Şafak vakti gün batımı
avuçlarımdan kurşun aktı, şafaktı.
önümdeki ak kağıda yüreğimden kan damladı.
üzerinde sana geliyorum yazılıydı
oradayım üç şafak sonra
avuçlarımdan kurşun aktı, şafaktı.
senin beni okuyamayacağın zamanlara
bir yolculuk başlıyordu.
güneşin biri batarken diğeri doğmuyordu.
oysa bir gece önce mi, yoksa daha mı eski
kardeş türküler gibiydik sanki
daha dün gibi.
beraber halaya durur, hora teperdik.
birbirimizden yürek alır, kız verirdik.
aynı kavganın omuzdaşları değil miydik
benim soğuktan ellerim donardı
sen iliklerdin yaka düğmelerimi,
unuttum sanma.
bak şimdi bana tetik çeken parmağına
tanıyabilirsen tanı kendini.
haydi şimdi kapat açık giden gözlerimi.
avuçlarımdan kurşun aktı, şafaktı.
önümdeki ak kağıda yüreğimden kan damladı.
üzerinde bitecek bir gün diye yazıyordu
hele boy versin ekinler
gene hasat *******i beraber biçilecek
sevdalarımız aynı topraklarda el ele verecek
çocuklarımızın yarınlarında
üstümüze düşen
aynı gökyüzünün renkleri olacak.
hatırlasana dün gece mi yoksa daha mı eski
beraber siper kazarken menzilinin dışına
düşmez miydi terlerimiz aynı toprağa.
ve vurulup yatarken yan yana
karışan kanlarımız değil miydi kardeşliğimiz adına.
bakma şimdi;
avuçlarımdan kurşunun akmasına bir şafak vakti
çok acılı bir oyuna zorlandık diyelim,
bugünleri bir daha yaşanmamak üzere silelim.
ben öldüğümle kalayım, sen öldürdüğünle
ama çok geç olacak yarınları asla beklemeyelim.
bizim oyunumuzda bu olsun
dosta düşmana karşı
kardeşliklerimiz hatırına el-ele verelim
|