![]() |
Cenneti Verseler Bakmam.....
Hayat neler koymuş sevda tasına Bunca yıllık ömür yola çevrilir Ki bir ömrü gömdük yol ortasına Çayır, çimen dünya çöle çevrilir Bazen mazi ile halvet olurum Bazen aradığım beni bulurum Bazen gözlerimden seni solurum Bir incecik nefes yele çevrilir. Leyla’yı ararken kutup yazında Yitirdim mecnunu çöl ayazında Cömert sohbetlerin meram bazında Şekere, şerbete, bala çevrilir. Kimi görememiş, kimi duymamış Müşteki özenmiş, derviş uymamış Yemeyen imrenmiş, yiyen doymamış İtibar acayip hala çevrilir Uykusuz ******* uzar giderek Sevgi ekip masal hasat ederek Umut dağlarında hayal güderek Dar düşüncem büyür bola çevrilir Şefkat akmayınca ırmaklarımdan Kıvılcım dökülür parmaklarımdan Cenneti verseler bakmam arımdan Ara yerde sevda tüle çevrilir. |
Çağ Atlamak...!
Evde ekmeği yok, çoktandır işsiz İşte çağ atlama teraneleri.! Minareler sessiz, camiler ıssız Hizmete açarız put haneleri.! Bir zamanlar dilde hep -izm -izm Milli devlet için etmedik azim... Çalışmak, yükselmek nemize bizim Her gün doldururuz meyhaneleri.! Zamane uşağı, devrin alığı Hiç ayık bulunmaz nefsin gölüğü Asrilik sayıyor kepazeliği Zamanın akıllı divaneleri.! ! Zengine eğilir, mazlumu yerer Her şeyi bilirim pozuna girer Bıkmaz ikide bir ileri sürer Seksenden önceki efsaneleri! Ölsen umursanmaz, o hep gülüyor Söylenmeyin, o her şeyi biliyor Enflasyon- menflasyon millet ölüyor Bırakın eskimiş bahaneleri.! Zalim ah çekmeli, mazlum gülmeli Mazlum ağlıyorsa zalim ölmeli... İnsan vazifeyi namus bilmeli Yediğin yetmez mi şu naneleri? |
Çağrı...
Çalışalım ikilik ne bilmeden Birlik olup hep el ele verelim. Çok yaşayıp mihnet ile ölmeden Az yaşayıp bir gönüle girelim Zalime namerde araç olmadan Ecel henüz gelip bizi bulmadan Gönüllere gül olalım solmadan Sevgi çadırını göğe gerelim Şu çeyrek aklıyla göklerde gezen Yoksulu hor görüp tepeden süzen Bayramlarda bile mazlumu ezen Zalimleri, namertleri yerelim. Şu mağdur, şu sefil, yok içeceği Usanmadan arayalım gerçeği Açmış Yaratan’ın beş dal çiçeği Gönül verip demet demet derelim. |
Çaresiz
Karanlığa can katan şu bülbülü, Hece hece okuyorum, çaresiz. Reyhanı, zambağı, gülü, sümbülü, Renkten renge sokuyorum, çaresiz. Hasreti kahreder, yarası derin, Toprak hararetli, güneşler serin, Düşünce Allah’ın, varlık bu yerin, Hasret oldum, bakıyorum, çaresiz. Bu yüreğin çarpmaktaki kastı ne, Kurbanlığın amiri ne, astı ne, Senin içimdeki sevdan üstüne, Sevdaları yakıyorum, çaresiz. Sevdasını yakıp pişen güneşle, Sır gibi tepeyi aşan, güneşle, Gönlüme kor gibi düşen, güneşle, Ta göklere çıkıyorum, çaresiz. Bir zaman dünyaya yıldızdan baktım, Doğudan, batıya çağlayıp aktım, Gözyaşımı Balkanlar’a bıraktım, Tuna olup akıyorum, çaresiz. Sırtıma yükledim sıkıntıları, Damlaydı, göl ettim akıntıları, Gönlüm mekan tuttu yıkıntıları, Bülbül oldum şakıyorum, çaresiz. Irmaklardan akar, kardan daha ak, Güneşe sırt verdim, yıldıza ayak, Ateşte üşüdüm şu halime bak, Bulut gibi döküyorum, çaresiz. |
Çekidüzen...
Cennet Anadolu, kutsal yurdumuz Önce sen bil, bildirelim olmaz mı? Tutsak olmuş kuşumuzla kurdumuz Dağları del, deldirelim olmaz mı? Söylenecek söz çok, sığmıyor dile Her işi desise ve her iş hile Bülbülüne cefâ çektiren güle Tükürelim, solduralım olmaz mı? Mecnun olduk leylâ gibi vatana Söz vermişiz yerde şehit yatana Dil uzanır ecdadına, atana Hakkı tutup kaldıralım olmaz mı? Sen hakansın, kahramansın,oğulsun Fırsat verme düşmanına boğulsun Kara Kağan olma, bahtın ak olsun Bu milleti güldürelim olmaz mı? |
Çelişki? ? ?
Dinle sözümü de sonra yanlış de, Evde, sokaklarda kız iki türlü. Doğrusunu bulmak çetin gene de, Doğrusu, eğrisi söz iki türlü. Helal ile haram girmiş iç içe, Birin talibi az, gözler hep üçe. Virgül gibi eğilinir bir hiçe, İçerde dışarda yüz iki türlü. Herşey sona doğru kemali bulur, Baş eğer mutlaka cemali bulur, Çokları tam arar, yamalı bulur, Yandırır dediğin köz iki türlü. Mühür gözlü güzel gayri salınma, Belki sen temizsin, sen safsın ama... Doğrusunu diyeceğim alınma, Artık cilve, eda, naz iki türlü. Ne köyümde Fatma Bacı yetişir, Ne dağımda şen bülbüller ötüşür, Öyle bir bahar ki mazlumlar üşür, Milletimiz bir de biz iki türlü. Yanlış oldu, evet, tabiri yanlış, Kaleli mümkünse bunlara alış, Velakin eğilme, dik dur, hep çalış, Bu çağda yolunan kaz iki türlü. |
Çığıra Türkü Çığır
Bahar gelmez bahar kızın güzüne Kar altında kara kalmış karı var Yıldıza yaslanmış günün yüzüne Sitem eder sanırsın ki varı var Akça gelin akça saklar yaşında Damladıkça yeşil mermeri oyar. Öbek öbek sitem yatar işinde Ne gönlü işitir ne hasret duyar. Bülbül susmuş taş bağlamış bağıra Gül ile kestiği vadeye yanar. Çığır gelmez türkü çığrır çığıra Havada gün yerde bulutlar donar. Gönlüm içre çiçek çemen gül yarim Elleri böğründe ocak başında! İsm-i Azm hakkı için gül yarim, Ümit gezsin hayalinde düşünde. Gülden güzel güller ektim bahçeye, Atinin tavanı temeli olsun. Hasılatım har, doldurdum bohçaya, Yeni çiçeklerin emeli olsun. Çığır: Zaman,çağ Çığır: Söyle,seslen |
Çınar Ağacı...
Çınar ağacından bir yaprak düşse O anda acıyı duyması gerek Akrep iğnesiyle parmağı şişse Zalimin gözünü oyması gerek Bakılmalı artık gözdeki yaşa Talihi yenmeli verip baş başa Emir verilince gökteki kuşa Yerde karıncalar uyması gerek El ele vermeli kutlu obası Boşa gitmemeli artık çabası Söz yeri gelince olsa babası Taşı gediğine koyması gerek Kurtla savaşmalı pln kurarak Erlik göstermeli karşı durarak Her türlü illete neşter vurarak Meyveyi dalında soyması gerek Yılan yuva kursa akrep de ağı Mutlak mamur edilmeli toprağı Gövdeye uyarak dalı yaprağı Helal su emerek doyması gerek Bir çınar ağacı ve kutlu vatan Bu uğurda aktı döküldü al kan Terk etmesin diye gövdeyi tek can Her gün yaprakları sayması gerek |
Çıra Gibi
Millet bugüne dek hep uyutuldu Gözden akan selimize yanarım Kimi nazlı, kimi sert büyütüldü Tombul solan gülümüze yanarım Güzellerim, yiğitlerim, mertlerim Siz öldükçe depreşiyor dertlerim Fakir Anadolu’m, esir yurtlarım Dizde çamur yolumuza yanarım Dünyaya mendil aç, sen ha bire yat Faiz ile bu halk doyar mı heyhât! Mutlu azınlıklar sürerken hayat Kemer sıkan kulumuza yanarım Garplı bir milletiz, şarktan gelmişiz! Bir zaman çağlara rehber olmuşuz Şimdi el uzayda, bakmış, gülmüşüz Ağlanacak halimize yanarım Karnı aç, sırt çıplak, ağlıyor bala Bir umut güneşi doğmadı hala Kaleli sen didin, çalış, çabala Paramparça elimize yanarım |
Çiçekler
Kalenin başına güneş vurunca Yıkıntıda paralanır çiçekler Dağın üstü yele karşı durunca Sevincinden nâralanır çiçekler Beni yakar ateşlere yanası Ne tohum saçılmış ne var anası Susuz diyarların sarı sunası Sıra sıra sıralanır çiçekler Tan ağarma yakın, çise elenir Gözlerinde hasret yaş tanelenir Kuşluk vakti kızıl renge belenir İkindi de karalanır çiçekler Bu kayalık yerde bak neler biter Hayali gözlerde kor gibi tüter Sararır kayanın bağrına yatar Ara ara aralanır çiçekler Yıkıntıya rahman rahmet verince Bir sızı duyulur inceden, ince Başucunda sarı kızı görünce Tam böğründen yaralanır çiçekler |
Çile Deryası
Gülmek için zaman mı var? Çile derya, gayret oktur. Ağlamaya vakit çok dar, Koşmalıyım, yolum çoktur. Ağır gelir götüremem, Menziline yetiremem, Gider gider bitiremem, Yollar ki omzuma yüktür. Zehir olur tatlı aşım, Beladan kurtulmaz başım, Olsun üzülme kardaşım, Allah yücedir, büyüktür. Başı sonu Hak katına, Var Kaleli Hak katına, Arzuhalim Hak katına, Başka sığınağım yoktur. |
Çilemiz Bizim...
Anlatmak imkansız getirip dile Ebu Cehilerden gördüğümüzü Görmedik ehli salipten bile Ebu Cehilerden gördüğümüzü Bin dört yüz yıl önce ne ise cehil Bugün de öyledir değildir ehil Görmedi Bill'in çektiği dahil Ebu Cehilerden gördüğümüzü Ömrün baharında çıkmadan yaza Onlar ize düşkün bunlarsa söze Allah'ın aşkına bir sorun bize Ebu Cehilerden gördüğümüzü Bill'in gençliği zulümle öçtü En son Nebi bile Yesrib'e göçtü Sorun zindanlara gençliğim geçti Ebu Cehilerden gördüğümüzü Çile verdi suçun şudur demedi! Devranını Karun bile sürmedi İnan cahiliye devri görmedi Ebu Cehilerden gördüğümüzü Bir önceki Karun doymaz haramdan Şimdiki Firavun alt kalmaz ondan Kaleli duyulsun anlat sıradan Ebu Cehilerden gördüğümüzü |
Çileyle Barışmak
Sizler yüz karası zamanın, anın İsi, kiri, bitisiniz vatanın Ey vicdanı pas tutanlar utanın Ülkü gelin süslendikçe süslendi Canlar hey, vatana adanan canlar Mahpuslarda çile çeken civanlar Dertlinin derdinden dertsiz ne anlar Mustafa’'yla Fikri birer aslandı Muhabbet sel oldu, sebebi sensin Maskara oldu ya, kahrolsun, yansın Bolu Beyi beyliğinden utansın Köroğlu’'da bir kayaya yaslandı Selâm olsun amirinden, erine Sevgi yağar kalpten daha derine Her zaman verilen kanlar yerine Bu sefer verilen canla beslendi Bağdan kopardılar, harmanda bitti Kayada sekerdi, mahpusta öttü Hesabı Allah’'a havale etti Dağlar taşlar barış diye seslendi |
Çivinin İki Yüzü
Ah çektim gölge düştü, devrilmedi çerağı Çırılçıplak geceye yıldızı soruyorum Çorak topraklar gibi annelerin yüreği Yıllardır yitirdiğim güneşi arıyorum Kristal şafaklara sevdalanan her iklim Güneş battığı yerde doğum sancısı çeker Dört omuz üzerinde düşünce büklüm büklüm Zaman bir bir öğütür unu toprağa döker Kara ******* elbet ışıklı gün getirir Issızlık ülkesinde çürürken hatıralar İstikbale bir avuç umut alır götürür Volkan gibi ruhumu kayalarda yaralar Düştükçe düşüyorum derinlerden derine Simsiyah kar yağıyor göklerin üzerine Kara bulutlar çökmüş ülke yiğitlerine Bakışlarım hep seni soruyor gözlerine Saçlarındadır gecem, dudağında gündüzüm Elveda yalnızların anası bozkırlara Yerler ağzını açmış bekliyor beni hüzün Zifiri karanlıkta günü çekmişler dara Tutuşmuş bir yüreğin külünde yanıyorum Kuzgunlar bayram eder, baykuşlar bana aşık Öte sevdalısıyım, içmeden kanıyorum Ağıt çelikten bıçak ve Resul yolda ışık |
Çözemem (Bakar Körler)
Aklım ermez bu dünyanın işine Fakir kalkmaz, zengin yatmaz, çözemem. Hayranım körlerin yol gidişine, Bakar körler adım atmaz, çözemem. Yaşlı çalışıyor, gençlere hayret, Elde sermaye yok, kendinde gayret, Dünya gidişinden almayıp ibret, Çirkinlik gözüne batmaz, çözemem. Bazısında acıma yok, kaskatı Bazısı tarlanın ısırgan otu.! ! Bazısı kibirli, bazısı kötü Bazısı tamahı satmaz, çözemem. İlim gayret ister, olur mu soyda? Alçak gönüllüde, yumuşak huyda! Tembeli görürsün düğün de, toy da, Göz nuru olsa da tutmaz,çözemem. İlim sahibinde sabır diz boyu, Haylaz da, sülük de, kibir diz boyu, Ahmağı koy girsin, kabir diz boyu, Deryaya bir katre katmaz, çözemem. Okumayı bilmez, her şeyi yutar! Kabadayılığı baştacı tutar.! Çarşıda, sokakta herkese çatar, Vatan düşmanına çatmaz, çözemem. |
Dağ Eteğinde
Artar da eksilmez gönül yarası Mehmet’in sülüsü dağ eteğinde. Lalenin siyahı, bahtın karası Ki yaban çalısı dağ eteğinde. Ta kalubeladan, ademden beri Bin senelik tutku bir tek seferi Bu sefere çıkan dönemez geri Alisi Velisi dağ eteğinde. Bir saniye varla yok arasında İki lokma açla tok arasında Ve bir gram azla çok arasında Alemin delisi dağ eteğinde. Hasret düğüm düğüm, söz çeper çeper Çeperin dibinde kurulmuş siper Soğuk rüzgar çıplak alnını öper Kudretin halısı dağ eteğinde. Göklerde nur, yerde bağlar dayalı Umut ağacına çağlar dayalı Dağlar sıra sıra, dağlar dayalı Velinin ölüsü dağ eteğinde. Kayıp eden arar, arayan bulur Kuş yuvadan uçar arzusu kalır Aşığı bir derin inleme alır Dert deniz, yalısı dağ eteğinde. |
Dağlara Sitem
Yolları dar, yamacı sarp dağlar ha! İbret alır oldu çağlarımızdan. Bir akarsu sessiz sessiz fatiha, Okuyarak akar bağlarımızdan. Ölüdür demeyin, aman ha aman! Ser vermiş toprağa sevdası yaman, Yamaca yan vermiş, yatar kahraman, Bir inilti gelir dağlarımızdan. Dağ devrilsin, ağlamayın analar, Yas tutmayın, kına yakın sunalar, Balkanlarda ‘akmam’ diyor Tunalar, Hala haber gelmez sağlarımızdan, Yollar akar gider, dağ ağır başlı, Yıldız ışıl ışıl, bulutlar yaşlı, Dağlar, taşlar, uçan kuşlar telaşlı, Felek fukarası ağlarımızdan. |
Dağlarla Yarış…
Yamacı sarp, başı karlı dağlar hey! Derdimi yüklesem çekebilmezsin. Haline hapsolmuş, sırlı dağlar hey! Ben gibi göz yaşı dökebilmezsin. Ne var ki halinde, şükreyle dersen, Gel bir yarışalım meydanda ersen, Kanını, canını ırmağa versen, Gözüm nuru gibi akabilmezsin. Ben diyeyim, dinle beni, duy beni, Sen anlarsın, kul anlamaz, oy beni, Tependeki kar yerine koy, beni, Yüreği kor gibi yakabilmezsin. Gelene, geçene yol olan dağlar, Köroğlu’na kanat, kol olan dağlar, Tahammülü kat kat, bol olan dağlar, Kula benim gibi bakabilmezsin. Dağlar dert yüküdür, üsten bakılır, Bir of çeksem, senin başın yıkılır, Bağrına her türlü canlı sokulur, Kaleli derdini sokabilmezsin. |
Dahası Var...
Nur çeşmesinde başım Çığlığım çıttan öte... Mahkeme görmez yaşım İndirir kütten öte... Çözemem bu düğümü Kim görmüş güldüğümü Görse de öldüğümü Saldırır itten öte... Utancım tutar arşı Baharsız yazı kışı Her gün çatılı kaşı Duymadım “höt”ten öte... Kuşanır silahını Alır mazlum ahını “Müstemleke şahini” Görmedim betten öte... Sebepsiz gülüşen kör Duymaz ya anladım der Ayaklar başı güder Ve Müslim “ şit “ten öte! |
Davet
Özüm yüreğimde hasret duyduğum, Ayaklarım dolaşıyor, çabuk gel. Candan içre, öz yerine koyduğum, Tüm yıllarım gülüşüyor, çabuk gel. Bu ''düzen'' göçüyor, duyun ahali, Onun boynunadır varsa vebali, Cömertliği Ebubekir timsali, Damla çaya alışıyor, çabuk gel. Resul-ü Ekrem’in ıyal, alisi, Tümden olmuş Ehl-i Beytin delisi, Hattab oğlu Ömer adaletlisi, Dertler beni bölüşüyor, çabuk gel. İçim kan ağlarken yazmam mı ağıt, İlim arif işi, gerekmez öğüt, Osman’la Kuran’ı hatmeden yiğit, Gönlüm sana çalışıyor, çabuk gel. İşkenceye maruz koyunca bahtı, Ali’nin mertliği gönlünün tahtı, Bir yana koyamam amanı, ahtı, Acı, sızı buluşuyor, çabuk gel. Hasan, Hüseyin’e sevdalı kişi, İslamı yüceltmek olmalı işi, Ey yarlar sultanı, sahabi eşi Riyakarlar yılışıyor, çabuk gel. Garibim yurdumda, kaybolmuş sılam, Dünü düşünürüm, şaşarım balam, Kaleli’den kucak dolusu selam, Dostluk yeni oluşuyor, çabuk gel. |
Değer mi?
Dünya iki gülmek, üç ağlamaktır Servete, şöhrete, üne değer mi? Büyüklük kul olmak, bel bağlamaktır Kırk gece, bir ayyaş güne değer mi? |
Değmez
Safahat insanı eğlememeli Bu dünya bir kaşı sırmaya değmez. Ne iyi, ne kötü, söylememeli Bir deli gönlünü kırmaya değmez. Kim ister insanlık kendini yesin Ve lâkin kendini yediği kesin Siyasetin ilmi ne derse desin Yanında bir nebze durmaya değmez. Biriler ha bire taşlıyor gönül Kışınla savaşın başlıyor gönül Gökler bildiğini işliyor gönül Boynum kıldan ince, vurmaya değmez. Gündem hakikatsiz, meydanlar ersiz Çulsuzu haşlamak değil mi yersiz? Bir ayağı birisinden habersiz Taşın yamacına varmaya değmez. Her havadan çalan kaval gibiyim İçi boşaltılmış çuval gibiyim Yalınayak koşan hayal gibiyim Bana hiçbir şeyi sormaya değmez. Yanıp yakıldığın aşk çırasıysa Hasretin kaş ile göz arasıysa Gönlündeki yara yâr yarasıysa Bırak da kanasın sarmaya değmez. |
Deli Divane
Gönül hamt etmeli, günde bin kere Şükrünü bilmeyen ölü divane Dudak aç, bu ağız dönsün şekere Susuz pınarların seli divane Sevda girdabında terlerken al al Sustu Kızılırmak, haykırdı Aral Sahradan, semaya yükseldi meral Baktı insanlığın hali divane Söylemi berraktı, kalplere aktı Gönülde korlaştı, dillere çıktı Aklın gözü ile cihana baktı Gördü, kâinatın dili divane Diller nasıl zikretmesin, anmasın Gönül nasıl şükretmesin, kanmasın Çöller nasıl kavrulmasın, yanmasın Serin yaylaların yeli divane Aşığın gözünde yaş olabilmek Seni gören göze kaş olabilmek Gaye, sevdalıya eş olabilmek Hasret bahçesinin gülü divane Hükmün, adaletin, can katar cana Seni anlayana, seni duyana Bir seni bildiğim günden, bu yana Deli divaneyim, deli divane. |
Deli Gönül
Kalbin temiz ise ispat Et göreyim, deli gönül. Gece ayaz, buz üstünde Yat göreyim, deli gönül. Seni düşür sade bire Can veren o steplere Tatlı dili akreplere Sat göreyim, deli gönül. Eksilmiyor canda firak Sararmış, düşecek yaprak Nimetlerin özü toprak Tat göreyim, deli gönül. Artık unu serme ipe Daneyi tut, katma sapa! Kendi gözündeki çöpe Bat göreyim, deli gönül. Aşkı yükle acı dile Onunla yürü menzile Seher vakti bülbül ile Öt göreyim, deli gönül. İsyan etme, baş eğ ona, Gayret göster, kalma sona, Sende seni yine sana Kat göreyim, deli gönül. Öz girerse kutlu yola, Mevla yardım eder kula, Benlik putu başa bela At göreyim, deli gönül. Çölde çiçek açıyor bak Oğlun kızın kaçıyor bak Can kafesten uçuyor bak Tut göreyim, deli gönül. |
Demokrasi Ürünü.! ! !
Soyundan habersiz dolu her yanı Yetmedi mi kaçırmayın kaçağı Soygun, vurgun,talan ile vatanın Kemiğine dayamışlar bıçağı Zincire vurulsun kapansın yırtık Fakat namussuzluk kalmasın örtük Gafil olmak ayıp görmeli artık Millete kurulan bunca tuzağı Ehliyetsiz olan işini bulmuş İhtisası olan kenarda kalmış Başımıza amir diye oturmuş Devrin en azılı kösnük bunağı. Soyguncu, vurguncu ülkeye dolmuş Üstelikte kanun, ceza o olmuş Yalanın, talanın tadını almış Bulmuşken şu başsız baş avanağı. Hep git dedik, kovduk kovduk gitmedi Çaldı, yedi haramı hiç itmedi Sattı savdı, yedi içti bitmedi Hâlâ gözü beklemekte bu bağı Bunlar hiç olur mu Allah’a yakın Sakın ha! ! Bunlardan kendini sakın Fırsat kaçırmazlar görün de bakın Çünkü bunlar şeytanların ortağı |
Deprasyon
Yazı yok yüz yıldan beri, Kara kışa kaldık eyvah! Gömülmüşüz diri diri Bitmez düşe kaldık eyvah Sevda yavan, sevgi nursuz Gece kara, gün uğursuz Tarla çıplak, gök yağmursuz Yavan aşa kaldık eyvah! Deryada küreksiz kayık Çünkü kaptan değil ayık Altı sakal, üstü bıyık Çıkmaz işe kaldık eyvah! Lime lime dağılırım Elbet bilinmez olurum Söylemezsem boğulurum Boydah başa kaldık eyvah1 Biz bir başa evet dedik Kör savaşa evet dedik Yedi şaşa evet dedik Altı yaşa kaldık eyvah! Kim bakar gözün yaşına, Ya gözüne, ya kaşına! .. Kaleli toprak başına Bir baykuşa kaldık eyvah! |
Devam....!
Mazlum, zalim kadar cesur Olmuyorsa, zillet devam..... Ürkekliğe bin bir kusur Bulmuyorsa, zillet devam.... Olmak gerekmiyor katı, Sağlamsa çatılan çatı, Bağdaki ısırgan otu, Solmuyorsa, zillet devam... Neden susuyorsun? Hayret! Haksıza çat, göster gayret İnsanlar O Dost'tan ibret Almıyorsa, zillet devam.... Yol alınmaz, övgü ile Başarılmaz, sövgü ile Kafa-gönül sevgi ile Dolmuyorsa, zillet devam.... İşte sevda değilse bu.... Boşa emek, boşa hu hu! ! Bir insanda cihat ruhu Kalmıyorsa, zillet devam.... |
Devler Ve Cüceler
******* günleri boğmaya talip Sevdalar düşlere sığar oldular. Ahmaklar akıllı, aptallar galip Cüceler devleri boğar oldular Üç kez kazanıp da bir elenenler Kanatla yedi kat yere inenler Ayın kırk dokuzu, debelenenler Hayal ikliminden yağar oldular. Büyük başlar sevdamızı taşımaz Küçük başlar günü tutar, ışımaz Seher yeli bulutları kaşımaz Yıldızlar öğleyin doğar oldular. Ruh yoksa bedende değer mi eti? Dünya için terk etmem ben ahreti Neyleyim dünyada şanı, şöhreti Güneşler gönlüme ağar oldular. Bilir misin her mekanda ötmeyi? Aralıktan Ağustosu tutmayı Yılın dört mevsimi, on iki ayı Sülükler devleti sağar oldular. |
Dilek
Yirmilikte hovarda söz, Yetmişlikte diş olaydım. Görmeyene bir humar göz, Kut eline iş olaydım. Deseler yeryüzü sizin, Fayda vermez yoksa izin! Biçarenin kimsesizin, Çanağında aş olaydım. Gönüllerde bayrak alı, Umutsuza hayat yolu, Boğazına kadar dolu, Kör gözlerde yaş olaydım. Cevahiri cevher ana, Satar. utana utana! ! Şu gönlümü köşk tutana, Bir ağrımaz baş olaydım. Dalıp deryadan derine, Sevgi sunup her birine, Çöldeki serap yerine, Göz üstünde kaş olaydım. Hukuk yalan doğurunca, Doğru imdat bağırınca, Ve hak beni çağırınca, Kanatlanıp kuş olaydım. |
Diyemem
Kendime atlastan bir dünya ördüm Tül sarayda mutlu oldum diyemem. Atılan taşları yaralı gördüm! Taşın esrarını bildim diyemem. Dosta selâm saldım, olmaz oralı Boynum bükük kaldı, ciğer yaralı. Felek sillesini vurdu vuralı, Hakikate nazar kıldım diyemem Gözündeki yara gördü yâr beni Sitemliydi, yara sürdü yar beni Bir vefasız yâra verdi yâr beni Sahrada Leyla’yı buldum diyemem. Dünyanın kaç kulaç boyuyla eni? Gaye idrak etmek bu serüveni! Gecenin zülfünde gündüz güveni Ben bendeki pası sildim diyemem Dünyanın ahvali kor beni derde “Her hale tahammül göster” der birde Yaşamanın yalan olduğu yerde Kırk boşaldım, iki doldum diyemem. |
Doğal Yarışma...
Sular rahmet olup, düşünce yerde Tabiat can bulur ferdinden elbet. Bakıp şu alemi görmeyen kör de Yüz döner mertlerin merdinden elbet. Ehil ile halleş, kusur aramaz Cahil ile yoldaş olma, yaramaz Cılız sular deryalara varamaz El çeker aslanın yurdundan elbet. Bu dünya kaş ile göz arasıdır Öğrenmemek elbet yüzkarasıdır Cahil sofu elin maskarasıdır Anlamaz bülbülün derdinden elbet. Coşunca deryalar, yatışa bilmez Derya ile damla atışa bilmez Hırs ile koşanlar yetişe bilmez Aşk ile koşanın ardından elbet |
Dokuzlama.! !
Eğilen baş kesilmez Biliyoruz demeyin.! Bu karayı su silmez Biliyoruz demeyin.! Haddini bilmez devlet, Kendinden gelmez devlet. Sizinle gülmez devlet, Biliyoruz demeyin.! Zorbalık kol geziyor Bir çıkmaz yol geziyor Cehalet bol geziyor Biliyoruz demeyin.! Su gidip kumu kalmaz! Yel mi kayadan almaz? Mazlum dese de olmaz, Biliyoruz demeyin.! Cihan susar, it ürür Sular kumu götürür. Yel kayayı bitirir, Biliyoruz demeyin.! Doğrudan zarar gelmez Bin dost adamı yemez Bir düşman doğru demez Biliyoruz demeyin.! Alim ilmini bilmez Hasta yatmakla ölmez Cahil imana gelmez Biliyoruz demeyin.! Ağacı kurt kemirir Dert insanda semirir Kan donar, yağı erir Biliyoruz demeyin.! Evladın varsa sakar Alık, balığa bakar Balıksa baştan kokar Biliyoruz demeyin.! |
Dost Yüzlü Yalancı
Bir sahil akşamı tenhalığına Yalnızlığı buyur ettim nazlandı. Bakınca bu şehrin insanlığına Yalnızlık içini çekti, sızlandı. Dost yüzlü yalancı bir akşam üstü Nere yöneldimse yolumu kesti Ayağıma bastı, gönlüme esti Üşüdükçe ince ince sazlandı. Şeceremi taş dibine yatırdı Muhabbeti yedi içti bitirdi Beni aldı nerelere götürdü Umudumu aldı, düşü tozlandı. Ayrıldım, yalnızlık peşimden koştu Benimle dolaştı, kendini aştı Hasretim büyüdü, emelim coştu Hislerimi kemirdikçe hızlandı. Gözler dondu, yeryüzünü bürüdü Duygu büyüdükçe dağı kürüdü Başka başka alemlere yürüdü Hayallerim bu akşam da buzlandı. |
Dönülmez Yol Atlıları
Tüm ışıklar söndü güneş karardı Uzattılar arkam tahta önüm yar Yola revan oldum gelmiyor ardı Yollar uzun zaman kısa geçit dar Yıldıza dayalı merdiven burda Ahirete göç başladı art arda Ah şu adaletsiz haksız diyarda Bir ana oturmuş ellerin ovar Kıyarım geceye el vermez arım Yıldızı çengelle yere sarkarım Eller boş göz yılgın dizden korkarım Yar bizi başından düşüne kovar Destursuz ordular otağsız hakan Yetkisiz mahkeme etkisiz bakan Yar başında yazma yar başında kan Ülkülerim beni başından savar Sevda gelin olur şölensiz yuğsuz Yıldız aya bağlı zincirsiz bağsız Yüksekten seslenir kumandan tuğsuz Yüreklerde ezilmişlik hırsı var |
Dönüyor
Dört tarafı mayın gözleri nemli Yerde yılanlara kanmış dönüyor Sinesi yaralı, yüreği gamlı Yüzü Beytullah'a dönmüş dönüyor Bulut gökyüzünde hora tepiyor Yeryüzü ufukta göğü öpüyor Baykuşlar bayramı arşta yapıyor Gönüller bulutta sinmiş dönüyor Yıldız yeryüzünün fener lambası Hilal gönlün anlam veren imlası Gülün yaprağında yağmur damlası Erimiş, nefsini yenmiş dönüyor Gönlünü sevgiyle, aşk ile donat İnat eden şu ham kafaya inat Yerdeki gökteki bütün kainat Onun aşkı ile yanmış dönüyor |
Dua...Dua...
Hakk'ın düşmanına hiç taviz vermez Duruşuna asalet ver Yarabbi! Merhametsiz gönül cennete girmez Hazinenden merhamet ver Yarabbi! Türküyü uzaktan dinleyenlere Dilimden konuşup anlayanlara Esaret altında inleyenlere Türkeli’ne hürriyet ver Yarabbi! Fırsat ver zalimden hesap sormayı ''Müntakim'' adına layık olmayı Bahşet cümlesine namaz kılmayı Yurdumuza selamet ver Yarabbi! Doğrult onu, şüphe kalmasın özde Ham kalmasın pişir, Hak diyen közde Haramlar çok malda, yalan çok sözde Mazlumlara afiyet ver Yarabbi! Düzene tufan ver, koyma taş üste Yaş dökeriz gözümüzden, yaş üste Senden gelen cümle bela baş üste İster isen eziyet ver Yarabbi! Kaleli; ah eder hep için için Sabreyle zulm olsun, yanmasın için İlimde, teknikte yükselmek için Türlü türlü meziyet ver Yarabbi |
Durgun Akmak
Bazen dertli gezer bazen ağlarım Sevdiğimden ayrı kaldım neylerim Bazı durgun akar bazen çağlarım Sevdam için çalar çalar söylerim Aç koydular yiğit delikanlımı Ben ararım yüzde çifte benlimi Cennet yurdum için yanan gönlümü Alçak bilmem yükseklerde eylerim Vatana millete can verenleri Genç yaşında toprağa girenleri Kürşad Alparslan Alperenleri İsterim ben nerde benim beylerim |
Duy Beni.!
Yolun ortasında bırakıp beni Kalanlara isyan ettim duy beni. Kürkçü dükkanıdır deyip encami Salanlara isyan ettim duy beni. Çileyi, cefayı sayarsan mubah Sevilende, sen de, seven de günah? Gam yükü sırtımda dağ gibi eyvah Alanlara isyan ettim duy beni. Desteksiz, hayasız yalanlar ile Yaraladı gizli plânlar ile Arzı endam eden falanlar ile Plânlara isyan ettim duy beni. Densiz aramızda gerili perde Günlerim, aylarım, yıllarım nerde Haktan uzak olan her türlü ferde Yılanlara isyan ettim duy beni. Didik didik oldu ocağım yerim Bağlandı kollarım, çiğnendi serim Ne derse desinler, vallahi derim Falanlara isyan ettim duy beni. Diyeceğim çokça idi, bitmedi Anlatmaya bilgim, dilim yetmedi Yaptığımız hiç bir hesap tutmadı Yalanlara isyan ettim duy beni. |
Duyarsızlık
Olmuşuz vurdum duymaz Kuşlar düşer duymayız Köyün var köye uymaz Yaşlar düşer duymayız Tahrifat köşe köşe Sevdam var sığmaz düşe Yıldızdan yıldız başa Taşlar düşer duymayız Dileklerim yüceye Meydan kaldı cüceye Yarı çıplak geceye Düşler düşer duymayız Mülküm hayal ardında Yok mu dedik sordun da Bu erenler yurdunda Başlar düşer duymayız |
Duyulmayan Feryat...
Göklere yekseldi feryadım kat kat Duyanların yüreğini dağladı Öpmeye kalktığım el idi fakat Tuttu benim kollarım bağladı Sevdim vatanımı, bugün dardayım Suçum kimse bilmez, zindanlardayım Arayanım da yok, yok oldu adım Anam geldi garip garip ağladı Tıkıldık zindana, boş geçti yıllar Ne garip, kargalar kartal kovalar Allah var be zalim, yıkılmaz dağlar Eteğinde coşkun sular çağladı Sönmedi bu ocak, tütecek elbet Biraz sabır lazım, biraz da gayret Esirgeme, Rabb’im bize yardım et Çatlak bekçi bir düzendir sağladı Namusunu yiyen kadın piyasa Bu mudur töre be, bu mudur yasa? Bekçi makamında kurarsa masa Kaleli’nin elbet yok olur adı |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:48 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.