl gülüyor darağacından. olmuyor işte tükendik, onu demek istiyorum. seninle değil ama bir başka yarına nereden ve nasıl başlanacak işte onu bilmiyorum Cevat Çeştepe |
Saklı cesaretler
nerelerimizde saklarız kötürüm duygularımızın kör tırnaklarını yazamayacak kadar, buz tutmuş camlara sevgilimizin adını nerelerimizde saklarız ağustos güneşi yangınının yürekte kor yaptığı sevdalarımızı yürüyememek önümüzdeki katran karası yolları cesaretsizliğimizin buhar olup tüttüğü kalaysız kazanları nerelerimizde saklar, nerelerde kaynatırız. bir daha yarın olamayacağımızı nasıl anlatır, nasıl inandırırız çocuklarımızı cesaretimiz ne analarımızın işlemeli çeyiz sandıklarında saklı ne de babalarımızın duvarda asılı ruhsatsız çiftesinde. bir yüreğin içinde sanki, akılla ömür boyu sevişen. bitip tükenmeden ve erken doğum olmadan. Cevat Çeştepe |
Sana anlatmayacağım
sana anlatmayacağım, uykusuz *******in duvara dönmüş yüzünü. üzerinde ne bir tek tel saç ve ne bir damla ter düşmüş, yastığın gözyaşlarını. okunmamaya yeminli sanki bir ağır kitap ve üzerine şehvetle göz kırpan gece lambasını. sana anlatmayacağım, uykusuz *******imde bir küfür gibi adını andığımı. sana anlatmayacağım..... hiç açılmadığı için kapanmamış perdelere ne bir günahın ve açlığın ve çılgın bir koşu gibi kavuşmaların bir koku olup bile sinmediğini. sessizlik şimdi saatin uygun adım ayarı. sana anlatmayacağım, saati en son hiç kurmadığımı ve zamanın sen gittiğin gün, sen gittiğin gün durduğunu. Cevat Çeştepe |
Sana gül topladım
sana gül topladım, diken yırtığı yüreğim birde hayalet şatolarını aramasa gözlerim. Transilvanya’sın, sen ne güzel manzarasın. bin göçer kervanı, ben bir yana onlar öte gecenin gündüze bir şehvet gibi teslim olduğu saatte o kır çiçekleri değil miydi en derin muska gibi gene gözlerimin önüne getiren gözlerini. uzağımda uzak köyler, bir erken ninni söyler sana gül topladım, şarkısız kaldı bülbüller. ey deniz, şimdi ne kadar uzak düştü ellerimiz. rengarenk etekli, öksüz bir çenginin melodisi bu biraz daha Latin olsam unutturacak tüm yorgunluğumu kuzey garındaki gibi iç içe geçtiğinde raylar neden böyle yavaş yavaş uzaklaşır hatıralar. sana gül topladım, her yaprağına adın yazılmış ama solan bir şeyler var, sanki birisi susuz kalmış. yağmur düşüyor alnıma, sen güneşe bak aldırma. şimdi bir sigara yakıyorum, tütünü hasret tütecek ama ne kadar uzak olursak günler o kadar yakın geçecek de ki toprak ayrı kokuyor ama ateş aynı yakıyor bulutlar orada nasılsa, burada da öyle ağlıyor sana gül topladım, koklayamadın … Cevat Çeştepe |
Sana küstüm
sana küstüm belki sana değil de, her akşam yakana taktığım çiçeğe. ben küstüm mü fena küserim belki sana değil de başka bahanelere … gözlerdeki ışıltının yüreğe inmesine aldırmadın. bir dumanlık sigaranın parmak arasında duruşuna sattın. göklerdeki yıldızların omuzlarıma konmasıyla değil telefon tellerindeki susturulmuş kuşlarla yandım sana küstüm belki sana değil de, kokusuz kanatlarına lodosların . ben küstüm mü fena küserim belki gene sana değil de başka bahanelere … Cevat Çeştepe |
Sancı
Doğum sancısından geriye Kan ter içinde bir bebek kalır, Göbeği anasına bağlı. Birde sigara izmaritleri kapının önünde Hepsi yarım içilmiş, Hepsi erkek markalı. Doğum sancısından geriye, Nereye gideceği bilinmez Bir hayat kalır. Cevat Çeştepe |
Sancı ayrılmıyor hasretten
mavisini içime çekmek gibi bir arzu bu bulunduğum bir başka maviden bir başka yerden. erguvan mevsimidir diye topladım ne kadar yamaç varsa o kadar hasretimde hani kuzeyden gelen soğuk rüzgarların nefesinde üşürmüş gibi yaptım, yüreğimin titremesini sönmemiş sabahların ateşinde aldırmadım. erguvan mevsimidir diye topladım hepsinin tek tek bütün renklerini kokladım. ellerin değmese bile gözüne yakalanmışlardır dedim gözyaşı ile dolu bir vazonun içine yerleştirdim vazgeçmek istediler kendilerinden soldurmadım. ama gece bastırır ya birden hiç ummazsın yıldızlar sanki dünden yabancı. işte gene aynı sancı bir boğaz vapurunda mıyım şimdi elini-kolunu dümene kilitlemişim kaptanın, yüzüm baca numarasının isine saklı bildiğim iskelelere kaçıyoruz hasret bu ya … Cevat Çeştepe |
Sanma ki büyüyeceksin
artık süt kokusunda değil, rakı kıvamında nefesim. büyüdüm yani. ellerin kavga yerinin ortasında. kıymetli taşların; nasıl yuvarlandığını mazgallara, izledi gözlerim. masum çocuk bakışlarımın arkasında bindiğim usturanın sırtında bilenerek. artık süt kokusunda değil, rakı kıvamında nefesim. büyüdüm yani. şimdi ihanet zincirlerinin üstündeki parmak izlerini ve yastığımın altında namlusuna; namus gibi sürülmüş mermiyi okşuyor parmak uçlarım. gözüm karanlıkta, kulağım seste ama korkmuyorum karanlıklardan, korkmuyorum işte. artık süt kokusunda değil, rakı kıvamında nefesim. büyüdüm yani. yüreğim, beynim ve yumruklarım gibi, büyüdüm yani. bir yeryüzü atlasının bütün sahifeleri gibi. insanlık ve onların açlıkları, mazot renkli karabatakların sessiz çığlıkları ve ardından bakakalınan bütün sevgilerin bir daha hiç dönmeyecekleri gibi. artık süt kokusunda değil, rakı kıvamında nefesim. büyüdüm yani. garip destanların sildim hepsini. gecem, gece değildi uykuma yetmiyordu. okuduklarım sadece bildiğim gibi okunuyordu. dinlediklerim de aynen, okuduklarıma benziyordu. ama ince bir tül gibi üstümde yangının aleve dönmeden önce hani anlaşılamayan, yanaklarından öper gibi, bir koku bir ana kokusu, belki bir başka özlem... belki büyüyemeden, büyüdüğünü sanmak korkusu. offf, başlamadan kaçıp gitmek olsun. bırakalım doğmadığı ana rahminde doğmadan kalsın. sonra atacağın her adımda, bir başka şekilde bir garip ve bir mazlum gibi aldanıyorsun. çekip ağzını ana memesinden oturduğun sofrada bulanıp rakıya; büyüdüğünü sanıyorsun. ve büyümenin hiç büyümeyeceğini asla anlamıyorsun Cevat Çeştepe |
Sarhoş bir mekan
akşamdan kalma hepsi, ne kadar şişe varsa boşalmış serilmiş yerlere. kadehler dersen, daha kötü hallerde. mis gibi anason, üzüm gibi şarap deli divane, kokuyor her yerde. kül denizinde intihar etmiş bütün kül tablaları.. şu sandalye bile baksana, oturup, dayamış sırtını masaya. bulaşığı fasulye pilakisi kırık bir tabak, gramofonda bütün şarkıları susmuş otuzüçlük bir plak. ayakta kalan yalnız masadaki beyaz karanfilim. onu da zaten sen getirmiştin. Cevat Çeştepe |
Sarhoş sahillerinde imbatların
Smyrna'lı gemicilerle konuşuyoruz. Pasaport'ta, Kordon'da, Alsancak'ta. Şaraplarımızı denize döküyoruz. Balıkların gözü dönüyor. Smyrna'lı gemicilerle konuşuyoruz. Nelerden., nerelerden... Denizin denizliğini, İnsanın insanlığını yitirdiğinden. Sıcak şarap ve meymenetsiz sarhoşluklar üzerine. Smyrna'lı gemicilerin konuk oluyoruz *******ine. Ne cüce saat kulesi konak alanının, Ne çırılçıplak yalnızlığı basmane garının, Zamanı sensizliğe kovamıyor nedense. Smyrna'lı gemicilerle hiç bir şeyi çözemiyoruz. Sen gel kulaklarını daya kulağıma, Beynim titresin yanıp yıkılan İzmir'de. Kaçanların yakıp yıktığı., Saksıyı; O güzelim fesleğenlere, gece güzellerine Hasret bıraktığı. Küfürbaz ayyaşlıklarımın yanlışlarında ağlat beni. Sahil lokantalarından, yosun sesleri gelirken, Midye kabukları adını,camlara kazırken. Sessizce kalkalım oturduğumuz yerden, Smyrna'lı gemicilere hiç bir şey söylemeden... Cevat Çeştepe |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:23 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.