![]() |
Yusuf Ziya Leblebici
Alamazlar Seni
Usta, Hasretim demiş memleketine Bense sana hasretim gülüm. Ne balın şekeri, ne de paranın rengi senden daha güzel değil benim aşk cümbüşüm. Kelepçe de takılsa kollarıma ben zaten sana plangalıyım. Ne kelepçenin anahtarı ne de onun ustaları senden daha yakın değil yıldıramazlar yüreğimi ben senin hasretinle savaştayım. Yıkılsa da üzerime bir bir soğuk duvarlar, yağsada bedenime Baretta'nın nankör çocukları, alamazlar seni benden alamazlar bendeki hasretinden. Ne bedenimin yılkıldığı taş kaldırım, ne de yıllarımı alan dünki yaşantım seni benden çalan düşmanım değil hasret kadar hain değil yüreğime beton atan... |
Alnımda ter oldun...
Uzaklardan kokun akar koynuma Bağrımda gül oldun tenimde kokan Sensiz her günüme dertler yağsa da Alnımda ter oldun, yüzümden akan Sılanın yolları dağdır aşılmaz Hasretin bağrımı yakar kaçılmaz Gurbet mezrasında sensiz yaşanmaz Gönlüme fer oldun, yollar aşınmaz Şu dağlarda keklik biter mi söyle Bu gönülden sevdan geçer mi böyle Tüfekler bir elden dönse de bize Sazıma tel oldun, ferman türküme Bülbüllerin güle küstüğü yalan Gurbetin sılaya düştüğü yalan Sevgin bana güçtür ardımda kalan Yoluma bel oldun, bende yaşayan |
A be de Romanya’da
Romanya’ya geliyordu abede Romen ilk kez görecekti Görecekti a be deliyi! Mazgallar kaynaklandı Dükkanlar kapatıldı Sokaklar boşaltılırken Balkonlar yasaklandı Yoksa asker vuracaktı! İlk kez a be deli Görecekti Romanyalı Sınırlar kapatıldı giriş yasaklandı heyecan vardı halkta! Ki -arabalara takılmıştı Mavi-beyaz-kırmızı bayraklar Amerika geliyordu Romanya’ya hey Romenler çekilin kenara! .. Geldi… Halksız meydanda iki nutuk Bir sahte mutluluk… Romen izledi O’nu ekranda Bilmiyordu ki şeytan vardı karşılarında! .. |
Abcde
Akşamlar aynı ağırlıkta Bünyeme binerken birden Canıma can canandır. Dağlarımın doruklarına düşer dertler Ellerimdedir en edepsiz eziyetler! |
Abuzer...
Vur davula Abuzer Yalçın dağlar inlesin Davulu zurna sever Memleketim dinlesin Şu nasırlı ellerin Tokmağı kucaklasın Gözündeki şimşeğin Kara gurbeti yaksın Gel şuraya Abuzer Hünerini döküver Ağrı’dan çıkıp yola Edirne’ye geliver Kızılırmak boyundan Şu Fırat’ın suyundan Ses getir bu deriden Halayların huyundan Vur davula Abuzer Halay başı haykırsın Ortada bir dönüver Yerler gökler oynasın Yusuf Ziya’m halayda Al mendilim havada Vur davula Abuzer Davul sesi dağlarda |
Aç bu şehrin kapısını
Hasretinle yanıyorum Kır özlemin duvarını Bugün sana geliyorum Aç bu şehrin kapısını Gurbette çok yoruldum ben Eşkiyaya soyuldum ben Sakladığım gizimsin sen Aç bu şehrin kapısını Filiz oldum başağında Anadolu harmanında Uçmuşum ben rüzgarında Aç bu şehrin kapısını Yağmur olup sana yağdım Kızılırmak gibi aktım Senin ayağına vardım Aç bu şehrin kapısını Çok yorgunum Yusuf Ziyam Kurda kuşa yem mi olam Gel senin bağrına dolam Aç bu şehrin kapısını |
Adem Baba Havva Ana...
Adem Baba Havva Ana Kardeşiz biz bu dünyada Bu ne öfke, bu ne yalan Değer mi hiç bu hayata Aynı havayı soluruz Ölünce toprak oluruz Sınıf ayırmak nedendir Hepimiz insanoğluyuz Kadın erkek, yaşlı bebek Yaşamalıyız gülerek Savaşların tam aksine Barışmalıyız severek Adem Baba Havva Ana Dağılmışız bu dünyaya Her birimiz bir çiçeğiz Çok muhtacız dalımıza Toprak bizim, biz toprağız Taşı suyu hep anamız İnsanları ayırmadan Yaprak sürmeli sevdamız |
Adımız Sevda...
Bizim adımız sevda Gönlümüzün aşı suyu ve kanı! .. Bir nefes inerken gırtlaklarımıza yutkunduğumuz hayattır bu dava. Kuş gibi hafif sevdalar bizlere mutluluk getirmez. Biz seveceksek; Adam gibi sonuna kadar mahşere kadar severiz... Ağaçların yerine yüreğimize kazıdığımız, Ekmek niyetine suya bandığımız bir dava bu bu davanın adı sevda... Bizim adımız sevda Biz, resimleri cüzdanımıza değil kalbimize çizeriz. Sevdalımızın gözlerini gözlerimize dikeriz... |
Akşamlardı...
Akşamlardı gecenin geldiğini söyleyen akşamlardı hayalini davet eden. Dökülmüşken yapraklarım hazanda sevgi boşluğumda gönül kuyuma düşen hasretindi sabahlara dek süren... Dertlerim kalsaydı kuşların tüylerinde basmazdı ayağım gerçeklere yürüdüğüm yollar pamuk olsaydı düşeceğim diye adım atmazdım bile Akşamlar vardı yine *******in önünde sabahlar en sona kalsa da sınır yoktu uykularımda. Şimdi; *******im senin hasretinle kucaklaşır umuttur beklediği umuttur adın uykumdur senin kanadın açtıkça beni ürperten çırptıkça rüzgarıyla deviren... |
Alara
Benim sana çağlayışım Bulutlardan yağmadı mı Hasretinle haykırışım Şimşek olup çakmadı mı Beynimde çınlayan sesin Dilimden dökülen ismin Gözlerine özlemlerim Alara’dan akmadı mı Dinlediğim türkülerim Benden aldığın nefesim İsmine gülüm dediğim Rüyanda hiç çıkmadı mı Sensiz geçen bunca zaman İşkenceden daha yaman Beni tutuşturan saman Seni de hiç yakmadı mı Ah Alara, can Alara Gözüm sana kaymadı mı Senin suyuna kapılıp Gözyaşlarım akmadı mı |
Aldırma
Yürürsen bu yoldan varışın vardır Attığın adımdan sakın usanma Düşersen bir yerden kalkışın vardır Acım geçti diyeceksin, aldırma Gurbetten sılaya hasret çekerken Yüreğine sevda gülü dikerken Mevla’ya yalvarıp dua ederken Bir gün sen de güleceksin, aldırma Daha düşmeden bu derdin içine Hani senin ile gülenler nerde Kötü günler elbet kalır geride Dost düşmanı bileceksin, aldırma Kar yağmışsa senin yaslı bağrına Dert üstüne dert binmişse sırtına Düşmemişse kimse senin ardına Sen de dostu seçeceksin, aldırma Umut ekmek gibi Yusuf Ziya’da Denizden gelen şu deli dalgada Dağlardan esen şu deli rüzgarda Bir gün sen de gezeceksin unutma Bir gün sen de eseceksin, aldırma |
Alev alev yakıp da gel
Gönlümüzün semasında Uçurtmalar uçuyorken Bu gençliğin baharında Adım adım gidiyorken Güllerini alıp da gel Kollarını açıp da gel Şu kalbimin mühürünü Sevdan ile kırıp da gel Menekşenin yaprağından Bulutların yağmurundan Dirhem dirhem avucundan Tel tel dökülüp öyle gel Ardın sıra bakıtmadan Gözyaşımı akıtmadan Acıları yaşatmadan Beni benimle sevde gel Ömrümüzün çizgisinde Gönlümüzün sevgisinde Bu aşkın da ötesinde Bir güzellik seçip de gel Geleceksen bir an önce Şu dağları yıkıp da gel Ardında gemilerini Alev alev yakıp da gel |
Aman aman...
Para sende mal sende Safsatalı laf sende Neyi nasıl yarattın Sözlerin hep kof sende Çok öğünme arkadaş Çöpüne nerde faraş Havaların yoluna Uzaktır Antep Maraş Gösterme şu cebini Ne sandın sen kendini Zenginliğin var diye Taş mı yaptın kalbini Habire atıyorsun Boşuna sallıyorsun Güldürme elalemi Kimi kandırıyorsun Kendini düşünürsün Kız mısın süzülürsün İsteğin olmayınca Herkesi küstürürsün Paranın dostu para Bulaşma sakın bana Beni köle sanma sen Aman aman sakın ha! Aman aman... Para sende mal sende Safsatalı laf sende Neyi nasıl yarattın Sözlerin hep kof sende Çok öğünme arkadaş Çöpüne nerde faraş Havaların yoluna Uzaktır Antep Maraş Gösterme şu cebini Ne sandın sen kendini Zenginliğin var diye Taş mı yaptın kalbini Habire atıyorsun Boşuna sallıyorsun Güldürme elalemi Kimi kandırıyorsun Kendini düşünürsün Kız mısın süzülürsün İsteğin olmayınca Herkesi küstürürsün Paranın dostu para Bulaşma sakın bana Beni köle sanma sen Aman aman sakın ha! |
Anadolu kızıyım...
Ben, Anadolu'nun kızıyım. Bağrımda onuru taşıyan, beynimde dürüstlük ideolojisi. Kazancımı, sıcak sıcak alnımdan akıtan kendi kendimin mahkemesi ben, Anadolu'nun sıcak nefesi... Anadolu'nun kızıyım. Beton binaların tam zıttına, ker***li evlerin tezekli tandırların kızıyım. Karlı dağlarını tablo yaptığınız ilmek ilmek kilimlerine milyarlar saydığınız o kültürün kızıyım ben, Anadolu'nun evladıyım... Ben bilmem kafa bulduğunuz şeyleri ben havamı bulmuşum üzüm bağlarında. Ben bilmem cazırtılı diskoları ben kültürümü yaşıyorum davullarda, zurnalarda. Yüzüme kilolarca boya vurmak, Kumsallarda sere serpe yatmak yerine tarlada çapamla güneşte kavrulan esmerliğimle Allah vergisi tenimle yaşayan.. Benim tenim suni ten değil gerçektir, terimin tuzuyla kavrulan... Dedim ya, ben Anadolu'nun kızıyım. At üstünde gelin giden namusunu can bilen. Bağda üzüm toplayan tarlada çapa vuran. Tandırda yufka açan ve, onuruyla yaşayan bir Anadolu kızıyım... |
Anamın tatlı gelini...
Anamın tatlı gelini Dağlarımın kardeleni Ruhuma bahar getirdin Mevsimlerin en güzeli Uzat bana ellerini Paylaşalım sevgileri Dertler bizden uzak olsun Süsleyelim gönülleri Anamın tatlı gelini Bana verdin yüreğini Yerde değil gökte misin Hanemize ay mı geldi Büyüttükçe sevgimizi Küçültürüz o dertleri Kalbim kalbin yarısıdır Bağlayalım zincirleri Anamın tatlı gelini Ocağımın bir direği Ne söylesem azdır sana Gözlerimin gözbebeği |
Anne...
Yaz ortası kış yaşarım Kucağında ısıt anne Bu yaşımda indi akım Aklarımı kopart anne Güneş doğsa önüm sıra Alnımdaki çizgi kısa Derdim yara bu sırtımda Şu hançeri çıkart anne Bu yollardan geçilmiyor Nar'da tane seçilmiyor Dostu postu bilinmiyor Biliyorsan ayırt anne Sırtıma bir kurşun geldi Göğsümü de deldi geçti Gelen yağmur değil seldi Kollarını kapat anne Yavrum yiğit desen bile Dağa gücüm yetmez anne Haydi al beni göğsüne Sende sevgi bitmez anne |
Arkadaş gibi sevelim...
Aşkımız bittikten sonra Bir rüya gördük diyelim Biz bizi bildikten sonra Arkadaş gibi sevelim Sen yoluna ben yoluma Ayrı tellerden gidelim İkimizin hatırına Arkadaş gibi sevelim Ne yaptıysak yarım kaldı Yol yakın iken dönelim Yürünen yollar çıkmadı Arkadaş gibi sevelim Kaç mevsim geçti beraber Baharlar gördük el ele Nasıl kokardı çiçekler Biz otururken diz dize Dudaklarımız suskunken Gözlerimiz konuşurdu Caddelerde yürürken Ellerimiz buluşurdu Bir aşk yaşadık seninle Bu bir rüyaydı diyelim Şimdi ayrıldık seninle Arkadaş gibi sevelim Tanıştığımız o günlere Bir dostmuş gibi geçelim Düşmeyelim el diline Arkadaş gibi sevelim Yarınlara gidemedik Yollar kapalı diyelim Bu aşkta kar edemedik Arkadaş gibi sevelim |
Arkadaş...
Bugünler de geçer takma arkadaş Her inişin bir de çıkışı vardır Dünyaya karamsar bakma arkadaş Bugünlerin bir de yarını vardır Elini uzatsan bir tutan olmaz Bir de bakarsın el uzatan vardır Sakın düşmeye gör bakan olmaz Bir bakarsın seninle yatan vardır Bu dünya hakikat değil arkadaş Bu cihanda doğru insan da vardır Onlara ister yar de, ister yoldaş Doğru yolda seninle yanan vardır |
Arkadaşım olamazsın
Dost düşmanı ayırmazsan Doğru yolu bulamazsın Seni benden sakınırsan Arkadaşım olamazsın Avuçlarım sevgi dolu Uzatmışım sana doğru Kucaklayıp sarmıyorsan Arkadaşım olamazsın Her adımı ben atarsam Ben gelirken sen kaçarsan Ürkek ceylan olacaksan Arkadaşım olamazsın Paran pulun senin olsun Bir yerine onbeş dolsun Bana hava atacaksan Arkadaşım olamazsın İki yüzün benzemezse Kem bakarsan döndüğünde Ardımsıra vuracaksan Arkadaşım olamazsın |
Asalak nesil
Biz, iki dünyayız sizinle karayla ak misali. Bizdeki mert, sizdeki namert yürekle aratmıyoruz Filistin'i... Biz çorbamıza bandığımız ekmeği nimetten bilirken, siz bizlerden çaldığınız alın terimizi içiyorsunuz kadehlerle. Benim hakkım var, giydiğin elbisede, içtiğin sigarada. Yetimin nafakası tuğlası var oturduğun sarayda. Benim hakkım var, ben meydanlarda hak ararken benim paramla ceket yaktığın eğlendiğin o barlarda. Senin altında son model araba yaktığın benzinin parası kimbilir, kaç garibanın nafakası. Yanında bir manken gözü, senin cüzdanında yani benim paramda. Yüzünde üç kilo boya içinde insanlık bulabilirsen bak dur, doya doya... Ben, senin yaptığını nasıl yapamıyorsam sen benim yaptığımı yapamazsın. Ben, diskolarda on dörtlük kızları kandırıp esrarı çektirmiyorsam, sen, meyhanelerde, tamburun eşliğindeki balık mezeli rakıyı tadamazsın. Ben, varoş kızlarına değer verirken sen, badanalı duvardan farkı olmayan boyalı süs köpeklerinle boğaz sefası yaparsın. Senin yaptıklarını yapamıyor değil, Yapmıyorum, yakışmaz bize hırsız olmak. Bizde nefes almak, borçtur namustur Beynimizdeki ardır yaşamak... Halbuki, sizlere ezen sınıf diyorlar. Siz ki; kendi kendinizi ezdiğinizin farkına varamayan bir kanadısınız bataklıkdaki sineğin. Kendi deyiminizle asil, bize göre; Bol paralı asalak bir nesil... |
Atacak bir damar varsa...
Atacak bir damar varsa Damarların şahı olsun Koşacak bir zaman varsa Korkakların vahı olsun Gönlüm Deniz kafam Mahir Yarınlarım gelir zahir Uzun ince bu yollarda Yürüyoruz aşka dair Pir Sultan'a Mevlana'ya Gidiyoruz hak yoluna Susamışız çeşmelerde Çare varken susuzluğa Atacak bir damar varsa Damarların şahı olsun Bekleyecek zaman varsa Mutluluğun anı olsun |
Avukat
Beni anlat hakimlere savcıya Hiç bir suçum yok ki, nerde vukuat Gelmeyi ben mi istedim bu hana Neyi kimden çaldım anlat avukat Tamahım yoktur haram lokmaya Sıcak ter akıtırım nafakaya Üç-beş zeytin kuru bir soğana Nelere katlanırım be avukat Yeni bir elbise mi girer bedene Karne hediyesi yoktur bebeye Yıkılan hep ben olurum nedense Benim günahım ne söyle avukat Ne mutfakta et, ne hanımda neşe Kıymaysa misafir değil yemeğe Midemizi küçülttük ya git gide Etten bile davacıyım avukat Ha doğu, ha batı bu topraktayım Ha kentli, taşralı ben bir insanım Sen de ayırırsan vallah şaşarım Şaşarım ağlarım billah avukat Derdimi dökünce para istersen Düzen böyle deyip bana gülersen Meteliksiz diye bana söversen Senden bile davacıyım avukat |
Ayazmı ayaz
Hava soğuk mu soğuk Bir tipi var dışarıda karla karışık İstanbul beyaz, İstanbul ayaz mı ayaz... Deryuze olduğum kar inmiş şehrin her bir yanına don süzülmüş ocaklara, insanlara. İstanbul beyaz, İstanbul ayaz mı ayaz. Soğukkuyu lastiği giymiş dondan uyuşmuş bir adamın ayak gıcırtısı... Kaldırımlardan gelen buruk sesleri yere düşen bu adam bozar! Kaymıştır ayağı, kırılmıştır bir yanı İstanbul beyaz ya, İstanbul ayaz ya... Ey kara memleket, nasıl da döndün birden aka nasıl da büründün karlara... Şimdi çocuk olmak vardı çocuk olup da karda oynamak vardı anasını satayım! Sıcacık bir yuva, kestaneleri çizmek vardı sobada, ama dönüşüm yok ki çocukluğa. Ama soğuk var acıyla karışık Kar, karanlığı kapatmış eriyene kadar. İstanbul beyaz, İstanbul ayaz mı ayaz... |
Ayırma gözlerini...
Ne olur yeter artık, susma karşımda Anlat bana bende gördüklerini Yılların yazısı var suratımda Bu kitaptan ayırma gözlerini Ne hazanlar gördü suskun gözlerim Ne çileler çekti garip yüreğim Alnıma yazılmış acı kaderim Umudumdan koparma gözlerini Canım ol sararan yapraklarıma Suyum ol kurumuş topraklarıma Bakma sen benim bu kara bahtıma Sakın ola kapatma gözlerini Ela gözlerimde daldığın dünya Dönüşür gider durgun bir sedaya Ruhumu okşar, döner bir rüyaya Cennetimden kaydırma gözlerini Damarda kanım dönse de ateşe Tut ellerimi bırakma avare Bedenim yanar, durmaz ki yerinde Ellerimden sakınma gözlerini Bir ışık ol yarınları gösteren Yağmurum ol bulutlardan süzülen Nefeslerin yüreğimde eserken Gözlerimden kaçırma gözlerini Dünlerimi vurma sakın yüzüme Derin derin çek beni nefesinle Geçmişi yırttığımı bilsen bile Bana bakıp karartma gözlerini |
Ayyaş
Havanda su döve döve Her geçene söve söve Rakı şarap bırakmadın Meyhanede içe içe Akıllısın biliyorum Kullanmazsın şaşıyorum Adam olamadın ama Ayyaşlığa sayıyorum Köpek öldüren ve peynir Yanına da ekmek gelir Taşburların eşliğinde Ağlayan göz hep sendedir Sonun kötü bile bile Yarınını göre göre Azrailin kucağına Gidiyorsun seke seke s |
Babam...
Bu dağların arkasında Görmediğim bir şeyler var Gözlerinin torbasında Hissettiğim çok şeyler var Alnındaki çizgilere Yıllar inmiş gözlerine Döner isen gençliğine Bilmediğim çok şeyler var Merdivenden bir bir çıktın Yıllarını geri attın Mazileri sakladığın Gizlediğin çok şeyler var Babamsın sen benim babam Soyum sopum benim atam Üç alıp da bir koyamam Vermediğim çok şeyler var Kalbime sorsan yerini Anlarsın sen değerini Senin sevgin bir su ise İçmediğim çok şeyler var |
Bağdaş kuran sen...
Her gece koynuma giren beni benden eden uykumu bölen de sen kabusuma bağdaş kuran da sen... Sen, aynada gördüğüm göz gırtlağımdan dökülen şairimsi söz... Her nefesimde içime dolan ciğerlerimde dolanan bir nefes, bir hava Bir sen, beni benden çalan... Sen; Ruhumun alabildiğine uzanan benim dediğim rüya. Tel tel baktığım bebek kadar temiz papatya. Bir yağmur, bir bulut yukarıda. Sen; Benim yarımımsın bu dünyada Sen; Kalkansın, mantığımla yüreğimin savaşında.... |
Bağır be gardaş bağır
Bunlar bizi duymuyor Sağır be gardaş sağır Sesin çıktığı kadar Bağır be gardaş bağır Uyuyan cahilleri Hak'kın yoluna çağır Savunduğun gerçeği Bağır be gardaş bağır Hurafelerden şaşmaz Kur'anı hiç okumaz Doğru söyleyenleri Aday yerine koymaz Bunların adımları Ağır be gardaş ağır Duyamaz nasihatı Bağır be gardaş bağır Yusuf Ziya'm doğrular Kurşundan daha ağır Belki bir gün duyarlar Bağır be gardaş bağır |
Baharım
Sen mevsimleri sormuştun bana bense baharın dışında kalanları Bir bir anlatmıştım sana… “bahar? ” diye sorduğunda Gözlerine bakmıştım dalarcasına… Mevsimlerim öksüzdü, baharsızdı Aslında gebe kalıyordu her zemheri sabahı Beklerken ha bugün ha yarın doğacak diye Gelmiyordu nedense Düşük yapıyordu bekleyişlerde… Mevsimlerim döl tutmuyordu belli ki Ta ki sen gelene dek Ta ki ayazıma el sürene dek… Soğuk mevsimlerime inat Sen geldin ya İşte budur hakikat! .. |
Bana aksın...
Bir damla gözyaşın akacaksa eğer Bırak benim gözlerimden aksın Ağlaman çare olacaksa eğer Sen ağlama, gözyaşların benden aksın Sen söyle, ben dinleyeyim derdini Yeter ki yıpratma sen kendini Kalbinin bir parçası say beni Sen üzülme, dertlerin bana aksın Saçlarında hissettiğim o çiçekler Ne olur daha fazla kurumasın Cenneti gördüğüm o kapkara gözler Seninle birlikte gözüme aksın |
Bana bir şey vermelisin
Şarkılardan daha değerli çiçekten daha kıymetli bir şey vermelisin bana. Elime alamayacağım cebime koyamayacağım kadar kutsal, satılamayan, çekmecelerde tutulamayan insan üstü bir değer olmalı. Uzatmalısın bana ellerinle olmasa da. Yağmurla yağdırmalısın insanlar ıslanmasa da... Ciğerlerimizde nefes gözlerimizde fer, kelimelerin yetmeyeceği bir şey olmalı. Karşımdaki her insanda onu bulmalıyım. Senden istediğimi ondan da almalıyım. Uzattım sana sevgimi al onu koynuna sal bulutlara savur havaya. Bir çiğ düşerse başımıza tohumu attık sayılır. Biz yeşertirsek, Bu sevgi; Her zaman yaşanır... |
Bana düşen hissem nerde...
Ben koşarken dost peşinden Ardımsıra gelen nerde Dağıttığım sevgilerden Bana düşen hissem nerde Hani nerde dost dediğim Elverdiğim sevdiklerim Yer yarıldı faya girdi Bana yoldaş bildiklerim Ben herkesi dost bilmişim Yollarına post sermişim Arkadaşlığın uğruna Bir adıma üç gitmişim Hani nerde dost dediğim Zorda iken beklediğim O dostlarım yoldaşlarım Bana düşen hissem nerde |
Barış ver amca
Umudum önümde ışık tutarken Bana bomba değil, çiçek ver amca Niye savaşayım barış dururken Bana mermi değil, şeker ver amca Kalem tutan elim tetik basamaz Güçsüzdür kollarım silah alamaz Söndürürsen beni güneş doğamaz Bana kavga değil, kitap ver amca Oyun bahçesinde koşup oynarken Gülen yüzlerimde güller açarken Sabahlarımızda ışık beklerken Bana savaş değil, barış ver amca Kanlar resim yapmaz boya isterim Tetiğe basamam kalem beklerim Ağlamak yerine gülmek dilerim Bana zulüm değil, sevgi ver amca *******i ağlar, sızlar dururum Uçaklar gelmesin derken uyurum Sabahları kalkar korku solurum Bana korku değil, oyun ver amca Bir lokma ekmeği suya banarken Marazlı anama deva ararken Yoksulluk yarama tuzu basarken Bana kurak değil, yağmur ver amca Tezgahlar kurulur halkın üstünde Ben oyun, onlarsa silah derdinde Top, tüfek, bombalar pazar keyfinde Bana pazar değil, parkı ver amca Bana savaş değil, barış ver amca |
Baston
Kan çanağına dönen bu gözlerde Güller açıyordu bir zamanlar. Bastonu bile titreten bu ellerde kalemler, harflerle geziyordu diyar diyar. Ne güneşin kızgınlığı, ne de zemherinin ayazı Durduramıyordu bu delikanlıyı Ne sonbaharı, ne de kışı... Zaman, Bir tek o durdurdu bu tazıyı. Dönüp arkasına baktığında kapılar vardı, açtığı kapattığı maziler vardı, güldüğü ağladığı... Ne sevdaları vardı yaşanmış ne acıları vardı yara almış. Hepsi de bir bir zamana karışmış. Gerçek olan bir tek bu ihtiyar kalmış. Dost; Dost ha! Hangi dost? Bastonundan başka dayandığı ne sevdası, ne de dünyası kalmamış ki. Bir yarın için duası bir de tek dostu, yoldaşı bu baston işte O'nun yegane tek arkadaşı... |
Baş koyduk...
Akan gözyaşları yabancı değil bize Biz bu yaşların denizinde doğduk demir attık gönüllere. İnat olduk, inattı bu yolculuk gönül harmanından çıktık dünyaya savrulduk. Koştuk bu yollarda ecelle ardarda. Yakalandık, başka yüreklere tohum attık. Yeşerdik inadına başka canlarda. Bir bir vursalar da bizi bir öldük, bin kez dirildik bu sonsuz yolda. Baş koyduk ya inadına Baş koyduk ya doğruluğa... |
Başaklar
Beklenen rahmetti bulutlardan beklenen Haykırdı yağmur gökyüzünden Güneşin kızgınlığına yanan başaklar Kafasını kaldırdı yılan gibi. Bir jestti bu atmosferden Yel verirken rüzgarlar parladı başakların yelesi. Akmasa da bir kandı insanda Nimet,ekin, ekmekti Boyun büktü orağın karşısında işlenip işlenip yenecekti. |
Be İstanbul
Denizinde bir balık Sahilinde bir dalga Bir martı bağrıyanık Olsaydım be İstanbul Beyoğlu'nda bir cadde Topkapı'da medrese Kumkapı'da mesireye Esseydim be İstanbul Alibeyköy sokakları Gecekodu duvarları Aksaray'ın bulvarları Olsaydım be İstanbul Adalarda bir kayık Ormanlarda halayık Masalarda bir balık olsaydım be İstanbul Tophane'nin rampasında Kocasinan çarşısında Mahallenin pazarında Olsaydım be İstanbul |
Bebek...
Hoş geldin bebeğim, içi boş şu loş dünyaya İyi yaşa farkında olmayacağın zamanı Ana sütünün bedava olduğu şu anda Yapıştır ananın göğsüne dudaklarını. El bebek, gül bebeğim mevsimi geçtiğinde Hasret kalacaksın sen, bu güzelim anlara Ah diyeceksin, kalsaydım anamın rahminde Ama olmayacak, tek yöndür geldiğin güzergah Sorsalardı diyeceksin, gelmezdim düzene... Bir yetişkin olacaksın sen de bizler gibi Sürüngen olmasan da haksızca sürünecek Haketmesen, zorla olsa hakettirilecek Hakların gasbedilecek, umutlar bitecek. Bir düşünce olacaksın sen de bizler gibi Savunduğun ilkelere hep suç denilecek Denildikçe bir şiir olup yücelecek Yüceldikçe, boynuna yağlı urgan geçecek. İyi yaşa bebek yaşa cicim aylarını Yarınlar gelmeden bulduğun bu zamanı. Sana aldıkları lastik topu, dünya yap da tekmele benim için, yapamadığım rüyayı... |
Beleşçi dost!
Gecenin rengini bilmezsen eğer Karanlığa kurşun sıkılır mı dost Gözlerinin yaşını silmezsen eğer Yarinin koynunda yatılır mı dost Yalanın önünde yalan olursan Attığın adımda çıkar solursan Arsızın yolunda rızık bulursan Sana haklı diye bakılır mı dost Alınteri varken haram şey yeme Gelip gidenlere cebim var deme Yanına gelenden bir şey bekleme Her selama kaşlar çatılır mı dost Hey gidi yalancı dünya insanı Bulamazsan yüreğinde ihsanı Kimle paylaşırsın berbat lisanı Çözmediğin diller yırtılır mı dost Kalkmazsan bulduğun beleş masadan Bir kuruşun senin cepten çıkmadan Başka kadehlere hiç çaktırmadan Rakıya ispirto katılır mı dost Yusuf Ziya sorar daha ne diye Bedeva mezarda yatılır mı dost Ne satarsın bana pırlanta diye Senin olmayan mal satılır mı dost |
Ben Anadoluyum...
Ben bozkırların rüzgarıyla savrulup türkülerin yüreğinden fırladım. Zeynep Hatun'un yemenisine desen olup menekşeden sümbüle zıpladım. Ben Anadoluyum; Davarın başında kaval çalan elimde çubukla eşeği dama sokan Her çığrıda otlaklara ıslık çaldıran. Bacılarım süt sağarken ineğin altında Ben orak sallarım tarlada. Ben, Kara Bahattin'in oğluyum karakıza, karakaçana meydan okuyan... Ben Anadoluyum; Ege'de, Doğu'da kimi zaman zeybek, kimi zaman halaydayım kolkola. Davullar vururken yaylalarda yüreğimi savururum kovanlarla. Karadeniz'de gezerim kemençenin yayında ezgiler dökülürken dudaklarımdan Ben, divanece gezinirim Anadolumun topraklarında... Köy yerinde adettir ya, Babam geç yazdırmış nüfusa Ha Ali, ha Hasan, Adım ne olursa olsun Ben bu yaylaların çocuğuyum Kanıma işlemişken 'ay' ile 'yıldız' Bu uğurda can verenlerin torunuyum... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 02:53 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.