Tek Mesajı Görüntüle
Old 04-01-2009, 03:49 PM   #155
GooD aNd EvıL
Aşmış Üye
 
GooD aNd EvıL Kullanıcısının Avatarı
 
Üyelik Tarihi: Aug 2007
Konum: İstanbul
Mesajlar: 281,268
Teşekkür Etme: 98
Thanked 355 Times in 320 Posts
Üye No: 44033
İtibar Gücü: 57918
Rep Puanı : 34658
Rep Derecesi : GooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond reputeGooD aNd EvıL has a reputation beyond repute
Cinsiyet : Erkek
Varsayılan

Dar coğrafyanın ufukları - düz yazı

Özel ilgi alanıma girerdi çocukluğumda coğrafya. Atlaslardaki rengarenk boyalı ülkeler, mavi denizler hep hayali gezilerimin valizlerinde küçük anı etiketleri olarak yapışıp kalırlardı. Hala duydukça şaşırır, bir anlam veremem sıkça duyduğumuz “haritada yerini sorsan gösteremezler, bilmezler” türünden beyanat arası sözlere. Ben sekiz-on yaşlarında bir Türk çocuğu olarak; dünyadaki bütün ülkelerin başşehirlerini, dağlarını, ovalarını, göllerini, kıyısı olan denizlerini, karadaki komşularını neredeyse ezbere sıralarken bugünün teknolojik imkanlarını eğitim alanında üst düzeyde kullanan bir ülke çocuğunun, örneğin Türkiye’nin değil başkentini bilmek haritadaki yerinden bile habersiz olmasını anlayamam. Oysa dediğim yaşlardaki bir çocuk; aşkı, ekonomiyi, siyaseti bilmeyebilir, ilerde başına çok dertler açacak bazı duygulardan habersiz olabilir ama elinin altındaki renkli kitaplardan iki karış uzaktaki bir ülkenin çarşısında hangi ürünün satıldığını bilebilir, bilmelidir de. Çünkü çocuktaki merak duygusu, öğrenmek, bilmek isteği körleşme sürecinin kapı önünde dolaşmaya başlamamıştır henüz.

Sonraki dönemlerde bir işe yaradı mı peki dünya coğrafyası hakkında yaşımın ve bugünkü akranlarımın bile ötesinde bilgi sahibi olmak. Ben biliyorum demenin verdiği zevk ötesinde bir işe yaradığı söylenemez. Esasen belli yaş dilimlerinde, okullarda “tamam sen coğrafyayı biliyorsun ama ben de tarihi çok iyi biliyorum” demekte, ben biliyorum zevkini tattırmaktan öte bir işe yaramaz. Kurbağanın sindirim sistemini hiç kimsenin öğrenememesine karşın ısrarla öğretilmeye çalışılmasının ve belki sonrasında gösterilen bunca çaba üstüne sadece kara tahtaya tebeşirle çizilmiş bir garip şekil olarak belleklerde bir süre işgalcilik oynaması gibi.
Kurbağalı bataklıklara fazla dalıp konudan uzaklaşmadan biz gene coğrafyaya dönelim. Ben çocukluğumun uzmanlık alanı gereği o ülke senin gezerken, bu deniz benim yüzerken pek moda bir deyim vardı. Radyo ajans saatlerinde ve sekiz sayfalık gazete manşetlerinde kulak ve göz misafirliğini bizden esirgemeyen.

“Balkanların ve Orta Doğunun en büyük ….”

Nerede yeni bir mağaza yada o zamanlar moda olan sinema salonu açılsa hemen “ Balkanların ve Orta Doğu’nun en büyük sineması veya mağazası” tanımı hazırdı . Yada en büyük stadyumu, en zengin adamı, en büyük vesairesi. Sporda başarılarımız (güreş dışında) Balkan ikincilik yada üçüncülüklerinden yukarıya çıkmazdı. Orta Doğu’lular ise bizim bu gibi en büyüklük yada bronz madalyalı gurur vesilelerimiz için muhatap bile olamazlardı. Orta Doğu’nun isminin Balkanlar’la beraber anılmasındaki neden ise şimdiki aklımın bana söylediğine göre klasmanın en altlarından kurtulabilmemiz için şark kurnazlığımızın onlara bir lütufu idi. Ve bu sakıza dönen söylemlerle yıllar boyu en yakın çevremiz en uzak çevremizin de çemberini oluşturuyordu. Daha uzaklar sanki bir başka galaksinin karanlığı gibiydi. Asırlar önce Cebeli tarık’a kadar gidip “bu dar boğazın ötesindeki mavilikleri hiç merak etmeyen Barbaros’larımız, Turgut Reis’lerimiz gibi biz torunları da çemberi genişletecek düşünce pergelimizin ayaklarını açamıyorduk bir türlü. Balkanların altında, Orta Doğu’nun üstünde yer alabilmek yetiyor ve artıyordu. Bu arada Küçük Amerika olabilmek gibi çok fazla ekonomik ve çok fazla ütopik söylentilerde vardı ama. Açılan üç-beş kilometrelik geniş yollar, köy tarlalarında traktör homurtuları ve Balkanlar ve Orta Doğu’nun en varlıklıları arasında yer bulan birkaç zenginimizin dışında kimseyi o veya bu şekilde etkilemiyordu bu söylem.

Pek çok olay yada tavır karşısında şaşkınlığa uğramamızın başlıca nedenlerinden biriside budur. Merak duygumuzun gelişmeme yada geliştirilmemiş olması ve Avrupa’yı ve dünyayı tanımakta, oralarda neler olup bittiğini, kimlerin ve nasıl yaşadıklarını ve neler düşündüklerini bilemememiz ve kavramakta zorluk çekmemizdir. Bu meraksızlık süreci, araştırma formatı olmayan bir yaşam içinde aklımızı da sürekli ayaklarını uzatmış tatilde görüntüsünde bırakmaktadır. Elbet bu görüşüm sadece bu makus kaderi yaşayan bizler için değil, gerçekte bizi anlamadıklarına inandığımız batılı ülkelerde doğup büyüyenler içinde geçerli.

Sonuç olarak merak duygularını kırbaçlayacağımız yeni nesiller, koltuk altlarındaki satranç tahtaları ile bol dumanlı ve zar şakırtılı kahvehane görüntülerinin önüne geçip duvarlar örmedikçe yarınlarda konuşulacak olanlarda; siyaset, ekonomi, kültür, dünya ile ilişkiler konusunda bugün konuştuklarımızdan pek farklı olmayacaktır.

Cevat Çeştepe
GooD aNd EvıL çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla