![]() |
Kan akıyor
iflah olmaz gemicinin son limanındaki çığlığı nisan karışıyor fırtınalar gözyaşlarına gözyaşları ayaza kesiyor yürek vurgun yemiş duyuluyor yakarışları nisanda ağlıyor insan nisanda doğmuş nisanda ölmüş ve hala gömülmemiş bir sevda masalı anlatılıyor duyuyorum kulaklarım tıkalı |
Yalnız teninde parlar
aşk altın sarısı susadığımsın söyleyemem ellerimden kayıp gider masmavi o yaz şarkısı İsimsiz hayatlar tanıdım neden ben biterken ismimi kaybederken sen yoktun O aşk altın sarısı lekeliyim isteyemem seni de yaralar coşar son sözüm yanar hücrelerim aşk yalnız teninde parlar |
Güneş yerli yerinde
yıldızlar da nehirler de Batan da kayan da taşan da senin hayatın benim bedenimde ne işin var? ne işin var benim nedenimde? Gece geç oldu bugün Gitme zamanı Orada mısın? |
Uçmayı öğrendim
kanatlarımı rüzgar yönünde iyice açıp ufuk çizgisinde kayboluyorum gün gelir de kalbimi gökyüzünde de çalarlar diye kimseye öğretmiyorum |
Işıksızlar
soyunuzun sonu geldi içimde onaltı yaşında öyle bir aşk var ki bir yanı kor alev bir yanı sepserin rüzgar tende yaz dudakta bahar ölümsüzüm sanki o orada herşeyin başladığı yerde çaresizlik denizimde ıssız adamın sahilinde duru suların aksinde bir melekti Işıksızlar soyunuzun sonu geldi aşkın fendi şeytanı yendi |
Ölmeni bekliyorum.
Düştüğüm yolların içinde, aklım doğduğum şehrin parlak ışıklarında. Doğduğum ve doyduğum şehrin parlak ışıkları. Aynı gözlerin gibi parlak ve kanlı. Aramızda onca mesafe. Yolun karşı tarafındasın. Bir taş atımı mesafesinde. İşte onca mesafe sadece taş atmamızı bekler durur gibi geceye söylenmekte. Ölmeni bekliyorum. Her an ölecekmiş gibi duruyorsun. Kaçacakmış gibi her halin. İçten içe meraklandırıyorsun beni. Birden evinin eşyalarına ilişiyor gözüm. Sadeliğe düğümlenmişsin. Madem şatafatı sevmiyorsun, ben de mutfağındaki fayansları sayıyorum lavanta desenli. Bir, iki, onbir, oniki lavanta desenli. Annemin sevdiği kokular geliyor aklıma. “Lavanta ve biraz da yasemin, ikisi karışırsa en uzak diyarlara gider de gelir insan. Yalnızsa daha bir yalnız, aşıksa daha da aşık olur.” derdi. Hiç yakalayamamış gibiydi zamanı. Uzaktan izlerdi yedi denizli mutlulukları ve sevdiği kokulara inat korkularına sığınmayı seçerdi. Fayansları sayıyorum. Bir türlü rahat edemiyorum. Bir otobüs yolculuğunun en tekerlek üstü anını yaşıyorum. Uykunun gözkapağı ürettiği, kapak kapak başına dikildiği anlar bunlar ve bu anlarda karşımda sen dururken, bir de böyle intihar vakti bakışı taşırken yüzünde, nasıl kanarım geceye böyle. Boza. Kış *******inin sesi. Bir türlü sevemediğim tatların en birincisi. Geceyi de bölüyor bakışlarımızı da. Sinirimi bozuyor boza. Saate bakıyorum. On’a beş kalmış.Bir varmış bir yokmuş, anka, kaf dağının ardında bir kuşmuş ve ben koca günün üç saat ellibeş dakikasını sana demirlenmiş bir halde yaşamışım. Yoksa aşık mıyım sana? Hadi canım! Pencere, cumba ya da balkon aşklarını geçeli bir asır olmadı mı? Son sevgili kapıdan çıkıp gittiğinden beri yeni hesaplar tutulmadı mı? Masalardan sarhoş kalkışlar Çırılçıplak bahşişler… Hacıyatmaz sallantısında sokaklar aşılmadı mı? Sorgusuz dinginliğinde gece. Sokak lambalarından biri söndü. Sokağın tek dişi kedisi köşeyi döndü. Bir de akan su var sokaktan geceye. Bir şelale. Sonsuz aşkın gizemini taşır şelaleler. Bir şelale hayal ediyorum. Hiç görmediğim, ulaşılmaz, paylaşılmaz bir şelale. Gözlerim kapanıyor. İçimde derin boşluk. Kendimden geçmişim. Geçmişim, geçmeyen dertmişim. Ölmeni bekliyorum. Umarsızca bana bakıyorsun. Aklında binbir deniz masalları. Bir alt sokaktan sağa sap, ordan yokuş aşağı yürü. Denizi göreceksin. Hiç şaşırma. Gülümsüyorsun. Sevdin değil mi esprimi. Gözlerinden anlıyorum. Dalgalar vuruyor gözlerine, kirpiklerinde bembeyaz köpükler. Gecenin şerefine bir sigara yakıyorum. Bırakmıştım. Ellialtı gün olmuştu. Altmış olsun bir daha hayatta içilmez bu meret demiştim. Ama sen varsın şimdi. Her şey farklı. Şunu bir içeyim. Güneşi beraber beklememize deysin. Her an ölecekmiş gibisin. Gözlerin büyük bilyeler gibi. Çok kırpıştırıyorsun *******i. Yorgun oluyorsun belli. Uyu desem de uyumazsın ama sen söyledim say yine. Ayağa kalktın. Nereye? Yoksa gidiyor musun? Mutfağını ezberledim. Gitme! Evine gelsem, kahven üst çekmecede, şekerini buzdolabında saklıyorsun madlen çikolataların gibi. Hani yiyince yanakların kızarıyor ya. Üç saat elli yedi dakika ve bir davetiye. Yarın geleyim ben. Kahve yaparım sana. Yeter ki sen şimdi gitme. Gözlerime baktın. Hala bakıyorsun. Sonsuzluk gibi… Benimle gelecekmiş gibisin. Dünya ayağımın altından kayıyor. Sandalye ayağımın altından kayıyor. Nefesimi dinle. Boş ve sararmış duvarlarda yankılanıyor solgunluğum. Nefesimi dinle. Lavanta kokulu çekmecelerde dinleniyor yorgunluğum. Nefesimi al. Sana da yeter ciğerlerim. Bir de öpüşümü görsen sen. Üç saat elli dokuz dakika. Nefesim bana da yeter sana da. Ayaklarım sallanıyor boşlukta. İnan istemsiz kas hareketleri bunlar. Yoksa sana kastım yok kesinlikle bu kas hareketleriyle. Çocukluğumun dört kişilik salıncaklarında hız yaparken acı çekmezdim. Şimdi bu acı neden? Ayaklarım hiçlikte sallanıyor. Ağacın kökleri gibi uzanıyorum, dokunamıyorum ama yıkılamıyorum da. Eğreti bir ağaçta sallanan, sağa sola savrulan son salıncak bu. Ve ip gerildi… Bilye gözlüm sakın dökme yüzünü. Her an ölecekmiş gibisin. Hep böyle kal. Ben ölsem bile Ben bile ölsem Ölsem bile ben. Ölümüm dört saattir. |
Paslı tenekedir kalbim
Gözün değerse yedi deniz kan rengi yüreğin değerse bedenim kan revan bir pazar günü gel arka bahçelerinden geç ölümün koşarak gel tünel, tün el dün el senin elin sarıyordu ateşli makyajını Boğaziçi'nin Boğaziçi, boğaz içi boğazım yırtılıyor çağrım, geri çeviriyor senin masum muson yağmurlarını delice yağıyorsun üstüme 'Çılgın Elmas' delice üstüme yağıyorsun içime işleyen bir yol var yolun sonunda deniz denizin tadında kan içiyorum kana kana dönüyorum yüzümü pazartesiye ölümüme güle güle ölüyorum. |
Uzaksın
bir ay, iki ay... bitiyorum bilmiyorum gelmeni istiyor muyum anlamanı beklemiyorum açıklama bulamıyorum hissediyorum yapamıyorum yankılanıyor kulağımda *******dir soğuk sesin yatağımda başucumda öleceksin öleceksin |
Sevdan
yalnızlık bahçesi ve sen en değerli çiçeğisin o bahçenin ulaşılması zor ulaştığımda renklerin soluyor uçuyorsun parmaklarımdan güneşe bakıyorsun bir kırlangıç gibi güneşe kaçıyorsun Sonum olacaksın sonum yalnızlık bahçesi Ben en değersiz çiçeğiyim o bahçenin ve sen ezip geçiyorsun. |
Kanadı yarım damla aşk
bir çift telaşla gözümde kanadı yarım, düştü elime uçan halılarım Helal ettim varlığımı dikensizdi duruşun Direnemedi kulaklarım çanlar hep dün için çalınıyordu ve zangoç her sabah kan çekiyordu halatlardan helal ettim kanımı yeterdi bir kerelik rüya hakkımda pozitif oluşun Kanadı yarım damla sen düştü ateş gibi içime Pembe dinlerdim 'Nasıl isterim burada olmanı' Maviye çalardı hırsız siyaha kaçardı sen dönülemez bir alfabeden a ş k a çıkardın. Nü bir tabloya asılırdı natürmort ateş bacayı sarardı fallarda sen çıkardın kod adım tarot aklımda zangoç, çikolata çiçekleri açardı Bebek damlarında kulağımda nidalarıyla bir sarhoş... Esmer bir akşamın aydınlanan en kuytu yerinde ve gecenin en inatçı olduğu şafakta bile ufuk çizgim, hayat çizgim, us liriğimde gevelenen harf fatihim sendin. Kanadı yarım damla yalnızlık dudaklarımdan helal ettim damarlarımı bak tutunuyorum 'senli' akşamlara sensiz, karanlığa tutuklu. Bir de uyandığımda olsan yanımda lunaparak kadar mutlu fıstık ağacına çıkıyorum bağlar başımda duman ölmek istemiyorum sana teslim olmadan |
Özgürlüğüm
Bir Mart sabahı yollara açılan kapı Özgürlüğüm bahara inat kucaklamak kışı Özgürlüğüm dönüş yolu hasret yüklü ayrılıklara Dünüm yok bekleyeceğim sonunu gülüm Özgürlüğümün 15.01.2001 Erzincan |
Bir dünyadan vazgecmek gibi
uzak olmak sana geçilmiyor ölümsüz akşamlarından şekilsiz kaldırımlardan geçilmiyor ben sana yangın sen kaçak bana gidiyorsun bir dünyadan vazgeçiyoruz ne sen gülüyorsun yıldönümlerine ne ben gecikmişliğime ağlıyorum hayalin peşinden koşarken senli sensiz gerçekle yıkanıyorum acı bedenimi hissizleştiriyor acı gözlerimi renksizleştiriyor saydam bir gözün görüp göreceği yaşamın suretidir bir yaşam ki sensiz çekilmiyor çekilmiyor.. 'Çek çıkar benliğimi ilk ben sevdim milattı aşkın yoruldun kaçtın' |
En ateşli
karanlığıydı aşkın boynundan parmak uçlarına el yordamıyla zevke akın alnımdan süzülen damlaların yatağa bıraktığı son cümle 'yakın aşkı yakın' |
Güzel gözlerini
annenden mi babandan mi aldın bilmem ama beni benden aldın -içime işlemesin diye sen saklandın- o ilk gece yeniden doğuşun arifesinde rüya kadın |
Rüzgar
kokunu ciğerime dolduruyor perdeyi dalgalandırıyor terimi siliyor rüzgar yaz akşamlar yedi tepeli şehirde yalnız ve ayrı evlerde yokluğun yadigar |
özlemim aşktı
zevkten vazgeçmiştim çoktan gülen gözlerde arıyordum çocukluğumu ellerde umut ve sevdanın sıcak uçurumu özlemim sendin zevki aşka taşımayı senle öğrendim eşsiz kokunu içime çektim ısıttı yüreğimi rüzgarla gelen yüreğin |
Mavi yüklü
donuk bakışlı taze yüzlü acı kılıklı sessiz kadınlardan uzak senden kaçak kaç mevsim var yaşanacak kış ilkbahar yaz sonbahar ve gece ve ******* üzüm gibi yakıyor boğazımı boğazdan tatsız rüzgarlar geçiyor sessizliğin sessizliğime karışırken martının gözlerinden yaşlı balığın ölümü geçiyor Öldü Öldü Kar bir günde öldü Kara göründü Öldü Öldü Senlilik bir günde öldü Sensizlik göründü Sensiz tutanamadığım kolsuz bir dünyam var dudaklarım yalana kanar yalan kana kana içilir senden kaçak *******den ne bugün ne yarın ne de o rüyada -caitiff o mavi yatakta yalvarırken- sensiz geçilir |
Gidecektin
Demek dağlara düşecekti yolların Denizlerde dalga dalga vuracaktın yalnız yıldızların kumlardaki ayak izlerine ve silip geçecektin hiç sevmemiş gibi Bir nefes alacaktın benden içinde yanan ben olacaktım dışarıya bıraktığın duygusuz hava bensiz Zehir edecektin Hiç sormadan ölümü anlatacaktın Hiç ölmeden bilecektim sensizlikmiş aslında tarifi ölümün Gidecektin Bir dünya çiçek solacaktı ardından Kuruyan nehirlerin kıyısında ben Ağlayacaktım. |
Aklıma geldiğin her anı
neden gizliyorum damarlarımda Neden bakışların köprüden önce son çıkış Neden sen yokken varlığını şekillendiriyor soluduğum hava Neden dudaklarını tattığımdan beri kanım daha bir kırmızı Neden tören varken bulutlarda koparıyorum o en parlak yıldızı Neden oniki neden ekim neden ikibinüç sen eden senden... |
Saçlarımı özenle kestirdim.
Bir buçuk saatlik berber koltuğunun son imparatoruydum. En yakıcı kokularını çaldım sokak çocuklarının Ayağımda buz danslı kösele pabuçlarımla İstanbul'u aradım Beyaz örtüden mi Gözlerimden mi bilinmez Yolumu kaybetmiştim Uzaklardan dönemeyecek kadar uzakta Seni ararken... Sen zaten son halkasıydın yüreğime düşen o iri kıyım taşın Bilmeliydim Ayın ondördü kadar güzel de olsan bu ayın ondördünde yanımda olmayacaktın |
Güneşin doğuşunu seyretmeyi seviyorum
İlk ışıklarla ve dünyanın parlak renkleriyle tanışmayı Aklıma sen geldiğinde sevgimi güneşle paylaşmayı ona seni anlatmayı seviyorum Gün batımlarını seviyorum Mor dağlar ardında kaybolan kuşları yanında götüren karanlığı Dünyanın sonunu hatırlatan kızıllığı Dudaklarında ölümü anımsatan kızıllığı Dudaklarında her akşam yeniden ölmeyi seviyorum Yıldızları seviyorum ve dolunayı *******i yıldızlara dokunmaya çalışan soğuk rüzgarların seni fısıldamasını saçlarım gözlerimi örttüğünde bile şu en parlak yıldızda seni görmeyi sesini özlediğim ve sana ulaşamayacağım zamanlarda tüm gücümle ismini gökyüzüne haykırmayı seviyorum Seviyorum her geçen gün seni bana yaklaştıran gökyüzünü Seni seviyorum 11.06.1997 |
Seni unutturacak ne varsa
yapıyorum ne giysem sen kokuyor çıkartıyorum önce çamaşır suyuna yatırıp gözlerinin rengini siliyorum sonra yıkıyorum Uyumaya bile çalışıyorum İnadına ayrılık şiirleri yazıyorum İnadına ayrılmıyorum *******den sarhoşluğum bir günü unutturuyor gerisini unutamıyorum Unutamıyorum... -eski bir plak dönüyor nihavend unutturamaz seni hiç bir şey...- unutulsam da ben Unutamıyorum... |
Senin için
titredikçe ellerim yazdığım her şeyi bil ki senin için Senin için çarptıkça kalbim bil ki düşündüğüm tek güzel şey sensin. 30.10.1996 |
Uzaklardan bir el sallanıyor boşluğa
Hayalet şehir bırakıyor ardında gecede silinip giden o küçük, sevimli, masum el Yaşadığını hissetmeden yaşamak Hissettiğini kuytu köşeye atılmış bir rengin heyecanında hissetmek yeter mi bizim gibi tutkunun uşaklarına Yetmiyor Dudağında çiçekler açtırıyorum Yetmiyor gözlerine güneşten damlalar Yetmiyor bedenine yanardağlardan inen alevli aşk fırtınaları Aşkın gözü kör oluyor Yetmiyor Artık görünmüyor o el Farkındayım çok uzaklarda Hayalgücüme hükmetme telaşındayım Üstüme üstüme geliyor içime saplanan alışkanlıklarım içime saplanan sen içime saplanan sonsuzluğu son gecenin Aklımdasın Şimdi sıcaklığını hissettim geçiyorsun yanımdan Bense sensiz bu şehri silmekteyim aklımdan. 21.10.2000 |
Kızma hemen
gözlerin çakmak çakmak bakmasın gecemin en kadın gözleri onlar yıpranmasın Dönüş yolun bende tek kalede yenilgi sende onca hazır sevgi varken çıkmaz sokaklara bağlanır uzun yollarda tekerlek üstünde gecemin en muavin dinginliğinde uykuda bile ağlanır... Bize bir dize yetmez bilirim ipe dizilmiş *******im ve sessiz evciliklerim de yetmez kaçak olsam yasak olsam şair olsam sensiz gölgesi bile düşmeyecek bu şehrin bilirim. Kızma hemen gözlerin uzak uzak bakmasın gecemin en sessiz kuşları onlar kanatlanmasın Umut Ülbegi |
Sokaklar ıslak
bulutlar ağladı duydun mu hıçkırıklarını Onlar da benim gibi sensiz yalnız, kaçak Şubattı yüreğim tutsaktı sensiz *******de gözlerimde büyüyen yağmur zamanları gözbebeklerimi yaktı Ayın ortası gökyüzünde ümit yok yok aslında parlak yıldızlar gündüz az, gece çok tek sen, yıldızım Geçmez hayalinden ayrı günüm, gecem nehirleri kuruttum içimde sen gideli sönmez yangınım Sokaklar ıslak bulutlar ağladı duydun mu hıçkırıklarını Bedenim ıslak yüreğimi kabuslar dağladı duydun mu haykırışlarımı |
Sokaklardan sessiz adımlar geçiyor
Kalplerden hiç bütün olmamış yarımlar Akılda yalnızlık var Uzakta yalnızlık var Dünde Bugünde Yarında Yalnızlık var Sokaklardan sessiz adımlar geçiyor Ben inadına topuklarımı yere vura vura yürüyorum Aklımda sen Uzakta sen Dünde Bugünde Yarında Sen Yalnızlara güle güle Gidiyorum |
Aynı şehirde
sabahlıyorduk ıssız parmak uçlarımızda aynı sızı resimler kararsız ve solgun avuçlarımızı terletiyordu alnımızdaki o kara yazı resimler dudaklarınla taşıyordu rüzgarı fırtına biçiyordu resimler aynı şehirde sabahlıyorduk yalan söylüyorduk birbirimize sevda yalanda saklı |
Yabancılaşan şehirde
tek tanıdığım rüyamı yöneten o kaçak acılarım - yankılanıyor, yanıtlanmıyor unutmak yolun sonuna geldiğinde hatırlatıyor ki kan kırmızı değil siyahtır doğum son ölüm başlangıçtır - kamçılanıyor, kamçı kanıyor ruh monologuma dokunan bir elin beş parmağından yayılan o eşsiz sevgiye yüzümü açtım ayna banyodaydı ürkek bakışlarıyla saçlarını okşadım içimdeki ses sustu kendimde değil sevgideydim aynayı kırdım her parçasındaydık çoğaldık ölüm başlangıçtır ölüm yaşlanmıştır ölüm kırlangıçtır doğum bir son en son kırlangıç güneşe kon kırlangıç başlangıçtır ve ben saçlarını okşamayı seviyordum - sevdalanıyor, sevda yanıyor tütsü yakıyordum yüzümü titreten o iki göz uğruna kayıp ruhumu siliyordum ahiret kayıtlarından içinde sabahlamayı özlüyordum kır çiçeklerinin ve uyanınca ağlıyordum ardından ağıtlar yakıyordum 'gitme toprak küle döner gidersen yangınım söner' sonra günlük işlerimi yapıyordum yüzümü sarıyordum yabancılaşan şehirde kör seni arıyordum sensizlikle ruhum - kandırılmıyor, kan durulmuyor |
Yanaklarından alevler süzülüyordu
Ay bedenlerimizde batarken Bende fazlasıyla sen Sende fazlasıyla ben Sessizliği büyütmüyorduk Eşsizliği yaşarken ölümle, sıradanlıkla, yalnızlıkla dalga geçiyorduk Ölü doğuyordu ölüm Mavi ikimizin de gözlerinde değildi irem değildi beklediğimiz Kömürden gözlerimiz taştan ağzımız tahtadan ellerimiz mevsimlik aylık günlük saatlik anlık hayallerimiz olsa susardı yüreğimiz Ey sevdiğimin soluduğu hava Ey dalgaya kızan kaya Ey sonsuzluğu boyayan dünya Toprağın olduğu yerde Ne hayat taşır bizi ne de biz kabulleniriz ölümü Yanaklarından yaşlar süzülüyordu rüya bedeninden ayrılırken Bende ölümüne sen Sende ölümüne ben |
Anadolu
atalarımın usunda göç edip vardığım aşkla doğduğum, yaşadığım, öleceğim yurt adam oluşum anamın kollarında yürüyüşüm arpa boyu sevdalara aynalara baka baka ağlayışım ayrılığı sahiplenip bağlandığım ana dolu gülüşüm Sevgi istedim Senden bana Baştan sona Sondan başa giden her yol sevgidir Aşk aslında alfabenin ilk harfidir. |
Sevdim
Aldım ağzımın payını Bittim geldi gübrelenme vaktim sevdim verdi ağzımın payını delirdim düştüm karadeliklere birden o belirdi allahtan verdi de gübremi biraz dirildim sonra çekip gitse de verse de arada bir ağzımın payını onu hep sevdim ona delirdim onunla dirildim. 05.07.1995 İzmir |
Dalgalanınca deniz
ve eylül sararınca rüzgar yaprakları yerçekimine çağırınca iki tarafı ağaçlarla çevrili yollarda seninle yürümeliyiz yedi tepeli şehirde bir tepe seçip ufka baktığımızda pamuk helvadan bulutlar buluttan bir deniz görmeliyiz saçlarımızdan akıp dudaklarımızı ıslatan yüreğe aşk damlatan ve her öpüşle yeniden yağmak için buharlaşan yağmurlarda sevişmeliyiz seni sevdiğimi her mevsimden gizledim izledim sana cayır cayır yandığımı isimsiz sokaklara adını verdim adım adım keşfedip aşkı bekledim yalnız gece biliyordu yüreklerde iki izle biz olamadığımızı üzülmeliyiz kayıp sonbahardan sonra dalgalanınca deniz ve eylül sararınca gözlerin gözlerimi güneşe çağırınca son kez sevecekmiş gibi göğsüme yattığın o ev sevmeliyiz... sevmeli... sev... |
Sabahı doğurdum
Acı vardı portakal ağaçlarında Fonda hep aynı şarkı Büyülü parmaklarından fışkırdım dönmedolaplardan seyrettim lunaparkı en yükseğe çıktığımda bilemediklerim yere indiğimde ellerimdeydi Yoğrulmuş, yoğun *******in ardından ben ölümü de doğurdum. Şenlik vardı kavak ağaçlarında Fonda en güzel resmin Maviliğinden fışkırdım Boynundan seyrettim aşkı Saçlarına dokunduğumda söyleyemediklerim dudaklarında dile geldi İçin için tutuşan sevişmelerin ardından biz aşkı doğurduk. |
Bizim yaşadığımız öyle sıradan
bir sevgi olsaydı Ben öyle sıradan bir genç adam sen öyle sıradan bir genç kız olsaydın Her şey bir sabah pat diye bitiverirdi şimdiye kadar ve biz eski hayatlarımıza geri dönerdik Belki bazen hatırlardık birbirimizi bulutların ardından ama inan yaşayıp giderdik öyle sıradan... 05.04.1999 |
Sensiz olduğu
kadar çekilmez olur mu bu şehir bensiz kalırsa Sensiz olduğu kadar acı çeker mi bedenim bensiz kalırsa Dikkat Bir son dakika haberi için şiirimize ara veriyoruz Şehir umutsuz kaldı. |
Hız sınırlarını zorlarken yüreğin
ateş böceklerinin sonunu düşündün mü? tuza uçan kelebekler gibi ölümünü görüp hayata döndün mü? Ben yalnızlığımla örüyorum kozamı içim çekiliyor ateşler yakın yakın feryadımı Ateş son kuşlar da gitti sen söndün mü? |
En büyük yaramı kanattım
yeteri kadar kanamamıştı birlikte günbatımını seyredeceğimiz o evi yaktım sen gidince bir o yanmamıştı Şimdi kan içinde tanımadığım kadınların evlerinde sonumu oynuyorum perde nerde? |
Tazelendi sonbahar
son tren perondan ayrıldı elinde hiçliğini taşıyan adam ağlamaklı raylarda oturur hiç ağlamazdı Kışın Gece gündüz geçişlerinde ay güneşten hızlıydı (bak dünya dönüyor) Elinde sevdasını taşıyan adam sevdalı yakamozda oturur kimseyi sevemezdi Topuklarına sürülen dünyada parmaklarının ucunda nisan ayında bir sevdi son sevdi |
Sofradan kalktın
Doymuştun Bense acıkmıştım sana gemilerle yarışan martılar gibi |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:02 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.