![]() |
Erken Öğrendim...
dünyayı sarmalıyor gülüşüm olduğum gibiyim ve göründüğüm gibi olacağım temiz kaldı sakladım hep bir yanımı aldanmayın tebessümüme ben erken öğrendim selamınını verip arkasında darmadağınıklığı bırakanların çöplerini her akşam çöpçüye vermeyi vakit kaybetmeden huzuru misafir etmeyi aksi olsa ne mi olurdu? vah ki vah olurdu halim ben erken öğrendim ne varsa insan adına farkındayım herşeyin... |
Eski Konak...
Çamurlu yol çakıl taşı ile dolu Büyük bir konak çok eski Sarmaşıkla sevgili Sundurmasında güvercinler şimdinin tek misafiri Çok eski çok çok eski Bir aşktı tahtalarını karartan Şimdinin gıcırdamasın dan belli Mazisinde mimoza anıları Hatıralarını muhafaza eden kalmadı Şimdide onlar büyük şehrin ahalisi Tavan arası örümcek ağları Toz katmanları ile kaplı Kilidi paslanmış eskice bir sandık Birde küflenmiş demirden bir divan Şimdide zaman var ezelde de zaman var Zaman nerede ne ettinde Şimdi her yer sütliman |
Felsefe taşı...
gün gelir felsefe taşı çatlar ve... kendine gelir yer ile gök, her zaman ikisinin ortasındaydın! şimdi içindesindir evrenin, toprakla bütün hava ile yok olursun ve... gizemli bir yerin vardır artık senin... ilk durağın olduğu gibi elbetteki son durağında orası olacaktır.. bir elbise,bir nefes,bir de dilinde sonsuzluğun notaları dolanacaktır.... |
Geç Olmasın
ağladıkça ağladın doldu taştı nehirler silmeye çalıştıkça gözyaşını ellerin yoruldu titremeye başladı güvensizliği hediye eden şair duasını aldı… kelam karalayan kalem yolunu bulamadı güzeli yazmak istedide güzeli güzel gören gözden alamadı nasıl bakarsan öyle görürsün dedilerde güzeli görecek göz bitap düştü belkemiği kırık bir insan her sokağından bu şehrin kırıklarını topladı affetmekle affetmemek arasında dondu kaldı fırlattı elindeki kalemi kalem masasın da dik kaldı demek ki bu yaşayacak inatla ve yaşatacaktı içindeki güzelliği ve … bir gün kazanacaktı! Şair yine duasını edecek Diyecek ki Geç olmasın … |
Geçmiş..Şimdi ve Gelecek...
kancayı taktım kendime önce onu bir balık gibi sudan çıkaracağım daha öncede deve kuşuydu kumun altındaydı başı ben ne yapsam ne etsem bak şimdide hindi gibi düşünüyor bak uğursuz dediğimiz baykuşum bile çatıma çıkmış ses veriyor gel be baykuşum gel her gece inatçı katırım bile damda mışıl mışıl uyuyor çokmu komik evet çok komik gülün kargam sabaha gözümü oyacak turnamdan haber salmıştım yıllar önce kimbilir hangi diyarı mesken tuttu oda gelmedi kara trende son seferini yapmış kimbilir hangi müzede seyrine baktırıyor var git selam olsun tüm uğursuzlara var git selam olsun denizdeyken yılana sarılana iki kelam edip kıvırdığım kağıdım ince boyunlu şişede attım onuda denize var git selam söyle yıllar ötesine cümbüş var de geldiğim yerde gelsinler görsünler seneler öncesini bir eğlenip gitsinler isteyen olursa misafir ederim kalemimin ucunda... |
Geriye Dönülmüyor ki! ...
yıllar sonra bir gün,bir sonbahar akşamında iki tarafı ağaçlı solmuş yapraklarla dolu arnavut kaldırımlı taş sokakta yürüyor bulacaksın kendini amaçsızca... saçlarında aklar ve hatıralarının bekçisi gözlerinde hüzün, bakışların adımlarına kilitli olacak ayağına takılan çakıl taşına okkalı bir tekme atacaksın... hep susmak zorunda kalmıştın çün ki sessiz çığlıklarının sitemi dir belki bu.? ayıramamıştı seni onca kalabalık onca insan sımsıkı tutmuştun çünki yar bildiğin yalnızlığının ellerini ne nereye gideceğin önemli ne de ne yapacağın o an sadece sen olacaksın evrenin merkezinde... benmi istemiştim burada olmayı neden sürüklendim acaba yıllar öncesine... bu sonbahar ayazında sokaklara atmıştım kendimi koştum durdum oradan oraya, bildim bileli kendimi nerede bırakmıştım yüreğimi kim? nasıl? neden? küstürmüştü beni bu sorularda nereden çıktı böyle soranda sen cevaplayanda sen neyse...geldi geçti...mazi oldu adı... ...geriye dönülmüyor ki! . |
Hayata Takılan Düşüncelerim..
Dilimde sırça dikenler sefa vaktinde Bir kaşık deli bal kıvamında ettiğim sözler Nice abdallar gezinir kılcal damarlarımda Bin yıllık volkanlar ifraz eder kendini İristen akar yolunu bulur lavları Nil de söner ancak … Eski zaman ahitleri sahradan gelir uğultu verir kulaklarıma Çok uzun bir yolculuktan gelen misafir düşler hanımda Bağ bozumu yaşanmış senelerin hesabı mahzen duvarlarında Çok mu yaşadın.. Çok mu yaşlısın.. Sen seni bil sen seni Sen bilemezsen seni Seni senden ederler yazılı ferman elimde Bağdat şehrinin sokaklarında tellalım misal… Asırlık çınarlar daha fidandı Toprağa saldığında köklerini gençti Asırlık oldu lakin gövdesi nice yeller yedi Gölgesinden belli dinlendiğim seneler Bir kuru dalını alsam yanıma asa etsem Yürüyebilir miyim Yunus misali… Bent bent olmuş sorularım Geçit vermez kayalar, dağlar gibi Hangi sevdalı delebilir Taşırabilir şehrine ardındaki duru ırmağı Yüreklerdeki mangallarda kara elmas alazı yok Saman alevleri yandı yanalı Hangi sevdalı vurabilir Yalanın beline kazmayı… Sur’u elinde İsrafil belirecek kıyametinde dünyanın Şimal yıldızı güneye kayacak Kaçışacak nas öteye beriye Ramsesler ölümsüzlüğünü ilan edemedi lakin Tohumları cenin katli eder orta doğuda, Afrika da Ahitlerini kendilerine mal edenlerin Musaları(a.s) eksik olmayacak başlarından Kızıldeniz yarılacak tekrar Altın tabutları magma harında parıldayacak… Kötülük kötüye kar kalmaz, hak takılır boğazın düğümlerine Bu gün olmazsa yarın… Yarın benim diye yalnız iyiler ümitlenebilir! Kadınlara burkalar giydirdik Cezb etmesinden korkulan gözlerin Önüne demir parmaklık ekledik Kadınlara mini etekler giydirdik Özgürlük adı altında Lakin bir türlü ortasını bulamadık Akılları karıştırdık türlü oyunlarla Aklı başında olmayan kolayına saptı Kendine sahip çıkan çıktı Çıkamayan orada burada... Yerle bir tutulan onurları Hak saydık kadınlara İlahi emirlerle oynadık Nikahları da yonttuk kerte gibi dörde beşe Şam pazarında turunç alır gibi heybe heybe Kadın hakkında herkes karar verdi Kadın haricinde … Kendini bilmezin cinsi olmaz kadında olur erde Onur kapı tokmağı gibi çalındıkça çalınır Alacaklı zaman tarafından İnsanlık sıfatının misafiri yaşam Ya aldı gitti beraberinde gizlice ateşe attı Ya da koparmayı başaramadı akıl kapısının tokmağını… Bu şiir hiçbir zaman bitmez… Yaşam sürdükçe yanlışlar perde perde gözlere göründükçe yada görünmedikçe terazinin bir kefesine yanlışlara karşılık ağırlık olsun diye doğrular konulmalı doğru fiilen hayata geçirilemese de bilinmesi bile bir gün geçeceği anlamına gelir..gelecekte bir gün gelecek umut alimin ekmeği akılların fakirliği ise ebedi zillet … sen seni bil sen seni sen seni bilmezsen seni senden ederler sen senden olduktan sonra bahanen bulunmaz..her acı bir sevinci misafir getirir ardından acı sofrada sıcakken üfleyerek al aklın ve kalbin tatmasına izin ver sevincin kapını çaldığında çok gülmeyesin diye o tadı damağında her daim bulundur,çok gülmeler tez soldurur gül yanakları … alimim diyen alim değildir, alim olmaya niyetlenen şehrin çöplerinden evvel kapısını süpürmeli, kelam tarlasına ektiği tohumların tatlı mahsul verebilmesi için kendi toprağını özüne kadar havalandırmalı sürmeli gübre niyetine suni gübre değil acılarını harmanlayıp bir etmeli sulama vaktinde hayatının umut ırmağını arklar açarak adabınca toprağına akıtmalı ne fazla ne de az! (insan alim fıtratında yaratılmış alemin bilgisi milyonlarca hücre halinde beynine adapte edilmiştir…) |
Her ne ise işte!
susmam gerekse susacağım ilelebet susmamam gerekse de susacağım ilelebet iki kurşun çapında,iki arpa boyu yolda taşlar ile bezenmiş keçi yolunda inatla da olsa, kanda otursa ayaklarıma yürüyeceğim ilelebet en koyu gülüşümde bile bir hüzün saklı kalacak yüzümde bileceğim ki yaşamın sürprizleri elimde hergün güneş farklı doğacak gözümde bir fare daha kaybolacak en basit labirentimde çılgınlıkmış... serserilikmiş... adı her ne ise işte! mevsimler şaşar imiş bazı vakit insan doğasında yazın ortasında kara kış karakışın ortasında çiçekli bahar dalları birde şaşkın kardelenler işte! doğasını şaşırmayanın eksik kalırmış hep bir yanı, kah bir seyyah olmuşsun cihanda kah hancı olmuşsun dört duvarın arasında ne fark eder ki ne çok gezen bilirmiş, nede çok yaşayan! kimse tapusunu alamamış ya ebedi istirahatgahının yağmur yağacak besbelli depreşti yine fırtınalarım korkana şaşarım...bir de tabana kuvvet kaçana işte o zaman gerçekten gülerim hayatın şımarıklığına boyun eğip ağlayanın haline anlayana deva olur dikenli gül dalları anlamayana davul zurna az misali oysa ki.. gizli bahçeye giden yolun başında ki gökkuşağıdır yağmurdan sonraki giden gider kalan sağlar bizimdir misali... müzisyen vedasını eder iken bir kez daha son notayı tekrar eder imiş selamını verip arkasını döndüğünde bir tebessüm kalsın diye... |
Her yerde...
Dağa taşa kurda kuşa baktıkça Görürüm büyük aşkımı Bir avuç toprak ta bir avuç kumda Bir damla suda bir kırlangıcın kanadında Görürüm büyük aşkımı Kelamının kitab-I mahfuzunda Satır satır hece hece görürüm büyük aşkımı Bakmayı öğrenmek gerek görmek için Görmek için se tertemiz bir yürek Tertemiz bir yürek içinse terazi gerek Bir gram şaşsa farkında ol önemse Bir kilogram olur çıkar karşına Yüreğin kaç gramki bir kilogramı kaldıramazsın Bozuksa terazi tamirci gerek Tamircisi ise heryerde ellerini aç yardım dile Korkma meteliğim yok diye O öyle merhametliki yok bende dersen Hibe eder yeterki tamirini istesin terazinin sahibi |
Hey ben geldim...
Hey ben geldim Kalkın uyanın uykunuzdan Sokak lambalarını söndürün Yanıma güneşi alıp geldim Sarhoşları bu şehrin Ayılın! ... Bir fincan kahve getirdim Soğumadan için Hey ben geldim Uyanın çocuklar Size oyuncaklar getirdim Kadınları bu şehrin Ağlamayın! ... Bir kucak dolusu sevgi getirdim Hey ben geldim.. Yetmezmi |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:00 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.