www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Şiir Arşivi .. (https://www.cakal.net/showthread.php?t=75583)

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:28 PM

Şiir Arşivi ..
 
Hayalperest bir çocuğum ben

Hayalperest bir çocuğum ben

Bazen dünyayı kurtarırım
Zalimlerin elinden
Bazende sinirlenir
Dünyanın anasını satarım
En zaliminden

Bazen katil olur
Gider birilerini vururum
Ama asla suçsuz değillerdir
Bazende makdul olur
Kendimi vururum
Ama hep suçsuzumdur


Bazen bir uçak olurum
Gökyüzüne çıkar
Bulutların üzerinde dans eder
Kanatlarımı kuşlara gösteririm
Bazen tren olur
Sonsürat giderim raylarda
Bütün istasyonları es geçerim
Rüzgara yenilmemek için
Bazende Gemi olur
Fırtınalarla savaşırım
Okyanus ortasında
Kaybolur batarım

Bazen çiçek olur
Dalımdan koparıp
Vazoya koyarım kendimi
Üç gün sonra solarım
Bazende Su olur
Bir çiçeğe damlalarımı veririm
Asla soldurmam

Bazen Işık olur
Bir çocuğun penceresinden
Süzülüp yüzünü okşarım yavaşca
Bazende karanlık olur
O çocuğu korkuturum
Masumca

Bazende hayal kuramam
Yatıp uyurum sessizce.

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:28 PM

ÇAPRAZ

Biliyorum dedim, baktım, baktınız
Zaman hiç geçmez mi
Sordum, sorguladınız
Camlara yapışmış çiçek ölüleri
Yüzleriniz
Sokaklar boydanboya
Adresimi sildiniz

Beklemek böyle bir şey
Islıkla bir korkuyu geri çevirmek
Ucu keskin bıçakla
Bir bulutu kesmek
Duman gibiydi, kadın gibiydi bulut
Gölün üstüne dağıldı
Yarasında koyu bir gece
Ağdı suya
Üstüne fotoğraflar çektiniz
Unutulmus kadınlarin dalgın ve agırdır
Anıları
Sevmeyi bilseydiniz

Define avcısıydım
Bundan önceleri
Haritasız dedektörsüz
Pusulam yosun tutmus
Ağaç gövdesi..

Gizli dehlizlerden geçmek kolay
Toprak kökleri
Bir geyik çalımıyla biçmişim
Kendim soymuşum gizlerini
En büyük aşk orda gömülü
Toprağı elemişim
Bedelini ödeyemezsiniz
Üste bir ömür sürdüm
Ödüllü bir yalnızlık benimkisi

Var varanın
Git gidenin
Bir rüyayi getirenin
Nereye kadardır becerisi
Aralıktan rüzgar giriyor
Ya tam açın
Ya kapatın artık pencerenizi

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

Söylenemeyen Bir Söz

Söylenemeyen bir söz olmaktı hayatım
Sahibinin ağzından dökülemeyen
Ama yine de onun kalbinden sökülemeyen bir söz.
Bazen akla gelip “ah” çektiren
Sahibinin bir anlık cesaretini bir ömür bekleyen
Neler olacağını bilmeyip gizemi içinde saklayan.

Söylenemeyen bir söz olmaktı hayatım
Sahibimin içinde kuruyup solmaktı
Her an farklı hayallere dalmaktı
Kimsenin duyamayacağı,ebedi bir sessizlikte kalmaktı.

Gözlere anlatırdım derdimi
Ben olmaya çalışır,üzerlerdi kendilerini
Gözler anlatırdı ama söyleyemezdi.
Onlardan akan yaşlarla yıkandım,
Ben,ben olmaktan bıkardım,
“Buradan hiçbir zaman ayrılamayacaksın” diyen gözlere kulaklarımı tıkardım.

Bilirdim bir gün yağmurlarda ıslanan toprak gibi akıp gideceğimi
Etrafımdaki bulutlardan anladım,vakit geldi.
Buralarda rüzgar değil,umut eserdi.
Söylenemeyen sözler gittikten sonra fırtına biterdi.
Yeni söylenemeyenler bekleyen,ürkek bir güneş açardı.
Kimse bilemezdi bu iklimin nasıl gideceğini

Söylenemeyen bir söz olmaktı hayatım,
En sonunda sahibinin ağzından bin bir tereddütle çıkan.
Ve uçmaktı ömrünün sonunda,
Var olmamın nedeni olan o kızın tebessümüne…

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

Bazen Ölüm Güzeldir


her eskimiş gibi sonu beklenen
bilineni değil mi zamanı dolmuşların
olmuş bitmişlerin ya da hiç olmamışların

bazen ölüm güzeldir
yakışır insana

yeter denilen kimi
aslında olsa yetmeyenin
kimi sona gelinmişliğin
son bulmuşu heveslerin
tatların duyguların görmüşlüğün
bitmiş durağı değil mi

son hırıltısıdır artık yaşamın
yok mu bir bir anımsatması o zamanı
yok mu acımasızca

yaşanmış arzulara
iyiliklere kötülüklere
son bindiğim trene
son yüzdüğüm denize
başını okşadığım sarı çocuğa
yazdıklarıma
tuvalimdeki resimlere renklere
tırnak batırılan o anlara

İnan ki çok hayıflandım

en baba zamanıdır
bir sabaha karşı
son ışıkları da kısılırken yaşanmışların
alemi var mı diretmenin
salıverdim huzuru çayıra
bundan ötesini kim araya kim kayıra

Bazen ölüm güzeldir
Yakışır insana

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

Biraz gelir misiniz?

Bir gün çağrıyı duyar, insan ölür çaresiz
Ölür kuşlar, ağaçlar, ölür sahil ve deniz

Silinir bütün renkler, dağılır koku, ışık
Yeni bir alem başlar karanlıklarda sessiz

Kemik çürür, kaybolur parıltısı gözlerin
Kımıldamaz orada ayağımız elimiz

Öyleyse neden bunca düşmanlıklar, savaşlar
Er geç çağrıyı duyup gidecek değil miyiz?

Er geç kulağımızın dibinde çınlayacak
Ölümün soğuk sesi 'Biraz gelir misiniz? '

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

KADER MAHKÛMLARI



Sevgiye hasret kalan,

Yüreğinde acıları olan,

Sevdiklerinden ayrı kalan,

İşte biz kader mahkumları.



Haftada bir telefon açan,

Ayda bir görüşü olan,

Sevdikleriyle hasret gideren,

İşte biz kader mahkûmları.



Sevdiğine mektup yazan,

Cevap alamayınca üzülüp kahrolan,

Her şeye rağmen yıkılmayan,

İşte biz kader mahkûmları.



*******i düşünüp yatmayan,

Ranzasına oturup takvime bakan,

Gelip geçecek günlerini sayan,

İşte biz kader mahkûmları.



Günler gelip geçiyor,

Herkes sevdiklerine kavuşuyor.

Ama cezaevleri boş kalmıyor,

İşte biz kader mahkumları.

Bilecik M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu (

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

Dost Bildiğim

Dostuz dost dedik birbirimize sarıldık,
Gün oldu güldük, ağladık, sonra darıldık,
Tam onaltı ay ayrı kaldık,
Neyleyim ben böyle dostluğu.

Benim dostluğum ebedidir bitmez,
Yenileri gelse de içimdeki gitmez,
Dostun sözü beni hiç incitmez,
Özlüyorum ben öyle dostluğu.

Yalnızlığı benimle paylaşan,
Dertli günlerimde benimle ağlaşan,
İhtiyacım olduğunda yardımıma koşan,
Bekliyorum ben böyle dostluğu.

“Onun derdi benim derdimdir” diyen,
Bir lokma ekmeği benimle yiyen,
Yüzünden gülücükleri eksik etmeyen,
İstiyorum ben böyle dostluğu.

Dünya fani, kimin ne zaman gideceği belli olmaz,
Dostluklarda hiçbir şeyin bedeli olmaz,
Benim dostluğumdan kimseye zarar gelmez,
Biliyorum ben böyle dostluğu.

Gördüysen benden bir zarar söyle bileyim,
Eskisi gibi olmak en büyük dileğim,
Ben söyleyim sen dinle, sen söyle ben dinleyim,
Bekliyorum ben böyle dostluğu.

Hüseyin Kaygısız

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

MASALLARIN MASALI

Su basında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su basında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su basında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de günesin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su basında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Su basında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...

Su basında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze....

Nazım Hikmet Ran

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

Kolaysız Süreç

Sine sancısını atacak merhem
Arzdan arşa kadar ben efkârlıyım
Halime asılan dert dirhem dirhem
Ne kendime ne ele yararlıyım

Can evime konmuş elem taşları
Benimle bitmez bir an savaşları
Kirpiğimden buram buram yaşları
Dindirecek andım var kararlıyım

İşte halim ne tadım var ne tuzum
Nice ümidim var lakin mutsuzum
Ben benim içinde yersiz yurtsuzum
Şükür sıhhatim var,bunda kârlıyım

Kanaatimce bu kolaysız süreç
Bilmem nerde biter bu zor dönemeç
Her başlangıcın nihayeti var er geç
Her şeyden vazgeçsem de gururluyum


Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

Evlada ÖĞÜt

Mutavazı ol yavrum fakat sakın alçalma
Hoşlanma gösterişten lakin silikte kalma
İyiliği alkışla yaltaklık etme sakın
Herşeyde ölçülü ol,aşırı gitme sakın

Tedbirli ol,tedbiri korkaklığa vardırma
Namerde fırsat verme fırsat bulup kalp kırma
Tenkide tahammül et.Tenkit etmesini bil
Haksızlığa baş eğme hakkın önünde eğil

Her işinde adil ol,kılı kıldan ayırma
Suçlu baban dahi olsa hakkını ver kayırma
Sayki sayıl evladım,zulum yolunu tutma
Her çıkış bir inişle biter,bunu unutma

İddacı ol,ama haset seni yıkmasın
Hak doğruya yardımcı bu aklından çıkmasın
Yüksel başın dönmesin,ihtirasla kör olma
Taş atana ekmek at.Sakın ha nankör olma

Merhamet tohumları kalbinde filiz atsın
Nur yüzün daima yolunu aydınlatsın
Maddeye esir olma yükselme iltimasla
Her seyirden feda et,haysiyetinden asla

Menfaatten uzak kal,varsın kesen dolmasın
İki cihanda yüzün kara olmasın
Vicdanına mağlup ol,hislerini mağlup et
Azap içinde ölmek istemiyorsan şayet...

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:29 PM

dost musun?
Öyleyse canın canımdır...
Aynan olmalıyım...
Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...
Hem sakınmadan, mertçe...
Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,
Ne şekil gelirse, öylece...
Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,
Seni de dupduru isterim karşımda...
Dostsan,
Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!
Arkamdan şikayetlenme!
Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme!
Lâf değil, icraat beklerim senden!
Öyle bak ki, hislerini görebileyim...
Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...
Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
Dil dönerken söylenmeli her şey...
Kulak duyarken anlatılmalı...
Göz bakarken bakmalıyım sana...
Can sağ iken sarılmalı...
Keşkelere meydan vermemeli hayatım,
Pişmanlıklarla yoğrulmamalı....
Hayır!
Dirime selâm vermeyen,
Ölüme de fazla yaklaşmasın!
Dostsan, ölmemi bekleme!
Haklıysam, yaşarken savun beni!
Yaşarken yanımda ol!
İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!
Her söylediğimi onaylaman şart değil...
Her yaptığımı beğenmen de gerekmez...
Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!
Yadırgayabilirsin beni,
Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma...
Kandırmanı aslâ kabul edemem!
Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,
Beni, bana sormadan yargılama!
Her yediğimiz aynı olmaz belki,
Her dakikamız birlikte geçmez...
Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,
Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım...
Belki her çağırdığında gelemem fakat,
Derdine ortak ararsan, koşarım...
Ben de herkes gibi insanım elbet,
Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin işin bu değil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...
Dostsan,
Küçümsemeden, küfretmeden,
Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...
Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım,
ama...
Yorulduğum zamanlarda,
Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...
Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz...
Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...
Görmezden gelebilirim yanlışlarını...
Başkaları enayilik sayabilir,
Başkaları akılsızlığıma yorabilir,
Bunları dert bile etmem, ama,
Sen, aslında aptal olmadığımı,
Her an, tekrar tekrar hatırla!
Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!
Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,
Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
Neyse, o olmalı insan...
Kendisi olmaktan korkmamalı!
Kendisi olmaktan kaçmamalı!
Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,
Ben olduğum için bırakırsan beni,
Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Ödemeyeceksen çıkma yola!
İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin...
Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!
Dostsan, mevsimince yağ...
Kışsan kar ol, güzsen yağmur...
Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,
Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama,
Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma...
Belki de çok geldi bunca talep...
Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma...
Sana fazla geldiğim ilk anda,
Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin...
Geçip gidebilirsin,borçluluk hissetmeden...
Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama,
Gitmeye davranırsam bir gün,
Sen de karşımda set olma!
Dost musun?
Öyleyse, canın canımdır,
Yoluna baş koymaya hazırım ya,
Başını da yollarımda isterim, unutma!

Ben bir dostum...

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

Sesine geldim

Fetih zamanlarına yayılmış seni bulmaya
Ruhumu dayadım cana:
Can, işgal dokunmazı gök dağıtan fatihtir,
Ruh, fethedilmiş bir avuç topraktır.
Yüreğimi lanetlerden kurtarır esintin,
zaferi eker, zirveye çeker
Sen, varamadığım o zirvesin
-ki hep dokunmayı özlerim
Seni düşündükçe içimdeki ırmak çoğalır
kendi yatağını arar, sende aklanır sıradağlar sıralanır diyaloğuna
yıldızlar, ay ve tüm evren.
Karanlıkların zifire boğduğu gecede güneşi toplarım gülüşünde içimde çakan bir şimşektir gülüşün.
Baktığın yerde fırtınalar kopar, fırtınalarına umut ekerim.
Seni bir gün, seni bir an solumak...
Evrenin ibadet susuşunda nefesini duymak...
Susuz yüreğimde mızrap vuruşların
Senin ritminde açar tohum
her tohumda bir intifada büyür özlenen yarınlarla çiçeklenen ruhum senin ezginle semaha durur.
-ki yaşam, coşkulu bir semahtır seninle şimdi barış adasındasın, yüreğin dağlarda
kimsenin uğramadığı, herkesin orada olduğu adada...
söz söyledin, mana vereyim
yıldızlardan yol serdin, geleyim. geleyim

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

Unutma Bir Dilek Tut


Rüzgârdan hızlı koşuyor sanırsın
Bir akşamüstü yorgun evine dönerken
Ellerinde uçurtmalarıyla
Çocukları gördüğünde
Bir yük kalkar omzundan,
Bir kuş havalanır yüreğinden
Saymaya başlarsın gökyüzünde ne varsa
Her şey gülümser sana
İri iri bakan gözleriyle,
Önce çocuklar
Kuşlar uçurtmalar,
Çiçekler böcekler
Güneşin kollarında dans eden bulutlar
Sırt üstü uzanmak gelir yere boylu boyunca
İçinden birden bire…
Ve ertelersin bir an bütün ağlamalarını
Bir kelebek kanadında yol alırsın
Şarkılar mırıldanırsın
Göz açıp kapayıncaya kadar
Bir uç uç böceği konar ellerine
Özgürlüğüne salarsın sonra onu
Artık dünya senindir
Bütün çocuklar senin
Bütün kuşlar kadar bütün özgürlükler de
Unutma bir dilek tut…



Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

An,Saman,İnsan,Mekan,Zaman


An,Saman,İnsan,Mekan,Zaman
anlar vardır bir anda meydana gelen
ve gelişi geleceği şekillendirmiş olan.

ve samanlar vardır.
anlar için bir yerlerde,
sade sessiz bir şekilde saklanan,
o an işe yaramayan,
ama ilerki anlarda mutlaka ihtiyaç duyulan.

ve insanlar vardır.
an için yaşayan ve
saman için çalışıp çabalayan
renkli gözlü irili,ufaklı sayılı,sayısız
koloniler halinde bulunan.

ve mekanlar vardır.
yukardan aşağıya,
soldan sağa doğru sıralanmış
önce 7'ye sonra 200 küsüre ayrılmış
anların yaşanılacağı,
samanların kazanılacağı,
insanların konumlandırılacağı.

ve zaman vardır.
anı içinde saklayan.
samanı doğru kullanmayı gerektiren.
insanlar tarafından mekanlarda tüketilen

ve ölüm vardır.
anların en büyüğü,
samanın hiç bulunmadığı.
insanların yaş,cins, ırk ayrımı olmadan gördüğü.
kötüler için cehennem,
iyiler için cennet mekanının açıldığı.
zamanın kısa bir süre yaşanmadığı.

ve cennet vardır.
anların her an yaşandığı.
samanlara ihtiyaç duyulmayan
yanlış insanların hiç gitmediği.
mekanların en büyüğü.
zamanın hiç bitmediği.

ve ona ulaşmak için

Düzgün mekanlarda doğru insan olup samanları anlara göre zamanında kullanmak gerekir..



Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

AMENNA


Yaşayanlar bir gün ölür elbette
Ağaçlarla, balıklarla
Kuşlarla ben amenna...

Ağlayanlar bir gün güler elbette
Uyanmakla, Anlamakla
Bilmekle ben amenna...

Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette
Direnmekle, kurtulmakla
Barışla ben amenna...

Öyle bir yerdeyim ki
Ne karanfil, ne kurbağa
Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım mavi yosun
Dalgalanır sularda
Bir yanım çocuk parkı çığlık çığlığa
Öyle bir yerdeyim ki
Anam gider allah allah
Dölüm düşmüş sokağa ...

Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe...



Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

Aşk yoksun,yoksulum...

Ve en çok seni özledimm ben.
Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni.
Her teyzeyi annen gibi sevmeni..
Sanki ayıpmıs gibi kimseye söyleyememeni..
Ve o bisikleti ilk gördüğündeki koşuşunu
Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği
Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı..
Yaz aksamlarında oturduğun kaldırımı..Seni birkez daha görmek isterdim..
Hiç konusmadan..
Kısa pantolonlu siyah beyaz halini
Bir lokma boynunu
diz çöküp yere sımsıkı..ama çok sıkı
Sarılmak sana..
Gözyaşlarımı omuzlarına bırakıp
Gitmek istiyorum şimdi
Sana kim oldumu
Söylemeden..Arkama bakmadan..
Ağladığımı sana göstermeden
Seni çok özledimm
Ama çok özlediğimm
Çocukluğum!!![IMG]http://www.forum.**********/images/smileyler/sad.gif[/IMG]

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

sensiz yaşamak...


Seni sensiz yaşamak; ne kadar zor olsada
Sabrediyorum tatlım; iznime çok az kaldı.
Seni seven şu gönlüm; burda zorla dursada,
Geliyorum hayatım; KASIMa kaç gün kaldı.

Sende benim gibi; şafak sayıyormuşşun,
Yıldızlara bak tatlım; sabaha çok az kaldı.
Mektupların şahidim; hep böyle yazıyorsun,
Bekle beni sevgilim; İZNİME çok az kaldı.

Beklemek çok zor gelir; gönülden sevenlere,
Sabret biraz tatlı kız; yolculuğa az kaldı.
Allah sabırlar verir; hasretlik çekenlere,
Biraz daha gayret et; bak şurada ne kaldı.

Ekim olmazsa eğer; kasım kesin demiştim.
Unutmadım sözümü; bak geride ne kaldı.
Ekim olmadı dıye ; kızma lütfen güzelim,
KASIMdaki iznime; inanki çok az kaldı.

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

GÜLCE
gülce..


Gül cansuyu almış ellerinden cennet kokuşlu
olmalarından belli
Ülker menzil almış saçlarından yedi tel bembeyaz
durmalarından belli
Leyla dersin almış dillerinden kay'a mecnun
demelerinden belli
Hızır ilham almış hallerinden kul bunalınca
yetişmelerinden belli
Ay dahi parça almış yüzlerinden gün kararınca
çıkmalarından belli
Nergis nazar almış gözlerinden görenleri aşık
etmelerinden belli

-değil mi?-

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

AN GELİR

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür....


ATTİLA İLHAN

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

DEMEDİM Mİ?

Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi?..



MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

http://www.vsresim.com/upload/resim_...26101615_8.jpg


Gökyüzünde sallanan
Renkli özgürlükler
Neşeli gülümseyişler
Çocukluğumun mutluluğu
İpin ucunda sallanan
Renkli şekiller
Koşunca senle koşan
Özgürlüğü ellerinde olan
Renkli uçurtmalar
Başını kaldırıp bak
Nasılda uzaklara gidecek
İpini bir bıraksan
Renkli mutluluklar
Ben çocuğum
İpi bıraktım
Özgürce uçsun diye
Uçurtmalar…

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:30 PM

KELEBEKLERİ İTMEYİN


Adam fısıldadı "Tanrım konuş benimle"
ve bir kuş cıvıldadı ağaçta
Ama adam duymadı
Sonra adam bağırdı
"Tanrım konuş benimle!"
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı
Ama adam dinlemedi onu
Adam etrafına bakındı ve
"Tanrım seni görmeme izin ver!"
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde
Ama adam farkına bile varmadı
Ve yüksek sesle haykırdı
"Tanrım bana bir mucize göster!"
Ve bir ipek böceği kelebek olup uçtu
Ama adam bilemedi
sonra çaresizlik içinde sızlandı
"Tanrım dokun bana ve burada olduğunu anlamamı sağla ne olur!"
Bir kelebek kondu adamın omzuna
Ve adam elinin tersiyle uzaklaştırdı..

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:31 PM

Merhamet Hür Dünyaya Bu Kadar Mı IRAK ' tı


Ben Basralı Ömer,
Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks.
Önce demokrasi yağdı göklerimizden,
Sonra özgürlük geçti üstümüzden
Palet palet.

Ve insan hakları
Namlularından
Yüzü maskeli adamların
Saniyede bilmem kaç adet.

Demokrasi bizim eve de isabet etti
Bir gün sonra anladım koptuğunu ayaklarımın.
Tam onsekiz adet
insan hakları saymışlar
Vücudunda babamın.

Annem yoktu zaten
Ben doğarken
ilaç yokluğundan ölmüş
Ambargo falan dediler ya
Anlamadım çocukluk aklı işte
Oluşmadan sökülmüş.

Sizde de barış böyle midir Mr. Franks?
insan hakları çocukları yetim
Ve ayaksız bırakır mı orda da?
Düşer mi ayın kan gölüne aksi
Güpegündüz düşer mi Pazar yerine demokrasi?

Zenginlik
insanları korkudan uykusuz bırakır
Kuşlar gökyüzünü terk eder mi orda da?
Babamla mırıldandığım son dua dilimde
Ayaklarımın hastanede
Ve giymeye kıyamadığım pabuçlar
Kaldı elimde.

Çocukların var mı Mr. Franks?
Al, oğluna götür onları
Bari işe yarasın
Kim bilir belki baktıkça
Bazen beni hatırlasın.

Bu nasıl demokrasi Mr. Franks?
Düştüğü yeri yaktı
Merhamet hür Dünyaya
Bu kadar mı IRAK ' tı?


IRAK savaşında babası ve annesi ölen ve ayakları kopan bir çocuğun IRAK savaşını yöneten Tommy FRANKS'a yazdığı şiir.

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:31 PM

Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler..


Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran
ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada
barındıran ayakkabıyı seçersiniz.

İçinizin acılarını, sıkıntılarını, kırgınlıklarını ve
hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici
ve "güzel" bir aşk ararsınız.

Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur, toz toprak kar buz gibi her türlü
"kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.

Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak
yamrulur ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya
güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.

Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı
ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.

Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz
için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak alırsanız,
zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.


Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye
Kapılıp "zamanla düzelir"diyenlere kanarsanız,
yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını"
görebilirsiniz.

Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar
değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....

Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar,
aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri
bulurlar.

Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler
"klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara
tutulurlar.

Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve
eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.

Bez"ayakkabılar gibi kısa omurlu "tatil aşkları" ise
hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.

"Marka"ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi
durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.

Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık
süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak
isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı" olup
evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların
aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu
söylenir.


Evet, aşk "ayakkabıdır" Aynen ayakkabınıza bakım
yapmayıp "hor" kullandığınız zaman kolayca
eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp
özen göstermediğiniz zaman kısa surede "eskitirsiniz".

Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde
Yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız;
"delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da
"asla eskisi gibi olmayacaktır"!

CAN YÜCEL


Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:31 PM

canım ankaram...


Eskiden dolmuşlar muavinler vardı
Medeniyet geldi mazide kaldı
Avrupa birliği kapıyı çaldı
Aman dostlar ANKARA ne harika

Ulusta Hisarı Kalesi ne hoş
Anafartalardan adliyeye koş
Atpazarı bakırcılar carşısı
Aman dostlar ANKARA ne harika

Hacıbayrama git yarı hacı ol
Ahrete gideni bu camide gör
Ölüm aklında mı bir kendine sor
Aman dostlar ANKARA ne harika

Gençlik parkı genç kalanlar gezmiyor
Hergele meydanı neler gizliyor
Ulus ta ATATÜRK bizi izliyor
Aman dostlar ANKARA ne harika

Dışkapı sırayla pavyonlar barlar
Yıba çarşısında kaybolan canlar
Meşhur benderesi ne sırlar saklar
Aman dostlar ANKARA ne harika

Dışkapıda Gülhanesi Gatası
Etlik kavşağında S.S.K hastanesi
Nerde yıkılmışmı halk pastanesi
Aman dostlar ANKARA ne harika

Etlik ayvalıdan çıkarsın yola
Keçiören şelalede verirsin mola
Aydınlıkevlerde Altınpark rüya
Aman dostlar ANKARA ne harika

Altındağı gelin gibi süzülür
Ankaranın her yöresi gezilir
Ankarayı görmeyen dostlar üzülür
Aman dostlar ANKARA ne harika

Aydınlık siteler 60 evleri
Saime kadında Şehitliği görmeli
Çinçin bağlarında mezarlığı gezmeli
Aman dostlar ANKARA ne harika

Mamak Muhabere nöbette bekler
Mamak yokuşunda motorun tekler
Türk Askeri heran yasak bölge der
Aman dostlar ANKARA ne harika

Akdere deyince şaşırıp kalma
İmrohol yolunda aşıklar turna
Cebeci dört yolda tarih sorgula
Aman dostlar ANKARA ne harika

Demetevler karşıyaka mezarlık
Ankara'ya göktaşından nazarlık
Hayat ile etmeyin ha pazarlık
Aman dostlar ANKARA ne harika

Yenimahalle Demet Çiftlik kavşagı
Hayvanat bahcesi ANKARA çayı
Batıkent ostimi Sincan fatihi
Aman dostlar ANKARA ne harika

ATATÜRK ormana kurmuş çitfliği
Orada avlarmış yaban kekliği
Hele birde verir isen tekliği
Aman dostlar ANKARA ne harika

Etimesgut aşti of aklım şaştı
Emekten Bahçeli ANIT kabiri
ATATÜRK'ü her fırsatta görmeli
Aman dostlar ANKARA ne harika

Akköprüsü Optimomu Armada
Beş boyutlu sinemalar orada
Fatihtedir harikalar diyarı
Aman dostlar ANKARA ne harika

Devletin sahipsiz insanlarından
Hava kuvvetleri Genel Kurmayı
Meclisin önünde soluk almayı
Aman dostlar ANKARA ne harika

Kızılaya indim şaşırdım kaldım
Şapkamı kafamdan düşürdüm kaldım
Kotlu,mini etekli kızlara daldım
Aman dostlar ANKARA ne harika

Sıhıyeye indim sekerek gittim
Zafer carşısını ziyaret ettim
Kültür,Sanat,Kitap,Kaset zebildi
Aman dostlar ANKARA ne harika

Gima'nın önünde randevu bana
Sakarya başını sallatır sana
Barlarda ozanlar dinletir bana
Aman allah ANKARA ne harika

Gimayı sollayıp Karanfile gir
Her adım başında seyyarları gör
Bilmesen adresi büfelere sor
Aman dostlar ANKARA ne harika

Konur sokak koçlar gibi bekliyor
Bütün gençlik orda horan tepiyor
Canlı müzik ruha neşe katıyor
Aman dostlar ANKARA ne harika

Harika camiyi görmek istersen
Ruhuna cenneti sermek istersen
Kocatepeye de hele bir gel sen
Aman dostlar ANKARA ne harika

Tunalının kibarlığı hoşluğu
İçinizde dolduruyor boşluğu
Dinlenmek için Kuğulu parkın hoşluğu
Aman dostlar ANKARA ne harika

Çankaya yıldızda uydu siteler
Botanik bahcesi sizleri bekler
Ataküleye çık Ankaraya bak
Aman dostlar ANKARA ne harika

Döner'im Dönüp de şaşırdım kaldım
Ankaranın güzelliğine daldım
Kendimi ankaranın bağrına saldım
Aman dostlar ANKARA ne harika



DÖNER ÖZEKE

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:31 PM

Taşların yosun tuttuğu kıyılarda,
Ayaklarının kaymasına aldırmadan,
Serin suların güzelliğini hissetmek.
Yüreğinin çıkmazlarına karşın
Denizin çağıran sesini hissedebilmek.
Bedenin su ile buluşması,
Tuzlu suya karışan gözyaşları.
Ve yaşamı anlaşılmaz,
Suların gel-gitleri gibi
Kum taneleri kadar çok
Her kulacında arkanda bıraktığın
Turkuaz derinliklerde kaybolan
Elinde tutamadığın mutlulukların…


alıntı

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:31 PM

ılık hayat suyu...

Ekmek taşıyordu
Küfe dolusu ümitler
Akbaba yokuşunun malta taşlarında
Titreyen dizlerin sırtında
Koşuyordu ağır ağır
Anadoludaki sevdalara

Antik bir efsane
Dünya omuzlarında
Meydan okuyor çağlara
Ne ibibik kuşları umurunda
Ne de ömrü baharında
Mevsim artık hazan
Kuşlar göçüyor
Yapraklar düşüyor
Ve adam yürüyor
Akbaba yokuşunda
Sırtında küfesi
Yüreğinde hasret acısı

Ekmek taşıyordu sırtında
Ümitler domurdu alnında
Ve damla damla düştü ümitler
Akbaba yokuşunun malta taşlarına

Her adımda bir damla
Bel bükük,
Baş eğik,
Ama gözler ufukta
Güneydoğununun bir mezrasında yürek
Dokuz çocuk
İki kadın
Biri ana
Biri kuma
Biri katık bekler yoldan
Biri oğul verme derdinde
Bütün yük mecalsiz dizlerde
Hain korku pusuda
Her köşebaşında




Ekmek taşıyordu sırtında
Her adımda bir lokma
Her adımda bir damla
Her adımda daha yakında
Köşebaşında bekleyen hain korku

Bir adım
Bir damla
Bir lokma
Ve bir kurşun
Akbabalara bayram
Mezradaki yüreklere hazan

Dikildi karşısına adamın
Köşebaşındaki hain korku
Ne zaman
Nerede
Nasıllar bitti
İşte böyle
Akbaba yokuşunda
Ansızın
İki çift titreyen el
Bir kaç soğuk mermi
Ve soğuk taşlara dökülen
Ilık can suyu...

Ilık, damla damla ümitler
Ve ekmekler
Akbaba yokuşunun malta taşlarında
Acılar
İki kadın ve dokuz çocuk da
Ağıtlar
Harran’ın semalarında...


Selahattin ERDOĞAN

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:31 PM

Kara gözlü kız çocuğu
Gözlerinde sevdalar gezer
Öyle güzelki gözlerin
Bakınca gözlerime
Ne Şirin’i beğenirim ne de Leyla’yı
Öyle dalgın ki bakmaların
Hapseder gönülleri
İki kirpiğin arasına

Hele saçların,
Siyah desem, karalar kıskanır,
Irmak desem,
Nehirler, boynun büker
Hatta hepsi sözleşip bana küser
Ellerimi uzatıp yunasım gelir bazı bazı
Kıyamam, cayarım
Sanki o simsiyah saçların
En berrak sular gibi akar durur omuzlarından

Güler yüzlü kız çocuğu
Yüzün öyle güleç ki,
Gözyaşlarım utanıyor senden
Ya senin gözyaşların,
Kimbilir, o yanaklardan süzülürken
Ne acılar çekiyorlardır.
Belki de ağlıyordur gözyaşların da
Sen farkında bile değilsindir
Çünkü sen,
Sen oynamakla meşgulsün,
Kimbilir, hangi maske var yine yüzünde

Kaşların;
Kara kaşlı kız çocuğu
Kaşların yay deseler de türküler
İnanmam ben,
Olsa olsa ayın hilale dönmüş halidir
Kanmasın kimsecikler o kara rengine
Karalar bağlamış hilaldir kaşların
Bilmezler, anlamazlar
Kara bahtına karalar bağladığını

Dili güzeli söyleyen
Güzele güzel diyebilen kız çocuğu
Anladım ki;
Dilinin diyemedikleri var,
Merakta bırakma gayrı beni
Bırak da dilinin diyemediklerini
Gözlerin desin bana...

Elleri gül kokulu kız çocuğu
Dokunsa,
Solmuş güllere can veren
Ellerin, sanki tanrının gülleri
Elime dokunsan ellerinle
Zelzele olur bedenimde
Yüzüme dokunsan deprem
Hem de dokuz bilmem kaç şiddetinde
Günahkar sevdalar ölür yüreğimde...

Bacakların kız çocuğu bacakların
Güzel mi çirkin mi ben bilmem
Bilenlere de aldırış etmem
Ben bilirim ki, bacakların
İlk çağlardan günümüze kadar ayakta durabilen
Yıkılmayan,
Yamulmayan,
Antik sütunlar kadar güçlüdür bacakların
Taşıdıkları gövdenin sırtında
Tarih boyu yaşanmış
Tüm ayrılıkların yükünü taşır bacakların
Tüm veda cümlelerinin,
Tüm ‘hoşçakal’ların,
Tüm el sallamaların gidenin ardından
Katlanılmaz acılarını taşır bacakların

Bak ıssız bir sokaktayız,
Belki de çıkmaz bir sokak
Yolumuzu kaybettik sanma
Bilerek getirdim seni bu sokağa
Gel oturalım şu ıslak kaldırıma
Bi tarafımız ıslansa ne yazar
Yüreğimiz ıslak değil mi bizim
Hem çıkar artık şu yüzündeki maskeyi
Bilirsin, bilirim ben
Sendeki seni,
Ne sen oyna, ne de ben
Antrakt oldu, perdeler kapandı
Uzat şu bacaklarını,
Sırtındaki yükü de yıkıver şu kirli kaldırıma
Değiştiriver artık omuzlarından akan ırmağın yolunu
Bak hem nazlı boynunda yorulmuştur,
Omzuma daya biraz...

Gelincikleri utandıran kız çocuğu
Bak hava da bulutlandı
Yağmur çiseliyor
Islanacağız, belki üşüyeceğiz de biraz
Ama olsun
Biz de yağmuru ıslatırız,
Islatırız değil mi kız çocuğu!?...



Selahattin Erdoğan

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:31 PM

Nağmeler Satıyor Çocuk


Nağmeler satıyor çocuk
İnleyen
Titreyen nağmeler
Umut dolu nağmeler
Hasret yüklü nağmeler
Yok mu alan
Üç kuruşa nağmeler
Simit elli bine
Ekmek elli bine
Ve nağmeler
Üç kuruşa nağmeler....

Nağmeler satıyor çocuk
Nağmeler
Elinde kalan tek sermaye
Bir akerdeon
On parmak
Bir çift yeşil göz
Minicik bir yürek
Ve nağmeler
Üç kuruşa nağmeler

Nağmeler satıyor çocuk
Nağmeler
Çocukluğu
Bir tankın paletlerinde
Duaları
Bir dozerin kepçesiyle
Buğday tarlasına gömülen
Doyamadığı babasında

Bir bulut olsam tanrım
Rüzgarla uçsam
Saraybosna semalarına
Yağmur olup,
Düşsem damla damla
Babalar filizlense
Verimli topraklarından
Koklasam bir bir
Sarılsam
Sarılsam
Sarılsam tanrım
Ve haykırsam
Babam babam diye....


Nağmeler satıyor çocuk
Nağmeler
Duymayan kulaklara
Yosun tutmuş yüreklere
Üç kuruşa nağmeler
Bir lokmaya nağmeler

Adımlar
Umursuz adımlar
Renk renk pabuçlar
Çıplak bacaklar
Pantolonlar geçiyor
Yeşil gözlerin önünden
Aldırmadan açlığın kokusuna
Nağmelerin iniltisine
Aldırmadan geçip gidiyorlar
Toprağı balçık edip
Babalar Yaratan
Yağmur damlacıklarına

Selahattin ERDOĞAN

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:31 PM

benden gayri..

Şu daracık sokaklara her şey sığar,

Dışa açılan bahçe kapıları..,

Çöp bidonları..,

Minik kediler..,

Kaldırımlar ..,

Kaldırım üzerindeki pislikler..,

Balkona asılan temiz çamaşırlar..,

Sokak lambaları..,

Sokak çocukları..,

Yarın ki trafiğe çıkmayı bekleyen park halinde ki araçlar..,

Bir kaç sokak fahışesı..,

Ve........ ,

İrili ufaklı insanlar..,

Şu daracık sokaklara her şey sığar,

Ancak......,

Benden gayr_i....!

alıntı

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:33 PM

_____nefsİnle Halvet Ol____

Ağır ol misafir indi son perde
Üç günlük dünyanın sahtekâr fonu
Sultanlık kölelik eşit o yerde
Kısalan yolların göründü sonu..

Her adımı o son için atarken
Yetmeyen günlere gece katarken
Ömür metahını ucuz satarken
Kısalan yolların göründü sonu..

Aklın örselenir görsen rüyayı
İstemezsin ne güneşi ne ayı
Terkedersin şu kirlenmiş dünyayı
Kısalan yolların göründü sonu..

Giden günü kalanıyla eklesen
Yürek susar ritimlerde tekle sen
Medet deyip o Mehdi`yi beklesen
Kısalan yolların göründü sonu..

Hani dünde kalan güzel hevesler
Çok sınırlı sunulan o nefesler
Canına dar gelir sırça kafesler
Kısalan yolların göründü sonu..

Nefsinle halvet ol sadık sırdaşın
Ne ana ne baba ne arkadaşın
Günahını örtmez bir mezar taşın
Kısalan yolların göründü sonu..

Ayser ÖZBAKIR

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:33 PM

ben kötü bir adamım


ben kötü bir adamım ondan uyuyamıyorum
rüyama canını yaktığım insanlar giriyor
sorar gibi bakıyorlar utanıyorum
saçlarından çekiyorum kızların
saçları ipek gibi,ama boğazıma dolanıyor
boğulacak gibi oluyorum

ben kötü bir adamım,kedileri de sevmem
ve ne çiçekleri,ne çocukları ne sokakları
kimsenin beni selamlamadığı yollarda yürürken
birden kulaklarımı basar çığlıkları
annelerini çağırırlar,babalarını,dostlarını
ondandır en ufak seste irkilmem

ben kötü bir adamım,ya beni kim sevsinki
bazen şu dağnık yatağa bir kadın alıyorum
nasıl bir üşümekse,titremekse benimki
elleri sıcak,boynu sıcak ama ısınamıyorum
buz gibi bir şeyler dolaşıyor kanımda
bitmeyecek bir kıştır artık içimdeki

ben kötü bir adamım,evime bahar gelmez
güzel şeyler güzel yerlere gider
bütün pencereleri de açarım oysa
şöyle bir gelir güneş,beğenmez ki terkeder
belki saçlarını yolduğum kızların saçlarına
belki erkekliklerine kastettiğim adamlara gider

ben kötü bir adamım ondan uyuyamıyorum
bilmem,belki ölünce,belki öyle de olmaz
aslında ölmeyi de istemiyor değilim
belki her şeyin bitmesi huzurdur biraz
artık bu kabuslarla yaşayamıyorum
al beni cehennemine,belki orası yerim

alıntı

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:34 PM

YARGILAMA

Tutkum sevmektir benim, düpedüz ve yalın
Sevmek, acısını ve sevincini insanların
Yemin ederim, başka suçum yok, inanın

Demek sen insanları seviyorsun ha
Sanık! Kalk ayağa

Evet, şairim, şiir de yazıyorum, doğru
Vazgeçilmez tutkum, ödevim benim bu
Düşünmeye, yazmaya benim de hakkım yok mu?

Demek sen şiir de yazıyorsun ha
Sanık! Kalk ayağa

Yıkıldım, ezildim, acılar çektim gerçekten
Ne yaşamaktan korkum var, ne de ölmekten
Aydınlık yakın, ben umutluyum gelecekten

Demek sen hala yaşıyorsun ha
Sanık! Kalk ayağa

Seveceğim elbette, yazacağım, yaşayacağım
Ayağa kalktım sayın yargıç
Ve hep böyle ayakta kalacağım
Ümit Yaşar Oğuzcan

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:34 PM

BEYİN KUŞATMASI

bir kutsal banyo ferahlığı bütün yalnızlığıma iyi gelecek
titreyen nağmelerin en titreten sona kalmışlığı
nerede akşam orada sabah tenhalığı
yok olan bir şeylerin elde avuçta mosmar kesilişi
varolan bir şeye benzettiğimiz gözyaşının doluluğu
durakta kendiliğinden uçuşan kağıt parçası
sarı peruğun parmak uçlarına sürtünerek yere yığılışı
çocuğun pembe burnunda kedi rengi merakı
yoksulluğun yegane kaynağı istemek
yağmurun yere balyoz gibi vuruşundaki sessizliği
ver yansın aşkların küfür rengi unutuşları
sırt dönmenin kupkuru gitmeleri
sepetin içinde kaç yumurta var bilmecesi
çakı uçlarıyla intihar denemeleri
uçurumdan bakma korkusu
ölüm gerçeği ve yeniden varoluş bilmecesi
sabah balkonunda bir bardak çay içme teşebbüsü
pirenin deveyi hikaye boyunca doğru dürüst göremeyişi
falanların filan oluşu
sarıya mavi katarsan yeşil olur kinayesi
kıymıktaki testere iştahı tanıması
bulutun gök boyunca gezinip kayıp yıldızın adresi
avuç içine yazılan mektubun binburuşuk olması
bir karış sakal
bir tutam nikotin
kitap kapağında seyrelmiş saç
devrilmiş ağaç
kurtlarla vals
al gülüm ver gülüm
bu dostluk burada biter
vay canına
tüh gördün mü bak
niye ki
sebep
ben gidiyorum öyleyse
hani bizim güle gülemiz
yaşıyor mu bizim komşu kızımız
tünekte baykuş kırmızısı
gecekondu bahçelerinde mezarlık bitkisi
şampanyanın merdivenlere dökülüşü
bir tutam zehirli mantar
iki kaşık ibrani yazıt
bir çuval mendebur bakış
yok anam
var anam
vay anam
köstek vardı eskiden dedemizde her zaman kurcalardı
gördüm iki aptalı iğdiş ettiler gözümün önünde
geyik kaçamadı vurdular altın boynuzundan
süpürge ve faraş
terkedilmiş kedi ve faresi eski yalıların
mahalle kasabındaki tenhalığı aniden bozan at sinekleri
terlemiş avuçlardaki acemi sendeleyiş
kızım sen de doğru dürüst giyin de bakmasınlar
yedikule zındanlarında çığlıkları üzerine verilen konserler
plastiğin bize verdiği soğuk algınlığı
televizyonun insandan aldığı mikrodünya enerji
viyoledeki küstah duruş
ama arpla boyun ölçülemeyecek kadar düzensiz tını kavgası
yemedim yedirdim giymedim giydirdim hırçınlığı
git ama bir daha bu eve adım atamazsın
bak bu ilişki bitmeli çünkü ruhumu dövüyorsun canım
şu yalak doldu taşıyor ama bak su kesintisi olacak yakında
kusuyorum ulan bir kağıt mendil uzatın
bak ben bir büyük içer üstüne de bir kasa bira içerim haberin olsun
telefon sana canım kim olduğunu söylemedi ama kıskançlığı
sus bak ağzına patlatırım sonra
sende kaç para var biraz da benkiyle idare edelim
sevgilin var mı senin seni hiç almaya gelmedi de
bir tuvalete gidip geliyorum bekler misin
af edersiniz cüzdanınız düşmüş iyi niyeti
abi ama bu kaset korsan ya sizi şikayet edersem beni içeri alırlar
bir dakika hikayeyi bitirmek üzereyim
kanser kokusu burnumun direğini sızlattı bil istedim
şu kaşığı uzatır mısın çay buz olmuş
evet ben de meşhur olmak istiyorum numaram bakın burada yazıyor
evet tuvalette şarkı söylerdim küçükken
vay canına kırka merdiven dayadın be oğlum uyan artık
billahi bırakmam şunu da ye
selamın aleyküm abi
abi mekketen bir ayet gelecekti adıma
bir dakika kardeşim siz benden sonrasınız
sevglim merak ettim de sen neden yalnızsın
yok be güzel kardeşim ikidir söylüyorum bir sosisli ketçap mayonez olmasın
on milyon bozuğunuz var mı
af edersiniz şu parayı bankamatikten yatırmayı bir türlü beceremedim
değmesin yağlı boya
demir alıyom hurda alıyom
sus be kardeşim kulağımın dibinde bağırıp duruyorsun tövbe tövbe
sayıyorum biiiiirrrr iiikkkkkiiii üüüüçççç
söyle bakalım oğlum büyüğünce ne olacaksın.- amca ben ********* olcam…

orkestraya bak
gözlerim egzost kokusundan tıkandı
kulaklarım bütün kötü fotoğraflardan görmüyor
ya ellerim işte onlar artık tutma hünerinden muhaf…

hey şef
ya da her neyse kimliğin
beni içeri alabilirsiniz
beni soranlara söyleyin beklemesin kimse
çünkü
bir kutsal banyo ferahlığı bütün yalnızlığıma geri dönüyorum
iğne sırası bende…

MELONSAPKA

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:34 PM

SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir toz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
******* ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili.......

SEZAİ KARAKOÇ

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:34 PM

Ceviz Ağacı İle Topal Yunus'un Hikayesi

Burda bir dostumuz var :
Çerkeş'in
Kavak köyünden.
Büyük kitaplar gibi
içinde bir şeyler saklı.
Akıllı adamlara
ajans haberlerine
ve bilmeceye meraklı.
Adı : Yunus.
Ateşimizi yakıp
suyumuzu veriyor.
Ağaçlardan
ve günlerden konuşuyoruz.
Herhal ilerdedir
yaşanacak günlerin
en güzelleri.
Şimdilik
sohbetimizde kederi :
kesilip
satılmış
bir ceviz ağacının...

Onu tanıyoruz :
avlunun içinde
kapının solundaydı.
Ve altı yaşında
dalından düştü Yunus,
topallığı ondandır.

Öküzler topalları sever,
çünkü topallar ağır yürürler.
Öküzler topalları sever,
ceviz ağaçları sevmez topalları :
çünkü topallar sıçrayamazlar yemişlere,
çünkü üzerlerine çıkıp
silkeleyemezler dalları.
Ceviz ağaçları sevmez topalları...

Bir acayiptir muhabbet bahsi :
mutlaka kendini dereye atmaz
sevilmeyenlerin hepsi.
İnsanların hünerleri çoktur :
insanlar
sevilmeden de sevmesini bilirler...

Bir acayiptir muhabbet bahsi,
bir acayiptir
ceviz ağacı ile
topal Yunus'un hikâyesi...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Ve Çerkeş yolu üzerinden
sabah namazı ışıyıp geldiği zaman,
kadınlardan önce uyanırdı dalları.
Altından geçerken düşünürdü Yunus...

..... Düşünmek :
ne mukaddes bir iş
ne felâket
ne de bahtiyarlıktı,
ve ölüm :
mutlaka varılıp dönülmeyen,
fakat üzerinde düşünülmeyen
bir köydü Yunus için...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Güneşte gölgesi hain olurdu,
rüzgârda konuşurdu kendi kendine,
dalları yukardan Yunus'a bakar...

..... Gündüzleri yıldızların niye söndüğünü,
dünyanın yuvarlak olduğunu
ve güneşin etrafında döndüğünü
bilmiyordu Yunus.
Bunları biz anlattık ona
şaşıp kalmadı...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Yüksekti, genişti alabildiğine.
Üç kişi el ele versen
kütüğünü çeviremezdin.
Gece altında oturdun muydu
yıldızları göremezdin.
Her gece altında otururdu Yunus...

..... Çinli müslümanlara,
burunları tek boynuzlu gergedanlara,
ve bir damla suda bir milyon mikroba dair
fikri yoktu Yunus'un.
Bunları bizden öğrendiği gün
hayret etmedi...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Toprağın içinde gider kökleri,
karanlık bir sudur tepende akar.
Her akşam altından geçerdi Yunus...

..... Bir gün ateşimizi yakıp
verirken suyumuzu :
"- Biz hizmetkârınız senin,
sen efendimizsin" - dedik.
Şaşırıp kaldı Yunus...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Rüzgârda konuşurdu kendi kendine.
Yüksekti, genişti alabildiğine.
Gece altında oturdun muydu
yıldızları göremezdin.
Karanlık bir sudur tepende akar,
toprağın içinde gider kökleri,
dalları, yukardan Yunus'a bakar...

"- Köy işi zordur katiyen
vücut ezilir bir defa.
Toprağa çömelip bak dört tarafa :
bela hangi inde pusmuş
bilinir mi?
Mümkünü yok vurulsun..."

Vurmuş belâ, ciğerinden Yunus'u...

"- Biz hiç dünyada yaşamış değiliz.
Geldik
gidiyoruz öylesine...
Tevatür güzelmiş İstanbul şehri,
varıp görülmesi nasibolmadı.
Velâkin niye tiftiği yok
altmış haneden otuzunun?..."

Tiftiği yoktu Yunus'un...

"- Attığın taş
dediğin kuşu vurmuyor.
Dünya trene bindi.
Gayrı dünya öküzün boynuzunda durmuyor.
Elimiz ayağımız : öküz.
Çok zor olur öküzü satmak,
yarı ölümdür yani.
Öküz gitti mi korkulursun..."

Sattılar öküzünü Yunus'un...

"- Herhal yolların sonu göründü.
Bu olan işleri akıl almaz.
Toprak sabuna döndü
kayar insanın elinden.
Cümle mahlukatın mekânı vardır
kurdun mekânı olmaz.
Toprağın elinden kaydı mıydı
bir mekânsız kurt olursun..."

Kaydı toprağı elinden Yunus'un...
Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Güneşte gölgesi hain olurdu.
Yunus durmadan
Yunus kaybettikçe onu düşünür,
o, bir şey isteyip, bir şey sormadan
rüzgârda konuşurdu kendi kendine...

Çocuklara ana,
tohuma toprak
ve karı lâzımdır erkek kısmına...

Bir kız kaçırdı Yunus :
Çünkü düğün pahalı
kız kaçırmak ucuz...

Fakirin karısı kavi olmaz...

Ve bir gün
Çerkeş yolu üzerinden
sabah namazı ışıyıp geldiği zaman
giderlerdi.
Yunus'un arkasında yuvarlandı yere,
kırmızı peştemalının içinde ölüverdi...

Topraksız, öküzsüz ve kadınsız,
kaldılar dünyada bir başlarına
ceviz ağacı ile Yunus.
Yalnızlık koydukça koydu Yunus'a.
El toprağında ter döker oldu.
Cevizi karanlıkta kaybolur sanıp
uyumaz beklerdi sabaha kadar.
Yalnızlık umrunda değil cevizin,
toprağın içinde gider kökleri,
dalları yukardan Yunus'a bakar...

Cevizden konsol yaparlar,
topal Yunus ne işe yarar?

Zemheriler geldi barınamazsın.
Cevizden konsol yaparlar.
Gayrı daha fazla sürünemezsin.
Sat Yunus cevizini...

Yün yorgan değil bu sarınamazsın.
Cevizden konsol yaparlar.
Bir cansız ağaçtır yaranamazsın.
Sat Yunus cevizini...

Varlılar varsıza dokur mu kilim,
vay cevizin hali, vay benim halim...

Mekânsız kurda mekândı.
Cevizden konsol yaparlar.
Yarı ağaç, yarı insandı.
Sat Yunus cevizini...

Cenaze çırçıplak, kara uzandı.
Cevizden konsol yaparlar.
Kesildi dalları, dallar budandı.
Sattı Yunus cevizini...

Varlılar varsıza dokur mu kilim,
vay cevizin hali, vay benim halim...

Sabahın sahibi vardır.
Gün daima bulutta kalmaz.
Herhal ilerdedir
yaşanacak günlerin
en güzelleri...
Şimdilik
sohbetimizde kederi :
kesilip
satılmış
bir ceviz ağacının...


Nazım Hikmet Ran |

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:34 PM

Adı yok! (Küçük bir zelzele!)

Uyuştu her yanım,
Düşünüyorumda ben bu düzene fazlayım...
Belkide o kırık gitarın çığlığındayım.
Şimdi ben o son limandayım...

Soru işaretleri doluyor beynim,
Bir adımı daha atmalımı benliğim?
Dayanırmı bu eskimiş kalbim?
Hayallerimin feryatlarında isyan ediyor sessizliğim...

Yorgunluğum nedendir?
Kelimelerim hayatın bilmecelerinde bir gider bir gelir...
O gölge seni her zamanki limanda beklemektedir
Bedeni boşluklarda nereye gitiğini bilmeyen akıntılar sürüklemektedir.

Dondu her yerim,
Bakıyorumda sağa sola ben nerdeyim?
Belkide sonsuzluğun demlerindeyim.
Şimdi ben o bıraktığın yerdeyim...

Kayboldu dayanaklarım,
İzliyorumda daha hızlı esiyor rüzgarlarım...
Sessizliğinde kaybolur,bertarafım.
Altında kalır, yıkılır duvarlarım...

Hangi belirsizlikler?
Hani buradayım ben onlar nerdeler!!?
Gölgemi ağıtlarım perdeler...
Bu kadar hazırlanmışken onlar artık pembeler...

Rüyalar bile uyanır belirsizliklere,
Kaçarak ağlarım gözyaşlarım akar düşlere,
Bir savaştır bu bitmeyen,bitemeyen bir muharebe,
Kahretsin yine yenilgi hep aynı sahnede!!!!
Kalemim ağlar hep aynı perdede...
Uçsuz bu hiç bitmez baharımda zelzele...

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:34 PM

http://www.cakal.net/images/icons/icon1.gif
Ceviz Ağacı İle Topal Yunus'un Hikayesi

Burda bir dostumuz var :
Çerkeş'in
Kavak köyünden.
Büyük kitaplar gibi
içinde bir şeyler saklı.
Akıllı adamlara
ajans haberlerine
ve bilmeceye meraklı.
Adı : Yunus.
Ateşimizi yakıp
suyumuzu veriyor.
Ağaçlardan
ve günlerden konuşuyoruz.
Herhal ilerdedir
yaşanacak günlerin
en güzelleri.
Şimdilik
sohbetimizde kederi :
kesilip
satılmış
bir ceviz ağacının...

Onu tanıyoruz :
avlunun içinde
kapının solundaydı.
Ve altı yaşında
dalından düştü Yunus,
topallığı ondandır.

Öküzler topalları sever,
çünkü topallar ağır yürürler.
Öküzler topalları sever,
ceviz ağaçları sevmez topalları :
çünkü topallar sıçrayamazlar yemişlere,
çünkü üzerlerine çıkıp
silkeleyemezler dalları.
Ceviz ağaçları sevmez topalları...

Bir acayiptir muhabbet bahsi :
mutlaka kendini dereye atmaz
sevilmeyenlerin hepsi.
İnsanların hünerleri çoktur :
insanlar
sevilmeden de sevmesini bilirler...

Bir acayiptir muhabbet bahsi,
bir acayiptir
ceviz ağacı ile
topal Yunus'un hikâyesi...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Ve Çerkeş yolu üzerinden
sabah namazı ışıyıp geldiği zaman,
kadınlardan önce uyanırdı dalları.
Altından geçerken düşünürdü Yunus...

..... Düşünmek :
ne mukaddes bir iş
ne felâket
ne de bahtiyarlıktı,
ve ölüm :
mutlaka varılıp dönülmeyen,
fakat üzerinde düşünülmeyen
bir köydü Yunus için...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Güneşte gölgesi hain olurdu,
rüzgârda konuşurdu kendi kendine,
dalları yukardan Yunus'a bakar...

..... Gündüzleri yıldızların niye söndüğünü,
dünyanın yuvarlak olduğunu
ve güneşin etrafında döndüğünü
bilmiyordu Yunus.
Bunları biz anlattık ona
şaşıp kalmadı...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Yüksekti, genişti alabildiğine.
Üç kişi el ele versen
kütüğünü çeviremezdin.
Gece altında oturdun muydu
yıldızları göremezdin.
Her gece altında otururdu Yunus...

..... Çinli müslümanlara,
burunları tek boynuzlu gergedanlara,
ve bir damla suda bir milyon mikroba dair
fikri yoktu Yunus'un.
Bunları bizden öğrendiği gün
hayret etmedi...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Toprağın içinde gider kökleri,
karanlık bir sudur tepende akar.
Her akşam altından geçerdi Yunus...

..... Bir gün ateşimizi yakıp
verirken suyumuzu :
"- Biz hizmetkârınız senin,
sen efendimizsin" - dedik.
Şaşırıp kaldı Yunus...

..... Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Rüzgârda konuşurdu kendi kendine.
Yüksekti, genişti alabildiğine.
Gece altında oturdun muydu
yıldızları göremezdin.
Karanlık bir sudur tepende akar,
toprağın içinde gider kökleri,
dalları, yukardan Yunus'a bakar...

"- Köy işi zordur katiyen
vücut ezilir bir defa.
Toprağa çömelip bak dört tarafa :
bela hangi inde pusmuş
bilinir mi?
Mümkünü yok vurulsun..."

Vurmuş belâ, ciğerinden Yunus'u...

"- Biz hiç dünyada yaşamış değiliz.
Geldik
gidiyoruz öylesine...
Tevatür güzelmiş İstanbul şehri,
varıp görülmesi nasibolmadı.
Velâkin niye tiftiği yok
altmış haneden otuzunun?..."

Tiftiği yoktu Yunus'un...

"- Attığın taş
dediğin kuşu vurmuyor.
Dünya trene bindi.
Gayrı dünya öküzün boynuzunda durmuyor.
Elimiz ayağımız : öküz.
Çok zor olur öküzü satmak,
yarı ölümdür yani.
Öküz gitti mi korkulursun..."

Sattılar öküzünü Yunus'un...

"- Herhal yolların sonu göründü.
Bu olan işleri akıl almaz.
Toprak sabuna döndü
kayar insanın elinden.
Cümle mahlukatın mekânı vardır
kurdun mekânı olmaz.
Toprağın elinden kaydı mıydı
bir mekânsız kurt olursun..."

Kaydı toprağı elinden Yunus'un...
Cevizlerini Eylülde döker,
yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar.
Güneşte gölgesi hain olurdu.
Yunus durmadan
Yunus kaybettikçe onu düşünür,
o, bir şey isteyip, bir şey sormadan
rüzgârda konuşurdu kendi kendine...

Çocuklara ana,
tohuma toprak
ve karı lâzımdır erkek kısmına...

Bir kız kaçırdı Yunus :
Çünkü düğün pahalı
kız kaçırmak ucuz...

Fakirin karısı kavi olmaz...

Ve bir gün
Çerkeş yolu üzerinden
sabah namazı ışıyıp geldiği zaman
giderlerdi.
Yunus'un arkasında yuvarlandı yere,
kırmızı peştemalının içinde ölüverdi...

Topraksız, öküzsüz ve kadınsız,
kaldılar dünyada bir başlarına
ceviz ağacı ile Yunus.
Yalnızlık koydukça koydu Yunus'a.
El toprağında ter döker oldu.
Cevizi karanlıkta kaybolur sanıp
uyumaz beklerdi sabaha kadar.
Yalnızlık umrunda değil cevizin,
toprağın içinde gider kökleri,
dalları yukardan Yunus'a bakar...

Cevizden konsol yaparlar,
topal Yunus ne işe yarar?

Zemheriler geldi barınamazsın.
Cevizden konsol yaparlar.
Gayrı daha fazla sürünemezsin.
Sat Yunus cevizini...

Yün yorgan değil bu sarınamazsın.
Cevizden konsol yaparlar.
Bir cansız ağaçtır yaranamazsın.
Sat Yunus cevizini...

Varlılar varsıza dokur mu kilim,
vay cevizin hali, vay benim halim...

Mekânsız kurda mekândı.
Cevizden konsol yaparlar.
Yarı ağaç, yarı insandı.
Sat Yunus cevizini...

Cenaze çırçıplak, kara uzandı.
Cevizden konsol yaparlar.
Kesildi dalları, dallar budandı.
Sattı Yunus cevizini...

Varlılar varsıza dokur mu kilim,
vay cevizin hali, vay benim halim...

Sabahın sahibi vardır.
Gün daima bulutta kalmaz.
Herhal ilerdedir
yaşanacak günlerin
en güzelleri...
Şimdilik
sohbetimizde kederi :
kesilip
satılmış
bir ceviz ağacının...

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:34 PM

Zamanın Benim (I-II-III)




I
Tek yürek atımı olmak
Ve sobeleyen olmak ölümü..
Beraberce..
Yasaklı olan diyarın en gizemli yerlerinde..
Yaşayamadıklarımıza duyduğumuz öfkeyi
Uysallaştırabilmek seninle...
Hem de tek bir kelimeyle..
Ben sevmek için doğarken her yeni güne,
Sen sevilmek için doğuyorsun
Seninle sensizliğin olduğu yerlerde...
Çelişkiler son bulsun dedikçe,
Kendi çelişkilerimize yenilenlerdik aslında..
Uzaklıklara bakmaktan gözleri acıyanlardık.
Sevmek yaşam olgusuyken bizde,
Ölümü bile göze alanlardık sevgimiz uğruna..
Yaşayandık sevdayı..
En farklı, en doğal, en biz olan haliyle.
Yarım kalmışlıklara inat,
Tamamlayandık birbirimizdeki kayıp parçaları.
Sevdayı en doğan haliyle yaşayanlardık.
Bendim... sendin.. biz olduk,
Yasaklı olan ama her tadıyla
Her nefesiyle biz kokan sevdanın minik busesinde..
Senin olmak vardı..
Sen olmak vardı..
Gözlerinin taaa içlerine bakıp
Seni seviyorum diyebilmek vardı....

II
Her doğan güne birlikte gözlerimizi açmak
Ve merhaba demek vardı...
Teninin sıcaklığını hissederken erimek vardı
Adı bilinmez olan diyarların en köhne yalnızlığında..
Dilime yerleşen nihavent ezgiler eşliğinde
Adımlarken çılgınlığın dikey boyutlarını,
Yanmak vardı aşkına üşüyen yanımdan soyutlayarak kendimi..
Asırlar öncesine dayanan yokluğundu bugünlere ulaşmamı sağlayan. Sendin.. belki de bendim.. ne zaman biz olduk...
Yoksa hep biz miydik doğduğumuzdan beri..
Tüm kırılganlıklarıma rağmen sevebilmek seni..
Kendi parantezimizde yaşamak özgürce..
Adı aşk olan.. tadı tuzu sen olan sevdaya yanmak alabildiğince..
Umut olmayan bugünlere inat
Eldeki yarınlarla mutlu olabilmek senin gölgen altında..
Ve sana seni seviyorum diyebilmek...
Tüm gökyüzüne yazmak adını..
Gökkuşağının renklerinde dansetmek seninle
Sana aşığım diyerek...
Seni seviyorum sevgili.. seni seviyorum...
III
Sevdalara açılan bir yelkendi sonsuzluğun ....
Gecenin kokusu sinerken üzerine kelimelerin ,
Kelimelerden önce harflerle dans edenlerdik..
İzlemek vardı seni derin bir boşlukta...
Sadece bakmaktı uzaklardan, dokunamamaktı..
Sen vardın...ben hep fakirdim senden uzakta...
Ağlardım bakmadığında delirdiğim bakışlarınla...
Bahar olmak vardı tapılası gözlerinde...
Sevgilim diyebilmekti en güzeli...
Sevgilim dediğini duymaktı...
Tek yürek atımı sevdamızın karanlık dehlizlerde
Kaybolmasına izin vermemekti.
Geçmişe duyulan kin gerilerde kalırken yaşamaktı sevdayı, Yaşanmamışlıkların ruhumuzda yarattığı sergüzeştlikte...
Adım hüzündü benim...
Gözlerinin alabildiğince
Ama yüreğinin göremediğince
Hüznündüm ben ruhundan dökülen...
Adım aşktı benim...
Hiç görmediğin, hiç tanımadığın bir tattım senin dilinde...
Seviyorum diyebildiğimce özgür olmak
Ve özgürlük kanatlarını sevdana yükleyebilmekti
Akreple yelkovanın peşine takılarak..
Zaman durdu sevgili...
Bundan sonra ve bundan evvel...
Senin zamanın benim...

alıntı

Nǿ ŦΞДЯ™ 07-09-2007 11:35 PM

Çünkü ben sadece hayaldim


Gölgende yürürdüm sana hissettirmeden
Araya mesafeler girmezdi
Gidilen yer uzak bile olsa
Yanındaydım her zaman
Elinden tutmak isterdim
Ama tutamazdım
Sana seslenmek isterdim
Ama seslenemezdim
Ben seni görsemde
Sen beni hiçbir zaman görmezdin
Gölgende yürürdüm
Sadece sana yakın olmak için
Ama sen hissetmezdin
Çünkü ben sadece hayaldim.


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:40 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.