![]() |
Gece, Rüzgar ve Zaman
sisli havanın gri rengi çökmüş üzerime günlük kurgular / tırmandığım yokuşlar geceye gebe. hafif kalır isyanlarım, şeffaf ve dalgın en ağır vuruşlarım gecenin zifiri karanlığında. sağır ve dilsiz kurgularımda zaman uyaksız dizelerim sorgular hiçliğimi, kahrından depreşir... semalarda yüzüyor bir kuğu gibi fırlama rüzgar, uyuturken beşiğinde en uzun geceyi. zalimce bir yengi, hain oklarını saplıyor sırtına en uzun gecenin bölününceye dek en ufak parçalara aynasını karanlıkta çerçevenin. yok oldu saltanatı gri renklerin şimdi zamana isyanlarım depreşir fırlama rüzgar, o uzun *******in benden uzak, ufuklarda sevişir! |
Gerekçe
günlük hayat bizi ...........karamsarlığa bazen büyük umutlara iterken, açık kalsın penceren ışık girsin. koyu karanlıkları terk etmelisin! bırak, yarınlara giderken yüreğinde biraz gerçek aşk gönlünde biraz ışık olsun, istikamet - umutların yarınların - şiir tadında olsun! |
Gizemli Teslimiyet...
filiz tutan sarmaşıklar gizlemişti sırrını .....çocukluk yüzünde, ilk göz ağrısıydı, yeşildi ilkbahar. arda kalan mevsimleri kovuyorken mertliğiyle .................güçlü kayıtsızlığı tünemişti benliğinde anlamsız ve ciddi bir sebep! suluyordu hala amaçsız bahçesini, kokusuna toprağın kenetlenerek. serindi uykuları, tatlı sert yakıyordu rüyaları, yüreğinde yarattığı .........destanlardan ibaret her sabahın doğuşunda deliyordu dağları ......takılmadan ağlarına, ne rüzgardan umduğu bereket, ne de hayattan nefret. karanfili, kırmızı gülü taşıyandı ve kırmızı ne varsa ........yüreğinin köşesinde sararmazdı yeşilliği yaprakların mevsim yağmurlarının altında! bir ölümsüzlük anıtı olmalıydı efkarını gizlediği, bir ölümsüzlük anıtında durgun bir ırmak. akıyordu oysa...köpürerek, denize doğru, özgür bir limana saplanarak! |
Gönül Bilmecesi
yine gurbet! .. şarkıları eyledi yalnızlıkta gönlüm rüzgarı yalıyor nameleri güçlü öfkemin, elimde kalan çiçekler ...........penceremde büyüyor hançer acısı her gece düşlerimin. uyanırım oysa... ışık saçmadan güneşin kızıllığı, düğümlenirken yarınlar .............unuturum yalnızlığı öğle vakti, ufuklarda sancıdır türkülerin ezgisi akşamları, çok uzaklarda kaldığın düşüncesi. anladım, sahte görüntün ....................yüreğime akıyor kanadı kırık, hapis olmuş bir gönül bilmecesi. |
Gönüllü Varlık
çılgın bir yanımda mesafeler alamadığım, diğerinde - dipsiz zaman! ve ben sıkışan, buğday tanesi iki kaya arasında eziliyorum, ufalanıyorum... kaderin dağıttığı metelik tavrından, üstelik - her zaman! |
Gözlerim Zamanı Okuyor
soyunuyor var oluşum... soyunuyor, doyumsuz bir kaos içinde. çekilmişim sessiz bir sokağın en ücra köşesine - güneş alıyorum! aslında, bilmez miyim ben buyum... biraz da üzülüyorum! ve gocunmuyorum, perdeler açık çarşı pencerelerimde, yüreğimde...yaz yangını! nasıl da yakışıyor tenime güneş dokunurken yanık yüzüme. aslında, soyunurken var oluşum gözlerim zamanı okuyor, gökyüzüne çıplaklığı güneşin her saniye çakıldığı yerde! |
Granitten Sert
granitten sert bu gün düşlerim, avuçta ödül. çıplak gövdesi naraların, yüreğim bülbül. ağaçları kurumuş bahçe, yaralı gönül. ter, köpük içinde zıpkınım, okları bir gül... |
Güya
bazen sımsıcak bir esinti beyhude yüreğimde demlenir ciğerlerim irkilir boncuk boncuk her sabahın seherinde akşamları gökyüzünden kayan bir yıldız .......eceline yenilir zalimce harcanan şu kısa ömrümün seferinde. oysa, adım adım koşarken hayatın derinliğine *******i sevmiştim ben, gündüzleri de... (kendi hırsıma yenildiğimde! ..) yaşamın sihrini büyüklerimden dinlemiştim ........kutsallığını da! dillerden düşmeyen nasihatleri özlemiştim yaşlılığımda. yüreğimin büyüklüğünü gizlemiştim dev aynalarda mehtap ve yıldızların ..........hasretini hülyalarda. geçmişimde olgunluğa vurdum mührümü, acımasızca harcadım boşa geçen ömrümü! |
Haksızlığa Yaslandı
sırılsıklam yağmursuz havada tenini kurutan ıslak gömleği, ateşten yumak gibi sırtında. daralıyordu yürüdükçe caddeler gizliyordu izlerini kazma, küreğin nasırlı ellerinde. yüzünü kavuran ağustos sıcağı... gözlerinde hırçın delikanlılığı işsizliği oynuyordu... sevdiği ılık meltemini rüzgarın arkasında bıraktığı yelesini gizliyordu sanki - yüreğinde, hızlı adımları, yaşadığı fırtınaları affetmiş gibi kemiriyordu - beyninde isyanlarını. bembeyaz yüz örtüsü gizleyemezdi yağmur bile silemezdi - biliyordu terk edildiğini... bir varmış, bir yokmuş masalların sırrına yaslandı... izliyordu haksızlığa yenildiğini.. |
Hani Nerde...
ey yalnızlığım benim, hani nerde dingin ve heybetli *******imin serin kokusu, beni yormayan özlemlerim, atıyorken üzerimden yorgunluğu! ey yorgunluğum benim, hani nerde yılların ezgisi, uçup giden! çaktırmadan çekiyorsun ruhumu, kırılgan durgunluğumu zamanın içersinden... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:38 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.