önceleri masum korkularım vardı benim...
gök gürültüsünden korkardım örneğin...
sonra gürültülerin nedenini öğrenecek yaşa geldiğimde...
kendimce yeni sebepler ekledim o seslerin arasına...
aklımda kendi çaktırdığım şimşeklerin aydınlığında soru işaretleri...
hangi arada geçtim basit evreleri de kaybetme korkusunu öğrendim bilmiyorum...
gök gürültüsünün sesinden korkarken...
bir bakmışım mavi gök hayallerimi kaybetme korkusu
yağmurları kaybetme korkusu..
yani öğrendiğim ne varsa kaybetme korkusu kaplamaya başladı içimi...
bunları düşünmeme yardımcı olan kalpleri yitirme korkuları vs vs...
en ağırı da bu olmaya başladı sanırım...
masum korkuların yerini kabuslar almaya başladı...
gitmeler gelmeler yürek gelgitleri kısaca...
dört yanımı sarmaya başlayınca ruhumun...
gerçek korku neymiş öğrendim...
korkmaktan korkmak neymiş onu da öğrenmiş oldum böylece...
çıkış yolu olmalıydı her şeyin sonlandığını bildiğim bir dünyada
hiçbir gök gürültüsünün sonsuza dek sürmeyeceğini
ya da burada gök gürlerken birilerinin bir yerlerde
bir deniz kıyısında güneşlenir olduğunu düşünüp tükettiğimi bilirim korkularımı...
yani o kadar da korkmaya gerek yok diyerek
şu an burada gök gürlemeli hepsi bu diye düşünerek...
tıpkı kalbimin sarsılışlarında, gürlemeli
gürleye gürleye yağmalı ve ardından doğacak parlak güneş için
kalp toprağını yumuşatmalı diye diye kendimi avuttuğum gibi...
çok şükür ki tüm korkular korkusuz hayaller,oyunlar ve hatta kandırmacalarla tükeniyor...
o kadar çok korktum ki zamanında
korkar sahiplenir korumaya çalışır saklarsam gitmez hayallerim benden sandım...
korkarak sahiplendiğim ne varsa gitti
düşünmeden sevdiğim yaşadıklarımsa en kötü ihtimalle
en güzel anılarım olarak kalp ceplerimde duruyor...
onun için şimdi korkmaktan korkmuyorum...
bazen birazcık üzülüyorum gidenlere,
|