Gel, Ey sevgili!
Kara bulutlar hep nâçar ve garipleri mi seçti?
Bilemem, yüzyıllar böyle perişanlıkla mı geçti?
Böyle acımasızlıklar var mı geçmiş senelerde?
Bu denli yer etmiş miydi ukalalık çenelerde?
Sevgi yok, seviye hiç yok; bu nasıl dert, nasıl hüzün!
Solmuş gülü, dikenlerin tırmaladığı her yüzün.
Mevlana’yı ve Yunus’u bu güne taşıdık, nasıl?
Kabukta kaldık, özlere hiç inemedik velhasıl.
Kîl-ü kâl ile uğraştık giremedik asla hâle.
Hak hukuk çiğnendi, zemin açıldı suça vebale.
Yıllarca bülbülü konuk ettik kulaklarımıza.
Gurbet türküsü söylettik çatlak dudaklarımıza.
Geniş bir gönül yok muydu, hoş fikir yok muydu bizde?
Hep korsan gemilerini yüzdürdük balçık denizde.
Gel, ey sevgili! Artık al güllerin koklanmaz oldu.
Nefes verdiğin bu handa, gönül soluklanmaz oldu.
21 Nisan 2004 Çarşamba, Danimarka-Køge 23.13
8+8
Necmi Ünsal
|