![]() |
Yasak meyvelerin serinliğinde sıcak Aşk.
Göğsündeyken Uzasın istedim yollar. Yol boyu tabelalarda Silinseydi İstanbul  kaybolsaydık İsimsiz şehrin Yasak aşklarından biriydik sadece. İsimsizdik. Sessizdik... Sen dolu zamanların Zehrini yudumluyorum Bir avuç çakıldan çaldığım maviden Suskun yüreğinin rüzgarı Tenimde hala esmekte Gözkapaklarımdasın. Uykular sızıyor kirpiklerimden, Hayallerim bölünüyor, Akdeniz gibi süzülüyorsun yüzümden. Her dönüş Ayrılığa gebe bu şehirde Hani dedin ya Tut ellerimi! Elim hala sende... Kandırmasın sahte tebessümlerim Gülüşlerim ıslak Akıtamadığım yaşlarda Duy... Seni seviyorum y a s a k l ı m. Yasak meyvelerin serinliğinde inadına sıcaksın aşk...a ş k ı m Arzu Altınçiçek |
Yasaklıyım sevişlere
Ay sessizliğinde aktın göz kıyılarıma... Sarı Gelin’e ağıtlar yakıyordu kırmızı duvarın önündeki kadın Uzundu saçları Yüreğim kadar yanıktı Ve şakağımda elim... Loşluğu boğuyordu tütün dumanı Dumanı boğuyordu heybetin. Ellerin büyüyordu Sen büyüyordun Şiir doluyordu kulağıma Yüreğime sen doluyordun. Siyahlar içinde doluyordun eflatun düşlere doluyordun. Göz kapaklarım asıldı kaldı uzak bir yerlere Adresini biliyordum da Sana çıkan tüm yollarda kaybolmam gerekirdi Tanıdık seslerin canımı acıtan bir yanı vardı Kollarımı sardım göğsüme... Sense Göğüslerin diyordun Bense gözlerinden çekiliyordum Gidişimdi çarem. Bilmiyordun! Sevdalara çoktan kapandım Kilit altı aşklara panzehir şiirler Tenim mühürlü sevişlere Terim ağul Teninde büyüyordum Şiirde fısıldıyordu koca bedenin Geceye boy veren “siyah lale” koydum adını Oysa ben laleleri hiç sevmem Ne tuhaf ben şiiri de hiç sevmem Dedim ya Sevmelere kapalıyım Aşklar hep köpük helva tadında Sevişim bu yüzdendir acı kahveyi. Sevişlere yasaklı, aşklara oruçluyum. Arzu Altınçiçek |
Aslında
Yıldızlar ne kadar yakınmış aslında. Gece… gece hiç de karanlık değil. Korkmak değilmiş kalabalık içinde yalnız kalmak Ürperten, ölmek kadar, yalnızlıktan da yalnız olmak Denizler hiç uzak değilmiş. Suya mürekkep damlatınca Okyanusları sığdırdığınızı düşündünüz mü? Elinizdeki bardağa. Ne ağaçlar kalabalık, Ne yollar karmaşık. Ne de çocukları masum yetiştiriyoruz aslında. Hayat ne sunduysa, onu katık ediyoruz Açlığımız sunamadıklarına. İsyan ne kadar basit aslında. Bir çığlık dolusu küfürler Bir yumruk sıkımı izler duvarlarda, Ya da bir kurşun hızında bitişler. Konuşmak ne kadar kolay Bildik harfler yan yana, İsterse noktasız olsun cümlenin sonu Anlayan anlar nasılsa. Sevişmek de kolay değil mi İki ten olduğunda. Zamane içinde ister kadın kadına İster adam kadınla Adam adamaysa, yine de aldırmaz oldu dünya. Her türlü kahpelik kolaylaştı Dünya ağırlaştıkça. Kalabalıklaştıkça yabancı oldu insanlar Ne anlamı kaldı arkadaşlığın Ne derinliği şerefin, namusun Gurursa zaten ayak altında. Yükseklerde dalgalanır oldu Yalancı ülkelerin alaca bulaca bayrakları Yeşil parkede sızarken bilmediğin kan grubu Bir şehit ağacı daha dikildi dört duvarın ortasına Vergiler ödedi asgari ücretli Midesine indirdi kara para aklayanlar Madencinin elinde beyaz güldü ekmek Alkışlarsa, gülleri sahnelere atanlara. Önüne gelen şarkıcı, Önüne gelen sanatçı olmuş yurdumda Önüne gelen şair, entel dantel ayakları Kravatı takan beyefendi, Kırıtıyorsa mini etekli olmuş hanım efendi. Sahi kimin umurunda? Sınırları değişiyorken yurdun Çalınıyorsa çocuklar anıt mezarda Satılıyorsa organlar Bulunuyorsa kalbi, gözü olmayan cesetler Kayıplar listesine ait Kimin parmağı kıpırtıda? Yarışırcasına hazırlanıyorsa çocuklar yarınlara Ve bilmiyorlarsa köpük dondurmanın tadını Bir misket bile yuvarlamamışsa uzanıp toprağa Beyaz yakası kirlenmemişse iki örgülü saçlarının altında Duyulmazsa teneffüs zilindeki küçük çan Megafonik son şarkılar yerine. Büyükler mi yaşamıştır çoculuğu, Şimdikiler daha şanslı denilen çocuklar mı? Hanginizin burnunda tütmez ki Sokak kavgası sonrası Eve dönüşteki ter kokusu! Minik kilimleri toplayan eller yerine Klavyede yazışır küçük parmaklar. Kırılan oyuncak sepetinde Bekler kolsuz bebek Tekerleksiz araba İpi kayıp topaç Kuyruksuz kağıt uçurtma Komşular gelse gece oturmasına İlk ortaya çıkandır o sepet Aman sussun çocuklar diye. Sonra tavlada aranır dübeşler, yekler Danteller örülür, çeneler nakış işlerken Kulağımda hala çınlayan ezgisiyle Radyo başında yapılırdı kahvaltı Yeniyi bulmak kolay aslında Eskiyi yaşayabiliyor muyuz? eski tadında! ! ! Üç mahalle aşağıda ölüm olsa Yas tutardı simasını bilenler bile. Şimdi aynı apartmanda, Bulunmaz komşunun ölüsü, kokusu yayılmasa. Sahi kapılar neden eskisi gibi çalınmaz? Arap sabunu kokusunu özleyen kaç kişi var? Ya da mabel cikletindeki zenci kadının küpesini hatırlayan? Leblebi tozlarını yerken tıkanmaya razıyım Her şeyi bol şimdiki zamanda Ama hiç birinde yok anneannemin kahve değirmenindeki Çekirdeğini öğüttüğüm kırk yıllık dostluğun tozları. Çizgili pijamalarda kaynamış suyun kokusu Bayrama birkaç gün kala hazırlanan bayram yerleri Hadi geç oldu sabah okul var diyen annelerin sesleri Bakkal önü mahalle yaşlılarının sohbetini Üzerinde İş bankası amblemli çelik kumbarasındaki Büyük hayallerin küçük paralarını Hiç özleyen yok mu? Yıldızlar ne kadar yakın. Uzak olan yaşadığımız günlerimiz Ölüm bile başucumda beklerken Gönülde kalmak ne kadar zor A s l ı n d a.... yaşamak mı zor ölmek mi farkına vardığımızda geç kalmamış olsak y a ş a n m a m ı ş l ı k l a r a Arzu Altınçiçek |
Dün gece,
Adını suya verdim Kimse görmeden Damla damla içtim İçim kuruduğunda Karanlığın o kilitli köşelerinde Gözlerine yıldızlar yağdırdım Bakışın gizlensin diye Marmara ile dertleştim Bir kadeh şarabın sarhoşluğu İhanetlerin yüküyle Boğuldum kalabalıkta Sense başka masada Başka gözlerdeydin Ve başka seste Bir yara vardı hani dudağımda Kanlı kelimeler Alnımda iz vardı geceden sürülen Oysa delik deşik ettim arzularımı Susmak ne ağır geldi bilsen Başımı göğe her kaldırdığımda Nefesini hissettim Ve Sonsuzlukta kısa kısa dokunuşlarını An geldi Aynı şiirler doldu kulağımıza Aynı sular geçti düşüncelerden Üç adımda bitti Peri kızına benzer hikayem Marmara yalpalarken ayaklarımızda Aynı korkuydu paylaştığımız Yutkunduğumuz da belki Aynı sevdaydı…belki de isyan Esirim sensizliğe Saçlarımı ördüm demir parmaklıklara Pencere yaptığım gözlerindi duvarımda Ellerin kelepçe Şiirlerin katlı cebimde Hece hece döküldüğün geceden Arzulu bakışların sadece bende saklı Yirmidört saatime gizlesemde seni Saatler seni çarpar yüzüme Yasaksın sevgili Bir o kadarda helalim |
Aşk adamı
Kendimden eminim Sana ait.. Varlığınla yokluğun Kalmanla gitmelerin bitirmez bende ki seni Senden emin değilim Sen yine sana ait Yokluğum Gitmelerim daha da büyütüyor seni bilirim Sen bende büyüdükçe Ben bende eriyorum Sen/se kimbilir hangi çıplak yüreğe açtın Gönül yatağını.. Beni uyuttuğun gibi uyut/maların Bende kaldığın gibi kal/maların Bahar geliyor Nasılsa sıçrayacaksın Başka papatyalara Sen yalancı baharın aşk adamısın. Gelinciklerine dokunma Yüreği yananların Bırak/ta onlar masumiyetiyle kalsın.. Arzu Altınçiçek |
Aşk adına
Bir saatlik gözlerimi Bir tutumluk ellerimi Bir tadımlık dudaklarımı Sana gönderiyorum Hani yeterse Bir duyumluk şiir okuyorum Bir yudumluk nefesimi Bir tutamlık saçlarımı Sana gönderiyorum Hani yeterse Bir kadehlik keyif Bir şarkılık nota Bir resimlik boya Sana gönderiyorum Hani yeterse Bir anlık gözyaşı Bir anlık kahkaha Bir merhaba, bir elveda Sana gönderiyorum Hani yeterse Bir kavgalık öfke Bir sevişlik sevda Bir bedenlik ruh Sana gönderiyorum Hani yeterse Bir açık mavi Bir sıcak sarı Bir kaderlik beyaz Sana gönderiyorum Hani yeterse aşk adına Bir ‘sen’ gönderiyorum sana Bir ‘beni’ alıyorum senden Sana sonsuzluğu... Olur mu! Bir pencerelik özgürlük Aşk adına yeter bana tav.kuy.pay.örd.sıp Arzu Altınçiçek |
Yaşama tutunmak / Son kez
Açılmamış pencere ardında dört duvar üstüne, kilidi vurulmuş bir kapı Karanlık Buğulu pencere gölgesinde ……………………bir kadın Suskunluğunda boğum boğum çığlık Kirpiklere tutsak bir bakış Nereden tırmanmaya çalışsa ucu kanlı dikenli tel Kuduz köpeklerin uluyuşunda Bekleyişte Ya geceye sürmüş ya yüzüne Kanayan umut elleri Derin tekbaşınalığa mahkum Belki de kurban bataklık çiçeği Doğruluyor bedeni büyüyen gölgesinde -Son kez, diyor ….– son kez, titreyen dudağı Eziyor çiçeği Ve vaftiz edilen bir sevdanın gücüyle Önce pencere açılıyor Sonra kilidi kapının Küçük adımlar düşüyor gün ışığına Acı bir tebessüm ses veriyor… -hayat beni bekliyor! Arzu Altınçiçek |
Aşk en çok adınla güzel
'Kaldıysa içinde zerre kadar ben Bırak kendimi yaratayım küllerimden ' dedin ya! Sustum... Bir an; seni ilk gördüğüm merdivenler dizildi gözlerime Mayısın ikisiydi, saat yine yalnızlığımın üstündeydi. Çapraz düştüğünde ellerimiz, avucumuzdaydı mevsim çiçeği. İsmin bile hatırımda değildi elini elimden ayırırken. Zaman aktı geçti... Bir deniz kenarında bekliyordun beni. Maviye düşen portakal çiçeğiydi duruşun ve gülüşün...gülüşün şu an bile aynı sıcaklık içimde. İsmi bile hatırımda değil o günün, mayısın ikisiydi... Zaman aktı geçti... İstanbul'a deniz ötesi bakıyorduk. Sokak kedilerinin gölgesine şahitti yıldızlar... Piyanonun başında bir adam, şarkısı hatırımda değil. Tenimin tenine ilk düştüğü andı şiirlerin tutuşması... Duymadığımız bir aşk şarkısı çalıyordu bir yerlerde Biliyorduk... bize gelene kadar bir bir sulara düşmüştü notalar Martılar çalıyordu...gülüyorduk. Aşkın çığlığı kilitli kaldı dudağımızda. Dönüşe doğdu güneş... Islak otobana vurdu sarısı. Üzerinde leyleklerin uçuşları ve içimdeki çocuğun kahkahaları... Ne kadar da yakınmış İstanbul! Her yıl bir taş daha koydu bu şehir önümüze ve her akşam iki ayrı yakada, yine de tek bedende besledik aşkı. Her şiirimizde biraz sen vardın, biraz ben Ama en çok aşk vardı. Mevsimi bilmem, yılı da! Hani şiirleri kuma gömdükleri gece Yumruk içindeydi ya öfken, cadde üstü düşmüştük kavgaya. Kollarımdan tutup da, ayaklarımı kesip yerden Ya sahip çık bana, ya çek git dedin ya! O an tutuştu mevsim, o an kavruldu akdeniz. Sustum... Taa ki; Eski sevgilin diğer yanımda Bir yanımda sen... o gece, O gece öyle yandım ki Aşk ne zor şeymiş. Dokunduğunda gözyaşıma Sahip çık aşkına dedin ya! Bu sahne bildikti aslında... güçsüz olan benmişim. Gamzene dayalıyken düşlerim Bir kez daha tazeledin içimde sevişleri Parmağımda özgürlük, içimde tutsak olan aşk. Sol elinden çaldığım anları helal et bana. 'Az kaldı, döneceğim sana, Kaldıysa içinde zerre kadar ben Bırak kendimi yaratayım küllerimden ' dedin de; Bil ki; hep yangın yerisin içimde. Ne zaman sönerse ateşin, solar portakal çiçeklerim. Küllerinde düş kırıklarım...aşktan bizi silme. Aşk en çok adınla güzel. -Gamzen aşk kadar güzel- 21 ocak 2007 Arzu Altınçiçek |
Aşk erişilmeyen olmalı
Aşkta baharı yakalamalıyım Mevsimsiz şarkılarda yaz'ı Umut hep olmalı sevdada Hayaller gerçeğe taşınmalı. Küçük yürekte destanlar yaşatmalı duygular Avucumda sakladığım yıldızları savurduğumda Samanyolu çizmeli lacivert gökyüzü Denize yoldaş olmalı. Aşkta coşkuyu yakalamalıyım Hani göğsümde çit çektiğim deli taylar var ya Yalamalı dağı taşı dörtnala Ben eteğime toplamalıyım baharı. Kelebekler konmalı ormanın saçlarına Meltemi okşamalı en bakir dallarını Yedi kat altına kadar gökyüzü kurşunlamalı toprağı Aşk erişilmeyen olmalı. Arzu Altınçiçek |
Aşk filizi(m)
Aşk filizi(m) Ne kadar da soğuk ellerin Böyle bırakmamıştım seni Gözlerin gülerdi beni görünce Yüzünün ateşi vururdu ellerine Ne kadar da yorgun adımların Seni kovalarken dursaydı ya böyle Her uzanışımda uzar giderdin Bilmediğim kadınlar tadardı tenini Ne kadar da durgun sesin Bağrışların geldi aklıma ‘sıkıldım’ çığlıklarında öfkeli dudakların Öpüşlerini çaldı bulutlar …-Şimdi pişmanlıklar dökülüyor- şimşeklerin ardından… Yıldırım(sa) zaten vurdu bir kere! Yağmurun ardındaki toprak kokusunda Seni düşlüyorum, elimde aşk filizim Arzu Altınçiçek |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:07 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.