![]() |
Benim de Sevinçlerim Vardı
Benim de sevinçlerim vardı bir zamanlar Yüzümün kıyısında gülüşler bırakan Tatlı heyecanlarım vardı Uzandığında utangaç ellerim Yarin titreyen ellerine Verebilir misin bana şimdi Yaşamadan yitirdiğim günlerimi? Peki ya gençliğimi Bükülmeden kırılan boynumu hiç sorgusuz. Kim öder söyle şimdi bu diyeti? Benim de aşklarım vardı bir zamanlar Uğruna şiirler yazdığım Uzak denizlerin kıyısında Akşamlar boyunca ağladığım. Benimde sevenlerim vardı Her gidişimde dönüşümü Hasretle bekleyen birileri vardı hayatımda. Tüm şafakları beraber güne kavuşturduğum Ve adımı her andıklarında Kulaklarımda çınlayan hasret türküleri kadar gerçek. Benim de umutlarım vardı Mutlu, güzel geçireceğim günlerim adına Özgürlüğüm adına. İsimler bulurdum henüz doğmamış olan çocuklarıma Deniz olurdu oğlumun adı Kızımın adı Eylül. Hüznünü taşısınlar diye belki de Yaşanmadan çalınmış bütün baharların. Benim de sevinçlerim vardı Çalıncaya kadar siz gülümsememi. Ve benim de bir hayatım vardı bir zamanlar O hain mermi delinceye kadar göğsümü Gözlerim açıktır hala Söyle bana sen ödeyebilir misin bu diyeti, Geri verebilir misin yaşanmamış günlerimi? |
Benim Şiirleri Yakılmış Şair Çaresizliğim
Benim şiirleri yakılmış Şair çaresizliğim Her şiir eksilen bir gündür artık ömrümüzden Her dize bir yaşanmamışlık hikayesi Tüm kapılar kilitlenmiştir hayatımda Masmavi kan gibi akıyor Damarlarımdan silinen şiirlerim Sana ulaşamayıp ağladığımda değil Sana şiir yazmaktan vazgeçtiğim gün kaybediyorum seni... Şimdi ruhumu alevlendirecek Bir an gerek Bir anki Boşa geçen bütün zamanlara eş Yapılmış bir resmi yeniden boyamak değil Tükenmiş bir umudu yeniden diriltmek değil Yeni resimler Yeni umutlar Ve binlerce yaşanmamış hikayeyi yazmak yeniden... Savaşıp yeniden kazanmak bütün kaybettiklerini Daha güzelini yazmak şiirin Bütün imkansızlarını tüketip ömrün En yüreklisini yaşamak sevdanın Akan mavi kan şiirimin değil Kanayan benim yağmur altında Deryadan usanmış bir balık gibi Sonu olmayan yolların yolcusuyum Bir ses bekliyorum sadece Uyuklarken yorgun otobüs camlarında “bu son durağı acının İşte güzelim çocuk Acıların bittiği yer burası İşte burası alın terinin hürriyeti Yasak kitaplarımın yeniden yazıldığı şehir İşte o yer çocuk, Hayallerinin başkenti Şiirlerinin yeşile boyanmış memleketi Bekle beni Geleceğim yeniden yazıp öksüz şiirlerimi Haykıracağım yine güzelliğini Bekle beni hayal şehrim... Melih Coşkun |
Berbat Bir Yok Oluş Bu Yaşadığımız
Berbat bir yok oluş bu yaşadığımız Ne kadar çoğalsak ta Bu gitgide azalış Kanserli hücreler gibi sarıyor her yanımızı Sıradan bir dünyanın Önemsiz insanlarıyız artık biz Ağız dolusu gülmeleri tarih kitaplarında bıraktık Sıradan yaşıyoruz artık her şeyi Hüzünler, sevinçler Ve pişmanlıklarımız Bu sıradan dünyanın Sıradan insanlarıyız artık biz Cenaze evlerinde konuşulan Zoraki konuşmalar gibiyiz O asık yüzlü törenler Eğitim zayiatı ölümler Sıradan yaşıyoruz artık her şeyi Göğsümüzde açılan kurşun yarası Kaldırımda donup kalmış bir adamın cesedi Makineye kaptırılan kol Ve alevler içindeki ev Basitleştik Ve anladık ki Bu dünyanın yükünü Ona aldırmadan taşıyabiliriz ancak sırtımızda Akşam sofralarında demlenilen bir kadeh rakı gibi artık Seni seviyorum demek bile Yılları damıtıp göğsünde Yarandan çekip çıkarttığın bütün dizeler Soluk almak yemek, içmek kadar sıradan Çekiliyor kanı damarlarımdan O mükemmel yaşamın Ölüyor günden güne O her duyguyu iki kere yaşayan çocuk Tek başına Koşacak olsa da bir imkansızın peşinden Yeni de çıkmış olsa da bu yola Hepinizden daha iyi biliyor ki Böyle bitmeyecek bu hikayenin sonu... Melih Coşkun |
Betimleme
Nasıl sığar bir şiire Aklımın sonsuzluğunda uçan martı Bir balık nasıl yüzdürülür mısralarda Kara kalemle mi yazılır bir ölüm Ak kağıtlara……………………! |
Beyaz Bir Gül Gönder Bana
Beyaz bir gül gönder bana Kefensiz çocuklar ülkesinden Yüreğim dar geliyor artık acılarıma.... Ölümlerine mezar taşlarının bile ağladığı çocuklar tanıdım Nasıl gülsün yüzüm Onurun alaşağı edilip Aymazlığın baş tacı edildiği günler gördüm Nasıl dinsin sızısı kalbimin Nasıl zor bir bilsen Masal diye anlatabilmek hayatı Sığınaklarda ölümünü bekleyen minik bedenlere Seni kandıramam küçüğüm Ak güvercinler yerine Top mermileri uçuşurken göğünde... Şimdi kavgam, Dünyanın göğsünde açılan şarapnel yarasıdır Sakla öfkemi küçüğüm Sakla ve içindeki yaşama sevinciyle harmanla Gözyaşıyla sulanmış toprağının mirası olsun bilincin Beyaz bir gül gönder bana Kefensiz çocuklar diyarından Beynim dar geliyor artık acılarına... |
Beyaz Bir Güvercinsin Sen
Beyaz bir güvercinsin sen. 72 mayıs şafağında Ankara’nın. Avlulardan havalanan bir beyaz güvercinsin Kimseler görmez seni Tanımaz Bilmezler Neler geçer içinden bilinmez Sen karanlığın fedaisi Asık, çirkin suratıyla Soğutan en sıcak *******imizi Kanatan bütün şafaklarımızı Neydi bunca korkutan seni Bir gökyüzünü paylaşmak Bu kadar zor muydu Hiçbiriniz görmediniz O beyaz güvercini Kanat sesleri Yırtarken gecenin çıldırtan sessizliğini Bir kağıt vardı o gece O beyaz güvercinin ayağına bağlanmış Kim varsa özgürlüğe inanan Yüreklerinde yazanlardı kağıtta yazılı olan. Korkma beyaz güvercin Kelepçe takamazlar sana da Zincirler bol gelir sana Sen hür yaşadın ömür boyu Kardeşçe yaşadın Onun için beyazdır rengin Onun için çırpınır sürekli yüreğin Ne zaman kanatsalar gecemizi Bir çırpıntıyla gelirsin hemen Ne zaman mayıs gelse Ankara’ya Havalanırsın darağacı kurulan Bütün avlularından şehrin. (Ve sen haylaz çocuk Bakışın eksilmesin meydanlarımdan...) 15 Kasım 2002 21: 22 Melih Coşkun |
Beynimde Sürekli Tükenmekte Olan Bir Düşüncesin
Beynimde sürekli tükenmekte olan bir düşüncesin şimdi Renkleri solgun resimlerde Aramaktan vazgeçtiğim eski dost yüzleri gibisin En kalabalık meydanlarda Yaşanılan bir yalnızlık hikayesi Daracık bir hücrede Milyonların çırpınışını hissetmek gibi İlk aşk gibi yada Durup durup kendini hatırlatan Üzerine karalanmış bir kelimesin şimdi Yazılmaktan vazgeçilmiş şiirlerde Gözlerimi kapattığımda Yüzün gelmiyor artık gözümün önüne Dizlerim titremeden ayakta durabiliyorum Ve ağzım kurumadan anlatabiliyorum istediğim her şeyi Söylemek isteyip de Hiçbir zaman söyleyemediğim şarkılar vardı oysa Yazmak isteyip de hiç bitiremediğim şiirler vardı Beynimde sürekli tükenmekte olan bir düşüncesin şimdi Seni hatırlatacak bir resmin bile kalmadı bende... Melih Coşkun |
Beyninin Sol Yanı
Beynimin sol yanı Alıp başını gidecek nerdeyse bu şehirden Damarlarımda kurumaya yüz tutmuşken o coşkun nehir Hatırlat bana kendini Ey göğsümü çatlatan heyecan Hatırlat bana kendini Ey yürekli sevda Bak türküler okuyor hala o güzel çocuklar Bakışlarını güneşin doğuşundan ödünç almışçasına Hala öyle güzel bakıyorlar İnan bana hala öyle içten gülüyorlar o çocuklar Kan değirmenlerinde öğüttükleri yüreklerinde Nice yürekli sevdalar saklıyorlar Ama niyedir bilinmez Damla yaş akmıyor göz pınarlarından... Eski hüzünler kaldırıldı yürürlükten Adam gibi şeylere ağlamak tarih kitaplarında bile yok Çünkü o kitaplar savaşları yazdı sadece Ağlayanları değil O kitaplar kazananı yazdı sadece Kaybedeni değil Kabarıp taşacak nerdeyse içimdeki asi deniz Tut kolumdan Çek götür beni bu limandan... Melih Coşkun |
Bilincim Taş Atılmış Su Gibi Bulanık
Bilincim taş atılmış su gibi bulanık Dalga dalga vuruyor kıyılarına şehrin Olta atıyorum beynimin derinliklerine Çırpınmıyor çektiğim hiçbir balık Ölü bir denizin yalnızlığında Şairler ölüyor şiirlerinin tam ortasında Polis köpekleri kovalıyor isyankar düşlerimi sokak aralarında Yüz binlerce ayak olup yürümek istiyorum yollarda Yosunlu bir taş olup fırlatılmak istiyorum İşgal edilmiş *******in ortasına Her gece geldiler üzerime Her gece yalanlamaya çalıştılar doğru bildiğim her şeyi Her gece kurşunladılar beni milyonlarca kez Hiç öldüğüm olmadı Bilincim patlamaya hazır bir bomba Yüksele yüksele büyüyor bir ses kulaklarımla Kırılıyor demirden kapıları karanlığın Ve güneş bütün ihtişamıyla uyanıyor derin uykusundan Her gece şiirler yazdım Her gece bağırdım inadına doğru bildiğim her şeyi Her gece boğmaya çalıştılar sesimi kuru bir ağacın dalında Hiç öldüğüm olmadı... |
Bilincimi Çaldılar Bir Gece Yarısıydı
Bilincimi çaldılar, Bir gece yarısıydı Gözyaşımın sürekli içime akışı bundandır Kalemin kağıtla sevişmesi Ve toprağın yağmuru özlemesi hep bundandır Her sonuç bir sebep yaratır kendine (Her sarhoş içmek için bir sebep bulur kendine Ben bulamam neden şiir yazdığıma) Sabahlarım kimi gece sorgularda Söyleyecek hiçbir kelime gelmez aklıma adından başka Güneş doğar gecenin rahmini parçalayarak sancılar içinde İlk sigaralarını yakarken işçiler yokuş başlarında Dilim çözülür bir anda Haykırırım seni nasıl sevdiğimi... Kimi zaman Uyuyakalırım duygusuz bir mitralyözün göğsünde Göğünde bayrağımın sallandığı meçhul bir coğrafyada Meçhul bir asker olarak Hiç cevabı yazılmayacak mektuplar gönderirim Hiç kimsenin oturmadığı adreslere Yurtsuz ve hüviyetsiz bırakılırım kimi zaman Savunduğum için kendi hasadını toplayan bir yurdu Ve korkmadan söyleyen kendi türkülerini Bilincimi çaldılar Bir gece yarısıydı, Denizine ulaşmadan kurur içimde nehirler Miladıdır şiirin kağıdın kalemle ilk sevişmesi Bu tarihtendir ki sonuçlar yaratılır sebepsiz Ayyaşlar bahaneler aramazlar sarhoş olabilmek için Aynı neden aşık oldun sorusunun Cevabı hiç olmayan saçmalığı gibi Bilincimi çaldılar Bir gece yarısıydı Gündüzün haberi olur mu bundan bilinmez Denizler ki kurumuştur çoktan... |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:23 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.