![]() |
Şiir Arşivi ..
Hayalperest bir çocuğum ben Hayalperest bir çocuğum ben Bazen dünyayı kurtarırım Zalimlerin elinden Bazende sinirlenir Dünyanın anasını satarım En zaliminden Bazen katil olur Gider birilerini vururum Ama asla suçsuz değillerdir Bazende makdul olur Kendimi vururum Ama hep suçsuzumdur Bazen bir uçak olurum Gökyüzüne çıkar Bulutların üzerinde dans eder Kanatlarımı kuşlara gösteririm Bazen tren olur Sonsürat giderim raylarda Bütün istasyonları es geçerim Rüzgara yenilmemek için Bazende Gemi olur Fırtınalarla savaşırım Okyanus ortasında Kaybolur batarım Bazen çiçek olur Dalımdan koparıp Vazoya koyarım kendimi Üç gün sonra solarım Bazende Su olur Bir çiçeğe damlalarımı veririm Asla soldurmam Bazen Işık olur Bir çocuğun penceresinden Süzülüp yüzünü okşarım yavaşca Bazende karanlık olur O çocuğu korkuturum Masumca Bazende hayal kuramam Yatıp uyurum sessizce. |
ÇAPRAZ
Biliyorum dedim, baktım, baktınız Zaman hiç geçmez mi Sordum, sorguladınız Camlara yapışmış çiçek ölüleri Yüzleriniz Sokaklar boydanboya Adresimi sildiniz Beklemek böyle bir şey Islıkla bir korkuyu geri çevirmek Ucu keskin bıçakla Bir bulutu kesmek Duman gibiydi, kadın gibiydi bulut Gölün üstüne dağıldı Yarasında koyu bir gece Ağdı suya Üstüne fotoğraflar çektiniz Unutulmus kadınlarin dalgın ve agırdır Anıları Sevmeyi bilseydiniz Define avcısıydım Bundan önceleri Haritasız dedektörsüz Pusulam yosun tutmus Ağaç gövdesi.. Gizli dehlizlerden geçmek kolay Toprak kökleri Bir geyik çalımıyla biçmişim Kendim soymuşum gizlerini En büyük aşk orda gömülü Toprağı elemişim Bedelini ödeyemezsiniz Üste bir ömür sürdüm Ödüllü bir yalnızlık benimkisi Var varanın Git gidenin Bir rüyayi getirenin Nereye kadardır becerisi Aralıktan rüzgar giriyor Ya tam açın Ya kapatın artık pencerenizi |
Söylenemeyen Bir Söz
Söylenemeyen bir söz olmaktı hayatım Sahibinin ağzından dökülemeyen Ama yine de onun kalbinden sökülemeyen bir söz. Bazen akla gelip “ah” çektiren Sahibinin bir anlık cesaretini bir ömür bekleyen Neler olacağını bilmeyip gizemi içinde saklayan. Söylenemeyen bir söz olmaktı hayatım Sahibimin içinde kuruyup solmaktı Her an farklı hayallere dalmaktı Kimsenin duyamayacağı,ebedi bir sessizlikte kalmaktı. Gözlere anlatırdım derdimi Ben olmaya çalışır,üzerlerdi kendilerini Gözler anlatırdı ama söyleyemezdi. Onlardan akan yaşlarla yıkandım, Ben,ben olmaktan bıkardım, “Buradan hiçbir zaman ayrılamayacaksın” diyen gözlere kulaklarımı tıkardım. Bilirdim bir gün yağmurlarda ıslanan toprak gibi akıp gideceğimi Etrafımdaki bulutlardan anladım,vakit geldi. Buralarda rüzgar değil,umut eserdi. Söylenemeyen sözler gittikten sonra fırtına biterdi. Yeni söylenemeyenler bekleyen,ürkek bir güneş açardı. Kimse bilemezdi bu iklimin nasıl gideceğini Söylenemeyen bir söz olmaktı hayatım, En sonunda sahibinin ağzından bin bir tereddütle çıkan. Ve uçmaktı ömrünün sonunda, Var olmamın nedeni olan o kızın tebessümüne… |
Bazen Ölüm Güzeldir
her eskimiş gibi sonu beklenen bilineni değil mi zamanı dolmuşların olmuş bitmişlerin ya da hiç olmamışların bazen ölüm güzeldir yakışır insana yeter denilen kimi aslında olsa yetmeyenin kimi sona gelinmişliğin son bulmuşu heveslerin tatların duyguların görmüşlüğün bitmiş durağı değil mi son hırıltısıdır artık yaşamın yok mu bir bir anımsatması o zamanı yok mu acımasızca yaşanmış arzulara iyiliklere kötülüklere son bindiğim trene son yüzdüğüm denize başını okşadığım sarı çocuğa yazdıklarıma tuvalimdeki resimlere renklere tırnak batırılan o anlara İnan ki çok hayıflandım en baba zamanıdır bir sabaha karşı son ışıkları da kısılırken yaşanmışların alemi var mı diretmenin salıverdim huzuru çayıra bundan ötesini kim araya kim kayıra Bazen ölüm güzeldir Yakışır insana |
Biraz gelir misiniz?
Bir gün çağrıyı duyar, insan ölür çaresiz Ölür kuşlar, ağaçlar, ölür sahil ve deniz Silinir bütün renkler, dağılır koku, ışık Yeni bir alem başlar karanlıklarda sessiz Kemik çürür, kaybolur parıltısı gözlerin Kımıldamaz orada ayağımız elimiz Öyleyse neden bunca düşmanlıklar, savaşlar Er geç çağrıyı duyup gidecek değil miyiz? Er geç kulağımızın dibinde çınlayacak Ölümün soğuk sesi 'Biraz gelir misiniz? ' |
KADER MAHKÛMLARI
Sevgiye hasret kalan, Yüreğinde acıları olan, Sevdiklerinden ayrı kalan, İşte biz kader mahkumları. Haftada bir telefon açan, Ayda bir görüşü olan, Sevdikleriyle hasret gideren, İşte biz kader mahkûmları. Sevdiğine mektup yazan, Cevap alamayınca üzülüp kahrolan, Her şeye rağmen yıkılmayan, İşte biz kader mahkûmları. *******i düşünüp yatmayan, Ranzasına oturup takvime bakan, Gelip geçecek günlerini sayan, İşte biz kader mahkûmları. Günler gelip geçiyor, Herkes sevdiklerine kavuşuyor. Ama cezaevleri boş kalmıyor, İşte biz kader mahkumları. Bilecik M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ( |
Dost Bildiğim
Dostuz dost dedik birbirimize sarıldık, Gün oldu güldük, ağladık, sonra darıldık, Tam onaltı ay ayrı kaldık, Neyleyim ben böyle dostluğu. Benim dostluğum ebedidir bitmez, Yenileri gelse de içimdeki gitmez, Dostun sözü beni hiç incitmez, Özlüyorum ben öyle dostluğu. Yalnızlığı benimle paylaşan, Dertli günlerimde benimle ağlaşan, İhtiyacım olduğunda yardımıma koşan, Bekliyorum ben böyle dostluğu. “Onun derdi benim derdimdir” diyen, Bir lokma ekmeği benimle yiyen, Yüzünden gülücükleri eksik etmeyen, İstiyorum ben böyle dostluğu. Dünya fani, kimin ne zaman gideceği belli olmaz, Dostluklarda hiçbir şeyin bedeli olmaz, Benim dostluğumdan kimseye zarar gelmez, Biliyorum ben böyle dostluğu. Gördüysen benden bir zarar söyle bileyim, Eskisi gibi olmak en büyük dileğim, Ben söyleyim sen dinle, sen söyle ben dinleyim, Bekliyorum ben böyle dostluğu. Hüseyin Kaygısız |
MASALLARIN MASALI
Su basında durmuşuz, çınarla ben. Suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim. Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana. Su basında durmuşuz, çınarla ben, bir de kedi. Suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim, bir de kedinin. Suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana, bir de kediye. Su basında durmuşuz, çınar, ben, kedi, bir de güneş. Suda suretimiz çıkıyor, çınarın, benim, kedinin, bir de günesin. Suyun şavkı vuruyor bize, çınara, bana, kediye, bir de güneşe. Su basında durmuşuz, çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz. Suda suretimiz çıkıyor, çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün. Suyun şavkı vuruyor bize, çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze. Su basında durmuşuz. Önce kedi gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra ben gideceğim, kaybolacak suda suretim. Sonra çınar gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra su gidecek güneş kalacak; sonra o da gidecek... Su basında durmuşuz. Su serin, Çınar ulu, Ben şiir yazıyorum. Kedi uyukluyor Güneş sıcak. Çok şükür yaşıyoruz. Suyun şavkı vuruyor bize Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.... Nazım Hikmet Ran |
Kolaysız Süreç Sine sancısını atacak merhem Arzdan arşa kadar ben efkârlıyım Halime asılan dert dirhem dirhem Ne kendime ne ele yararlıyım Can evime konmuş elem taşları Benimle bitmez bir an savaşları Kirpiğimden buram buram yaşları Dindirecek andım var kararlıyım İşte halim ne tadım var ne tuzum Nice ümidim var lakin mutsuzum Ben benim içinde yersiz yurtsuzum Şükür sıhhatim var,bunda kârlıyım Kanaatimce bu kolaysız süreç Bilmem nerde biter bu zor dönemeç Her başlangıcın nihayeti var er geç Her şeyden vazgeçsem de gururluyum |
Evlada ÖĞÜt Mutavazı ol yavrum fakat sakın alçalma Hoşlanma gösterişten lakin silikte kalma İyiliği alkışla yaltaklık etme sakın Herşeyde ölçülü ol,aşırı gitme sakın Tedbirli ol,tedbiri korkaklığa vardırma Namerde fırsat verme fırsat bulup kalp kırma Tenkide tahammül et.Tenkit etmesini bil Haksızlığa baş eğme hakkın önünde eğil Her işinde adil ol,kılı kıldan ayırma Suçlu baban dahi olsa hakkını ver kayırma Sayki sayıl evladım,zulum yolunu tutma Her çıkış bir inişle biter,bunu unutma İddacı ol,ama haset seni yıkmasın Hak doğruya yardımcı bu aklından çıkmasın Yüksel başın dönmesin,ihtirasla kör olma Taş atana ekmek at.Sakın ha nankör olma Merhamet tohumları kalbinde filiz atsın Nur yüzün daima yolunu aydınlatsın Maddeye esir olma yükselme iltimasla Her seyirden feda et,haysiyetinden asla Menfaatten uzak kal,varsın kesen dolmasın İki cihanda yüzün kara olmasın Vicdanına mağlup ol,hislerini mağlup et Azap içinde ölmek istemiyorsan şayet... |
dost musun?
Öyleyse canın canımdır... Aynan olmalıyım... Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi... Hem sakınmadan, mertçe... Hani bilirsin, esirgemem lâfımı, Ne şekil gelirse, öylece... Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama, Seni de dupduru isterim karşımda... Dostsan, Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden! Arkamdan şikayetlenme! Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme! Lâf değil, icraat beklerim senden! Öyle bak ki, hislerini görebileyim... Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim... Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı! Dil dönerken söylenmeli her şey... Kulak duyarken anlatılmalı... Göz bakarken bakmalıyım sana... Can sağ iken sarılmalı... Keşkelere meydan vermemeli hayatım, Pişmanlıklarla yoğrulmamalı.... Hayır! Dirime selâm vermeyen, Ölüme de fazla yaklaşmasın! Dostsan, ölmemi bekleme! Haklıysam, yaşarken savun beni! Yaşarken yanımda ol! İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan! Ve inanmamışsan, sakın rol yapma! Her söylediğimi onaylaman şart değil... Her yaptığımı beğenmen de gerekmez... Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma! Yadırgayabilirsin beni, Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma... Kandırmanı aslâ kabul edemem! Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama, Beni, bana sormadan yargılama! Her yediğimiz aynı olmaz belki, Her dakikamız birlikte geçmez... Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de, Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım... Belki her çağırdığında gelemem fakat, Derdine ortak ararsan, koşarım... Ben de herkes gibi insanım elbet, Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok! Senin işin bu değil! Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında... Dostsan, Küçümsemeden, küfretmeden, Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma... Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım, ama... Yorulduğum zamanlarda, Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına... Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim Ve bir deli kadar art niyetsiz... Uğruna seve seve hesabı şaşırırım... Görmezden gelebilirim yanlışlarını... Başkaları enayilik sayabilir, Başkaları akılsızlığıma yorabilir, Bunları dert bile etmem, ama, Sen, aslında aptal olmadığımı, Her an, tekrar tekrar hatırla! Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma! Seviyorsan, cimrilik etme, söyle! Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla, Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum! Neyse, o olmalı insan... Kendisi olmaktan korkmamalı! Kendisi olmaktan kaçmamalı! Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama, Ben olduğum için bırakırsan beni, Yas da tutmam arkandan! Bedel mi? Ödemeyeceksen çıkma yola! İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin... Kendince küser barışır, kendi kendini yersin! Dostsan, mevsimince yağ... Kışsan kar ol, güzsen yağmur... Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem, Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama, Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma... Belki de çok geldi bunca talep... Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma... Sana fazla geldiğim ilk anda, Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin... Geçip gidebilirsin,borçluluk hissetmeden... Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama, Gitmeye davranırsam bir gün, Sen de karşımda set olma! Dost musun? Öyleyse, canın canımdır, Yoluna baş koymaya hazırım ya, Başını da yollarımda isterim, unutma! Ben bir dostum... |
Sesine geldim
Fetih zamanlarına yayılmış seni bulmaya Ruhumu dayadım cana: Can, işgal dokunmazı gök dağıtan fatihtir, Ruh, fethedilmiş bir avuç topraktır. Yüreğimi lanetlerden kurtarır esintin, zaferi eker, zirveye çeker Sen, varamadığım o zirvesin -ki hep dokunmayı özlerim Seni düşündükçe içimdeki ırmak çoğalır kendi yatağını arar, sende aklanır sıradağlar sıralanır diyaloğuna yıldızlar, ay ve tüm evren. Karanlıkların zifire boğduğu gecede güneşi toplarım gülüşünde içimde çakan bir şimşektir gülüşün. Baktığın yerde fırtınalar kopar, fırtınalarına umut ekerim. Seni bir gün, seni bir an solumak... Evrenin ibadet susuşunda nefesini duymak... Susuz yüreğimde mızrap vuruşların Senin ritminde açar tohum her tohumda bir intifada büyür özlenen yarınlarla çiçeklenen ruhum senin ezginle semaha durur. -ki yaşam, coşkulu bir semahtır seninle şimdi barış adasındasın, yüreğin dağlarda kimsenin uğramadığı, herkesin orada olduğu adada... söz söyledin, mana vereyim yıldızlardan yol serdin, geleyim. geleyim |
Unutma Bir Dilek Tut
Rüzgârdan hızlı koşuyor sanırsın Bir akşamüstü yorgun evine dönerken Ellerinde uçurtmalarıyla Çocukları gördüğünde Bir yük kalkar omzundan, Bir kuş havalanır yüreğinden Saymaya başlarsın gökyüzünde ne varsa Her şey gülümser sana İri iri bakan gözleriyle, Önce çocuklar Kuşlar uçurtmalar, Çiçekler böcekler Güneşin kollarında dans eden bulutlar Sırt üstü uzanmak gelir yere boylu boyunca İçinden birden bire… Ve ertelersin bir an bütün ağlamalarını Bir kelebek kanadında yol alırsın Şarkılar mırıldanırsın Göz açıp kapayıncaya kadar Bir uç uç böceği konar ellerine Özgürlüğüne salarsın sonra onu Artık dünya senindir Bütün çocuklar senin Bütün kuşlar kadar bütün özgürlükler de Unutma bir dilek tut… |
An,Saman,İnsan,Mekan,Zaman An,Saman,İnsan,Mekan,Zaman anlar vardır bir anda meydana gelen ve gelişi geleceği şekillendirmiş olan. ve samanlar vardır. anlar için bir yerlerde, sade sessiz bir şekilde saklanan, o an işe yaramayan, ama ilerki anlarda mutlaka ihtiyaç duyulan. ve insanlar vardır. an için yaşayan ve saman için çalışıp çabalayan renkli gözlü irili,ufaklı sayılı,sayısız koloniler halinde bulunan. ve mekanlar vardır. yukardan aşağıya, soldan sağa doğru sıralanmış önce 7'ye sonra 200 küsüre ayrılmış anların yaşanılacağı, samanların kazanılacağı, insanların konumlandırılacağı. ve zaman vardır. anı içinde saklayan. samanı doğru kullanmayı gerektiren. insanlar tarafından mekanlarda tüketilen ve ölüm vardır. anların en büyüğü, samanın hiç bulunmadığı. insanların yaş,cins, ırk ayrımı olmadan gördüğü. kötüler için cehennem, iyiler için cennet mekanının açıldığı. zamanın kısa bir süre yaşanmadığı. ve cennet vardır. anların her an yaşandığı. samanlara ihtiyaç duyulmayan yanlış insanların hiç gitmediği. mekanların en büyüğü. zamanın hiç bitmediği. ve ona ulaşmak için Düzgün mekanlarda doğru insan olup samanları anlara göre zamanında kullanmak gerekir.. |
AMENNA
Yaşayanlar bir gün ölür elbette Ağaçlarla, balıklarla Kuşlarla ben amenna... Ağlayanlar bir gün güler elbette Uyanmakla, Anlamakla Bilmekle ben amenna... Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette Direnmekle, kurtulmakla Barışla ben amenna... Öyle bir yerdeyim ki Ne karanfil, ne kurbağa Öyle bir yerdeyim ki Bir yanım mavi yosun Dalgalanır sularda Bir yanım çocuk parkı çığlık çığlığa Öyle bir yerdeyim ki Anam gider allah allah Dölüm düşmüş sokağa ... Dostum dostum güzel dostum Bu ne beter çizgidir bu Bu ne çıldırtan denge Yaprak döker bir yanımız Bir yanımız bahar bahçe... |
Aşk yoksun,yoksulum...
Ve en çok seni özledimm ben. Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni. Her teyzeyi annen gibi sevmeni.. Sanki ayıpmıs gibi kimseye söyleyememeni.. Ve o bisikleti ilk gördüğündeki koşuşunu Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı.. Yaz aksamlarında oturduğun kaldırımı..Seni birkez daha görmek isterdim.. Hiç konusmadan.. Kısa pantolonlu siyah beyaz halini Bir lokma boynunu diz çöküp yere sımsıkı..ama çok sıkı Sarılmak sana.. Gözyaşlarımı omuzlarına bırakıp Gitmek istiyorum şimdi Sana kim oldumu Söylemeden..Arkama bakmadan.. Ağladığımı sana göstermeden Seni çok özledimm Ama çok özlediğimm Çocukluğum!!![IMG]http://www.forum.**********/images/smileyler/sad.gif[/IMG] |
sensiz yaşamak...
Seni sensiz yaşamak; ne kadar zor olsada Sabrediyorum tatlım; iznime çok az kaldı. Seni seven şu gönlüm; burda zorla dursada, Geliyorum hayatım; KASIMa kaç gün kaldı. Sende benim gibi; şafak sayıyormuşşun, Yıldızlara bak tatlım; sabaha çok az kaldı. Mektupların şahidim; hep böyle yazıyorsun, Bekle beni sevgilim; İZNİME çok az kaldı. Beklemek çok zor gelir; gönülden sevenlere, Sabret biraz tatlı kız; yolculuğa az kaldı. Allah sabırlar verir; hasretlik çekenlere, Biraz daha gayret et; bak şurada ne kaldı. Ekim olmazsa eğer; kasım kesin demiştim. Unutmadım sözümü; bak geride ne kaldı. Ekim olmadı dıye ; kızma lütfen güzelim, KASIMdaki iznime; inanki çok az kaldı. |
GÜLCE
gülce.. Gül cansuyu almış ellerinden cennet kokuşlu olmalarından belli Ülker menzil almış saçlarından yedi tel bembeyaz durmalarından belli Leyla dersin almış dillerinden kay'a mecnun demelerinden belli Hızır ilham almış hallerinden kul bunalınca yetişmelerinden belli Ay dahi parça almış yüzlerinden gün kararınca çıkmalarından belli Nergis nazar almış gözlerinden görenleri aşık etmelerinden belli -değil mi?- |
AN GELİR
an gelir paldır küldür yıkılır bulutlar gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet o eski heyecan ölür an gelir biter muhabbet çalgılar susar heves kalmaz şatârâbân ölür şarabın gazabından kork çünkü fena kırmızıdır kan tutar / tutan ölür sokaklar kuşatılmış karakollar taranır yağmurda bir militan ölür an gelir ömrünün hırsızıdır her ölen pişman ölür hep yanlış anlaşılmıştır hayalleri yasaklanmış an gelir şimşek yalar masmavi dehşetiyle siyaset meydanını direkler çatırdar yalnızlıktan sehpada pir sultan ölür son umut kırılmıştır kaf dağı'nın ardındaki ne selam artık ne sabah kimseler bilmez nerdeler namlı masal sevdalıları evvel zaman içinde kalbur saman ölür kubbelerde uğuldar bâkî çeşmelerden akar sinan an gelir -lâ ilâhe illallah- kanunî süleyman ölür görünmez bir mezarlıktır zaman şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek kim duysa / korkudan ölür -tahrip gücü yüksek- saatlı bir bombadır patlar an gelir attilâ ilhan ölür.... ATTİLA İLHAN |
DEMEDİM Mİ?
Oraya gitme demedim mi sana, seni yalnız ben tanırım demedim mi? Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im? Bir gün kızsan bana, alsan başını, yüz bin yıllık yere gitsen, dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi? Demedim mi şu görünene razı olma, demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl, onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi? Ben bir denizim demedim mi sana? Sen bir balıksın demedim mi? Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın, senin duru denizin ben'im demedim mi? Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi? Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im, senin kolun kanadın ben'im demedim mi? Demedim mi yolunu vururlar senin, demedim mi soğuturlar seni. Oysa senin ateşin ben'im, sıcaklığın ben'im demedim mi? Türlü şeyler derler sana demedim mi? Kötü huylar edinirsin demedim mi? Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi? Yani beni kaybedersin demedim mi? Söyle, bunları sana hep demedim mi?.. MEVLANA CELALEDDİN RUMİ |
http://www.vsresim.com/upload/resim_...26101615_8.jpg
Gökyüzünde sallanan Renkli özgürlükler Neşeli gülümseyişler Çocukluğumun mutluluğu İpin ucunda sallanan Renkli şekiller Koşunca senle koşan Özgürlüğü ellerinde olan Renkli uçurtmalar Başını kaldırıp bak Nasılda uzaklara gidecek İpini bir bıraksan Renkli mutluluklar Ben çocuğum İpi bıraktım Özgürce uçsun diye Uçurtmalar… |
KELEBEKLERİ İTMEYİN
Adam fısıldadı "Tanrım konuş benimle" ve bir kuş cıvıldadı ağaçta Ama adam duymadı Sonra adam bağırdı "Tanrım konuş benimle!" Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı Ama adam dinlemedi onu Adam etrafına bakındı ve "Tanrım seni görmeme izin ver!" Ve bir yıldız parladı gökyüzünde Ama adam farkına bile varmadı Ve yüksek sesle haykırdı "Tanrım bana bir mucize göster!" Ve bir ipek böceği kelebek olup uçtu Ama adam bilemedi sonra çaresizlik içinde sızlandı "Tanrım dokun bana ve burada olduğunu anlamamı sağla ne olur!" Bir kelebek kondu adamın omzuna Ve adam elinin tersiyle uzaklaştırdı.. |
Merhamet Hür Dünyaya Bu Kadar Mı IRAK ' tı
Ben Basralı Ömer, Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks. Önce demokrasi yağdı göklerimizden, Sonra özgürlük geçti üstümüzden Palet palet. Ve insan hakları Namlularından Yüzü maskeli adamların Saniyede bilmem kaç adet. Demokrasi bizim eve de isabet etti Bir gün sonra anladım koptuğunu ayaklarımın. Tam onsekiz adet insan hakları saymışlar Vücudunda babamın. Annem yoktu zaten Ben doğarken ilaç yokluğundan ölmüş Ambargo falan dediler ya Anlamadım çocukluk aklı işte Oluşmadan sökülmüş. Sizde de barış böyle midir Mr. Franks? insan hakları çocukları yetim Ve ayaksız bırakır mı orda da? Düşer mi ayın kan gölüne aksi Güpegündüz düşer mi Pazar yerine demokrasi? Zenginlik insanları korkudan uykusuz bırakır Kuşlar gökyüzünü terk eder mi orda da? Babamla mırıldandığım son dua dilimde Ayaklarımın hastanede Ve giymeye kıyamadığım pabuçlar Kaldı elimde. Çocukların var mı Mr. Franks? Al, oğluna götür onları Bari işe yarasın Kim bilir belki baktıkça Bazen beni hatırlasın. Bu nasıl demokrasi Mr. Franks? Düştüğü yeri yaktı Merhamet hür Dünyaya Bu kadar mı IRAK ' tı? IRAK savaşında babası ve annesi ölen ve ayakları kopan bir çocuğun IRAK savaşını yöneten Tommy FRANKS'a yazdığı şiir. |
Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler..
Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz. İçinizin acılarını, sıkıntılarını, kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız. Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir... Bazıları çamur yağmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır. Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak yamrulur ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider. Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir. Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar. Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye Kapılıp "zamanla düzelir"diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz. Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir".... Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar. Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar. Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır. Bez"ayakkabılar gibi kısa omurlu "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur. "Marka"ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz. Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz. Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir. Evet, aşk "ayakkabıdır" Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa surede "eskitirsiniz". Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde Yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"! CAN YÜCEL |
canım ankaram...
Eskiden dolmuşlar muavinler vardı Medeniyet geldi mazide kaldı Avrupa birliği kapıyı çaldı Aman dostlar ANKARA ne harika Ulusta Hisarı Kalesi ne hoş Anafartalardan adliyeye koş Atpazarı bakırcılar carşısı Aman dostlar ANKARA ne harika Hacıbayrama git yarı hacı ol Ahrete gideni bu camide gör Ölüm aklında mı bir kendine sor Aman dostlar ANKARA ne harika Gençlik parkı genç kalanlar gezmiyor Hergele meydanı neler gizliyor Ulus ta ATATÜRK bizi izliyor Aman dostlar ANKARA ne harika Dışkapı sırayla pavyonlar barlar Yıba çarşısında kaybolan canlar Meşhur benderesi ne sırlar saklar Aman dostlar ANKARA ne harika Dışkapıda Gülhanesi Gatası Etlik kavşağında S.S.K hastanesi Nerde yıkılmışmı halk pastanesi Aman dostlar ANKARA ne harika Etlik ayvalıdan çıkarsın yola Keçiören şelalede verirsin mola Aydınlıkevlerde Altınpark rüya Aman dostlar ANKARA ne harika Altındağı gelin gibi süzülür Ankaranın her yöresi gezilir Ankarayı görmeyen dostlar üzülür Aman dostlar ANKARA ne harika Aydınlık siteler 60 evleri Saime kadında Şehitliği görmeli Çinçin bağlarında mezarlığı gezmeli Aman dostlar ANKARA ne harika Mamak Muhabere nöbette bekler Mamak yokuşunda motorun tekler Türk Askeri heran yasak bölge der Aman dostlar ANKARA ne harika Akdere deyince şaşırıp kalma İmrohol yolunda aşıklar turna Cebeci dört yolda tarih sorgula Aman dostlar ANKARA ne harika Demetevler karşıyaka mezarlık Ankara'ya göktaşından nazarlık Hayat ile etmeyin ha pazarlık Aman dostlar ANKARA ne harika Yenimahalle Demet Çiftlik kavşagı Hayvanat bahcesi ANKARA çayı Batıkent ostimi Sincan fatihi Aman dostlar ANKARA ne harika ATATÜRK ormana kurmuş çitfliği Orada avlarmış yaban kekliği Hele birde verir isen tekliği Aman dostlar ANKARA ne harika Etimesgut aşti of aklım şaştı Emekten Bahçeli ANIT kabiri ATATÜRK'ü her fırsatta görmeli Aman dostlar ANKARA ne harika Akköprüsü Optimomu Armada Beş boyutlu sinemalar orada Fatihtedir harikalar diyarı Aman dostlar ANKARA ne harika Devletin sahipsiz insanlarından Hava kuvvetleri Genel Kurmayı Meclisin önünde soluk almayı Aman dostlar ANKARA ne harika Kızılaya indim şaşırdım kaldım Şapkamı kafamdan düşürdüm kaldım Kotlu,mini etekli kızlara daldım Aman dostlar ANKARA ne harika Sıhıyeye indim sekerek gittim Zafer carşısını ziyaret ettim Kültür,Sanat,Kitap,Kaset zebildi Aman dostlar ANKARA ne harika Gima'nın önünde randevu bana Sakarya başını sallatır sana Barlarda ozanlar dinletir bana Aman allah ANKARA ne harika Gimayı sollayıp Karanfile gir Her adım başında seyyarları gör Bilmesen adresi büfelere sor Aman dostlar ANKARA ne harika Konur sokak koçlar gibi bekliyor Bütün gençlik orda horan tepiyor Canlı müzik ruha neşe katıyor Aman dostlar ANKARA ne harika Harika camiyi görmek istersen Ruhuna cenneti sermek istersen Kocatepeye de hele bir gel sen Aman dostlar ANKARA ne harika Tunalının kibarlığı hoşluğu İçinizde dolduruyor boşluğu Dinlenmek için Kuğulu parkın hoşluğu Aman dostlar ANKARA ne harika Çankaya yıldızda uydu siteler Botanik bahcesi sizleri bekler Ataküleye çık Ankaraya bak Aman dostlar ANKARA ne harika Döner'im Dönüp de şaşırdım kaldım Ankaranın güzelliğine daldım Kendimi ankaranın bağrına saldım Aman dostlar ANKARA ne harika DÖNER ÖZEKE |
Taşların yosun tuttuğu kıyılarda, Ayaklarının kaymasına aldırmadan, Serin suların güzelliğini hissetmek. Yüreğinin çıkmazlarına karşın Denizin çağıran sesini hissedebilmek. Bedenin su ile buluşması, Tuzlu suya karışan gözyaşları. Ve yaşamı anlaşılmaz, Suların gel-gitleri gibi Kum taneleri kadar çok Her kulacında arkanda bıraktığın Turkuaz derinliklerde kaybolan Elinde tutamadığın mutlulukların… alıntı |
ılık hayat suyu... Ekmek taşıyordu Küfe dolusu ümitler Akbaba yokuşunun malta taşlarında Titreyen dizlerin sırtında Koşuyordu ağır ağır Anadoludaki sevdalara Antik bir efsane Dünya omuzlarında Meydan okuyor çağlara Ne ibibik kuşları umurunda Ne de ömrü baharında Mevsim artık hazan Kuşlar göçüyor Yapraklar düşüyor Ve adam yürüyor Akbaba yokuşunda Sırtında küfesi Yüreğinde hasret acısı Ekmek taşıyordu sırtında Ümitler domurdu alnında Ve damla damla düştü ümitler Akbaba yokuşunun malta taşlarına Her adımda bir damla Bel bükük, Baş eğik, Ama gözler ufukta Güneydoğununun bir mezrasında yürek Dokuz çocuk İki kadın Biri ana Biri kuma Biri katık bekler yoldan Biri oğul verme derdinde Bütün yük mecalsiz dizlerde Hain korku pusuda Her köşebaşında Ekmek taşıyordu sırtında Her adımda bir lokma Her adımda bir damla Her adımda daha yakında Köşebaşında bekleyen hain korku Bir adım Bir damla Bir lokma Ve bir kurşun Akbabalara bayram Mezradaki yüreklere hazan Dikildi karşısına adamın Köşebaşındaki hain korku Ne zaman Nerede Nasıllar bitti İşte böyle Akbaba yokuşunda Ansızın İki çift titreyen el Bir kaç soğuk mermi Ve soğuk taşlara dökülen Ilık can suyu... Ilık, damla damla ümitler Ve ekmekler Akbaba yokuşunun malta taşlarında Acılar İki kadın ve dokuz çocuk da Ağıtlar Harran’ın semalarında... Selahattin ERDOĞAN |
Kara gözlü kız çocuğu Gözlerinde sevdalar gezer Öyle güzelki gözlerin Bakınca gözlerime Ne Şirin’i beğenirim ne de Leyla’yı Öyle dalgın ki bakmaların Hapseder gönülleri İki kirpiğin arasına Hele saçların, Siyah desem, karalar kıskanır, Irmak desem, Nehirler, boynun büker Hatta hepsi sözleşip bana küser Ellerimi uzatıp yunasım gelir bazı bazı Kıyamam, cayarım Sanki o simsiyah saçların En berrak sular gibi akar durur omuzlarından Güler yüzlü kız çocuğu Yüzün öyle güleç ki, Gözyaşlarım utanıyor senden Ya senin gözyaşların, Kimbilir, o yanaklardan süzülürken Ne acılar çekiyorlardır. Belki de ağlıyordur gözyaşların da Sen farkında bile değilsindir Çünkü sen, Sen oynamakla meşgulsün, Kimbilir, hangi maske var yine yüzünde Kaşların; Kara kaşlı kız çocuğu Kaşların yay deseler de türküler İnanmam ben, Olsa olsa ayın hilale dönmüş halidir Kanmasın kimsecikler o kara rengine Karalar bağlamış hilaldir kaşların Bilmezler, anlamazlar Kara bahtına karalar bağladığını Dili güzeli söyleyen Güzele güzel diyebilen kız çocuğu Anladım ki; Dilinin diyemedikleri var, Merakta bırakma gayrı beni Bırak da dilinin diyemediklerini Gözlerin desin bana... Elleri gül kokulu kız çocuğu Dokunsa, Solmuş güllere can veren Ellerin, sanki tanrının gülleri Elime dokunsan ellerinle Zelzele olur bedenimde Yüzüme dokunsan deprem Hem de dokuz bilmem kaç şiddetinde Günahkar sevdalar ölür yüreğimde... Bacakların kız çocuğu bacakların Güzel mi çirkin mi ben bilmem Bilenlere de aldırış etmem Ben bilirim ki, bacakların İlk çağlardan günümüze kadar ayakta durabilen Yıkılmayan, Yamulmayan, Antik sütunlar kadar güçlüdür bacakların Taşıdıkları gövdenin sırtında Tarih boyu yaşanmış Tüm ayrılıkların yükünü taşır bacakların Tüm veda cümlelerinin, Tüm ‘hoşçakal’ların, Tüm el sallamaların gidenin ardından Katlanılmaz acılarını taşır bacakların Bak ıssız bir sokaktayız, Belki de çıkmaz bir sokak Yolumuzu kaybettik sanma Bilerek getirdim seni bu sokağa Gel oturalım şu ıslak kaldırıma Bi tarafımız ıslansa ne yazar Yüreğimiz ıslak değil mi bizim Hem çıkar artık şu yüzündeki maskeyi Bilirsin, bilirim ben Sendeki seni, Ne sen oyna, ne de ben Antrakt oldu, perdeler kapandı Uzat şu bacaklarını, Sırtındaki yükü de yıkıver şu kirli kaldırıma Değiştiriver artık omuzlarından akan ırmağın yolunu Bak hem nazlı boynunda yorulmuştur, Omzuma daya biraz... Gelincikleri utandıran kız çocuğu Bak hava da bulutlandı Yağmur çiseliyor Islanacağız, belki üşüyeceğiz de biraz Ama olsun Biz de yağmuru ıslatırız, Islatırız değil mi kız çocuğu!?... Selahattin Erdoğan |
Nağmeler Satıyor Çocuk
Nağmeler satıyor çocuk İnleyen Titreyen nağmeler Umut dolu nağmeler Hasret yüklü nağmeler Yok mu alan Üç kuruşa nağmeler Simit elli bine Ekmek elli bine Ve nağmeler Üç kuruşa nağmeler.... Nağmeler satıyor çocuk Nağmeler Elinde kalan tek sermaye Bir akerdeon On parmak Bir çift yeşil göz Minicik bir yürek Ve nağmeler Üç kuruşa nağmeler Nağmeler satıyor çocuk Nağmeler Çocukluğu Bir tankın paletlerinde Duaları Bir dozerin kepçesiyle Buğday tarlasına gömülen Doyamadığı babasında Bir bulut olsam tanrım Rüzgarla uçsam Saraybosna semalarına Yağmur olup, Düşsem damla damla Babalar filizlense Verimli topraklarından Koklasam bir bir Sarılsam Sarılsam Sarılsam tanrım Ve haykırsam Babam babam diye.... Nağmeler satıyor çocuk Nağmeler Duymayan kulaklara Yosun tutmuş yüreklere Üç kuruşa nağmeler Bir lokmaya nağmeler Adımlar Umursuz adımlar Renk renk pabuçlar Çıplak bacaklar Pantolonlar geçiyor Yeşil gözlerin önünden Aldırmadan açlığın kokusuna Nağmelerin iniltisine Aldırmadan geçip gidiyorlar Toprağı balçık edip Babalar Yaratan Yağmur damlacıklarına Selahattin ERDOĞAN |
benden gayri.. Şu daracık sokaklara her şey sığar, Dışa açılan bahçe kapıları.., Çöp bidonları.., Minik kediler.., Kaldırımlar .., Kaldırım üzerindeki pislikler.., Balkona asılan temiz çamaşırlar.., Sokak lambaları.., Sokak çocukları.., Yarın ki trafiğe çıkmayı bekleyen park halinde ki araçlar.., Bir kaç sokak fahışesı.., Ve........ , İrili ufaklı insanlar.., Şu daracık sokaklara her şey sığar, Ancak......, Benden gayr_i....! alıntı |
_____nefsİnle Halvet Ol____ Ağır ol misafir indi son perde Üç günlük dünyanın sahtekâr fonu Sultanlık kölelik eşit o yerde Kısalan yolların göründü sonu.. Her adımı o son için atarken Yetmeyen günlere gece katarken Ömür metahını ucuz satarken Kısalan yolların göründü sonu.. Aklın örselenir görsen rüyayı İstemezsin ne güneşi ne ayı Terkedersin şu kirlenmiş dünyayı Kısalan yolların göründü sonu.. Giden günü kalanıyla eklesen Yürek susar ritimlerde tekle sen Medet deyip o Mehdi`yi beklesen Kısalan yolların göründü sonu.. Hani dünde kalan güzel hevesler Çok sınırlı sunulan o nefesler Canına dar gelir sırça kafesler Kısalan yolların göründü sonu.. Nefsinle halvet ol sadık sırdaşın Ne ana ne baba ne arkadaşın Günahını örtmez bir mezar taşın Kısalan yolların göründü sonu.. Ayser ÖZBAKIR |
ben kötü bir adamım ben kötü bir adamım ondan uyuyamıyorum rüyama canını yaktığım insanlar giriyor sorar gibi bakıyorlar utanıyorum saçlarından çekiyorum kızların saçları ipek gibi,ama boğazıma dolanıyor boğulacak gibi oluyorum ben kötü bir adamım,kedileri de sevmem ve ne çiçekleri,ne çocukları ne sokakları kimsenin beni selamlamadığı yollarda yürürken birden kulaklarımı basar çığlıkları annelerini çağırırlar,babalarını,dostlarını ondandır en ufak seste irkilmem ben kötü bir adamım,ya beni kim sevsinki bazen şu dağnık yatağa bir kadın alıyorum nasıl bir üşümekse,titremekse benimki elleri sıcak,boynu sıcak ama ısınamıyorum buz gibi bir şeyler dolaşıyor kanımda bitmeyecek bir kıştır artık içimdeki ben kötü bir adamım,evime bahar gelmez güzel şeyler güzel yerlere gider bütün pencereleri de açarım oysa şöyle bir gelir güneş,beğenmez ki terkeder belki saçlarını yolduğum kızların saçlarına belki erkekliklerine kastettiğim adamlara gider ben kötü bir adamım ondan uyuyamıyorum bilmem,belki ölünce,belki öyle de olmaz aslında ölmeyi de istemiyor değilim belki her şeyin bitmesi huzurdur biraz artık bu kabuslarla yaşayamıyorum al beni cehennemine,belki orası yerim alıntı |
YARGILAMA
Tutkum sevmektir benim, düpedüz ve yalın Sevmek, acısını ve sevincini insanların Yemin ederim, başka suçum yok, inanın Demek sen insanları seviyorsun ha Sanık! Kalk ayağa Evet, şairim, şiir de yazıyorum, doğru Vazgeçilmez tutkum, ödevim benim bu Düşünmeye, yazmaya benim de hakkım yok mu? Demek sen şiir de yazıyorsun ha Sanık! Kalk ayağa Yıkıldım, ezildim, acılar çektim gerçekten Ne yaşamaktan korkum var, ne de ölmekten Aydınlık yakın, ben umutluyum gelecekten Demek sen hala yaşıyorsun ha Sanık! Kalk ayağa Seveceğim elbette, yazacağım, yaşayacağım Ayağa kalktım sayın yargıç Ve hep böyle ayakta kalacağım Ümit Yaşar Oğuzcan |
BEYİN KUŞATMASI
bir kutsal banyo ferahlığı bütün yalnızlığıma iyi gelecek titreyen nağmelerin en titreten sona kalmışlığı nerede akşam orada sabah tenhalığı yok olan bir şeylerin elde avuçta mosmar kesilişi varolan bir şeye benzettiğimiz gözyaşının doluluğu durakta kendiliğinden uçuşan kağıt parçası sarı peruğun parmak uçlarına sürtünerek yere yığılışı çocuğun pembe burnunda kedi rengi merakı yoksulluğun yegane kaynağı istemek yağmurun yere balyoz gibi vuruşundaki sessizliği ver yansın aşkların küfür rengi unutuşları sırt dönmenin kupkuru gitmeleri sepetin içinde kaç yumurta var bilmecesi çakı uçlarıyla intihar denemeleri uçurumdan bakma korkusu ölüm gerçeği ve yeniden varoluş bilmecesi sabah balkonunda bir bardak çay içme teşebbüsü pirenin deveyi hikaye boyunca doğru dürüst göremeyişi falanların filan oluşu sarıya mavi katarsan yeşil olur kinayesi kıymıktaki testere iştahı tanıması bulutun gök boyunca gezinip kayıp yıldızın adresi avuç içine yazılan mektubun binburuşuk olması bir karış sakal bir tutam nikotin kitap kapağında seyrelmiş saç devrilmiş ağaç kurtlarla vals al gülüm ver gülüm bu dostluk burada biter vay canına tüh gördün mü bak niye ki sebep ben gidiyorum öyleyse hani bizim güle gülemiz yaşıyor mu bizim komşu kızımız tünekte baykuş kırmızısı gecekondu bahçelerinde mezarlık bitkisi şampanyanın merdivenlere dökülüşü bir tutam zehirli mantar iki kaşık ibrani yazıt bir çuval mendebur bakış yok anam var anam vay anam köstek vardı eskiden dedemizde her zaman kurcalardı gördüm iki aptalı iğdiş ettiler gözümün önünde geyik kaçamadı vurdular altın boynuzundan süpürge ve faraş terkedilmiş kedi ve faresi eski yalıların mahalle kasabındaki tenhalığı aniden bozan at sinekleri terlemiş avuçlardaki acemi sendeleyiş kızım sen de doğru dürüst giyin de bakmasınlar yedikule zındanlarında çığlıkları üzerine verilen konserler plastiğin bize verdiği soğuk algınlığı televizyonun insandan aldığı mikrodünya enerji viyoledeki küstah duruş ama arpla boyun ölçülemeyecek kadar düzensiz tını kavgası yemedim yedirdim giymedim giydirdim hırçınlığı git ama bir daha bu eve adım atamazsın bak bu ilişki bitmeli çünkü ruhumu dövüyorsun canım şu yalak doldu taşıyor ama bak su kesintisi olacak yakında kusuyorum ulan bir kağıt mendil uzatın bak ben bir büyük içer üstüne de bir kasa bira içerim haberin olsun telefon sana canım kim olduğunu söylemedi ama kıskançlığı sus bak ağzına patlatırım sonra sende kaç para var biraz da benkiyle idare edelim sevgilin var mı senin seni hiç almaya gelmedi de bir tuvalete gidip geliyorum bekler misin af edersiniz cüzdanınız düşmüş iyi niyeti abi ama bu kaset korsan ya sizi şikayet edersem beni içeri alırlar bir dakika hikayeyi bitirmek üzereyim kanser kokusu burnumun direğini sızlattı bil istedim şu kaşığı uzatır mısın çay buz olmuş evet ben de meşhur olmak istiyorum numaram bakın burada yazıyor evet tuvalette şarkı söylerdim küçükken vay canına kırka merdiven dayadın be oğlum uyan artık billahi bırakmam şunu da ye selamın aleyküm abi abi mekketen bir ayet gelecekti adıma bir dakika kardeşim siz benden sonrasınız sevglim merak ettim de sen neden yalnızsın yok be güzel kardeşim ikidir söylüyorum bir sosisli ketçap mayonez olmasın on milyon bozuğunuz var mı af edersiniz şu parayı bankamatikten yatırmayı bir türlü beceremedim değmesin yağlı boya demir alıyom hurda alıyom sus be kardeşim kulağımın dibinde bağırıp duruyorsun tövbe tövbe sayıyorum biiiiirrrr iiikkkkkiiii üüüüçççç söyle bakalım oğlum büyüğünce ne olacaksın.- amca ben ********* olcam… orkestraya bak gözlerim egzost kokusundan tıkandı kulaklarım bütün kötü fotoğraflardan görmüyor ya ellerim işte onlar artık tutma hünerinden muhaf… hey şef ya da her neyse kimliğin beni içeri alabilirsiniz beni soranlara söyleyin beklemesin kimse çünkü bir kutsal banyo ferahlığı bütün yalnızlığıma geri dönüyorum iğne sırası bende… MELONSAPKA |
SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Uzatma dünya sürgünümü benim Güneşi bahardan koparıp Aşkın bu en onulmazından koparıp Bir toz bulutu gibi Savuran yüreğime Ah uzatma dünya sürgünümü benim Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil Ayaklarımdan belli Lambalar eğri Aynalar akrep meleği Zaman çarpılmış atın son hayali Ev miras değil mirasın hayaleti Ey gönlümün doğurduğu Büyüttüğü emzirdiği Kuş tüyünden Ve kuş sütünden ******* ve gündüzlerde İnsanlığa anıt gibi yükselttiği Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Bütün şiirlerde söylediğim sensin Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini Ey gönüllerin en yumuşağı en derini Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında Çatı katlarında bodrum katlarında Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba Hep Kanlıca'da Emirgan'da Kandilli'nin kurşuni şafaklarında Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Ey çağdaş Kudüs (Meryem) Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha) Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında Köle gibi satıldım pazarlar pazarında Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda Verilmemiş hesapların korkusuyla Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır Sevgili En sevgili Ey sevgili....... SEZAİ KARAKOÇ |
Ceviz Ağacı İle Topal Yunus'un Hikayesi
Burda bir dostumuz var : Çerkeş'in Kavak köyünden. Büyük kitaplar gibi içinde bir şeyler saklı. Akıllı adamlara ajans haberlerine ve bilmeceye meraklı. Adı : Yunus. Ateşimizi yakıp suyumuzu veriyor. Ağaçlardan ve günlerden konuşuyoruz. Herhal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri. Şimdilik sohbetimizde kederi : kesilip satılmış bir ceviz ağacının... Onu tanıyoruz : avlunun içinde kapının solundaydı. Ve altı yaşında dalından düştü Yunus, topallığı ondandır. Öküzler topalları sever, çünkü topallar ağır yürürler. Öküzler topalları sever, ceviz ağaçları sevmez topalları : çünkü topallar sıçrayamazlar yemişlere, çünkü üzerlerine çıkıp silkeleyemezler dalları. Ceviz ağaçları sevmez topalları... Bir acayiptir muhabbet bahsi : mutlaka kendini dereye atmaz sevilmeyenlerin hepsi. İnsanların hünerleri çoktur : insanlar sevilmeden de sevmesini bilirler... Bir acayiptir muhabbet bahsi, bir acayiptir ceviz ağacı ile topal Yunus'un hikâyesi... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Ve Çerkeş yolu üzerinden sabah namazı ışıyıp geldiği zaman, kadınlardan önce uyanırdı dalları. Altından geçerken düşünürdü Yunus... ..... Düşünmek : ne mukaddes bir iş ne felâket ne de bahtiyarlıktı, ve ölüm : mutlaka varılıp dönülmeyen, fakat üzerinde düşünülmeyen bir köydü Yunus için... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Güneşte gölgesi hain olurdu, rüzgârda konuşurdu kendi kendine, dalları yukardan Yunus'a bakar... ..... Gündüzleri yıldızların niye söndüğünü, dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü bilmiyordu Yunus. Bunları biz anlattık ona şaşıp kalmadı... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Yüksekti, genişti alabildiğine. Üç kişi el ele versen kütüğünü çeviremezdin. Gece altında oturdun muydu yıldızları göremezdin. Her gece altında otururdu Yunus... ..... Çinli müslümanlara, burunları tek boynuzlu gergedanlara, ve bir damla suda bir milyon mikroba dair fikri yoktu Yunus'un. Bunları bizden öğrendiği gün hayret etmedi... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Toprağın içinde gider kökleri, karanlık bir sudur tepende akar. Her akşam altından geçerdi Yunus... ..... Bir gün ateşimizi yakıp verirken suyumuzu : "- Biz hizmetkârınız senin, sen efendimizsin" - dedik. Şaşırıp kaldı Yunus... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Rüzgârda konuşurdu kendi kendine. Yüksekti, genişti alabildiğine. Gece altında oturdun muydu yıldızları göremezdin. Karanlık bir sudur tepende akar, toprağın içinde gider kökleri, dalları, yukardan Yunus'a bakar... "- Köy işi zordur katiyen vücut ezilir bir defa. Toprağa çömelip bak dört tarafa : bela hangi inde pusmuş bilinir mi? Mümkünü yok vurulsun..." Vurmuş belâ, ciğerinden Yunus'u... "- Biz hiç dünyada yaşamış değiliz. Geldik gidiyoruz öylesine... Tevatür güzelmiş İstanbul şehri, varıp görülmesi nasibolmadı. Velâkin niye tiftiği yok altmış haneden otuzunun?..." Tiftiği yoktu Yunus'un... "- Attığın taş dediğin kuşu vurmuyor. Dünya trene bindi. Gayrı dünya öküzün boynuzunda durmuyor. Elimiz ayağımız : öküz. Çok zor olur öküzü satmak, yarı ölümdür yani. Öküz gitti mi korkulursun..." Sattılar öküzünü Yunus'un... "- Herhal yolların sonu göründü. Bu olan işleri akıl almaz. Toprak sabuna döndü kayar insanın elinden. Cümle mahlukatın mekânı vardır kurdun mekânı olmaz. Toprağın elinden kaydı mıydı bir mekânsız kurt olursun..." Kaydı toprağı elinden Yunus'un... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Güneşte gölgesi hain olurdu. Yunus durmadan Yunus kaybettikçe onu düşünür, o, bir şey isteyip, bir şey sormadan rüzgârda konuşurdu kendi kendine... Çocuklara ana, tohuma toprak ve karı lâzımdır erkek kısmına... Bir kız kaçırdı Yunus : Çünkü düğün pahalı kız kaçırmak ucuz... Fakirin karısı kavi olmaz... Ve bir gün Çerkeş yolu üzerinden sabah namazı ışıyıp geldiği zaman giderlerdi. Yunus'un arkasında yuvarlandı yere, kırmızı peştemalının içinde ölüverdi... Topraksız, öküzsüz ve kadınsız, kaldılar dünyada bir başlarına ceviz ağacı ile Yunus. Yalnızlık koydukça koydu Yunus'a. El toprağında ter döker oldu. Cevizi karanlıkta kaybolur sanıp uyumaz beklerdi sabaha kadar. Yalnızlık umrunda değil cevizin, toprağın içinde gider kökleri, dalları yukardan Yunus'a bakar... Cevizden konsol yaparlar, topal Yunus ne işe yarar? Zemheriler geldi barınamazsın. Cevizden konsol yaparlar. Gayrı daha fazla sürünemezsin. Sat Yunus cevizini... Yün yorgan değil bu sarınamazsın. Cevizden konsol yaparlar. Bir cansız ağaçtır yaranamazsın. Sat Yunus cevizini... Varlılar varsıza dokur mu kilim, vay cevizin hali, vay benim halim... Mekânsız kurda mekândı. Cevizden konsol yaparlar. Yarı ağaç, yarı insandı. Sat Yunus cevizini... Cenaze çırçıplak, kara uzandı. Cevizden konsol yaparlar. Kesildi dalları, dallar budandı. Sattı Yunus cevizini... Varlılar varsıza dokur mu kilim, vay cevizin hali, vay benim halim... Sabahın sahibi vardır. Gün daima bulutta kalmaz. Herhal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri... Şimdilik sohbetimizde kederi : kesilip satılmış bir ceviz ağacının... Nazım Hikmet Ran | |
Adı yok! (Küçük bir zelzele!)
Uyuştu her yanım, Düşünüyorumda ben bu düzene fazlayım... Belkide o kırık gitarın çığlığındayım. Şimdi ben o son limandayım... Soru işaretleri doluyor beynim, Bir adımı daha atmalımı benliğim? Dayanırmı bu eskimiş kalbim? Hayallerimin feryatlarında isyan ediyor sessizliğim... Yorgunluğum nedendir? Kelimelerim hayatın bilmecelerinde bir gider bir gelir... O gölge seni her zamanki limanda beklemektedir Bedeni boşluklarda nereye gitiğini bilmeyen akıntılar sürüklemektedir. Dondu her yerim, Bakıyorumda sağa sola ben nerdeyim? Belkide sonsuzluğun demlerindeyim. Şimdi ben o bıraktığın yerdeyim... Kayboldu dayanaklarım, İzliyorumda daha hızlı esiyor rüzgarlarım... Sessizliğinde kaybolur,bertarafım. Altında kalır, yıkılır duvarlarım... Hangi belirsizlikler? Hani buradayım ben onlar nerdeler!!? Gölgemi ağıtlarım perdeler... Bu kadar hazırlanmışken onlar artık pembeler... Rüyalar bile uyanır belirsizliklere, Kaçarak ağlarım gözyaşlarım akar düşlere, Bir savaştır bu bitmeyen,bitemeyen bir muharebe, Kahretsin yine yenilgi hep aynı sahnede!!!! Kalemim ağlar hep aynı perdede... Uçsuz bu hiç bitmez baharımda zelzele... |
http://www.cakal.net/images/icons/icon1.gif
Ceviz Ağacı İle Topal Yunus'un Hikayesi Burda bir dostumuz var : Çerkeş'in Kavak köyünden. Büyük kitaplar gibi içinde bir şeyler saklı. Akıllı adamlara ajans haberlerine ve bilmeceye meraklı. Adı : Yunus. Ateşimizi yakıp suyumuzu veriyor. Ağaçlardan ve günlerden konuşuyoruz. Herhal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri. Şimdilik sohbetimizde kederi : kesilip satılmış bir ceviz ağacının... Onu tanıyoruz : avlunun içinde kapının solundaydı. Ve altı yaşında dalından düştü Yunus, topallığı ondandır. Öküzler topalları sever, çünkü topallar ağır yürürler. Öküzler topalları sever, ceviz ağaçları sevmez topalları : çünkü topallar sıçrayamazlar yemişlere, çünkü üzerlerine çıkıp silkeleyemezler dalları. Ceviz ağaçları sevmez topalları... Bir acayiptir muhabbet bahsi : mutlaka kendini dereye atmaz sevilmeyenlerin hepsi. İnsanların hünerleri çoktur : insanlar sevilmeden de sevmesini bilirler... Bir acayiptir muhabbet bahsi, bir acayiptir ceviz ağacı ile topal Yunus'un hikâyesi... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Ve Çerkeş yolu üzerinden sabah namazı ışıyıp geldiği zaman, kadınlardan önce uyanırdı dalları. Altından geçerken düşünürdü Yunus... ..... Düşünmek : ne mukaddes bir iş ne felâket ne de bahtiyarlıktı, ve ölüm : mutlaka varılıp dönülmeyen, fakat üzerinde düşünülmeyen bir köydü Yunus için... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Güneşte gölgesi hain olurdu, rüzgârda konuşurdu kendi kendine, dalları yukardan Yunus'a bakar... ..... Gündüzleri yıldızların niye söndüğünü, dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü bilmiyordu Yunus. Bunları biz anlattık ona şaşıp kalmadı... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Yüksekti, genişti alabildiğine. Üç kişi el ele versen kütüğünü çeviremezdin. Gece altında oturdun muydu yıldızları göremezdin. Her gece altında otururdu Yunus... ..... Çinli müslümanlara, burunları tek boynuzlu gergedanlara, ve bir damla suda bir milyon mikroba dair fikri yoktu Yunus'un. Bunları bizden öğrendiği gün hayret etmedi... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Toprağın içinde gider kökleri, karanlık bir sudur tepende akar. Her akşam altından geçerdi Yunus... ..... Bir gün ateşimizi yakıp verirken suyumuzu : "- Biz hizmetkârınız senin, sen efendimizsin" - dedik. Şaşırıp kaldı Yunus... ..... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Rüzgârda konuşurdu kendi kendine. Yüksekti, genişti alabildiğine. Gece altında oturdun muydu yıldızları göremezdin. Karanlık bir sudur tepende akar, toprağın içinde gider kökleri, dalları, yukardan Yunus'a bakar... "- Köy işi zordur katiyen vücut ezilir bir defa. Toprağa çömelip bak dört tarafa : bela hangi inde pusmuş bilinir mi? Mümkünü yok vurulsun..." Vurmuş belâ, ciğerinden Yunus'u... "- Biz hiç dünyada yaşamış değiliz. Geldik gidiyoruz öylesine... Tevatür güzelmiş İstanbul şehri, varıp görülmesi nasibolmadı. Velâkin niye tiftiği yok altmış haneden otuzunun?..." Tiftiği yoktu Yunus'un... "- Attığın taş dediğin kuşu vurmuyor. Dünya trene bindi. Gayrı dünya öküzün boynuzunda durmuyor. Elimiz ayağımız : öküz. Çok zor olur öküzü satmak, yarı ölümdür yani. Öküz gitti mi korkulursun..." Sattılar öküzünü Yunus'un... "- Herhal yolların sonu göründü. Bu olan işleri akıl almaz. Toprak sabuna döndü kayar insanın elinden. Cümle mahlukatın mekânı vardır kurdun mekânı olmaz. Toprağın elinden kaydı mıydı bir mekânsız kurt olursun..." Kaydı toprağı elinden Yunus'un... Cevizlerini Eylülde döker, yaprakları yeşil dururdu Kasıma kadar. Güneşte gölgesi hain olurdu. Yunus durmadan Yunus kaybettikçe onu düşünür, o, bir şey isteyip, bir şey sormadan rüzgârda konuşurdu kendi kendine... Çocuklara ana, tohuma toprak ve karı lâzımdır erkek kısmına... Bir kız kaçırdı Yunus : Çünkü düğün pahalı kız kaçırmak ucuz... Fakirin karısı kavi olmaz... Ve bir gün Çerkeş yolu üzerinden sabah namazı ışıyıp geldiği zaman giderlerdi. Yunus'un arkasında yuvarlandı yere, kırmızı peştemalının içinde ölüverdi... Topraksız, öküzsüz ve kadınsız, kaldılar dünyada bir başlarına ceviz ağacı ile Yunus. Yalnızlık koydukça koydu Yunus'a. El toprağında ter döker oldu. Cevizi karanlıkta kaybolur sanıp uyumaz beklerdi sabaha kadar. Yalnızlık umrunda değil cevizin, toprağın içinde gider kökleri, dalları yukardan Yunus'a bakar... Cevizden konsol yaparlar, topal Yunus ne işe yarar? Zemheriler geldi barınamazsın. Cevizden konsol yaparlar. Gayrı daha fazla sürünemezsin. Sat Yunus cevizini... Yün yorgan değil bu sarınamazsın. Cevizden konsol yaparlar. Bir cansız ağaçtır yaranamazsın. Sat Yunus cevizini... Varlılar varsıza dokur mu kilim, vay cevizin hali, vay benim halim... Mekânsız kurda mekândı. Cevizden konsol yaparlar. Yarı ağaç, yarı insandı. Sat Yunus cevizini... Cenaze çırçıplak, kara uzandı. Cevizden konsol yaparlar. Kesildi dalları, dallar budandı. Sattı Yunus cevizini... Varlılar varsıza dokur mu kilim, vay cevizin hali, vay benim halim... Sabahın sahibi vardır. Gün daima bulutta kalmaz. Herhal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri... Şimdilik sohbetimizde kederi : kesilip satılmış bir ceviz ağacının... |
Zamanın Benim (I-II-III)
I Tek yürek atımı olmak Ve sobeleyen olmak ölümü.. Beraberce.. Yasaklı olan diyarın en gizemli yerlerinde.. Yaşayamadıklarımıza duyduğumuz öfkeyi Uysallaştırabilmek seninle... Hem de tek bir kelimeyle.. Ben sevmek için doğarken her yeni güne, Sen sevilmek için doğuyorsun Seninle sensizliğin olduğu yerlerde... Çelişkiler son bulsun dedikçe, Kendi çelişkilerimize yenilenlerdik aslında.. Uzaklıklara bakmaktan gözleri acıyanlardık. Sevmek yaşam olgusuyken bizde, Ölümü bile göze alanlardık sevgimiz uğruna.. Yaşayandık sevdayı.. En farklı, en doğal, en biz olan haliyle. Yarım kalmışlıklara inat, Tamamlayandık birbirimizdeki kayıp parçaları. Sevdayı en doğan haliyle yaşayanlardık. Bendim... sendin.. biz olduk, Yasaklı olan ama her tadıyla Her nefesiyle biz kokan sevdanın minik busesinde.. Senin olmak vardı.. Sen olmak vardı.. Gözlerinin taaa içlerine bakıp Seni seviyorum diyebilmek vardı.... II Her doğan güne birlikte gözlerimizi açmak Ve merhaba demek vardı... Teninin sıcaklığını hissederken erimek vardı Adı bilinmez olan diyarların en köhne yalnızlığında.. Dilime yerleşen nihavent ezgiler eşliğinde Adımlarken çılgınlığın dikey boyutlarını, Yanmak vardı aşkına üşüyen yanımdan soyutlayarak kendimi.. Asırlar öncesine dayanan yokluğundu bugünlere ulaşmamı sağlayan. Sendin.. belki de bendim.. ne zaman biz olduk... Yoksa hep biz miydik doğduğumuzdan beri.. Tüm kırılganlıklarıma rağmen sevebilmek seni.. Kendi parantezimizde yaşamak özgürce.. Adı aşk olan.. tadı tuzu sen olan sevdaya yanmak alabildiğince.. Umut olmayan bugünlere inat Eldeki yarınlarla mutlu olabilmek senin gölgen altında.. Ve sana seni seviyorum diyebilmek... Tüm gökyüzüne yazmak adını.. Gökkuşağının renklerinde dansetmek seninle Sana aşığım diyerek... Seni seviyorum sevgili.. seni seviyorum... III Sevdalara açılan bir yelkendi sonsuzluğun .... Gecenin kokusu sinerken üzerine kelimelerin , Kelimelerden önce harflerle dans edenlerdik.. İzlemek vardı seni derin bir boşlukta... Sadece bakmaktı uzaklardan, dokunamamaktı.. Sen vardın...ben hep fakirdim senden uzakta... Ağlardım bakmadığında delirdiğim bakışlarınla... Bahar olmak vardı tapılası gözlerinde... Sevgilim diyebilmekti en güzeli... Sevgilim dediğini duymaktı... Tek yürek atımı sevdamızın karanlık dehlizlerde Kaybolmasına izin vermemekti. Geçmişe duyulan kin gerilerde kalırken yaşamaktı sevdayı, Yaşanmamışlıkların ruhumuzda yarattığı sergüzeştlikte... Adım hüzündü benim... Gözlerinin alabildiğince Ama yüreğinin göremediğince Hüznündüm ben ruhundan dökülen... Adım aşktı benim... Hiç görmediğin, hiç tanımadığın bir tattım senin dilinde... Seviyorum diyebildiğimce özgür olmak Ve özgürlük kanatlarını sevdana yükleyebilmekti Akreple yelkovanın peşine takılarak.. Zaman durdu sevgili... Bundan sonra ve bundan evvel... Senin zamanın benim... alıntı |
Çünkü ben sadece hayaldim
Gölgende yürürdüm sana hissettirmeden Araya mesafeler girmezdi Gidilen yer uzak bile olsa Yanındaydım her zaman Elinden tutmak isterdim Ama tutamazdım Sana seslenmek isterdim Ama seslenemezdim Ben seni görsemde Sen beni hiçbir zaman görmezdin Gölgende yürürdüm Sadece sana yakın olmak için Ama sen hissetmezdin Çünkü ben sadece hayaldim. |
Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:40 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2025, vBulletin Solutions, Inc.