![]() |
Serdar Erdemir
Adı Yok Bu Şiirin
şiir han ...........şiirci yukarıda bahsi geçen, hiç bir şairi sevmedim! işgüzarlıktan değil, tek sevdiğim şair konuşma özürlüydü/ benim çok sesli şiirlerini okurdum/ gözlerinde... insanın içine; yüreğine bakıp,bakıp yazardı. gözyaşları mana taşırdı, tek özrü; okumak ve konuşmaktı... adını; kaç kez haykırmak istedim ulu orta! lâkin olmaz, dokunulmazlığı var. bu şiirin bu şairin adı yok bahsi çok... çünkü; deniz aşırı ülkelere bir tek o beyaz kâğıttan gemiler yapardı. mavi gözlerinin, sularına bırakırdı: ardından bakardı bakardı, bakardı, ağlardı. tutuşurdu gemiler, yüreği yanardı... adı yok bu şiirin, adı yok bu şairin lâkin bahsi çok .........bahsi çok mana çokça çok isim yokta yok -isimsiz bu şiir! Serdar Erdemir |
olan olmuş bir kere
dön desem de; dönemezsin geriye... zaten dönsen de; artık bulamazsın/ bulamazsın beni bende... yüreğim Eyyub gibi; meçhul adreste... ey şair yürekli sevgili, sevdiğim; mutluluğu bulduğunu düşündüğün/ kişiyle en güzel şiirini, vücuda getirmen/ dileğiyle... kızın olursa; adını Hasret oğlun olursa şayet; adımı isterim.! bir tek sen çağırmalısın yürekten/ Serdarım diyerek... ey şair yürekli sevgili, sevdiğim; korkun olmasın yaşadıklarımızdan yüreğini ferah tut... zurriyeti yoksun biriyim.! isteseydim de seni; asla kirletemezdim... çünkü ben seni; ateş böceklerinin geceyi sevdiği gibi; en temiz hislerimle sevdim/ bilesin... ömür boyu mutluluk dileklerimle, güle, güle git sevdiğim yolun, bahtın açık olsun... |
alıp da başını, gittin gideli
dinmez yüreğimde ki sevgi seli ılgıt,ılgıt eser, sevdanın yeli nefsime uzanır, kederli eli gittin, yalnız adın kalmış yadigâr üstüne titreyişim, ondandır yar lepiska saçlarında, deli rüzgâr... akıl mı kalıyor insan sevince; dudaklardan ab-ı aşk dökülünce ışıklar saçıyor, vuslat erince Mecnun gözlerimden yaşlar inince aşk büyüsüyle bak, virane bağlar şirk'e doğru uzanır, koca dağlar kırdan saçlarımda esince rüzgâr... |
Dün gece ürkek,
Çırılçıplak Koynumdayken bile Benden; Çok uzaklardaydın Günün ilk ışıklarına dek Şerefsiz bin bir isim, Sayıkladın... İçten içe ağladın, Yalvardın, Yalvardın, Yalvardın, Belli; boşunaydı Hep ağladın..! İyice sokuldun koynuma; Rüyalarından Kaçarcasına.! Ağladın, Ağladın, Burcu, burcu tüttün içimde Nafile; Ağladın,ağladın Ağlattın.! Gözyaşlarıyla uyandın... 11/06/04 Cuma |
senden sonra
seviştiğim tüm kadınlar; soğuk bana! seni ne kadar aldatsam da. içimde ki pişmanlık hep aldatır beni! kimin koynuna, sen diye girsem, kış ortasındaymışım gibi soğuk öldürür beni! ne mümkün; seninle yeniden sevişmek teninin sıcaklığıyla yoğrulmak nefesini içimde duymak, ne mümkün tatlı bir rüyaydı bitti, bitti artık bitti... ey ömrüm; anı hasretliği kokan kitabı kapa artık... |
yazık
sen beni tanıyamamışsın, sana olan hislerimi anlayamamışsın! karıştırdın galiba ben o değilim... dinim üstüne yemin ederim, ben seni, ben seni Allah'ına kadar sevdim... yalanım yok,yalanım yok kanım aksın ki yalanım yok ben seni, ben seni Allah'ına kadar sevdim... yazık sen beni tanıyamamışsın, sana olan hislerimi anlayamamışsın! tek gecelik sevgili değilim dört kitap üstüne; yemin ederim ben seni, ben seni günahına kadar sevdim... ben seni, canımdan öte sevdim... yalanım yok,yalanım yok canım çıksın ki yalanım yok ben seni, Allah'ına kadar sevdim... |
—Zeynel Çay'a-
ah be can gaydalı can arkadaşım nicedir kadehler sensizlik kokuyor nicedir aynı saz çalıyor aynı şarkı dudaklarımda her zamanki barda sana içiyorum sana an gibi aklımdasın.! kanıyor dudaklarım, kanıyorum susuzluk gibi ayrılığın bıraktım sensiz alışkanlıklarımı senli yaşıyorum, yaşlanıyorum nicedir aynı saz çalıyor aynı nağme var dudaklarımda her zamanki gibi hüzün hüzünlüyüm sana aldanıyorum sana an gibi aklımdasın.! dolup, dolup boşalıyor kadehler bitmiyor kederim, bitmiyor anla senin takıldığından takılıyorum bu ara alabildiğine Marmara yağmurda ıslanıyorum gocuğum senin eskin cigaram yarı esrar yarı nikotin sana tütüyorum sana an gibi aklımdasın.! tadı kaçtı buraların sen terk ettiğinden beri yağmuru yağmur değil, çayı çay eski bir falcı buldum ağzında şerha-şerha özgür mavi en fazla sana yakışırdı sende sözde değil; özdeydi hastalık gibi bulaşmış bana sana ölüyorum sana an gibi aklımdasın.! garezin neydi nasıl kıydın nasıl geçti o ip boynuna kendini ateşinden yaratan Simurg olmanı beklerken küllerin savruldu, tozdum gözlerimin içine doldun hiç hesapta yokken yağmurum oldun sana ıslatıyorum sana an gibi aklımdasın.! aşk gibi kanayıp duruyorsun iflah olmaz, bağrımda haram lokma gibi düğümlenir gırtlağıma o ip hatıran kaldı bana hani o boynuna kolye diye taktığın yakışmamıştı… belki yakışır bana sana adanıyorum sana buluşmamız çok yakın; an gibi aklımdasın.! |
alışmışım sana;
tütüne alıştığım gibi/ içmeden duramam. ben vurgunum sana; dava aşkım gibi/ hasretine dayanamam. sen benim 'Ana' sevgim asla paylaşamam... sen, sen gençlik yaşım ilk göz ağrımsın... tuhaftır unutamam sen alışkanlığım; sen paylaşılmazım ilk göz ağrımsın.. sen benim, sen benim anlatamadığımsın! 22.06.01 |
Gülüm sen boş yere yorma kendini
Sevmiyorsan anlatamam ben derdimi Bırak acılarımla baş başa beni Sevip de beni anladığın zaman gel Hazan esip gönül bahçendeki güller Boyunlarını büküp kuruduğunda Dertsiz başını gülüm sarınca dertler İmkânlar imkânsız olduğu zaman gel Gül aşkıyla şiirler okuyan bülbül Yalnızlıklar içinde kalıp susunca Benim gibi seveceğin biri çıkıp Aşkına karşılık bulamayınca gel Beklenmedik zamanlarda hep aklına Gelip de seni acılara boğunca Sevip fakat sevilmemenin acısı Yüreğinde yaralar açtığında gel Sen onu hatırlayıp ta kahrolunca Benliğini yitirip sessiz kalınca Gören sana deli damgası vurunca Ayrılık acısıyla yandığında gel Kararan dünyana ışık bulamadığında Aydınlığı dört gözle aradığında Sevgisizlikten başını vurunca taşlara Beni hatırlayıp pişman olunca gel Dertler otağında dermansız kalınca O'nun elinden isyankâr olduğunda Çare deyip ölümü göze aldığında Leyla gibi Mecnun'u anlayınca gel 29.Nisan 1998 |
anne;
henüz yaşı dolmamış taptaze, bir çocuk ölüyor içimde! boğazlıyorlar gibi; delicesine çırpınıyor, ona şimdi.. karanlık bir zindan gibidir; göğüs kafesim. dayanılır gibi değil; prangaya vurulmuş işkencede, bir can var içimde... yalvarıyorum anne; yardım ette kurtaralım, sana yemin ederim; masmavi gözleriyle, bir çocuk ölüyor içimde! al şu malta hançerini; çıkar, çıkar şunu içimden, acele et anne, yoksa can verecek kan kusuyor içime; huysuz bir ceylan gibi hoyratça koşuyor toynaklarının sesleri; içimi parçalıyor... yalvarırım anne; artık gücüm kalmadı. al şu malta hançerini; vur böğrüme, böğrüme ya içimdekini kurtar yada öldür de kurtar beni bu azaptan! anne dışarıdan habersiz; titrek yüreğiyle bir kuş ölüyor göğüs kafesimde; ben bana yanmam içimde ki canın anasına yanarım! sen de bir anasın hâlinden anlarsın o canın; evhama kapılma sakın Hz. İbrahim gibi; çal bıçağı boynuma son bulsun artık acılarım yoksa ben utancımdan ölüyorum! sana hiç yalan söyledim mi? Anne dört kitap üstüne yemin ederim. masmavi gözleriyle, bir kız çocuğu ölüyor içimde! çığlık, çığlığa.... yoksa anne; sesini duymuyor musun? nah işte tam şuramda.! ver elini; hissediyor musun? nasıl da çırpınıyor anne; şimdi inandın mı bana? sence anne; bu çocuk kimdir içimde? Allah aşkına; kim öldürüyor onu göğüs kafesimde? söylesene anne; yoksa; o da ben miyim? yani... bir ben mi var benden içerde... (Yürek Atışım) 08.01.03 |
Melekler indi yeryüzüne, doğduğun gün
Ellerinde tertemiz, mavi özgürlüğün Lüle, lüle saçlarına, takıp gittiler Eli yüreğinde annendi, ilk gördüğün Kalbine abanıp, doyasıya öptüğün... Çilek tadındaydı, teninin ter kokusu O derin gözlerinin çocukça buğusu Büyüyüp, alıp başını gitmendi ele; Annenin sana dair en büyük korkusu Nihayetinde büyüdün beklenen oldu Annen kadar seveceğin, bir kızın oldu.! 07 / Kasım / 2006 |
Nedir senin bu hâlin be arkadaş,
Sen böyle hepten değişemezsin. Hırçın hâlinden eser kalmamış, Simsiyah gür saçların ağarmış.. Hayretlere düşürdün beni arkadaş. Hayret,hayret,hayret be arkadaş, Yıllar sonra seni, bir köşede, Yıkılmış bir hâlde mi bulacaktım.! Yüreğinin silahları olan, ellerinde İçki şişelerini mi bulacaktım.. Hayret,hayret,hayret be arkadaş. Nerede o arkadaşım, nerede bu avare, O tanıdığım sen olamazsın. Gururlu dik başın eğilmiş, Kanlı gözlerine yaşlar birikmiş. Hayretlere düşürdün beni be arkadaş. 15 Ekim 1998 Perşembe |
uzun zamandır
susamışım aşka. sürgün yüreğim uzak diyarlara bel ki de aradığım sensin! uzat ıslak ellerini uzat sar boynuma. sımsıkı sarıl bana. yüzün kızardı ama neden, neden kendini yasaklıyorsun? yalnız değilsin biliyorum. her sabah çocuk sesiyle/ uyanıyorsun. kim bilir bel ki de evlisin sev beni diyiyorum yoksa Allah aşkına; çok şey mi istiyorum hakim sensin karar senin mühür elinde Süleyman sensin ya sevecek, ya sevmeyeceksin! |
aşk dedikleri;
bu olsa gerek gülüm içimde; bir kanser hücresi gibi/ büyüyorsun. ateşler içerisindeyim bedenim veryansın yüreğimi; asi bir ur gibi sarıyorsun. yaralı bir kuş gibi/ son çırpınışlar. ruhum işkencede duygularım âciz artık bünyem kaldırmıyor her geçen gün dayanılmaz acılarla geliyorsun niyetin ne Allah aşkına neyin intikamını alıyorsun? görmüyor musun gülüm çaresiz bir yara gibi/ kanıyorum. çabalarım yetersiz *******i yıldız kayar gibi/ ak saçlarım tel,tel dökülüyor. tek bir lokma; boğazımdan geçmiyor gün geçtikçe eriyorum. tanıyamıyorum kendimi suratımda rezilce lekeler dönüp bakmıyorsun.. söyle gülüm; yoksa utanıyor musun! 09.06.2005 |
senden;
eski kırılgan alışkanlıklarını, bir heykeltraş edasıyla yontarak depresyondan ve öfkeden uzak masmavi teniyle; bir aşk tanrıçası heykelini gönlüme sunmak istedim... sense; benden ipleri ellerinde bir kukla yontarak başladın işe sevi duygularımı kanatarak! ben seni; sense beni değiştiremedin! dağılmayı ve parçalanmayı kabullendikte... her ne hikmetse; değişmeye yanaşmadık ikimizde yeniden yaratılmak, yeni biçimler almak sinmedi içimize ben yalnızlık kuşandım her gece sense hüzne abandın delice artık iki yabancıydık; tanışmadan önceki hislerimizle iki eski âşık; biri yalnızlığa, diğeri aşka âşık! |
bir el silah sesi
yırtıp geçti geceyi. İstanbul da kız kulesi haber verdi faili meçhul cinayeti. vurulmuştu aşk meleği kanlar içinde düşmüştü. Marmara'nın bağrına avuçları kapalı, gözleri açıktı. İstanbul da kız kulesi haber verdi faili meçhul cinayeti. vurulmuştu aşk meleği geceden habersiz gömdüler; Marmara'nın maviliğine gözlerden uzak derinliklere... kendi cinayetinin esrarı vardı/ avuçlarında. açsalar ah.! bir açsalar gece bile ağlardı ardından.! 17.01.02 Cuma |
Aşkına tutsaklığım biter belki;
Şevk ile seversem, bende ki seni Kurbanım hâyra yor, kaderdi belki Oğlumuz yoksa, kızımız var işte, Lügate sığmaz, evlat deyip geçme Sen onda yaşarsın, beni düşünme Uzaktan bilinmez, bir diyar işte; Nur içinde yatsın, deyip geçersin.! |
hep sevişme sonraları;
beni gözlerinin ıssızlığında yabana terk ediyorsun... uzaklaşıyorsun benden, kendine ve bana yabancılaşıyorsun benden ötelere, karanlık bir boşluğa doğru kayıp yitiyorsun... yeni bir sevişme dürtüsü benliğini sarana dek, beni değil; bedenimi özlüyorsun... farkında olmadan; aşktan ve kendine olan saygından/ kopuyorsun... her zaman ki gibi; bitmiş bir sevişmenin ardında beni; gözlerinin ve yüreğinin karanlığına hapsediyorsun... ben sana mecbur, sen benden uzak ruhum ruhuna tutsak bedenim çırılçıplak adını sayıklıyorum, içim kan ağlayarak aşkına, sana ve bedenine saygı duyarak! |
derler ki;
bilinmeyen bir liman ülkesinde alev saçlı, yangın bakışlı denizkızları yaşar… bilinen o ki; bu denizkızları hâlâ her yağmur yağdığında yakamoz toplamaya çıkar av yasağı zamanı Poseidon’nun ıslak avuçlarında… Ocak 2007 |
Denizler kadar ıslak gözlerin/
yağmurlara gebesin. Ağlasan utancımdan erir giderim. Yıldızlar kadar çıplak bedenin/ günahlara gebesin. Soyunsan utancımdan ölür giderim. Ay’dan daha parlak cemalin/ kâbuslara gebesin. Bir gülsen maazallah durur yüreğim. Yasaklar kadar yasak mey hâlin/ kavgalara gebesin. Ses versen maazallah kurur yüreğim. 10.10.2001 Pazartesi |
gönül isterdi ki bir tanem
geride anılarla yaralı bir kalp ile cemaline hasret gözlerle sensizliğe mahkûm karanlıklar bırakıp ta gitmeyeyim. ama ne çare gönül kaderde bu Dünya dan, sessiz sedasız ayrılmak varmış arkada yüreği yaralı bir ana gözleri yaşlı dostlar ile hüsran dolu günler bırakmak varmış ben de isterdim elbet sevgiyle dolmuş bir yürek Aşkımızı tüm Dünyaya içten bir sesle haykırmak senli mutlu günlere; hasret kalarak gitmemek.. ama ne çare gönül kaderde bu Dünya dan sessiz sedasız ayrılmak varmış arkada yüreği yaralı bir ana gözleri yaşlı dostlar ile hüsran dolu günler bırakmak varmış ölmek de varmış be gülüm doymadan sevgiliye doymadan sevgiye ölmek de varmış be gülüm/ ölmek yapayalnız gömülmek.! 15.Mayıs1998 Cuma |
üzerimde;
baba emaneti çağla yeşili bir ceket ıpıslak... gök delinmiş gibi; bardaktan boşanırcasına masmavi bir yağmur/ yağıyor üstüme... soğuk,yorgunluk işlemiş bedenime. asi bir hayvan böğürüyor sanki içimde. midemde manasız uğultular; -emek,ekmek- insan seli arasına; gizlenmiş, kapkara gölgeler öbek,öbek... ecel gibi; yürüyor üstüme el,ayak titrek paydos saati her akşam/ yüreğim sırılsıklam... asi bir insan böğürüyor; san ki içimde. midemde manasız uğultular; -emek,ekmek- bu yoksulluk; ne gün bitecek.? bittiği gün; bel ki de İnsanlık ölecek...! 21/02/2006 |
gülüm sence;
insanlar konuşmadan da/ anlaşa bilir mi? sadece göz göze gelerek! söylenecek söz bulamazken, gözler bu kadar etkili; cümleler kurabilir mi? ah.! be gülüm; bir inanabilsem bir inanabilsem anlatacağım sadece; gözlerinin içine bakardım gözlerinin en karanlık yerine belki beni anlarsın diye... tedirginim; kördüğüm şimdi hislerim! korkuyorum; çünkü gözlerine gönlümün en mukaddes eserine baktıkça uzun,uzun kendimi kaybediyorum çocukça duygulara; gark oluyorum... huysuz bir ceylan yüreği/ taşıyorum sanki heyecandan; yerimde duramıyorum... gülüm sence; insanlar konuşmadan da, anlaşa bilir mi? sadece göz göze gelerek! yani demem o ki gülüm gözlerim; sana olan hislerime tercüman olabilir mi? yüreğimden geçen cümleleri kusursuz kurabilir mi? emin değilim be gülüm; gözlerin, hazır cevap oluşundan. hani; anlatacağını bilsem günlerce, aylarca, hatta yıllarca usanmadan, bakardım gözlerine gönlümün en mukaddes eserine! ama bakamam ki o cesareti bulamam ki kendimde. ruhum dayanamaz asilliğine erir tükenirim, tükenirim gizlice... gülüm; bir nebze de olsa anlatabildim mi? sana karşı hislerimi; yazdığım bu son Eylül kokan şiirde hani bak desem bak desem gözlerimin içine bakabilir misin? görebilir misin yüreğimi çırpındığı derinliklerde... anlayabilir misin, anlayabilir misin gülüm, gözlerinin içine bakınca; neler hissettiğimi... anlayabilir misin; kardelenin, gün yüzüne olan tutkusunu. kelebeklerin neden erken öldüğünü anlayabilir misin gülüm? anlayabilir misin... 04 05 05 |
Bakırköy’de karanlık bir oda,
El kol bağlı, ayaklar prangada. Gölgeler birbiriyle oynuyor Ölüler sanki bana gülüyor… Aylarca ışıksız kör odada Deli kanımın aktığı anda! Kararsız gençliğimi aldılar Usumu, benliğimi çaldılar! Gurular yuva yapar odama; Bakamam aynada ki adama. Akıldar bilip, akıl sattılar, Aç bi-ilaç yerde yatırdılar… Aylarca sırdaş oldu kahrıma; Bahçede oturan heykel amca. Onda yalnız, yalnızlık duygusu Bende ki uykusuzluk uykusu… Heykel amca da bunun farkında Duygusuzluk dolanır kanımda… O sol yanından yaralı, ben sağ O urbasız bir ölüydü, ben sağ! Her dem irin kanar duygularım Her gün lanetle anar, ağlarım… Bakırköy’de ışıksız kör oda Pranga vurulur tüm akıllara! Onlar gören kör, sezerim diye Güya şairim, çektim sineye… Gece içtiğim, nemli cigara Tanığımdır çeksinler hesaba. Bakırköy’de şimdi üç karışlık, Şiirleri gömdüğüm mezarlık! 10/03/06 |
—Aşk Ritüel’i-
tek gecelik aşk ritüel’inde esen ılık nefes gibi; tenime değdi... ince,uzun parmaklarıyla baygın kokulu kadın! soluk,soluğa kuş misali çırpınarak sıtmaya yenik düştü; sırılsıklam bedeniyle baygın kokulu kadın! değişirdi; dolunay *******inde günaha davetkâr bakışlarıyla baygın kokulu kadın! kapılırdı saçları; yağmur kokulu rüzgârlara bulutlanıp tükenirdi baygın nefesi içimde; dört nala koşan doru atın... tek gecelik aşk ritüel'inde usulca akıyor zaman üzüm karası dudaklarda buğu şarap gibi; tutunuyor damağıma tortusu genzimde; alev,alev büyüyor yangın adım,adım patlamaya doğru unutulmaz bir veda baş kaldırıyor damarlarımda... uyanıyor uykudan, baygın kokulu kadın! gözyaşları düşüyor, göğsünden kamelya kokulu avuçlarına... ay doğuyor gözlerinde bir dal sigara yetiyor unutmaya yalnızlığını. aşk ritüel'in den yorgun çıkıyor; uzanıyor boylu boyunca bakır renkli toprağın koynuna baygın kokulu kadın! 21/09/2006 |
Bir kış günü yollarda
Yürüdüm yağan kar altında Geleceksin ümidiyle; Bekledim seni soğuk havada. Elimde cansız hayalinle Keskin rüzgâr altında Giderek kararan sokaklarda Bekledim seni saatler boyunca. Batan güneş'le birlikte; Caddede kaybolan insanlarla Yalnız kaldım ben kaldırımlarda Yine de; Bekledim seni büyük umutla. 22.Nisan 1998 Çarşamba |
Yediğim, içtiğim hiç tat vermiyor
Ne yapsam ne etsem yüzüm gülmüyor Yaşamak içimden inan gelmiyor Bırakıp gittiğin günden bu yana... Hatıralar artık teselli vermiyor Şarkımızın her deminde gözüm doluyor Geri dönersin diye yolun gözlüyor Bırakıp gittiğin günden bu yana... Hayatım mevsimsiz yaprak döküyor Dost bildiklerim artık gözükmüyor Mahkûm duygularım beraat istiyor Bırakıp gittiğin günden bu yana... Yürekte sevdan dermansız dert oluyor Dilimde her cümle seni anıyor Feryatlarım her an isyan kokuyor Bırakıp gittiğin günden bu yana... Sabahsız *******ime güneş doğmuyor Kadehten kadehe elim koşuyor Yitirdim benliğimi kanım donuyor Bırakıp gittiğin günden bu yana... 10.Nisan 1998 |
Hep aynı garip tecelli,belada başım;
Yüreğimin kırık bam teli,vefasız aşkım, Ne yapsam boşuna kâr etmiyor akışım. Yüreğimin sahipsiz kuşu, esire aşkım... Umutsuz bir vaka sebebim yaşım, Sığmıyor bedenime ruhum,belada başım, Hissetmesem de akıyor damla,damla kanım. Hep aynı garip tecelli, kanlı barışım... 1998 Kışı |
ben miyim sarhoş olan
sarhoş mu bu dünya. ben mi dönüyorum/ yoksa; dönüyor mu bu dünya. farkında değilim tökezliyorum… ayaklarım mı bağlı gözlerim mi görmüyor düşe kalka yürüyorum tutunamıyorum… ben miyim sarhoş olan sarhoş mu bu dünya. ben ki alışkınım içkiye en halis şarabı içsem bile sarhoşluk nedir bilmem. şimdi hatırlamıyorum ama içmedim sarhoş olan ben değilim aslında bu tökezleyen düşe kalka yürüyen ben değilim… ben kendimi tanırım -ki ta eskilerden içmeden sarhoş olan yoktur yoktur bizlerden. 27.11.2001 |
Beyoğlu sokaklarında
yüreğim avuçlarımda yürüyorum yorgun, bitkin, uykusuz hâlim yok ben benden habersiz; içimde ölüyorum. hava soğuk sigaramda tütüyorum... Beyoğlu sokaklarında yüreğim avuçlarımda mavice bir yağmur yağıyor ıpıslak içimde hayata dair ne varsa aşk'a susamış bir kadın gibi çırılçıplak rakımda bitiyorum... Beyoğlu sokaklarında yüreğim avuçlarımda şu kör olası karanlığın heyulası; pusu kurmuş uykularıma hasretim aydınlığa son putu da çarmıha gerdiler içimde çığlık çığlığa bir ses gömdü beni yalnızlığa uyurken ölüyorum.! 09.01.2002 İstanbul |
bırak o yaralı yanını
bırak o bende dursun, o sende durdukça yıllar geçmiş olsa bile yüreğinde beni bulursun bırak o yaralı yanını bırak sol yanımın yanına gözlerden uzak olsun yapamaz o seninle bırak baba kız gibi yaşaya dursun benimle bırak o yaralı yanını bırak o bende dursun o sende durdukça sen bensin unutma bırak o yaralı yanını bırak onu bana unutmaya gücün olsun bırak o yaralı yanını bırak o benim olsun sen onsuz daha mutlu olursun bırak bırak inatlaşma bırak gözyaşlarını bana bırak yanakların huzur bulsun 10 / 03 / 2007 |
yedi kat yamayla besili
zulalanmış şiirleriyle... şairler kervanı geçer serap dağı eteklerinden heybesinde; körpe sözler,güzel kelimeler papirüs tomarlarıyla iç, içe edep nöbetindeler... fecir kaynıyor gök topuk vurmada; Ebu Cehil suratlı, edep yoksunu, haremiler mitralyöz sesleriyle küfre buladılar, katledildi şiirler... kekik kokulu bir dağ kızı yaşanan; namus arbedesinde gebe kaldı,yeni sözlere dile demirlendi, hüzünlü tınısıyla ata yadigârı ninniler... ve güne duran; miladi zamandan kalma ölü toprağına yakılan ağıtsal tümceler... doğaçlama şimdi; şiirsel ifadeler... |
İstanbul;
Sevdiğim kokuyorsun her gece, Poseidon nefesinle, Bütün gün, bütün gece Buram, buram tütüyorsun içimde İki hece, bir tümce: Gülce..! / Meryemce..! Cigaramı yakan ateş / Oluyorsun habersizce Masmavi; Kandil gözlerinle. Cigaram tutuşur / Anka kuşu heybetiyle Ellerim uyuşur, Kapkara; Ayaz serinliğinde. İnce bir sızıdır düşer; Yaralı serçe kanadından, İlk cemre. İstanbul; Çırılçıplak bedeniyle, Bir deniz kızı uyur: Masmavi; Gözlerinin derinliğinde Her gece, Özgürce tutunur, Atlastan bedenine... Gökyüzü; mutluluklara gebe.! Şubat 2006 |
bir gece vakti
düştüler peşime üstüme, üstüme geldiler bir köşe başında beni ölesiye dövdüler -sövdüler içimde ki tertemiz hisleri karanlık bir dehlizde kan gölüne gömdüler… ah.! dostum; beni bende bitirdiler yine de yenilmedim o çakal sürüsüne boyun eğmedim asil dostum boyun eğmedim sinsi yılanlar gibi çullandılar üstüme bir kaç adi o..çocuğu kapkara paslı hançerleriyle içimde ki günahsız kızı; kanlar içinde yaraladılar… doymadılar asil dostum bir şarap mahzeninde yüreğimden damlayan o masmavi kanımı kana, kana içtiler yine de yenilmedim o çakal sürüsüne boyun eğmedim asil dostum boyun eğmedim o it sürüsüne... 22.07.03 Salı |
nerden estiyse işte
aklıma geldi birden bozacının gece voltası -ekmek kaygısı… hüzne vurgun bir çocuktum ramazandı hep aynı saatlerde geçerdi/ sokaktan… aynı nağme dudaklarında pencereden gizlice/ ona bakardım… gün olur, yağmur yağardı kaldırımdan kaldırıma koşardı. ah! çocukluğum hüzne vurgunluğum… çocukluğumda; İstanbul bambaşkaydı sokaklar hep canlı/ cıvıl,cıvıl kurnalar kurumamıştı, kuşlar hâlâ konardı; yeşil dallara… tadı bir başkaydı; …akşam olunca beklenirdi sofra başında iş yorgunu baba… nasıl olduysa büyüdüm kendi kendime yürüdüm/ sokaklarda… değişmişti İstanbul/ tepeden tırnağa… vurulmuştu bozacı bir gece voltasında! gece voltasında… |
mevsim bahar,hâlâ üşüyor ellerim
titriyor yüreğim, kendimde değilim nedensizim, kim bilir belki de kimsesizim derdim sevda yükü olsun,dilim lâl çekemem ben bu feyzi artık, durma gönül/ hakkın neyse al… perişanım, ne olur bu gece ben de kal yolun uzun biliyorum vakit geç oldu,hava kararmakta dilersen yanında geleyim trenle yollar uzarda uzar vapur harcın değil,seni deniz tutar uçakla yükseklik korkun var migreninde cabası… kul kölen olayım; bu yolculuk/ yalnız çekilmez ben de geleyim… varsın ellerin, ellerime değmesin gitme; yada bu gece ben de kal var bakma yüzüme, kıvrıl da yat uzan yatağına uyu rahat rahat bırak bu gece senli kalayım sevdana aşkla kanayım… sonra hakkım olan; yalnızlıklar rıhtımında bir yer bakayım... mevsim bahar,hâlâ üşüyor ellerim buğulanıyor gözlerim mimar değilim bir hayatı sil baştan çizeyim yıkma ben de sevdan köklü derin bir an görmezsem; kahve rengi gözlerin yanar tükenirim… yalvarırım gül tanem bu gece, son defa ben de kal yada ben de geleyim bu yolculuk yalnız çekilmez bilirsin… gitme; ben sensiz bir hiçim valizim dünden hazır,beyazlar içindeyim… 18/ 04/ 2006 İstanbul - Taksim |
bu gece bekleme beni;
bensiz uyu. ışıkları söndür, ne olur ne olmaz kapını kilitli tut, pencereleri kapat. perdeleri çek... alışmalısın yalnızlığa kör karanlığa alışmalısın. şayet uykun kaçarda, uyuyamazsan; yavrumuza sarılda yat, uyu rahat rahat... yavrumuz kâbus görmesin, olur olmaz sayıklama adımı. dualarla uzan yatağa -besmelesiz- uyuma sakın... ört üstünü hava soğuk kalkamazsın sabaha... en geç sekizde ayakta ol, at şu ifriti üzerinden silkinde doğrul. ben yokum artık; bunu kafana koy. beni sevdiğini biliyorum, ben de seni seviyorum lakin abartma; intihar da neymiş, ahmakların oyunu! kahvaltını hazırla uyandır çocuğunu bak gözlerinin içine; bak ta kendine gel! ölen bedenler; ruhlar hele şairler/ ----------asla ölmezler benim için ölmemeli, yavrumuz için yaşamalısın. beni onda; yavrumuzda ----------yaşatmalısın. |
bu kez bir başka özlüyorum seni!
ne teninin sıcaklığını ne dudaklarının ıslaklığını ne de sevişken bakışlarını bu kez başka; başka özlüyorum seni! istersen duyma sesimi kulak kabartma feryadıma ölünün toprağı özlediği gibi; özlüyorum seni! balıkların suyu yağmurun bulutu göğün kuşu sevdiği gibi; seviyorum seni bu kez başka; başka özlüyorum seni! |
Bugün çok düşünceli, çok yorgunum
Ufuklar aleminde garip yolcuyum Rabbime niyazda, aşık bir kulum Bugün çok düşünceli, bitkin yorgunum Ey sevgili; senli nimetlere antlı orucum Bugün saki bedenlerde durgun suyum İnan seni sevmekti, günahkâr suçum Bugün çok düşünceli, hadsiz yorgunum Bugün gece alemlerinde bir İstanbulluyum Karanlığın girdabında dipsiz kuyuyum O ne arbede Rabbim, günahkâr bir kulum Bugün sebepsiz yere, sebepsiz yorgunum… 04.10.2000 |
kalmışım tek başıma dört duvar ardında
sanki herkes düşman; düşmanım anam haykırıyorum; sesimi duyan, ses veren olmuyor... yapa yalnızım dertler deryasında çaresiz bir halde, düşkünüm anam sürünüyorum; dönüp de bakan, elimden tutan olmuyor... bitkin bir haldeyim,geçen zamanda yitmiş benliğim,kanım donuyor anam yalvarıyorum; acılarıma bir kurşun sıkıp,son veren olmuyor... sanki herkes düşman, gören vuruyor neden içtiğimi kimse bilmiyor; o yar bile anam serseri deyip/ dönüp de bakmıyor, canım yanıyor... canım yanıyor canım yanıyor anam canım yanıyor 03 12 99 Cuma |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:06 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.