![]() |
SAVAŞLA ÇOK ŞEY BÜYÜYECEK
Büyüyecek Mülk sahiplerinin mülkleri Ve mülksüzlerin sefaleti Yönetenlerin söylevleri Ve yönetilenlerin suskunluğu |
SEVGİLİLER
Bak! Gökte yay gibi uçan şu turnalara Uçarlarken bir yaşamdan bir başkasına Bulutlar da birlikte gidiyor onlarla. Bulut ve turnalar İkisi de aynı yükseklik ve aynı telaş içinde Yerlerinde duramadan Yan yana, kısacık uçtukları o güzel göğü İkiye bölüyorlar. her biri öbürünün salınışından başka bir şey görmeden Aynı rüzgarı duyuyor. Şimdi yan yana yatan bu çifti Rüzgar boşlukta öylece sürükleyebilir. Bu uyum bozulmadıkça Uzun süre kimse onları ayıramaz Yağmurlardan ve kurşunların vızıldadığı Her yerden uzaklaşabilirler Güneşin ve ayın altında küçücük hareketlerle Birbirlerine sevdalı, uçarlar sonsuza. Hey sizler, nereye? -Hiçbir yere. -Nereden? -Her yerden. Soruyorsunuz, ne zamandır birliktesiniz? Çok olmadı. -Ne zaman ayrılacaksınız? -Hemen. İşte böyle bir anlık birlikteliktir, sevenler için seda. |
SIRF ARTAN DÜZENSİZLİK YÜZÜNDEN
Sırf artan düzensizlik yüzünden bizim sınıf kavgası kentlerimizde çoğumuz şu yıllarda karar verdik daha fazla söz etmemeye deniz kıyısındaki kentlerden, çatılardaki kardan, kadınlardan, mahzendeki olgun elmaların kokusundan, etin duygularından bir insanı insan yapan ve onu şişmanlatan tüm şeylerden. Ama gelecekte yalnız düzensizlikten söz etmeye ve böylece tek yanlı, kısır olmaya karar verdik, ve politika işine adamakıllı dalmaya, ve diyalektik ekonominin kuru ve "aşağılık" sözcüklerini kullanmaya. Kar tipilerinin (bu tipiler, biliyoruz, sadece soğuk değil) sömürünün, çekici kadın etinin, sınıflı adaletin böylesine korkunç, böylesine sıkışık, bir arada yaşamaları bu kadar çok yönlü bir dünyanın içimizde onaylanmasını doğurmasın diye ve zevk alınmasın diye çelişkilerinden böylesine kanlı bir yaşamın. Anlıyorsunuz. |
SON İSTEK
Altona'da bir gün işçi bölgelerini bastılar ve yakaladılar bizden dört kişiyi, yetmiş beş kişiyi de götürdüler seyretsinler diye onların idam edilmelerini. Gördükleri şuydu seyredenlerin: En gençleri, boylu boslu bir delikanlı, sorulduğunda son isteği (adet yerini bulsun diye), isterim, dedi tok bir sesle, gerinmek bir kez daha. Kurtulunca bağlarından, gerindi ve tüm gücüyle iki yumruk aşketti nazi komutanının çenesine. O saat bağladılar onu dar bir tahtaya, yüzü yukarı doğru, ve uçurdular başını. |
SONE
Eskiden beri alışkınım pencerede Suyun ya da ormanın uğultusuna Çabucak uyudum böylece Yatıp kaldım onun uzun saçlarında O acılı geceden çok şey kalmadı aklımda Biraz dizinden, azıcık boynundan Sabun kokusu siyah saçlarında Ve onun için kulaktan duyduklarım Yüzü çabuk unutulur demişlerdi İnce bir şey olduğundan üstünde Yazılmamış boş bir kağıt gibi Yüzü pek gülmez demişlerdi Çabuk unutulacağını bilir kendisi de Anımsamaz kim olduğunu belki, okusa bu şiiri |
SONRA DOĞAN
İtiraf ediyorum: hiçbir Umudum yok. Körler bir çıkaryoldan söz ediyorlar. Ben Görüyorum. Yanılgılar tükenince Oturur son arkadaş olarak Bir hiç karşımızda. |
SORULAR
Ne giydiğini yaz bana! Sıcak tutuyor mu? Uyuduğun yeri yaz bana! Yumuşak mı? Nasıl göründüğünü yaz bana! Yüzün aynı mı? Neyi özlediğini yaz bana! Kolumu mu? Nasıl olduğunu yaz bana! Rahat mı? Sana neler yaptıklarını yaz bana! Cesaretin yetti mi? Ne yaptığını yaz bana! iyi şeyler mi? Neler düşündüğünü yüz bana! Beni mi? Sorulardır sana bütün verebildiğim Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim Yorgunsan, uzatamam sana elimi. Ya da açsan seni besleyemem sanki bu dünyada hiç yokmuşum Unutmuşum gibi seni. |
SOYGUNCU VE UŞAĞI
Soyup soğana çeviriyordu Hesse bölgesini iki soyguncu. Bir hayli köylünün boynunu kırdılar. Bir tanesi sıskaydı aç kurt kadar, öbürüyse papa kadar şişman. Neydi onların gövdelerini böyle farklı yapan? Çünkü biri efendiydi, öbürüyse uşak. Efendi kaymağını alıyordu sütün, uşak ekşimiş süt içiyordu bu yüzden. Köylüler yakaladılar soyguncuları sonunda ve astılar ikisini bir tek iple, biri aç bir kurt kadar sıska sallandı, öbürüyse papa kadar şişman. Köylüler önlerinde durup ıstavroz çıkartırlarken ve öylece seyrederlerken her ikisini de, anladılar soyguncu olduğunu şişman adamın, ama neden sıska adam da soyguncuydu, anlamadılar. |
TEBEŞİR HAÇI
Ben bir hizmetçi kızım. S.A.dan bir adamla bir maceram oldu. Bir gün o, gitmeden önce, gülerek gösterdi bana hallerinden yakınanları nasıl yakaladıklarını. Bir tebeşir parçası çıkardı ceketinin cebinden ve bir küçük haç çizdi avucunun içine, ve anlattı, sivilleri giyinip iş ve işçi kurumlarına nasıl gittiğini avucunun içindeki bu işaretle, işsizlerin kuyrukta ana avrat küfrettikleri o yerlere, ve nasıl küfrettiğini kendisinin de onlarla birlikte, dostluk ve dayanışma gösterisi olarak da sırtına nasıl vurduğunu küfreden herkesin, ve böylece, sırtında beyaz haç bulunan damgalı adamların S.A.larca nasıl yakalandığını. Bu anlattıklarına katıldıydık gülmekten. Onunla üç ay bir arada yaşadım. Sonra bir gün bir de ne göreyim: Banka cüzdanımı apartmamış mı. Yok benim için saklayacakmış da, yok kimin ne olacağı belli değilmiş de, falan filan. Ben onu suçlayınca da, bin dereden su getirerek yeminler etti, beni yatıştırmak için de sırtımı okşadı şöyle. Yılandan kaçar gibi kaçtım ondan. Eve gelince ilk iş aynaya baktım, sırtımda beyaz haç var mı diye. |
TRETİYAKOV'A İYİLİEŞME İÇİN ÖĞÜT
Hasta bir adamın öğütlerine gülünür ancak. Fazladan bir yemek daha ye ve yavaş ye düşünerek düşmanlarını, çok uyu, kaçsın uykuları. Sovyetlerin çıkarları için süt iç sabahları bir bardak, ki bize vereceğin öğütler hasta bir adamın öğütleri olmasın. Gölde yüz, keyf için, seni boğabilecek olan su kaldırır seni yukarı, yüzerken yardığın su yeniden birleşir arkanda. |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:11 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.