![]() |
Fıkralar
DOĞRU SÖYLEDİĞİN İÇİN
Bektaşinin biri, boynunu bükerek bir zenginin yanına yak*laşır. Sadaka ister. Zengin adam: — Utanmıyor musun dilenmeğe ya* hu... Baksana güçlü - kuvvetli bir adamsın. Sormayın... bir derdim var ki çalışmama mani oluyor. Neymiş o dert? Ne olacak tembellik! Bu cevap zenginin hoşuna gider ve cebinin köşesin*deki kuruşu Bektaşi'ye uzatır: — Al şu kuruşu bakalım... der. Bu parayı sana acıdı* ğımdan değil, doğru söylediğin için veriyorum ÖĞRENCİ ŞİİRİ Tembel bir öğrenci, yazılı kağı* dına şu satırları yazmış: — Yürü boş kağıt, yürü... Öğretmenin yüzünü gör de gel. Üç zayıfım vardı, dört oldu mu sor da gel... APTALCA DÜŞÜNMEK Federal Almanya vatandaşı dış yolculuktan döndü. Getirdiği papağanla kendi gümrüğüne girdi. Muayene memuru işin gereğini anlattı: Canlı papağana, yüz mark gümrük ödeyeceksiniz. Cansız içi doldurulmuş papağan olsaydı gümrüksüzdü. Adamın bir anlık tereddütü üzerine papağan söze karıştı: — Bana bak Hans! Öyle aptalca şeyler düşünme! |
YAŞLILIK
Bir adam, arkadaşına hastalığından dert yanıyordu: — Hele şu sağ bacağımdaki romatiz manın verdiği acıya hiç dayanamıyo rum, dedi. Nedeni nedir, acaba? — Neden olacak, dedi öteki. Yaşlılıktan. Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri. Adam: — Saçma, diye yanıt verdi. Sol bacağım da sağ ba cağım ile aynı yaşta. O neden ağrımıyor? |
EŞEK BAŞI
İstanbul'a yeni gelen köylü, ku yumcu dükkânının vitrinini merakla inceliyordu. Kuyumcunun çırağı, onunla alay etmek için: Hemşerim, dedi, ne bakıyor sun öyle? Hiç... Bu dükkânda ne satılır diye merak ettim de... Çocuk güldü: Eşek kafası satılır. Allah versin... Alışverişiniz yolunda olmalı... Nereden bildin, dayı? Baksana, koca dükkânda seninkinden başka kal mamış! |
SINAV SORUSU
Biyoloji dersinden yapılacak sınav için sınıftaki herkes acayip çalışmış, notlar fotokopiler havada uçuşmuş. Daha sonra sınavın yapılacağı gün gitmişler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok sadece sıra sıra mikroskoplar. Hocada başlarında bekliyorken demiş ki, "Bu mikroskoplarda lam'da bir böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği tanımak" Tabi hemen itirazlar, ama fayda etmemiş, hoca dediği dedik. Öğrenciler mikroskopların başına geçmiş. Ama bir şey yapamıyorlar. En sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış. Hoca arkasından seslenmiş : ''Kimsin ulan sen, kapıyı çarpıp çıkıyorsun?" Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış : "Tanısana hadi, tanısana kim olduğumu |
Karne
Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir: -"Getir bakayım şu karneyi!" -"Al baba..." Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf. -"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!" -"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..." |
ZEKA
Temel ve Dursun trenle yolculuk yaparken,bir sığır çiftliğinin önünden hızla geçiyormuş.Temel tahmin etmiş -Dursun burada tam 397 sığır var.. -Ula Temel,nasıl saydın?Vızz diye geçtuk daa.. -Kolaydur..Ayaklarını sayıp dörde bölüyorum. |
HABER
Adam hanımına dert yandı; -İflas ettikten sonra arkadaşlarımın yarısı beni terketti. -Peki öbür yarısı?. -Onların daha haberi yok.. |
IŞIĞI GÖREN GELİYOR
Adamın karısı hamileymiş.Bir gece yarısı sancılanmış.Çağırılan ebe tam doğuma başlarken elektrikler kesilmiş.Adamcağız mecburen fener tutarak doğuma yardımcı oluyormuş. Nihayet bebek sağlıkla doğmuş.Ancak ebe bakmış bir bebek daha geliyor.Onu da doğurtmuş. Bitmemiş ardından bir tane daha.. Adam derhal feneri söndürmüş.Ebe; -Ne yaptın,yak şu feneri!.. -Olmaz ebe hanım,baksana ışığı gören geliyor!.. |
KUMAR
Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi: "İyi ama ben çok az bir parasına oynuyordum" diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş: "Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum |
PARMAK
Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon Bonapart'ı bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek: -Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye başlayınca, Napolyon: -Evet demiş, onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım. |
YAMYAMLAR
Bir bankada 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler. Müdürleri onlara hitaben: - "Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek icin bankanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız" der. Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. hafta sonra müdürleri gelir: - "Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız katınızdaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. Yamyamlarin hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner: - "Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?" diye sorar. En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir: - "Ben yedim" Bunun üzerine şef söyle cevap verir. - "Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yiyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, nasıl olsa onların bir işe yaradıkları yok senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!" |
SOBADAKİ HİKMET
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - "Boru yetmedi." |
BİZ DE YAKLAŞIYORUZ
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla : "300 bin kişilik düţman ordusu bize Doğru yaklaşıyor" der. Alparslan hiç önemsemeyerek söyle der : "Biz de onlara yaklaşıyoruz.” |
Banu Alkan, eski arabasini satisa çikarmis. Araba piyasasi zaten durgun. 250 bin kilometredeki külüstüre tek talip bile çikmamis..Savas Ay'a yalvarmis yakarmis, "Bana yardim et, ne olur" diye
Dayananamis Savas, "Sanayide su adrese git. Orda Ahmet ustaya benim selamimi söyle.. O bu isleri bilir. Kilometre saatini 10 bin kilometreye ayarlar." Banu gitmis Sanayi Çarsisi'na.. Ahmet Usta'yi bulmus. Al takke ver külah, anlasmislar. Ahmet Usta, saati 10 bine ayarlamis. Aradan bir hafta geçmis.. Savas Ay, rastlamis Banu'ya Akmerkez otoparkinda.. Bakmis ayni külüstürden iniyor. "Ne o hala satamadin mi?" diye sormus. "Deli misin sen?" diye cevap vermis Banu.. "Daha 10 bin kilometredeki arabami satar miyim ben?." |
Temel'in on ikinci oglunu da askere cagirmislar, ondan onceki on bir tanesi askerde öldügü icin Temel itiraz etmis,
- Soyleyin padisahiniza penum seyime guvenip saga sola savas acmasun |
Uc bayan ve uc erkek is icabi trenle bir seyahate cikmalari gerekir. Tren garina giderler. Uc bayan 3 bilet aldigi halde erkekler
tek bilet alir. Bayanlar bunun sebebini sorduklarinda erkekler "bekleyin ve gorun" derler. Trene binerler ve tren hareket ettikten bir sure sonra uc erkek kalkip hep beraber trenin tuvaletine girerler. Biraz sonra konduktor gelir ve uc bayandan uc bileti alir. Tuvaletin onunden gecerken kapiyi tiklatip, "bilet lutfen," der. Kapi acilir ve bir el bileti uzatir. Bayanlar bunu gorurler. Taktigi kapmislardir. Donus yolculugu icin yine gara giderler. Bayanlar bu sefer tek bilet almislardir. Erkekler ise hic bilet almaz. Bayanlar yine sasirip sebebini sorduklarinda Erkekler yine bekleyip gormelerini soylerler. Bir sure sonra yolculuk baslar. Once bayanlar kalkip tuvalete girer. Ardindan da erkekler karsisindaki tuvalete. Konduktorun gelmesine yakin bir erkek cikip karsi kapiyi tiklar ve "bilet lutfen," der. Acilan kapidan bir el bileti uzatir. Bileti alan erkek diger tuvalete geri girer!.. |
New York`tan Los Angeles`e giden ucakta cingoz bir avukat ile sarisin aptal gorunuslu bir hanim yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanimla yakinlasmak hem de hosca vakit gecirmek icin bir oyun teklif ediyor. Kabul gorunce oyunu anlatiyor:
-Size bir soru soracagim, cevabi bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksiniz bilemezsem ben size 50 dolar verecegim. Ve ilk soruyu soruyor: -Ay ile dunya arasindaki uzaklik ne kadardir? Kadin tek soz soylemeden cantasindan 5 dolar cikarip adama uzatmis. Soru sorma sirasi sarisina gelmis: -Tepeye 3 ayakla tirmanip 4 ayakla asagi inen sey nedir? Adam dakikalarca dusunmus... Yaniti bulamamis... Cuzdanindan 50 dolar cikarip kadina uzatmis. Kadin parayi kibarca alip cantasina koyarken avukat merakla sormus: -Cevap ne? Kadin tek kelime etmeden cantasini acmis ve 5 dolar cikarip adama uzatmis... |
GERÇEKLER ACIDIR...
Günün birinde üç adam ormanda yürürlerken karşılarına büyük ve vahşi bir nehir çıktı. Ama nehrin karşı kıyısına mutlaka geçmeleri gerekiyordu. Peki bunu nasıl başaracaklardı? Birinci adam, dizlerinin üstüne çöktü ve Tanrıya dua etti: "Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ver!" Pppppfffffuuuuuffffff.... Tanrı ona uzun kollar ve güçlü bacaklar verdi. Böylece nehrin karşı kıyısına geçebildi. Ancak bunun için 2 saat boyunca dalgalarla boğuştu ve neredeyse 3-4 kez boğulma tehlikesi geçirdi. Ama başarmıştı!!!! Bunu gören ikinci adam da Tanrıya dua etti: "Tanrım lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ve gerekli aracı ver!" Pppppfffffuuuufffff....... Tanrı ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi başardı, ancak birkaç kez teknenin alabora olma tehlikesiyle karşılaştı... Tüm bu olan bitenleri izleyen üçüncü adam, dizlerinin üstüne çöktü ve Tanrıya yalvardı: "Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç, araç ve zekayı ver!" Ppppppfffffuuuuffff..... Tanrı adamı bir kadına dönüştürdü... Kadın haritaya baktı.... Nehrin biraz yukarısına doğru yürüdü ve köprüden karşıya geçti.... |
Temel Nato'da havacı olarak askerliğini yapıyormuş. Komutan askerlere
paraşütten nasıl atlanacağını öğretmiş. - "Uçaktan atlayınca birinci ipi çekeceksiniz. Paraşüt açılmaz ise ikinci ipi çekeceksiniz. Yine açılmadı, o zaman Meryem Ana'ya dua edeceksiniz." Temel uçaktan atlar. Birinci ipi çeker paraşüt açılmaz, ikinci ipi çeker yine açılmaz. O sırada yere yavaş yavaş süzülen komutanının yanından geçerken sorar: - "Komutanım, komutanım.. o karının adı neydi ?" |
Bir adam ucagiyla Afrika'nin uzerinde gezerken birden ucagi arizalanir ve ormanlik bir alana duser.Adam ne yapayim ne yapayim
diye dusunurken birden bir Afrika kabilesinin ona dogru yaklastigini gorur.Adam icinden "Iste simdi boku yedik" der.O anda dusuncesinde Nur yuzlu dedenin sesini duyar.- Hayir evladim boku yemedin.- Peki ne yapmam gerek.- Suradaki mizragi goruyor musun?- Evet.- Al onu ondeki renkli giysili adamin tam kalbine batir.Adam mizragi alir ve adamin tam kalbine batirir.- Evladim iste simdi boku yedin. |
İdam cezalarında mahkum istediği ölüm tarzını seçebiliyormuş. Temel, AIDS ile ölmek istediğini belirtmiş. Şırıngayla HIV virüsü zerkedip sonra salıvermişler. Temel sevinç icindeymiş.
-Aldattum onları, diyormuş. Kurtuldum sayılır. Şırınga yapılırken prezervatif kullandum. |
Kaykay
Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleği birincisine sorar, "Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?" Adam yanıtlar; "Evet, asla bir başka kadına bakmadım." Sorgu meleği, "Şuradaki Rolls-Royce'u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin.." Sorgu meleği ikinci adama da aynı soruyu sorar ve şu cevabı alır; "Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık." Bunun üzerine sorgu meleği, "Şuradaki Mercedes'i görüyor musun? Cennetteyken onu kullanacaksın.." der ve üçüncü adama da sorar, "Karını hiç aldattın mı?" Adam yutkunur ve şöyle der; "itiraf edeyim ki; bulduğum her kıza asıldım ve her fırsatta onlarla yattım, birçoğu ile beraber oldum. Üzgünüm." Sorgu meleği; "Ehh" der, "Ama temelde iyi bir adamsın. Şuradaki eski vosvos'u görüyor musun? Cennette onu kullanacaksın." Bunun üzerine üç adam vedalaşır, arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce'unu görürler. Bara girdiklerinde adamın perişan bir halde, etrafındaki boş şişelerin arasında salya sümük oturduğunu görürler ve şaşırırlar. "Heyy! ne oldu sana?" der ikinci adam, "Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, hersey mükemmel ama sen niye bu haldesin?" "Bugün karımı gördüm!" der birinci adam. Diğerleri; "Aaaa! ne kadar güzel, peki derdin nedir?" diye sorarlar. Adam içini çekerek konuşur, "Kaykay'la dolaşıyordu..." |
BİLGİSİZLİĞİN SONU
Gençliğinde din bilgisi alamamış, cahil fakat iyi ni yetli bir kişi, hayli yaşlan dıktan sonra, durumundan pişman olarak din dersi almaya başlamış. Bir caminin imamı ona din dersi vermeyi kabul etmiş. Adam 40 ya şından sonra başlamış sıfırdan öğrenmeye. Ama daha ilk günlerde Subaşı'nın dikkatini çekmiş. Subaşı şehrin emniyet ve huzurundan sorumlu ya... Osmanlı Devleti zamanında bunlar sokakları kontrol eder, şüpheli gördükleri insanları sorguya çekerler. Köyden yeni gelmiş, henüz şehre alışamamış bu garip adam da dikkati çekmiş ve yakalanmış... Subaşı'nın hu zuruna çıkınca da büsbütün şaşırıp abuk sabuk konuşmaya ba,şlamış. Subaşı hiddetle çıkışmış adama: — Sen Müslüman mısın? Adam şaşkınlık ve korku içinde, biraz da bu işin so nunu düşünerek aklı dağınık bir halde cevap vermiş: Müslümamm. Müslümamm olur mu? Müslümamm elhamdülil lah, diyeceksin be adam... Müslüman olduğundan dola yı Allah'a şükretmek yok mu? diyerek daha bir kızmış ve biraz fazlaca da şüphelenmeye başlamış. Adam bu kadar basit bir şeyi bilmiyor, var bunda bir bit yeniği demiş... Madem Müslümamm diyorsun. Söyle bakalım İs lâm'ın şartı kaçtır? Adam, herhalde dinlediği hikâyelerin ve masalların da etkisiyle şaşırarak: — Kırktır efendim, demiş. Subaşı'nın hiddeti son haddine çıkmış ve demiş ki: — Bu adam galiba bizi aldatıyor. Müslümamm dedi ama, daha onun şartının kaç olduğunu bile bilmiyor. Yatırın falakaya... Adamı falakaya yatırmışlar. Tabanının altına ver et mişler sopayı. Kalktığında ayaklarının üzerine basacak hali yokmuş. Şiddetli bir acıyla kıvranarak ve topallaya rak, iki gözü iki çeşme ders almaya başladığı camiyi bulmuş.. Hoca onu bu perişan vaziyette görünce: Bu ne hâl? diye sormuş. Adam başına gelenleri anlatmış, Ah hocam, demiş. İslâm'ın şartını sordular. , Hoca atılmış birden: Beştir deseydin keşke... Aman hocam, demiş adam. Hiç beş der miyim? Ben 40 dediğim halde bu kadar dövdüler. Bir de Allah korusun, beş deseydim, öldürürlerdi herhalde... |
KİMDEN YANAŞIN?
Temel ile Cemal, kahvede oturmuş sohbet ediyorlardı. Temel birden sordu: — Ula Cemal, tenhada pi domuza rastlasan ne edersun de pakayum? Tüfeğimle ateş ederum oğa! Ya tüfeğin yoğsa? Kafasına sopayla vururum daa... Peçi ya sopan da yoğsa? Pıçağumla öldirurum oni. De pakayum yanında pıçağın da yoğsa? Ula Temel de pakayum bağa. Sen penden yana musun, yoksa domizdan yana mu? |
HERİFİN ADI
Hitler Almanya'da Başbakan olduğun da, yıl 1933'ü gösteriyordu. Kısa bir sü re sonra, öyle "iyi günler" falan gibi se lamları kaldırıp, Alman selamı işte bu dur deyip, "Heil Hitler (yaşasın Hitler)" diye bağırtmaya başladılar Almanları. Metazori. Başka selamlar vatan hainliği sayıldı. Ünlü komedyen Karl Valentin akşam vakti her zaman uğradığı meyhanesinde yedi—içti.. Borcunu ödedi. Kalktı, gidecek. Herkes me rak içindeydi, nasıl veda edecek diye. Valentin kapıya yaklaşıp herkese doğru dönerek elini kaldırdı ve bağır dı: "Heil..." Sonrası yok. Herkes bakıyor ve düşünüyor. Bir daha bağırdı: "Heil..." yine o kadar.. Düşünüyor. So nunda dayanamadı ve dedi ki: — Yahu, herifin ismini unuttum! GEMİYİ DURDURAMAZLAR Amerika'da, Robert Fulton'un Clarment adındaki ilk buharlı gemisi, Hudson Nehrinde ilk seferine hazırlanı yordu. Nehrin 2 yakasında, bu tarihi hadiseyi görmek için, onbinlerce insan toplanmıştı. Seyircilerden biri kötümser yaşlı bir çiftçiydi. — Gemiyi yürütmeyi asla başaramıyacaklar, diyordu. Fakat, neticede gemi çalıştı, sür'ati de gittikçe arttı. Hızı arttıkça, geminin bacasından çıkan duman koyu- laştı. Nehrin 2 sahilindeki halk bu büyük başarıyı çılgınca alkışladılar. Kötümser yaşlı çiftçi ise gördüklerine inanmazcası- na başım 2 yana sallıyarak: — Ama, gemiyi asla durduramazlar, diyordu. |
KORKUTMA BEDELİ
Dişçi, müşterisine: Bu diş çekimi için siz den iki misli ücret almak zo rundayım hanımefendi. Neden doktor bey? O kadar yaygara yaptınız ki, bekleme odasındaki müşterilerimden ikisi çığlıklarınızı duyunca hemen kal kıp gittiler. |
BABA MESLEĞİ
İngiliz yazarlarından Bernard Shaw, bir akşam, İn giltere kraliçesinin bir ziyafetinde bulunuyordu. Bir aralık kendini beğenmiş genç bir Lord, ona: — Babanız küçük bir terzi idi, değil mi? diye küçüm ser bir tavırla sordu. Shaw: Evet, diye cevap verdi. Lord: O halde siz de ne diye terzi olmadınız? diye soru sunu yeniledi. ' Shaw gülümseyerek Lord'a: Babanız herhalde centilmen bir adamdı, değil mi? dedi. Ona ne şüphe, cevabını alınca sözlerine şöyle de vam etti: O halde, siz de neden centilmen bir adam olma dınız? |
HEPSİ BİRDEN
Bektaşi'nin biri cömertli ği ile meşhur bir zengin ile tanıştı, ahbap oldu. Bektaşinin fakirliğini öğrenen zengin: — Sana para mı vere yim, bir at mı hediye edeyim, bir tarla mı ba ğışlayayım, beğen be ğendiğini... diye sordu. Bektaşi: — Parayı cebime yerleştirir, atıma biner, tarlama gi derim, dedi. |
TANIMIYORMUŞ
Temel ile Cemal çok samimi arkadaştılar. İçtik leri su dahi ayrı gitmeyen bu iki arkadaş bir gün para yüzünden birbirleriyle mahkemelik olurlar. Yargıç mahkeme salonunda karşısında Temel ile Cemal olduğu halde durumu açıklar. Temel'in arkada şından 6orç para aldığı halde geri vermediğini söyler. İddianame okunur, şahitler birbiri ardınca dinlenir ve söz Temel'e gelince: — Ha pen pu uşaktan borç para almadum. der. Cemal bir arkadaşına, bir de yargıca baktıktan son ra: — Ha sen penden para almadin mi?der. Temel anlamsız gözlerle baktıktan sonra: Hacim peğ, pen pu adami tanımayrum çi, ondan para alayum... der. Ha sen penu tanimay misun? Tanimayrum tabii... Cemâl, "Allah kahretsin!" gibilerden sağ elini yuka rıdan aşağıya salladıktan sonra: — Peçi öyleyse, pen de senu heç tanimayrum... der. |
NEDEN YEMEZSİN?
Nasreddin Hoca Akşehir'e yeni geldiği sıralar parasız kalmış. Karnı da aç... Sokak larda dolaşırken bir fırın görmüş. Yeni çıkan ekmeklerin kokusuna dayanamayıp fırına girmiş, tezgâhın başın daki adama sormuş: — Bu ekmeklerin hepsi senin mi? — Benim. — Be adam, madem ki bu kadar mis gibi kokan ek meğin var, ne diye oturup da yemezsin! |
İPTAL
İş adamı sekreterine: Hafta sonundaki bütün randevularım iptal edildi mi kızım? dedi. Ettim, beyefendi. En çok da Leman Hanım üzül dü. Cumartesi günü onunla evlenecektiniz ya... |
BOŞUNA MI?
Temel ölüm döşeğindedir. Karısı Fadime'yi yanına çağırır: Fadime, hizmetçi kızla aldatiyordum seni, beni affet. Hakkım helal et. Bileyirum, boşina mi zehirledum seni sanaysun? |
TEMEL VE FADİME
Temel, karısı Fadime ile dargındır. Ayrı odalarda yat maktadırlar. Konuşmak zorun da oldukları şeyleri yazılı ola rak birbirlerine anlatmaya çalışıyorlardı. Bir akşam Fadime yatağına yatacağı zaman dola bının yanında küçük bir pusula bulur. Pusulayı Temel yazmıştır. Şöyle demektedir: — Sabah penu saat peşte uyandurasın... Ertesi sabah saat sekizde uyandığı zaman Temel ya nındaki masanın üzerinde şu pusulayı görür: — Temel, haydi kalk saat peşe celeyi... NİÇİN BALIK TUTAMIYORMUŞ? Bir Batılı Alman ile bir komünist Rus, sınırın iki yanında balık avlıyordu. Alman birbiri ardınca balık tutarken, Rus'un oltasına bir tek balık bile gelmiyordu. Nihayet Rus nehrin karşı yakasındaki Alman'a ses lendi: — Sen balık tutarken aynı nehirden, ben neden hiç bir balık tutamıyorum? Alman biraz düşündükten sonra cevap verdi: — Belki senin tarafında, balıklar ağızlarım açmaktan korkuyorlardır. |
ÇOK YAŞA
Diktatörün biri, nutuk vermek üzere halkı kentin stadyumu na çağırmıştı. Tam mikrofon başına gelmişti ki, ön sıralar dan birindeki dinleyici aksırdı. — Kim hap sırdı? diye sordu. Cevap alamayınca, muhafız kıtasına emir verdi: — Ön sıra! İlk sıradakiler yaylım ateşine tutuldular. Diktatör yine sordu: — Kim hapşırdı? Yine cevap yok. Yine yaylım ateş... İlk on beş sıradakilerin hepsi öldü. Aynı soruyu on altıncı sıradakilere sorunca, çelimsiz bir adam yerinden kalkıp korka çekine: — Ben hapşırdım Sayın Başkanım, dedi. Diktatör, aradığını bulmanın rahatlığı içinde: — Çok yaşa! dedi. Ben de "çok yaşa" demek için sormuştum zaten. |
MUAYENE..
Temel tedavi için İstanbul'a gelir ve dok tora gider. Muayenehanede doktor Temel'e soyun masını söyler. Temel soyunur ancak uzun sü redir yıkanmadığı için ter kokmaktadır. Doktor sinirlenir: Arada bir yıkansanız fena olmaz. Bileyrum doktor, memleçetteki doktor da öyle söyledi, ama pen cene eyi bir doktora cöruneyum diye celdum. |
TAM İSABET!
İçtihad dergisini yayımlayan Abdullah Cevdet'in bir şiirindeki: Ben bu vatanın öksüzüyüm dizesi, dizgi yanlışı sonucu: Ben bu vatanın öküzüyüm biçiminde çıktı. Abdullah Cevdet buna pek öfkelenmişti. Önüne ge lene dert yanıyordu. Babıâli yokuşundan inerken Süley- man Nazif e rastladı. Uzun uzun yakındıktan sonra sor du: Ne dersin bu işe? Süleyman Nazif cevabı yapıştırdı: Tam isabet, tam isabet!.. |
SAYI
Akıl hastanesini gezmekte olan gazeteci, bir koğuşta rastladığı hastaya sordu: — Burada kaç kişisiniz? Karşısındaki, elini "boş ver" anlamında salladıktan sonra: — Asıl, dedi, siz dışarda kaç kişisiniz? NEREDEN KARDE Şİ OLUYORMU Ş ? Adamın biri Hükümdarın kapıcısına gelir ve ona: — Anne-baba bir kardeşin geldi, demesini söyler. Hükümdar, içeri girmesine izin verir. Aralarında şu konuşma geçer: Nereden kardeşim oluyorsun sen? Adem ile Havva'dan. Ona bir dirhem verin. Anne-baba bir kardeşine bir tek dirhem mi veri yorsun? Adem ile Havva'dan olan her kardeşime bir dir hem verecek olsaydım, sana bu kadarı bile düşmezdi... |
KUŞ SANMIŞ!
Saf köylü, şehre iş için gel miş. Bir evin penceresinde gördüğü papağanın renk renk tüylerine hayran oluyor. — Allattım... Ne güzel ya ratıkların var... diyor. Tam o sırada papağan konuşmaya başlıyor: — Ne bakıyorsun? Köylü, neye uğradığını şaşırıyor: — Kusura bakma hemşerim. Seni kuş sandım da... |
NİÇİN ALKIŞLIYORLAR?
Bir gün Einstein'la, meşhur komedyen Charlie Chaplin otomobille Hollywood'dan geçiyorlardı. Gören herkes onları alkışlıyorlardı. Charlie, Einstein'a dönerek: — Bakınız, dedi, ikimizi de alkışlıyorlar. Sizi anlamadıkları için, beni de anladıkları için alkış lıyorlar. |
ZEKA
Cemal İstanbul'a yeni gelmiştir. Şe hirde bir kilisenin çanını vakitli vakit siz çalarken görür. Temel'i bulur ve sorar: — Ulaa Temel, ha pu kilisenin çanu niye çalayuuu... Temel düşünür ve: — Görmeyi misun Çemaal, birisu ip unu çekeyu da ondan çalayuuu... der. |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:26 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.