![]() |
Mehmet Akif Ardıç
......Bir Yeşil Anka
güzelleştirdin ölümü; hayat, loş bir sahne kaldı. ne içtiğim su tatlı, ne zevk veriyor artık koklamak bir gülü. yaşadım mı, öldüm mü; kıyamadığın bu yüzden bak ne kaldı! ne dudaklarım kanayacaktı, ne düşman olacaktı bana gökyüzü. sen, ben'din; ben de sen, tek bir gönül; iki ayrı beden. ikimizden biri yalân olacaktı; hayât, senken ölüm bendim. tutup göklerle güreşşeydim, beni bir anlayân olacaktı. gülümsemek isterdim, utangaçca yüreğine koyup bakışlarını. bulutlara değen kayıp bakışlarını, sormak, sebebini bilmek isterdim. bu hasta gönül, bu yaralı ten, cân bulurdu bir gülümsesen sen. sarı saçlarından incecik; kalbim, örülü bir kuş kanadı. kirpiklerimiz sevdâya asılı; yakalandık, kelepçelendik... içimde gizli bir ukde kaldı, bir tarafım yalan ve bir tarafım eksik. Kaf Dağı'ndan eksildik; Ankâ'sız gök, bak hiç ne kaldı. bir anlam durur hâlâ gözlerinden, (yeşil) bir yaprakta, her bahâr yeniden... bir özlem ki yatmış pusuya, bir sevdâ ki göz kapaklarımda kurur. bütün kervânlar vurulmuştur; yüreğim, ermez suya... siyâh dudaklarımda bir dûâ; kâh ötelenir, kâh yorulur. bir aşk mektubudur, sevgilim, rûhuna her fâtihâ. Nisan 2007, Adana Mehmet Akif Ardıç |
.....Dikçe (Nesir Şiir)
~gülgün çiçeği'ne~ Kaç mevsim oldu biliyor musun; değmeyeli gözlerin gözlerime? ! Ne bahâr /oysa/ ne kış oldu. Sende kaldım, sende kaldım hep öylece... Kirlendim... Açamadım yüzlerini, hicâba tutulmuş güllerin. Oysa bende hâlâ ne istekler var! ! Ne arzular o küçücük parmaklarına dâir... Parmakların... Kanıyordu gördüm.. Son kez öpmek istedim; çünkü üşümeyeceklerdi! Ama kirliydim; açmak istemedim yüzünü. Hiç, hiç... Seni götürdüler. Ben sokağın bir köşesine saklandım. Ağlıyordu, bir çocuk ağlıyordu yanağında bir rüzgârla alelâde. Sonra ben gittim, abdestsiz bir Kur'ân okudum, secdesiz bir namaz kıldım. Sonra ben gittim, bahçene... Beyaz... Bembeyaz... Bembembeyaz bir gül koydum... Rüzgâr hâlâ esiyordu çocugun yanaklarında; o sokağın bir ucunda, öylece sessiz, öylece sessiz... Sen, biliyordum şarkılar söylüyordun. Ben, biliyordun sana duâlar ediyordum. Gülüyor gibiydim; ağlıyor gibiydim... Birgün... Aynaya bakarken... Sana rastladım. Sana! Gülüyordun, gözlerimin içinde öylece gülüyordun... Dudaklarımda senin gülüşün vardı, gözlerimde senin yaşların.. Kalmanı istedim, sonsuza dek kalmanı. Gitmemeni hiç ama.. Sonra... Birgün... Yine gördüm seni: Sokakta yürürken. /Hani suların içinde zıplaya zıplaya sen yürürken.../ Beş yaşında... Ellerini göğe açmış, semâzenler gibi semâ-i râh ederken.. Derken... Fazlalaştı seni buluşlarım.. Hep kanar mı insan böyle bir gönülde? ! Hep... Hep... Akar mı damarlarda «cân» diye? ! Ama, ama öylece kabul ettim seni. Damarlarımda akmana da, gözlerimde bakmana da, «gözlerimde gözlerin yanıyor» olmana da. Sen taştıkça içinden nehircesine; yok oluyordum ben, çürürcesine. Toprağa düşen sen miydin? Toprağa düşen sen miydin? ! Bir 'kaplumbağa'ya rastladım birgün; bana gülmeyi öğretti. Bir 'anne' tanıdım sıcacık. Esmer yüzlü bir kız çocuğu.. Sevmiştim; çünkü burnu aynı sana benziyordu, dudaklarında o köylü kızı gülümsemesiyle... 'Ağzı mühürlü bir papağan' en son... Yüzünü hiç görmediğim onca cân'lar, kalbimi hem güldüren hem de inciten sevgiler... Öyle çoktu ki senin dostların... Sen, sen... Öyle güzeldin ki bütün kıskançlığıma inat. Gitmeni istedim defalarca... Kulak bile asmadın. Yalvardım, yakardım ama damarlarımda akmaktan bir an olsun vazgeçmedin.. Şimdi ölüyorum... Korkuyorum... İkimizi de aynı kabre gömecekler. Senin bir yanını, benim bir yanımı... Şimdi ölüyorum; dudaklarımdan kan yerine akan bu kelimeler...! Başının çaresine bak sen de artık.. Seni taşıyabilecek inan bir nefeslik gücüm yok... Daha ne kadar tahammül edebilirim bilmiyorum. Merak ediyorum... Başucuma kimin ismini yazacaklar...? Seninse, benim ismimi nereye koyacaklar? ! Merak ediyorum... Bir kez... Bir kez öpecek mi beni o dudaklar? ! Vuslat değil... Ama... Ama... Ama... Yok... Olmasın... O da olmasın...! Seni bir kez daha görmek; nolur, nolur, bana nasip olmasın...! Bana nasip olmasın...! 15 Şubat 1999 Kahraman Maraş Mehmet Akif Ardıç |
.....Gül İkindileri(~Kâf’ın Zeyli~)
~tüm güllerin efendisine...~ «Ente şems'un, ente Bedr'un. Ente Nûr'un a'lâ Nûr...» adın bir mezcûpkâr ağıttır dudaklarımda. rûhum bir deli at; çıldırmanın son noktasında. her yanım sana uzak ve her yanım sana cehennem; çileyle doğurdu beni annem, sen açarken gözlerini gül tasında. adın okudu cinnîler, ninni diye kulaklarıma. adın bir goncâydı; açtı ha açtı dudaklarımda. kanattı bahçelerde rûhumu gül ve diken; ben bir derviş libâsında gökten ağıt isterken. adın içimde o gün geçtikçe büyüyen kutsanan ve sönen gözyaşı ırmaklarında. kapıları Besmele'yle işlenmiş bir kentten, girdim bin bir sırlı azîzler hülyâsına. bir anlık bir rûyetti aşk bana vaadedilen; seni el açtıran merhamet kapılarında. ayrılan sabır: etten ve kemikten... kaç ölünün işkencecisi, cevr ü cefâsında. tek bir nazâr, ölüm ve hayât üfleyen; bekleyenlere dirilmeyi İsrafil'in sûrunda. mahşer yerinden, sırat köprüsünden çalınma bu incecik vâveylâ...: seni el açtıran merhamet kapılarında; bir anlık bir rûyetti aşk bana vaadedilen. bir yanın batı ve bir yanın Asya. beklentisinde dirilişin bir kadın Asya. bir cân olur güle, toprakta ölen her damla, gün gelir gönlünde, gülün yine cân bulur. yanmasa pervane aşk yerine ışıkta, kurtulmaz gönlü gâmdan; savrulur, vîrân olur. el açtığın merhamet kapılarında, tek mübârek duân, ona artık terk-i cân olur. ödüldür yanmak yâr yerine âşığa: «yerin yok cehennemde, anla bir ân olur! » bir cân olur güle, toprakta ölen her damla... yine girer Medîne, gönüllere ihrâmla. nûrlanır arz ve sem'â, Mescid-i Harâm'la. gözlerin ki bir siyâh (*) taş, râhm cennetinden, bir Sidret'ül Müntehâ ki bakışların arasında. bir kez çağırsan beni, ismimi söylesen, ben bulsam kendimi Minâ'da taşların arasında. düşlerimdeki gibi sırtını dönmesen, kapansam eteğine yine gözyaşlarım arasında. bir kerecik gönül alsan, kelâm etsen... bir kerecik çağırsan beni... bir adın da Şemş ve bir adın Misbâh'üs-Süreyyâ. gönlümdeki pervâne, dile gelse, âh bir konuşsa! incitmesin gönlünü, incitmesin sakın bu vâveyla! haykıracak gökler seni, kelimeler sussa... seni el açtıran merhamet kapılarında; bir anlık bir rûyetti aşk bana vaadedilen... 19 Eylül 2006 Adana Mehmet Akif Ardıç |
.....Orda Hiç Kimse Yok (Nesir Şiir)
/Can (~ken) Abla'ma... (şimdi sadece) kanat olan'a, kıymet bilene.../ Sen siyâhtın biliyorum. Bütün bu ışıkların, sarı aydınlıkların arasında, ölüm sesiyle gizlenmiş patiskaların; avuçlarında sakladığın erik çekirdeklerinin arasında... Hüznü bir kız çocuğunun yüzüne işlenmiş... Hani bir kardelen çiçeğine yaslanmış o dal... Aynalar ve kimin bilmem titrek yüzü... Artık eskisi gibi gülmüyorsun. Artık, eskisi gibi dostun değil bu sözler! 'Ağzı mühürlü bir papağan'ın anlattığı yarım kalmış öyküler... Hep ters lügâtten... Henüz 17 yaş... Değil... Seni tek anlaması gereken: ölüler! ! ! Ölüler, her akşam cesetlerini bırakıp... Ölüler, her akşam 'unutmabeni çiçekleri' toplayıp sana gelirler. Gecenin emzirdiği düşüncelerim arasında sen, sen... Asla 'beyaz' değilsin... Tıpkı ellerin, tıpkı gözlerin... Tıpkı o yarı korkak öyküler gibi. Gözlerini 'siyâh'a boyamıştın ve görmedi kimsecikler o gördüklerini... Gülümsüyor... Gibi değil... Değil gözlerinde bütünleşen bu aksak nehirler...! Yanıbaşımda uzanan, dev bir akvaryumun içinde, bu beyaz'dan bozma sarı bir damlacığın kaderi gibi, senin de, senin de yoksun mu ölümden damarların? Ve göğsüne bağlanan, tekrar kendi rengine dönüşerek yanaklarından seni besleyen o sular... İçimde niye mi mavi bir denizin özlemi var? Yanıltıcı ışıkların, zevksiz körebelerin içinde ayaklarımı gerçek bir suya sokup, içimi körelten sterillerin, serum ve ilaç kokularının, gece hiç bitmeyen görüntülerin, durmadan açıp kapanan kapıların... Tüm bunların dışında ve tüm herşeyin dışında niçin mi 'tanıdık bir ses'in bu ezgi'li özlemi? Sabaha daha çok var. Sus, sus, sus... Herşey bir rüy'â ve herşey bitecek. Susunca o canavar aygıtın gurultusu... Sus, sus, sus... Tanınmadık neyin var? Öykülerin... Tutuktu biliyorum: Babalar ve kızlar... Koşaradım gençliğiyle birleşememiş yüzleri... Olmak istediklerinin ve olduklarının arasında sıkışıp kalmış bu aldırışsız kayıp rûh. Suda yaşamaktan bıkıp yalnızlık dolu bu sâhîle vuran kırgın bir balığın öyküsü. Söyle başka nen var? ! Söyleyecek neyin var? ! Saklı gibi duran yüzlere inat /aslında yüzler de benzemiyor gördüklerine/ bu kargaşalı bekleyişlere ve adını sakladığın bilişlere inat. Suskunluktu cümlelerde biriktirdiğin. Hâlâ anlamıyor musun: yazmak istemediğin kadar kesilmiş bileklerim! Gözlerinde cân ablaların gölgesi var. Bir 'yarasa'yı sürükleyip alıştırmak ışığa, bu hızla giden trende gördüğün silik bir yüzün ne önemi var? Sesinde martıların sesi var. Seni çoook sevdim; çünkü bir denizden kalma gözlerin. Gözlerinde mavi bir denizin elbisesi var. Sesinde 'yıldızların sesi' var. Seni çoook sevdim; çünkü tanıdık bir yüze dokunur ellerin. Sen, siyâhtın; ama beyaz bir umûda uzanmıştı ya o eller... Sen, dokuduğun bütün hüzünler gibi, çileden ipliklere ayrılmış, her dağılıp gidişinde senle dokuduğun yüzler... Bu bedeni hala sıcak ama ölü bir çocuğun gönlüyle dolu. Saklayacak neyim var? Ölümü yarım koymaz ellerim; ellerim bir düş kırıklığı, bir kardelenin fışkıran filizinde, güneş görmemiş mevsimlerin ortasında... Hala yazacak birşeylerim var. Gülüşlerim hâlâ bir sığınak, hani eskisi gibi yıkılmaz durduğum... Gönlüm saklıyor beni; incitmesin şarkıların sus, sus, sus... 2001, Kahraman Maraş Mehmet Akif Ardıç |
.....SANA GÖZLERİNDE ERDİM: İlk Hicret
~bedeli ödenmiş aşklara~ i. var mıydın, yok muydun sorusuna bir yanıt: «ben, sende biraz da kendimi görüyorum.» demiştin, bir sabah sisi gibi yüzlerinde aydınlık... göğe aynı penceresinde baktık, aşka adanmış bir yüreğin. ince göğsümden kanadın, şahdamarlarımdan geçtin. ii. (ben) bir ceylanın gözlerinde erdim, bedeli ödenmiş aşkların sırrına. ne dayanabildi avuçların sevdâya, ne sürgün etti beni anneleşen yüreğin. cân verirdi tereddütsüz ölsen yüreğim, gözyaşın bir bıçakken kanatlarıma. yetimlerin duâsıyla korur Allah demiştin; söz vermiştim (ben) ölmeyi dudaklarında. iii. yakındı aşk gibi her duân bana. sensizlik mübâhtı, ve mübâhtı sensiz bir zamân bana. toprakta yandım, gökte eridim... değmedi bir serinlik hiçbir ân bana. mevsimlerdi çalan bahâra ey bilsen yüreğim, bir müphem bakışıyla dert olan bana. derdim dermânım oldu ve dermânım derdim, cefân bana emânetin; kavuşmak âteş-i sûzân bana. çağlara inat, asrın tüm yalan sevdâlarına, cân verirdi tereddütsüz ölsen yüreğim. iv. esmer bir kız çocuğu, aklı karışık... bir ceylân gözlerinde yanmak üzere. kefenini yırtıp beyaz kaderin kırpıyor gözlerini uyanmak üzere. o, diker gözlerini siyâh *******e, odalarda sönünce ışık. ben, bomboş bir duvara bakıp, üşürüm sezen aksu *******de. v. bir unutmabeni çiçeği gibi yüzleri albümlerde, sevdâ yarasını sarıyor ölüler. babaları gibi bakıyor çocuklar, ölüyor kızları anneleri gibi; yaşatı(yo) r ölüleri o içlerinde keder, bir unutmabeni çiçeği gibi yüzleri albümlerde... vi. sana gözlerinde erdim, gençliğimin hicret kuşlarında. düştüm ve ölüverdim, kırılgan, o incecik avuçlarında. yüreğinin kesik ellerini mi, ne görürdü melekler uykularında? benimse yakar ellerimi, yüreğin, parmak uçlarında. vii. ne görürdü ölünce bebekler, çizgi çizgi bir anne mi; fotoğraflarında son gülümseyişi, annelerinin kucaklarında? viii. kahverengi gözlerinde erdim, yüreğimden kıbleye. sen, gözlerini dikerek yere; bakamazken gözlerine hiçkimsenin. sen, yaklaşamadığı kadar hiçkimsenin, doğunun, batının azîzliğinin başkenti olmuştun hep yıllarca. (bense) çözülüp çözülüp erirdim, yüreğinin coğrafyasında. ix. belki alışırdım hayata -akıp giden gösterişle- kabullenip yitirdiğimi, aşkı ilk öpüşte. x. ilk sığınışım gözlerine. bir kadının kör yüreğine. anlasaydı, sevdâ; cehennemde yanmak yerine. xi. ufalanışım ellerinde, tesbih taneleri gibi... sen, gözlerin inci inci ellerini açarken göğe. düştüm, sendeledim; sende ilk günâha düştüm. yazılmış kader böyle dedin; bir çocuk gibi Allah'a küstüm. xii. acır gibi baktı ölüm, kalanlara arâfta. acı ve sevdâ içen gölgeler her tarafta - - tutuşup yandırmakta aklı, zamân geçtikçe her keder. akla doldurur saçları, gençleştikçe özlemler... xiii. beklemek öldürür insanı, ölesiye sevmek öldürür! yanar çocukların dudakları, çocuklar ateşten ölür. xiv. anladım niçin ölür melekler, avuçlarını kim yaktı... her çocuğun kalbinde yazılı sevdâ ölünce ölürler. xv. elbet alışırdım hayâta, -neye alışmadım ki- ölümün kesik yüzleri, hep karşıma çıkmasa... 19 Aralık 2006, Adana Mehmet Akif Ardıç |
.....Şems'in Delisi
«Her leylimde kamer, sen, gündüzümde bir şems... Mevlânâ'da bir, bende bir, bende bir şems...» 'SEN'i seviyorum...' demeye korkmasam... Birgün SEN'i sevdiğimi söyleyebilsem SANA. Ama nasıl sevdiğimi... SEN baştanbaşa Şems'ken ben pervâne olmasam; ... Kim anar Kays'ı, böyle meczûb, böylesine deli! Ne vuslâtın bir adı, ne bu sitem SANA: Ben de koşardım herkesler gibi güllerle SANA, kavuştuğumda bu ateşin söneceğinden korkmasam... Bir adı yok hâlâ bu sevginin... Dostluk mu, can mı, kardeşlik mi, aşk mı, hiç olmak mı, ölüm mü, yalan mı... Hiçbir şeyken her şey olmak mı! ? Bir eşi, benzeri yok bu sevginin... «Mecnûn'un sadece adı var» diyor ya Fûzûlî. Öyle bir âşık-ı sâdık oldum yıllarca SANA! Bedeli bugün, nefessiz, cânsız kalmaksa da, yazıldım elest meclisinde, mecnûnca SANA! Yaradananını sevdim, yarattığı bir tek SEN'den ötürü, bir ene'l aşk, bir sırr-ı Mansûr'ca SANA! Kanadım bin Esrâr Dede, râm oldu her kanadım esirce SANA. Solmasın GÜLÜM, hiç solmasın diye; ağladım bir kaç bin yıl küsurca SANA! Sevdâmı anlarlar da, sana düşman olurlar diye; bakamadım doya doya gözlerine, bir kez olsun cesurca SANA! . Ben de koşardım ellerimde güllerle SANA, dikenin incitmesinden korkmasam... Bugün, Arâf Vâdileri'nden çıkıp gideceğim... Bugün, SANA (Kâf) Dağları'ndan masallar söyleyeceğim... Bugün, sevdânın elinde iplik gibi büküleceğim... Bir nefes daha almasam, almasam... Göstersem aşkımı yetimce SANA! Uzansam bu yaralı gönülden ipince SANA! Bana bir kez «Sevgilim! » söyle; cân çekişeceğimden korkmasan... Bir nokta kuşu gibi, döner dururum gönlümce SANA! Bana bir kez «Sevgilim! » söyle; ya da «Yetimim, cân»... Öperim Ben-i Adem'in her köpeğini, kokun bulaşmıştır diye ömrümce SANA! Sana kasîdeler biriktirdim her çöl yağmurlarında. Söylesinler Kays ne halde, görünce SANA! Bülbül gibi âh-u zârımda /dinle bir kez ne olur/ hasretten çileler örünce SANA! Anla bir kez ne olur, Kays ne halde; bu incecik gönül, Ben-i Adem'de, huzûr bulur ancak ikilikten birliğe erince SANA! «Lâ mevcûdu habîbî»... Yok sevgiliden başka hiçbir şey, yüzümü secde edip sürünce SANA! Bir adın da Şems diye Cehennem'e inanmışım. İstemem Adn u Firdevs, bir gececik rûyetin derince SANA! Bir adın da Şems, ben gece kalmışım; karanlık gözlerimle özümce SANA! Bana bir kez «Kays! » söyle, çıldırırım o dudaklardan duyunca adımı! Oysa kölelerine bir önemsiz hitâbın bile mübâh SANA! Beni sevmen mübâh SANA! Ama bir kez, bir kez «Aşkını duyuyorum Kays», de. Fısıldasan bile duyarım inan; geçirsen de içinden, ya da hiç, ya da hiç söylemesen... Işığımda yanman sebebsiz değil, yandığını biliyorum Kays, de... Bugün, yağmurlarla iplik iplik döküleceğim... Ne olur aç pencereni, nokta kuşu değil; ben gireceğim! Doğduğum bir sevgililer gününde, SANA bir kez sevgilim diyeceğim! Şarkımız çalıyor, aç pencereni... «Elbette önce çekip gidip, sonra döneceğim...» Kays gidiyor, ne olur aç pencereni. Kayan bir yıldızla, SANA dilekler dileyeceğim... Kardelenler soluyor, ne olur aç pencereni; kan kırmızı bir aşkken beyazlara dönüşeceğim... Dikçe ağlıyor, ne olur aç pencereni; SEN'i gözyaşlarımla süsleyeceğim... Mehmet Akif Ardıç |
....Ey Aşk Seni Neye Benzetip De Anlatsam
seni neye benzetip de anlatsam ay ucumda bir geceye mi seni yahut alabildiğince sussam düşlerimden koridor koridor uzayan kendi gölgesine basan bir hırsız gibi seni bir ölünün tabutunda ilk akşam düşünürken yaşanmamış gerçekleri yahut ateşte açan bir simurg çiçeği soldukları yerde küller bırakan bir çözebilsem ölünceye seni açılıp dilim bir konuşsam kelimelerin peşini bıraksa anlam söylemeden söylesem seni seni içimde ey aşk daha ne kadar saklasam birgün ele verecek gözlerimdeki bu ağıt seni birgün... gözlerimdeki bu ağıt seni yetmez (olunca) anlatmaya kalem ve kâğıt seni haykıracak dünyaya artık (ben) ne kadar sussam mühürlesen de artık dudaklarımı sus deyip de kızsan... sen sus deyip de kızsan ben söylesem rind ile zâhid seni ölüm, bir kızıldeniz; sen elimde âsâm göstersem bu âdemiyete şâhid seni bir mübârek diş, bir kutlu devrân... hatırlar mı söyle rûyetinle «uhud» seni merhemim derdimde, derdim benim devâm... eylesem üflemeye devam ey dertli ûd seni sen ile çıktı yusûf kuyudan yoğurur ellerinde bir demirci dâvûd seni aşk, o (güzel) belkıs, gönül (zengin) süleymân, öterdi çöllerde eşk ile hüdhüd seni ey gül kokulu sevgili, ne olur bir ân, bir ân! beklerim hep düşlerimde bin ümit seni eksilmez dudaklarından salât u selâm özler iştiyakle bu ümmet seni muhtâcız irfânına biz âhir zamân kuşatmışken ilm ile bin hikmet seni merhemim derdimde... tek bir sözünde devâm... ödüldür anlamak hem himmet seni yârem derinde, aşk kanatsa ben sussam çağırır o ân yüreğimde merhamet seni çağırır o ân yüreğimde merhamet seni kalplerimize nûr, âlemlere rahmet seni yok cesâreti anmaya dilimdeki kamet seni canımda yaşayıp da yine canımda son bulsan ey aşk, saklarım o zaman gönlümde bir ebed seni yakıp da bendeki her hücremi nûr'a güneş'e mi söyle seni neye benzetip de anlatsam akla, düşünceye mi seni 2006, Mamak / Ankara Mehmet Akif Ardıç |
....Kader Hırsızı / Sevdân Ölümü Geçti
kader koydu adını, bir ince kader... tuzak kurdu hayata, ihtiyâra, gence kader... cân'ı cânân'a kattı, ayırmadan önce kader... ben mi kaldı biz'den; yoksa sen mi? koymazdı sürgün; gönlün, ipektendi. «sen, bensizliği bir âb-ı hâyât gibi içiyorsun; oysa ben, cehennem bilmişim sensizliği.» (***) ömrüme hasretten pusu kurdun, kalbinde ölüm sessizliği. sen, yeni açmış bir gonca; ben, dalında vefâ çiçeği... bakışların, ârûz; şiir, elbisendi. en kuytusunda bir var'la yok'un, anladım bahârda çiçeksizliği. adın okudular cinnîler ilkin, doğduğumda kulaklarıma ninni. rûhumun ilk gülüşü; sen, gülerkendi. tarasam'dı zülfün; saçın örsem'di... çöllere çizdiğim bir harf-i kaf'tın... kanadı ellerin; ben, ellerinde kanadım. yan bakışından ey yâr, nasıl korkardım sanırdım cehennem, alevden, ateştendi. çıldırmak korkusu, ölümü geçti... geçtim tüm cennetlerden; bir su-i zân kaldı bende. bakışları körelten kör bir îzân kaldı bende. silemedim gönlümden; nankör yüzün, kaldı bende! biçti kader hırsızı, ömrümü biçti! ! ! gönlümden aşk diye, ölüler geçti! ! ! birgün, getirecek beni sana, biliyorum, tabut, -ki bu dört köşeli anahtar. ey ölüm, gözlerini yum; küçücük bir kızın bu mezâr. kıyamadığın bu yüz, bir hâyâta esîr şimdi. aldığım her nefes, âb değil zehîr şimdi. 21 Eylül 2006 (...) çöl yağmurları - serzeniş şiiri'nden... Mehmet Akif Ardıç |
....Öyle Bir Sır'sın Bende Ki
~güneş'e~ öyle bir sırsın bende ki... ne dîl söylesin, ne kalbim anlatsın... bir bezm-i elest'ten kalma o gözler ki; her bakışın bir âyet: «yaksın sevilen... hep yaksın...» bir nişânın var belde-i arâf'ta diye, kaç ******* dolu dizgin bir uçurumda aklım. ismin gizli her harf-i kâf'ta diye, dert oldu gönlüme; ağladım hep ağladım... kaç *******... savruldum bilir misin? kaf dağıyla o gözlerinin arasında... kaç ******* sana bir sırlı ankâ, olmadım çalışmaya bir kalemin arkasında. kaç *******... hem üşüdüm hem yandım bilir misin yine hep gelmeyişinin, yine hep gelmeyişinin... arkasından. ve yaktım gemileri hep kaç gece tarık gibi,,, gözlerinle gözlerimin, kendimle ankâ'nın arasında. kaç *******, kaç *******; ufaldıkça ufaldı şu gönlüm... dudaklarımı yakan onca suyun, bir de alamadığım onca nefesin arasında... kaç *******, kaç *******, 'yandı, uf oldu şu gönlüm...' giremedim kendimle ellerime yazdığın arasına. öyle bir sırsın bende ki... unuttun, unuttun bende sanki her zerreni. gözlerinle gözlerim arasında. gözlerinle üşüyen kalbim arasında. gözlerinden sadece bir nefes kadar... ve senden bir nefes kadar uzak bendeki kutlu tahtın arasında. unuttun, unuttun bende sanki her zerreni... unuttun, unuttun bende sanki her zerreni... bugün ben-i âdemde kâys olan bir kâys'ın, dün mevlânâ ile şems'in arasında... yeni açmış bir gül-ü fem goncânın, sabah çiği düşmüş yapraklarının arasına... gazeller düşmüş vâd'îlerinde araf'ın... ellerinle saçıma ördüğün dokunuşlar arasında... birbirinden hiç kopmaz bu bakışlar arasında... ok atmaya yüz tutmuş bu kaşlar arasında... ucunda asılacağım kemend-i zülüfler arasında... yandım, yandım sen yandıkça içinde her zerremin; bir rindâne gazel, bir esrâr dede... bir bu simsiyah bakışlar arasında. ... her leylimde kamer, sen, gündüzümde bir şems... mevlanada bir, bende bir, bende bir şems... ... öyle bir sırsın bende ki... 28. Mekanize Er EğitimTugayı, Barış Gücü, Mamak / ANKARA 2006 Mehmet Akif Ardıç |
....Uçurumlar Biriktirdim Gözlerimde
en onulmaz aşkları aşk adına /sadece/ biriktirdim yüreğimde fark etmeden geçen yılları karşıladım alnımda dik çizgilerle yürüdüm şafaklar boyu uzanan zifir gözlerinde penceremden havalanan en son kuşları son bilmememdi tutunmam hayata böyle dimdik senelerce aradım adını içinde hiç sen olmayan yılların bir anlam, bir değer sensiz bomboşken her yarın zafer mi kaybediş mi vuslâtın öldüremediği sevdâlarım aradım adını sarmadı hiç kimseyi neden hiç kollarım mutluluk bildim acıyı bir meczûpkâr ağıtken bile dudaklarımda adın aradım adını her benle yazılmış levh-i mahfuz'umda sayfaların uçurumlar biriktirdim uçurumlar biriktirdim gözlerimde ve penceremden havalanan en son kuşları son bilmememdi tuttunmam hayata böyle dimdik senelerce uçurumlar biriktirdim sonu yüreğimde başlayan birgün gelir atlamak için adını unuttuğumda, hasretinden vaz geçtiğimde... her senden uzak gecede bin yıl yaşlanmışım. vefâsızlık sende bir dal olmuş da ben o dala yaslanmışım... uçurumlar biriktirdim uçurumlar biriktirdim gözlerimde uçurumlar; hasretin zaten ölümdür diye sevemedim hiç himseyi böyle vakt-i ömrümce ölemedim sensiz hasretinle gönlümce koymadılar toprağa bir rûhun yok; ama yaşayan bir ölüsün diye severim seni, severim sen hiç bilmesen bile sevilen bir tatlı gonca sevilen en güzel güldür diye. ölümü bu kadar çok sevdim, ben bu kadar çok sende siyah ******* boyu asılı duran asılmak için o simsiyah zülfünde ... geçtim akıllardan. akıl bana yaramaz aşk dolu yüreğim varken! beklemedi yüzlerim gülmek yarından gönül sende hicrân, yaşamım uğrunda bir dolu âh u zârken Mehmet Akif Ardıç |
...Adı: Gül
'Can kardeşim'e...' Adı, Gül'dü. O, hiç gülmedi. Yorgun kanatları altında, hep özlemle seyrederdi ayışığını... Kaybetmeyi hiç düşünmedim mi onu? Daha açarken, soluşunun acısıyla yanmadım mı? hep onunlayken, onsuzluğun korkusuyla kahrolmadım mı? Yorgun kanatlarına sığındığım, o çökmüş, yaralı martılar gezinen eski gönlünde, Güneş'e açan kardelen'lerin içinde ben, ben o minnacık bedeninden koparılmış rûhumla onda açan ben... Şimdi ne yapacağım? O'nun gülüşlerini, O'nun öpüşlerini ve O'nun ipekten örülmüş merhametini nereden bulacağım? ? ? Yeniden mi düşeceğim toprağa, yeniden mi yeşereceğim karlar arasında? ? ? Şimdi kimin olacağım ben, şimdi kimin olacağım? ! ! Suskunum... Yorgun... Boynu bükük oluşum hilkatimden... O'nun tuzlu gözyaşları boğuyor beni. Başka başka yerlerde; NEFES ALAMIYORUM! ! ! Allah'ım, sönmesin bu ateş, hiç bitmesin bu ACI! ! ! Ben, nasıl O'nun bembeyaz yüreğinde açtıysam, içini yakan o ateşin içinde sonsuza dek yanayım! ! Gözlerinden süzülen acı dolu pırıltılarda, boğazına düğümlenen her acı kelimede, yüzünü okşarken bir bebeğin, minnacık parmaklarının arasından... İzin ver Allah'ım! Ne olur, ne olur izin ver! ! ! Yazmamalıyım! Yazdıkça kahrolacağım! Yandıkça, donar hayâlindeki gözyaşları. Allah'ım, O'na GÜÇ ver! O ağladıkça ben yanacağım. Görkemiyle tüm gülleri donatan kudretin, Gül'ümü yaşatsın Allah'ım! Günahlarından bana günah ver, iyiliklerimden O'na iyilik! .. Ben böyle ağladıkça, o hep gülsün Allah'ım! İstemem artık bûseleriyle yüzümü kanatmasın. istemem, okşamasın gönlümü o sırlı örgülerden dokunmuş merhametten eliyle... O, yaşasın ve adı hep Gül kalsın! O, artık gülsün Allah'ım! Her taze sabah, O'nun ilkbaharı olsun! Doğan her güneş, O'nun 'güneş'i olsun! Ben bir nokta olayım yeter O'nun başucunda, ya da unutulmuş bir ad, senin o koskoca kainatında.. Can Gülüm, hep gülsün Allah'ım; Can Gülümün adı:Gül kalsın! ! ! 2000 Mehmet Akif Ardıç |
...Anne Şiiri
ı. eskiyen o yapraklar mı anne gözlerindeki sevdası yüreğinin bir düş kadar mı evimiz nerde anne hayâllerimiz nilgün yapraklarının buruşan tadı omzunda sevda yükü anne gençliğimin ıı. eskiyen söyle ellerin mi anne saçlarımda kanayan gönlün mü ahh hiç gülmemiş orda küçücük ellerimi sakladığın sırlarımı paylastığın korkularıma dair ağlayışımı duydun mu anne sensizlikten korkup sürgün sevdalar boyu merhametine sığınan ellerimi tuttun mu anne sen ııı. eskiyen hayır ellerin degil anne sevdası değil cılızlaşan yüreğinin ev, taş bir duvara hapsettiğimiz agır betonlar da degil siyah gözlerinde anne ev Ilık nefesimde /saçlarımı okşayan.../ mavi göğünde gözlerin anne, gözlerin dedim ya bak ıslanmış.. anne bak gözlerin....... ıv. sesin buğulu anne bu şarkılarda acı mısralar kadar suskun siyah gözlerinin ağıtı bu ağlama anne gözlerim için giden bu düş; bak bu küçücük ellerim.. omzunda sevda yükü anne gençliğimin 14.01.2000, Kahraman Maraş Mehmet Akif Ardıç |
...Ben Umudun Yüreklerine Çizdim Aşkı
ben umudun yüreklerine çizdim aşkı bir kahroluştu kanlı ebâbil kanatlarını yeniden yeniden doğrultmaktı gözlerine sevdâ dediğim... öyle ne varsa aşka dâir yaşanmışlardan yaşanmayanlara sarı bir dost gülü umut diye uzatmaktı ben umudun yüreklerine çizdim aşkı gözlerinde başlayıp dudaklarında biten sarhoş edici bûselere aldanmadı gönlüm ve dokunmak istemedi bir türlü ellerine kutsâl ve melankoli bir aşk biriktirdim dudaklarımda /bunu sana asla söylemeyeceğim ve sana gülgün yapraklarından asla bahsetmeyeceğim sana donuk bir damla gözyaşı gibi sensiz yaşadığım bu hicrânı, bu hicrânı.../ ben umudun yüreklerine çizdim aşkı senle yaşayıp, sensiz olmaktı... 23.03.1997 Kahraman Maraş Mehmet Akif Ardıç |
...Bir Akşam Sen Gelmedin (Nesir Şiir)
Bir Akşam sen gelmedin. Her akşam gelirdin oysa, hasreti getirirdin akşamlarıma. Bilemezsin içime ne korkular düştü, bilemezsin gülücükler kâbusa dönüştü. İhanet edip aşkıma bir akşam sen gelmedin... Herşey bitti değil mi Anat, herşey bitti öyle değil mi? Ve her şarkı gibi biz de uçmayı bilmeden. Affedemeden hayatı, ucuz bir şarkı gibi... Mona'yı anlatamadan sana; Yağmûr'u, Rüveydâ'yı anlatamadan ve sana kalbimdeki bu hicrânı, bu hicrânı... Affedemeden hayatı, ucuz bir şarkı gibi; herşey bitti değil mi Anat, herşey bitti öyle değil mi? Rüyalarım var mavi deniz Anat, rüyalarım var ve tertemiz... Ben, utangaçlıkların dalgın çocuğu; sen, soluk yüzlü beniz... Gözlerine bakmak ölüm mü Anat, gözlerine bakmak ölüm mü? Kaldır bakışlarını Anat bu zavallı gözlerden ve dudaklarında kıvrım kıvrım yanan siyah okyanusu, lânet yüklü bu 'thetra' geceyi, rûhumdaki aşağılanmış bu sahte cenneti... Kaldır bakışlarını Anat bu zavallı gözlerden, onurlu ve sonsuza dek! Seni seviyordum Anat, herhangi bir erkeğin bir kadını sevebildiği gibi, bir çiçeğin suya ihtiyacı gibi; nefes gibi, can gibi. Seni seviyordum Anat, şeytanın günaha aşka gibi. Kaybedilen sadece yıllar mı olur Anat, yitirilen sadece yollar mı? Biz kaybetmedik değil mi Anat, biz kaybetmedik öyle değil mi? Değişen sadece zaman, büyüyen sadece çocuklar mı? (Masum ve tüm bu iğrençliklerin altında küstâhça ezilen..) Dudaklarından dökülen, kelimeler değil; değil mi Anat, gözlerin aşk değil değil mi? Kalbimizde lanetlenmiş her nisan, takvimden koparılmış her yirmisekiz... Yalan, yalan, yalan değil mi? Umutların, vaadedişlerin, her akşam bu gelişlerin, hasreti getirişlerin; hepsi bir yalan, yalan,yalan değil mi? Hayır Anat, gerçek olan bunlar değil. Hiçbirşey aslında gerçek değil. Gözlerin gerçek değil, dudakların gerçek değil. Sen de gerçek değilsin Anat, sen de gerçek değilsin. Affedemeden hayatı, ucuz bir şarkı gibi; herşey bitti değil mi Anat, herşey bitti öyle değil mi? Ve her şarkı gibi biz de uçmayı bilmeden...... KSÜ, Ayna Edebiyat Dergisi 2000, Kahraman Maraş Mehmet Akif Ardıç |
...Ceylan
/Gonca Gül'üme/ Bir hasret ağrısı, bir gâm bu akşam Yüzümde yaralı bir ceylan yürür Çağırsa hayâlin, aynaya baksam Yüzümde yaralı bir ceylan yürür Ne gece karanlık, ne yollar taşlı Giriver göynüme âh kalem kaşlı Yârinden ayrılmış, gözleri yaşlı Yüzümde yaralı bir ceylan yürür Bu nâzenin kalp, bu titrek, bu ince... Cefânın örneği, seni sevince. Yanık türküler söyleyip her gece Yüzümde yaralı bir ceylan yürür GÜL, dalıyla güzel ah GÜL dalıyla Süslesen mezarım âh GÜL dalıyla Ezilmiş yüreği, yorgun halıyla Yüzümde yaralı bir ceylan yürür İncecik yaprağı tüle benzeyen Var mı bir çiçek daha GÜL'e benzeyen Benzi sararmış, küle benzeyen Yüzümde yaralı bir ceylan yürür Bilmem ki nesin, hayâl mi, düş müsün Donmuş mu dudağın, gülüm, üşümüş müsün Gâm yollarından geçip de gün be gün Yüzümde yaralı bir ceylan yürür Ağlasın bahçemde goncalar güller Seni benden alıp ele verdiler Sormayın alnımda neden çizgiler Yüzümde yaralı bir ceylan yürür Kime ne bu derdi kendim seçtimse Aşk pınarından ilk su içtimse Mutlu sanırlar; oysa bilmez ki hiç kimse Yüzümde yaralı bir ceylan yürür Aşkın bir zindan bende dört duvar Ne yana baksam da hep hayâlin var Sarar da rûhumu bu dinmez efkâr Yüzümde yaralı bir ceylan yürür Unutulmaz yârin o kalem kaşları Öpüşü, iç çekişi, ne göz yaşları Penceremde yorgun ARDIÇ kuşları; Yüzümde yaralı bir ceylan yürür. 2005 Mehmet Akif Ardıç |
...Deniz Kokusu (Nesir Şiir)
'Martı'ya' Ben, anlamsız öyküler için yaratılmışım. Ne başı belli, ne de sonu... Çekingen, tutuk, korkulu, yarım... Ben, anlamsız öyküler için, bu dağınık bedeni... Hiç yaklaşmamıştım bu kadar sana. Hiç korkular yüreğimi böyle sarmamıştı. Gözlerimi açtım ve kapadım. Bütün asır, bir 'görüntü'den ibaret... Karanlığın gürültüsü var sokaklarımda.. Bütün mahfillerde ben koşuyorum. Bir kırgın gibi baktı yüzüme sevdalar; oysa ben ayrılığı hiç bu kadar sevmemiştim... Uzandığım bütün yıldızlar yalancı çıktı. Bütün gölgeler yürüdü bedenlerime. Sadece bir pencere sonuna kadar açıktı. Dokundun bütün sıcaklığınla duvardan etime... Seni hiç bu kadar sevmemiştim. Diyorum ya, a benim kahverengim... Gölgeler, saçlarından yürüdü gözlerime. Saçılan tenine a benim kül rengim... Bütün Deniz'lerde ben yüzüyordum; bütün aşklarda benim kokum... Tenimden sahillerdi gözkapaklarına ördüğüm! İyi ki geldin! Dedim ya, sevmesen, sadece bir hayâldi bütün sevişlerin. Sevmesen, beni hiç sevmesen... Hiç sormasan o göğsünde büyüttüğün ben kimdim? Bir 'sığınak'ta sonsuz köşe kapmacaydı; ben, korkularım ve kendim... İşte yine söylüyorum. A benim kahverengim. Bütün dudaklarımla söylüyorum ve bütün günahlarımla - ki günahlar benim sonsuz yarım... - Seni seviyorum! Seni seviyorum bütün tüm MARTI'lar gibi; çığlığı karışmış rüzgârların. Seni seviyorum bütün yollar gibi ve Deniz'e akan fırtınanın... Gözlerin, hoşgeldi küstah sevgilerin bereketine. Gözlerin, Deniz'lerin yerine; ben, içinde bir serâbın. Hoşgeldi gözlerin, bu yarım bırakılmış sevdalar ülkesine... 2001, Kahraman Maraş Mehmet Akif Ardıç |
...Gecenin Kemanı (Nesir Şiir)
Ve gecenin kemanı, beynimde kahrolan kırıklık, ayışığı ve senin için çalacak yine. Sen yine düşlerimdeki kelebek; ben, yine sana en güzel kelimeleri deren âşığın. Gecenin kemanı, anılar için çalacak; sen, elinde güllerle bana koşacaksın ve bitmeyen bir şiir daha çiçeklerle doğacak. Bir damla gözyaşım, sana bıraktığım hediyem olacak. Bitti sanacak beynim; hayatımın orta yerinde saçlarındaki beyazlarla yüzüme kederle bakacaksın. Korkuyla, gitme diyeceksin, gitme... Bense susacağım. Elimdeki titremeyi duyacaksın yüzünü okşarken, belki anlayacaksın. Son bir defa bakacağım o simsiyah gözlerine. Ve gecenin tû'lunda Ay, beni çağıracak, düşüverecek parmaklarım saçlarının teline... İşte, işte o an öpmek isteyeceğim seni. Başımı omuzlarımdan kaldıracağım. Gülümseyeyeceğim zoraki. Göğsümdeki al 'gonca'yı usulca saçlarına takacağım; ak saçların yeniden canlanacak, kırış kırış çizgileri öpeceğim bir öpüşte çehrenden. Sonra koparacak seni benden ellerim, güle güle diyeceğim sana. Kanayan kalbim ağlamayacak belki seni de ağlatırım diye. Gülümseyeceğim o an, sen anlayacaksın için için ağladığımı. Dokunmak isteyeceksin ellerime ama ben arkamı dönüp gideceğim.Gözyaşlarımı tâ içime, seni sakladığım yere akıtacağım. Gideceğim bitkin ve hasta. Ve gecenin kemanı, beynimde kahrolan kırıklık, ayışığı ve senin için çalacak yine. Sen yine düşlerimdeki kelebek; ben, yine sana en güzel kelimeleri deren âşığın. Gecenin kemanı, anılar için çalacak; sen, elinde güllerle bana koşacaksın ve bitmeyen bir şiir daha çiçeklerle doğacak. Bir damla gözyaşım, sana bıraktığım hediyem olacak. Ayna Dergisi, 2000 Mehmet Akif Ardıç |
...Gözbebeği
Nerdesin, Hangi kahrolası yerdesin şimdi? Ben tutuşmakta kanlı güllere, Sen yabancı ellerdesin. Uykunun hangi tatlı yerinde, Bir yangının hangi sıcak külündesin? Gölge'sin, silüet'sin, kahret'sin; Kahretsin! Nerdesin? Belki sıcak ve temiz bir yatakta, Dalarken geceleyin gamlı gökyüzüne; Seyrederken pencerenin kenarında Yaralı bir ebabil kuşunu.. Uzakken yalnızlık dolu bir çift gözbebeğinden Akarken ve dudaklarıma kandan alevden İçer gibi gözyaşımı İçer gibi gözyaşımı Gözyaşlarımın donup donup kırıldığı O meçhul yerdesin O meçhul yerdesin 23.02.1999, Salı Mehmet Akif Ardıç |
...Gülüm
Gündüzlerim gece oldu gülüm. Ölümüm, sevdâm ölünce oldu. Sana, dünü düşünüp de anmak, bana aşk, sevdânla yanmak oldu. Fikirlerim, ince oldu gülüm. Sensizliğim bana düşünce oldu. En mutlu günüm, sen gülünce oldu. Sen gülünce ay oldu, yıldız oldu, gün oldu. Zülfün, gönlüme kement, gözlerim hasrete sürgün oldu. Yıllar, muallakta kaybolup tek gün oldu. Bana anlamak düştü gülüm! Dudaklarım dudaklarınla nasıl öpüştü. Yüreğime sorsan, bir yerlerde kuşlar havalanıp ötüştü. Aklıma sorsan,yalnızca bir anlık bir düştü! Yazgımızı hasret bölüştü gülüm! Katre deyince, sinemize bir sızı düştü! Gönlümüze hüzünler hazzı düştü. Kurşun, en ince yerden vurdu sineyi; Ozan düştü, sazı düştü! Dertler bile eğlence oldu gülüm. Sensizlik, gönlüme kara bir pençe oldu. Düğün oldu, meclis oldu, ölüm oldu. Bir kerecik aklım almadı gülüm, Etrâfımda dönen dünyâ, yaşadığın gönlüme sığmadı! Göz pınarlarımı sele verdiğinde, gayrı aleme başka yağmur yağmadı. Bir yan bakışınla, ne silaha itibar kaldı Ne dar ağacına bir lüzum... Adın türkülerde ah le yâr kaldı. Bu yürek, senle olmaktan bahtiyâr kaldı. Sanma sevdâm hiç söndü gülümmm, Sanma bir tel bile eksildi hasretinden! Saçlarıma aksi karlar düşünce oldu. Zaman, çizgisini yitirdi gülümmm; ne sonra, ne önce oldu. An bitti, hicrân bitmedi! Bütün güller soldu da şu gönlümdeki o gül hiç solmadı. Hüznüm, bahâra dönüştü gülümmm, kuşlar öttü bağımda, yemyeşil çimenleri papatyalar örttü. Bembeyaz atlar salındı vadime. Ne vaadine bir sitem, ne bir vuslat hayâline. Beni bir mecnûn hâline bir öpüşün itti gülüm! Kahkaha demlerinde kalbime bir dolu kân düştü. Râkîbe gül vuslâtın, bana görgüsüz bir hicrân düştü. Bülbüle gurbeti kendi özü âşiyân düştü. Hancı düştü, han düştü. Yeminlerimiz, yazgıya yalancı düştü! ! ! Dün tek yürek iki sevgili, bugün nasıl iki yabancı düştü? ? Sitem değil hâl yâr. Kelam değil kâl yâr. Kalemimi kırsan ne var; merhametin gönlüme savcı düştü! Bu aşk vadisinde, Ceylan vurdu avcı düştü Sormayana ne bir tek taş Sorana vuslatın bin dârağacı düştü gülüm! Vuslat hânemize sen öldün, bin acı düştü 2004 Mehmet Akif Ardıç |
...Haberin Var mı?
yollar bekledim varlığının gölgesi düşen umutlar saldım kırlangıçlarla hiç dönmediler hüznün en koyusuna kamburu düşen bir meczûb gibi sığındım bakışlarına gözlerin beni görmediler haydi, şimdi bu titrek beşiği sallayan mumdan ellerin nerdeler, nerdeler söyle bana rengine gün değmemiş o mağrur kanatların koruduğu o mağrur kanatların beni boğduğu dirilip her yanımdan sardığı beni bu zayıf ışık; bu derbeder Bu; işlediğin mendili dilenmişl söyle bana bu benzi soluk ne eder, ne eder! ben beklerim bu sevdâyı başucunda sen gözlerini de alıp gidersin bitmez biliyorum yüreğinde o merhamet biliyorum yüreğin gitmek istemez ayışığı emzirirken pişmanlığımı ardından umutlar.. herşey giderken yine de vazgeçmem cinâyetinden ben böyle her akşam silinip teninden göğsünde yürürüm haberin var mı? 2003 Mehmet Akif Ardıç |
...Kapama Gözlerini
soğuk ve dik rüzgârlar esiyor rûhuma tepelerden yaşıyorum hayatı böyle dimdik melâle gözlerim bulutlu sana gönlüm inkisâr... bilmem ki bahseder mi gözlerinden kutsâl âyetler çünkü ben kutsâl bir aşk biriktiriyorum dudaklarımda Yorgun bir Ka`be çiziyorum gözkapaklarıma kapama gözlerini üşüyorum (*) kanlı bir gül imgeliğinde kanatlarım rüzgârdan atım şahlanmış yamaçlardan ölüme sadece gözlerin perde rûhumla soğuk ve dik rüzgârlar esiyor rûhuma tepelerden gözlerim gözlerinden uzak ve pıhtılaşmış yüreğimin çığlıklarına kapama gözlerini üşüyorum (*) 03. 03. 1999 Ayna Dergisi Sayı:7 (*) Ahmet Arif`in 'HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM' adlı şiirinden alıntı yapılmıştır Mehmet Akif Ardıç |
...Kardelen
..ve sevgiler bitti; dostluklar.... akşam, gözlerini siliyor ufkumdan. merhaba akvaryumlu yüzlerin. soğuk. kış,yüzümü aydınlatıyor. kalbimin kıyılarına yaslanan saçlarını alıyor rüzgâr. gün, gözlerinden dem vuruyor. artık 'hiçbir şey'sin bende. Hiçbir şey...: 'adını yazıp yazmamak..' kadar kısa. seni öykülerime terkediyorum. sen de kalbimi kendi hâlinde bırak! yaralı bir kuş gibi süzülürcesine aykırı sessizliğim. mavi kuş; 'gökyüzünde hep yaralı ayak izlerime'... ' konuş ne olur benimle, boğulacağım'... rûhum gözlerinin önündeyken çırılçıplak hissediyorum kendimi sanki rûhumun bir kösesinde, hala yaşayabilmeyi ümit ettiğim 'sensizlikler' var. gözlerin şimdi 'yeşil'. az sonra akşamın kızıllığında tekrar koyu elâya dönüşecekler... yetimCE. ben asıl şimdi yetimim. bir akşamüstü bütün kuşlar uçup giderken bahçemden, sen sulara gölgeni düşürdün. anlamıyorum; niçin bir beyaz'a dönüşme isteği? ? ? oysa ellerim öyle canlı, oysa gözlerim daha ışıl ışıl... unuttum; hayatta kalan tek kardelen kimdi? üç,beş,yedi... sâhicisi kim? yoksa bütün masallar gibi gözlerin de bir yalandan mı ibaret? ? ? geçmişi tamamen siliyorum. son yaprağına şöyle bir not sadece: 'oyun bitti! ! ! ' oyun bitti; tüm ışıklar siyah'a dönüştü dekor, perde, sahne ve ışıklar.. alkış seslerini duyamıyorum. uzandığım bütün yıldızlar yalancı çıktı. şimdi gözlerini hatırlamıyorum bile! oysa hala ellerini arkanda sakladığını biliyorum. SOBE! ! ! git! uçurumlara terkediyorum seni ve sizleri. bu kez ağlamak yok, hayır, ellerimi tutma; İSTEMİYORUM! ! ardımdan bakacağın uçurum, son ölümüm olacak! ardımda 'bir yetim' daha bırakarak... bitti. kardelen'in öyküsü bu. yetim, gözlerinde esmer.. 'oyun bitti! ! ! ' bütün fotoğraflarımı yaktım sende, sizlerde kalan.. küller, şimdi gözleriniz kadar silinik! ! ! bitti. artık yazmayacağım. düşüyorum tâ derinlere. 'sonsuz' dediğin o boşluğa.. bir ceset, bir ölü ve siyah mumlar! istediğim tek şey artık bu: beyazlara dönüşme isteği... gözlerin gitgide zayıflıyor. öleceğim. siyah, yeşil ve koyu elâ; öleceğim. gözlerinin içinde ve yapayalnız.. sakın ellerime dokunma, sakın ellerime dokunma! ! ! 2000 Mehmet Akif Ardıç |
...Kuklacı
«anlamak, anlaşılmanın tamamıdır.» - Bir Dost hayatlar verdiğin bu sahnede kuklacı gözlerindeki ışıklar gibi soluyor perdeleri tüm rüzgârların kuklanın göğsünde hep bu kurdelayı unutuşun sanki, sanki ilk mi sanki gözlerime bırakışın bu izleri... Sahi çaldığın bu kaçıncı hayat kuklacı ettiğin bu kaçıncı ahd? Döktüğün bu gözyaşları... yüzünde bir ölüden alıntı bu toprak bu adressiz cam kırıkları kukladan bir kuklacı yaratarak «ermek yüzüne hayatın bu söylenmemiş şarkıyı...» KUKLANIN GÖĞSÜNDE BİR NİNNİ ÜŞÜYORUM TUT ELLERİMİ sahi gördün mü o kanaryaları eline uzattığında elini 9`lu gülen adamı sonra bir kardelene düşen gönlü uyanıp hep kabuslar içinde eğilip toprağa düşüren başını... İşte o hayatlar kuklacı sıkı sıkı sarındığın o yürekler sığınağını gönlünde taşıyan pergel adımlı kaplumbağayı içine koyan o eller... o gülümseyişleri yok mu içini titreten ardında burukluklar bıraktığın yeşil bir denize dökerek kirpiklerini sonra gülümsediğin koskoca bir erik ağacına dönüştüğün bir annenin karnını tekmelediğin... /acı, acı, acı.../ işte bunlar ardında bıraktığın hayız kanıyla yıkanmış sevgiler bir sığınağa düşürdüğün korkular... işte bunlar; içinde aşk kelimesinin hiç geçmediği vurularak düşüşü tüm hikayelerin adını sürerek toprağa adını adından silerek.. adını tüm geçmişlerden silerek seni tutan o eller ..... işte bunlar ardında bıraktığın ........... en güzel zamanda gidiyorsun kuklacı hayatlar verdiğin bu sahneden bir gülpembe gibi söz vermiştim oysa hani arkandan ağlamayacaktım arkandan hi bakmayacaktım sana elveda bile demeyecektim bu gözyaşları senin alkışların kuklacı silinen bu eller, bu dokuzlu yüz`ler... tek seyircisi kalan bu oyunda senin yalnızlığın, senin yolların kukladan bir kuklacı yaratarak «ermek yüzüne hayatın bu söylenmemiş şarkıyı...» 2001 Mehmet Akif Ardıç |
...Mavi Bir Hüzün Şiiri
ihânetim karanlığın gözlerinde saklıdır yetim, örgülü ellerinde yüreğim adresi aşka çıkar ve tüm solgun orkidelerin ağlayan bir çocuğun elleri durur yeşil göslerinde hâtırâ ve kan aynalar geri getirin ne olur: 'yitik öykülerin beni tâ arasından' yüzünü cam kırığı dudaklarıma çevir anla hangi yüzündeyim şimdi hayatın ağlayışım niçindir olmayan annelerine kör ve masum şarkıları artık hiç olmayacak çocuklarımın... 2001 Mehmet Akif Ardıç |
...Mona'ya Sevgililer Günü
-sevgililer günü ve doğum günü dolayısıyla, çok özel birine...- bir monarosa ölmeli ki taze kan bulmalı aşk ve yırtılmalı rûhumun gökyüzü çığlığım korkutmalı seni adını denizlere yazmazsam görmesem gözlerini hergün bir kere biliyorsun ki.. biliyorsun ki.. 14.02.1999 Mehmet Akif Ardıç |
...Sarıl Bana / Lila'ya Mektuplar I
bir rüzgâr anımsatır kokusunu, bir rüzgâr; ellerime Lila'nın nefesi değer. hissizce seyreder yok oluşumu; Lila, o soğuk kayalara benzer... bûsesi kanar soğuk ışıkla, saflığı bir kız çocuğunun yüreğinde esmer.. ne olur pencereni aç Lila! bakarsın kanatsız bir martı, o bembeyaz yatağına düşer. yahut ataletli bir yürek atışı; gözlerini gözlerimden kaçırıp korkuyla, bu mumdan bebek, bu camdan patikler, ellerin gibi kırılgan bu çini vazo... hissizliğin gözlerine incecik damla damla düştüğü vakitler... dudaklarını Lila, dudaklarım ısıtacak. mürekkeple yazdığını, kalbim bûsenle unutacak.. sarı odalarda bu dar adımlar Lila, ve siyah korkular; yüreğinde, tüm çığlıklarıyla... örtün Lila, pencerenden bahâr giriyor.. sevdâya karşı, yüreğin bitiyor, bitiyor... Lila, yüreğin rehin korkulara. umutlar da bir köşede can veriyor. hayır, pencereni açma! hayır, lambaları yakma! anlamıyorsan yüreğimi, boşver, kalsın, anlama! bu limanda kağıttan kayıklar ve suya batan ellerin Lila, kağıttan kayıklar, yüzmez sularda.. örtün Lila, odan gittikça aydınlanıyor.. yüreğinde kargaşa artıyor, artıyor... kayıklar batacak Lila, bak, bu deniz'in sesi: 'atla, atla, atla...' deniz'in senden başka yok hiç kimsesi; anla, anla, anla... kabukların var ya Lila, sığınağını göğsünde taşıyısın var ya.. gezişin sevdâyı parmak uçlarınla.. içimdeki sessiz bu öfke, öpmezsem beni yakacak.. sen korkuyla ufuklara bakarken.. gözlerin, kahverengi bir tül gibi uzanırken boşluğa, son kez çaresizce yalvararak teslim olacağım aşk celladına.. seninse dudaklarında o aynı kelime: 'seviyorum; ama, ama, ama...' anlatsam mı? hiç konuşmasam mı? sussam mı? ya da dudaklarını öpmesem? yaşamak bir cehennemse koynunda Lila, yanmak... küllerime savurdun be boşluğa, sevdim sanarak! ! ! Lila, ağlasam mı? mehtâba küskün bu sarı yüz, en keskin bıçakların kanattığı.. hani sevdâdan çarpılma. bir ölünün kalbinden alıntı mehtâba küskün bu sarı yüz.. affet! ... bu incecik gönül taşımıyor sevdâyı.. kurşun, köpüğe işlemiyor. dokunma ne olur yaralarıma! merhem olma acılarıma! ne ben boynu bükük bir dervişim, ne dudakların dudaklarıma bir sadaka... ... hayır, Lila, anlama beni; ve boşver, anlamaya da çalışma! hayır, söndür tüm ışıkları, Lila, sakın lambaları yakma! umarsız, çaresiz.. yastığına gizlediğin sırlar gibi sessiz... haydi bana haykır şimdi, yastığının yastık olmadığını.. siyahın hiç siyah olmadığını.. sevdânın günâh olmadığını.. haydi bana şimdi haykır; seni hiç anlayamadığımı... haydi bana sarıl şimdi! ne olur asıl şimdi! gönlümüz, gönlümüze esir şimdi.. birbirimizden uzak hergün asır şimdi.. sevdâ başucumuzda dolaşır şimdi.. seni seviyorum de bana, al koynuna asıl şimdi! yüreğimdeki hüzün dağlara bedel; gözümden yaşları sil şimdi! gönlüm, ben hiç sevmem derken, bir ceylan bakışlıya esir şimdi! bir çiğ tanesi gibi her sabah erken, bas beni bağrına, kalbim senindir şimdi! seni seviyorum de bana, öp dudaklarımı asıl şimdi! ... ...... yıldızlar da bitiyor... ay, dökülüyor parmakuçlarıma.. ay, bir sahra çölüne düşüyor; ay, İstanbul'a... uzaklardan bir at sesi geliyor. sevdânın ölümcül yamaçlarında, kalbim eriyor, eriyor.. Lila, kalbime birşeyler oluyor! rûhum delice şeyler istiyor! aklım imkansızı istiyor! günâh dolu beyazı istiyor! Lila, kalbime birşeyler oluyor... mâsûm ve utangaç... küçük bir kızın sevdâ oyunu. o sevilmeye muhtaç; bense sevmeye onu... ahhh Lila.. gönlümün maralı! .. ve ceylan bakışlım.. ve dostum, yârânım, yârım benim kalbi yaralı; gazalım, sebeb-i varım. mâsûm ve utangaç... bilse o zalım, bilse o zalım.. ne rujlu bir dudak; ne de boyalı saç.. güzellik hep Lila'nın.. mâsûm ve utangaç... bir gül dalı mı yoksa selvi mi; yahut çöle düşen bir yağmur mu adın? Leyla mı, Aslı mı, Zühre mi, Şirin mi? Züleyhâ'sı mı Yusuf'un, Sara'sı mı Musa'nın? yoksa bir sevdâ seli mi; gökyüzünü boyadığın? *******in kızı, ey mâh-ı didârım.. bir efsürde-dil.. can yakan gönül.. afet-i devran! ey katre-i aşk.. ey bunalan gökyüzü.. ey siyah perçemli cihân! ey günaha çağıran masum, ey can veren ölüm, ey hüsn ve iffet, ey sevda hırsızı, ey yaşam pınarı, ey gecenin matemi, sevda bakışlım, derdim, sevincim, hüznüm.. sebeb eyyyyy! ... bir sükut ki anla bin âh'a bedel.. bir sevdâ ki, hiç karşılıksız, umarsız.. değişmem hiç birşeye gülümsemeni; ne olur gel, gel! .. bakarsın bulamazsın gün gelir beni; bu çiçek de karlara düşer.. gün gelir sevdiğinin bedeni, ıssız bir mezara düşer.. yarın belki de geçtir ne olur şimdi! .. sarıl bana ne olur asıl şimdi! .. 2003 Mehmet Akif Ardıç |
...Sen Varken Hiç Solmazdı Çiçekler
- gülgün çiçeğine - sana biriktirdiklerim gözyaşından çok ve gözlerinden az yok olmakta yüreğim bu hicrân hiç kaybolmayacak sesim bir kilitli hançer hiç soldular mı bak yüreğimde çiçeklerim gülmek ne acı şey gırtlağıma düğümlenmişse ölümün ölümün, bu ayrılık bu vakitsiz ve yatağımda darma dağın sen varken hiç solmazdı çiçekler gülüşüm hiç kalmazdı yarım.. sana biriktirdiklerm bir can borcu bir de güller hiç vefâ etmediler niye bilmem umutlarım unuttuğun bir ben kaldım gidişin sordular bir ben kaldım habersiz oysa ilk bende ölmüştün sen varken de senindi ölümler sana biriktirdiklerim içimde bak döküntüler tutamazsın söylemiştim sözlerin yalan olduğunu vâkâ.. görmüştüler tutamazsın söylemiştim kuşlarımız bu bahçeden uçup gider dallar kırılır ulu orta ben bedenimde darmadağın... sana söylediklerim çıkacaktı sana söylemiştim bir sen gidersin böyle sessiz senden vefâlı çıktı o beğenmediğin hüzünler oysa hiç söylememiştim söylediklerimi gün gelip te duymayacağını karlara inat bir ben kaldım bir ben bir de öbür yanım.. gülmek gerçekten ne acı şey sen gülmüşsen hele şu köşede durmuşsan ağlamışsan çarşafında şu bembeyaz yatağın sen gülerken hiç solmazdı çiçekler ölümüm, hiç kalmazdı yarım bir sen vakitsiz böyle sesiz böyle köhne o incecik boynunu uzattığın bir sen gidersin benden habersiz sanki ben yine yatağımda darmadağın sana biriktirdiklerim bir can borcu bir de güller gözyaşımdan çok ve gözlerinden az sana biriktirdiğim şeyler.... 2003 Mehmet Akif Ardıç |
...Senden Kaçmak İstemezdim
gözlerin vardır sözcüklerle kurduğun bir doğuşu bebeğin daha ilk çığlıklarıyla söylemek istemezdim ama duysun bütün kelimeler adını ki boğulmak istemiyorum gözlerin kadar güzelse deniz gün batımı anımsatıyorsa bütün harflerini adı vahiylerde geçen o ülkenin sırrını yağmura düşürdüğün her yaprak külünü birgün anımsamazsam bağışla birgün ağlamazsam yıkılışının anıtlarına birgün boğarsa kelimeler beni seni düşünmek seni... hep kaybedişin vardır her ağlayışında gülen yanların hep gözlerin bilirdim beni vuran oysa öyle çoktu ki zaafların sanırdım gözlerinde asılan bir tanrı vardır bağrımda kirpiklerle dolu mızrağın senden kaçmak istemezdim ama ay vaktini çoktan yitirdi yüzünde bu yakınışın anahtarı vardır ellerin vardır merhametin en incesiyle örülmüş gözlerinden takılıp düşen sessiz adımlarım bir fotoğrafta saklı duran öldüğünden habersiz o bakışın... senden kaçmak istemezdim ama durduğum yerde önüme hasretten mesafeler kurdum ömrüme o cılız umudu koydum sonunu koydum bütün başlangıçların işledim ölümünün ilk harflerine izledim ölümünü kendi gözlerimle gözlerden akmayan hiç yaş mı vardır düşsünler çehrelerden izleyip yolunu yoksa koynunda gizlediği kendini yakacak bir ateş mi vardır hükmünü bozarak tek yargıcın alnında yanan bebekleri asılı duran gönlümle kavgası ılık günahın birgün daha dayanacağım beni bağışla bugün de yanmayacağım kendimmişim kendi kendimi vuran ne ölüşünmüş / birbirinden uzak / yıkan kentimi ne gülüşün öldüğünden habersiz.. bir foroğrafta saklı duran gönlümde gönülden ıssız kat kat büyüyen o uzak şehir vardır 2003 Mehmet Akif Ardıç |
...Vehim
Hasretin içimde tasmasız gesen İçimdeki kuduz binlerce adam! Alnımda koridor koridor yüzen Sönen lambalarla dolu boş odam... Soyun ey dudağında her bûsesi Emilen ey korku görünsün etin! Rûhumu kemiren gıcırtı sesi Parmağı sırtımda bir iskeletin Ezip de koynumda ölü etleri Eski bir tabutum soğuk ve de dar Takılmış rûhuma ezelden beri Tenimde et yiyen obur yılanlar 2000 Mehmet Akif Ardıç |
...X Nokta Y`em
Bugün hava soğuk X nokta Y`em Siyah çekedini giy; üşüme Kırık gönlümü de koy çantana Ardında kaybolan gölgemi de Bugün hava soğuk X nokta Y`em Taze karlar yağdı düsüme Dudakların boyasız X nokta Y`em Ve saçlarin daginik Ilık bir rüzgâr örttü yüzünü /Hayâlinde pişmanlık/ Üşüyen ben miyim Yoksa gözlerin mi karanlik Ko beni gönlüne Ko ne olur bir anlık Bugün hava soğuk X nokta Y`em Gözlerin kapkaranlık Kırık gönlümü de koy çantana Siyah çekedini giy üşüme 1999 Mehmet Akif Ardıç |
...Yağmur (Başörtüsü Şiiri)
Ayrılık getirecek bu YAĞMUR belli; Havada yine hicrân kokusu var. Sen bu ellerden gittin gideli, Ağlıyor ardından hep bu YAĞMUR'lar. Ayrılık getirecek bu YAĞMUR belli... Feryâtlar düştü hissene: “bembeyaz..” Ne bülbüle gâm ne de figân düştü. Her acı dudağında mağrûr bir hâz; Saadet gözlerine bir nâlân düştü. Feryâtlar düştü hissene: “bembeyaz..” Feryâtlar, feryâtlar.. duymuyor kimse! Vicdânlar sağır, taş ve ateşten - Yaratılmış, sahte, dar bir elbise. Yamaçta aksi, kısacık ve içten - Feryâtlar, feryâtlar.. duymuyor kimse! Eller semâlarda; bulutlu gözler: “Bu karanlık gecenin sabâhı nerde? ” Gözyaşları gözyaşlarını izler; Ve bir yaprak gibi titrerde, Eller semâlarda; bulutlu gözler: Taş kalplere anlatmak ahh.. Ne kadar zor - Gerçeklerin masal olmadığını. Bir darbe de dostun kendisi kor; Basar hemen sonra da kahkâyı... Taş kalplere anlatmak ahh.. Ne kadar zor! .. Beklemek, beklemek.. Acaba neyi? Sevgi nedir bilmeyen gönüllerden - Bir parça, küçücük.. Dostça sevgiyi.. Herşeye rağmen bıkmayıp yeniden, Beklemek, beklemek.. Acaba neyi? İnanmak.. Ahhh.. Sonuna dek inanmak.. Sonuna dek ve de gülercesine - Ateşe bağrına gâmlı uzatmak.. Baharında birgün geleceğine, İnanmak.. Ahhh.. Sonuna dek inanmak.. Zulümler,zulümler.. Sonsuz zulümler.. Neden: Çünkü bu dava tehlikeli(!) .. Açmasın, açmasın diye bu temiz güller İğrenç yüzünde çağdaşlık maskeli - Zulümler,zulümler.. Sonsuz zulümler.. Limanda bomboş, sessiz bir gemi, Kalkacak belki de, tahmin etmek zor.. Denizlere bakan “yeşil göz”leri, Ümitsiz, beyhûde, suskun ağlıyor. Limanda bomboş, sessiz bir gemi... Erkek olamadık biz sizler kadar; Seyrettik uzaktan sizi hüzünle. Seyrettik, seyrettik sadece o kadar; Bu kavganın gerçek yüzünde, Erkek olamadık biz sizler kadar... Rüyâlarda gezdik sizden habersiz; Amaçsız, pembe - beyaz rüyâlarda. Tasasız, gâyesiz, duygusuz ve hissiz - Gafletler, gafletler ve hep ardarda Rüyâlarda gezdik sizden habersiz; İsmimizde kalmış delikanlılık; Bilmeden hergün nâmerde uymuşuz. Haftada bir cumâyı dindârlık sanıp, Bunca yıl uyumuş, hep uyumuşuz. İsmimizde kalmış delikanlılık... Erkeklik değilmiş, değilmiş ölüm; Erkeklik, daha ölmeden ölmekmiş.. Erkeklik Allah için yanan gönlün - Aşkından asla tâviz vermemekmiş. Erkeklik değilmiş, değilmiş ölüm... Yalanmış bir meğer “sahte zafer”ler; “Leylâ”lar, “Mecnûn”lar hep bir yalanmış. Asıl “Mecnûn”luk, Mevlâya bir nefer; Resûle yakışır ümmet olmakmış. Yalanmış bir meğer “sahte zafer”ler... Bulanmış nehirler nefsin tasında, Günâhlar zevk olmuş, haramsa âdet. Saklıymış meğer senin her gözyaşında, Hakîkî mutluluk, gerçek saadet. Bulanmış nehirler nefsin tasında... Artık uyan, uyan eyy “Tûde-i Zinde” Kalk ayağa sen de “Sakarya” gibi! Uykular gezinen mahmûr yüzünde - Açmalı sevdânın diriliş vakti! .. Artık uyan, uyan eyy “Tûde-i Zinde” Canlanın siz de eyy solgun çiçekler, Canlanın siz de bir kıyâm vakti.. Ve şu kırık dallarda teker teker, YAĞMUR damlalarını öper gibi, Canlanın siz de eyy solgun çiçekler! .. Islanın ve eriyin bu gözyaşlarında, Başörtüsü mendil herrr bacınızın... Erkeklik nedir görün varın da; Varın bunu defterinize böyle yazın! Islanın ve eriyin bu gözyaşlarında! ! ! Mevlâ`m affeder (!) bizi; sen de affet! Affet bizleri ne olur buna muhtâcım.. Sen eyy gül ü rahmet, sen eyy hüsn ü iffet; Affet bizleri ne olur eyy bacım; Mevlâ`m affeder (!) bizi; sen de affet! 1999 Mehmet Akif Ardıç |
...Yağmurlar Şehri
Gün gelir de beni ıslak caddelerin kuytusunda Bulursun diyedir koşmam şehre yağmur yağışında Gözyaşından bir sığınak bu yağmurlar şehri bana Ne artar ne eksilir ne söner yüreğimde bu kavga... Git, git, git! Bir yetimi de götür Git, git, git; yüreğim öksüzdür Ben bir hırçın deniz; gözyaşım köpüğüdür Git, git, git; ama önce ne olur öldür! .. Bir delinin mi gözleridir aynalara baktığımda Mavi, buruk bir kız ağlar; Yüzü yüzümde, on yaşımda.. Yemyeşil bir denize hüznü gömülüdür Küçücük elleri bir iplikle örülüdür! Git, git, git; yetimini de götür! Git, git, git önlüm şimdi öksüzdür Ben bir koca deniz, gözlerin köprüsüdür Git, git, git! Düşünmezsin kalbim ölüdür! 2000 Mehmet Akif Ardıç |
...Yalnızlıklar Eskimez
eskir mi yalnızlıklar gözlerin burnumda tüterken daha daha tün tuttuğum parmakların mı eskir hatırla henüz kalbim, bir sözüne esir! boğuyor beni bu parmaklıklar bu alyans yüzük, bu altın saç.. bir ben ve bu şehir! söner mi yanışlarım doğrularım yanlışlarım yeşil bir denizin esaretidir yüzüme mahzun bakışların masum bir kız çocuğu hüznü dağlardan büyük yetişir.. yetişir.. sakladığım hüznü bulmasın ne olur ağlatmasınlar beni bilmesinler feryadım solarım bir gül gibi.. kaç zaman geçse unuturum gülümser miyim yollara ben gönlümü avuturum derdimi anılarla.. acılar uzak durmasın ne olur kirletmesinler sevgimi anmasınlar hiç adım gideyim elveda der gibi.. kime ne ağlıyorum kim karışır yalnızlığıma? ne artık saçlarını okşuyorum ne kırgınım ben dünyaya.. Mehmet Akif Ardıç |
...Yeşil
I uzan usulca yanıma gözlerinde şimşekler istiyorum gözlerinde karanlıklar.... ama tüm YEŞİLleri söndür bembeyaz kal koynumda II bulutların solmuş YEŞİL çoçuğuyum gözlerimi emziren sarı memeler uzakta ......................... rengin tüm dünyayı sarmış sisli bir akşam elimde gül sararmış haberin olsun YEŞİL kışlar uzak değil III birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden yıldızları arayan bakışlarına sonra bir yaprağın üstüne konuverdi GÜNEŞ`e dikti YEŞİL gözlerini 'YEŞİL sular ıslandı! ! ! ' Mehmet Akif Ardıç |
..Ben Seni
Hasreti kanatlarımın altına aldım Aşk türküleriyle doldurdum Bu soğuk, bu mavi, bu hissiz mahzeni Ve ben seni ah ben seni koyup aldanmışlığımda aldanmışlığının sezip de maviliğini ıssızlığında silüetinin yorgun çekişimi dudaklarımda her hicrânı dudaklarımda her hicrânı Ben seni, ahhhhh... Ben seni... Mehmet Akif Ardıç |
..Dörtlük
Kaybolup giderken ümitlerim birer birer Ben miyim daha yalnız çöle düşen bir kum mu? Neden böyle yanışım hasretinle derbeder, Dudağın mı kordan; yoksa yanan rûhum mu 1999 Mehmet Akif Ardıç |
..Ellerine Aldın Beni
önce ellerimi aldın benden ve saçların ellerimi kesen; sonra yüzümü ıslak adımlarına sardın. gece ve sen... yüreğime bir kelepçe de sizdiniz; kaçmak istiyordum, gözleriniz yakaladı beni. ellerine aldın beni, kanatsız ve sürgün... öylece beklerdim hani incinseydi yüreğin. ama nâr ellerindeydi ve gözlerim sürgündü yüreğinden kaçmak istedim âlem sen oldun, yakmak istedim alev sen. gözlerinde bıçaklar yanıyordu ve incitmekti yüreğimi dalgın duruşun; oysa yüreğini içmekti benim. hayır, saçlarını yalanlamıyorum ve inkâr etmiyorum gözlerini hayır! ama örtüp yüzümü benliğimle gözlerini aldın benden. kutsal bir aşk yarattım seni, sonra günahlarım oldun kirli mâsumluklar boyu bir ömrün her dakikasında. hayır, arzularımı yalanlamıyorum ve kutsandığımı kötü şarkılarla, düşündüğümü yollarda ah an be an seni... gözlerinde bıçaklar yanıyordu; bende bu şehir. ve saçların ellerimi kesen... yüzümü soğuk adımlarına sardın kaçmak istiyordum gözleriniz yakaladı beni gözlerin, bıçaklar, alem, sen... oysa nâr ellerindeydi ve gözlerim sürgündü yüreğinden. ellerimi aldın benden, ellerine aldın beni ve saçların, ellerimi kesen... 11 Kasım 2005 Gata - Ankara Mehmet Akif Ardıç |
..Gözlerimde Gözlerin Yanıyor
bir şiir yanıyor gözlerinde gönlümde bir şehir yanıyor seni tutkulu bir günâh gibi biriktiriyorum gözlerimde gözlerimde gözlerin yanıyor rûhum yanıyor tepelerde kalbimde siyâh nûrun yanıyor ve bir kibrit de ben yakıyorum sigaramı tutuşturup gözlerine atıyorum gözlerimde gözlerin yanıyor 2001 Mehmet Akif Ardıç |
..Gülgün Çiçeği
ı sen nesin sen biliyor musun sen: uzaklarda açan ey gülgün çiçeği ve adımın adının yanına yakışmadığını buruşuk kâğıtlara gömdüğümü aşkımı güler gibi bazen kızar gibi tutuşsuzca ben solgun bahar gülü sen kaçamak bir bakış.. nikotin gözlü yağmur damlasında sen nesin sen biliyor musun uzaklarda açan ey gülgün çiçeği uzaklarda açan ey gülgün çiçeği II sen uzaklarda açan ey gülgün çiçeği hayâlinin eli bile uzakta benden kulaklarımda çınlayan bir kadın sesi âhhh... koklamakmış seni yeniden sen uzaklarda açan ey gülgün çiçeği savurma yellerini ey rüzgâr koklama benim koklayamadığımı gözlerimde yalan bu, yalan bu unutmuşluk, unutmuşluk soldurma güllerimi kuru bir tel kalsın tenhâlı, can çekişen bir elvedalık el... soldurma güllerimi gül deyip gülün ömrü olmaz gülüm ko gönlüne dalından kopartılmış ko gönlüne hâlim arz-u hâlini bu gözyaşları ki tutkun tanyelimin.. kalan bir bakışına bakışımın.. acıyor yüreğim duyuyor musun sen uzaklarda açan ey gülgün çiçeği 22.02.1999 Mehmet Akif Ardıç |
Kaside-i Muhammediye
Vuslât yok bahârımda, aşkım sebebsiz menim. Seni candan severim, rûhum edepsiz menim.. Yâr, efkâr-ı çehreme neden dönüp de bakmaz? Bu sebeble di-dârım bugün hep sessiz menim. Gedâdır vur bin başım, gül uğruna ey felek! Bülbül oldum gülistânde; aşkım ümitsiz menim. Bi baht-i abd'in senin yollarda izin öper.. Kul bahtından ne ister, bûsem lekesiz menim.. Bir pâye ver çehreme ne olur çiğneyip de, Dünyada ve ahrette yüreğim dertsiz menim.. Ağlar durur dertli gönül, merhemim yok em'im yok; Ondandır bu dünyada derdim EM'sâlsiz menim.. Sana men derdimi ölürüm de anlatamam; Gönlüm âh u figân etse rûhum lisânsız menim.. Senden gelen eziyyet, başım üzre yeri var; Senle gönlüm gülizâr, sensiz neş'esiz menim.. Nasîbim yok gülmekten eteğinde olmasam; Şu kalbim paramparça, tenim ateşsiz menim.. Bir defacık düşüme teşrifindir hazînem.. Şeref ver gel de bir dem; hüznüm pek hadsiz menim.. Bir adım yol atamam.. Gül ravzâna varamam.. Dost yaralarım saramam; rûhum ilaçsız menim.. gül-dîdârın görmesem, ayrılsam mâh cemâlinden.. Men bilemem ne olur, hâlim şeydâsız menim... Yine hicrân dolu bu sensiz yaz akşamında, Ümitlerim kırık-dökük; kalbim izânsız menim.. Tut elimden ne olur, yürümek haddim değil! Sadece cismim değil, rûhum takatsiz menim.. Yaşasaydım çağında, olsaydım yâr pervanen.. Bin ölsem de kat'iyyen canım pervâsız menim.. Binbir kez başım urup sen yolunda ölsem.. Sevincim kanat kanat; neş'em ölçüsüz menim... Erirem günden güne, geçerem dertten derde.. Şu yalancı gönlümde yerin tarifsiz menim.. Dizlerine kapılıp da ağlamaktır emelim.. Ey gözleri sürmelim; arzum izinsiz menim... Bir hazândan farkı yok sensiz geçen ömrümün.. Senle her günüm gülizâr, mevsimim kışşız menim.. Ne olursun bir dem gül şu günahkâr kölene! Rûhumdaki dertlerim zaten insafsız menim.. Ey güzeller güzel, ey O ZAT'ın Habîbi.. Şu gönlümün sahibi; ten- i kusursuz menim 1998 Mehmet Akif Ardıç |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:14 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.