![]() |
Mezarlardaki Çiçekler Koklanırsa...
mezarlarına çiçek bıraktığınız insanlar onları kokladığı zaman bilin ki artık başka insanlar da sizin mezarınıza çiçek bırakıyor... ve güneşin batıdan doğması kadar ölüm de doğal hiç oyuncağı olmayan ama oyuncak olmaya alışık bazı çocuklara... derdi dondurmasının çeşidinden çok yemeden içmeden de olsa yaşamaktı ya barut sosu dökülmüştü artık nadir de olsa kurulan sofralarına... Kürşat Uçar |
Mucize
sanırım yağmurdu en büyük mucize hiç sevilmeyen adamların hiç sevilmeyen hayatlarına... ve aslında mucize dediğim; bir ruhun okşanışıydı yataktan değil gökyüzünden yağan bir ıslaklık sayesinde.... Kürşat Uçar |
Mum Kokusu
henüz söndürülmüş mum kokusu ve arta kalan dumanıydı bir ipin ucundaki yangının... ve üzerimize eriyorduk küçülüyorduk zaman geçtikçe... sureti olmayan hesapsız bir sevişte bir kibrit çöpü uzaklığındaydı; boşalmak... 'sevişmek' denen şey birbirini sevmeyen iki kişinin birbirini kirletmesiydi doğal bir yolla ve bu katliam insan değil ama insanoğlu yaşadıkça değil ama yaşadığını sandıkça varolmaya devam edecekti... ve artık çocukluğumun iç ısıtan mum kokusu yine sıcak bir iç salgısının başka bir bedende mucizelere dönüşmesiydi ama bu koku iç ısıtmak yerine soğutuyordu birbirinden amaçsız yanan herhangi iki bedeni... ve sönüyordu son defa kalan; bir ipin ucunda iki yabancı yangının aynı elektrik kesintisinde ve aynı soğuk odada karanlığa eriyişi... Kürşat Uçar |
Müptela
susuyor harfler güneş geçmiş şapkasını evde unutan a'ya ki bilirsin rüzg'a'rda da lazım olur o, dağılmasın diye güzel saçları... bir ilkbahar koşusudur hayat ve en çok 'seviyor'lusu makbuldür papatyaların eğer kaldıysa liberalizm mi sosyalizm mi -hayır hayır 'romantizm'dir hayatımız ve tüm felsefesi diyen varoş aşıkları... ve tek taraflıdır da o bilirsin yansıman sen değilse en çok güneşli sabahlarda üşüyen sen yarana melhem yağmurlarda kurutan geçmişini ve ağlayan bir şehrin ilk gözyaşı sen kendinden yaşça büyük sevdaların müptelası... Kürşat Uçar |
Nefret...
Sefil Bir gecenin Koynunda eşkıya Nöbetlerdeyim hâkimi Benim karanlıkların elimin Altındadır tüm yalanlar geceni Aydınlatan ne varsa düşmanımdır Sokak lambalarından aya kadar tanımam Bu gece karanlığın diğer adıyım bu gece aşkın Rezil tarafıyım sana huzur veren ne varsa düşmanıyım Sevdaya dair ne varsa güzel uzak olsun yorgunum sevişlerden Adım gönlüm bakışım karanlık kalsın yoktun bugüne kadar olmayacaksın Sevilmeyi hak etmedi hiç sevilen sefil bir gecenin koynu sebep varlığın bu gece Sefil Koynu Cehennem Çünkü Yoksun… Kürşat Uçar |
Nükleer Sevişme
aşk kimyasal bir silahtı artık ve bu işten en çok at ile avrat alınıyordu... nükleer bir sevişme içindi tüm hesaplar ve üstü kalıyordu amansız *******de yalan terleyişlerin... Kürşat Uçar |
Otuz beş yaş şiiri(son versiyon)
Yaş yirmidir Ama yolun tamamı edebilir bazı durumlarda Ettiğin tüm yeminler tek tek çarpar yüzüne Karşına çıkan her aynada Yeni bir söze ne gücün vardır Ne inanacak sıra arkadaşları o boş sınıfta Şimdi yeni bir ders yılı başlangıcında Bir aşk tutarsın mavi önlükler arasında Ve inat tüm geç kalınan sınavlara Kurtarsın diye seni tüm yaşlı başlı zamanlardan Ve gömsün diye ilkokul fişlerine yine Seversin yeniden, yetmişe… Yaş yetmiştir Ve yolun başı olabilir bazı sevdalarda Yetebilir bir boş kâğıt geçmen için tüm kalınası sınıfları İsteyip de geçemediğin dersler acıtır seni Her hayat bir ders ya işte ondan Tüm okunası ömürler erken yiter ve de Yüz yıllık saltanatı olan var şu musalla taşında Hayat bir ölme biçimi ya işte Ondandır Yaşamak istemek ve yavaş yavaş ölmek her defa Yenilmek, daha iyi yenilmek çabası tüm savaşlarda… Ve şimdi Yaş otuz beş… Ölümün tam ortasında… Kürşat Uçar |
Oyun
saniyenin binde birine bölünmen çaldığın zamanlardaki gibi ve çalındığı andaki tedirginlik o hep ardına saklandığımız kapıların. yine oyunu bozmak istiyorsun.yine ve en erken eve sen çağrılıyorsun.gitme diyorum...hava kararıyor.ellerimde oyundan kalanlar... göz yaşları, kıskançlıklar, küfürler... yere düşürdüğüm ayrılık bir de.bilirsin taşıyamıyorum ayrı gayrı.affet yapamıyorum.saçların öyle ağır geliyor ki bazen...ellerin ellerime öyle küçük geliyor ki.senin yaşını taşıyamıyor yüzüm.acını taşıyamıyor bu kardiyolojik sarsıntılarla bastırılmış organ. küstüğümüz an yeniden barışmayı düşlemek,çocuk gibi. adam gibi... boş sayfalara küsmek,yaşamayan ve bu yüzden yazamayan çok büyük bir şair gibi... hiçbir zaman olamadığım o acılı adam gibi şair gibi... gerçek gibi ürkütücü yalanlara bezeli,yalan kadar gerçek,aslında hiç olmayan bir hayat gibi...küsmek... barışmak için... oyuncaklarımız için. gitme diyorum.hava kararıyor.ve ben o parkta halen seninle barışmayı bekliyorum.lanet olsun oyunbozanlığını bile seviyorum. gelmedin.ben; beni bul diye saklambaç oynarken dahi saklanmamıştım zira. 'analog acılar biriktiriyor çocukluğunu duvarlardan söküp alan zaman süsü verilmiş akrep ve yelkovan' ama gelmedin.yalnızdık.o koca parkta tüm salıncaklar boştu oysa.hayatında hiç ağlamamış bir çocuk,sırf bu yüzden o parkta toprağa verildi dün gece. ziyan olundu bizzat adına yazılan her şiirde.şimdi..son kez gel ve taziye süsü ver yokluğuma. toprağın binde birine bölündüm,çaldığım hayatlar gibi. analog yalnızlıkları söküyorum çocukluğumun duvarlarından...ve perde bu gece son kez kapanıyor... Kürşat Uçar |
Ölüm
ölüm astım tebessümlere sıralı dağlara gülmek bilmeyen yüzleriniz vardı çocuktunuz istemediniz yarın olsun yarındınız... teneşir kokulu önlüklerim vardı yerler gazete kağıdı yer yer kan ve ölüm yeraltı... usülsüz yakıyor ateş gözlerimden düştüğü yeri yağıyor 'son' gri bir şehre ve takvim kış diyor... yaşı kadar bekleyenler var bir yazgıyı sıralı dağlar ve ölüm ve tebessüm yazılır henüz gidenlerin yüzlerine... *birimi günahtır pişmanlıkların kendi dininde ve ölüm...* Kürşat Uçar |
Panzehir
kanadına sür taze uyanışlarımı... rüzgarda saçlarını okşamaktı en mavi yalanı sevişmek için... ilkel ruhlarımızla mağara duvarlarını boyamalı ama zehrimize... fosilleri tazedir iki bacak arası unutulan ve saatleri biraz daha geridir yontma taş devrine paha biçilmez geyiklerin... acıyı icat etti insan önce ki keşfetti demiyorum elindeydi yaratmak ara sıra da bacaklarında milyonlarca umudun akması toprağa... panzehirdi... Kürşat Uçar |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:31 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.