Konu: Ahmet Yozgat
Tek Mesajı Görüntüle
Old 07-24-2008, 11:13 AM   #530
GooD aNd EvıL
Aşmış Üye
 
GooD aNd EvıL Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98
Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi : GooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Bir Başıboş Savrukluktur Bizdeki Gençlik
Apostol'la Dokuz Yüz Dördüncü Sayfaya Ek

1/:
Bir suçlu metropoldeydi yolum,
Kaldırım taşlarında rastlamıştım en son gölgene,
Üç gün mü desem,
Yoksa üç zaman mı bilemem.
Ama hüzünlü bir mağrurluk buğulanıyordu camlardan,
Umarsız çırpınıyordu somon balıkları akışın ters yönünde.
Eğer unutursan veya inkara yeltenirsen,
Ve öylece kalırsa aktimiz buluğ çağında mirzam,
O yerdeki gri yüzün ve boz yüzündeki pembe hüzün,
Tanık olur bakarsın bana.
***
Bir derin mahkemedir ki aşkın sorguhanesi,
Uzaklardan gelen zamanlar bile çok yakınımızdan geçerler,
Şimdi konuktur, bilmelisin ki onlar kaderin kazasına.
Ki bu rüzgarlarda anımsar yaşadıklarını,
Ve öylesine bir savrukluktur bizdeki gençlik,
Yani hayallerimize vurulan mühür,
İlelebet şahittir deli doluluğumuza yaşanmış hırçınlıklarda.
2/:
Ve ey şiir ve aşk sever alganoğulları...
Apostol lebaleb ruh-u mezbeleydi. Mekanik bir kıpırdanışla geriye dönüyordu zaman. Yıldızlar kayar gibi ilerliyordu. Ve meyhaneye giriyordu şahı cihan. Ve avanesi. Taç Mahal’in kubbesi başlarındaydı. Tam karşılarındaydı İrem’in asma bahçesi. İçerisi silme Mecus ehliydi. Onlar da içiyordu ateş suyunu. Ben de içiyordum anasını satıyım. İstanbul'un ortasındaki ahşap mozolesine tükürüyordu ikrah ile. Ve tekrar uzanıyordu Kommenos oğlu Kostantin diyar-ı Rumun en ücra köşesine. Apostol'un gözlerine kapanıyordu tozlu bir şiir. Yorgundu zahir. Bu uzayın dışındaydı belki de her şey. Ben ve diğer insanlar donmuş gibi takip ediyorduk çuvallar giymiş bir orduyu. Suyu zehir... Katığı baldıran bir güruhtu bunlar. Sayın ki Deggalo cinsinden birer ruhtu bunlar.
3/:
Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli...
İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi sade hayal üstü pilav:
Apostol ile kral Gassani'nin hareketlerini gel de izleme. Ancak kimse işin sırrını anlayamıyordu gece vakti. Bense her zamanki gibiydim. İçiyordum anasını satarak şiire dair ne varsa. Kırpıp kırpıp gazel yapıyordum destanları. Çünkü kadehime doldurduğum ileri bir karakolun sınırlı korkularıydı...
***
Her bitişinde korkumun ve şiirimin uzatıyordum,
'Lan Barba,” diyordum. “İkiletme de doldur hele!
Çıldırtan şıradan olsun itin ölümü,
Hergele atın ölümü ise şeytan suyundan...'
Ne çıkar bir Roma daha yansa?
Hiç...


Ahmet Yozgat
GooD aNd EvıL çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla