![]() |
Karacaoğlan
KARACAOĞLAN
Büyük bir halk şairi olan Karacaoğlan'ın hayatı üzerine yapılan araştırmalarda kesin bir bilgi yoktur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda ve şiirlerinde yapılan incelemelerden onun 1606 da doğmuş 1670 yılında ölmüş olduğu tahmin edilmektedir. Her nekadar doğduğu yer bilinmiyorsa da öldüğü ve mezarının bulunduğu yer bellidir. Kendisinin Güney Anadolu'da yaşayan Türkmen aşiretinden olduğu daha doğrusu İçel'li olduğu muhakkaktır. Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla kendisi pek çok yer gezmiş, aşkı ve tabiat sevgisini yaşadığı hayatı, çağının konuşma dili ile öz türkçe olarak işlemiş ve anlatmış bir halk şairidir. Bugün kesin olarak bilinen bir şey varsa o da mezarının İçel'in Mut İlçesi'ne bağlı Karacaoğlan Köyü'ndeki Karacaoğlan tepesinde Karacakız tepesi ile karşı karşıya olduğudur. Mezar 1997 yılında anıt mezar haline getirilerek Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından ziyarete açılmıştır. Karacaoğlan aynı zamanda tarihte heykeli dikilen, bilinen ilk ozandır. İçel'in Mut İlçesine Heykeltraş Prof.Hüseyin Gezer tarafından yapılan heykeli 8 Haziran 1973 günü dikilmiştir.Yörede onun şiirlerinden pek çoğu halk arasında söylenir bazıları türküleştirilmiştir. Çeşitli kaynaklara göre Kozana bağlı Feke İlçesi'nin "Gökçe" köyünde, "Mamalı" da, "Binbuğa"da, "Erzurum"da "Zobular"da, "Gökçeli"de, "Varsak da, hatta "Belgrad"da doğduğu öne sürülmüştür. Fakat, kanımızca en sağlam ve eski kaynak, Akşehirli Ahmet Hamdi Efendi'nin hatıra defteri olup, inandırıcı delillere dayanmaktadır. Hamdi Efendi, Varsak köyünde 1876 da hatıra defterine şu satırları kaydetmiştir: "Malum ola ki Karacaoğlan Varsak karyesinde dünyaya gelüp babası Türkmen aşiretinden Kara İlyas, fakir-el hal olmağla sayd-ü şikarla taayyuş eder olup 1013 (M .1604) tarihinde Kozan dere-beylerinden Hüsa m Beyin sayıl namıyle tut-kap asker devşirdiği hengamda İlyas dahi tutulup götürülerek orada gaip olduğu için lakapları Sayıloğlu kaldığı ve el- yevm karyei mezbur hanedanı Sayılzade Mehmet Efendi'den anlaşılmıştır. Karacaoğlan'ın ismi Hasan olup öksüz büyümüş. Vechen karayağız ve fakir çocuğu olduğu için buna Karacaoğlan denülüp böylece anıldığı. Karacaoğlan delikanlı iken munis ve zeyrekliği hasebiyle ol vaktin karye ağalarından serdengeçti Osman Ağa Karaca Oğlan'ı evlatlık şekliyle diğer fakir bir aile kızıyle teehhül ettirmiş ise de kız hor ve çirkin olduğundan Kara caoğlan babası gibi Sayıl askerliğine tutulacağını anlayup yirmi dört yaşında Varsak'tan firar-la mekanın gaip ederek, encam Maraş'ta Zülgaroğlu (Zülkadir olacak) Hüsam Bey' in himayesinde altı sene teehhül ümidiyle kalıp, teehhül ümidi münkesir olunca ora-dan müfarekatla yine geşt-i diyara başlayıp on dokuz sene sonra vatanına gelmişse de fazla barınamayıp elli beş yaşında Tarsus tarikıyla tekrar geşt-i diyara der-ban oldu-ğu (1)", kayıtlıdır. Han Mahmut adli halk hikayesinde ve diğer bazı anlatımlarda Karacaoğlan'ın Tarsus'ta Karaca Kız adındaki bir yörük beyi'nin kızına aşık olduğu, vermedikleri için kızın, arkasından da Karacaoğlan'ın Kırklar mağarasına, bazı kaynaklara göre de Eshab-ı Kehf Mağarasına çekilerek orada öldüğü rivayet olunur. İshak Refet Işıtman ise, 1933 yılında yayınladığı Karacaoğlan adlı eserinin 33. sayfasında "Şairin menkıbeleri arasında Karaca Kız adlı birisini sevdiği söylenir ve ölünceye kadar bu sevginin devam ettiği, fakat birbirlerine kavuşamadıkları, en sonunda Karacaoğlan'ın bir tepeye, Karaca Kız'ın da onun karşısındaki bir tepeye gömüldükleri anlatılır. Bu tepeler Çukurovada imiş", demektedir. Bizim görüşümüze göre buradaki Çukurova'dan Çukur Köyü'nün anlaşılması gerekir. Zira Çukur köyü (şimdi Karacaoğlan) Karaca Kız ve Karacaoğlan Tepeleri'nin düzlüğündedir. Fuat Köprülü'nün araştırma yaptığı dönemlerdeki ulaşım imkanları dikkate alınırsa, Mut İlçesi dahi belli çevre dışında bilinmezken Çukur köyünün bir araştırmacı için bilinmesi elbette mümkün değildir. Esasen şimdiki Çukur (Karacaoğlan) köyü 1286 yıllarında Sarıkavak beylerinden Hacı Kadir ağa zamanında eski yerinden nakledilmiştir. Karacaoğlan tepesinin birkaç kilometre kuzey batısına düşen eski Çukur içme ve kullanma sularını sarnıçlardan sağlayan bir kıraç yayladır. Sarıkavak beylerinin yaylası olan bu köyün 8 kilometre kadar doğuya nakledilmesinin bir de hikâyesi vardır. Rivayete göre köyün çobanı, sürünün içinden bir tekenin sık sık ayrılarak sakalı ıslanmış şekilde geriye döndüğünü görür ve merakla takip eder. Görür ki şimdiki köyün hemen yakınında bir kaynak vardır ve teke tesadüfen bulduğu bu kaynaktan iç güdüsüyle şaşırmadan gidip, suyunu içtikten sonra dönmektedir o Bundan sonra sadece yazları oturulan eski Çukur su kaynağına yakın yerde yeniden iskân sahası haline getirilir. Köy devamlılık kazandıktan sonra halk Karacaoğlan mezarını adeta ziyaretgâh haline getirmiş, ona evliyalık izafe etmiş, tepenin adına zamanla Erenler Tepesi de denmeye başlanmıştır. |
AĞACIN EYİSİ ÖZÜNDEN OLUR
Ağacın eyisi özünden olur Yiğidin eyisi sözünden olur İl için ağlayan gözünden olur Ağlama hey gözü yaşın sevdiğim Yavrı keklik gibi kaynar eğlenir Mis kokulu yağlar ile yağlanır Sabah akşam türlü yazma bağlanır Eğip geçer yeşil başın sevdiğim Karacaoğlan der ki hoşça salınsın Dursun yol üstünde bacı alınsın Çözüver düğmeni göğsün görünsün Nokta nokta benli döşün sevdiğim |
AĞLAMA SEVDİĞİM GÜL DEDİ BANA
Seherden uğradım dostun köyüne Hoş geldin sevdiğim in dedi bana Tomurcuk memesin verdi ağzıma Yorgunsun sevdiğim em dedi bana Benim yârim gelişinden bellidir Ak elleri deste deste güllüdür İbrişim kuşaklı ince bellidir İnce bellerimi sar dedi bana Benim yârim bana yalan söylemez Söylerse de gıybetimi eylemez El yanında ikrarını söylemez Elleri uyut da gel dedi bana Mestine de deli gönül mestine Aşık olan gül gönderir dostuna Telli mahramasın attı üstüme Terlisin sevdiğim sil dedi bana Karac'oglan sırrın kime danışır Siyah zülfü mah yüzüne kıvrışır Ayrılanlar elbet bir gün kavuşur Ağlama sevdiğim gül dedi bana |
AĞLAYI AĞLAYI DÜŞTÜM YOLLARA
Ağlayı ağlayı düştüm yollara Karışayım bozbulanık sellere Adı sanı bilinmedik illere Gitmeyince gönül yardan ayrılmaz Ahım kaldı şu gelinin ahdinde Deremedim güllerini vaktinde Karanlık gecede kolum altında Yatmayınca gönül yardan ayrılmaz Gözüm kaldı şu kaplanın postunda Azrail de can almanın kastında Döne döne teneşirin üstünde Yunmayınca gönül yardan ayrılmaz Hadini de Karac'oğlan hadini Aramazlar gurbet ile gideni Ak göğsün üstünde çakır dikeni Bitmeyince gönül yardan ayrılmaz |
AKÇA KIZLAR GÖÇ EYLEDİ YURDUNDAN
Akça kızlar göç eyledi yurdundan Koç yiğitler deli oldu derdinden Gün öğle sonu da belin ardından Saydım altı güzel indi pınara Üçü uzun boylu, kaşların süzer Üçü orta boylu, zülfünü dizer Sanki akça ceylan bir çölde gezer Sarı kınalı keklik indi pınara El atıp dericek Hatce' nin gülü Can için sarıcak Ayşe' nin beli İkisi hampalı biri döndeli Eminem çok içti kandı pınara Karac'oğlan bunu böyle söyledi İndi aşkın deryasını boyladı Kızlar gitti diye pınar ağladı Acıştım yüreğim yandı pınara |
ALA GÖZLERİNE KURBAN OLDUĞUM
Ala gözlerine kurban olduğum Say edip aleme bildirme beni Açıp ak gerdanı durma karşımda Ecelimden evvel öldürme beni Dilber at kolların dola boynuma Ölüm endişesi gelmez aynıma Bir gece misafir eyle koynuna Sabah oldu deyu kaldırma beni Karac(a) oglan tutma beni el gibi Akıttım gözümden yaşı sel gibi Bahçende açılan gonca gül gibi Dizip al yanağa soldurma beni |
ALA GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER
Ala gözlerini sevdiğim dilber Sana bir tenhada sözüm var benim Kumaş yüküm dost köyüne çezildi Bİr zülfü siyaha nazım var benim Ak ellere al kınalar yakınır Ala göze siyah sürme çekinir Dostu olan dost yoluna bakınır Dosta giden yolda izim var benim Yiğit olan gizli sırrı bildirmez Güzel olan gül benzini soldurmaz Her olur olmaza meyil aldırmaz Bir şahan avlar da bazım var benim Karac'oglan derki konanlar göçmez Bu ayrılık bizlen arasın açmaz Bir kötü gönlüm var güzelden geçmez Ne güzele doymaz gözüm var benim |
ALA GÖZLÜ BENLİ DİLBER
Ala gözlü benli dilber Koma beni el yerine Altın kemerin olayım Dola beni bel yerine Hicine gönlüm hicine Yiğide ölüm geçine As beni zülfün ucuna Sallanayım tel yerine Gel kız karşımda dursana Şu benim halim sorsana Zülfünden bir tel versene Koklayayım gül yerine Karac(a) oglan der nolayim Kolun boynuma dolayım Nazlı yar kölen olayım Kabul eyle kul yerine |
ALA GÖZLÜ NAZLI DİLBER
Ala gözlü nazlı dilber Halimden haberin var mı Seni eller alıyorlar Zulmünden haberin var mı Güzeller yola düzüldü Aşkının bağrı ezildi Yürü kemerin çözüldü Belinden haberin var mı Atlılar yurdu aşıyor Badeler doldu taşıyor Yavru, turuncun düşüyor Koynundan haberin var mı Karac(a) oglan budur halim Neylemeli dünya malın Binboğa'dir benim ilim İlimden haberin var mı |
ALA GÖZLÜM, BEN BU İLDEN GİDERSEM
Ala gözlüm, ben bu ilden gidersem, Zülfü perişanım kal, melil melil. Kerem et, aklından çıkarma beni; Ağla göz yaşın sil, melil melil. Yeğin ey sevdiğim, sen seni düzet; Karayı bağla da, beyazı çöz, at; Doldur ver badeyi, bir daha uzat; Ayrılık şerbetin ver, melil melil. Elvan çiçeklerden sokma başına, Kudret kalemini çekme kaşına, Beni unutursan doyma yaşına, Gez benim aşkımla yar, melil melil. Karac`oğlan der ki: Ölüp ölünçe, Ben de güzel sevdim kendi halımça; Varıp gurbet ile vasıl olunça, Dostlardan haberim al, melil melil. |
ALTIN KAFES İDİ BENİM DURAĞIM
Altın kafes idi benim durağım Dost elinden yaralandı yüreğim Evvel yakın idim şimdi ırağım Felek beni nazlı yârdan ayırdı Dostumun yaylası çayır çimendi Şu şirin dillerden ikrarın verdi Yeminler eder de ayrılmam derdi Felek beni nazlı yârdan ayırdı Kumaş olam arşın arşın yırtılam Köle olam çarşılarda satılam Vadem yetmedi ki ölem kurtulam Felek beni nazlı yârdan ayırdı Der Karacaoğlan yanam alışam Akam gidem şu sulara karışam Yol başına gelmiş varam danışam Felek beni nazlı yârdan ayırdı |
ARZULARIM KALDI
Arzularım kaldı bir Arap atta Koyma kadir Mevla'm gamda firkatta Düğünde bayramda ağır ziynette Anar m'ola emmi dayı il bizi Getir oğlan ben geyeyim postumu Kimse bilmez garazımı kastımı Gurbet ilde koydum geldim dostumu Geri dönsem kınar m'ola il bizi Dost elinden içtim içtim mat oldum Kahpe felek güldü ben de şad oldum Emmiden dayıdan dosttan yad oldum Ne zaman uzağa attı yol bizi Karacaoğlan dermanım var demim var Yar yitirdim düşüncem var gamım var Yedi derya içinde bir gemim var Atar m'ola bir kenara sel bizi |
AŞAM DEDİM KARLI DAĞIN BAŞINDAN
Aşam dedim, karlı dağlar başından Yüce dağlar koç yiğide dag m'olur Ağrır bedenim, sızlar yaralarım Bu yarayı ceken yigit sag m'olur Sıra sıra dikemedim sö'ğü'dü' Ben başıma veremedim ögüdü Elleri göğsünde görün yigidi Yigit mağrur gezmek ile bey m'olur Öğüt versen, bana ögüt kar etmez O yarin hayali karşımdan gitmez Kementle bağlasam, kolun bağ tutmaz Yarin zulufunden özge bag m'olur Karac'oglan der ki, fani dünyadan Korkmaz mısın haram ile zinadan Ayırır seni anan babandan Gurbet ile düşen yigit sag m'olur |
BANA KARA DİYEN DİLBER
Bana 'kara' diyen dilber Gözlerin kara değil mi Yüzünü sevdiren gelin Kaşların kara değil mi Boyun uzun belin ince Yanakların olmuş konca Salıverirsin kolunca Beliğin ince değil mi Utanırım akar terim Güzellikte yok benzerin En sevgili makbul yerin Saçların kara değil mi Beni 'kara' diye yerme Mevlam yaratmış hor görme Ala göze siyah sürme Çekilir kara değil mi Hind'den Yemen'den çekilir Gelir Bağdad'a dökülür Türlü taama ekilir Biber de kara değil mi Göllere konan kuğunun Kanadı beyaz çoğunun Çöldeki Arap beyinin Çadırı kara değil mi İller de konup göçerler Lale sümbül biçerler Ağalar beyler içerler Kahve de kara değil mi Evlerinde sular akar Güzelleri göze bakar Hublar yanağına sokar Sümbül de kara değil mi Karac'oğlan der maşallah Bir gün görürüm inşallah Kara donludur Beytullah Örtüsü kara değil mi |
BEHEY ALA GÖZLÜ DİLBER
Behey ala gözlü dilber Vaktin geçer demedim mi Gözlerin olmus harami Beller keser demedim mi Bak su kaşa, bak şu göze Ciğer kebab oldu öze Yakasız gömlekler bize Felek biçer demedim mi Yüzün bedir kaşın kalem Nasib olup bir dem görem Kime razılıktır bu alem Konan göçer demedim mi Deryalarda gezer gemi Sukkedir tutinin yemi Sürelim devrani demi Devran geçer demedim mi Karac'oglan, cömertle Benim işim yok na-mertle Kahbe felek bin fendile Gönlüm alır demedim mi |
BENDEN SELAM EYLEN
Benden selâm eylen şol nazlı yara Her beni gördükçe gülüp durmasın Aldırdım aklımı oldum divâne Aklımı başımdan alıp durmasın Kız seninle böyle miydi pazarım Kara kaşlarında kaldı nazarım Yol üstünde kazmasınlar mezarım Yar gelip geçtikçe yanıp durmasın Kız seninle bir bahçecik dikelim Ayvasından turuncundan satalım Gel sarılıp bir gececik yatalım Ahu zarım sende kalıp durmasın Karacaoğlan der ki Hakk'a bakadur Yollar çamur belki çöker bükedur Çekemem kahrını bağrım yufkadur Arada haberin gelip durmasın |
BİR ADAM HASMINI UTANDIRAMAZ
Bir adam hasmını utandıramaz Elde külliyetli var olmayinca Pervane sem'ini uyandıramaz Başta sevda, kalpte nar olmayinca Nice mertler durur, mert ülkesinde Adam heveslenir eğlenmesinde Diyar-ı gurbetin car kösesinde Eğleşilmez kisb u kar olmayınca Karac'oglan der ki, sözün bilmişi Tedbirle görülür dünyanin isi Ne etsin, neylesin alemde kişi Felek Mustafa'ya yar olmadıkca |
BİR AYRILIK BİR YOKSULLUK
Vara vara vardım ol kara taşa Hasret ettin beni kavim kardaşa Sebep ne gözden akan kanlı yaşa Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm Nice sultanları tahttan indirdi Nicesinin gül benzini soldurdu Nicelerin gelmez yola gönderdi Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm Karacoğlan der ki kondum göçülmez Acıdır ecel şerbeti içilmez Üç derdim var birbirinden seçilmez Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm |
BİR KIZ BANA EMMİ DEDİ
Değirmenden gelirim beygirim yüklü Şu kızı görenin del olur aklı On beş yaşında kırk beş belikli Bir kız bana emmi dedi neyleyim Bizim ilde üzüm olur alc olur Sızılaşır bozkurtları aç olur Bir yiğide emmi demek güç olur Bir kız bana emmi dedi neyleyim Birem birem toplayayım odunu Bilem dedim bilemedim adını Elbistan yanaklı Kürdler kadını Bir kız bana emmi dedi neyleyim Karacoğlan der ki noldum nolayım Akar sularınan bende geleyim Sakal seni makkabınan yolayım Bir kız bana emmi dedi neyleyim |
BİR SOFRA İSTERİM
Bir sofra isterim kimse sermedik Bir yayla isterim kimse konmadık Bir güzel isterim yad el değmedik Ellenmiş de bellenmişi n'ideyim Severim güzeli nice olursa Boyu uzun, beli ince olursa Severim atımı dinçce olursa Kovulmuşu yorulmuşu n'ideyim Karacaoğlan der ki kolu kırarım Nedir yüce dağlar size zararım Ararsam pınarın gözün ararım Bulanmış da durulmuşu n'ideyim |
BİR YİĞİT DE BİR GÜZELİ SEVERSE
Bir yiğit de bir güzeli severse Emrettiği yere hemen gitmeli Ardına düşmeyle güzel sevilmez Güzelleri koşup koşup bulmalı Zehirdir kötünün ekmeği yenmez Merd olanın ışığı sönmez Bir güzel seversen sözünden dönmez Sevdiğinin halından da bilmeli Dolandım dağları borlara düştüm Kız senin derdinden odlara düştüm Çaresi bulunmaz dertlere düştüm Dostunun derdine ortak olmalı Karac'oğlan der ki n'olup n'olmadan Dost ağlayıp düşman bize gülmeden Biri ölüp biri ile kalmadan Ölecekse ikisi de ölmeli |
BOYNU YEŞİL GÖVEL ÖRDEK
Boynu yeşil gövel ördek Sana bir göl gerek idi Kanadının biri yeşil Biri de al gerek idi Bir göl gerekti yüzmeğe Yüzüp eğrice gezmeğe Aşıkın bağrını ezmeğe Sana bir dil gerek idi Bulunmaz aşkın ilacı Sevip ayrılması acı Yüzdüğün gölün sıyacı Karanfil gül gerek idi Karac'oğlan fikrinde Daim Hakk'ın zikrinde Ak göğsünün çukurunda Sana bir ben gerek idi |
BÜLBÜL, HAVALANMIŞ YÜKSEKTEN UÇAR
Bülbül havalanmış yüksekten uçar; Has bahça içinde gülüm var, deyi. Seni seven yiğit serinden geçer, Güzeller içinde yarim var, deyi. Ben seni severim, sen de sev beni. Mevla`m bir karada koymaz insanı. Elbet, bir gün olur, ararsın beni; Şurda bir divane yarim var, deyi. Ben, seni severim can ile candan; Mevlam ayırmasın sevdiğim benden, Canım esirgemem vallahi senden, Götür sat pazara, kölem var, deyi. Karac`oğlan söyler: kaşı karadan, Hiçab perdesini kaldır aradan, Seni, beni bir Mevla`dır yaradan, Büyüklenme, hey kız, güzelim deyi. |
BÜLBÜL NE YATARSIN BAHAR ERİŞTİ
Bülbül ne yatarsın bahar erişti Ulu sular göl olduğu zamandır Kat kat oldu gül yaprağa karıştı Gene bülbül kul olduğu zamandır Gene bahar oldu açıldı güller Figana başladı gene bülbüller Başka bir hal olup açtı sümbüller Aşıkların del'olduğu zamandır Gene bülbül bilir gülün halinden Yeter deli oldum yarin elinden Aşık aşıp gelir yaya belinden Yardan bize gel olduğu zamandır Gene geldi türlü baharlar bağlar Bülbül figan edip kamuyu dağlar Türlü çiçeklerle bezenmiş dağlar Ulu dağlar yol olduğu zamandır Karac'oğlan der ki geçti çağlarım Meyve vermez oldu gönül bağlarım Aklıma geldikçe durmaz ağlarım Gözüm yaşı sel olduğu zamandır |
BULGAR/BOLKAR DAĞI
Yörü, behey Bulgar Dağı! Senden yüce dağ olma mı? Sende yaylayan güzelin, Yanakları ağ olma mı? Bulgar Dağı iki çatal. Arasında güller biter. Bir yiğide bir yar yeter, İki seven del'olma mı? Bulgar Dağı pare pare. Kim'al giyer, kimi kare, Selam eylen nazlı yare, Ayrılanlar bir olma mı? Yol üstünde iki hanlar, Hani sana konan canlar? Sevip sevip ayrılanlar, Yanıp yanıp kül olma mı? Karac'oğlan, seni gördüm; Düşümü hayıra yordum. Bugün güzellere sordum, Bencileyin kul olma mı. Eteğinde kervan işler, Yükseğinde döner kuşlar. Kürk geydirir, at bağışlar Hemen beğler sende m'olur? Yaylası ufak tepeler! Yağar yağmur, kar sepeler. Kulakta altın küpeler, Hemen güzel sende m'olur? Karac'oğlan, düz ovalar. Şahanın keklik kovalar. İnil inil taş yuvarlar, Koca seller sende m'olur? |
CENNET CEHENNEM YOKTUR DİYENLER
Cennet cehennem yoktur diyenler İl hakkını alıp haksız yiyenler Al yeşil konaktan hükm'eyleyenler Dur bakalım canım beyler kalır mı Karac'oglan her cefayı biliyor Sualciler yedi yerde soruyor Yetmiş iki millet ar'ya giriyor Dur bakalım canım dağlar kalır mı |
ÇIKIP YÜCESİNE SEYRAN EYLEDİM
Çıkıp yücesine seyran eyledim Gördüm ak kuğulu göller perişan Bir firkat geldi de durdum ağladım Öpüp kokladığım güller perişan Hayal hayal oldu karşımda dağlar Eşinden ayrılan ah çeker ağlar Dökülmüş yapraklar bozulmuş bağlar Bülbülün konduğu dallar perişan Yıkılmış dilberin mamur illeri Susmuş bülbüllerin her dem dilleri Dağılmış sümbülü solmuş gülleri Yüzüne dökülmüş teller perişan Karac'oğlan der ki top avlamadım Arap ata binip boyalatamadım Küstürdüm dilberi hoylatamadım Dilberi küstüren diller perişan |
ÇIKTIM SEYREYLEDİM NİĞDE'Yİ BOR'U
Çıktım seyreyledim Niğde'yi Bor'u Acep gezsem mavi donlum var m'ola Güzeller durağı Tokat, Engürü Acep gezsem mavi donlum var m'ola Hey geri de deli gönül hey geri Adana, İlbeyli, Göksun, Tekir'i Otuz iki sancak, Diyarbekir'i Acep gezsem mavi donlum var m'ola Heşiri de deli gönül heşiri Deryada dönüyor kıral yesiri Halep, Trablus, koca Mısır'ı Acep gezsem mavi donlum var m'ola Yeşil ördek yayılıyor çimende Mehdi günü doğar ahir zamanda Kürt'te, Hindistan'da, Çin'de, Yemen'de Acep gezsem mavi donlum var m'ola Yeşil ördek sulanıyor gölekte Altın küpe şavk veriyor kulakta Cennet-i alada, huri, melekte Acep gezsem mavi donlum var m'ola Mecliste içerler demi kanyadan Guzel seven murad alır dünyadan Kayseri'den, Karaman'dan, Konya'dan Acep gezsem mavi donlum var m'ola Hacı Bektaş Veli şeyhlerin piri Konya'da yoklayın Molla Hünkar'ı İçel'den, Antep'den, Gürün'den beri Acep gezsem mavi donlum var m'ola Mardin'den de Karac'oğlan Mardin'den Çeken bilir ayrılığın derdinden Koçhisar'dan, Hasan Dağın ardından Acep gezsem mavi donlum var m'ola |
ÇUKUROVA
Çukurova bayramlığın giyerken, Çıplaklığın üzerinden soyarken, Şubat ayı kış yelini kovarken, Cennet dense sana yakışır dağlar. Ağacımız yapraklarla donanır, Taşlarımız bir birliğe inanır, Hep çiçekler bağrınızda gönenir, Pınarınız çağlar, akışır dağlar. Rüzgar eser, dallarınız atışır. Kuşlarınız birbiriyle ötüşür, Ören yerler bu bayramdan pek üşür, Sünbül niçin yaslı bakışır dağlar. Karac'oğlan, size bakar sevinir; Sevinirken kalbi yanar, köyünür; Kımıldanır hep derdlerim, devinir; Yas ile sevincim yıkışır dağlar. |
DAĞLAR - 1
Yücesinde namlı namlı karın var, Seni yaylayacak zamanım dağlar! Başından aşmağa yoktur takatim, Kalmadı dizimde dermanım dağlar! Yağmur yağar, mor sümbüller bitirir; Yel estikçe kokuların getirir. Sarı çiçek sarvan kurmuş oturur; Karışmış güller çimenin dağlar! Sarı çiçek sallanıyor naz ile, Dem sürerdim on beşinde kız ile, Şimdi öksüz kaldım kırık saz ile, Ah ettikçe tüter dumanım dağlar! Yaz gelir, illerin çözülür, konar. Güzeller suyundan içip de kanar. Küpeler kulakta mum gibi yanar; Gördükçe, artıyor imanım dağlar! Karac'oğlan der ki: Çöktüm, oturdum; Bağ bahçe diktim de meyva yetirdim. Alnı top perçemli yavrı yitirdim, Bir köşende kaldı gümanım dağlar! |
DAĞLAR-2
Dinleyin ağalar, size söyleyim; Arş u Kürsü gider yolun var dağlar. Kar-ardıçlı, kamalaklı yüceler. Selvili, söğütlü yerin var, dağlar. Ahır Dağı'ndan gör Maraş bağını, Engirek'te derler ilin çoğunu. Bayra'dan. Bertiz'den Konur Dağı'nı; Göksun güzel derler, ilin var, dağlar. Gün doğanda Gündüzlü'nün başına. Ak Dağ derler duman çöker başına, Göğdeli'de sümbüllünün peşine Kabak tepe derler, şarın var dağlar. Karacaoğlan der de: Bitirdim çağı, O yüce Bin Boğa, Bolkar'ın dengi. Soğanlı yücesi koca Bey Dağı Erciyes ulumuz, pirin var dağlar. |
DELİ GÖNÜL
Deli gönül gezer gezer gelirsin Arı gibi her çicekten alırsın Nerde güzel görsen orda kalırsın Ben senin derdini çekemem gönül Santur mu istersin saz mı istersin Ördek mi istersin kaz mı istersin Tomurcuk memeli kız mı istersin Ben senin derdini çekemem gönül Çıkıp yücelere bakmak istersin Coşkun sular gibi akmak istersin Her güzelle yatıp kalkmak istersin Ben senin derdini çekemem gönül Karac'oğlan der ki okuyam yazam Keleş değilim ki kervanlar bozam Giyinem kuşanam bir hosça gezem Ben senin derdini çekemem gönül |
DİNLEYİN BİR GÜZEL MEDHEDEYİM
Dinleyin bir güzel medhedeyim Yiğide nispetle yürüyüşlünün Can feda ederim söyle sunaya Bin türlü naz ile salınışının Kadife şalvarli tül lü başlının Güvercin topuklu sarı mestlinin Elleri kınali kumru seslinin Zülüfü gerdana tarayışlının Entari giyinmis freng irengi Yanaklar kırmızı elmas irengi Saçlari topukla eyliyor çengi Bir ceren bakışlı on dört yaşlının Karac(a) oglan der ki güzelin huyu Hezeren çubuğ(u) na benziyor boyu Ab-i kevser gibi lebinin suyu Peynirdir dilleri inci dişlinin |
DÜN GECE DÜN GECE
Dün gece dün gece gördüm düşümde Göçün çekmiş gider ili Zeyneb'in İnci mercan gibi ufak dişinde Tatlı tatlı söyler dili Zeyneb'in Zeyneb pek küçüktür haldan bilmiyor Ün eyledim hiç yanıma gelmiyor Göz görüp de gönül karar kılmıyor Aştı üstümüzden yolu Zeyneb'in Yaz gelip de meyvaları yetmemiş Şeyda bülbül konup figan etmemiş Bahçasında mor menevşe bitmemiş Açılmış goncası gülü Zeyneb'in Sabah olur seher yeli estirir Siyah zülfü mah yüzünde gezdirir Zalım engel yari bize küstürür Dolansın boynuma kolu Zeyneb'in Bahar olup seher yeli esti mi Zeyneb bizim ile kadem bastı mı Acep bizden umudunu kesti mi Karacaoğlan olsun kulu Zeyneb'in |
ELA GÖZLÜ NAZLI DİLBER
Ela gözlü nazlı dilber Koma beni el yerine Altın kemerin olayım Dola beni bel yerine Hecine gönlüm hecine Yiğide ölüm gecine Al beni zülfün ucuna Sallanayım tel yerine Gel kız karşımda dursana Şu benim halim sorsana Zülfünden bir tel versene Koklıyayım gül yerine Karac'oğlan der n'olayım Kolun boynuma dolayım Nazlı yar kölen olayım Kabul eyle kul yerine |
ELİF
İncecikten bir kar yağar, Tozar Elif, Elif deyi... Deli gönül abdal olmuş, Gezer Elif, Elif deyi... Elif’in uğru nakışlı, Yavrı balaban bakışlı, Yayla çiçeği kokuşlu, Kokar Elif, Elif deyi... Elif kaşlarını çatar, Gamzesi sineme batar. Ak elleri kalem tutar, Yazar Elif, Elif deyi... Evlerinin önü çardak, Elif'in elinde bardak, Sanki yeşil başlı ördek Yüzer Elif, Elif deyi... Karac'oğlan eğmelerin, Gönül sevmez değmelerin, İliklemiş düğmelerin, Çözer Elif, Elif deyi... |
EVVEL ALLAH, AHİR ALLAH
Evvel Allah, ahir Allah Andan ulu gelmemiştir Hak Muhammed'den sevgili Hakk'ın kulu gelmemiştir Sah-ı merdan idi adı Cömert sofrasın kim kodu Ali'ye aslanım dedi Uyruk Ali gelmemiştir Pir olmayan aşka gelmez Koç olmayan kurban olmaz Ecel gelse derman olmaz Hakk'tan rıza gelmemiştir Od düştüğü yeri yakar Değme dalda gül mü biter Ko dört dilin, çok kuş öter Bülbül ünü gelmemiştir Karac'oglan Hakk'a yalvar Verdiğine günah ol dar Sol alemde eksiksiz yar Kimse bulup gelmemiştir |
EVVEL BAHAR YAZ AYLARIN
Evvel bahar yaz ayların çatıldı Paralandı bulut göğe atıldı Akan sular kar buz oldu tutuldu Dalgalanıp göller ağlamasın mı Yaz gelir de yazı yaban yurd olur Her yerde de bir alıcı kurd olur O yaşında kızlar gonca gül olur Vakit geçen güller ağlamasın mı Hey der Karacaoğlan bahar erişti Meyvasın dermeden gazelin düştü Yüklendi barhanam kervanım göçtü Tozu kalkan yollar ağlamasın mı |
EVVEL SEN DE YÜCELERDEN
Evvel sen de yücelerden uçardın Şimdi inginlere indin mi gönül Derya deniz dağ taş demez geçerdin Karadan menzilin aldın mı gönül Yiğitliğim elden gitti yel gibi Damağımda tadı kaldı bal gibi Hoyrat eli değmiş gonca gül gibi Bozulmuş başlara döndün mü gönül Hasta oldun yastığını istersin Kadir Mevlâ'm sağlığını göstersin Cennet-i âladan bir köşk dilersin Boynunun farzını kıldın mı gönül Karacaoğlan der ki söyle sözünü Hakk'a teslim eyle kendi özünü Nâs işine karalama yüzünü Yolun doğrusunu buldun mu gönül |
FELEK VERMEZSİN DENGİ DENGİNE
Felek vermezsin dengi dengine Yolum düşürdün yine ingine Kader getirdi Karaman iline Çimenler mahzun gülleri mahzun Aşıp dağları seyran eyledim Garip gönlümü hayran eyledim Doğdu gönlümden ben de söyledim Yaylalar mahzun yolları mahzun Oba yerleri yıkılmış viran Ceylanlar gitmiş dağılmış şahan Dedim feleğe işlerin yaman Konuştum nice dilleri mahzun Karacaoğlan konayım güllere Gidelim gönül uzak illere Selam söyleyin garip yollara Gördüm ovaları çölleri mahzun |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:47 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.