![]() |
Kadir Karaman
Acil Hasta
Yoldan geçerken bir araç vurdu savurdu kenara... kırdı hemen her yerini... koştu gören...insafı olanlar imdâda... ele alınacak gibi değildi... bir telaşla...haber verdiler ambulansa... saatler sonra gelebildi ambulanssa… ne doktor…ne hemşire!!?? aklı eren bir kimse yok ambulansta bir şoför…bir sedye sadece!!?? apar topar koydular yaralı kıvranırken acılar içinde...sedyeye…. ambulans zar zor çıkabildi caddeye ve sirenler çalarak nice tehlikelerden sonra yetiştirebildi yaralıyı yarı canlı...hastaneye… acil servis kapısı…ana baba günü!! herkes üzgün… görmek mümkün değil kimsenin güldüğünü… yaralı...çığlıklar atarken ve yalvarırken yardım için… başucuna gelen görevli -kızgın kızgın!!?? bakmadan yaralının haline... aldırmadan çektiklerine... sormaya başladı; sosyal güvencen var mı? sigortalı mısın? Paran var mı? Arkan var mı? Yok deyinince...yaralıyı haşladı!!?? Kimin kimsen yoksa bekleyeceksin sen... -beklemek senin yazgın! sana yardım edemem… edersem eğer!!?? mevzuat beni de yer!? Dedi ve ekledi: Bekle..yorulma beklemekten… hasta kahrolurken inlemekten. Hasta bekledi…bekledi. Kendini kurtaracak yardımseverleri Bir türlü gelmedi… Kan kaybı… dereken kalbi tekledi ve birkaç yardımsever el aldı temelli iyileşen hastayı sükut aracına yükledi… O gün... İğreti...eve benzemeyen bir evde Akşam...babalarını ve yiyecek getirmesini bekleyen başka bekleyenlerde vardı gözleri yollarda... beklediler...beklediler bekledikleri gelmedi her taraf karardı sordular...aradılar gözleri kapıda kulakları seste hiç kimse haber getirmedi ve o eve bir daha sevinç girmedi... |
Alem Gözlüm
O kadar hastayım ki sana Âlem gözlüm İnan o kadar Özleminle içimde Erozyonlar Heyelanlar var. Acılarım acır İnan ki ince, ince Sancılarım sancır Gayet derince Aklıma geldikçe yüzün Kaplıyor yüzümü Mahşeri bir hüzün İçime yanardağlardan Akkor, akkor Lavlar akar Lav püskürtmeye başlar Ruhumdaki sönmüş yanardağlar Dağ-dağ gezmene lüzum yok Alem gözlüm Av peşinde Taze otları ezerek Ömrünü tüketmene Hele hiç lüzum yok Ancak ahmaklar Sarplarda av kovalar Bir bakarsan etrafına Sana av olmak için Yalvaran bakışlarla Can atan binlerce av var. |
Ani Gidiş
Hiç kimseye sormaya cesaretim olmadı evin dağınıklığından bildim gittiğini… İsteseydin merakta bırakmazdın Açıklayabilirdin…bu âni gidişin bilemediğim sebebini… Demek ki gerek görmedin her şeyi birden başlamak gibi bitirmekte özelliğinmiş anladım şimdi!... Ama ne kadar yazık! Ne denli acı!... Sen…hiç anlamamışsın beni! Belli bilmediğin… Seni nasıl sevdiğimi… Şâhidim duvarlar… çeken, biteviye hıçkırıklarımın resmini ispatım pencereler… yalnız camlar biliyor yolları nasıl gözlediğimi sorabilsen, söyler kapılar… ne ümitlerle beklediğimi Bir tavsiyem olacak… Seveceksen eğer beni sevdiğin gibi sevme kimseyi… kimse katlanamaz ve çekemez bana çektirdiklerini senin müzmin hastalığın…anladım!... terk etmek…üzmek…ağlatmak…inletmek bekletmek sevdiklerini… merak ediyorum doğrusu… sevdiklerin böyle ya… kim bilir, ne yapıyorsundur sevmediklerini? |
Aşk
Ne okunur, ne yazılır... Aşk öyle bir hitaptır ki! Ne silinir, ne kazılır... Aşk öyle bir kitaptır ki! Ölüleri diriltir aşk! Dirileri delirtir aşk! Düşmesin bir taş yüreğe... Yavaş yavaş eritir aşk! Derttir, derman bildirmez aşk! Çektirir de öldürmez aşk! Hasret ile örülürse... Ağlatır da güldürmez aşk! Bâzen gözde bakıştır aşk! Bâzen sözde yakıştır aşk! Bâzen tebessüm, edâdır... Bâzen gizli akıştır aşk! Öyle bir kitaptır ki Aşk! Çok yazılır...Çok okunur... Sihirli hitaptır ki aşk! Acemilere dokunur... |
Aşk Güftesi
Gözlerini yazmalıydım Yazamadım yaktı beni! Sözlerini yazmalıydım Kuvvetsiz bıraktı beni! Gülüşün içimde yara Meftunum gül dudaklara Sürükledi uzaklara Özlemiyle yıktı beni! Vücudumu sardı acı Acıların aşk ilacı Oldu aşkım darağacı Kemendine taktı beni! Sıcak bir göze muhtaçtım Korktum, ateşinden kaçtım Susuzdum hem de çok açtım Besleyen kuraktı beni! |
Aşk Tuzağı
Aşk tuzağı zorlu olur dediler Gülümsedim geçtim, önem vermedim Sevdâ dağı karlı olur dediler Her yanımı tipi sarmış görmedim. Tutuldum, düşürdü ne hâle beni? Eyledi kendine kul, köle beni Mahkum etti zorlu emele beni Aşk içinde aşklar varmış görmedim. Kör edermiş meğer sevda gözleri Silinmezmiş aşkın kâlpten izleri Hem gözü bürürmüş hem de sözleri Aşk hep gönülde kışlarmış görmedim. |
Ayna
Bu ayna yalan söylüyor Bu yüz yüzün olmamalı Canında sevgi ölüyor Bu yüz hüzün dolmamalı. Baskında kalmış limanın Emziği sevdâ zamanın Çile dikişi yamanın Çilekeş hiç bilmemeli… Kimse anlamaz huyunu Bitmez acının oyunu Köz öğütür gül suyunu Gül bundan hiç yılmamalı… Paramparça şu göz sözde Umut kordan yağmur gözde Acı resmedilen yüzde Ağlayanlar gülmemeli… Yalnızlık bitmez buruntu Canın gölgesi kuruntu Sevgi özlemlerde tutu Dertler aslâ bulmamalı… Bu ayna bir can aynası Bakanın depreşir yası Kavuşmak olan, sevdâsı Aynada çok kalmamalı. |
Bayram Başka Bahara
Karlar erir dağlarda, ölü otlar yeşerir Issız, bâkir köşeler bezenir çiçeklerle Buzul tutmuş, yıllanmış hayaller filiz verir Kamaştırır gözleri Var Eden, gerçeklerle Güneş ışık göndermez olur mahzun diyara Saklayın çelenkleri, bayram başka bahara. Bulutlara yükselir, yüreklerden kaynayan Kanar eski yaralar, el sürmeyin,değdikçe Öyle bir ah çekiş ki, kalmaz kimse duymayan Hüzün çöker göklere, yerlere baş eğdikçe Ne gören, ne duyan var; değişmez hiç manzara Çekmeyin resimleri, bayram başka bahara. Çağırır hasret yeller, yalnızlık türküsünü Nağmelerin yankısı yansır yalnız dallardan Bozar yorgun duygular, vuslat görüntüsünü Yanık sesler yükselir, tozlu bomboş yollardan Sızı çöker âniden, özlemli duygulara Dermeyin hayalleri, bayram başka bahara. Doruklarda coştukça hasret hisler önünde Bekleyenler ümitle bekler yolcularını Savrulur canlar her an hülyâların yönünde Gömerken rüyalara umut acılarını Kasavetli bir anlam çöker sakin sulara Bulandırman suları, bayram başka bahara. Unutulur sorulmaz, aranmaz biçâreler Yaşarlar kavuşmanın tarifsiz arzusuyla Yıkanır gözyaşıyla boşa giden seneler Karşılanırlar her an ayrılık pususuyla Ümitler korku olur, kâlpler düşer yollara Acı dolar sahneler,bayram başka bahara. Var oluş bir müjdedir, inanın yok oluşta Nice labirent yüzler yorgun düşer ummaktan Bilinsin ki mutluluk, yokluk ile doluşta Yokluğa sabredenler, ümidi kesmez Hak’tan Mutluluk uzak değil, dayan konsan mezara Hüzün ağıt bu âlem, bayram başka bahara. |
Bekledim
Pencere, kapıda seni bekledim Ümit dolu gelmeni bekledim. Hasretin depreşti çekemez oldum İmdadıma yetişmeni bekledim. Duyar belki, koşar diye, sesimi Ağladım da işitmeni bekledim. Hayallerin tuttu buz ellerimden İnan ki hep ellerini bekledim. Hazan vurmuş gönül bahçemde her an Açsın diye güllerini bekledim. Yakarsın diyerek sönmüş ateşimi Özlem ile gözlerini bekledim. Geldiğinde tutup ak saçlarımdan Yerlerde sürüklemeni bekledim. Bilmeden kâlbini kırmışsam eğer Suçu bana yüklemeni bekledim. Vuslat anı gelmiş ben gelmemişsem Vazgeçmeyip beklemeni bekledim. Ağladığım anlar tutup elimden Sevgiyle desteklemeni bekledim. Üzüldüğüm anlar koşup yanıma Sevincini eklemeni bekledim. Can fedaya hazır kendin bilmeze Yeniden bir can vermeni bekledim. |
Bekleyiş
Hâre hâre dürülür doruklarda bulutlar Hasret ile kucaklar bakışlar gökyüzünü. Buruk bir beklentiye sâbitlenmiş umutlar Yaşayarak ân be ân ayrılığın hüznünü… Aydınlığa darılmış gözler ışık aramaz Ağlar âh’ la yürekler, özlemler yokuşunda. Adanmamış hiçbir can hedefine varamaz Buluşurlar sevenler rüzgarın kokuşunda. Kesif bir hüzün kaplar umutlar limanını Heyecandan duyulmaz bir çıt bile kimseden. Düşleyenler visâlin sevinç dolu ânını Boğulur feryatlara, gelmez ise beklenen! Bekleyenler hicranlı çelişkiden bayılır Sanki mahşer ânına döner birden manzara. Etrafa yanık kâlp kokuları yayılır Ümidini yitiren girmek ister mezara. Bekleyen ve gelmeyen; eskimiş resim gibi Acıların çisesi dönüşür sağanağa. Aşınan gönüllerin, görünür yanmış dibi Derdinden bunalanlar muhtaçtır sığınağa. İnler buruk yürekler sabrın hüzzam telinden Hazin serâp vehmiyle tekrarlanır sahneler… Bestelenen hep hasret türküsü aşk elinden Ayrılık ve hasretle ezilirken sineler. |
Bendek
Seninle tüm hayatım çile olsa aldırmam Yastığa bir baş koyar,ölene dek kaldırmam. Gülden güzel tenini muhabbetle sararım Korurum hazanlardan, sevgim ile, soldurmam. Yaşamamın manası sen yoksan, inan yoktur Reddedersen aşkımı, söyle nasıl çıldırmam? Benimsin, mümkün değil, bırakmam başkasına Sana göz koyanları, farz ortadan kaldırmam. Benliğimi büyülü his misali sarmışsın Terk edersen, yerini, mümkün değil doldurmam. Vurgununum ezelden biliyorsun sevgili Koklatmazsan, gülünü, hoyratlara yoldurmam. Yokluğunda yüreğim kırılmış, paramparça Hasretinle ağlarım, gözyaşımı sildirmem. Kaybedersem kıyarım acımadan canıma Ortalıkta bırakır, cenazemi kıldırmam. Aradığın, sorduğun yok; kırıldın, küstün mü? Katlanırım cevrine el alemi güldürmem. Aşıkların hâlini aşka düşmeyen bilmez Ârif isen anlarsın, sözlerimden, bildirmem. |
Bendeki Sen
Seninle tüm hayatım çile olsa aldırmam Yastığa bir baş koyar,ölene dek kaldırmam. Gülden güzel tenini muhabbetle sararım Korurum hazanlardan, sevgim ile, soldurmam. Yaşamamın manası sen yoksan, inan yoktur Reddedersen aşkımı, söyle nasıl çıldırmam? Benimsin, mümkün değil, bırakmam başkasına Sana göz koyanları, farz ortadan kaldırmam. Benliğimi büyülü his misali sarmışsın Terk edersen, yerini, mümkün değil doldurmam. Vurgununum ezelden biliyorsun sevgili Koklatmazsan, gülünü, hoyratlara yoldurmam. Yokluğunda yüreğim kırılmış, paramparça Hasretinle ağlarım, gözyaşımı sildirmem. Kaybedersem kıyarım acımadan canıma Ortalıkta bırakır, cenazemi kıldırmam. Aradığın, sorduğun yok; kırıldın, küstün mü? Katlanırım cevrine el alemi güldürmem. Aşıkların hâlini aşka düşmeyen bilmez Ârif isen anlarsın, sözlerimden, bildirmem. |
Biçare
Yapıştı umuya çökmüş bedenim Bağrında acılar saklıyor beni. Kalmadı isteyenim, tek sevenim? Şifasız umutlar bekliyor beni. Bir dert ki dermanı içinde saklı İrâdeyi iter, reddeder aklı Sızısı, acısı her şeyi farklı Gelip, gidip sık sık yokluyor beni. Bilmediğim bilinmeze uçkunum Başı yar, görünür, girdaplar sonum Yürürüm, gölgeme el sallar yolum Sonsuzluk kül gibi kokluyor beni. Koptum köklerimden, duymadım acı Anlamsız sarpların oldum haracı Mükemmele, olamadım kiracı Emelim hiçlere ekliyor beni. Bâdireden bâdireye düşerim Hayallere gizli tuzak döşerim Kendi giriftimi kendim deşerim Girdabım habire şokluyor beni. |
Bilmedim
Solmaz sandığım güller, solacakmış bilmedim Ömür sensiz vîrâne olacakmış, bilmedim Hayâlmiş, ümit dolu mutluluğu aradım Yüreğim acılarla dolacakmış, bilmedim. Hangi yöne yönelsem yüzün karşımda durur Ağlarım hasretinle, yokluğun içten vurur Yolunu beklemekten umutlarım burulur Hicrin bir gün kapımı çalacakmış, bilmedim. Hayallerim bıkmadan vuslat dağından aşar Özleminle dopdolu kalbim hep sana koşar Bitti derler, inanma; aşkın içimde yaşar Boynum sensiz bükülü kalacakmış, bilmedim. Tatmadım saadeti, hep ismini işittim Gölgen nereye gitse, daim peşinden gittim Özleminle yanmaktan kül oldum, artık bittim Kaçtığım ânlar beni bulacakmış bilmedim. |
Bir Gülün Hikayesi
Buz gibiydi toprak gökyüzü karmakarışıktı üşüyordu elleri bulutların donuk donuktu gözleri tesadüfen atılmış bir tohumun beklentisi çok az bir ışıktı henüz dalına doğru yönelmemişti yaprak… kar yağdı lapa lapa rüzgar esti çılgıncasına raks ettiren melodiler çalarak sürgün yapraklara dallarda çiçek yerine kuşlar açıldı ay saklandı bulutlar arkasına yıldızlar çıkmayı hiç istemedi ayazın tipili balosuna bir fidanda bir zerre uzandı dal ucuna dudağında her renkten renkler vardı hediye son verdi zaman üşüten orucuna yeniden fırsat doğdu sürgündeki sevgiye güneşin gitti ürkekliği ay salınmaya başladı sereserpe yıldızlar dansa tutuştu burçlarla her gece depreşti gülnihâlin yürekliliği duyguları heyecanlarla tutuştu ısındı toprak ne kadar şükretse azdı cemreye su ısındı nazlanmalar kendiliğinden bitti açıldı yaprak goncalarla doldu fidanlar duygular tomurcuklandı bir gül açıldı binlerce güle bedel sevgiden her yüreğe saçıldı İtiraz yükselmedi kimseden San ki o güldü…özlenen…beklenen!. Bütün güllerin sevildiği ondandır güle benzetildiği sevgililerin…sevenlerin bütün güller soldu kurudu bütün fidanlar sevgi gülü solmayacak görecek yaşayanlar gülün sevgisi tükenmeyecek ölmeyecek…ölmemeli…sonsuza kadar. |
Bir Vedanın Hikayesi
Çalkantılı bir hüzün vakti Gözleri dolduğunda zamanın saçlarını okşuyordu zemheri rüzgarı burukluğunda eriyen bakışların. Bir yüreğin titremesiydi inilti son görüntülerini bir rüyanın, süpürüyordu dudaklar, dönmemek üzere giden bir hülyânın. Dört bir yana savururken suskunluk paramparça bir yüreğin döküntülerini… Darmadağın bir sevdânın, İmkansızdı, bir araya getirmek çöküntülerini… Çoktan hükümsüz kalmış hatıraların bıraktığı derin, paslı izlerdi gözyaşına yol gösteren, acılar kılavuzuna. Perişan vîrâne olan beklentinin girdabına dönen gözlerdi her zamanki gibi buruk güzlek hasretini yüklemiş omzuna seyrederek sevdâsının yıkıntılarını. |
Bitmeyen Kabus
Gündüzün gözlerde söndüğü ândı Ruhları sancılı hasret sarınca Kalplerde, küllenen ümitler yandı Ufuklar güneşle kucaklaşınca. Kurtulamaz can düştüğü tuzaktan Gökyüzünün parlar birden gözleri Kurtların türküsü başlar uzaktan Küflenen hüzünler kaplar yüzleri. Kıraç yine özlem yüklü rüyâlar Kıskaçlarda debelenir düşünce Duyguları basar bunalmış sular Ayrılık bir kabusa dönüşünce. |
Bitti
Güneşe tutuldu, yangın gözlerim Yandıkça yüreğim eridi, bitti Kaybettim güneşi arar, özlerim Hep bekle, dönerim der idi bitti. Hükümlü ruhuma gece sarıldı Karanlık kalbime gökler darıldı Ufuklar ümidim ile karıldı Kavuşmak gözüme fer idi, bitti. Aşkıma karşılık verdi korkmadan Dertli güllerimi derdi korkmadan Gir dedim kalbime girdi korkmadan Gerçek sevilecek er idi bitti. Başka bir mevsimde açtı çiçekler Gizlendi hep benden acı gerçekler Bıkmadan şu gönlüm bekler hep bekler Hasretim içimi yer idi bitti. |
Bu Eller miydi Çöl Olan Eller
Kaybetme korkusuyla sımsıkı tuttuğum bu eller miydi? İçimde her zaman sıcaklığını duyduğum dokunduğu ân, her şeyi unuttuğum, bu eller miydi? Hatıralar hâlâ tâze, ayrılık ilk ânki gibi acı. Anlatamam ne kadar mutsuzum, ve ne kadar huzursuzum anlatamam! Saçlarıma tarak; yüzüme yelpâze bu eller miydi, Tutunarak yolumu bulduğum? Ümitsizken ümit veren bana; ağladığımda kurulayan, bulandığında durulayan gözyaşımı; alev alev yanarken içim, sâkinleştirmek için okşayan başımı, bu eller miydi? Âniden dinen fırtına nasıl sessizliğe gömerse her yanı işte öyle olurdum dokunduğu ân. En ümitsiz ânımda getirirdi ümidi, yırtarak, karanlıklardan. Bu eller miydi, gözlerime fer dizlerime derman? Bilmiyorum şimdi nerede, karanlık *******imi aydınlık yapan? Gönlüm çâresiz, ellerim bomboş, duygularımda eriyor zaman. içimde zamana hükümlü bir liman; kurtarıcı gemisini, ve kaptanını bekliyor bıkmadan; beklemekten yorulmuş, özlemlerle yoğrulmuş, katığı topraktan, bu eller miydi, bana her şeyi kendimi unutturan? |
Bugün
Yalnızlıktan, hasretten Hicrâna düştüm bu gün Gülistanı ararken Virâna düştüm bu gün. Yanıyorken yüreğim Alevlerin üstünde Kurtuldum sandım tekrar Suzana düştüm bu gün. Ararken pür ümitle Derdimin dermanını Halden bilmez, insafsız Bir cana düştüm bu gün. Kurdurdu kâlbim için Merhametsiz sehpalar Rahmet dedim, duymayan Vicdana düştüm bu gün. Söndürmeye içimin Sönmeyen alevini Her yanı alev olan Mekana düştüm bu gün. Ayrılık, âh ayrılık Dağladı her azamı Vuslat için yanarken Efgana düştüm bu gün Ağlayan, hiç mümkün mü Gülmek sana âlemde İçini hüzün eden Figana düştün bu gün |
Çiçeği Burnunda
Çiçeği burnunda gülüşlerinle… Küflenmiş kalbime sevdâ dikme gel! İster git emin gözlerde serinle… Ruhuma kalkmaz sis gibi çökme gel! Yabanî her şeyin, alışmak sana Bilmelisin çok zor, imkansız bana! Tâze yaram dönüşmeden çıbana İçime özlemli gözler ekme gel! Muradın başıma belâ mı olmak? Gurbetim var, sürgün sıla mı olmak? Çilem azmış gibi çile mi olmak? Kalsın umutlarım, bir bir sökme gel! Ayrılık dersine her gün çalıştım… İstemem kaybımı bulmak, alıştım… Kendim ile en sonunda tanıştım… Muhtaç benim, benden aslâ el çekme gel! Yollara bakmaktan çöktü gözlerim! Özlemle ne yaşlar döktü gözlerim! Hasret ağlarını söktü gözlerim Bitti bitmez sabrı, çok bekletme gel! |
Çöl Çiçeğim
Şimdi kurşunlar ziyaretine gelir Ve tanklar geçer üzerinden -Sense Kelebekleri, Uğurböcekleri beklersin. İstersin arılar bal alsın çiçeklerinden… Acımasız vicdanların güdümünde bombalar yağar entrikacılar eseri uçaklardan üzerine sen ki…tükenen insanlığın kahpece, kalleşçe, câhilce fedâ ettiği son kurbanısın kendini insanlığın efendisi sanan; ihtirasın, tamahın, isyanın son kölesine. -biliyorum acıdır sızlatan içini ve yaralarındır seni ağlatan paylaşmak isterim paylaşamam ne kederini ne sevincini ama kanlı yaşlar boşalır insafımın, vicdanımın gözlerinden. Ve hıncım… ve hırsım… ve isyanım başkaldırır böylesine kirli bir amaç için öldürüldüğüne ve kefensiz toprağa gömüldüğüne. Vücudumun her yerinden seninkinden daha derin yaralar çıkar - yaralar ki sızlayacağı âşikâr topraktan da ötede. Depreşir sürekli hicrânım tesellisi olmayan bir mâtemde. Ümit etme ve boşuna bekleme yok bir tâne bile yürekli. Niye bakamam çöl çiçeğim? ağlamaktan mı yoksa…yoksa..! başka bir sebepten donuklaşmış gözlerine niye tutamam kar beyaza dönmüş ellerini ve isterim okşamayı kıpkırmızı olmuş -ne zaman olmuşsa..!? saçlarını okşayamam… Beni affet çöl çiçeğim beni mâzur gör diyemiyorum… Yüzüm yok senden bir şey istemeye kopup gittiğin halde benden imdat isteyerek gözlerim göre göre bir şey yapamadım sana kurşun sıkana karşı çıkmak şöyle dursun uzanıp elinden bile tutamadım; nasıl sığdırabildimse insanlığıma ve nasıl sindirebildimse içime? şimdi pişmanlıklarla doluyum yol göster ya da işâretler bırak geride bir gün sevinerek gittiğin gibi gittiğin yere bende geleyim yüreğimde demet demet kırmızı gül çiçekleriyle. |
Darmadağın
Başucunda kül yüzümün Gözleri var, darmadağın!.. Yıkılan umutlar dünün Közleri var darmadağın!.. Tırmanılmaz yokuşların... Mağduru can, çöküşlerin... Kan renginde bakışların... Gözleri var, darmadağın!.. Dalmış girift hengâmeye... Belli ki hasret sevmeye... Yalvarıyor sev, sev diye!.. Sözleri var darmadağın!.. Acıdan sunmuş sâkisi... Hüzünden yansır akis’i Her mevsimin tiryakisi Güzleri var darmadağın!.. Nesi varsa hep tüketmiş... Ermek için ömrü bitmiş... Meçhul menzillere gitmiş... İzleri var, darmadağın!.. Eritir hisli sözleri... Hüzün soldurur gözleri... Üzmem demiş ya sizleri... Bizleri var, darmadağın!... Nesi varsa talan olmuş... Adı, sanı yalan olmuş... Her tarafa ilan olmuş... Gizleri var, darmadağın! |
Dış Yüz, İç Yüz
İnsanoğlu çiğ süt emmiş güvenme! Önün dönük olsun, sırtını dönme! Dili gemi, batar; sakın ha, binme! Affetmez, eline düşsen kazâra!? Acımaz, kor, diri diri mezara!? Sâkin durur, vahşî parsı içinde Göstermez, gizlidir hırsı içinde Balyozu içinde, örsü içinde Gelmez fazla nasihate, azara Acımaz, kor, diri diri mezara! Yüzü güler, dili tatlı, ya özü!? Bâzen kurşun gibi yaralar sözü Geceden karanlık görünür yüzü Teline dokunma kırar, kızar ha! Acımaz, kor, diri diri mezara! Kıskançtır, hasistir; çekemez yükü İster, tek kendisi kullansın mülkü Vicdansız, insafa gelir mi? Belki!? Gelmezse, çekinmez sürer hızara Acımaz, kor, diri diri mezara! Görünümü sık sık değişir, kanma!? Ağlar, inler roldür; sakın inanma!? Uzak dur, tehlike; eminim sanma İnsan, âlemde en girift manzara Acımaz, kor, diri diri mezara! Unutma! Bende bir insanım, insan! İçim, dışım ayrı; kazancım isyan! Rahmet kapısından ermezse ihsân Çıkar hâlim, nedir, bir bir pazara? Alır mı? Koymayın diri, mezara!? |
E mi..
Dikenlerle dolsun sevdiğin güller Taşlara dönüşsün tuttuğun eller Essin bağrında hep kavuran yeller Bir daha neşeyle güleme emi! Saçların ağarsın, yüzün buruşsun Hasretle can, tenin; yansın tutuşsun Gözyaşın dinmemek üzere coşsun Ömrünce baharı bileme emi! El içinde boynu bükük kalakal! Bitsin ümitlerin, boş hayâle dal! Acıyla başını taştan taşa çal Bayıl da kendine geleme emi! Gündüzün geceye döne sonunda Yapayalnız yürü hayat yolunda Bitmeyen acılar besle canında Derdine dermanı bulama emi! Bana ettiğini hatırla tek tek Kalmasın içinde ne bal ne petek Görme hiç kimseden zerrecik destek Düş, hiç bitmeyen eleme emi! İçin dışın kalkmaz karanlık dolsun Çiçeğin bir bahar görmeden solsun Gördüğün tek mevsim sonbahar olsun Bir daha da mutlu olama emi! Bu aşkı yıkmanın ölüm bedeli Gerçekten seveni reddetmez deli Dilim bedduada, kalbim misâli Mutlu olma, murat alama emi! |
En Büyük Sahtekar
Benden hayır beklemeyin Her şey açık, gizlemeyin Doğru adamdır demeyin Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Halifeliğe adaydım Tehlike görünce kaydım İlk, verdiğim sözden caydım Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Söz söyletmem çıkarıma Taş koydurtmam tekerime Aldanamayın vakârıma Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Sözüm süslü, özüm puslu Çok mal, mülküm; haram aslı Herkes zanneder nâmuslu Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Kılıfım merhamet, hilim Çok korkunç, görünmez hâlim Yalansız edemez dilim Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Menkîbeler anlatırım Dinleyeni ağlatırım İşim, böyle aldatırım Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Aç kurt gibi saldırırım Hortumumu daldırırım Bulduğumu kaldırırım Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım İlk kendime ihânetim Kılavuzum: cehâletim Felâketim: kehânetim Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Etmez misin biraz merak Niçin her yan çorak, kurak Hep aldatma vatan, bayrak Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Vaat büyük, sonuç hüsran Malzeme din, îman, Kur’an Nefsim, şeytan yoldaş, yâran Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. Düşene acımam aslâ Kucaklarım ihtirasla Ayar, tatlı dil, kumpasla Sermayemdir ihtikârım Ben en büyük sahtekârım. |
Erciyes ve Çocuk
Minik ellerinde tartı kantarı Küçük bir çocuk Ağlıyor hıçkırarak Bir soğuk kış akşamında Ne ise sıkıntısı Sokak ortasında Ey çocuk! Sus, ağlama! Yüreğim delilenir! Ey çocuk! Sus, ağlama! Duyarsa Erciyes celâllenir! Boşaltır üstümüze Bütün kar ve kışını Ey çocuk! Sus, ağlama! Sileyim gözyaşını Yaklaş, sevgi ile okşayayım başını. Ey çocuk! Ne kadar üşümüş Buz tutmuş ellerin!.. Söyle, soğuktan mı Açlıktan mı titriyor sözlerin ? Bakışların tipiye tutulmuşçasına Ürkek, telaşlı... Niye ayazdan kavrulmuş gibi güllerin? Gülmeyi unutmuş gibisin Bilinmez, kaç zamandır!.. Özleminle içim kandadır Ey çocuk! Yaklaş da koklayayım başını! Ey çocuk! Sus, ağlama! Göz yaşların ciğerime saplanır. Ey çocuk! Gel bana, gel! Duyarsa Erciyes gazaplanır! Boşaltır üstümüze Gazabını, hıncını!.. Ey çocuk! Sus, ağlama! Paylaşalım acını!.. Şu soğuk, buz kesen Tipili havada İşin ne? Ne arıyorsun dışarıda ? Akranların uyurken Mışıl mışıl Sıcacık yatakta Ninni dinlerken şefkatli bir kucakta El-ayak çekilmiş Bir canlı bile yokken Neredeyse ayakta Üşüyorsun sen İliklerine kadar Hücrelerine kadar Donarcasına sokakta Ne olur koş ısın Taşlaşmış sinemi yak da. Suskun durma! Bir şeyler söyle ! Gözlerime bak da Hüzünle yere eğme başını Yazık olur, dökme yere Gir, yüreğime dök göz yaşını. Ey çocuk! Sus, ağlama! Yüreğim hicranlanır. Ey çocuk! Sus, ağlama! Duyarsa Erciyes üstümüze çullanır!.. İndirir suratımıza Soğuk soğuk kırbacını Ey çocuk! Sus, ağlama! Sancım edeyim, sancını. Ey çocuk! Ayakkabın bile yok ayaklarında… Yırtık, pırtık bir elbise Bu yaşta çökmüş omuzlarında Üşümüş ellerin Isıtayım Ellerime uzan da!.. Sen bizdensin Bizlerse senden.. Sahip çıkmamışsak da!.. Durma öyle Ürkek ürkek uzakta!.. Koş yürekler bul sığınacağın!? Ömrünü bitirme Şu acımasız Merhametsiz sokakta!.. |
Fosillerin Gözyaşı
Fosillerin gözyaşı turbaları emziren Bir gözün öfkesidir sonsuzluktaki şimşek! Öyküsü yalnızlığın izbeleri ezdiren Canlardaki yaradan, rahat olmayan döşek! Mutluluğu çökerten bir rüya görüntüsü Elemlerin koyağı gözyaşlarının göğsü Metânet, sabır, rızâ yaşamanın ölçüsü İmkânsız son dâveti reddetmek ve gitmemek Başkaldıran neyine güveniyor, nesi var? Issızlık kurur muydu, dönse geri yolcular? Dökülmese damlalar kahrolurdu acılar Ağlamak, gerekince, olur mu hiç gülmemek? Yer neyi varsa verir, nispet ederek göğe Dalların canı çıkar, başını eğe eğe Arıya bal yaptıran, balı koyan çiçeğe Bilgiyi yok edemez, anlamamak, bilmemek!.. Düğümler, kördüğümler: canı rehine alan Doğruları öldüren ihânet, isyan, yalan Hiçbir şeyi olmazsa edemez kimse talan Ölümsüzlük düşünen, elinde mi ölmemek? Almak ise muradın; ver hep, karşılıksız ver! Karşılık istiyor mu, bak! Verirken yerler, gökler Emredileni işle, inan ki sana yeter Sakla ve saklan haydi, mümkünse görünmemek. |
Gereksinme Dürtüsü
yerimi deler kurşun acılar acılardan eler yabancılar anlamaz anlatır anlayanı ağlatır demirlediğim sancılar… göz göze geldikçe inletir bakışlarımı duygularımdaki paslı kelepçe kirleterek göz yaşlarımı kahpece mahkum eder yeni acılara kalleşçe… yok bir kalkanım canımdı delik deşik nerdeler niye böyle kahpeliklere büründü kardeşlik hani onlar canım, kanımdı geleceklerse kim perdeler? ben perdesiz bir halde siperlerde can vermeye hazırken biliyorum onlar bohem bardaklarda kendinden geçmiş uzanmış yatar halde çardaktalar yüreğimi yalnızlığın kazmaları kazırken… gereksinme dürtüsü bu yadsındığım yüzlerden ve sürgündür hiç bitmeyecek ivecen ve sevecen gözlerden… |
Gül ve Sevda
Ben bir nâzenin gülüm kolay incinir çok kolay üzülürüm. Güller açılır gönlümde bana bakınca gülen gözleri gördüğüm zamanlarda neşeli, neşeli öter buluştuğumuz ânlarda bülbülüm Bana bahçıvanın baktığı gibi bakmayın ne olur! Hele çiçekçinin baktığı gibi aslâ bakmayın! konuşun zaman zaman benimle ne derdiniz varsa anlatın, gizli dertlerin dilinden en iyi ben analarım! Kim inlerse beni alıp eline üzülerek onu dinlerim! Öpmek ve koklamak isterken dikkat edin, dudaklarınıza batabilir dikenlerim! Ne olur canımı yakmayın canınız yansa bile hele kızarak yerlere aslâ fırlatmayın siz bilemezsiniz ama ben de ağlar, inlerim. Bir gerçek, dalımda daha güzel durduğum! Ama sevenler elinde daha mutlu olurum! Sevenler, ey sevgiye değer vereneler! Alın, göğsünüze takın beni suya bırakın göğe fırlatın beni ama takmayın çelenklere üzüntüden kahrolurum. Her zaman âfili değildir güzelliğim Sevgisiz ve sevensiz kalınca solmak en eksik özelliğim! Ne olur kalbinizin üzerinde tutun hatıra defteri arasına koyun açıp koklayın ara sıra eski bir dostu ziyâret eder gibi yoklayın! Yükseldikçe iniltiler etrafımdaki yapraklardan daha şefkatle sarılın lütfen daha içtenlikle tutun buruşmuş, kurumuş diye atmayın çöplüğe kesinlikle sevin beni sevebileceğiniz kadar en az sizin kadar bende muhtâcım sevmeye, sevilmeye. Ben bir nâzenin gülüm! Sevgi kanımdır! İlgi canımdır! sevgisizlikse benim için en büyük cezâ sevgisizlerse en büyük düşmanımdır! hoyrat davranmak hor bakmak bana inanın en korkunç ölüm! beddualarım onlara açılınca ellerim sevin, beni! kollayın ve koklayın sonsuza kadar ne olursunuz güllerim! |
Gül Yâr
Bana diken diyorlar, sana ise, hep gül, yâr! Hasret, nâlan gözüme bir kez olsun bak, gül, yâr! Vazgeçmez, ezel gönül vermiş sana, gönül yâr! Hasret, nâlan gözüme bir kez olsun bak, gül, yâr! Gönlümdeki çiçekler ümitlerle açıyor Neşeyle rayihasın sevdân için saçıyor Anlamadım, gözlerin niçin benden kaçıyor? Hasret, nâlan gözüme bir kez olsun bak, gül, yâr! Tut elinden kalbimin, peşin sıra sürükle! Külleniyor ateşi, gözlerinle körükle! Amâdedir emrine, ne derdin varsa yükle! Hasret, nâlan gözüme bir kez olsun bak, gül, yâr! Canım, kâlbim bendendir; ayırma eşiğinden Sevdâlanmış, hüsnünün demlenir ışığından Katlanır her cevrine, razı ol aşığından Hasret, nâlan gözüme bir kez olsun bak, gül, yâr! |
Hakkı Söyle
Yalanlarla yürümez iş Gel ey dilim hakkı söyle Hak diyene cennet bahşiş Bil ey dilim hakkı söyle. Yerli, yersiz övseler de Kahretseler, sövseler de Acımasız dövseler de Öl ey dilim hakkı söyle. Dağıtmaya malın mı var? Tutunmaya dalın mı var? Direnmeye hâlin mi var? Kul, ey dilim hakkı söyle. Bükülmem dersin, bükerler İçine neler ekerler Her gün hesâba çekerler Ol ey dilim hakkı söyle. Mûteber iken hâlimlik Hâlin olmasın zâlimlik Yakışmaz sana hâinlik Yıl ey dilim hakkı söyle. Ateşlere atsalar da İbrâhim’ce yaksalar da Mahpuslara soksalar da Kal ey dilim hakkı söyle. Münâfık dillere kanma Düşman, nefsine inanma Nefret edilip kınanma Yol ey dilim hakkı söyle. Zarar eyleme kârını Harca Hak için varını Ne olur düşün yârını Çöl ey dilim hakkı söyle. Etkilenme şundan, bundan Bezdirseler dahi candan Hiç vazgeçme doğruluktan Bal ey dilim hakkı söyle. Kötü hâllerinden silkin Kalmasın içinde hiç kin De diline Allah için Gel ey dilim hakkı söyle. |
Halkımın Hali
Sığlara sığınmış aç, susuz, sefil Kimi, kimsesi yok, perişan halkım! Saf kuzu, idâre edenler gâfil Kimi, kimsesi yok, perişan halkım! Beyinlere demir atmış tembellik Ne yolu var, ne su, ne elektrik Irgatlık tek meslek, rütbe kölelik Kimi kimsesi yok, perişan halkım! Okul yok, bihâber nesil ilimden Göz açmak imkansız baskı, zulümden Bu nasıl özgürlük, beter ölümden!? Kimi kimsesi yok, perişan halkım! Çeker büyüklerin her tür kahrını Bal ister, verirler külfet zehrini İçine akıtır isyan nehrini Kimi kimsesi yok, perişan halkım! Sen sal, dertler baştan “gitmedi” derler... Barış ister, savaş “bitmedi” derler... Kan verir, can verir “yetmedi” derler... Kimi kimsesi yok, perişan halkım! Tarlası çoraktır, harmanı kıtlık! Bir kemik, bir deri; dermanı kıtlık! Gözü aç beylerin fermanı kıtlık! Kimi kimsesi yok, perişan halkım! Duyun bu çığlığı, ağalar, beyler Sorun; açlar ne yer, ne içer, neyler? Söylesem dokunur denecek şeyler Kimi kimsesi yok, perişan halkım! |
Hasretlik
Çok çok uzaklarda yuvamla yurdum Özüme kaynar su dökülmüş gibi!.. Hasret kavurması oldu vücudum Ciğerimden canım sökülmüş gibi!.. Yüreğim yakınken, kendim ırağım Kavuşma bekleyen müzmin kurağım Her yerim hârabe, viran yüreğim Kalkamam ayağa yıkılmış gibi!.. Buz tutan çözülen özlem canımda Ölsem, dirilsem yok, kimsem yanımda Kaynıyor ayrılık gamı kanımda Sevgi hislerimden çekilmiş gibi. Bitmeyen hasrete canım ezilen Yoktur çektiğim adını bilen Nerede belirsiz; bekleyen, gelen Bakarım yollara çakılmış gibi! |
Haydi Uyan Çocuğum
“Hiç uğruna savaş isteyenleri kınamak için” Savaş tamtamları yeniden çalmaya başladı -Sebep…? Bir çocuk bir kuşu taşladı..!? ya da…bir garip, başkaldırmayı düşledi..!? belki bir kelebek ipek işledi..!? diyeceksin ki; saçma! Kapat, üstünü fazla açma! Bozulmuş bir kez dürüstlüğün dokusu Açarsan, her tarafı sarar, pislik kokusu! haydi uyan çocuğum! vicdanları insafsızlık haşladı! akıllar durdu birden izanlar yavaşladı… sen de gel haydi! Şimdi kaçma zamanı, kaçma! başlamak üzere barış yolculuğum! kabuslar uyandırmadan kalk! Geçti düşler, hayaller zamanı… Güzel uykuların kana bulanmadan kalk! -Belki görünce sen gökte yıldız sanacaksın üzerine bombalar yağmadan kalk! Aç, çıplak kalıp donacaksın! güneş üzerine acılarla doğmadan kalk! İnsanlık rotasını şaşırmış! ihtiras ve gözü dönmüş çılgınlık mâsum boğazını boğmadan kalk! Sen farkına var olan bitenin hiç değilse Farkında olmasa da birçok ahmak! Haydi uyan çocuğum! Haydi! Nice yiğit unuttu akdini… Nice mert verdiği sözden caydı! Kalleşlik ve kahpelik en geçerli rütbe..!? Yalnız bizim değil âlemin ayağı kaydı Yalnız bizi değil Çıldırmış, kana susamış canavarlar Hakkı, hukuku yok saydı! Haydi uyan çocuğum! Olmadan duygular daha hain, daha kıraç! Belki kucaklayan birileri vardır… sevgiyle kucağını aç! Yoksa seni de boğacak bu kancık savaş ve senin de sırtına şaklayacak namert kırbaç! Haydi uyan çocuğum! Haydi ! |
Her Yerde Aşk
Ben aşkı kelebeklerle cilveleşirken gördüm çiçeklerle, gezerken kendinden geçmiş halde, bahçelerde… Ben aşkı … kırmızlar içinde bâzen… bâzen beyazlarla dolaşırken gördüm arılarla peteklerde… ve bulutlarla kucak kucağa… dertleşirken rüzgarlarla, yükseklerde… Ben aşkı mevsimlerle gezinirken gördüm büyüleyici desenlerle.. bâzen üşümüş gibi büzülmüş… bâzen sere serpe her yerde… Ben aşkı oynaşırken gördüm yıldızlarla gökkuşağında renklerle… ondördünde ayken göklerde… Ben aşkı sevinçlerle coşarken gördüm yüreklerde… ve el ele dolaşırken caddelerde… Ben aşkı… bakışları buğulanmış gözlerde tepeden tırnağa ıslanmış gördüm… anadan üryan sevişirken yakamozlarla kendinden geçmiş halde… Ferhat’ın dağları deldiği…aşktan! Aşk ki, teskin eder ne çılgınları! .. Vahşinin insafa geldiği…aşktan! Aşk ki, barıştırır ne dargınları! .. Cahilin meçhulü bildiği…aşktan! Aşk ki ehilleştirir ne saldırganları! .. Hâkimin isyanı sildiği…aşktan! Aş ki canlandırır ne yorgunları! .. Ey aşk! Sen ne büyük, ne azizsin! .. Eğil de başın eğilmez başlara değsin! |
Hercai Bir Hayalet
Avucunda zamanın hercai bir hayâlet Bir kelebek misâli, dönüyor gözlerimde! Sevdiğimin hayâli, diyor, haydi hayâl et O her zaman ki umut sönüyor gözlerimde. Bir siluet görüntü bıçaklayan içimi Kim yaptı, haberim yok, yüksündüğüm seçimi? Hep aynı, hiç değişmez özlemimin biçimi İhtiyacım tesellim, yanıyor gözlerimde. Susmaksızın esmekte özlemimin borası Met cezire yem oldu hislerimin karası İyileşmez ne yapsam, bu sevdânın yarası Bakıştıkça göz göze kanıyor gözlerimde! |
Hovarda
Güneşin alev alev dudakları dudaklarında… Sevgileri besleyen Umutlarında… Un ufak eden hasreti Avuçlarında… Sevdâ türküsü rüzgar soluklarında… Koynunda ayın ondördü… gökkuşağı yataklarda… Dedikodusu yapılan bulutlarda… hücre hücre ateş zerre zerre yangın kuraksı vücutlarda… Hatırına kandiller yakılan ve festivaller düzenlenen guruplarda… Irmaklarda çağıltı denizlerde dalga.. en nâzik dokunuş parmaklarda ve en büyüleyici gülüş dudaklarda.. çiçeklerde renk güllerde koku düşlerde sancı hayâllerde âhenk… Eşi ve benzeri olmayan civarda benim işte! O, her yerde adı söylenen hovarda… |
İbâdet Sevmek
Seni sevmek ibâdet, sevmemekse isyandır Müebbet mahkum sevdâm, ayrılık zindanında. Servettir, bir bakışın; gülücüğün ihsandır Cezânın en büyüğü, olamamak yanında… Anlayamam, anlatsam anlaşılmaz açmazım Yaşamak kolay değil, sürgünlük belge yazım İşitilmez çığlığım, rağbet görmez niyazım Taşıyorum özlemi leke gibi alnında. |
İlan-ı Aşk
Ateş basıyorsa yüreğimi seni anınca... ve görmüyorsam... düşünmüyorsam senden başka... yalnız hayâlin bürüyorsa gözlerimi sensen en ve tek değerli kimseye değer vermiyorsam... bir çılgına dönüyorsam sensiz kalınca... Bir telini bile... değişmek istemiyorsam başkasına... içimde ateş topu gibi duruyorsan... sana yan bakan bir gözün yapışıyorsam yakasına... kalbimle birlikte çarpıyor, nabzımla bir vuruyorsan... yokluğunun...dayanamıyorsam şakasına... söyler misin nedir bu? Ben bulamadım bir cevap... sende de bir cevap yok mu? Sözüm ve sözlüğüm sensen... her cümlem seni târif ediyorsa... Sen aklıma düşünce... - aklımda olmadığın bir ân zâten yok! aklım başımdan gidiyorsa.... sensen kördüğüme dönen özüm... ve sensen problemim, problemime tek çözüm... gözüm sensen...ağlayan ve sensen gülen yüzüm. Bütün cesâretimle söylüyorum... Sır olmaktan çıksın artık bu... İlk ve son sözüm! değilsin ve olamazsın aslâ tabu! böyle olmasaydı keşke!... daha nasıl anlatayım!? anla artık iki gözüm! ve anlat bana! düştüğümün delili mi bu, aşka? |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:08 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.