Evrensel Dil
Şafak söktü gönlümde.
Tan yeri gibi ağardı umutlarım.
Bir güneş, bin güneş doğurdu içimden.
Gösterince tüm güzellikleri,
Ne titreşimler, ne tınılar hissettim.
İşte böyle bir anda,
Sazım türkü söyledi, ud’umsa şarkı bana.
Ne aşklar duyumsadı şu kalbim.
Ne güzellikler gördü gözlerim.
Ne hoş sesler işitti kulaklarım.
Ne hoş kokular aldı burnum.
Nice güzel duygular hissetti ellerim.
Bir kuzuyu severken bile,
İçim tir tir titredi, aynı kuzu gibi.
İşte böyle bir anda,
Sazım türkü söyledi, ud’umsa şarkı bana.
Aşkı, gece gökyüzüne sordum.
Yıldızlar seslendi, biz burda neyiz diye.
Ay dedi ki, ben de varım, yalnız onlar zannetme.
Gökyüzü de dedi ki, hepsi benim rahmimde.
Hissettim ve anladım onları ben de.
Sığmadı içim içime.
Göklere ağdım sanki.
İşte böyle bir anda,
Sazım türkü söyledi, ud’umsa şarkı bana.
Bazen fırtınalar esti içimde,
Yıktı – geçti olan ne varsa.
Yandığı da oldu bazen içimin,
Hem de yanardağ lavı gibi, eriyerek.
Hatta, bir boşluğa düştüğüm de oldu,
Kimim, neredeyim, ne yapıyorum,
Ben de bilemedim.
İşte böyle bir anda,
Sazım türkü söyledi, ud’umsa şarkı bana.
Kızmadım mı sanıyorsunuz hiç bir şeye?
Elbette kızdım, insanım çünkü ben de.
Ama, alamadım elime bağlamamı, ud’umu.
Yanaşmadılar bana böyleyken.
Kucaklayamadım onları bir sevgili gibi.
Anladım ki,
Müzik ilâhî bir şeydi, lütfuydu Tanrı’nın bize.
Çünkü, kızgınlık duyguları dokunamıyordu tele.
Aşk adına, güzellik adına,
Masumâne iç ezginlikleri adına ne hissettiysem,
İfade edemedim onları dilimle.
Kelimeler yetmedi anlatmaya.
Vaktî ve şeklî ibadetler de yetmedi.
Basit geldi, bir dilenci gibi yakarmaksa Allah’a.
İşte böyle anlarda,
Sazım türkü söyledi, ud’umsa şarkı bana.
24.11.1998 – Salı
Abdurrahman Özdemir
|